"zaman" Analizi

Türkçe Meali ve benzeşen aramasında 646 sonuç bulundu.
450 - 500 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
450 Yâsîn 45. Ayet (36:45:1) وَاِذَا واذا ve iżâ ve zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde yüz çevirirler.
451 Yâsîn 47. Ayet (36:47:1) وَاِذَا واذا ve iżâ ve zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler.
452 Yâsîn 48. Ayet (36:48:2) مَتٰى متى metâ ne zaman? مَتَىٰ
Diyanet İşleri (Yeni) “Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit ne zaman gelecek?” diyorlar.
453 Yâsîn 82. Ayet (36:82:3) اِذَٓا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.
454 Sâffât 13. Ayet (37:13:1) وَاِذَا واذا ve iżâ ve ne zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
455 Sâffât 14. Ayet (37:14:1) وَاِذَا واذا ve iżâ ve ne zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.
456 Sâffât 16. Ayet (37:16:1) ءَاِذَا ءاذا e-iżâ zaman mı? إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?”
457 Sâffât 35. Ayet (37:35:3) اِذَا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Çünkü onlar, kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.
458 Sâffât 53. Ayet (37:53:1) ءَاِذَا ءاذا e-iżâ zaman mı? إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?”
459 Sâffât 102. Ayet (37:102:1) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.
460 Sâffât 103. Ayet (37:103:1) فَلَمَّٓا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) 103,104. Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
461 Sâffât 177. Ayet (37:177:1) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
462 Sâd 3. Ayet (38:3:9) ح۪ينَ حين hîne zamanı ح ي ن
Diyanet İşleri (Yeni) Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.
463 Sâd 72. Ayet (38:72:1) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin.”
464 Zümer 8. Ayet (39:8:1) وَاِذَا واذا ve iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O’na yalvardığını unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen cehennemliklerdensin.”
465 Zümer 8. Ayet (39:8:10) اِذَا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O’na yalvardığını unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen cehennemliklerdensin.”
466 Zümer 32. Ayet (39:32:9) اِذْ اذ zaman إِذ
Diyanet İşleri (Yeni) Kim, Allah’a karşı yalan uyduran ve kendisine geldiğinde, doğruyu (Kur’an’ı) yalanlayandan daha zalimdir? Cehennemde kâfirler için kalacak bir yer mi yok!?
467 Zümer 45. Ayet (39:45:1) وَاِذَا واذا ve iżâ ve zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, bir tek (ilâh) olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri daralır. Allah’tan başkaları (ilâhları) anıldığında bakarsın sevinirler.
468 Zümer 45. Ayet (39:45:11) وَاِذَا واذا ve iżâ ve zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, bir tek (ilâh) olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri daralır. Allah’tan başkaları (ilâhları) anıldığında bakarsın sevinirler.
469 Zümer 49. Ayet (39:49:1) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.
470 Zümer 58. Ayet (39:58:3) ح۪ينَ حين hîne zaman ح ي ن
Diyanet İşleri (Yeni) Yahut azabı gördüğünde, “Keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin.
471 Zümer 71. Ayet (39:71:8) اِذَا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.
472 Zümer 73. Ayet (39:73:9) اِذَا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: “Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi ebedî kalmak üzere buraya girin.”
473 Mü'min 12. Ayet (40:12:3) اِذَا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) “Bu, sizin tevhid çerçevesinde Allah’a çağrıldığında inkâr etmeniz, O’na ortak koşulduğunda ise inanmanız sebebiyledir. Artık hüküm yüce ve büyük Allah’a aittir.”
474 Mü'min 25. Ayet (40:25:1) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ (Musa) ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ onlara tarafımızdan gerçeği getirince, “Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın” dediler. Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır.
475 Mü'min 34. Ayet (40:34:15) اِذَا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, daha önce Yûsuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, “Allah, ondan sonra aslâ peygamber göndermez” demiştiniz. İşte Allah, aşırı giden şüpheci kimseleri böyle saptırır.
476 Mü'min 66. Ayet (40:66:11) لَمَّا لما lemmâ zaman لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Rabbimden bana apaçık deliller gelince, Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza tapmam bana yasaklandı ve bana, âlemlerin Rabbine teslim olmam emredildi.”
477 Mü'min 68. Ayet (40:68:5) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) O, yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde, ona sadece “ol” der, o da oluverir.
478 Mü'min 71. Ayet (40:71:1) اِذِ اذ iżi o zaman إِذ
Diyanet İşleri (Yeni) 71,72. O zaman onlar, boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu hâlde kaynar suda sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklardır.
479 Mü'min 78. Ayet (40:78:24) فَاِذَا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.
480 Mü'min 83. Ayet (40:83:1) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi.
481 Mü'min 84. Ayet (40:84:1) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Azabımızı gördükleri zaman, “Yalnız Allah’a inandık; O’na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik” dediler.
482 Mü'min 85. Ayet (40:85:5) لَمَّا لما lemmâ zaman لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Fakat azâbımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar.
483 Fussilet 20. Ayet (41:20:2) اِذَا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Nihayet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler.
484 Fussilet 39. Ayet (41:39:7) فَاِذَٓا فاذا fe-iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Allah’ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir.
485 Fussilet 51. Ayet (41:51:1) وَاِذَٓا واذا ve iżâ ne zaman ki إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya koyulur.
486 Fussilet 51. Ayet (41:51:8) وَاِذَا واذا ve iżâ ve ne zaman ki إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya koyulur.
487 Şûrâ 29. Ayet (42:29:14) اِذَا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O’nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir.
488 Şûrâ 37. Ayet (42:37:6) وَاِذَا واذا ve iżâ ve zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) 36,37,38,39. (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.
489 Şûrâ 39. Ayet (42:39:2) اِذَٓا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) 36,37,38,39. (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.
490 Şûrâ 44. Ayet (42:44:12) لَمَّا لما lemmâ zaman لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün.
491 Şûrâ 48. Ayet (42:48:12) اِذَٓا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür.
492 Zuhruf 13. Ayet (43:13:8) اِذَا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) 12,13,14. O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve “Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz” diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.
493 Zuhruf 17. Ayet (43:17:1) وَاِذَا واذا ve iżâ ve ne zaman ki إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Onlardan biri, Rahmân’a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.
494 Zuhruf 26. Ayet (43:26:1) وَاِذْ واذ ve iż bir zaman إِذ
Diyanet İşleri (Yeni) Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”
495 Zuhruf 38. Ayet (43:38:2) اِذَا اذا iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!” der.
496 Zuhruf 47. Ayet (43:47:1) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) (Mûsâ) mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar!
497 Zuhruf 57. Ayet (43:57:1) وَلَمَّا ولما ve lemmâ ve ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Meryem oğlu İsa bir örnek olarak anlatılınca bir de ne göresin, senin kavmin (seni susturacak bir delil buldukları zannıyla) hemen şamata etmeye başlar.
498 Zuhruf 63. Ayet (43:63:1) وَلَمَّا ولما ve lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) İsa, apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
499 Câsiye 9. Ayet (45:9:1) وَاِذَا واذا ve iżâ zaman إِذَا
Diyanet İşleri (Yeni) Âyetlerimizden bir şey öğrenince onu alaya alır. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır!