| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 500 | Câsiye 24. Ayet (45:24:12) | الدَّهْرُۚ | الدهر | ddehr(u) | zamandan | د ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.” Bu hususta onların bir bilgisi yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar. | |||||
| 501 | Câsiye 25. Ayet (45:25:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman onların delilleri ancak, “Doğru söyleyenler iseniz babalarımızı getirin” demek oldu. | |||||
| 502 | Câsiye 32. Ayet (45:32:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz, Allah’ın va’di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman ise; “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz” demiştiniz. | |||||
| 503 | Ahkaf 6. Ayet (46:6:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar (kıyamet günü) toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların ibâdetlerini de inkâr ederler. | |||||
| 504 | Ahkaf 7. Ayet (46:7:1) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, o küfredenler kendilerine geldiğinde Hak (kitap Kur’an) için, düşünmeden “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler. | |||||
| 505 | Ahkaf 11. Ayet (46:11:12) | وَاِذْ | واذ | ve iż | zaman ise | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, inananlar için, “Eğer o Kur’an iyi bir şey olsaydı, onlar onu kabulde, bizi geçemezlerdi” dediler. Onunla doğru yolu bulamadıkları için; “Bu eski bir uydurmadır” diyecekler. | |||||
| 506 | Ahkaf 15. Ayet (46:15:15) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” | |||||
| 507 | Ahkaf 29. Ayet (46:29:1) | وَاِذْ | واذ | ve iż | bir zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince[492] birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. | |||||
| 508 | Ahkaf 29. Ayet (46:29:9) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince[492] birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. | |||||
| 509 | Ahkaf 29. Ayet (46:29:13) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | zaman da | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince[492] birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. | |||||
| 510 | Muhammed 4. Ayet (47:4:1) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur.[493] Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır. | |||||
| 511 | Muhammed 4. Ayet (47:4:8) | اِذَٓا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur.[493] Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır. | |||||
| 512 | Muhammed 16. Ayet (47:16:6) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman (alay ederek), kendilerine bilgi verilmiş olanlara, “Az önce ne söyledi?” derler. İşte bunlar, Allah’ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir. | |||||
| 513 | Muhammed 20. Ayet (47:20:7) | فَاِذَٓا | فاذا | fe-iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnananlar, “Keşke bir sûre indirilse!” derler. Fakat hükmü apaçık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince; kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır. | |||||
| 514 | Muhammed 21. Ayet (47:21:4) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İtaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. İş ciddileşince Allah’a verdikleri söze bağlı kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu. | |||||
| 515 | Fetih 15. Ayet (48:15:3) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Savaştan geri bırakılanlar, siz ganimetleri almaya giderken, “Bırakın biz de sizinle gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: “Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah, önceden böyle buyurmuştur.” Onlar, “Bizi kıskanıyorsunuz” diyeceklerdir. Hayır, onlar pek az anlarlar. | |||||
| 516 | Fetih 18. Ayet (48:18:6) | اِذْ | اذ | iż | zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 18,19. Şüphesiz Allah, ağaç altında sana bîat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih[497] ve elde edecekleri birçok ganimetler nasip etmiştir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 517 | Fetih 26. Ayet (48:26:1) | اِذْ | اذ | iż | o zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani inkâr edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise, Peygamberine ve inananlara huzur ve güvenini indirmiş ve onların takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) sözünü tutmalarını sağlamıştı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilmektedir. | |||||
| 518 | Kaf 3. Ayet (50:3:1) | ءَاِذَا | ءاذا | e-iżâ | zaman mı? | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, akla uzak (imkânsız) bir dönüştür!” | |||||
| 519 | Kaf 17. Ayet (50:17:1) | اِذْ | اذ | iż | o zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir. | |||||
| 520 | Zâriyât 12. Ayet (51:12:2) | اَيَّانَ | ايان | eyyâne | ne zaman? | أَيَّانَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ceza günü ne zaman?” diye sorarlar. | |||||
| 521 | Zâriyât 25. Ayet (51:25:1) | اِذْ | اذ | iż | bir zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve “Selâm olsun sana!” demişlerdi. O da “Size de selâm olsun.” demiş, “Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler” (diye düşünmüştü). | |||||
| 522 | Tûr 30. Ayet (52:30:7) | الْمَنُونِ | المنون | l-menûn(i) | zamanın | م ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa onlar, “O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz” mu diyorlar? | |||||
| 523 | Tûr 48. Ayet (52:48:9) | ح۪ينَ | حين | hîne | zaman | ح ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et. | |||||
| 524 | Necm 1. Ayet (53:1:2) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. | |||||
| 525 | Necm 32. Ayet (53:32:15) | اِذْ | اذ | iż | zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir. | |||||
| 526 | Necm 32. Ayet (53:32:19) | وَاِذْ | واذ | ve iż | ve zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir. | |||||
| 527 | Necm 46. Ayet (53:46:3) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 45,46. Şüphesiz O, iki eşi, erkeği ve dişiyi, (rahme) atıldığında az bir sudan (meniden) yaratmıştır. | |||||
| 528 | Kamer 46. Ayet (54:46:3) | مَوْعِدُهُمْ | موعدهم | mev’iduhum | buluşma zamanları | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır. | |||||
| 529 | Rahman 37. Ayet (55:37:1) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman (hâliniz ne olur?) | |||||
| 530 | Vâkı'a 1. Ayet (56:1:1) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır. | |||||
| 531 | Vâkı'a 4. Ayet (56:4:1) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 3,4,5,6,7. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır. | |||||
| 532 | Vâkı'a 5. Ayet (56:5:1) | وَبُسَّتِ | وبست | ve busseti | ve serpildiği (zaman) | ب س س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 3,4,5,6,7. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır. | |||||
| 533 | Vâkı'a 6. Ayet (56:6:1) | فَكَانَتْ | فكانت | fe-kânet | haline geldiği (zaman) | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 3,4,5,6,7. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır. | |||||
| 534 | Vâkı'a 7. Ayet (56:7:1) | وَكُنْتُمْ | وكنتم | ve kuntum | ve sizler olduğunuz (zaman) | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 3,4,5,6,7. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır. | |||||
| 535 | Vâkı'a 47. Ayet (56:47:3) | اَئِذَا | ائذا | e-iżâ | zaman mı? | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?” | |||||
| 536 | Vâkı'a 83. Ayet (56:83:2) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize! | |||||
| 537 | Vâkı'a 84. Ayet (56:84:2) | ح۪ينَئِذٍ | حينئذ | hîneiżin | o zaman | ح ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa siz o zaman bakıp durursunuz. | |||||
| 538 | Hadîd 16. Ayet (57:16:23) | الْاَمَدُ | الامد | l-emedu | uzun zaman | أ م د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 539 | Mücadele 8. Ayet (58:8:18) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | ve zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gizlice konuşmaktan menedilip de, menedildikleri şeyi işleyen ve günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde Allah’ın seni selâmlamadığı selâmla selâmlıyorlar. İçlerinden de, “Söylediklerimizden dolayı Allah bize azap etse ya!” diyorlar. Cehennem onlara yeter! Oraya girecekler. Ne kötü varış yeridir orası![530] | |||||
| 540 | Mücadele 9. Ayet (58:9:5) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın. İyilik ve takvayı konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının. | |||||
| 541 | Mücadele 11. Ayet (58:11:5) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size, “Meclislerde yer açın” denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size, “Kalkın”, denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 542 | Mücadele 11. Ayet (58:11:15) | وَاِذَا | واذا | ve iżâ | zaman da | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size, “Meclislerde yer açın” denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size, “Kalkın”, denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 543 | Mücadele 12. Ayet (58:12:5) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Peygamber ile baş başa konuşacağınız zaman, baş başa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 544 | Haşr 15. Ayet (59:15:5) | قَر۪يبًا | قريبا | karîbâ(en) | yakın zaman | ق ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların durumu, kendilerinden az öncekilerin (Mekkeli müşriklerin) durumu gibidir. Onlar (Bedir’de) yaptıklarının cezasını tatmışlardır. Onlara (Ahirette de) elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 545 | Haşr 16. Ayet (59:16:7) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | zaman da | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, “İnkâr et” der; insan inkâr edince de, “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” der. | |||||
| 546 | Mümtehine 10. Ayet (60:10:5) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Mü’min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Çünkü müslüman hanımlar kâfirlere helâl değillerdir. Kâfirler de müslüman hanımlara helâl olmazlar. Mehir olarak harcadıklarını onlara (kocalarına geri) verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde, bu kadınlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Müşrik karılarınızın nikâhlarına tutunmayın. (Zira bu nikâhlar ortadan kalkmıştır.) Onlara harcadığınız mehri, (evlendikleri kâfir kocalarından) isteyin. Kâfirler de (İslâm’ı kabul eden ve sizinle evlenen eski hanımlarına) harcamış oldukları mehri (sizden) istesinler. Bu, Allah’ın hükmüdür. O, aranızda hüküm veriyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[539] | |||||
| 547 | Mümtehine 12. Ayet (60:12:4) | اِذَا | اذا | iżâ | zaman | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek,[541] hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 548 | Saf 5. Ayet (61:5:1) | وَاِذْ | واذ | ve iż | bir zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ kavmine, “Ey kavmim! Allah’ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz hâlde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez. | |||||
| 549 | Saf 5. Ayet (61:5:15) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ kavmine, “Ey kavmim! Allah’ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz hâlde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez. | |||||