| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 80. Ayet (2:80:18) | تَقُولُونَ | تقولون | tekûlûne | söylüyorsunuz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” | |||||
| 2 | Bakara 104. Ayet (2:104:6) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! “Râ’inâ (bizi gözet)” demeyin, “unzurnâ (bize bak)” deyin ve dinleyin. Kâfirler için acıklı bir azap vardır.[29] | |||||
| 3 | Bakara 140. Ayet (2:140:2) | تَقُولُونَ | تقولون | tekûlûne | söylüyor(mu)sunuz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. | |||||
| 4 | Bakara 154. Ayet (2:154:2) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.[41] | |||||
| 5 | Bakara 169. Ayet (2:169:6) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | ve söylemenizi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. | |||||
| 6 | Bakara 235. Ayet (2:235:24) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | söylemeniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın.[65] Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 7 | Âl-i İmran 124. Ayet (3:124:2) | تَقُولُ | تقول | tekûlu | sen diyordun | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sen mü’minlere, “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun. | |||||
| 8 | Nisâ 43. Ayet (4:43:13) | تَقُولُونَ | تقولون | tekûlûne | ne dediğinizi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır. | |||||
| 9 | Nisâ 94. Ayet (4:94:12) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 10 | Mâide 19. Ayet (5:19:14) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada, “Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 11 | En'am 93. Ayet (6:93:41) | تَقُولُونَ | تقولون | tekûlûne | söylüyor | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen! | |||||
| 12 | En'am 156. Ayet (6:156:2) | تَقُولُٓوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 13 | En'am 157. Ayet (6:157:2) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 14 | A'raf 28. Ayet (7:28:17) | اَتَقُولُونَ | اتقولون | e-tekûlûne | mi söylüyorsunuz? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çirkin bir iş işledikleri vakit, “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?” | |||||
| 15 | A'raf 33. Ayet (7:33:24) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | söylemenizi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” | |||||
| 16 | A'raf 172. Ayet (7:172:0) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. | |||||
| 17 | A'raf 173. Ayet (7:173:0) | تَقُولُٓوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut, “Bizden önce babalarımız Allah’a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helâk mı edeceksin?” dememeniz içindir. | |||||
| 18 | Yunus 68. Ayet (10:68:0) | اَتَقُولُونَ | اتقولون | etekûlûne | söylüyor musunuz? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bir çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. O, her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil de yoktur. Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? | |||||
| 19 | Yunus 77. Ayet (10:77:0) | اَتَقُولُونَ | اتقولون | etekûlûne | böyle mi diyorsunuz? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ: “Size hak gelince, onun hakkında böyle mi diyorsunuz? Bu bir sihir midir? Oysa sihirbazlar, iflah olmazlar!” dedi. | |||||
| 20 | Hûd 91. Ayet (11:91:8) | تَقُولُ | تقول | tekûlu | senin söylediğin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin.” | |||||
| 21 | Nahl 116. Ayet (16:116:2) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler. | |||||
| 22 | İsrâ 40. Ayet (17:40:9) | لَتَقُولُونَ | لتقولون | letekûlûne | söylüyorsunuz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbiniz erkek çocukları size seçip-ayırdı da kendisine meleklerden kız çocukları mı edindi? Gerçekten çok büyük bir söz söylüyorsunuz.[315] | |||||
| 23 | Tâhâ 40. Ayet (20:40:4) | فَتَقُولُ | فتقول | fetekûlu | ve diyordu | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.[357] (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!” | |||||
| 24 | Nûr 15. Ayet (24:15:4) | وَتَقُولُونَ | وتقولون | ve tekûlûne | ve söylüyorsunuz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 25 | Furkan 19. Ayet (25:19:4) | تَقُولُونَۙ | تقولون | tekûlûne | dedikleriniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İlâh edindikleriniz) söyledikleriniz konusunda sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı savmaya gücünüz yetmeyecek ve kendinize yardım da edemeyeceksiniz. Sizden kim de zulüm ve haksızlık ederse, ona büyük bir azap tattırırız. | |||||
| 26 | Ahzab 37. Ayet (33:37:2) | تَقُولُ | تقول | tekûlu | diyordun | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.[439] | |||||
| 27 | Zuhruf 13. Ayet (43:13:11) | وَتَقُولُوا | وتقولوا | ve tekûlû | ve (şöyle) demeniz için | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 12,13,14. O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve “Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz” diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır. | |||||
| 28 | Kaf 30. Ayet (50:30:6) | وَتَقُولُ | وتقول | ve tekûlu | ve der | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün Cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “daha var mı?” der. | |||||
| 29 | Saf 2. Ayet (61:2:6) | تَقُولُونَ | تقولون | tekûlûne | söylüyorsunuz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? | |||||
| 30 | Saf 3. Ayet (61:3:6) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | söylemenin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir. | |||||