| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 247. Ayet (2:247:13) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | olabilir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara, “Allah, size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar, “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi: “Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 2 | Âl-i İmran 40. Ayet (3:40:4) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | olur | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriya, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Allah, “Öyledir, ama Allah dilediğini yapar” dedi. | |||||
| 3 | Âl-i İmran 47. Ayet (3:47:4) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | olur | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Meryem), “Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah, “Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir” dedi. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 49. Ayet (3:49:20) | فَيَكُونُ | فيكون | fe-yekûnu | hemen oluverir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.” | |||||
| 5 | Nisâ 102. Ayet (4:102:15) | فَلْيَكُونُوا | فليكونوا | felyekûnû | geçsinler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.[130] | |||||
| 6 | Nisâ 109. Ayet (4:109:17) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | olacak | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak? | |||||
| 7 | Nisâ 159. Ayet (4:159:12) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | O olacaktır | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitab ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, ona (İsa’ya) iman edecek olmasın. Kıyamet günü, o (İsa) onların aleyhine şahit olacaktır.[134] | |||||
| 8 | Mâide 116. Ayet (5:116:20) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.” | |||||
| 9 | En'am 101. Ayet (6:101:5) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | olabilir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O’nun bir eşi olmadığı hâlde, nasıl bir çocuğu olabilir? Hâlbuki her şeyi O yarattı. O, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 10 | A'raf 13. Ayet (7:13:5) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | (haddin) | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi. | |||||
| 11 | A'raf 89. Ayet (7:89:16) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | mümkün | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 12 | Tevbe 7. Ayet (9:7:0) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | olabilir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. | |||||
| 13 | Tevbe 18. Ayet (9:18:0) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | olmaları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur. | |||||
| 14 | Tevbe 87. Ayet (9:87:0) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | olmaya | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar. | |||||
| 15 | Tevbe 93. Ayet (9:93:0) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | olmağa | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. | |||||
| 16 | Yunus 15. Ayet (10:15:0) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | (sözkonusu) olamaz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” | |||||
| 17 | Yunus 99. Ayet (10:99:0) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | oluncaya | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın? | |||||
| 18 | Hûd 20. Ayet (11:20:3) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | değillerdir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeryüzünde (Allah’ı) âciz bırakabilecek değillerdir. Onların Allah’tan başka sığınabilecekleri bir yardımcıları da yoktur. Azap onlar için kat kat artırılacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) işitmeğe tahammül edemiyorlar, hem de görmüyorlardı. | |||||
| 19 | Meryem 8. Ayet (19:8:4) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” dedi. | |||||
| 20 | Meryem 20. Ayet (19:20:3) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | olur | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. | |||||
| 21 | Meryem 81. Ayet (19:81:6) | لِيَكُونُوا | ليكونوا | liyekûnû | olsun diye | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başka ilâhlar edindiler. | |||||
| 22 | Meryem 82. Ayet (19:82:4) | وَيَكُونُونَ | ويكونون | ve yekûnûne | ve olacaklardır | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır! İlâhları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.[351] | |||||
| 23 | Nûr 16. Ayet (24:16:6) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | yakışmaz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu iftirayı işittiğiniz vakit, “Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım! Bu, çok büyük bir iftiradır” deseydiniz ya! | |||||
| 24 | Nûr 32. Ayet (24:32:9) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | iseler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 25 | Furkan 40. Ayet (25:40:10) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senin kavmin, belâ yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı (ki ibret almadılar)? Hayır! (Görüyorlardı fakat) tekrar dirilmeyi ummuyorlardı. | |||||
| 26 | Furkan 77. Ayet (25:77:11) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | olacaktır | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.” | |||||
| 27 | Şu'arâ 3. Ayet (26:3:5) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | etmiyorlar | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Mü’min olmuyorlar diye âdeta kendini helâk edeceksin! | |||||
| 28 | Fâtır 6. Ayet (35:6:10) | لِيَكُونُوا | ليكونوا | li-yekûnû | olmağa | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır. | |||||
| 29 | Fâtır 42. Ayet (35:42:8) | لَيَكُونُنَّ | ليكونن | leyekûnunne | olacaklarına | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı. | |||||
| 30 | Zümer 47. Ayet (39:47:24) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | ك و ن | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yeryüzünde bulunan her şey tümüyle ve onlarla beraber bir o kadarı da zulmedenlerin olsa, kıyamet günü kötü azaptan kurtulmak için elbette onları verirlerdi. Artık, hiç hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından karşılarına çıkmıştır. | |||||
| 31 | Muhammed 38. Ayet (47:38:29) | يَكُونُٓوا | يكونوا | yekûnû | onlar olmazlar | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O’ndan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar. | |||||
| 32 | Hucurât 11. Ayet (49:11:12) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | olurlar | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. | |||||
| 33 | Hadîd 16. Ayet (57:16:15) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | olmasınlar | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 34 | Hadîd 20. Ayet (57:20:24) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | olur | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir. | |||||
| 35 | Mücadele 7. Ayet (58:7:13) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | olmaz ki | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri O olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki altıncıları O olmasın. Bundan daha az, yahut daha çok da olsalar, nerede olurlarsa olsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir. Sonra onlara yaptıklarını Kıyamet günü haber verecektir. Allah, her şeyi hakkıyla bilir. | |||||
| 36 | Mümtehine 2. Ayet (60:2:3) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | olurlar | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şâyet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve inkâr etmenizi arzu ederler. | |||||
| 37 | Cin 19. Ayet (72:19:8) | يَكُونُونَ | يكونون | yekûnûne | oluyorlardı | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ın kulu (Muhammed), O’na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise (Kur’an’ı dinlemek için kalabalıktan) onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı. | |||||
| 38 | Müzzemmil 20. Ayet (73:20:33) | سَيَكُونُ | سيكون | seyekûnu | bulunacağını | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 39 | Kâri'a 4. Ayet (101:4:2) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | olur(lar) | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır. | |||||