Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1447, sondan
4790. ayet;
10. sure ve
Yunus Suresinin
83. ayetidir.
Yunus Suresi 83. ayetinin kelime sayisi
22, harf sayısı
86 ve toplam ebced değeri ise
5975 olarak hesaplanmıştır.
Yunus Suresinin toplam ebced değeri
536028 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (12)
ل (9)
ر (5) bulunuyor.
فما امن لموسى الا ذرية من قومه على خوف من فرعون وملائهم ان يفتنهم وان فرعون لعال في الارض وانه لمن المسرفين
فماامنلموسىالاذريةمنقومهعلىخوفمنفرعونوملائهمانيفتنهموانفرعونلعالفيالارضوانهلمنالمسرفين
Femâ âmene limûsâ illâ żurriyyetun min kavmihi ‘alâ ḣavfin min fir’avne vemele-ihim en yeftinehum(c) ve-inne fir’avne le’âlin fî-l-ardi ve-innehu lemine-lmusrifîn(e)
Firavun ve ileri gelenlerinin kötülük yapmaları korkusu ile kavminin küçük bir bölümünden başkası Mûsâ’ya iman etmedi. Çünkü Firavun, o yerde zorba bir kişi idi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.
“Kavminden az sayıda insan” diye tercüme ettiğimiz Hz. Mûsâ’ya iman edenler hakkındaki ifade, “zürriyyetün min kavmihî” şeklinde olup bunun etrafında değişik yorumlar yapılmıştır. Bazı müfessirlere göre buradaki “zürriyye” (zürriyet) kelimesi “az” anlamında kullanılmıştır; âyet onun kavminden ancak az sayıda insanın iman ettiğini ifade etmektedir. Bu âyette “Mûsâ’nın kavmi”nden söz edildiği kanaatini taşıyan ve zürriyet kelimesinin “gençler topluluğu” mânasını esas alan müfessirlere göre, burada kastedilen anlam şudur: Peygamberliğinin başlangıcında ona ancak, babaları Firavun ve adamlarının baskısı altında bulunan bir grup genç iman etmişti. Âyette Mûsâ’nın kavminden söz edildiğini kabul etmekle beraber zürriyet kelimesine “soy, nesil” anlamı veren bir kısım müfessirin yorumu şöyledir: Hz. Mûsâ’nın gönderildiği toplum ona iman etmemişti, fakat mücadelesi uzun zamana yayıldığından ilk muhataplarının çoğu ölmüş, onların soyundan olanlar kendisine iman etmişlerdi. Taberî, âyetin söz dizimine ilişkin bir gerekçeyle bu görüşü daha güçlü bulmaktadır (XI, 149-150). Diğer bir grup müfessire göre ise burada “Firavun’un kavmi”nden söz edilmekte, dolayısıyla onun yakın çevresinden az sayıda insanın Hz. Mûsâ’ya iman ettiğine işaret edilmektedir. İbn Atıyye, tarihî bilgilerin Hz. Mûsâ’ya kendi kavminden az kişinin iman etmiş olması ihtimalini desteklemediği gerekçesiyle bu görüşü tercih etmektedir (III, 136-137).
Bir kısım dil bilgininin görüşü de şöyledir: Hz. Mûsâ’ya iman edenlerin babaları kıptî ve anneleri İsrâiloğulları soyundan olduğu için o toplumda böyle kimseler “zürriyet” diye anılıyordu; âyetteki zürriyet kelimesi de bu anlamda kullanılmıştır (Taberî, XI, 150; İbn Atıyye, III, 136-137). Öte yandan Muhammed Esed’in âyetin bu kısmına “ancak birkaç kişi Mûsâ’ya olan inançlarını açıkladılar” şeklinde verdiği mâna kapalı durmaktadır (I, 411).
Firavun ve yöneticilerinin kendilerine [fitne] (sıkıntı) vermelerinden korkmaları nedeniyle, kavminden bir grup insandan başka kimse Musa’ya iman etmemişti. Şüphesiz ki Firavun yeryüzünde kibirlenen biriydi ve elbette o, haddi aşanlardandı.
Benzer mesaj: Zuhruf
43:54.
Firavun ve etrafındakilerin, kendilerine işkence etmesinden korkuya düştükleri için, halktan bir grup gençten başka kimse Mûsâ'ya iman etmedi. Çünkü Firavun, yeryüzünde ululuk taslayan bir diktatör ve haddi aşanlardan biri idi.
Firavun ve melelerin¹, kendilerine kötülük yapacaklarından korktukları için, Musa'ya halkından az sayıda gençten başka inanan olmadı. Zira Firavun, o yerde çok büyüklenmişti. O, çok aşırı gidenlerdendi.
1- Halkın ileri gelenleri, imtiyaz sahibi seçkinleri. Din adamları/ruhban sınıfı.
Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (bazı gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara (fitnelere) çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorbaydı ve o gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.
Firavun'un, kendilerini bir musibete uğratmasından korktukları için Musa'ya, kavminden bir soy inandı ancak, başkaları inanmadı ve gerçekten de Firavun, yeryüzünde pek yüceydi ve gerçekten o, buyruktan çıkmış kişilerdendi.
Firavun ve onun seçkin çevresi, kendilerine kötülük yapar korkusuyla, başkaları geri dururken, kavminden az bir kısmı Musa'ya inandı. Çünkü Firavun, o ülkede gerçekten nüfuz ve iktidar sahibiydi; ve üstelik ölçüsüz ve acımasız biriydi.
Firavun'un ve devlet görevlilerinin, kendilerine baskı, zulüm ve işkence ederek, hürriyetlerinin tamamen engellenmesinden korktukları için kavminden bir grup gençten başka kimse Mûsâ'ya güvenip itimat etmedi. Çünkü Firavun yeryüzünde, ülkede üstünlük iddiasında bulunan bir diktatördü. Cahilce meşruiyet sınırını aşanlardan, ağır-adaletsiz hükümler içeren kurallar koyanlardan, kural tanımayanlardan, Allah’a âsi olanlardandı.
Firavun ve adamlarının kendilerine kötülük etmeleri korkusuyla, kavminden Musa'ya, bir genç takımdan başka iman eden olmadı. Şüphesiz Firavun yeryüzünde iyice büyüklenmişti ve o çok aşırı gidenlerdendi.
Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuylaiman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.
Sonunda, Firavun ve etrafındakilerin belâsı korkusundan, Mûsa'ya kavminden ancak bir zürriyet iman etti. Çünkü Firavun o yerde (Mısır'da) çok üstün idi ve pek aşırı giden taşkınlardandı.
Firavun ve erkânının kendilerine kötülük yapmasından korktukları için kavminden gelen, yeni neslin inanmasından başka kimse Musa’ya inanmadı. Çünkü Firavun yeryüzünde üstünlük sağlamıştı. Ve çünkü o müsriflerden idi.
İmdi Musa'ya, ancak kendi ulusundan bir kimse — Firavun ile öne gelenlerinin işkencelerinden korka korka— inanmışdı, evet Firavun yeryüzünde azmıştı, taşkınlardan olmuştu
Firavunun ve seçkin çevresinin kendilerine işkence etmesinden korkuya düştükleri için kavminden bir grup gençten başka kimse Musa'ya iman etmedi. Çünkü Firavun bölgesinde küstahça böbürlenen ve hak hukuk tanımayan (acımasız bir diktatör) idi.
Firavun ve erkanının kendilerine fenalık yapmasından korktuklarından, milletinin bir kısım gençleri dışında, kimse Musa'ya inanmamıştı, çünkü Firavun o yerde hakimdi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.
Firavun ve kavminin kendilerine işkence etmesinden korkuya düştükleri için kavminden bir gurup gençten başka kimse Musa’ya iman etmedi. Çünkü Firavun yeryüzünde ululuk taslayan (bir diktatör) ve haddi aşanlardan idi.
Zira o tanrılık iddiasına kalkışmış ve peygamberlerin torunlarını dahi kendisine kul edinmişti.
Firavun ve erkanının işkence ve baskısından korktukları için Musa'ya, halkından ancak bir kaç kişi inandı. Firavun, yeryüzünde haddi çok aşan bir tiran idi.
Firavun ve adamlarının kendilerini belaya uğratacağı korkusundan dolayı Musa'ya kendi kavminin bir oymağından başka kimse iman etmedi. Çünkü orada Firavun çok üstün idi ve o kesinlikle aşırı giden taşkınlardandı.
Hasılı Fir'avn ve cem'ıyyetinin belâsı korkusundan ibtîdâ Musâya kavminin bir zürriyetinden başka iyman eden olmadı, çünkü Fir'avn o yerde çok üstün idi ve çok aşırı giden müsriflerden idi
Neticede (ve bidâyetde) Musâya kavminin bir zürriyyetinden başkası — Fir'avn ile elebaşlarının kendilerine açacağı belâdan korkusuna — îman etmedi. Çünkü Fir'avn o yerde (Mısırda) cidden gaalibdi ve cidden aşırı gidenlerdendi.
Buna rağmen Fir'avun'un ve ileri gelenlerinin, kendilerini fitneye (işkenceye)atmasından korktukları için Mûsâ'ya, kavminin (genç) bir tâifesinden başkası îmân etmedi. Çünki Fir'avun yeryüzünde çok büyüklenen (bir zorba) idi. Ve doğrusu o, gerçekten(haddi aşarak) isrâf edenlerdendi.
Firavun ve önde gelen yöneticilerinin kendilerinden intikam alır korkusuyla, Musa’ya ancak kendi soyundan (İsrail oğullarından) birkaç kişi iman etti. Çünkü Firavun, bulunduğu toprakların güçlü yöneticisi ve acımasız birisiydi.
Musa/ya ilk defa ancak kavminin birtakım çocukları [¹], Fir/avun ve ileri gelenlerinin mihnete duçar etmeleri korkusu ile beraber iman getirdiler. Çünkü Fir/avun Mısır toprağında kibirli ve zorba idi. Zulümde haddi aşanlardandı.
[1] İsrail oğullarının gençleri veya Fir'avunluların pek azı.
Firavun ve erkânının kendilerine kötülük yapmasından korktuklarından, kavminin bir kısım gençleri dışında, kimse Musa'ya inanmamıştı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve hakikaten aşırı gidenlerdendi.
Firavun ve kurmaylarının kendilerine eziyet edeceğinden korktukları için, kavminden ancak bir grup genç Mûsâ’ya açıkça iman etti. Diğer pek çoğu ise, inancını gizlemek zorunda kaldı. Çünkü Firavun, yeryüzünde küstahça böbürlenen ve hak hukuk tanımayan acımasız bir diktatör idi.
Onlara fitne olur / belâ olur diye Firavun’dan ve ekibinden korktukları için, çok genç bir takımdan başka Musa’ya kavminden hiç kimse inanmadı.
Firavun, Ülke’de üstün / yüksek konumdaydı.
O, elbette Aşırı Gidenler’dendir.
Firavun ve onun ileri gelenlerinin; kendilerine belâ olacakları korkusuyla Mûsa’ya (Firavun’un kavminden)1 küçük bir gurup dışında kimse îman etmedi. Çünkü Firavun kesinlikle yeryüzünde diktatörlük taslayan ve haddi aşanlardan (birisi) idi.
1 Hz. Mûsa’ya inananların, sadece kendi kavminden olduğu kanaatinde olanlar da vardır. (Kurtubî, İbnu Kesir) Cümlenin gelişine göre bu daha doğrudur. Ancak, Hz. Mûsa’ya bu esnada, kavminin pek çoğunun îman ettiği, âyetin devamından anlaşıldığı için, yukarıdaki meâl tercih edilmiştir.
Firavun ve onun seçkinler çevresi kendilerine zulmeder korkusuyla 104 [başkaları geri dururken] kavminden ancak birkaç kişi Musa'ya olan inançlarını açıkladılar: 105 çünkü Firavun ülkede gerçekten de nüfûz ve iktidar sahibiydi, ve üstelik ölçüsüz, acımasız biriydi.
Firavun’un ve onun yakın çevresinin işkencelerinden korktukları için Musa’nın toplumundan çok küçük bir grup dışında Musa’ya iman ettiğini açıklayan olmadı. Zira Firavun ülkede tam bir zorbaydı ve o haddi aşan biriydi. 7/168- 169
Firavun ve onların önde gelenleri kendilerine işkence ederler korkusuyla,[1661] Musa’ya, onun kavminden sadece bir avuç insan iman etti.[1662] Çünkü Firavun ülkede gerçekten de otorite ve baskı sahibiydi; zaten o dengesizin[1663] tekiydi.
[1661] ‘Ala havfin, Zemahşerî’nin de tercih ettiği gibi “korkmakla birlikte”, “korkuya rağmen” şeklinde de anlaşılabilir.
[1662] “Onun kavminden” ifadesindeki zamir Firavun’a gidebileceği gibi Hz. Musa’ya da gidebilir. Birinci anlam İbn Abbas’a, ikinci anlam ise öğrencisi Mücâhid’e atfedilir (Taberî). İbn Abbas’ın yorumuna uygun olarak bu ibareyi “zamir kendisinden hemen önceki isme gider” kuralından istisna tutmak kaydıyla, “Firavun’un kavminden” biçiminde okuyabiliriz. Yukarıdaki çekince bir yana, bu yorumu haklı kılan gerekçeleri şöyle sıralayabiliriz:
1) İsrâiloğulları zaten Hz. Musa’nın önderliğini benimsemişlerdi ki, Mısır’dan çıkışta hep birlikte onu takip ettiler.
2) Onlar öteden beri işkence ve baskı görüyorlardı (
7:129).
3) Gösteri Kur’an’a göre, Hz. Musa’nın isteğiyle bir bayram günü şehir halkının gözü önünde yapılmıştı (
20:59). Belli ki Hz. Musa’nın bundan amacı mesajını Mısır halkına da duyurmaktı.
4) “Onların yönetici seçkinleri” anlamına gelen meleihim’deki “onlar” çoğul zamiri ile kastedilenin İsrailoğullarına zulmeden Mısırlı yönetici seçkinler olması, İsrâiloğulları ileri gelenleri olmasından daha makuldür.
5) Tarihen sabittir ki, Hz. Musa’ya iman eden yerlilerden bir kısım insan da onlarla birlikte Mısır’dan çıkmışlardı (Çıkış
12:38).
6) Bizim “bir avuç insan” diye çevirdiğimiz zurriyyetun ile, öteden beri ataları İbrahim, İshak, Yakub ve Yusuf’un tevhid inancına bağlı olan İsrâiloğulları değil, Firavun toplumuna mensup iman etmiş küçük bir azınlık kastedilse gerektir. Zira 85 ve 86. âyette bu grubun kendilerinden Allah’a sığındıkları zalim ve kâfir topluluk, her hâlde İsrâiloğullarının geri kalanı değil Firavun toplumu idi.
[1663] Musrife verdiğimiz anlam.
Artık Mûsa'ya imân etmedi, ancak kavminden bir zürriyet kendilerinin Fir'avun'dan ve onların cemaatinden bir belaya uğrayacaklarından korkar oldukları halde imân etmiş oldular. Fir'avun ise muhakkak ki, o yerde yüksek idi ve şüphe yok ki, o haddi tecavüz edenlerden idi.
Hasılı, başlangıçta Mûsâ'ya, kendi kavminden, genç bir kuşaktan başka iman eden olmadı. Kavmi, Firavun'un ve ileri elen yetkililerinin, kendilerine işkence edeceklerinden korkuyorlardı. Çünkü Firavun o ülkede son derece despot ve çok aşırı gidenlerdendi.
Fir'avn'ın ve adamlarının, kendilerine kötülük yapmasından korktukları için kavminin içinde Musa'ya, yalnız genç bir kuşaktan başkası inanmadı. Çünkü Fir'avn, yeryüzünde çok ululanan ve çok aşırı gidenlerden idi.
Firavun’un ve kendi önderlerinin baskısından korkmaları sebebiyle Musa’ya halkının gençleri dışında kimse inanmadı. Firavun orada tam bir hâkimiyet kurmuştu ve aşırılıklar içindeydi.
Firavun ve çevresindekilerin işkence yapmasından korkmalarından dolayı kavminden Musa'ya çok küçük bir grubun dışında inanan olmadı. Çünkü Firavun o yerde hakimdi ve O, aşırı gidenlerdendi.
Firavun ile kavmin ileri gelenlerinden başlarına bir belâ gelir diye korktukları için, Musa'ya, kavminden genç bir neslin dışında iman eden olmadı. Firavun gerçekten de memlekette bir zorba kesilmişti ve çok aşırı giden biriydi.
Firavun ve kodamanlarının kendilerine kötülük etmelerinden korktukları için, kavmi arasından bir gençlik grubu dışında hiç kimse Mûsa'ya inanmadı. Çünkü Firavun, o toprakta gerçekten çok üstündü ve gerçekten sınır tanımaz azgınlardan biriydi.
pes inanmadı mūsā’ya illā bir nesl ķavmundan ķorķu üzere fir'avn’dan daħı serverlerinden kim 'aźāb eyleye anlara daħı bayıķ fir'avn ġālibdür yirde daħı bayıķ ol ḥaddan geçicilerdür.
Pes īmān getürmezler Mūsāya illā bir ẕürriyet ḳavminden Fir‘avndan daḫıçerisinden ḳorḳup ki anlara ‘aẕāb itmeyeler. Taḥḳīḳ Fir‘avn cebbār idi yiryüzinde. Daḫı ol me[l]‘ūn (?) müsriflerden idi.
Fir’onun və ə’yanlarının bəlası qorxusundan Musaya öz qövmündən (və ya Fir’on camaatından) yalnız kiçik bir dəstə (nəsil) iman gətirdi. Çünki Fir’on o yerdə hakim idi. O, (küfr və azğınlıq etməkdə) həddi aşmışdı.
But none trusted Moses, save some scions of his people, (and they were) in fear of Pharaoh and their chiefs, that they would persecute them. Lo! Pharaoh was verily a tyrant in the land, and Lo! he verily was of the wanton.
But none believed in Moses except some children of his People,(1466) because of the fear of Pharaoh and his chiefs, lest they should persecute them; and certainly Pharaoh was mighty on the earth and one who transgressed all bounds.*
1466 The pronoun "his" in "his People" is taken by some Commentators to refer to Pharaoh. The majority of Pharaoh's people refused to believe at the time, but the sorcerers believed (
7:120-122), and so did Pharaoh's wife (
66:11), and ultimately Pharaoh himself, though too late (
10:90). If we took "his" to refer to Moses, it would mean that the Israelites were hardhearted and grumbled (
7:129) even when they were being delivered from Egypt, and only a few of them had any real faith in Allah's providence and the working of His Law, and they feared Pharaoh even more than they feared Allah.