Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1939, sondan
4298. ayet;
16. sure ve
Nahl Suresinin
38. ayetidir.
Nahl Suresi 38. ayetinin kelime sayisi
18, harf sayısı
73 ve toplam ebced değeri ise
3219 olarak hesaplanmıştır.
Nahl Suresinin toplam ebced değeri
557686 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
واقسموا بالله جهد ايمانهم لا يبعث الله من يموت بلى وعدا عليه حقا ولكن اكثر الناس لا يعلمون
واقسمواباللهجهدايمانهملايبعثاللهمنيموتبلىوعداعليهحقاولكناكثرالناسلايعلمون
Veaksemû bi(A)llâhi cehde eymânihim(ﻻ) lâ yeb’aśu(A)llâhu men yemût(u)(c) belâ va’den ‘aleyhi hakkan velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya’lemûn(e)
Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarıda da değinildiği gibi putperest Araplar genellikle Allah’ın varlığına inanıyorlardı. Fakat Allah’a inanmak aynı zamanda O’nun, yapıp etmelerimizden dolayı bizi yargılayacağı âhiret gününe, dolayısıyla öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna inanmayı da gerektirir; aksi halde Allah inancı ve genel olarak din, bütün yaptırıcı gücünü kaybeder ve pratikte anlamsız hale gelir. Oysa özelde putperest Araplar, genelde de her dönemde benzer inanç ve eylem içinde olan inkârcılar, seküler, maddeci ve hazcı bir dünya görüşüne sahip oldukları için Allah’a olan inançları fiilî olarak etkisiz ve anlamsız kalmakta; Allah ile ilişkilerini kopararak irade ve eylemleri üzerine hiçbir ıslah edici, caydırıcı etkisi, yaptırım gücü bulunmayan nesnelere tanrılık atfedip onlara yönelmektedirler; aynı dünya görüşünün ürünü olarak onlar, iyilerle kötülerin kesin bir şekilde birbirinden ayırt edilip iyilerin ödüllendirileceği, kötülerin de ceza görecekleri âhiret hayatını ve yeniden dirilmeyi reddederler, üstelik bu iddialarını Allah adına yeminler ederek ispatlamaya kalkışırlar; yani daha –genel olarak– yeniden dirilmenin aklen imkânsız olduğunu savunurlar. Fakat Allah’a inanmak O’nun böyle bir olayı gerçekleştirmeye muktedir olduğuna, üstelik O’nun bunu vaad ettiğine ve vaadini mutlaka gerçekleştireceğine inanmayı da gerektirir. Fakat aslında inkârcıların bu tutumları, aklî ve ilmî bir zorunluluğun sonucu olmayıp, 22-23. âyetlerde belirtildiği üzere, inançsız bir kalbin, günaha meyilli ve bayağı hazlara düşkün bir ruh dünyasının, inatçı, kibirli ve küstah bir karakter yapısının dışa yansımasından ibarettir.
İnkârcıların iddiasının aksine insanların yeniden diriltilmesi, “Allah’ın bizzat kendisine karşı gerçek bir vaadi” olup insanların, hakkında ihtilâf ettikleri şeyi Allah onlara açıklayacaktır. Râzî, burada açıklanacağı bildirilen şeyi “itaatkârla âsinin, hak yolda olanla bâtıla sapmış bulunanın, zalimle mazlumun birbirinden ayırt edilmesi” (birincilerin ödüllendirilip ikincilerin cezalandırılması) şeklinde yorumlamıştır (XX, 31). Ancak bunu, Allah’ın özel olarak kıyameti ve âhiretteki yargılamayı, genel olarak da bütün tarihi boyunca insanoğlunun zihnini meşgul eden, çeşitli görüşlere ve tartışmalara sebep olan fizik ötesiyle ilgili gerçekleri göstermesi, yaşatması ve bu suretle bunların mahiyetinin açık seçik anlaşılması şeklinde yorumlamak da mümkündür.
Onlar, Allah’ın ölen kişiyi dirilt(e)meyeceğine dair güçlü bir şekilde Allah’a yemin etmişlerdi. Aksine bu (diriltme), O’nun bizzat kendisine ait kesin bir vaadidir. Fakat insanların çoğu bilmez.
“Ölen kimseyi Allah'ın diriltemeyeceği” üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, Allah buna gerçekten söz vermiştir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
“Allah, ölen bir kimseyi diriltmez.” diye olanca güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır! Allah'ın ölüleri diriltmesi kesin bir sözdür. Ancak insanların çoğu bu gerçeği kavramazlar.
Onlar, en güçlü yeminleriyle: "Öleni Allah (yeniden) diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun üzerinde hak olan bir vaidtir (Allah kesin söz vermiştir), ancak insanların çoğu bilmezler. (Cahiller ve gafillerdir.)
Onlar, Allah'a kesin olarak ant içtiler de Allah dediler, ölen kişiyi tekrar diriltmez. Evet, diriltecek, bir vaittir bu ki gerçektir ve yerine getirecektir onu, fakat insanların çoğu bilmez.
Üstelik bunlar Allah'a kesin olarak and içtiler de “Allah ölen bir kimseyi asla diriltmez” dediler. Hayır, diriltecektir. Bu O'nun gerçekleşmesini kendi üzerine aldığı bir sözüdür; ne var ki, insanların çoğu bunu bilmezler.
Onlar:
“Allah ölen bir kimseyi diriltmez” diye, peşpeşe Allah'a büyük yeminler ettiler. Elbette diriltecek. Bu Allah'ın kesinkes gerçekleştireceği vadidir. Fakat insanların çoğu diriltileceklerini bilmiyorlar.
En kuvvetli yeminleriyle: "Allah öleni diriltmez" diye Allah'a yemin ettiler. Hayır, bu O'nun üzerine gerçek bir vaaddir. Ancak insanların çoğu bilmezler.
38.İbnu Cerir ve İbnu Ebi Hatim`in Ebu`l-Aliye`den rivayet ettiklerine göre Müslümanlardan birinin müşriklerden birinde alacağı vardı. Müslüman ondan alacağını istemeye gitti ve ölümden sonrasını hatırlatarak bundan korkmasını ve borcunu ödemesini istedi. Müşrik ise: "Sen ölümden sonra dirileceğini mi sanıyorsun?" dedi ve kuvvetli bir şekilde Allah`a yemin ederek Allah`ın asla öleni bir daha diriltmeyeceğini ileri sürdü. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Olanca yeminleriyle: 'Öleni Allah diriltmez' diye yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun üzerinde hak olan bir vaidtir, ancak insanların çoğu bilmezler.
Onlar: “- Allah, ölen kimseyi diriltmez.” diye en kuvvetli yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek, Allah üzerine gerçekleşen bir vaaddir; fakat insanların çoğu bilmezler.
Bütün var güçleriyle Allah’a yemin ettiler ki, Allah, ölenleri diriltmeyecektir. Hayır! Allah, bu dirilmeyi gerçek olarak vaadetmiştir. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.
«Allah ölen bir kimseyi diriltmez!» diyerekten bütün güçleriyle, Allaha ant içtiler, bu olacaktır; insanların pek çoğuysa bilmezler
Onlar: “Ölen kimseyi Allah tekrar diriltmez” diyerek olanca güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hâlbuki bu ölüleri diriltmek, Allah'ın kendi üzerine aldığı bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.
Ayette; disiplinli, düzenli ve güvenli bir dünya için ahirete imanın ne kadar önemli olduğuna vurgu yapılmaktadır. Ölen kimsenin tekrar dirilmeyeceği konusunda ısrar edenler, olanca güçleriyle Allah’a yemin ederek ısrarlarında haklı olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Oysa ahiretin varlığına imanın olmadığı bir yerde insanların iradelerini zapturapt altına almak mümkün olmaz. Yapılan onca haksızlığın, hırsızlığın, zulmün, aldatmanın, gıybetin, iffetsizliğin, yalanın, talanın, adam öldürmenin hesabının sorulacağı Allah’ın nihai yargısı olmayacaksa insanlar ne ile kontrol altına alınacaklar? Evet, insanın fıtratına üflenen “ruh”, ondaki olması gereken bütün güzel hasletleri ihtiva ediyor ancak aynı insan şer dürtüleri de bünyesinde barındıran bir varlıktır. Dolaysıyla fıtrat bozulması yaşandığı ve şer dürtülerin baskın çıktığı bir zamanda insanı kontrol altına alacak ve aslına döndürecek bir kuvvet olmalı ki bu da “din” dir. Dinin temel özelliği; insan eğitimine Allah’a ve Ahirete imanla başlamasıdır. Allah’a inanmak ne kadar önemliyse ahiretin varlığına yani insanların dünyada yaşadıklarına yaptıklarına karşılık olarak başka bir âlemde yeniden dirilerek hayatlarına devam edeceğine inanmak da bir o kadar önemlidir.
38,39. Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.
Onlar: «Allah ölen bir kimseyi diriltmez» diye olanca güçleriyle Allah'a and içtiler. Aksine, bu O'nun bizzat kendisine karşı gerçek bir vâdidir. Fakat insanların çoğu bilmez.
"ALLAH ölmüş olanı diriltmez diye tüm güçleriyle ALLAH'a yemin ederler. Hayır, O'nun verdiği gerçek bir sözdür o. Ancak insanların çoğu bunu bilmiyor.
Kâfirler, "Allah ölen kimseyi diriltmez." diye en kuvvetli yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek, Allah'ın kendisine karşı bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.
Allah ölen kimseyi ba'setmez diye olanca yeminleriyle Allaha kasem hak bir va'd, ve lâkin nâsın ekserisi bilmezler
Onlar: «Ölecek kimseyi Allah diriltmez» diye olanca yemînleriyle Allaha andetdiler. Hayır, bu Onun üzerinde hak bir vad'dir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.
Hâlbuki (onlar): “Allah, ölen kimseyi diriltmez!” diye bütün güçleriyle Allah'a yemîn ettiler. Hayır! (Onlar diriltileceklerdir! Bu,) O'nun üzerine hak bir va'ddir;(1) fakat insanların çoğu bilmezler.
(1)“Hiç mümkün müdür ki: Alîm-i Mutlak, Kadîr-i Mutlak (sonsuz ilim ve kudret sâhibi) olan şu masnûâtın Sâni‘i (san‘atlı varlıkları yapan san‘atkârı), bütün enbiyânın (peygamberlerin) tevâtürle(doğruluğu kesin olan bir çoklukla) haber verdikleri ve bütün sıddîkīn (kemâlâtta ileri giden sâdıkların) ve evliyânın icmâ‘ (fikir birliği) ile şehâdet ettikleri mükerrer (tekrarlı) va‘d ve vaîd-i İlâhîsini (Cenneti va‘d ve Cehennemle tehdîd etmesini) yerine getirmeyip, hâşâ acz ve cehlini göstersin? Hâlbûki va‘d ve vaîdinde bulunduğu emirler, kudretine hiç ağır gelmez. Pek hafif ve pek kolay. Geçmiş baharın hesabsız mevcûdâtını (varlıklarını), gelecek baharda kısmen aynen, kısmen mislen (benzeriyle) iâdesi kadar kolaydır.Îfâ-yı va‘d (sözün yerine getirilmesi) ise, hem bize, hem herşeye, hem kendisine, hem saltanat-ı rubûbiyetine pek çok lâzımdır. Hulfü’l-va‘d (sözünde durmamak) ise, hem izzet-i iktidârına zıddır, hem ihâta-i ilmiyesine münâfîdir (ilminin kuşatıcılığına terstir). Zîrâ hulfü’l-va‘d, ya cehilden, ya acizden gelir. Ey münkir (inkârcı)! Bilir misin ki: Küfür ve inkârın ile ne kadar ahmakça bir cinâyet işliyorsun ki, kendi yalancı vehmini, hezeyancı (saçmalayıcı) aklını, aldatıcı nefsini tasdîk edip, hiçbir vecihle hulf ve hilâfa(sözünden dönmeye) mecbûriyeti olmayan ve hiçbir vecihle hilâf, O’nun izzetine ve haysiyetine yakışmayan ve bütün görünen şeyler ve işler, sıdkına (doğruluğuna) ve hakkāniyetine (hak olduğuna)şehâdet eden bir Zât’ı tekzîb ediyorsun (yalanlıyorsun)! Nihayetsiz küçüklük içinde, nihâyetsiz büyük cinâyet işliyorsun! Elbette, ebedî büyük cezâya müstehak olursun.” (Zülfikār, 10. Söz, 32)
Birde, Allah’ın ölenleri yeniden diriltmeyeceğine dair, Allah adına yemin edip duruyorlar. Tam tersine, Allah’ın yeniden diriltme sözü, mutlak gerçekleşecektir. Ama insanların pek çoğu bunu bilmiyor.
Müşrikler olanca yeminleriyle Allah/a yemin ettiler ki Allah ölen kimseyi diriltmeyecektir. Evet Allah onları diriltecektir. Ettiği vaadinden asla caymak yoktur. Fakat pek çok nâs bunu bilmez.
Olanca yeminleriyle, “Öleni Allah diriltmez” diye yemin ettiler. Hayır! Bu, O'nun üzerinde hak olan bir sözdür, ancak insanların çoğu bilmezler.
İnkârcılar, “Ölüp giden bir kimseyi, Allah bir daha asla diriltmeyecektir!” diye olanca güçleriyle yemin ediyorlar. Hayır, elbette diriltecek! Çünkü bu, yerine getirmeyi bizzat kendisinin üstlendiği gerçek bir sözdür; ne var ki insanların çoğu bunu bilmez.
“Allah ölen kimseyi yeniden diriltmez!” diye tüm güçleri ile Allah adına yemin ettiler.
Evet! Onun aleyhine gerçek bir vaad olarak (diriltir); ama İnsanlar’ın çoğu bilmez.
(Kâfirler) olanca güçleriyle: “Allah, öleni asla diriltmez.” diye yemin edip duruyorlar. Hayır! (Bilakis ölüleri diriltmek) Onun verdiği gerçek bir sözdür, ancak insanların birçoğu bunu bilmezler.
Üstelik, 38 bunlar en ciddî yeminlerle, Allah'ın ismini anarak, “Allah ölüyü asla diriltmeyecektir!” 39 diye and içiyorlar. Hayır, gerçekten bu O'nun, gerçekleşmesini kendi üzerine aldığı bir vaaddir; ne var ki, insanların çoğu bunu bilmez.
Bir de onlar “Allah, ölen bir kimseyi asla diriltemeyecek” diye Allah’ın adına var güçleriyle yemin ediyorlar. Hayır, bu Allah’ın gerçekleştirmeyi kendine borç bildiği bir vaadidir. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyorlar. 2/28-259, 6/29-30, 17/49...51, 30/19-50
Dahası, bunlar var güçleriyle Allah adına yeminler ediyorlar: “Allah ölen kimseyi diriltmez!” Ne münasebet! Bu O’nun gerçekleştirmeyi üstlendiği bir sözdür; ve fakat insanların çoğu bunu bilmez.
Ve Allah'a olanca yeminleriyle yemin ettiler ki: «Allah ölecek bir kimseyi (diriltmeyecektir). Hayır. Bu (diriltmek) O'nun üzerine hak olan bir vaaddir. Velâkin nâsın ekserisi bilmezler.
Onlar var güçleriyle yemin ederek: “Allah, ölen kimseyi diriltmez! ” dediler. Hayır, diriltecek! Bu O'nun verdiği kesin bir sözdür, fakat insanların ekserisi bunu bilmezler.
(Onlar), yeminlerinin bütün şiddetiyle: "Allah ölen kimseyi diriltmez!" diye Allah'a yemin ettiler. Hayır diriltecektir, bu, O'nun gerçek olarak verdiği sözdür. Ama insanların çoğu bilmezler.
“Allah ölen kimseyi tekrar diriltmez” diye bütün güçleriyle yemin ettiler. Hayır! Bu Allah’ın verdiği gerçek sözdür ama bunu insanların çoğu bilmezler.
Allah'ın ölen bir kimseyi yeniden diriltmeyeceğine tüm güçleri ile Allah adına yemin ettiler. Hayır, verilmiş bir söz olarak o gerçektir. Fakat, insanların çoğu bilmiyor.
Bir de “Öleni Allah diriltmez” diye, var güçleriyle Allah adına yemin ettiler. Elbette diriltir. Onun vaadi haktır; lâkin insanların çoğu bilmez.
Yeminlerinin tüm gücüyle, "Allah ölen kimseyi diriltmez!" diye Allah'a yemin ettiler. Hayır, öyle değil! Öleni diriltmek O'nun üzerinde hak bir vaattır, fakat insanların çokları bilmezler.
daħı and içerler Tañrı’ya andlarınuñ güci yittügin kim “dururmaya Tañrı anı kim ölür”. evet va'de eylemek anuñ üzere girçekdür velįkin ādemįlerün eyregi bil- mezler.
Daḫı and içdiler Tañrı Ta‘ālā adı‐y‐la güçleri yitişdügince ki Tañrı Ta‘ālādiriltmez ölenleri, didiler. Evet, dirildür. Va‘dedür Tañrı Ta‘ālā girçek va‘de.Lākin çoḳ kişiler anı bilmezler.
Onlar: “Allah, ölən bir kimsəni diriltməyəcəkdir!” – deyə Allaha möhkəm and içdilər. Xeyr! (Allah qiyamət günü ölüləri qəbirlərindən çıxarıb dirildəcəyi haqda) doğru və’d etmişdir. Lakin insanların əksəriyyəti (bunu) bilməz!
And they swear by Allah their most binding oaths (that) Allah will not raise up him who dieth. Nay, but it is a promise (binding) upon Him in truth, but most of mankind know not,
They swear their strongest oaths(2063) by Allah, that Allah will not raise up those who die:(2064) Nay, but it is a promise (binding) on Him in truth: but most among mankind realise it not.*
2063 The strongest oath of the Pagan Arabs would be by the Supreme Allah: less strong oaths would be by their subordinate deities, or their ancestors, or other things they valued or held sacred. 2064 The usual Pagan creed is: "If there is a God, it does not follow that He will raise us up: why should He?" The answer is twofold: (1) Allah has promised it, and Allah's promise is true, (2) He must finally manifest the Truth to them, convict them of their falsehood, and enforce their personal responsibility (
16:39).