| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 102. Ayet (2:102:54) | يَضُرُّهُمْ | يضرهم | yedurruhum | zarar veren | ض ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! | |||||
| 2 | Bakara 102. Ayet (2:102:56) | يَنْفَعُهُمْۜ | ينفعهم | yenfe’uhum | yarar vereni | ن ف ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! | |||||
| 3 | Bakara 261. Ayet (2:261:10) | اَنْبَتَتْ | انبتت | enbetet | veren | ن ب ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 4 | Bakara 265. Ayet (2:265:16) | فَاٰتَتْ | فاتت | feâtet | veren | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 5 | Bakara 277. Ayet (2:277:8) | وَاٰتَوُا | واتوا | ve âtevû | ve verenler | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır. | |||||
| 6 | Nisâ 85. Ayet (4:85:22) | مُق۪يتًا | مقيتا | mukîtâ(n) | gözetip karşılığını verendir | ق و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter. | |||||
| 7 | Nisâ 94. Ayet (4:94:14) | اَلْقٰٓى | القى | elkâ | veren | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 8 | Nisâ 147. Ayet (4:147:10) | شَاكِرًا | شاكرا | şâkiran | şükrün karşılığını verendir | ش ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azab etsin ki? Allah, şükrün karşılığını verendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 9 | Nisâ 162. Ayet (4:162:17) | وَالْمُؤْتُونَ | والمؤتون | vel-mu/tûne | verenler | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz. | |||||
| 10 | Mâide 50. Ayet (5:50:8) | حُكْمًا | حكما | hukmen | hüküm veren | ح ك م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir? | |||||
| 11 | Mâide 55. Ayet (5:55:10) | وَيُؤْتُونَ | ويؤتون | ve yu/tûne | ve veren | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir. | |||||
| 12 | Mâide 114. Ayet (5:114:22) | الرَّازِق۪ينَ | الرازقين | rrâzikîn(e) | rızık verenlerin | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Meryem oğlu İsa, “Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 13 | A'raf 21. Ayet (7:21:5) | النَّاصِح۪ينَۙ | الناصحين | nnâsihîn(e) | öğüt verenlerdenim | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti. | |||||
| 14 | A'raf 79. Ayet (7:79:15) | النَّاصِح۪ينَ | الناصحين | nnâsihîn(e) | öğüt verenleri | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık, Salih onlardan yüz çevirdi ve “Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz” dedi. | |||||
| 15 | A'raf 156. Ayet (7:156:0) | وَيُؤْتُونَ | ويؤتون | ve yu/tûne | ve verenlere | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allah, şöyle dedi: “Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.” | |||||
| 16 | A'raf 167. Ayet (7:167:0) | الْعِقَابِۚ | العقاب | l-’ikâb(i) | ceza verendir | ع ق ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 17 | Tevbe 18. Ayet (9:18:0) | وَاٰتَى | واتى | ve âte | ve veren | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur. | |||||
| 18 | Tevbe 47. Ayet (9:47:0) | سَمَّاعُونَ | سماعون | semmâ’ûne | kulak verenler | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir. | |||||
| 19 | Tevbe 79. Ayet (9:79:0) | الْمُطَّوِّع۪ينَ | المطوعين | l-muttavvi’îne | gönülden verenleri | ط و ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 20 | Yunus 109. Ayet (10:109:0) | الْحَاكِم۪ينَ | الحاكمين | l-hâkimîn(e) | hüküm verenlerin | ح ك م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. | |||||
| 21 | Yusuf 11. Ayet (12:11:12) | لَنَاصِحُونَ | لناصحون | le-nâsihûn(e) | öğüt verenleriz | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Hâlbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz.” | |||||
| 22 | Ra'd 41. Ayet (13:41:10) | يَحْكُمُ | يحكم | yahkumu | hüküm veren | ح ك م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi? Allah, hükmeder. O’nun hükmünü bozacak hiçbir kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir. | |||||
| 23 | Nahl 14. Ayet (16:14:3) | سَخَّرَ | سخر | saḣḣara | hizmetinize veren | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. (Bütün bunlar) O’nun lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz içindir. | |||||
| 24 | Tâhâ 50. Ayet (20:50:4) | اَعْطٰى | اعطى | a’tâ | verendir | ع ط و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Rabbimiz, her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir” dedi. | |||||
| 25 | Hacc 18. Ayet (22:18:32) | مُكْرِمٍۜ | مكرم | mukrim(in) | değer veren | ك ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. | |||||
| 26 | Hacc 58. Ayet (22:58:18) | الرَّازِق۪ينَ | الرازقين | rrâzikîn(e) | rızık verenlerin | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. | |||||
| 27 | Mü'minûn 72. Ayet (23:72:9) | الرَّازِق۪ينَ | الرازقين | rrâzikîn(e) | rızık verenlerin | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. | |||||
| 28 | Şu'arâ 80. Ayet (26:80:4) | يَشْف۪ينِۖ | يشفين | yeşfîn(i) | bana şifa veren | ش ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hastalandığımda da O bana şifa verir.” | |||||
| 29 | Şu'arâ 132. Ayet (26:132:3) | اَمَدَّكُمْ | امدكم | emeddekum | size bol bol veren | م د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 132,133,134. “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.” | |||||
| 30 | Şu'arâ 136. Ayet (26:136:9) | الْوَاعِظ۪ينَۙ | الواعظين | l-vâ’izîn(e) | öğüt verenler- | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.” | |||||
| 31 | Kasas 20. Ayet (28:20:19) | النَّاصِح۪ينَ | الناصحين | nnâsihîn(e) | öğüt verenler- | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. “Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen çık. Şüphesiz ben sana öğüt verenlerdenim” dedi. | |||||
| 32 | Ahzab 35. Ayet (33:35:14) | وَالْمُتَصَدِّق۪ينَ | والمتصدقين | vel-mutesaddikîne | sadaka veren erkekler | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır. | |||||
| 33 | Ahzab 35. Ayet (33:35:15) | وَالْمُتَصَدِّقَاتِ | والمتصدقات | vel-mutesaddikâti | ve sadaka veren kadınlar | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır. | |||||
| 34 | Sebe' 7. Ayet (34:7:8) | يُنَبِّئُكُمْ | ينبئكم | yunebbiukum | size haber veren | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine inkâr edenler şöyle dediler: “Çürüyüp ufalandıktan sonra sizin yeniden diriltileceğinizi söyleyen bir adamı size gösterelim mi? | |||||
| 35 | Sebe' 39. Ayet (34:39:20) | الرَّازِق۪ينَ | الرازقين | rrâzikîn(e) | rızık verenlerin | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 36 | Fâtır 30. Ayet (35:30:8) | شَكُورٌ | شكور | şekûr(un) | çok karşılık verendir | ش ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendilerine mükâfatlarını tam olarak versin ve kendi lütfundan daha da artırsın diye (böyle yaparlar). Şüphesiz O, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. | |||||
| 37 | Fâtır 34. Ayet (35:34:11) | شَكُورٌۙ | شكور | şekûr(un) | çok karşılık verendir | ش ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle derler: “Hamd, bizden hüznü gideren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.” | |||||
| 38 | Şûrâ 14. Ayet (42:14:30) | مُر۪يبٍ | مريب | murîb(in) | kuşku veren | ر ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra Kitab’a mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler. | |||||
| 39 | Şûrâ 23. Ayet (42:23:29) | شَكُورٌ | شكور | şekûr(un) | karşılık verendir | ش ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu, Allah’ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: “Ben buna (yaptığım tebliğ görevine) karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. | |||||
| 40 | Zuhruf 13. Ayet (43:13:14) | سَخَّرَ | سخر | saḣḣara | hizmetimize verenin | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 12,13,14. O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve “Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz” diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır. | |||||
| 41 | Muhammed 15. Ayet (47:15:21) | لَذَّةٍ | لذة | leżżetin | lezzet veren | ل ذ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Orada onlar için meyvelerin her çeşidi vardır. Rablerinden de bağışlama vardır. Bu cennetliklerin durumu, ateşte temelli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu? | |||||
| 42 | Kaf 37. Ayet (50:37:10) | اَلْقَى | القى | elkâ | veren | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. | |||||
| 43 | Zâriyât 58. Ayet (51:58:4) | الرَّزَّاقُ | الرزاق | rrazzâku | rızık veren | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir. | |||||
| 44 | Necm 34. Ayet (53:34:1) | وَاَعْطٰى | واعطى | ve a’tâ | ve vereni | ع ط و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 33,34. Şimdi yüz çevireni; pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü? | |||||
| 45 | Necm 48. Ayet (53:48:4) | وَاَقْنٰىۙ | واقنى | ve aknâ | ve bol veren | ق ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz O, başkalarına muhtaç olmaktan kurtardı ve varlık sahibi kıldı. | |||||
| 46 | Hadîd 18. Ayet (57:18:2) | الْمُصَّدِّق۪ينَ | المصدقين | l-mussaddikîne | sadaka veren erkekler | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükâfat da vardır. | |||||
| 47 | Hadîd 18. Ayet (57:18:3) | وَالْمُصَّدِّقَاتِ | والمصدقات | vel-mussaddikâti | ve sadaka veren kadınlar | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükâfat da vardır. | |||||
| 48 | Hadîd 18. Ayet (57:18:4) | وَاَقْرَضُوا | واقرضوا | ve akradû | ve borç verenler | ق ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükâfat da vardır. | |||||
| 49 | Haşr 23. Ayet (59:23:10) | السَّلَامُ | السلام | sselâmu | Selâm'dır (esenlik veren) | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır. | |||||
| 50 | Haşr 23. Ayet (59:23:11) | الْمُؤْمِنُ | المؤمن | l-mu/minu | Mü'min'dir (güvenlik veren) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır. | |||||