| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 5. Ayet (2:5:6) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır. | |||||
| 2 | Bakara 157. Ayet (2:157:7) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte Rableri katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır. | |||||
| 3 | Âl-i İmran 90. Ayet (3:90:12) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir. | |||||
| 4 | En'am 153. Ayet (6:153:1) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve işte | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti. | |||||
| 5 | Tevbe 10. Ayet (9:10:0) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir. | |||||
| 6 | Tevbe 20. Ayet (9:20:0) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 7 | Tevbe 69. Ayet (9:69:0) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. | |||||
| 8 | Tevbe 88. Ayet (9:88:0) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat peygamber ve beraberindeki mü’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 9 | Tevbe 111. Ayet (9:111:0) | وَذٰلِكَ | وذلك | ve żâlike | ve işte | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır. | |||||
| 10 | Ra'd 37. Ayet (13:37:1) | وَكَذٰلِكَ | وكذلك | ve keżâlike | ve işte | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz onu (Kur’an’ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu ilimden sonra eğer sen onların heva ve heveslerine uyarsan, Allah tarafından senin için ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu. | |||||
| 11 | Nahl 108. Ayet (16:108:9) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir. | |||||
| 12 | Kehf 59. Ayet (18:59:1) | وَتِلْكَ | وتلك | ve tilke | ve işte | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte zulmettiklerinde yok ettiğimiz memleketler.. Helâk edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik. | |||||
| 13 | Nûr 4. Ayet (24:4:17) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir. | |||||
| 14 | Şu'arâ 22. Ayet (26:22:1) | وَتِلْكَ | وتلك | ve tilke | ve işte | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir.”[398] | |||||
| 15 | Ankebut 23. Ayet (29:23:10) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler var ya; işte onlar benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 16 | Rum 38. Ayet (30:38:14) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. | |||||
| 17 | Lokman 5. Ayet (31:5:6) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 18 | Zümer 18. Ayet (39:18:10) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir. | |||||
| 19 | Kasas 77. Ayet (28:77:1) | وَابْتَغِ | وابتغ | vebteġi | ve iste (ara) | ب غ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” | |||||
| 20 | A'raf 40. Ayet (7:40:21) | وَكَذٰلِكَ | وكذلك | ve keżâlike | ve işte böyle | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler![215] Biz suçluları işte böyle cezalandırırız. | |||||
| 21 | Hacc 16. Ayet (22:16:1) | وَكَذٰلِكَ | وكذلك | ve keżâlike | ve işte böyle | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 22 | Zuhruf 23. Ayet (43:23:1) | وَكَذٰلِكَ | وكذلك | ve keżâlike | ve işte böyle | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, “Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz” demiş olmasınlar. | |||||
| 23 | En'am 105. Ayet (6:105:1) | وَكَذٰلِكَ | وكذلك | ve keżâlike | ve işte böylece | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Sen iyi ders almışsın” desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur’an’ı) açıklayalım diye âyetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.[189] | |||||
| 24 | Ankebut 47. Ayet (29:47:1) | وَكَذٰلِكَ | وكذلك | ve keżâlike | ve işte böylece | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böylece biz sana kitabı indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona inanırlar. Şunlar (Kitap ehlinden çağdaşın olanlar)dan da ona inananlar vardır. Bizim âyetlerimizi ancak kâfirler inkâr ederler. | |||||
| 25 | Hûd 59. Ayet (11:59:1) | وَتِلْكَ | وتلك | ve tilke | ve işte bu | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler. O’nun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular! | |||||
| 26 | Fussilet 23. Ayet (41:23:1) | وَذٰلِكُمْ | وذلكم | ve żâlikum | ve işte bu | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İşte bu sizin, Rabbiniz hakkında beslediğiniz zannınızdır. O, sizi mahvetti de ziyâna uğrayanlardan oldunuz.” | |||||
| 27 | Tâhâ 76. Ayet (20:76:9) | وَذٰلِكَ | وذلك | ve żâlike | ve işte budur | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 75,76. Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükâfatıdır. | |||||
| 28 | Mü'min 9. Ayet (40:9:9) | وَذٰلِكَ | وذلك | ve żâlike | ve işte budur | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 29 | Bakara 177. Ayet (2:177:49) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve işte onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. | |||||
| 30 | Enbiyâ 70. Ayet (21:70:1) | وَاَرَادُوا | وارادوا | ve erâdû | ve istediler | ر و د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük. | |||||
| 31 | Sâffât 98. Ayet (37:98:1) | فَاَرَادُوا | فارادوا | fe-erâdû | ve istediler | ر و د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık. | |||||
| 32 | Nisâ 91. Ayet (4:91:17) | وَيُلْقُٓوا | ويلقوا | ve yulkû | ve istemezlerse | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik. | |||||
| 33 | Nisâ 150. Ayet (4:150:6) | وَيُر۪يدُونَ | ويريدون | ve yurîdûne | ve isterler | ر و د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 150,151. Şüphesiz, Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. | |||||
| 34 | Nisâ 150. Ayet (4:150:17) | وَيُر۪يدُونَ | ويريدون | ve yurîdûne | ve isterler | ر و د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 150,151. Şüphesiz, Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. | |||||
| 35 | Mümtehine 2. Ayet (60:2:11) | وَوَدُّوا | وودوا | ve veddû | ve isterler | و د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şâyet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve inkâr etmenizi arzu ederler. | |||||
| 36 | Nisâ 90. Ayet (4:90:28) | وَاَلْقَوْا | والقوا | ve elkav | ve isterlerse | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir topluma sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sığdıramayıp (tarafsız olarak) size gelenler başka. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse; Allah, onlara saldırmak için size bir yol (yetki) vermemiştir. | |||||
| 37 | Hacc 36. Ayet (22:36:22) | وَالْمُعْتَرَّۜ | والمعتر | vel-mu’ter(ra) | ve isteyene | ع ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik. | |||||
| 38 | Kasas 82. Ayet (28:82:3) | تَمَنَّوْا | تمنوا | temennev | ve isteyenler | م ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak” demeye başladılar. | |||||