| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 57. Ayet (2:57:14) | ظَلَمُونَا | ظلمونا | zalemûnâ | bize zulmediyor | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 2 | Bakara 59. Ayet (2:59:3) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zalimler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların içindeki zalimler, sözü kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir azap indirdik.[19] | |||||
| 3 | Bakara 59. Ayet (2:59:12) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmedenlerin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların içindeki zalimler, sözü kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir azap indirdik.[19] | |||||
| 4 | Bakara 150. Ayet (2:150:22) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zalim olan | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. (Ey mü’minler!) Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü Mescid-i Haram’a doğru çevirin ki, zalimlerin dışındaki insanların elinde (size karşı) bir koz olmasın. Zalimlerden korkmayın, benden korkun. Böylece size nimetlerimi tamamlayayım ve doğru yolu bulasınız. | |||||
| 5 | Bakara 165. Ayet (2:165:20) | ظَلَمُٓوا | ظلموا | zalemû | zulmedenler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi! | |||||
| 6 | Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:15) | ظَلَمُٓوا | ظلموا | zalemû | zulmeden | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:6) | ظَلَمُٓوا | ظلموا | zalemû | zulmettikleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. | |||||
| 8 | Nisâ 64. Ayet (4:64:12) | ظَلَمُٓوا | ظلموا | zalemû | zulmettikleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı. | |||||
| 9 | Nisâ 168. Ayet (4:168:4) | وَظَلَمُوا | وظلموا | ve zalemû | ve zulmedenler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz inkâr edenler ve zulmedenler (var ya), Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir. | |||||
| 10 | En'am 45. Ayet (6:45:5) | ظَلَمُواۜ | ظلموا | zalemû | haksızlık ediyordu | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. | |||||
| 11 | A'raf 103. Ayet (7:103:10) | فَظَلَمُوا | فظلموا | fe-zalemû | haksızlık ettiler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onların ardından Mûsâ’yı, apaçık mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkâr ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu. | |||||
| 12 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | ظَلَمُونَا | ظلمونا | zalemûnâ | onlar bize zulmetmediler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 13 | A'raf 162. Ayet (7:162:0) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmeden(ler) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan zulmedenler hemen sözü, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de zulmetmelerine karşılık üzerlerine gökten bir azab gönderdik.[232] | |||||
| 14 | A'raf 165. Ayet (7:165:0) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmeden(leri) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca, biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık. | |||||
| 15 | Enfal 25. Ayet (8:25:0) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | haksızlık edenlere | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.[246] | |||||
| 16 | Yunus 13. Ayet (10:13:0) | ظَلَمُواۙ | ظلموا | zalemû | haksızlık ettiklerinden | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız. | |||||
| 17 | Yunus 52. Ayet (10:52:0) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmeden(lere) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra da zulmedenlere, “Ebedî azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz” denilecektir. | |||||
| 18 | Hûd 37. Ayet (11:37:9) | ظَلَمُواۚ | ظلموا | zalemû | zulmeden(ler) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır.” | |||||
| 19 | Hûd 67. Ayet (11:67:3) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmeden(leri) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar. | |||||
| 20 | Hûd 94. Ayet (11:94:13) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmeden(leri) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Azap) emrimiz gelince, Şu’ayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar. | |||||
| 21 | Hûd 101. Ayet (11:101:4) | ظَلَمُٓوا | ظلموا | zalemû | onlar zulmettiler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlâhları onların sadece ziyanlarını artırdı. | |||||
| 22 | Hûd 113. Ayet (11:113:5) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmeden(lere) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez. | |||||
| 23 | Hûd 116. Ayet (11:116:21) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmedenler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular. | |||||
| 24 | İbrahim 44. Ayet (14:44:8) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zalimlerin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, “Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim” diyecekler. Onlara şöyle denilecek: “Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?” | |||||
| 25 | İbrahim 45. Ayet (14:45:5) | ظَلَمُٓوا | ظلموا | zalemû | zulmeden(lerin) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.” | |||||
| 26 | Nahl 85. Ayet (16:85:4) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmedenler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O zalimler, azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez. | |||||
| 27 | İsrâ 59. Ayet (17:59:15) | فَظَلَمُوا | فظلموا | fe-zalemû | o zulmetmelerine sebeb oldu | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bizi, (Kureyş’in istediği) mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. (Nitekim) Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz. | |||||
| 28 | Kehf 59. Ayet (18:59:5) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmetmeğe başlayınca | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte zulmettiklerinde yok ettiğimiz memleketler.. Helâk edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik. | |||||
| 29 | Enbiyâ 3. Ayet (21:3:6) | ظَلَمُواۗ | ظلموا | zalemû | zulmeden(ler) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3. Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?” | |||||
| 30 | Mü'minûn 27. Ayet (23:27:30) | ظَلَمُواۚ | ظلموا | zalemû | zulmeden(ler) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. “Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh’a) dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.”[384] | |||||
| 31 | Şu'arâ 227. Ayet (26:227:16) | ظَلَمُٓوا | ظلموا | zalemû | zulmeden(ler) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir. | |||||
| 32 | Neml 52. Ayet (27:52:5) | ظَلَمُواۜ | ظلموا | zalemû | zulümleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte zulümleri yüzünden harabeye dönmüş evleri! Şüphesiz bunda bilen bir kavim için bir ibret vardır. | |||||
| 33 | Neml 85. Ayet (27:85:5) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmetmeleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulümlerinden dolayı sözü edilen azap tepelerine iner de artık konuşamazlar. | |||||
| 34 | Ankebut 46. Ayet (29:46:11) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | haksızlık edenleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.” | |||||
| 35 | Rum 29. Ayet (30:29:4) | ظَلَمُٓوا | ظلموا | zalemû | zulmedenler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat, zulmedenler bilgisizce nefislerinin arzularına uydular. Allah’ın (bu şekilde) saptırdığı kimseleri kim doğru yola iletir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur. | |||||
| 36 | Rum 57. Ayet (30:57:5) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmetmiş olan(lara) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün zulmedenlere mazeretleri fayda sağlamaz, Allah’ı razı edecek amelleri işleme istekleri de kabul edilmez. | |||||
| 37 | Sebe' 19. Ayet (34:19:6) | وَظَلَمُٓوا | وظلموا | ve zalemû | ve zulmettiler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise, “Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır” dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. | |||||
| 38 | Sebe' 42. Ayet (34:42:11) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmeden(lere) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bugün birbirinize ne fayda ne de zarar verebilirsiniz. Zulmedenlere, “Yalanlamakta olduğunuz cehennem azabını tadın” deriz. | |||||
| 39 | Sâffât 22. Ayet (37:22:3) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | (o) zalim(leri) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 22,23,24. Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir. | |||||
| 40 | Zümer 47. Ayet (39:47:4) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmedenlerin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yeryüzünde bulunan her şey tümüyle ve onlarla beraber bir o kadarı da zulmedenlerin olsa, kıyamet günü kötü azaptan kurtulmak için elbette onları verirlerdi. Artık, hiç hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından karşılarına çıkmıştır. | |||||
| 41 | Zümer 51. Ayet (39:51:6) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmedenlere | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet etmişti. Onlardan zulmedenler var ya, kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet edecektir. Onlar Allah’ı âciz bırakacak değillerdir. | |||||
| 42 | Zuhruf 65. Ayet (43:65:7) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmedenlerin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ama aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azâbından vay o zulmedenlerin hâline! | |||||
| 43 | Ahkaf 12. Ayet (46:12:14) | ظَلَمُواۗ | ظلموا | zalemû | kendilerine yazık eden(leri) | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır. | |||||
| 44 | Zâriyât 59. Ayet (51:59:3) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmedenlerin | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz zulmedenler için (önceki müşrik) arkadaşlarının azap payı gibi payları vardır. Artık azabımı acele istemesinler. | |||||
| 45 | Tûr 47. Ayet (52:47:3) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | zulmedenlere | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap daha var.[509] Fakat onların çoğu bilmezler. | |||||