| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 35. Ayet (2:35:11) | حَيْثُ | حيث | hayśu | yerde | ح ي ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.” | |||||
| 2 | Bakara 36. Ayet (2:36:5) | مِمَّا | مما | mimmâ | yerden | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik. | |||||
| 3 | Bakara 58. Ayet (2:58:8) | حَيْثُ | حيث | hayśu | yerde | ح ي ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, “Şu memlekete[18] girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve “hıtta!” (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz” demiştik. | |||||
| 4 | Bakara 116. Ayet (2:116:11) | وَالْاَرْضِۜ | والارض | vel-ard(i) | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, çocuk edindi” dediler.[33] O, bundan uzaktır. Hayır! Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ındır. Hepsi O’na boyun eğmiştir. | |||||
| 5 | Bakara 199. Ayet (2:199:4) | حَيْثُ | حيث | hayśu | yerden | ح ي ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 6 | Bakara 255. Ayet (2:255:19) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur.[70] O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?[71] O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.[72] | |||||
| 7 | Bakara 284. Ayet (2:284:7) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter. | |||||
| 8 | Âl-i İmran 5. Ayet (3:5:8) | الْاَرْضِ | الارض | l-ardi | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz yerde ve gökte Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz. | |||||
| 9 | Âl-i İmran 29. Ayet (3:29:17) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “İçinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerdeki her şeyi, yerdeki her şeyi de bilir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” | |||||
| 10 | Âl-i İmran 83. Ayet (3:83:10) | وَالْاَرْضِ | والارض | vel-ardi | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki ve yerdeki herkes ister istemez O’na boyun eğmişken ve O’na döndürülüp götürülecekken onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? | |||||
| 11 | Âl-i İmran 109. Ayet (3:109:7) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür. | |||||
| 12 | Âl-i İmran 129. Ayet (3:129:7) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 13 | Nisâ 126. Ayet (4:126:7) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır. | |||||
| 14 | Nisâ 131. Ayet (4:131:7) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye tavsiye ettik. Eğer inkâr ederseniz, (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, zengindir, övülmeye lâyıktır. | |||||
| 15 | Nisâ 131. Ayet (4:131:28) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye tavsiye ettik. Eğer inkâr ederseniz, (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, zengindir, övülmeye lâyıktır. | |||||
| 16 | Nisâ 132. Ayet (4:132:7) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 17 | Nisâ 170. Ayet (4:170:20) | وَالْاَرْضِۜ | والارض | vel-ard(i) | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O hâlde, kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 18 | Nisâ 171. Ayet (4:171:51) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Allah) üçtür” demeyin.[136] Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 19 | Mâide 17. Ayet (5:17:32) | وَالْاَرْضِ | والارض | vel-ardi | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular.[146] De ki: “Şâyet Allah, Meryem oğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” | |||||
| 20 | Mâide 26. Ayet (5:26:9) | الْاَرْضِ | الارض | l-ard(i) | o yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “O hâlde, orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Artık böyle yoldan çıkmış kavme üzülme.” | |||||
| 21 | Mâide 33. Ayet (5:33:24) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | bulundukları yerden | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.[149] | |||||
| 22 | Mâide 97. Ayet (5:97:22) | الْاَرْضِ | الارض | l-ardi | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah; Ka’be’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı[159], hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.[160] | |||||
| 23 | En'am 3. Ayet (6:3:6) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hâlbuki O, göklerde de Allah’tır, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir. | |||||
| 24 | En'am 12. Ayet (6:12:6) | وَالْاَرْضِۜ | والارض | vel-ard(i) | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar. | |||||
| 25 | A'raf 19. Ayet (7:19:9) | حَيْثُ | حيث | hayśu | yerden | ح ي ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.” | |||||
| 26 | A'raf 27. Ayet (7:27:22) | حَيْثُ | حيث | hayśu | yerden | ح ي ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır. | |||||
| 27 | A'raf 161. Ayet (7:161:0) | حَيْثُ | حيث | hayśu | yerden | ح ي ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O zaman onlara denilmişti ki: “Şu memlekete[231] yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve ‘Hıtta (Ya Rabbi, bizi affet)’ deyin. Kentin kapısından eğilerek tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz.” | |||||
| 28 | A'raf 182. Ayet (7:182:0) | حَيْثُ | حيث | hayśu | yerden | ح ي ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz. | |||||
| 29 | Yunus 6. Ayet (10:6:0) | وَالْاَرْضِ | والارض | vel-ardi | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah’ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah’a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır. | |||||
| 30 | Yunus 18. Ayet (10:18:0) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”. | |||||
| 31 | Yunus 31. Ayet (10:31:0) | وَالْاَرْضِ | والارض | vel-ardi | ve yerden | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da işitme ve görme yetisi üzerinde kim mutlak hâkimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşleri kim yürütüyor?” “Allah” diyecekler. De ki: “O hâlde, Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?” | |||||
| 32 | Yunus 55. Ayet (10:55:0) | وَالْاَرْضِۜ | والارض | vel-ard(i) | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Yine bilesiniz ki, Allah’ın va’di haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez. | |||||
| 33 | Yunus 61. Ayet (10:61:0) | الْاَرْضِ | الارض | l-ardi | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır. | |||||
| 34 | Yunus 66. Ayet (10:66:0) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilesiniz ki göklerde kim var, yerde kim varsa, hep Allah’ındır. Allah’tan başkasına tapanlar (gerçekte) Allah’a koştukları ortaklara tâbi olmuyorlar. Şüphesiz onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söylüyorlar. | |||||
| 35 | Yunus 68. Ayet (10:68:0) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bir çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. O, her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil de yoktur. Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? | |||||
| 36 | Yunus 101. Ayet (10:101:0) | وَالْاَرْضِۜ | والارض | vel-ard(i) | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Göklerde ve yerde neler var, bir baksanıza.” Fakat âyetler ve uyarılar, inanmayan bir topluma hiçbir fayda sağlamaz. | |||||
| 37 | Hûd 61. Ayet (11:61:18) | الْاَرْضِ | الارض | l-ardi | yerden | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i peygamber gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı.[276] Öyle ise O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir. | |||||
| 38 | Yusuf 21. Ayet (12:21:19) | الْاَرْضِۘ | الارض | l-ardi | o yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler. | |||||
| 39 | Yusuf 56. Ayet (12:56:8) | حَيْثُ | حيث | hayśu | yerde | ح ي ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece Yûsuf’a, dilediği yerde oturmak üzere ülkede imkân ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükâfatını zayi etmeyiz. | |||||
| 40 | Yusuf 68. Ayet (12:68:4) | حَيْثُ | حيث | hayśu | yerden | ح ي ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 41 | Yusuf 80. Ayet (12:80:26) | الْاَرْضَ | الارض | l-arda | bu yerden | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 42 | Yusuf 105. Ayet (12:105:6) | وَالْاَرْضِ | والارض | vel-ardi | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler. | |||||
| 43 | Ra'd 15. Ayet (13:15:6) | وَالْاَرْضِ | والارض | vel-ardi | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah’a boyun eğer. | |||||
| 44 | İbrahim 2. Ayet (14:2:9) | الْاَرْضِۜ | الارض | l-ard(i) | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. Elif Lâm Râ.[293] Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı vay kâfirlerin hâline. | |||||
| 45 | İbrahim 38. Ayet (14:38:15) | الْاَرْضِ | الارض | l-ardi | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” | |||||
| 46 | Nahl 26. Ayet (16:26:19) | حَيْثُ | حيث | hayśu | yerden | ح ي ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah’ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi. | |||||
| 47 | Nahl 45. Ayet (16:45:14) | حَيْثُ | حيث | hayśu | yerden | ح ي ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular? | |||||
| 48 | Nahl 49. Ayet (16:49:8) | الْاَرْضِ | الارض | l-ardi | yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler (boyun eğerler). | |||||
| 49 | Nahl 52. Ayet (16:52:5) | وَالْاَرْضِ | والارض | vel-ardi | ve yerde | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İtaat de daima O’na olmalıdır. Öyle iken siz Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz? | |||||
| 50 | Nahl 73. Ayet (16:73:12) | وَالْاَرْضِ | والارض | vel-ardi | ve yerden | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ı bırakıp da, kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlayamayan ve buna gücü de yetmeyen şeylere tapıyorlar. | |||||