Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1627, sondan
4610. ayet;
12. sure ve
Yusuf Suresinin
31. ayetidir.
Yusuf Suresi 31. ayetinin kelime sayisi
32, harf sayısı
132 ve toplam ebced değeri ise
9894 olarak hesaplanmıştır.
Yusuf Suresinin toplam ebced değeri
497284 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (22)
ل (13)
ر (7) bulunuyor.
فلما سمعت بمكرهن ارسلت اليهن واعتدت لهن متكـا واتت كل واحدة منهن سكينا وقالت اخرج عليهن فلما راينه اكبرنه وقطعن ايديهن وقلن حاش لله ما هذا بشرا ان هذا الا ملك كريم
فلماسمعتبمكرهنارسلتاليهنواعتدتلهنمتكـاواتتكلواحدةمنهنسكيناوقالتاخرجعليهنفلماراينهاكبرنهوقطعنايديهنوقلنحاشللهماهذابشراانهذاالاملككريم
Felemmâ semi’at bimekrihinne erselet ileyhinne vea’tedet lehunne muttekeen veâtet kulle vâhidetin minhunne sikkînen vekâleti-ḣruc ‘aleyhin(ne)(s) felemmâ raeynehu ekbernehu vekatta’ne eydiyehunne vekulne hâşe li(A)llâhi mâ hâżâ beşeran in hâżâ illâ melekun kerîm(un)
Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler.
Olay Mısır’ın ileri gelenleri arasında duyulup yayılınca bir grup kadın Aziz’in karısının, kölesine âşık olmasını kınadılar ve “Yûsuf’un sevdası onun kalbine işlemiş!” dediler. Bunu duyan Zelîha kadınları evine davet etti. Misafirler için evini donattı ve yaslanıp oturacakları yerler hazırladı. Davetliler gelince önlerine yemekler, meyveler ve bıçaklar koydu. Onlar meyveleri soyarken Yûsuf’a huzurlarına çıkmasını emretti. Yûsuf’un güzelliğine hayran kalan kadınlar, şaşkınlıklarından ellerini kestiler ve onun insan değil, yüce bir melek olduğunu söylediler. Zelîha, “İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, iffetini korudu. Andolsun, eğer kendisine emredeceğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!” dedi. Burada dikkat çekici olan şudur: Mısır’ın ileri gelenlerinin hanımları, Zelîha’nın zina gibi çirkin bir fiile teşebbüs etmesini kınamış olmalarına rağmen Zelîha, davet ettiği hanımlar içerisinde arzularını ve ahlâk dışı niyetlerini açıkça ilân etmekten çekinmemiştir. Nitekim ziyafet esnasında, kendisine âşık olduğu Yûsuf’u davetlilerin huzuruna çıkararak, böyle yakışıklı ve güzel bir köleye âşık olmanın, toplum değerleri açısından, kendisi için bir nakîsa olmadığını vurgulamak istemiştir.
(Züleyha) onların dedikodusunu duyunca, onlara (davetçi) göndermiş, onlar için dayanacak yastıklar (iyi bir sofra ortamı) hazırlamış, her birine bir bıçak vermiş, (Yusuf’a da): “Çık karşılarına!” demişti. (Kadınlar) onu görünce, onu (gözlerinde) büyütmüş, (şaşkınlıklarından) ellerini kesmişler ve şöyle demişlerdi: “Haşa, Rabbimiz! Bu, bir insan olamaz. Bu ancak değerli bir melektir!”
Buradaki [mekr] kelimesi, bağlam gereği “tuzak” değil, “dedikodu” anlamına alınmalıdır.
Kadın, onların dedikodu şeklindeki oyunlarını işitince, onlara haber gönderdi. Kendilerine, yaslanarak yiyebilecekleri bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yûsuf'a da, “Karşılarına çık” dedi. Nihayet Yûsuf'u görünce onu öylesine yücelttiler ki, bu yüzden bıçakla kendi ellerini kestiler ve şöyle dediler: “Aman Allah'ım! Bu bir insan değil; asil bir melek bu!”
Kadın dedikoduları işitince, onları davet etti, onlar için güzel bir ortam ve ziyafet hazırlayarak her birine birer bıçak verdi. Yûsuf'a “Kadınların karşılarına çık.” dedi. Kadınlar, gördükleri karşısında adeta büyülendiler; şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Aman Allah'ım! Bu bir beşer¹ değil, bu ancak şerefli bir melektir.” dediler.
1- Hiçbir ilahi vasfı, özelliği olmayan, bizim gibi sıradan bir insan.
(Aziz’in karısı Züleyha) Onların (dediklerini ve) düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin önüne (sofradaki meyveleri soymaları için) bıçaklar bıraktı. (Yusuf’a da:) “Çık, onlara (görün) ” dedi. Böylece onlar onu (olağan dışı güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyütmüşler, (şaşkınlıklarından) ellerini kesmişler ve: “Allah’ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün değerli bir melektir” demişlerdi.
Dedikodularını duyunca davet etti onları ve dayanacak şeyler getirdi, sofra çıkardı ve her birine birer bıçak verdi ve Yusuf'a, görün şunlara, gel dedi. Kadınlar, onu görünce şaşırdılar, meyve yerine ellerini doğradılar ve tenzih ederiz Allah'ı dediler, haşa bu insan değil, olsaolsa büyük ve şerefli bir melek.
Kadın, onların dedikodu yaparak kendisini dile düşürme düzenlerini işitince, onları davet edip kendileri için mükellef bir ziyafet hazırladı ve herbirinin eline de yiyecekleri eti ve meyveyi kesmek üzere bir bıçak tutuşturdu. Sonra Yûsuf'a: “Çık şimdi onların karşısına!” dedi. Kadınlar onu görünce, güzelliği karşısında şaşırıp kaldılar da onu gözlerinde büyüttüler ve şaşkınlıklarından ellerini kestiler: “Aman Allah'ım!” dediler. “Bu ölümlü bir insan olamaz, olsa olsa gözde bir melektir bu.”
Kadın, onların gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını duyunca, onları davet etmek için adamlar gönderdi. Onlara rahat koltuklar, meyva dolu siniler hazırlamıştı. Onların her birine birer bıçak verdi. Yûsuf'a da:
“Çık şunların karşılarına” dedi. Onu gördüklerinde, gözlerinde çok büyüttüler. Şaşkınlıktan ellerini kestiler.
“Hâşâ, Allah için, bu bir beşer değil, bu ancak, üstün vasıflı bir melek” dediler.
Kadın onların düzenlerini duyunca kendilerine (birini) gönderdi. Onlar için dayanacakları koltuklar hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. (Yusuf'a): "Çık karşılarına" dedi. Onu gördüklerinde (gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıktan) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz, bu bir beşer değildir. Bu ancak üstün bir melektir" dediler.
(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) 'Çık, onlara (görün)' dedi. Böylece onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: 'Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir' dediler.
Hanım, şehirdeki kadınların kendisini ayıpladıklarını ve dedikodu yaptıklarını işitince, onlara dâvetçi gönderdi. Onlar için dayalı-döşeli bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Sonra Yûsuf'a: “- Çık karşılarına” dedi. Kadınlar onu görünce, kendisini çok büyüttüler ve şaşkınlıklarından ellerini kestiler. Allah'ı tenzih ederiz, bu bir insan değildir. Bu, ancak kerîm bir melektir, dediler.
Bakanın hanımı, o kadınların kendi aleyhinde konuştuklarını işitince, yanına gelmeleri için haber yolladı. Ve onlar için masa üzerinde bir sofra hazırladı. (Onlar gelince) her birinin eline bir bıçak (ve elma) verdi. Yusuf’a da “huzurlarına çık” dedi. Ne zaman ki Yusuf’u gördüler, onu gözlerinde çok büyüttüler ve ellerini kestiler: “Allah için; hâşâ! Bu bir insan değildir. Bu ancak çok güzel bir melektir” dediler.
Bunların sözlerini kadın işittiğinde, çağırdı evine o kadınları, birer koltuk hazırladı, sofrada, herbirine birer bıçak dağıttı, Yusuf'a da «Gel!» dedi; kadınlar Yusuf'u gördüklerinde şaşaladılar, ellerini kestiler, dediler ki: «Olmaya ki Allahım, bu insan değil ancak güzel bir melek !»
(Azizin karısı Züleyha) onların bu tür dedikodularını işitince (bir davetçi) gönderip onları çağırdı. Onlar için oturup yaslanacakları bir yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yusuf'a: “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce güzelliği karşısında büyülendiler (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve “Allah'ım, sen ne büyüksün! Bu bir insan değil, ancak saygın bir melektir” dediler.
Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti; koltuklar hazırladı; geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. Yusuf'a: "Yanlarına çık" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce şaşıp ellerini kestiler ve "Allah'ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir" dediler.
Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Onlardan herbirine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusuf'a): «Çık karşılarına!» dedi. Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!
«Dayanacak yastıklar» diye tercüme edilen «müttekeen» kelimesi, «yemek meclisi» şeklinde de anlaşılabilir. Çünkü onlar müreffeh insanların âdeti olduğu üzere yerken, içerken ve sohbet ederken arkalarına dayanırlardı. Bundan ötürü dayanarak yemek yeme yasaklanmıştır. Bu konudaki Câbir hadisi şöyledir: «Allah Resûlü sol elimizle ve arkamıza dayanarak yememizi yasakladı.»
Kadın, onların dedikodusunu işitince onları davet etti. Onlar için konforlu yerler hazırladı. Her birine birer bıçak verdi. (Kadınlar, meyvelerini soymakla meşgul iken Yusuf'a:) "Onların huzuruna çık," dedi. Kadınlar onu görünce, öyle etkilendiler ki ellerini kestiler ve: "ALLAH korusun, bu bir insan değil; bu ancak asil bir melektir," dediler.
Azizin karısı, onların gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını işitince, onlara davetçi gönderdi ve onlara mükellef bir sofra hazırladı. Her birine bir bıçak verdi, beri taraftan da Yusuf'a "çık karşılarına" dedi. Görür görmez hepsi onu gözlerinde çok büyüttüler ve (şaşkınlıkla) ellerini kestiler. Dediler ki: "Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, olsa olsa yüce bir melektir."
Vaktâ ki bunların gizliden gizliye dedikodularını işitti, onlara da'vetçi gönderdi ve onlar için dayalı döşeli bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi, beriden de çık karşılarına dedi, hepsi onu görür görmez çok büyüttüler, kendilerinin ellerini doğradılar ve hâşâ, dediler, Allah için bu bir beşer değil, mahzâ bir Meleki kerîm.
Vaktaki (kadın) onların gizliden gizliye yapdıkları dedi koduları işitdi, kendilerine (da'vetci) yolladı, onlar için (rahatça) yaslanacak bir yer (bir de sofra) hazırladı, onlardan her birine birer bıçak verdi. (Yuusufa): «Çık karşılarına» dedi; şimdi onlar bunu görünce kendisini büyük bir varlık olarak tanıdılar, (hayranlıklarından) ellerini kesdiler ve dediler ki: «Allâhı tenzîh ederiz. Bu, bir beşer değildir. Bu, çok şerefli bir melekden başkası değildir».
Sonunda (o kadın) onların gizli dedikodularını işitince, kendilerine (haber) gönderdi ve onlar için yaslanacak bir yer (yastıklar ve bir sofra) hazırladı; herbirine ise birer (keskin)bıçak verdi ve (meyveleri soy maya baş ladıklarında, Yûsuf'a): “Kar şıla rı na çık!” dedi. Bunun üzerine (kadınlar) onu (Yû suf'u) görünce, (eşsiz güzelliğine ve fa zîletine meftûn olarak) onu pek yüce gördüler de (hayranlıklarından farkına bile varmadan) ellerini kestiler ve: “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değildir! Bu, ancak çok şerefli bir melektir!” dediler.
Azizin karısı, kadınların aralarında aleyhindeki suçlayıcı konuşmaları işitince, kadınlara hazırlık yapıp (davet etti), her birisinin ellerine birer bıçak verdikten sonra, Yusuf’a “Onların yanına çık” dedi. Yusuf’u gördüklerinde, kadınların gözleri şaşkınlıktan kocaman oldu, bıçaklarla ellerini kestiler ve “Allah için, bu bir insan olamaz, bu adam ancak değerli bir melek olmalı” dediler.
Vaktaki vezirin karısı o kadınların bu tâyiplerini işitti, onlara haber gönderdi, onları dâvet etti, onlar için bir meclis ve ziyafet hazırladı. Her birinin eline birer bıçak verdi, Yusuf/a da onların huzuruna çık, dedi. Kadınlar Yusuf/u görünce büyüksenerek [¹] ellerini kestiler [²] «— Haşa! [³] bu, insan değildir, bu mükerrem bir melekten başka bir şey değildir» dediler.
[1] Güzelliğinden kendilerine hayret ve dehşet gelerek veya mehabeti onların kalbine korku düşürerek veya korkularından hayır görerek.[2] Kadınların fart-ı dehşet ve hayretlerinden kinayedir.[3] Yani Allah noksan ve acizden münezzehtir, böyle güzel yaratmadan âciz değil amma bu da insan değildir.
(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (kurye) yolladı, onlar için bir eğlence partisi düzenledi ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) “Çık, onlara (görün)” dedi. Böylece onlar onu görünce (gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve “Allah'ı tenzih ederiz! Bu bir beşer değildir, bu, ancak yüce bir melektir” dediler.
Vezirin karısı, kadınların kendi aleyhindeki dedikodularını işitince, onlar için dört başı mamur bir sofra hazırlayıp kendilerini yemeğe dâvet etti. Ayrıca her birinin önüne, sunulan meyveleri soymak için birer bıçak koydu. Kadınlar gelip yemeklerini yedikten sonra, tam meyveleri soyarlarken, perde arkasında bekleyen Yûsuf’a gizlice, “Şimdionların karşısına çık!” diye emretti. Kadınlar onu âniden karşılarında görünce,olağanüstü güzelliği karşısında âdetâ büyülendiler; şaşkınlıktan, meyve yerine ellerini kestiler ve “Aman Allah’ım!” dediler, “Bu güzellikteki bir varlık, insan olamaz; olsa olsa, yüce bir melektir bu!”
Düzeneklerini işittiğinde onlara (davetçi elçi) gönderdi.
Onlar için bir oturum hazırladı.
Her birine birer bıçak verdi.
-“Çık karşılarına!” dedi.
Kadınlar onu gördüğünde çok büyüttüler / hayran kalıp çarpıldılar; ellerini kestiler / donup kaldılar.
-“Hâşâ! Allah için, bu bir beşer değil! Bu çok kerîm / değerli / cömert bir melek!” dediler.
Onların dedikodularını işitince, (kadın) onlara (davetçiler) yolladı ve (onlar gelince önlerine) meyve sofrası1 hazırlayıp her birinin eline birer bıçak verdi. (Yûsuf’a:) “Onların (karşısına) çık.” dedi. Kadınlar onu görünce (gözlerinde o kadar) büyüttüler ki, (şaşkınlıklarından, meyvelerin yerine) ellerini kestiler ve: “Allah’a sığınırız. Bu, bir insan olamaz, olsa olsa üstün bir melek olur.” dediler.
1 Âyetin bu bölümü, “onların dedikodularını işitince, (kadın) onlara (davetçiler) yolladı ve onlar için dayanacak yastıklar hazırladı…“ şeklinde de tercüme edilebilir. (مُتَّكَأٌ) kelimesi mecâzen, “mükellef bir ziyafet” anlamında kullanıldığı için yukarıda bu anlam tercih edilmiştir.
Kadınların bu kötü konuşmaları kulağına değince, kişizadenin karısı, onları davet edip kendileri için mükellef bir ziyafet hazırladı, 28 ve her birinin eline bir bıçak tutuşturdu. Sonra [Yusuf'a]: “Çık [şimdi] onların karşısına!” dedi. Kadınlar o'nu görünce güzelliği karşısında şaşırıp kaldılar 29 ve şaşkınlıklarından ellerini kestiler: “Aman Allahım!” dediler, “Bu ölümlü biri olamaz; olsa olsa gözde bir melek bu!”
Azizin hanımı, kadınların kendisi hakkındaki dedikodularını duyunca; onları evine davet etti ve onlara mükellef bir sofra hazırladı. Ve her birinin eline bıçak verdi. O sırada Yusuf’a, “Çık onların yanına.” dedi. Kadınlar onu görünce, onun güzelliğine hayran kalıp kendilerinden geçtiler, o işten ellerini kestiler. Ve: “Aman Allah’ım! Bu bir beşer olamaz olsa olsa harika bir melektir.” dediler. 12/50
(Kadın) onların (bu tür) dedikodularını işitince, onları davet ederek kendileri için dayalı döşeli bir ziyafet sofrası hazırladı,[1850] her birinin eline de birer bıçak tutuşturdu ve (Yusuf’a) “Çık karşılarına!” dedi. Hanımlar onu görünce kendilerinden geçip hayran kaldılar;[1851] dahası (bu yüzden) ellerini kestiler ve “Olamaz!” dediler, “Aman Allah’ım! Bu bir insan olamaz, olsa olsa bu yüce bir melektir!”[1852]
[1850] Mutteke’, “yaslanıp oturacak yer” anlamına gelir. Bu bağlamda “ziyafet salonu” ya da “ziyafet sofrası” vurgusu taşır (Ebu Ubeyde). Bu kelimenin “turunç” anlamına geldiğini söyleyen Abdullah b. Mes’ud, Mücahid ve Ferrâ’yı şiddetle reddeden Buhârî, bu konuda Ebu Ubeyde’yi tekrarlayarak “Bunu söyleyen yanıldı. Arapça’da turunç yoktur” der (Buhârî, Tefsir).
[1851] Lafzen: “onu gözlerinde büyüttüler” ya da “onu göz kamaştırıcı buldular”.
[1852] Melekleri gördükleri için böyle demiyorlar elbette. Fakat kıssa bu anlatım tarzıyla ilk muhataplarının melek tasavvurları üzerinden ders veriyor.
Vaktâ ki, onların gizledikleri dedikodularını işitti, onlara (bir davetci) gönderdi ve onlar için çakı ile kesilecek bir taam sofrası hazırladı. Ve onlardan her birine bir bıçak verdi. Ve (Ey Yusuf!), «Onların karşılarına çık!» dedi. Vaktâ ki O'nu gördüler, O'nu pek büyüttüler ve kendi ellerini kesiverdiler ve dediler ki: «Allah Teâlâ'yı tenzih ederiz, bu bir insan değil, bu ancak bir kerîm melektir.»
Hanım o kadınların kendisi aleyhindeki bu dedikodularını işitince onları konağına dâvet etmek üzere dâvetçi gönderdi. Onlar için mükellef bir sofra hazırlattı. Sofrada, ikram edilen meyveleri soysunlar diye, her misafir için bir de bıçak koydurmuştu. Onlar meyvelerini soyup kesmekle meşgul oldukları sırada, beriden de Yusuf'a: “Çık şimdi onların karşısına! ” dedi. Kadınlar onu görünce hayran kaldılar, onun güzelliğine dalıp gittiklerinden, farkında olmadan kendi ellerini kestiler ve: “Hâşâ! Allah için bu, bir insan olamaz! Bu sadece yüce bir melek! Başka bir şey olamaz! ” dediler.
(Kadın), onların (dedi-kodu yaparak kendisini dile düşürme) düzenlerini işitince, onlara (adam) gönderdi (yemeğe davet etti). Onlar için dayanacak yastıklar hazırladı ve her birine de birer bıçak verdi. (Yusuf'a): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar, (önlerine konan meyveleri soyup yemekle meşgul iken) Yusuf'u görünce onu (gözlerinde) büyüttüler, (ona hayranlıklarından ötürü) ellerini kestiler ve: "Allah için, haşa bu, insan değildir; bu ancak güzel bir melektir!" dediler.
Dedikoduları kadının kulağına gelince davetçiler gönderdi. Onlara portakal[1] hazırladı; her birine bir bıçak verdi. Sonra Yusuf’a: “Haydi yanlarına çık” dedi. Kadınlar Yusuf’u görünce büyülendiler ve ellerini kestiler. Dediler ki “Olmaz böyle şey[2]! Allah için bu insan değil, olsa olsa değerli bir melek olur.”
[*] Turunçgillerden bir meyve. Lisan'ul-Arab [*] ...
Kadınların çekiştirmelerini duyunca onları davet etti. Onlara koltuk hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yusuf'a 'onların yanına çık!' dedi. Kadınlar, onu görünce kendilerinden geçtiler, ellerini kestiler. ve:-Haşa, Allah için bu bir insan değil, dediler. Bu çok güzel bir melek.
Azizin hanımı onların dedikodusunu işitince, onlara bir davet verdi. Onlara dayalı döşeli bir sofra hazırladı, herbirinin eline birer bıçak verdi, Yusuf'a da “Yanlarına çık” dedi. Onu gördüklerinde, güzelliğine hayran kaldılar da şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Aman Allahım, bu beşer olamaz,” dediler. “Olsa olsa bu büyük bir melektir!”
Kadın onların oyunlarını işitince, onlarla haber gönderdi. Kendilerine, yaslanarak yiyebilecekleri bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yûsuf'a: "Karşılarına çık!" dedi. Nihayet Yûsuf'u görünce onu öylesine yücelttiler ki, kendilerinin ellerini kestiler. Şöyle dediler: "Aman Allah'ım! Bu bir insan değil; asil bir melek bu!"
pes ol vaķt kim ışiddi zelįħā yavuz śanmaġını anlaruñ viribidi anlara ya'nį ķıġırdı daħı yaraķladı anlaruñ içün söylenecek nesene daħı virdi her birisine anlardan bıçaķ daħı eyitti “çıķ ya'nį iy yūsuf anlaruñ üzere!” pes ol vaķt kim gördiler anı ulu gördiler anı daħı kesdiler ellerini daħı eyittiler “aru ŧutmaķdur Tañrı’nuñ degül uşbu ādemį degül uşbu illā firişte görklü yā 'izzetlü .”
Pes ol vaḳt ki Zelīḫā işitdi anlaruñ ġıybetlerini. Gönderdi, anları istedi.Daḫı her birisine birer oturup ṭayanaçaḳ yir eyledi. Her birisinüñ eline birbıçaḳ virdi. Daḫı Yūsufa anlar üstine çıḳ, didi. Ol vaḳt ki Yūsufı gördiler, ulu‐ladılar. Ḥüsnini ‘aẓamet gördiler kendülerinden. Ellerin kesdiler.Daḫı eyitdiler: Ḥāşā ki bu ādem oġlı degüldür illā cemāli kāmil mübārek feriş‐tehdür, didiler.
(Züleyxa qadınların) gizli dedi-qodularını (məkrini) eşitdikdə onlara xəbər göndərib ziyafətə də’vət etdi, onlar üçün gözəl (mütəkkələrlə, xalılarla döşənmiş bir otaqda ləziz təamlardan ibarət) bir məclis düzəltdi. Onların hər birinə (meyvə kəsib soymaq üçün) bir bıçaq verdi, sonra (Yusifə): “Onların qarşısına çıx!” – deyə əmr etdi. (Qadınlar Yusifi) gördükdə (gözəlliyinə heyran olub) onu həddindən artıq tə’riflədilər və (özlərini itirib əllərindəki turuncun qabığını soymaq əvəzinə) əllərini kəsdilər. Onlar: “Aman Allah! Bu ki, bəşər deyildir. Bu ancaq (Allah yanında) möhtərəm (əziz) olan bir mələkdir!” - dedilər.
And when she heard of their sly talk, she sent to them and prepared fur them a cushioned couch (to lie on at the feast) and gave to every one of them a knife and said (to Joseph): Come out unto them! And when they saw him they exalted him and cut their bands, exclaiming: Allah Blameless! This is not a human being. This is no other than some gracious angel.
When she heard of their malicious talk, she sent for them and prepared a banquet(1679) for them: she gave each of them a knife: and she said (to Joseph), "Come out before them." When they saw him, they did extol him, and (in their amazement) cut their hands: they said, "(Allah) preserve us! no mortal is this! this is none other than a noble angel!"*
1679 When her reputation began to be pulled to pieces with sundry exaggerations and distortions and malicious innuendos, the wife of 'Aziz invited all the ladies in society to a grand banquet. We can imagine them reclining at ease after the manner of fashionable banquets. When dessert was reached and the talk flowed freely about the gossip and scandal which made their hostess interesting, they were just about to cut the fruit with their knives, when, behold! Joseph was brought into their midst. Imagine the consternation which his beauty caused, and the havoc it played with their hearts! "Ah!", thought the wife of ‘Aziz "now is your hypocrisy self-exposed! What about your reproaches to me? You have yourselves so lost your self-control that you have cut your ringers!" (R).