Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1682, sondan
4555. ayet;
12. sure ve
Yusuf Suresinin
86. ayetidir.
Yusuf Suresi 86. ayetinin kelime sayisi
13, harf sayısı
49 ve toplam ebced değeri ise
2222 olarak hesaplanmıştır.
Yusuf Suresinin toplam ebced değeri
497284 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (11)
ل (9)
ر (0) bulunuyor.
قال انـما اشكوا بثي وحزني الى الله واعلم من الله ما لا تعلمون
قالانـمااشكوابثيوحزنيالىاللهواعلممناللهمالاتعلمون
Kâle innemâ eşkû beśśî vehuznî ila(A)llâhi vea’lemu mina(A)llâhi mâ lâ ta’lemûn(e)
Yakub, “Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim. Ben, Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” dedi.
Hz. Ya‘kūb’un bildiği, Allah’ın imtihanı, sabrın sonunun selâmet olduğudur; ayrıca Yûsuf’un rüyasına dayanarak (bk. 4-6 âyetler) edindiği, olayların geleceğine dair ümit verici bilgidir.
(Yakup ise) şöyle demişti: “Ben, kederimi ve hüznümü yalnızca Allah’a arz ediyorum. Ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (Vahiy ile) biliyorum.
Hz. Yakup aslında muhtemelen şunu söylemek istemişti: “Ben sabrımı, içimi, benliğimi allak bullak eden içimdeki bu harareti ve derin hüznü başka kimselere değil, sadece ve sadece Rabbime arz ediyorum.” Bu ifade harika bir bilinç ve muhteşem bir teslimiyet ifadesi şeklinde ümmete örnek olarak sunulmaktadır.
Ya‘kûb, “Ben, sadece gam ve kederimi Allah'a arz ediyorum. Ben sizin bilmeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından vahiy ile biliyorum” dedi.
“Gönlümden geçenleri ve kederimi yalnızca Allah'a arz ediyorum. Ve Allah tarafından bilmeyeceğiniz şeyleri bilirim.” dedi.
(Hz. Yakub:) “Ben bu büyük acımı ve tüm sıkıntılarımı sadece Allah’a arz ediyorum. (Başka hiç kimseye ne minnet ediyorum ne de medet bekliyorum.) Ve Allah’tan (bir feraset ve faziletle) sizin bilmediğiniz (ve akıl erdiremediğiniz) şeyleri de biliyorum (ve bekliyorum ” açıklamasını yapmıştı.)
Ben dedi, taşan derdimi, kederimi ancak Allah'a arzetmedeyim ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum ben.
Ya'kub: “Ben tasamı ve üzüntümü ancak Allah'a havale ederim. Çünkü ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri, Allah tarafından vahiy ile biliyorum” dedi.
“Ben gamımı, kederimi sadece Allah'a arzediyorum, şikâyet arzedilecek merci olarak sadece Allah'ı tanıyorum. Ben sizin bilemiyeceğiniz şeyleri, Allah tarafından gelen vahy ile biliyorum.” dedi.
O da şöyle dedi: "Ben keder ve üzüntümü yalnız Allah'a açarım ve Allah katından sizin bilmediğinizi bilirim.
Dedi ki: 'Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum. Ben Allah'tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum.'
O (Yâkup A.S.) dedi ki: “- Ben, büyük kederimi ve hüznümü ancak Allah'a şikâyet ediyorum ve Allah katından (vahy ile), sizin bilemiyeceğiniz şeyleri de biliyorum.
Yakub: “Ben keder ve üzüntümü, ancak Allah’a anlatırım. Ve ben, bilmediğiniz şeyleri, Allah’tan bilirim” dedi.
Yakup dedi onlara: «Ben kaygımı, tasamı Allaha yakınırım, ben Allahtan bilirim sizin bilmediğinizi
(Yakup) oğullarına dedi ki: “Ben acımı ve ıstırabımı yalnız Allah'a arz ediyorum ve Allah'ın bildirmesi sebebiyle sizin bilmediklerinizi de biliyorum.”
Yakup: "Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açarım. Allah katından, sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.
(Ya'kub:) Ben gam ve kederimi sadece Allah'a arzediyorum. Ve ben sizin bilemiyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (vahiy ile) biliyorum, dedi.
"Ben kahrımı ve tasamı ancak ALLAH'a şikayet ederim, sizin bilmediğinizi ALLAH'tan biliyorum," dedi.
Dedi ki: "Ben hüznümü, kederimi ancak Allah'a şikayet ederim ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim."
Ben, dedi, dolgunluğumu, huznümü ancak Allaha şikayet ederim ve Allahdan sizin bilemeyeceğiniz şeyler bilirim
(Ya'kub da): «Ben (taşan) kederimi, mahzunluğumu yalınız Allaha şikâyet ediyorum. Ben Allah tarafından sizin bilmeyeceğiniz (nice) şeyleri de biliyorum» dedi.
(Ya'kub) dedi ki: “(Ben) gam ve kederimi ancak Allah'a şikâyet ediyorum.(2)Çünki Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri biliyorum.”
(2)“Musîbetin darbesine karşı şekvâ (şikâyet) sûretiyle, elbette âciz ve zaîf insan ağlar; fakat şekvâ O’na olmalı, O’ndan olmamalı. Hazret-i Ya‘kūb Aleyhisselâm’ın: اِنَّمَا اَشْكُوا بَثّ۪ي وَحُزْن۪ٓي اِلَي اللّٰهَ*[(Ben) gam ve kederimi ancak Allah’a şikâyet ediyorum] demesi gibi olmalı. Yani, musîbeti Allah’a şekvâ etmeli, yoksa Allah’ı insanlara şekvâ eder gibi, ‘Eyvah! Of!’ deyip, ‘Ben ne ettim ki, bu başıma geldi?’ diyerek, âciz insanların rikkatini (acımasını) tahrîk etmek zarardır, ma‘nâsızdır.” (Mektûbât, 23. Mektûb, 106)
Babaları “Ben endişelerimi ve üzüntümü Allah’a şikâyet ediyorum. Sonra ben sizin bilmediklerinizi Allah tarafından (bana vahyediyor) biliyorum” dedi.
Yakup dedi ki: «— Kalbimde tutamadığım kederimi, hüznümü ancak Allah/a arz ederim. Ben sizin bilmediklerinizi bilirim».
(Yakup,) “Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açarım. Allah katından, sizin bilemeyeceklerinizi bilirim” dedi.
Yakup, “Siz beni anlamıyorsunuz. Ben,” dedi, “derdimi ve tasamı, ancak Allah’a şikâyet ediyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.”
Dedi ki:
-“Üzüntümü ve derdimi, Allah’a şikâyet ediyorum.
Bilmeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından biliyorum”.
(Yâkûb): “Ben, bu dayanılmaz derdimi ve hüznümü sadece Allah’a şikâyet ediyorum. Sonra ben, Allah tarafından (verilen bir bilgi ile) sizin bilmediğiniz (birçok) şeyi de biliyorum.” dedi.
“Ben” dedi, “tasamı ve üzüntümü yalnızca Allah'a havale ediyorum; çünkü Allah katından sizin bilmediğinizi 87 biliyorum ben.
Yakup, “Ben üzüntü, tasamı sadece Allah’a arz ediyorum ve ben Allah’ın lütfuna dair, sizin bilmediğiniz birçok şey biliyorum.” dedi. 12/96
“Ben derdimi[1906] ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum!”[1907] dedi (ve ekledi): “Üstelik Allah sayesinde, sizin bilmediklerinizi biliyorum!
[1906] Bessî, lafzen “(gönlümden) kopup gelenleri, iç dökmelerimi” (Râğıb). İbn Abbas’a göre burada “keder, dert, gam” anlamına kullanılmıştır (Taberî).
[1907] Bu nokta ‘bittim noktası’dır. Kulun gücünün bittiği yerde Allah’ın yardımı başlar. Allah Rasûlü’nün bittim noktası tam da bu döneme denk gelen Taif dönüşü idi. O, elleri ve ayakları kan revan içinde Ninovalı Addas’ın şahitliğinde “İlâhî” demişti, “Kuvvetimin azaldığını, gücümün tükendiğini, insanlar yüzünden küçük düştüğümü sana arz ediyorum! Ey merhameti sonsuz olan! Ey ezilmişlerin Rabbi! Ey benim Rabbim! Kimlerin eline bıraktın beni!.. Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi? Yoksa, dâvâmı ipotek edecek bir düşmana mı? Eğer sen bana gücenmedinse, kesinlikle bunlara aldırmıyorum. Lakin iyiliğin beni rahatlatacaktır. Senin nuruna sığınırım; karanlıkları aydınlatan nuruna, dünya ve âhiretimi aydınlatacak nuruna... Gelecek gazabından, bana ulaşacak öfkenden kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum. Sana sığındım, yeter ki razı ol! Güç ve kuvvet sendendir, yalnız senden!” (İbn Hişam, Sira II, 29-30).
Dedi ki: «Ben derdimi ve hüznümü ancak Allah Teâlâ'ya arzederim, ve ben Allah Teâlâ'dan sizin bilmeyeceğiniz şeyi bilirim.»
“Ben” dedi, “sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece Allah'a arz ediyorum. Hem sizin bilemediğiniz birçok şeyi Allah tarafından vahiy yolu ile biliyorum. ”
Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a arz ederim ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim. dedi.
Yakup dedi ki “Ben üzüntümü ve kederimi yalnız Allah’a açıyorum. Allah’ın bildirmesi sebebiyle sizin bilmediğiniz bir şeyi de biliyorum.
-Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açarım. Allah tarafından, sizin bilmediklerinizi bilirim, dedi.
Yakub “Ben derdimi ve üzüntümü Allah'a şikâyet ediyorum,” dedi. “Ve, Allah'ın lütfuyla, sizin bilmediğinizi biliyorum.
Dedi ki: "Ben, içimi doldurup taşan özlemimi, kederimi Allah'a arz ederim. Ve Allah'ın yardımıyla sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim."
eyitti “bayıķ şiķāyet eylerin ķatı ķayġumı daħı ķayġumı Tañrı’ya daħı bilürin Tañrı’dan anı kim bilmezsiz”
Ya‘ḳūb eyitdi: Ben şikāyet eylemezin ḥālümi ve ḳayġumı illā Tañrıya. Daḫıbilür‐men Tañrıdan siz bilmegeni, didi.
(Yə’qub) belə cavab verdi: “Mən dərd-sərimi yalnız Allaha ərz edirəm və Allahdan (gələn vəhy ilə) sizin bilmədiklərinizi (Yusifin vaxtilə gördüyü yuxunun çin çıxacağını, sizin və mənim ona tə’zim edəcəyimizi) bilirəm!
He said: I expose my distress and anguish only unto Allah, and I know from Allah that which ye know not.
He said: "I only complain(1760) of my distraction and anguish to Allah, and I know from Allah(1761) that which ye know not...*
1760 Jacob's plaint to Allah is about himself, not about Allah's doings. He bewails the distraction of his mind and his occasional breaking out of those bounds of patience which he had set for himself. 1761 He knew of Allah's merciful and beneficent dealings with man in a way his shallow sons did not. And his perfect faith in Allah also told him that all would be well. He never gave up hope for Joseph, as his directions in the next verse show. They may be supposed to have been spoken after a little silence of grief and thought. That silence I have indicated in punctuation by three dots.