Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1538, sondan
4699. ayet;
11. sure ve
Hûd Suresinin
65. ayetidir.
Hûd Suresi 65. ayetinin kelime sayisi
11, harf sayısı
46 ve toplam ebced değeri ise
5840 olarak hesaplanmıştır.
Hûd Suresinin toplam ebced değeri
537792 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (6)
ل (3)
ر (3) bulunuyor.
فعقروها فقال تمتعوا في داركم ثلثة ايام ذلك وعد غير مكذوب
فعقروهافقالتمتعوافيداركمثلثةايامذلكوعدغيرمكذوب
Fe’akarûhâ fekâle temette’û fî dârikum śelâśete eyyâm(in)(s) żâlike va’dun ġayru mekżûb(in)
Derken onu kestiler. Salih, dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. (Sonra helâk olacaksınız.) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir.”
Fakat kavmi gittikçe sertleşerek Sâlih’i yalancılıkla suçlayıp onun büyülendiğini söyledi ve iddiasını kanıtlaması için mûcize göstermesini istedi (bk. A‘râf
7:73-74; eş-Şuarâ
26:155-159). Bunun üzerine Sâlih özel bir deveyi gösterdi. Bu deveye herhangi bir kötülük yapmamaları hususunda kavmini uyarmasına rağmen, onlar bu uyarıya aldırış etmeyip 65. âyette ifade buyurulduğu üzere onu hunharca öldürdüler. Artık ceza kaçınılmaz hale gelmişti, peygamber de bunu kendilerine bildirdi.
(Fakat Semûd kavmi) onu (deveyi) hunharca katledince (Salih onlara) şöyle demişti: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helak olacaksınız)!” Bu, yalanlanamayacak bir vaattir.
Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler. Sâlih dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın.” Bu söz, yalanlanamayan bir tehdit idi.
Yine de onu kestiler.¹ “Yurdunuzda üç gün yaşayın.² Bu yalan olmayan bir uyarıdır.” dedi.
1-Kesme anlamına gelen (A-K-R) sözcüğü, kökünden kesmek, yok etmek, köksüz bırakmak, kısır anlamlarına gelmektedir. Dişi devenin kesilmesinin bu sözcükle ifade edilmesi halka ait bir imkânın yok edilmesini de çağrıştırmaktadır. 2-Kısacık bir zamanınız kaldı.
(Buna rağmen) Onu (deveyi) boğazlayıp öldürdüler. (Salih onlara) Dedi ki: “(Şimdilik) Yurdunuzda (ve hâkimiyet konumunuzda) üç gün (kadar, bir müddet) daha yararlanın (ama acı ve alçaltıcı sonunuz gelmiştir.) Bu asla yalanlanamayacak bir va’addir (ve intikam vakti yaklaşmıştır.) ”
Ayaklarını kesip öldürdüler onu, Salih de yurdunuzda üç gün daha yaşayıp geçinin dedi, bu, yalan denmesine imkan bulunmayan bir vait.
Bu uyarıya rağmen devenin ayaklarını biçerek öldürdüler. Bunun üzerine Salih: “Artık memleketinizde yaşayacak üç gününüz kaldı, bu söylediğim yalanlanamayacak bir tehdittir” dedi.
Sâlih'in kavmi, deveyi, bacaklarından kılıçla biçerek öldürdüler. Sâlih:
“Yurdunuzda üç gün daha zevk ü sefa sürün” dedi. Bu, yalanlanması mümkün olmayan bir tehditti.
bk. Kur’an-ı Kerim,
7:77.
Onlar yine de o deveyi kestiler. Bunun üzerine (Salih): "Yurdunuzda üç gün yaşayadurun. Bu yalanlanmayacak bir vaaddir" dedi.
Fakat onu öldürdüler. (Salih) Dedi ki: 'Yurdunuzda üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmayacak bir vaaddir.'
Nihayet o devenin ayaklarını keserek onu öldürdüler. Bunun üzerine sâlih şöyle dedi: “- Memleketinizde üç gün daha yaşayadurun. İşte bu, yalan çıkarılamıyan bir vaaddir.”
Bunun üzerine onlar, o devenin el ve ayaklarını kestiler. Salih de onlara: “Üç gün evinizde yaşayın (ondan sonra görürsünüz!) Bu, yalan olmayan bir vaattir” dedi.
Hemencik deveyi tepelediler, Salih dedi ki: «Üç gün evinizde oturursunuz, işte bu va'din yalanı yoktur»
Derken (Semûd halkının ileri gelenleri) onu kestiler. Bunun üzerine (Salih) dedi ki: (İşte bu olay sonunuzu getirdi!) “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın bakalım! (Sonra helâk olacaksınız!) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir!”
Buna rağmen onu kesip devirdiler. O zaman Salih: "Yurdunuzda üç gün daha kalın. Bu, yalanlanmayacak bir sözdür" dedi.
Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler. Sâlih dedi ki: «Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helâk olacaksınız)!» Bu söz, yalanlanamayan bir tehdit idi.
Fakat, onu işkenceyle kestiler. "Yurdunuzda yaşamanız için üç gününüz var. Bu, yalan olmayan bir sözdür," dedi.
Derken, o deveyi kestiler. Bunun üzerine Salih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalan çıkmayacak olan kesin bir vaaddir."
Derken onu tepelediler, bunun üzerine dedi ki: Evinizde üç gün yaşayın ve işte bu bir va'd ki yalan çıkarılmamıştır
Derken, onu, ayaklarını keserek öldürdüler. Bunun üzerine (Saalih) dedi ki: «Memleketinizde üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanı çıkarılamayacak bir tehdîddir».
Fakat (Semûd kavmi bu îkazı dinlemeyerek) onu kestiler; bunun üzerine (Sâlih): “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın! Bu, yalan olmayan bir tehdiddir!” dedi.
Daha sonra deveyi boğazlayarak (keserek) öldürdüler. Salih onlara “Üç gün daha yurtlarınızda yaşayın. Bu yalanlanamayacak (Allah’ın) bir vaadidir” dedi.
Bunun üzerine onlar dişi deveyi sinirlediler. Salih dedi ki üç gün yurdunuzda yaşarsınız bu, öyle bir vaaddir ki yalanı çıkamaz.
Buna rağmen onu devirip boğazladılar. O zaman Salih, “Yurdunuzda üç gün daha faydalanın. Bu, (azap sözü) yalanlanmayacak bir sözdür” dedi.
Fakat Semûd halkının azgın kâfirleri, Allah’a itaatin sembolü olarak ortalıkta dolaşan ve yaşadığı sürece Sâlih’in Peygamberliğinin apaçık bir ispatı olan bu deveyi kesip öldürdüler. Bunun üzerine Sâlih, “İşte şimdi sonunuz geldi, yakında hepiniz helâk edileceksiniz! Yurdunuzda şimdilik üç gün daha yaşayın bakalım! Dördüncü gün işiniz bitmiş olacak! Bu, asla yalan çıkmayacak bir uyarıdır!” dedi.
Derken, onu boğazladılar.
-“Üç gün evinizde-yurdunuzda yaşayın! İşte bu, yalanlanmayacak bir vaaddir” dedi.
Onlar o (deveyi) öldürünce, (Salih onlara): “Her biriniz yurdunuzda üç gün daha misafir olun1 (bakalım). İşte bu asla yalan çıkmayacak bir tehdittir.” dedi.
1 Âyetin bu bölümü: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın…” şeklinde de tercüme edilebilir. Bazı âlimler “üç gün” ifâdesinden misafirlik anlamışlardır. Zîrâ misafirliğin hakkı üç gündür. Bu yüzden yukarıdaki tercüme tercih edilmiştir.
Bu (uyarıya) rağmen, hunharca boğazladılar onu. 96 Bunun üzerine [Salih]: “Artık [sadece] üç gün(ünüz) kaldı, barınaklarınızda eyleşecek” dedi, “bu (söylediğim) yalanlanamayacak bir yargıdır!” 97
Deveyi hunharca kestiler bunun üzerine Salih “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın bakalım, zira sizi uyardığım azap yalanlanamayacak bir vaattir.” dedi. 26/141...159, 54/23...31
Buna rağmen, onu vahşice katlettiler. Bunun üzerine (Sâlih) dedi ki: “Konaklarınızda keyif sürme süreniz sadece üç gündür; işte bu yalanlanması imkânsız, mutlaka gerçekleşecek bir tehdittir!”
Sonra onu boğazladılar. Bunun üzerine dedi ki: «Yurdunuzda üç gün daha yaşayınız. İşte bu, yalanlanmamış olan bir vaaddir.»
Fakat halk o deveyi tepeleyince Salih onlara: “Yurdunuzda üç günlük bir ömrünüz kaldı. Sonra helâk olacaksınız. İşte hilafı olmayan kesin söz! ” dedi. [7, 77]
Fakat onu kesip devirdiler. (Salih) dedi ki: "Yurdunuzda üç gün yaşayın, (sonra mahvolacaksınız); bu, yalan olmayan bir uyarıdır!"
Sonra ayaklarını keserek deveyi öldürdüler. Salih dedi ki “Üç gün daha yurdunuzdan yararlanın. Bu, yalan çıkmayacak bir tehdittir.”
Deveyi kestiler. “Ancak üç gün daha yurdunuzda yaşarsınız, bu yalanlanmayacak bir sözdür.” dedi.
Onlar deveyi boğazladılar. Salih dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha barının. Bu, asla yalanlanmayacak bir vaaddir.”
Ama deveyi yere yıkıp kestiler. Sâlih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha nimetlenin. Bu, yalanlanamayacak bir tehdittir."
pes depelediler anı pes eyitti “gönenüñ sarāyuñuzda üç günler şol va'de eylemekdür yalan olınmamış.”
Pes öldürdiler deveyi. Ṣāliḥ eyitdi anlara: Gönenüñüz menzillerüñüzde üç gün. Ol bir va‘dedür ki hergiz yalan olmaz.
Onlar (dəvəni) tutub (ayaqlarından) kəsdilər. (Saleh də onlara) dedi: “Daha üç gün yurdunuzda yaşayıb kef çəkin. Bu elə bir və’ddir (sözdür) ki, yalan çıxmaz!”
But they hamstrung her, and then he said: Enjoy life in your dwelling place three days! This is a threat that will not be belied.
But they did ham-string her. So he said: "Enjoy yourselves in your homes for three days:(1561) (Then will be your ruin): (Behold) there a promise not to be belied!"*
1561 Just three days' time for further thought and repentance! But they paid no heed. A terrible earthquake came by night, preceded by a mighty rumbling blast (probably volcanic), such as is well-known in earthquake-prone areas. It came by night and buried them in their own fortress homes, which they thought such places of security! The morning found them lying on their faces hidden from the light How the mighty were brought low!.