| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 65. Ayet (2:65:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını[22] çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik. | |||||
| 2 | Bakara 143. Ayet (2:143:28) | وَاِنْ | وان | ve-in | ve elbette | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet[36] yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.[37] | |||||
| 3 | Bakara 176. Ayet (2:176:7) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu (azab) da, Allah’ın, Kitab’ı hak olarak indirmiş olması (ve onların bunu inkâr etmesi) sebebiyledir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise derin bir ayrılık içindedirler. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 62. Ayet (3:62:11) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu (İsa hakkındaki) gerçek kıssadır. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 5 | A'raf 7. Ayet (7:7:1) | فَلَنَقُصَّنَّ | فلنقصن | felenekussanne | ve elbette anlatacağız | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara (yaptıklarını) tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz. | |||||
| 6 | A'raf 66. Ayet (7:66:11) | وَاِنَّا | وانا | ve innâ | ve elbette biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavminin ileri gelenlerinden inkâr edenler dediler ki: “Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz.” | |||||
| 7 | Enfal 48. Ayet (8:48:0) | وَاِنّ۪ي | واني | ve innî | ve elbette ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, “Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım.” demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, “Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler)[252] görüyorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır” demişti. | |||||
| 8 | Hicr 9. Ayet (15:9:5) | وَاِنَّا | وانا | ve innâ | ve elbette biziz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz. | |||||
| 9 | Hicr 24. Ayet (15:24:5) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da. | |||||
| 10 | Nahl 97. Ayet (16:97:13) | وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ | ولنجزينهم | ve lenecziyennehum | ve elbette veririz | ج ز ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz. | |||||
| 11 | Nahl 103. Ayet (16:103:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır.[306] | |||||
| 12 | Tâhâ 127. Ayet (20:127:9) | وَلَعَذَابُ | ولعذاب | ve le’ażâbu | ve elbette azabı | ع ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haddi aşan ve Rabbi’nin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır. | |||||
| 13 | Hacc 40. Ayet (22:40:28) | وَلَيَنْصُرَنَّ | ولينصرن | ve leyensuranna | ve elbette yardım eder | ن ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | |||||
| 14 | Şu'arâ 55. Ayet (26:55:1) | وَاِنَّهُمْ | وانهم | ve innehum | ve elbette onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar.” | |||||
| 15 | Neml 74. Ayet (27:74:1) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, onların kalplerinin gizlediği şeyleri de, açığa çıkardıklarını da mutlaka bilir. | |||||
| 16 | Neml 77. Ayet (27:77:1) | وَاِنَّهُ | وانه | ve innehu | ve elbette O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz o, elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir. | |||||
| 17 | Ankebut 11. Ayet (29:11:1) | وَلَيَعْلَمَنَّ | وليعلمن | ve leya’lemenna | ve elbette bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, elbette kendisine iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir. | |||||
| 18 | Ankebut 11. Ayet (29:11:5) | وَلَيَعْلَمَنَّ | وليعلمن | ve leya’lemenne | ve elbette bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, elbette kendisine iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir. | |||||
| 19 | Ankebut 13. Ayet (29:13:6) | وَلَيُسْـَٔلُنَّ | وليسـلن | ve le-yus-elunne | ve elbette sorguya çekileceklerdir | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir. | |||||
| 20 | Ankebut 64. Ayet (29:64:8) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi! | |||||
| 21 | Lokman 29. Ayet (31:29:21) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve elbette | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmedin mi ki, Allah, geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri (kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah, işlediklerinizden hakkıyla haberdardır. | |||||
| 22 | Lokman 30. Ayet (31:30:6) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve elbette | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir, onu bırakıp da taptıkları ise batıldır. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür. | |||||
| 23 | Sâffât 165. Ayet (37:165:1) | وَاِنَّا | وانا | ve innâ | ve elbette biziz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız.” | |||||
| 24 | Sâffât 166. Ayet (37:166:1) | وَاِنَّا | وانا | ve innâ | ve elbette biziz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz biz (Allah’ı) tespih edip yüceltenleriz.” | |||||
| 25 | Sâffât 167. Ayet (37:167:1) | وَاِنْ | وان | ve in | ve elbette | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 167,168,169. Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.” | |||||
| 26 | Zümer 65. Ayet (39:65:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: “Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.” | |||||
| 27 | Mü'min 43. Ayet (40:43:14) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve elbette | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir.” | |||||
| 28 | Mü'min 43. Ayet (40:43:18) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve elbette | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir.” | |||||
| 29 | Şûrâ 41. Ayet (42:41:1) | وَلَمَنِ | ولمن | ve lemeni | ve elbette kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye (ceza vermek için) bir yol yoktur. | |||||
| 30 | Zuhruf 22. Ayet (43:22:8) | وَاِنَّا | وانا | ve innâ | ve elbette biz de | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır! Onlar sadece, “Şüphesiz biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, ve biz onların izlerinden gitmekteyiz” dediler. | |||||
| 31 | Zuhruf 30. Ayet (43:30:7) | وَاِنَّا | وانا | ve innâ | ve elbette biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat kendilerine Hak gelince, “Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkâr ediyoruz” dediler. | |||||
| 32 | Duhân 20. Ayet (44:20:1) | وَاِنّ۪ي | واني | ve innî | ve elbette ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım.” | |||||
| 33 | Ahkaf 15. Ayet (46:15:43) | وَاِنّ۪ي | واني | ve innî | ve elbette ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” | |||||
| 34 | Zâriyât 47. Ayet (51:47:4) | وَاِنَّا | وانا | ve innâ | ve elbette biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.[505] | |||||
| 35 | Necm 28. Ayet (53:28:10) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez. | |||||
| 36 | Hâkka 49. Ayet (69:49:1) | وَاِنَّا | وانا | ve innâ | ve elbette biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz. | |||||
| 37 | Nûh 7. Ayet (71:7:1) | وَاِنّ۪ي | واني | ve innî | ve elbette ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.” | |||||
| 38 | Cin 5. Ayet (72:5:1) | وَاَنَّا | وانا | ve ennâ | ve elbette biz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.” | |||||
| 39 | Cin 8. Ayet (72:8:1) | وَاَنَّا | وانا | ve ennâ | ve elbette biz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.” | |||||
| 40 | Cin 9. Ayet (72:9:1) | وَاَنَّا | وانا | ve ennâ | ve elbette biz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hâlbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.” | |||||
| 41 | Cin 10. Ayet (72:10:1) | وَاَنَّا | وانا | ve ennâ | ve elbette biz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?” | |||||
| 42 | Cin 14. Ayet (72:14:1) | وَاَنَّا | وانا | ve ennâ | ve elbette biz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır.” | |||||
| 43 | Şems 10. Ayet (91:10:1) | وَقَدْ | وقد | ve kad | ve elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır. | |||||
| 44 | Âdiyât 7. Ayet (100:7:1) | وَاِنَّهُ | وانه | ve innehu | ve elbette o da | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir. | |||||