Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
290, sondan
5947. ayet;
2. sure ve
Bakara Suresinin
283. ayetidir.
Bakara Suresi 283. ayetinin kelime sayisi
32, harf sayısı
138 ve toplam ebced değeri ise
11428 olarak hesaplanmıştır.
Bakara Suresinin toplam ebced değeri
1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (22)
ل (14)
م (14) bulunuyor.
وان كنتم على سفر ولم تجدوا كاتبا فرهان مقبوضة فان امن بعضكم بعضا فليؤد الذي اؤتمن امانته وليتق الله ربه ولا تكتموا الشهادة ومن يكتمها فانه اثم قلبه والله بما تعملون عليم
وانكنتمعلىسفرولمتجدواكاتبافرهانمقبوضةفانامنبعضكمبعضافليؤدالذياؤتمنامانتهوليتقاللهربهولاتكتمواالشهادةومنيكتمهافانهاثمقلبهواللهبماتعملونعليم
Ve-in kuntum ‘alâ seferin velem tecidû kâtiben ferihânun makbûda(tun)(s) fe-in emine ba’dukum ba’dan felyu-eddi-lleżî i/tumine emânetehu velyetteki(A)llâhe rabbeh(u)(k) velâ tektumû-şşehâde(te)(c) vemen yektumhâ fe-innehu âśimun kalbuh(u)(k) va(A)llâhu bimâ ta’melûne ‘alîm(un)
Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah’tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
Alacağı teminat altına alan işlemlerden biri de borçludan rehin almaktır. Rehin verme ve alma âdeti İslâm’dan önce de vardı; hatta bazan borçlular çocuklarını kabile reislerine rehin verirlerdi. İslâm’da rehin konusunun insan olması câiz değildir. Rehin, gerektiğinde satıp paraya ve mala çevrilerek borcun ödenmesine yarayan bir madde veya maddî değer olmaktadır. Borç ilişkisi yolculuk halinde veya gurbette de kurulabileceği için bu durumda yazacak birini bulamama ihtimali artmaktadır. Kur’an’ın teklif ettiği çare, yazma yerine uygun bir nesneyi rehin almaktır. Rehin almanın câiz olması yolculuk haline özgü de değildir. Hz. Peygamber’in uygulamasıyla yolculuk dışındaki durumlarda da rehin almanın ve vermenin câiz olduğu anlaşılmış ve bu hüküm devamlı uygulanmıştır. “Teslim alınan rehin” ifadesinde geçen “teslim alınan, kabzedilen” kaydı sebebiyle rehin konusu malın borçludan alınmaması, borçlunun tasarrufu dışına çıkarılmaması halinde rehin akdinin sahih olup olmayacağı tartışılmıştır. Hanefî ve Şâfiîler’e göre akid sahih olmaz. Mâlik’e göre akid sahih olur, fakat bağlayıcı olabilmesi (lüzumu) için teslim şarttır. Borçlu teslim etmek istemezse cebredilir. Borca karşı teminat olarak alınan rehinden alacaklının istifade etmesi câiz değildir.
“Birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kimse emaneti yerine getirsin” kısmının, önceki kısımlara etkisi mevzuunda farklı yorumlar vardır: a) Yazma, yazdırma, şahit tutmanın farz olduğunu söyleyenlerin bir kısmına göre âyetin bu bölümü farz olma hükmünü kaldırmış, teminat alma veya güvenme konusunda ilgilileri serbest bırakmıştır. Diğer kısmına göre ise rehinin teminat yerine geçmesi yolculuk haline mahsustur. Bu istisna dışında farz olma hükmü devam etmektedir. b) Teminat alma emrinin tavsiye olduğunu söyleyenlere göre bu kısım o hükmü desteklemektedir.
İbn Âşûr’un da işaret ettiği üzere güvene karşı ihanet etmemeyi, emaneti yerine getirmeyi bütün borç ilişkilerine yaymak daha doğrudur. Teminat da alınsa kişilerde emanet duygusu ve sorumluluğu bulunmazsa borcun tarafları birbirlerine karşı haksızlık yapabilirler. Âyet bunu yapmamalarını emretmektedir.
Özellikle kul hakkının zayi olması ihtimali bulunduğunda buna tanık olanların bildiklerini gizlemeleri câiz değildir. Sorulmasa bile kendiliklerinden ilgili makama gelip tanıklık etmeleri gerekli görülmüştür. “Sorulmadan, istenmeden şahitlik etmeyi kınayan” hadislerin (Buhârî, “Eymân”, 27; “Şehâdat”, 9; Müslim, “Fezâilü’s-sahâbe”, 210-215), Allah hakkı ile ilgili konular veya yalancı şahitlik hakkında olduğu ifade edilmiştir.
Şahitliği gizlemek, bildiğini söylememek dışa vuran vücut hareketiyle değil, zihin ve iradeyle (bu mânada kalple) işlenen bir günahtır. Bu sebeple şahitliği gizleyen için “Kalbi günahkârdır” buyurulmuştur.
Yolculuktayken kâtip bulamazsanız (borca karşılık) alınmış bir rehin (kapora yeterlidir). Birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kişi, emaneti (sahibine) versin ve Rabbi olan Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olsun! Şahitliği (bildiklerinizi) gizlemeyin! Kim onu gizlerse onun kalbi günahkârdır. Allah yaptıklarınızı bilendir.
Eğer seyahatte iseniz ve bir yazıcı/noter bulamazsanız, alınmış taahhütler ile yetinilebilir. Ancak birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın ve Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun. Şahit olduğunuz şeyi gizlemeyiniz; zira onu gizleyen, kalben vebal altındadır. Allah yaptığınız her şeyin bilgisine sahiptir.
Eğer yolculukta olup da yazıcı bulamazsanız, alınan rehinler yeterlidir. Eğer, birbirinize güveniyorsanız, güvenilen kimse, üzerindeki emaneti ödesin. Rabb'i olan Allah'a takvalı olsun. Ve tanık olduğunuz şeyi gizlemeyin. Kim onu gizlerse kalben günah işlemiş olur. Allah, yaptığınız her şeyi bilir.
Eğer yolculukta olursanız ve kâtip de bulamazsanız, bu durumda alınan rehinler (yeterli sayılır) . Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini (sahibine geri) ödesin (borcunu versin) . Şahitliği (asla) gizlemeyin (ve değiştirmeyin) . Kim onu gizlerse, artık şüphesiz, onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı Bilendir.
Eğer bir yolculuktaysanız, katip de bulamadınızsa alınan rehin de kafi. Birbirinize emniyetiniz varsa emniyet edilen borçlu, kendisini geliştiren Allah'tan sakınsın da emanetini tamamıyla ödesin ve tanıklığı gizlemeyin. Kim gizlerse şüphe yok, kalbi günaha batar ve Allah yapıklarınızı tamamıyla bilir.
Eğer seyahatte iseniz ve bir yazıcı bulamazsanız, alacağınız taahhüt ve rehinlerle yetinebilirsiniz. Eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın ve Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun. Ve şahit olduğunuz şeyi gizlemeyin, zira onu gizleyen kalben günahkardır ve Allah yapmakta olduklarınızı bilir.
Şayet seferde olur, kâtip de bulamazsanız, borca karşılık alınmış bir rehin yeterlidir.
Birbirinizle güvene dayalı belgesiz, rehinsiz alış-verişlerde, ticari muamelelerde, emanet ilişkilerinde kendisine güvenilen taraf, vade dolduğunda sorumluluğunu yerine getirsin, borcunu ödesin.
Hakkı inkâr etmenin, borcu, emaneti vermemenin, vadeyi tehir etmenin, toplumdaki güveni sarsmanın doğuracağı sonuçları düşünerek insanları eğiten, koruyan ve kontrol eden Rabbi Allah'ın azabına uğramaktan, emirlerine yapışarak, günaha yaklaşmayarak kendini korusun.
Şâhitliği, bildiklerinizi gizlemeyin. Kim bildiklerini gizlerse, kesinlikle o kasten günah işlemiş, zarara girmiş, günahkâr bir kimsedir. Allah işlediğiniz amellerinizin hepsini biliyor.
Eğer yolculukta olur da bir katip bulamazsanız o zaman alınan rehin yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kişi üzerindeki emaneti yerine ulaştırsın ve Rabbi olan Allah'a karşı gelmekten sakınsın. Şahitliği de gizlemeyin. Kim gizlerse onun kalbi günahkardır. Allah yaptıklarınızı bilmektedir.
Eğer yolculukta iseniz ve katip bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter). Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini ödesin. Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz, onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.
Eğer seferde olup yazıcı (kâtip) bulamadınızsa, o takdirde borçludan alınmış rehinler kâfidir. Birbirinize emin bulunursanız, kendisine güvenilen kimse, üzerindeki emanet borcu sahibine ödesin ve Rabbı olan yüce Allah'dan korksun. Şahitliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse muhakkak onun kalbi günah içindedir. Allah ne yaparsanız hakkıyle bilendir.
Eğer yolcu iseniz ve kâtip bulamazsanız, elde edilen bir rehin (yeter.) Eğer birbirinize itimadınız varsa, güvenilen kişi emaneti geri versin. Rabbi olan Allah’tan sakınsın. Siz ey şahitler de! Sakın şahitliği gizlemeyin. Kim gizlerse, onun kalbi günahkâr olur. Hiç Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı çok iyi bilendir.
Yolculukta olup da, bir yazan bulunmazsa, imdi bir tutu alın, eğer birbirinize inanacak olursanız, inanılan kimse borcu ödemelidir, Tanrısı bulunan Allahtan sakınmalı, tanıklığı gizlemeyin, onu gizi iyenin gönlü günahla dolmuş olur, Allah bilir niderseniz
Eğer seyahatte iseniz ve bir yazıcı bulamazsanız alınmış taahhütler yeterlidir. Ancak birbirinize güveniyorsanız kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın ve Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun. Ve şahitlikte bildiklerinizi gizlemeyin. Kim onu gizlerse bilsin ki onun kalbi vebal altındadır (günah içindedir). Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilendir.
Ehemmiyetine binaen borçlar ve alacaklar konusu masaya yatırılıyor. Bu konuda Allah, önce yazdırıyor ve yazılanın iki suret olmasını istiyor, sonra şahitler getirtiyor, ayrıca şahitlerin güvenilir olmasına dikkat çekiyor. Yazıcı ve şahitlerin bulunamadığı durumlarda ise taahhüt alınmasını emrediyor. Anlaşılacağı üzere; burada adeta noterlik müessesesini işletiyor.
Eğer yolculukta olup katip bulamazsanız alınan rehin yeter. Şayet birbirinize güvenirseniz, güvenilen kimse borcunu ödesin. Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Şahidliği gizlemeyin, onu kim gizlerse şüphesiz kalbi günah işlemiş olur. Allah işlediklerinizi bilir.
Yolculukta olur da, yazacak kimse bulamazsanız (borca karşılık) alınmış bir rehin de yeterlidir. Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah'tan korksun. Şahitliği, bildiklerinizi gizlemeyin. Kim onu gizlerse, bilsin ki onun kalbi günahkârdır. Allah yapmakta olduklarınızı bilir.
Yolculukta olup bir yazıcı bulamasanız, ödemeyi garantileyecek bir senet veya makbuz gönderin. Birbirinize bu şekilde güvenirseniz, senedin sahibi ödemeyi zamanında yapsın ve Rabbi olan ALLAH'ı saysın. Tanıklığı gizlemeyin. Kim gizlerse kalbi günahkardır. ALLAH tüm yaptıklarınızı bilir.
Şayet siz sefer üzere olur bir kâtip de bulamazsanız, o vakit alınmış bir rehin belge yerine geçer. Yok eğer birbirinize güveniyorsanız kendisine güvenilen adam Rabbi olan Allah'dan korksun da üzerindeki emaneti ödesin. Bir de şahitliğinizi inkâr edip gizlemeyin, onu kim inkâr ederse mutlaka onun kalbi vebal içindedir. Her ne yaparsanız Allah onu bilir.
Ve eğer seferber iseniz bir yazıcı da bulamadınızsa o vakıt kabzedilmiş rehinler, yok birbirinize emin olmuşsanız kendisine inanılan adam Rabbı olan Allahtan korsun da üzerindeki emaneti te'diye etsin, bir de şehadeti ketmetmeyin, onu kim ketmederse mutlak onun kalbi vebal içindedir ve Allah her ne yaparsanız bilir
Eğer bir sefer üzerinde iseniz, bir yazıcı da bulamadınızsa o vakit (borçludan) alınmış rehinler (de yeter). Eğer birbirinize emîn olmuşsanız kendisine inanılan adam (borclu) Rabbi olan Allahdan korksun da emânetini tastamam ödesin. Şâhidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse hakıykat şudur ki onun kalbi bir günahkârdır. Allah ne yaparsanız hakkıyle bilendir.
Ve bir yolculukta olur da bir kâtib bulamazsanız, o takdirde (borca karşılık)alınmış rehinler (yeter)! Fakat bazınız bazınıza güvenir (de rehin almaz)sa, bu durumda kendisine güvenilen (borç verilen) kimse emânetini (borcunu) ödesin ve Rabbi olan Allah'dan sakınsın! Şâhidliği ise gizlemeyin! Buna rağmen kim onu gizlerse, artık şübhesiz ki o, kalbi günahkâr bir kimsedir. Allah ise, yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilendir.
Eğer yolcukta iseniz ve borçlanmanızı yazacak bir kâtip bulamadıysanız, alacağa karşılık rehin almak vardır. Sizden bazınız, diğer bazı kimselere güven duyuyorsa, emaneti (rehini) alan kimse aldığı emaneti geri versin, Allah’dan korunsun. Ve şahadeti (Alınan rehinin tam ve eksiksiz alındığı gibi teslim edildiğini) gizlemeyin. Kim şahadeti gizlerse, bu onun kalbi için rahatsızlıktır (günahtır). Allah yaptıklarınızı bilendir.
Eğer yolculukta bulunup kâtip bulamazsanız rehin alınsın. Eğer birbirinize emin iseniz kendisine emniyet olunan borçlu borcunu ödesin. Rabbi olan Allah/tan da sakınsın. Şehadeti saklamayın. Herkim şehadeti saklarsa onun kalbi [¹] günahkâr olur. Allah yaptıklarınızı tamamiyle bilir.
[1] Yâni zahiren ve batınen,
Eğer yolculukta olup yazıcı bulamazsanız, alınan rehin yeter. Şayet birbirinize güvenirseniz (rehin gerekmez ama) güvenilen kimse borcunu ödesin, Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Şahitliği gizlemeyin, kim onu gizlerse şüphesiz kalbi günah işlemiş olur. Allah yaptıklarınızı bilendir.
Eğer yolculuk veya buna benzer herhangi bir imkânsızlık durumunda olur da, yazacak birini bulamazsanız, o taktirde verilen borca karşılık rehin alınan mallar da yeterli olur, yazılı belge ve şâhit yerine geçer. Nitekim, yazıcı ve şâhitlerin bulunduğu durumlarda bile, yalnızca rehin alınmış mallarla yetinebilirsiniz.Bununla birlikte; şâhit, yazılı belge ve rehin gibi tedbirleri ihmal ederek birbirinize güvenmiş olursanız, kendisine güven duyulan kişi, Rabb’i olan Allah’tan korksun da, üzerindeki emâneti sahibine geri ödesin.Bir de, şâhit olduğunuz gerçekleri örtbas ederek, ya da delilleri ortadan kaldırarak şâhitliği gizlemeyin. Her kim onu gizlerse, işte öylesinin kalbi günaha batmışve hattâ imanı tehlikeye düşmüş demektir. Unutmayın ki, Allah, yaptığınız her şeyi bilmektedir. Dolayısıyla, yeri ve zamanı geldiğinde hepsinin karşılığını verecektir.Sakın “Kalplerdeki gizlilikleri de kim bilecekmiş?” demeyin:
Yolculukta olduysanız, yazıcı bulamadıysanız, rehinler de alınabilir.
Birbirinize emanet bıraktıysanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin, rabb’i Allah’tan sakınıp korunsun!
Şahidliği gizlemeyin!
Kim onu gizlerse, şüphesiz onun kalbi, günah işlemektedir.
Allah ne işliyorsanız bilmektedir.
Eğer bir yolculukta olur da (senetlerinizi) yazacak kimse bulamazsanız, (borca karşılık) bir rehin1 almanız gerekir.2 Eğer birbirinize güvenerek bir emanet bırakırsanız emanet bırakılan kimse, emaneti sahibine versin3 ve Rabbi olan Allah’a karşı hata etmekten sakınsın. Sakın şâhitlik ederken (bildiklerinizi) saklamayın. Kim şâhitlik ederken (bildiklerini) saklarsa, onun kalbi günâhla dolar. (Unutmayın ki) Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
1 Rehin: Kelime olarak sabit olma, hapis ve men etme, alıkoyma demektir. Terim olarak; dinen meşru mal hükmünde olan bir malı, bir borç veya hakkın temin edilmesini sağlayacak şekilde, hak yerine getirilinceye kadar hapis etme, elde tutma muamelesidir. İslâm'dan önce Arap toplumunda rehin uygulaması vardı. Ancak vadesi gelen borç ödenmezse rehin alan rehini kendiliğinden mülk, edinebiliyordu. İslâm, rehin müessesesini ıslah ederek borç vadesinde ödenmediği takdirde, rehnin rehin alanın mülkiyetine kendiliğinden geçme âdetini yasakladı. Rehin, özellikle alacağı yazı ve şahitle belgelendirme mümkün olmadığı takdirde teminat vazifesi görür. Rehin akdinin rükünleri, “icab ve kabul”den ibarettir. Akid, rehin verenle alanın icab ve kabul iradelerini açıklamaları sonunda meydana gelir. Rehinin teslim alınmasıyla da işlem tamamlanmış olur. İcab ve kabul sırasında şahit bulundurmak gerekmediği gibi, bu irade beyanlarının yazı ile tespiti de gerekmez. Süresi içinde rehinin kullanılması ve gelirlerinden yararlanılması hakkı rehini verene aittir. Zira ortada bir borç vardır ve rehin buna karşılık olarak verilmiştir. İslâm hukukunda borç karşılığı herhangi bir menfaatin sağlanması fâizdir. Geniş bilgi için fıkıh kitaplarına müracaat edilmelidir.2 Bu şartlarda rehin alınması gerekir. Ancak bu, “yolculukta olmaz veya kâtip bulursanız rehin alamazsınız.” şeklinde anlaşılmamalıdır. Bir borç karşılığında her zaman ve her şartta rehin verilebilir. Efendimiz, seferde olmadığı halde rehin vermiştir.3 Bu bölümü, “eğer (sadece) güvenerek birbirinize borç vermişseniz, kendisine güvenilen kimse borcunu mutlaka ödesin.” şeklinde de anlaşılabilir.
Eğer seyahatte iseniz ve bir yazıcı bulamazsanız, alınmış taahhütler ile yetinilebilir: ancak eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın ve Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun. Ve şahit olduğunuz şeyi gizlemeyin; 276 zira, onu gizleyen kalben vebal altındadır; ve Allah yaptığınız her şeyin tüm bilgisine sahiptir.
Eğer yolculukta iseniz bir kâtip de bulamazsanız, alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kimse emanetini ödesin ve Allah’tan korksun. Şahitliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, o kalben günahkâr olmuştur. Allah, yapmakta olduklarınızı bilendir. 3/175, 5/106-107
Eğer seyahatteyseniz ve yazan birini de bulamamışsanız, bu durumda alınan bir rehin de yeterlidir. Birbirinize güveniyorsanız, kendisine güvenilen kimse, bu güvenin gereğini yerine getirsin ve Rabbi olan Allah’tan korksun:[543] Artık şahit olduğunuz şeyi gizlemeyin; her kim onu gizlerse, işte onun kalbi günahkâr olur:[544] zira Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir.
[543] Bir önceki âyetin devamı niteliğindedir ve güven ortamının oluşması hâlinde bu yükümlülüğün kalkacağını, yani bu emrin güveni tesis amacı taşıdığını ifade eder.
[544] Müthiş bir ifade: Kalbin günahkâr olması, beden ülkesinin başkenti olan kalpte şeytanın iktidarını ilan etmesidir. Zımnen: Merkez bozulursa tohum çürür, insanın özü kurur.
Ve eğer siz bir sefer üzerinde iseniz ve bir yazıcı da bulamaz iseniz makbuz, rehinler kifâyet eder. Fakat bazınız bazınıza emin olursa kendisine emniyet olunan, emaneti ödesin. Ve rabbi olan Allah Teâlâ'- dan korksun. Şahadeti de gizlemeyiniz. Onu kim gizlerse şüphe yok ki, onun kalbi günahkârdır. Ve Allah Teâlâ sizin yapacağınız şeylere alîmdir.
Eğer yolculuk halinde iseniz ve kâtip bulamazsanız, o takdirde borç karşılığıda rehin alırsınız. Şayet birbirinize güvenirseniz, güvenilen kimse Rabbi olan Allah'tan korksun da Üzerindeki emaneti ödesin! Bir de şahitliği, görüp bildiğinizi gizlemeyin! Bildiğini gizleyenin kalbi günahkâr olur. Allah her ne yaparsanız bilir. [5, 106; 4, 135]
Ve eğer seferde olur da yazacak birini bulamazsanız, alınan rehinler (yeter). Birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kimse emanetini ödesin, Rabbi olan Allah'tan korksun. Şahidliği gizlemeyin, onu gizleyenin kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilir.
Yolculukta olur da yazacak birini bulamazsanız, yapılacak olan rehin almaktır. Biriniz diğerine güvenir (borcu yazmaz, rehin de almaz) ise, kendine güvenilen kişi, Sahibi olan Allah’tan çekinerek korunsun da güveni kötüye kullanmasın. Şahitliği gizlemeyin. Kim gizlerse kalbi iyilikten uzaklaşır. Yaptığınız her şeyi bilen Allah’tır.
[*] Âyete göre birbirine güvenenler, borçları yazmayabilir, rehin almayabilir ve şahit de tutmayabilirler.
Eğer yolculukta iseniz bir kâtip de bulamazsanız, (borca karşılık) alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kimse emanetini ödesin. Şahitliği gizlemeyin, kim onu gizlerse, o mutlaka kalben günahkardır. Allah, yapmakta olduklarınızı bilendir.
Seferde olur da kâtip bulamazsanız, borç karşılığında rehin alırsınız. Eğer birbirinize güvenir de rehin almazsanız, kendisine güvenilen kimse, Rabbi olan Allah'tan korksun da emanetini ödesin. Şahitliği saklamayın. Onu saklayanın tâ kalbi günahkâr olur.(139) Allah ise sizin yaptıklarınızı bilir.
(139) Günah onun kalbine işler ve iman mahalli olan kalbi günahkâr hale getirir.
83:14’ün açıklamasında da geçeceği gibi, işlenen günahlar kalpte bir nokta oluşturur; Allah’tan af dileme yoluyla temizlenmediği takdirde birikerek kalbi kaplar. Şahitliği gizlemek ise, tek başına kalbi günahkâr edecek bir fiil olarak gösterilmiştir ki, bu, günahın büyüklüğüne işarettir.
Eğer yolculuk halinde olur da yazacak birini bulamazsanız, o takdirde, alınan rehinler yeter. Birbirinize güvenmişseniz, kendisine güvenilen kişi, emaneti ödesin; Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Tanıklığı gizlemeyin. Onu gizleyen, kalbi günaha batmış/kendi kalbine kötülük etmiş biridir. Allah, yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmektedir.
daħı eger olasız seferde, daħı bulmayasız yazacı; ŧutular alınmış. pes eger imin ola bir niceñüz bir niceye, ödesüñ ol gişi kim imin dutınıldı emānetine. ya'nį borcına; daħı śaķınsuñ Tañrı’dan, çalabı’sı. daħı gizlemeñ ŧanuķlıġı; daħı her kim gizler ise anı, bayıķ ol, yavuķludur gönli anuñ. daħı Tañrı, anı kim işlersiz bilicidür.
Daḫı eger seferde olsañuz, yazıcı ṭapmasañuz, pes dutu aluñuz borc‐ıçun.Pes eger emānet ḳılsa biri birüñüz ḳatında, pes virsün emānet alġan emānetvirgen emānetini. Daḫı ḳorḳsun özini yaradan Tañrıdan. Daḫı yaşur‐mañuz ṭanuḳluġı, daḫı ṭanuḳluġı kim yaşursa pes anuñ yazuḳludur yüregi,yamandur. Daḫı Tañrı Ta‘ālā siz işlegen işleri bilicidür
Səfərdə olub katib tapmasanız, girov saxlayın. Əgər bir-birinizə e’tibar edirsinizsə, e’tibar olunmuş şəxs əmanəti geri qaytarsın və Rəbbi olan Allahdan qorxsun! Şahidliyi (şahidi olduğunuz şeyi) gizlətməyin! Onu gizlədən şəxsin qəlbi günahkardır. Allah etdiyiniz əməlləri biləndir!
If ye be on a journey and cannot find a scribe, then a pledge in hand (shall suffice). And if one of you entrusteth to another let him who is trusted deliver up that which is entrusted to him (according to the pact between them) and let him observe his duty to Allah. Hide not testimony. He who hideth it, verily his heart is sinful. Allah is Aware of what ye do.
If ye are on a journey, and cannot find a scribe, a pledge with possession (may serve the purpose)(334). And if one of you deposits a thing on trust with another(335), Let the trustee (Faithfully) discharge His trust, and let him fear his Lord. Conceal not evidence; for whoever conceals it,- His heart is tainted(336) with sin. And Allah Knoweth all that ye do.*
334 A pledge or security stands on its own independent footing, though it is a very convenient form of closing the bargain where the parties cannot trust each other, and cannot get a written agreement with proper witnesses. 335 The Law of Deposit implies great trust in the Depositary on the part of the Depositor. The Depositary becomes a trustee, and the doctrine of Trust can be further developed on that basis. The trustee's duty is to guard the interests of the person on whose behalf he holds the trust and to render back the property and accounts when required according to the terms of the trust. This duty again is linked to the sanction of Religion, which requires a higher standard than Law. 336 It sometimes happens that if some inconvenient piece of evidence is destroyed or concealed, we gain a great advantage materially. We are warned not to yield to such a temptation. The concealment of evidence has a serious effect on our own moral and spiritual life, for it taints the very source of higher life, as typified by the heart. The heart is also the seat of our secrets. We are told that the sin will reach our most secret being, though the sin may not be visible or open to the world. Further, the heart is the seat of our affections, and false dealing taints all our affections.