"vur" Analizi

Türkçe Meali ve benzeşen aramasında 69 sonuç bulundu.
1 - 50 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1 Bakara 60. Ayet (2:60:6) اضْرِبْ اضرب -drib vur ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik.
2 Bakara 61. Ayet (2:61:38) وَضُرِبَتْ وضربت ve duribet ve vuruldu ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.
3 Bakara 73. Ayet (2:73:2) اضْرِبُوهُ اضربوه dribûhu vurun ona (öldürülene) ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) “Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun” dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.
4 Bakara 77. Ayet (2:77:9) يُعْلِنُونَ يعلنون yu’linûn(e) açığa vurdukları ع ل ن
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.
5 Âl-i İmran 29. Ayet (3:29:8) تُبْدُوهُ تبدوه tubdûhu açığa vursanız onu ب د و
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “İçinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerdeki her şeyi, yerdeki her şeyi de bilir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
6 Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:1) ضُرِبَتْ ضربت duribet vurulmuştur ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
7 Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:18) وَضُرِبَتْ وضربت ve duribet ve vuruldu ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
8 Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:12) اَصَابَتْ اصابت asâbet vurup ص و ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
9 Âl-i İmran 195. Ayet (3:195:25) وَقَاتَلُوا وقاتلوا ve kâtelû ve vuruşanlar ق ت ل
Diyanet İşleri (Yeni) Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.”
10 Nisâ 60. Ayet (4:60:17) يَتَحَاكَمُٓوا يتحاكموا yetehâkemû hakem olarak başvurmak ح ك م
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.[124]
11 Nisâ 149. Ayet (4:149:2) تُبْدُوا تبدوا tubdû açığa vurursanız ب د و
Diyanet İşleri (Yeni) Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz, yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
12 Mâide 3. Ayet (5:3:13) وَالْمَوْقُوذَةُ والموقوذة vel-mevkûżetu ve vurulmuş و ق ذ
Diyanet İşleri (Yeni) Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar[142] üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız[143] size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.[144] Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
13 Mâide 99. Ayet (5:99:9) تُبْدُونَ تبدون tubdûne açığa vurduğunuz ب د و
Diyanet İşleri (Yeni) Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.
14 En'am 46. Ayet (6:46:8) وَخَتَمَ وختم ve ḣateme ve mühür vursa خ ت م
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?
15 A'raf 160. Ayet (7:160:0) اضْرِبْ اضرب -drib vur ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.
16 Enfal 12. Ayet (8:12:0) فَاضْرِبُوا فاضربوا fadribû vurun ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu.
17 Enfal 12. Ayet (8:12:0) وَاضْرِبُوا واضربوا vadribû ve vurun ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu.
18 Enfal 50. Ayet (8:50:0) يَضْرِبُونَ يضربون yadribûne vuruyorlar ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve “haydi tadın yangın azabını” diyerek canlarını alırken bir görseydin.
19 Yunus 54. Ayet (10:54:0) وَاَسَرُّوا واسروا ve eserrû ve açığa vururlar س ر ر
Diyanet İşleri (Yeni) (O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir.
20 Hûd 5. Ayet (11:5:15) يُعْلِنُونَۚ يعلنون yu’linûn(e) açığa vurdukları ع ل ن
Diyanet İşleri (Yeni) İyi bilin ki onlar, O’ndan gizlenmek için kalplerindeki düşmanlığı gizliyorlar. Yine iyi bilin ki, elbiselerine büründükleri zaman bile, Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
21 İbrahim 18. Ayet (14:18:7) اشْتَدَّتْ اشتدت -şteddet savurduğu ش د د
Diyanet İşleri (Yeni) Rablerini inkâr edenlerin durumu şudur: Onların işleri, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünyada) kazandıkları hiçbir şeyin (ahirette) yararını görmezler. İşte bu, derin sapıklıktır.
22 İbrahim 38. Ayet (14:38:7) نُعْلِنُۜ نعلن nu’lin(u) açığa vurduğumuz ع ل ن
Diyanet İşleri (Yeni) “Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
23 Nahl 19. Ayet (16:19:6) تُعْلِنُونَ تعلنون tu’linûn(e) açığa vurduğunuz ع ل ن
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.
24 Nahl 23. Ayet (16:23:9) يُعْلِنُونَۜ يعلنون yu’linûn(e) açığa vurdukları ع ل ن
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.
25 İsrâ 26. Ayet (17:26:9) تُبَذِّرْ تبذر tubeżżir saçıp savurma ب ذ ر
Diyanet İşleri (Yeni) Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.
26 İsrâ 26. Ayet (17:26:10) تَبْذ۪يرًا تبذيرا tebżîrâ(n) savurarak ب ذ ر
Diyanet İşleri (Yeni) Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.
27 İsrâ 27. Ayet (17:27:2) الْمُبَذِّر۪ينَ المبذرين l-mubeżżirîne savurganlar ب ذ ر
Diyanet İşleri (Yeni) Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.
28 İsrâ 68. Ayet (17:68:10) حَاصِبًا حاصبا hâsiben taşlar savuran bir kasırga ح ص ب
Diyanet İşleri (Yeni) Peki, karada sizi yere geçirmesinden, yahut üzerinize taşlar savuran kasırga göndermesinden, sonra da kendinize bir vekil bulamamaktan güvende misiniz?
29 Kehf 11. Ayet (18:11:1) فَضَرَبْنَا فضربنا fe-darabnâ biz de vurduk ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık (Onları uyuttuk).
30 Kehf 45. Ayet (18:45:16) تَذْرُوهُ تذروه teżrûhu savurduğu ذ ر و
Diyanet İşleri (Yeni) Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgârın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.
31 Tâhâ 77. Ayet (20:77:8) فَاضْرِبْ فاضرب fadrib ve vur ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) (Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Mûsâ’ya, “Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır’dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç” diye vahyettik.
32 Tâhâ 97. Ayet (20:97:25) لَنَنْسِفَنَّهُ لننسفنه le-nensifennehu onu savuracağız ن س ف
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ, “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) “Bana dokunmak yok!” diyeceksin.[360] Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Hele şu ibadet edip durduğun ilâhına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız.
33 Tâhâ 105. Ayet (20:105:5) يَنْسِفُهَا ينسفها yensifuhâ onları savuracak ن س ف
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) hâlini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip savuracak.”
34 Nûr 2. Ayet (24:2:3) فَاجْلِدُوا فاجلدوا feclidû vurun ج ل د
Diyanet İşleri (Yeni) Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.
35 Nûr 4. Ayet (24:4:9) فَاجْلِدُوهُمْ فاجلدوهم feclidûhum vurun onlara ج ل د
Diyanet İşleri (Yeni) Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir.
36 Nûr 29. Ayet (24:29:15) تُبْدُونَ تبدون tubdûne açığa vurduğunuz ب د و
Diyanet İşleri (Yeni) İçinde size ait bir eşya olan, oturanı bulunmayan evlere girmenizde herhangi bir günah yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.
37 Nûr 31. Ayet (24:31:64) يَضْرِبْنَ يضربن yadribne vurmasınlar ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
38 Nûr 43. Ayet (24:43:26) فَيُص۪يبُ فيصيب feyusîbu vurur ص و ب
Diyanet İşleri (Yeni) Görmez misin ki Allah, bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırıp üst üste yığar. Nihayet yağmurun, onların arasından yağdığını görürsün. O, gökten, oradaki dağ (gibi bulut)lardan dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de geri çevirir. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alacak.
39 Şu'arâ 63. Ayet (26:63:5) اضْرِبْ اضرب -drib vur ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.
40 Neml 25. Ayet (27:25:14) تُعْلِنُونَ ۩ تعلنون tu’linûn(e) açığa vurdukları ع ل ن
Diyanet İşleri (Yeni) “Göklerde ve yerde gizli olanı ortaya çıkaran, sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri bilen Allah’a secde etmesinler diye (şeytan onları yoldan çıkarmış.)”
41 Neml 28. Ayet (27:28:11) يَرْجِعُونَ يرجعون yerci’ûn(e) başvuruyorlar ر ج ع
Diyanet İşleri (Yeni) “Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak.”
42 Neml 74. Ayet (27:74:8) يُعْلِنُونَ يعلنون yu’linûn(e) açığa vurdukları ع ل ن
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz senin Rabbin, onların kalplerinin gizlediği şeyleri de, açığa çıkardıklarını da mutlaka bilir.
43 Kasas 10. Ayet (28:10:8) لَتُبْد۪ي لتبدي letubdî açığa vuracaktı ب د و
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı.
44 Kasas 69. Ayet (28:69:7) يُعْلِنُونَ يعلنون yu’linûn(e) açığa vurduğunu ع ل ن
Diyanet İşleri (Yeni) Rabbin, onların sinelerinin gizlediğini de açığa vurduklarını da bilir.
45 Ahzab 37. Ayet (33:37:19) مُبْد۪يهِ مبديه mubdîhi açığa vuracağı ب د و
Diyanet İşleri (Yeni) Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.[439]
46 Ahzab 54. Ayet (33:54:2) تُبْدُوا تبدوا tubdû açığa vursanız ب د و
Diyanet İşleri (Yeni) Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
47 Yâsîn 76. Ayet (36:76:9) يُعْلِنُونَ يعلنون yu’linûn(e) açığa vurduklarını ع ل ن
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.
48 Sâd 17. Ayet (38:17:11) اَوَّابٌ اواب evvâb(un) (bize) çok başvururdu أ و ب
Diyanet İşleri (Yeni) Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Dâvûd’u hatırla. O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
49 Sâd 42. Ayet (38:42:1) اُرْكُضْ اركض urkud (yere) vur ر ك ض
Diyanet İşleri (Yeni) Biz de ona, “Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su” dedik.
50 Sâd 44. Ayet (38:44:4) فَاضْرِبْ فاضرب fadrib ve vur ض ر ب
Diyanet İşleri (Yeni) Şöyle dedik: “Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma.”[465] Gerçekten biz Eyyûb’u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.