| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 177. Ayet (2:177:44) | وَح۪ينَ | وحين | ve hîne | ve zamanında | ح ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. | |||||
| 2 | Bakara 196. Ayet (2:196:40) | الْحَجِّ | الحج | l-hacci | hac (zamanın)a | ح ج ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin. | |||||
| 3 | En'am 96. Ayet (6:96:5) | سَكَنًا | سكنا | sekenen | dinlenme zamanı | س ك ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir). | |||||
| 4 | A'raf 187. Ayet (7:187:0) | لِوَقْتِهَٓا | لوقتها | li-vaktihâ | tam zamanında | و ق ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” | |||||
| 5 | İsrâ 5. Ayet (17:5:3) | وَعْدُ | وعد | va’du | zamanı | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi. | |||||
| 6 | İsrâ 7. Ayet (17:7:10) | وَعْدُ | وعد | va’du | zamanı | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.) | |||||
| 7 | İsrâ 104. Ayet (17:104:10) | وَعْدُ | وعد | va’du | zamanı | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: “Bu topraklarda oturun, ahiret va’di (kıyamet) gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz.” | |||||
| 8 | Tâhâ 58. Ayet (20:58:7) | مَوْعِدًا | موعدا | mev’iden | buluşma zamanı | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.” | |||||
| 9 | Tâhâ 59. Ayet (20:59:2) | مَوْعِدُكُمْ | موعدكم | mev’idukum | buluşma zamanınız | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir” dedi. | |||||
| 10 | Enbiyâ 39. Ayet (21:39:5) | ح۪ينَ | حين | hîne | zamanı | ح ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım da görmeyecekleri vakti bir bilseler! | |||||
| 11 | Furkan 47. Ayet (25:47:11) | نُشُورًا | نشورا | nuşûrâ(n) | kalkıp çalışma zamanı | ن ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır. | |||||
| 12 | Sâd 3. Ayet (38:3:9) | ح۪ينَ | حين | hîne | zamanı | ح ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi. | |||||
| 13 | Tûr 30. Ayet (52:30:7) | الْمَنُونِ | المنون | l-menûn(i) | zamanın | م ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa onlar, “O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz” mu diyorlar? | |||||
| 14 | Kıyamet 28. Ayet (75:28:3) | الْفِرَاقُۙ | الفراق | l-firâk(u) | ayrılık zamanı olduğunu | ف ر ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 26,27,28,29,30. Hayır, can boğaza dayandığı, “Kimdir (bunu) iyi edecek?” dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir. | |||||
| 15 | Nebe' 11. Ayet (78:11:3) | مَعَاشًاۖ | معاشا | me’âşâ(n) | geçim zamanı | ع ي ش |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık. | |||||