| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Ankebut 5. Ayet (29:5:7) | اَجَلَ | اجل | ecele | (buluşma) vakti | أ ج ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim Allah’a kavuşmayı umarsa, bilsin ki Allah’ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 2 | Neml 11. Ayet (27:11:8) | سُٓوءٍ | سوء | sû-in | (yaptığı) kötülükten | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ancak kim zulmeder de sonra (yaptığı) kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki şüphesiz ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet edenim.” | |||||
| 3 | İsrâ 32. Ayet (17:32:6) | فَاحِشَةًۜ | فاحشة | fâhişeten | açık bir kötülüktür | ف ح ش |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. | |||||
| 4 | Nûr 58. Ayet (24:58:7) | مَلَكَتْ | ملكت | meleket | altında bulunan (köle ve hizmetçi) | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz bulûğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 5 | Meâric 30. Ayet (70:30:6) | مَلَكَتْ | ملكت | meleket | altında bulunanlar | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak eşleri, yahut sahip oldukları cariyeleri başka. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeleri ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar. | |||||
| 6 | Nisâ 36. Ayet (4:36:23) | مَلَكَتْ | ملكت | meleket | altında bulunanlara | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez. | |||||
| 7 | Nahl 71. Ayet (16:71:15) | مَلَكَتْ | ملكت | meleket | altında bulunanlara | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar? | |||||
| 8 | Nisâ 90. Ayet (4:90:8) | م۪يثَاقٌ | ميثاق | mîśâkun | andlaşma bulunan | و ث ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir topluma sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sığdıramayıp (tarafsız olarak) size gelenler başka. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse; Allah, onlara saldırmak için size bir yol (yetki) vermemiştir. | |||||
| 9 | Nisâ 92. Ayet (4:92:40) | م۪يثَاقٌ | ميثاق | mîśâkun | andlaşma bulunan | و ث ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 10 | Enfal 72. Ayet (8:72:0) | م۪يثَاقٌۜ | ميثاق | mîśâk(un) | andlaşma bulunan | و ث ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 11 | Kasas 19. Ayet (28:19:33) | الْمُصْلِح۪ينَ | المصلحين | l-muslihîn(e) | arabulucular- | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam, “Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun” dedi. | |||||
| 12 | Sâffât 135. Ayet (37:135:3) | فِي | في | fî | arasında bulunan | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 134,135. Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık. | |||||
| 13 | Fussilet 6. Ayet (41:6:12) | فَاسْتَق۪يمُٓوا | فاستقيموا | festekîmû | artık doğrulun | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!” | |||||
| 14 | Âl-i İmran 143. Ayet (3:143:3) | تَمَنَّوْنَ | تمنون | temennevne | arzuluyordunuz | م ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, siz ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz. | |||||
| 15 | Şûrâ 7. Ayet (42:7:14) | لَا | لا | lâ | asla bulunmayan | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir. | |||||
| 16 | Bakara 233. Ayet (2:233:32) | مِثْلُ | مثل | miślu | aynı (yükümlülük var)dır | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | -Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını i-Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk teklif edilmez. -Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın- (Baba ölmüşse) mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer (anne ve baba) kendi aralarında danışıp anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu sütten kesmek isterlerse onlara günah yoktur. Eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz örfe uygun olarak vereceğiniz ücreti güzelce ödediğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 17 | Nebe' 31. Ayet (78:31:3) | مَفَازًاۙ | مفازا | mefâzâ(n) | başarı ödülü | ف و ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 31,32,33,34. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. | |||||
| 18 | Kasas 78. Ayet (28:78:6) | عِنْد۪يۜ | عندي | ‘indî | bende bulunan | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kârûn, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir). | |||||
| 19 | Kehf 95. Ayet (18:95:3) | مَكَّنّ۪ي | مكني | mekkennî | beni bulundurduğu imkanlar | م ك ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği (imkân ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi. | |||||
| 20 | Kehf 69. Ayet (18:69:2) | سَتَجِدُن۪ٓي | ستجدني | setecidunî | beni bulursun | و ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi. | |||||
| 21 | Kehf 67. Ayet (18:67:5) | مَعِيَ | معي | me’iye | benimle beraber bulunmaya | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Adam, şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin.” | |||||
| 22 | Kehf 72. Ayet (18:72:7) | مَعِيَ | معي | me’iye | benimle beraber bulunmaya | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Adam, “Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi. | |||||
| 23 | Kehf 75. Ayet (18:75:8) | مَعِيَ | معي | me’iye | benimle beraber bulunmaya | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Adam, “Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi. | |||||
| 24 | Nûr 40. Ayet (24:40:13) | سَحَابٌۜ | سحاب | sehâb(un) | bir bulut | س ح ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut (inkârcıların küfür içindeki hâlleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.[389] | |||||
| 25 | Fâtır 9. Ayet (35:9:6) | سَحَابًا | سحابا | sehâben | bir bulut | س ح ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir. | |||||
| 26 | Ahkaf 24. Ayet (46:24:8) | عَارِضٌ | عارض | ‘âridun | bir buluttur | ع ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, “Bu, bize yağmur getiren bir buluttur” dediler. Hûd, “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgârdır” dedi. | |||||
| 27 | Meryem 50. Ayet (19:50:8) | صِدْقٍ | صدق | sidkin | bir doğruluk | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik). | |||||
| 28 | Bakara 248. Ayet (2:248:11) | سَك۪ينَةٌ | سكينة | sekînetun | bir huzur bulunan | س ك ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara şöyle dedi: “Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir.[68] Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Mûsâ ailesinin, Hârûn ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır.” | |||||
| 29 | Yunus 27. Ayet (10:27:0) | سَيِّئَةٍ | سيئة | seyyietin | bir kötülüğe | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü işler yapmış olanlara gelince, bir kötülüğün cezası misliyledir ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah’(ın azabın)dan koruyacak hiçbir kimse de yoktur. Sanki yüzleri, karanlık geceden parçalarla örtülmüştür. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 30 | Nisâ 149. Ayet (4:149:9) | سُٓوءٍ | سوء | sû-in | bir kötülüğü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz, yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 31 | Âl-i İmran 120. Ayet (3:120:7) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyi-etun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır. | |||||
| 32 | Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:4) | فَاحِشَةً | فاحشة | fâhişeten | bir kötülük | ف ح ش |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. | |||||
| 33 | Nisâ 17. Ayet (4:17:7) | السُّٓوءَ | السوء | -ssû-e | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 34 | Nisâ 78. Ayet (4:78:21) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyi-etun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar! | |||||
| 35 | Nisâ 110. Ayet (4:110:3) | سُٓوءًا | سوءا | sû-en | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur. | |||||
| 36 | En'am 54. Ayet (6:54:18) | سُٓوءًا | سوءا | sû-en | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 37 | A'raf 28. Ayet (7:28:3) | فَاحِشَةً | فاحشة | fâhişeten | bir kötülük | ف ح ش |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çirkin bir iş işledikleri vakit, “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?” | |||||
| 38 | A'raf 73. Ayet (7:73:32) | بِسُٓوءٍ | بسوء | bisû-in | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir ilâh yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah’ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah’ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar.” | |||||
| 39 | A'raf 131. Ayet (7:131:9) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyietun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler. | |||||
| 40 | Tevbe 50. Ayet (9:50:0) | مُص۪يبَةٌ | مصيبة | musîbetun | bir kötülük | ص و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musîbet gelirse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevinerek dönüp giderler. | |||||
| 41 | Hûd 64. Ayet (11:64:15) | بِسُٓوءٍ | بسوء | bisû-in | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah’ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah’ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.” | |||||
| 42 | Hacc 11. Ayet (22:11:15) | فِتْنَةٌۨ | فتنة | fitnetun(i) | bir kötülük | ف ت ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir. | |||||
| 43 | Şu'arâ 156. Ayet (26:156:3) | بِسُٓوءٍ | بسوء | bisû-in | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.” | |||||
| 44 | Rum 36. Ayet (30:36:9) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyietun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler. | |||||
| 45 | Ahzab 17. Ayet (33:17:11) | سُٓوءًا | سوءا | sû-en | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer Allah size bir kötülük dilese, sizi Allah’tan koruyacak kimdir? Yahut size bir rahmet dilese, buna engel olacak kimdir?” Onlar kendilerine Allah’tan başka hiçbir dost ve hiçbir yardımcı bulamazlar. | |||||
| 46 | Mü'min 40. Ayet (40:40:3) | سَيِّئَةً | سيئة | seyyieten | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü’min olarak salih bir amel işlerse, işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.” | |||||
| 47 | Şûrâ 48. Ayet (42:48:21) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyietun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür. | |||||
| 48 | En'am 160. Ayet (6:160:9) | بِالسَّيِّئَةِ | بالسيئة | bi-sseyyieti | bir kötülükle | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez. | |||||
| 49 | Alak 10. Ayet (96:10:1) | عَبْدًا | عبدا | ‘abden | bir kulu? | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 9,10. Sen, namaz kıldığında kulu (bundan) engelleyeni gördün mü?[589] | |||||
| 50 | Şûrâ 40. Ayet (42:40:3) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyietun | bir kütülüktür | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez. | |||||