| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 650 | Câsiye 15. Ayet (45:15:6) | اَسَٓاءَ | اساء | esâe | kötülük yaparsa | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim salih bir amel işlerse, kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz. | |||||
| 651 | Câsiye 21. Ayet (45:21:5) | السَّيِّـَٔاتِ | السيـات | sseyyiâti | kötülükleri | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp salih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar! | |||||
| 652 | Câsiye 33. Ayet (45:33:3) | سَيِّـَٔاتُ | سيـات | seyyiâtu | kötülükleri | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir. | |||||
| 653 | Câsiye 37. Ayet (45:37:2) | الْكِبْرِيَٓاءُ | الكبرياء | l-kibriyâu | ululuk | ك ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde ve yerde ululuk O’na aittir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 654 | Ahkaf 3. Ayet (46:3:5) | وَمَا | وما | ve mâ | ve bulunanları | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yarattık. İnkâr edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler. | |||||
| 655 | Ahkaf 16. Ayet (46:16:10) | سَيِّـَٔاتِهِمْ | سيـاتهم | seyyiâtihim | onların kötülükleri- | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va’ddir. | |||||
| 656 | Ahkaf 18. Ayet (46:18:7) | اُمَمٍ | امم | umemin | toplulukları | أ م م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında o sözün (azabın) gerçekleştiği kimselerdir. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır. | |||||
| 657 | Ahkaf 24. Ayet (46:24:3) | عَارِضًا | عارضا | ‘âridan | geniş bir bulut halinde | ع ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, “Bu, bize yağmur getiren bir buluttur” dediler. Hûd, “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgârdır” dedi. | |||||
| 658 | Ahkaf 24. Ayet (46:24:8) | عَارِضٌ | عارض | ‘âridun | bir buluttur | ع ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, “Bu, bize yağmur getiren bir buluttur” dediler. Hûd, “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgârdır” dedi. | |||||
| 659 | Ahkaf 24. Ayet (46:24:16) | ف۪يهَا | فيها | fîhâ | içinde bulunan | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, “Bu, bize yağmur getiren bir buluttur” dediler. Hûd, “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgârdır” dedi. | |||||
| 660 | Ahkaf 29. Ayet (46:29:4) | نَفَرًا | نفرا | neferan | bir topluluğu | ن ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince[492] birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. | |||||
| 661 | Ahkaf 35. Ayet (46:35:26) | الْقَوْمُ | القوم | l-kavmu | topluluktan | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) O hâlde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir duyurudur. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helâk edilir. | |||||
| 662 | Muhammed 20. Ayet (47:20:16) | ف۪ي | في | fî | bulunan | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnananlar, “Keşke bir sûre indirilse!” derler. Fakat hükmü apaçık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince; kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır. | |||||
| 663 | Muhammed 22. Ayet (47:22:6) | تُفْسِدُوا | تفسدوا | tufsidû | bozgunculuk yapacaksınız | ف س د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Demek, yüz çevirdiğinizde[494] yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi? | |||||
| 664 | Muhammed 29. Ayet (47:29:4) | ف۪ي | في | fî | bulunanlar | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, kalplerinde hastalık olanlar Allah’ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar? | |||||
| 665 | Fetih 5. Ayet (48:5:13) | سَيِّـَٔاتِهِمْۜ | سيـاتهم | seyyiâtihim | kötülüklerini | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bütün bunlar Allah’ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır. | |||||
| 666 | Fetih 6. Ayet (48:6:6) | الظَّٓانّ۪ينَ | الظانين | zzânnîne | zanda bulunan | ظ ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de, Allah’ın, hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük girdabı onların başına olsun! Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir! | |||||
| 667 | Fetih 6. Ayet (48:6:12) | السَّوْءِۚ | السوء | ssev/(i) | kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de, Allah’ın, hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük girdabı onların başına olsun! Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir! | |||||
| 668 | Fetih 9. Ayet (48:9:3) | وَرَسُولِه۪ | ورسوله | ve rasûlihi | ve Resulüne | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Allah’a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah’ı tespih edesiniz diye (Peygamber’i gönderdik.) | |||||
| 669 | Fetih 12. Ayet (48:12:15) | وَظَنَنْتُمْ | وظننتم | ve zanentum | ve zanda bulundunuz | ظ ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak eden bir kavim oldunuz. | |||||
| 670 | Fetih 12. Ayet (48:12:19) | قَوْمًا | قوما | kavmen | bir topluluk | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak eden bir kavim oldunuz. | |||||
| 671 | Fetih 29. Ayet (48:29:4) | وَالَّذ۪ينَ | والذين | velleżîne | ve bulunanlar | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir. | |||||
| 672 | Hucurât 6. Ayet (49:6:11) | تُص۪يبُوا | تصيبوا | tusîbû | yoksa kötülük edersiniz | ص و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. | |||||
| 673 | Hucurât 6. Ayet (49:6:12) | قَوْمًا | قوما | kavmen | bir topluluğa karşı | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. | |||||
| 674 | Hucurât 10. Ayet (49:10:9) | لَعَلَّكُمْ | لعلكم | le’allekum | umulur ki | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin. | |||||
| 675 | Hucurât 11. Ayet (49:11:7) | قَوْمٌ | قوم | kavmun | bir topluluk | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. | |||||
| 676 | Hucurât 11. Ayet (49:11:9) | قَوْمٍ | قوم | kavmin | toplulukla | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. | |||||
| 677 | Kaf 18. Ayet (50:18:8) | عَت۪يدٌ | عتيد | ‘atîd(un) | hazır bulunan | ع ت د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın. | |||||
| 678 | Kaf 38. Ayet (50:38:5) | وَمَا | وما | ve mâ | ve bulunanları | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (altı evrede) yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı. | |||||
| 679 | Zâriyât 2. Ayet (51:2:1) | فَالْحَامِلَاتِ | فالحاملات | fel-hâmilâti | yüklü (bulut)lara andolsun | ح م ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2,3,4,5,6. Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.[504] | |||||
| 680 | Zâriyât 7. Ayet (51:7:2) | ذَاتِ | ذات | żâti | bulunan | ذُو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 7,8. Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz. | |||||
| 681 | Zâriyât 25. Ayet (51:25:8) | قَوْمٌ | قوم | kavmun | bir topluluk(sunuz) | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve “Selâm olsun sana!” demişlerdi. O da “Size de selâm olsun.” demiş, “Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler” (diye düşünmüştü). | |||||
| 682 | Zâriyât 35. Ayet (51:35:3) | كَانَ | كان | kâne | bulunan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada (Lût’un yöresinde) bulunan mü’minleri çıkardık. | |||||
| 683 | Zâriyât 49. Ayet (51:49:6) | لَعَلَّكُمْ | لعلكم | le’allekum | umulur ki | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık. | |||||
| 684 | Zâriyât 53. Ayet (51:53:5) | قَوْمٌ | قوم | kavmun | bir topluluktur | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyleri söylüyorlar)? Hayır, onlar azgın bir topluluktur. | |||||
| 685 | Tûr 32. Ayet (52:32:7) | قَوْمٌ | قوم | kavmun | bir topluluk (mudur?) | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur? | |||||
| 686 | Tûr 44. Ayet (52:44:8) | سَحَابٌ | سحاب | sehâbun | bulutlardır | س ح ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gökten düşmekte olan parçalar görseler, “Bunlar, üst üste yığılmış bulutlardır” derler. | |||||
| 687 | Necm 10. Ayet (53:10:3) | عَبْدِه۪ | عبده | ‘abdihi | kuluna | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti. | |||||
| 688 | Necm 31. Ayet (53:31:3) | فِي | في | fî | bulunan | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. (Bu) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükâfatlandırması için (böyle)dir. | |||||
| 689 | Necm 31. Ayet (53:31:6) | فِي | في | fî | bulunan | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. (Bu) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükâfatlandırması için (böyle)dir. | |||||
| 690 | Necm 31. Ayet (53:31:10) | اَسَٓاؤُ۫ا | اساؤا | esâû | kötülük eden(leri) | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. (Bu) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükâfatlandırması için (böyle)dir. | |||||
| 691 | Necm 36. Ayet (53:36:4) | بِمَا | بما | bimâ | bulunan | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 36,37. Yoksa, Mûsâ’nın ve Allah’ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim’in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi? | |||||
| 692 | Necm 60. Ayet (53:60:1) | وَتَضْحَكُونَ | وتضحكون | ve tadhakûne | ve gülüyorsunuz | ض ح ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 59,60,61. Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur’an’a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? | |||||
| 693 | Kamer 9. Ayet (54:9:6) | عَبْدَنَا | عبدنا | ‘abdenâ | kulumuzu | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp “Bu bir delidir” dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu. | |||||
| 694 | Kamer 19. Ayet (54:19:5) | صَرْصَرًا | صرصرا | sarsaran | uğultulu | ص ر ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgâr gönderdik. | |||||
| 695 | Kamer 28. Ayet (54:28:8) | مُحْتَضَرٌ | محتضر | muhtedar(un) | hazır bulunsun (suyunu alsın) | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onlara, suyun (deve ile) kendileri arasında (nöbetleşe) paylaştırıldığını, bildir. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun.” | |||||
| 696 | Kamer 44. Ayet (54:44:4) | جَم۪يعٌ | جميع | cemî’un | bir topluluğuz | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa onlar, “Biz yardımlaşan (güçlü) bir topluluğuz” mu diyorlar? | |||||
| 697 | Kamer 45. Ayet (54:45:2) | الْجَمْعُ | الجمع | l-cem’u | o topluluk | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O topluluk yakında (Bedir’de) bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. | |||||
| 698 | Kamer 46. Ayet (54:46:3) | مَوْعِدُهُمْ | موعدهم | mev’iduhum | buluşma zamanları | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır. | |||||
| 699 | Kamer 55. Ayet (54:55:3) | صِدْقٍ | صدق | sidkin | doğruluk | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler. | |||||