Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
2824, sondan
3413. ayet;
24. sure ve
Nûr Suresinin
33. ayetidir.
Nûr Suresi 33. ayetinin kelime sayisi
48, harf sayısı
218 ve toplam ebced değeri ise
21055 olarak hesaplanmıştır.
Nûr Suresinin toplam ebced değeri
414067 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
وليستعفف الذين لا يجدون نكاحا حتى يغنيهم الله من فضله والذين يبتغون الكتاب مما ملكت ايمانكم فكاتبوهم ان علمتم فيهم خيرا واتوهم من مال الله الـذي اتيكم ولا تكرهوا فتياتكم على البغاء ان اردن تحصنا لتبتغوا عرض الحيوة الدنيا ومن يكرههن فان الله من بعد اكراههن غفور رحيم
وليستعففالذينلايجدوننكاحاحتىيغنيهماللهمنفضلهوالذينيبتغونالكتابمماملكتايمانكمفكاتبوهمانعلمتمفيهمخيراواتوهممنمالاللهالـذياتيكمولاتكرهوافتياتكمعلىالبغاءاناردنتحصنالتبتغواعرضالحيوةالدنياومنيكرههنفاناللهمنبعداكراههنغفوررحيم
Velyesta’fifi-lleżîne lâ yecidûne nikâhan hattâ yuġniyehumu(A)llâhu min fadlih(i)(k) velleżîne yebteġûne-lkitâbe mimmâ meleket eymânukum fekâtibûhum in ‘alimtum fîhim ḣayrâ(an)(s) veâtûhum min mâli(A)llâhi-lleżî âtâkum(c) velâ tukrihû feteyâtikum ‘alâ-lbiġâ-i in eradne tehassunen litebteġû ‘arada-lhayâti-ddunyâ(c) vemen yukrihhunne fe-inna(A)llâhe min ba’di ikrâhihinne ġafûrun rahîm(un)
Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın.[387] Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
İslâm hukukunda “mükâtebe”; bir köle sahibinin, belli bir bedel ödedikten sonra hürriyetine kavuşacağı yolunda kölesi ile yapacağı sözleşme demektir. Bu sözleşmeden sonra köle, söz konusu bedeli kazanmak üzere serbestçe çalışma hakkına sahip olur.
Evliliğin tek engeli yoksulluk değildir; engel ne olursa olsun evlenme imkânı bulamayanlar haram olan zina yoluyla cinsel ihtiyaçlarını gidermeye kalkışmayacak, Allah’ın rızâsını bütün arzularının önüne geçirerek sabredip iffetlerini koruyacaklardır.
Câriyelerin fuhuş yapmaya zorlanmalarını yasaklamayı murat eden Allah, buna geçmeden köklü çözümün, yani kölelerin ve câriyelerin hürriyete kavuşturulmasının yollarından birini daha devreye sokmayı uygun bularak, bedelini ödemek suretiyle hür olmak isteyen köle ve câriyelerin, mükâtebe adı verilen sözleşme taleplerinin kabul edilmesini emrediyor. Bu emrin bağlayıcı mı, tavsiye ve teşvik mahiyetinde bir emir mi olduğu konusu tartışılmıştır. Sahâbe ve tâbiîn devri müctehidlerinin emri bağlayıcı olarak yorumlamaları dikkat çekicidir. Buna Taberî, Zâhirîler ve Şevkânî gibi daha sonraki bazı müctehidler de katılmışlardır. Sosyal ve ekonomik durum ile hâkim âdetin etkisi altında yorum yapan diğer müctehidler ise nasları zorlayarak, farklı durumları birbirine kıyas ederek emrin bağlayıcı olmadığını ileri sürmüşlerdir (Cessâs, III, 321; Şevkânî, IV, 35). Zekât gelirinden, kölelerin hürriyete kavuşturulması için pay ayrıldığını, gönüllü harcamalarda da müminlerin bu hususa teşvik edildiğini biliyoruz (Bakara
2:177; özellikle Tevbe
9:60). Burada da zenginlere, bedelini ödeyerek hür olmak isteyen köle ve câriyelere, “Allah’ın verdiği malından” vererek yardımcı olmaları emrediliyor. Yalnızca bu iki emir doğru anlaşılıp uygulanmış olsaydı zaman içinde, önemli bir sosyal ve ekonomik kriz yaşanmadan kölelik ortadan kaldırılabilirdi; çünkü mevcutlar böyle eritilirdi, kaynağı tek noktaya (savaş esiri olma durumuna) indirildiği, esirin köle olması da zorunlu bulunmadığı için yeni köleler de olmazdı. Hz. Peygamber istemediği halde hilâfetin yerini saltanatın alması gibi, o, köleliğin kalkmasını istediği, Allah da bunca tedbir ve teşvike yer verdiği halde bu uygulama devam ettirilmiş, bu ayıbın kalkması –ne yazıktır ki– on üç asır gecikmiştir.
“Kendilerinde hayır görürseniz” şartı, hürriyet sözleşmesi talep eden kölenin maddî ve mânevî durumunun böyle bir değişime ve tasarrufa elverişli olmasıdır; tabii bunu da, toplumu temsil eden tarafsız heyetler takdir edeceklerdir.
Fuhuş mesleğinin çok eski kültürlerde de mevcut olduğu bilinmektedir. Eski Ahid’de, uygun yerlerde örtünüp oturan, müşteri bekleyen, müşteri çıkınca onunla pazarlık eden fâhişelerden söz edilmektedir (Tekvîn,
38:14 vd.). Câhiliye devrinde Arabistan’da da bu meslek icra edilirdi. Câriye olmayan fâhişeler yanında, sahipleri tarafından bu işe zorlanan ve üzerlerinden para kazanılan câriyeler vardı. Bunlardan müslüman olanların şikâyetleri üzerine bu çirkin uygulamaya son verildi. Câriyelerin yasaktan önce, ikrah (baskı) altında yaptıkları zinadan dolayı üzüntü çekmeleri de gerekmezdi; çünkü Allah istenmeden, baskı altında yapılan bu tür günahları bağışlardı.
Nikâh (imkânı) bulamayanlar, Allah lütfundan kendilerini zenginleştirene kadar namuslu olsunlar! Kendilerinde bir hayır görüyorsanız ellerinizin sahip olduklarından (kölelerden ve cariyelerden) özgürlük sözleşmesi yapmak isteyenlerle hemen özgürlük sözleşmesi yapın! Allah’ın size vermiş olduğu maldan (servetten) siz de onlara verin! Dünya hayatının geçici menfaatini elde edeceksiniz diye namuslu olmak isteyen genç cariyelerinizi fuhşa zorlamayın! Kim onları zorlarsa, (bilinmelidir ki) zorlanmalarından sonra Allah (o zorlananlar için) çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Bu ayetler kölelik ve cariyelik kurumunu ortadan kaldırmak için çeşitli prensipler içermektedir. Bu çerçevede kölelerin bedelli veya bedelsiz bırakılmaları (Muhammed
47:4), durumu müsait olanlarla özgürlük sözleşmesi denilen [mükâtebe] yapılması (Nûr
4:33" target="_blank">2
4:33), köle ve cariyelerin evlendirilmesi (Nûr
4:32" target="_blank">2
4:32), onlarla evlenilme serbestisi (Nisâ
4:3, 25), müşriklerden hayırlı gösterilerek onlarla evlenmenin teşvik edilmesi (Bakara
2:221), bazı kefaret uygulamalarında bazen ilk sırada olmak üzere seçenek olarak sunulması (Nisâ
4:92; Mâide
5:89; Mücâdele
58:3), zekât verilecek sekiz gruptan biri olması (Tevbe
9:60), iyilik ve [takvâ]da (duyarlılıkta) onlara yardımın öne çıkartılması (Bakara
2:177; Nisâ
4:36; Nûr
4:33" target="_blank">2
4:33) ve [akabe] denen sarp yokuşu aşmanın ilk uygulaması olarak belirlenmesi (Beled
90:13) bu noktada elbette hatırlanmalıdır.
Evlenmeye imkanı olmayanlar ise, Allah kendilerini lütfu ile zenginleştirene kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden, hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, onlarda bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini kabul ediniz. Onlara, Allah'ın size verdiği maldan veriniz. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, özellikle iffetli olmak isteyen genç kızlarınızı fuhşa zorlamayınız. Kim onları buna zorlarsa, Allah, hiç şüphesiz zorlayanı değil, zorlanan kadınları bağışlar; merhamet eder.
Nikâha¹ imkân bulamayanlar iffetlerini korusunlar. Allah lütfedip kendilerine bir imkân verinceye dek. Yeminle hak sahibi olduklarınızdan² mukâtebe³ yapmak isteyenlerle hemen antlaşma yapın. Eğer iyi niyetli olduklarını biliyorsanız.⁴ Ve Allah'ın size verdiği mallardan onlara verin. İffetli kalmak isteyen gençleri taşkınlığa zorlamayın; basit dünya hayatının geçici çıkarı için. Kim onları zorlarsa, bilsin ki Allah, onların zorlanmalarından dolayı onlara karşı Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.5
1.Evlenme. 2. Bak;
24:31 ayetinin 6. Dipnotu. 3. Özgür kalma antlaşması. (Mukâtebe anlaşması) 4. Antlaşmalarına bağlı kalacaklarına. 5. Zorla yaptırılan bu fuhuştan dolayı Allah onları sorumlu tutmayacak, onları bağışlayacaktır.
Nikâh (evlenme imkânı) bulamayanlar, Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Ellerinizin malik olduğu (hükmünüz altında bulunup da) mükatebe isteyenlere (İslam’ın ilk dönemlerinde, kölelik ve cariyelikten özgürlüğe erişmeye; şimdi ise size olan borçları yüzünden hapse girip de bu cezadan kurtulmayı arzu edenlere) -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe (özgür bırakma anlaşması) yapın. Ve Allah'ın size verdiği maldan (paradan) onlara da verin. Dünya hayatının geçici metaını ve menfaatını elde etmek için; ırzlarını korumak istedikleri halde, (cahiliye dönemindeki gibi) korumanız altındaki genç kadınları fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa (büyük vebal altındadır) ; şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra (tevbe edip namusunu koruyanları ise) Allah (onları) Bağışlayandır, Esirgeyendir.
Evlenmeye güçleri yetmeyenler de Allah, onları lutfuyla zengin edinceye dek ırzlarını korusunlar. Köle ve cariyelerinizden, bir müddet içinde birden veya taksitle bir mal veya para karşılığı azat olmak isteyenlerin dileklerini de, bunda bir hayır olduğunu bilirseniz kabul edin ve onlara, Allah'ın size verdiği maldan verin. Cariyelerinizi, onlar da namuslu yaşamayı istedikleri halde, geçici dünya malı için kötülük yapmaya mecbur etmeyin. Zorla kötülüğe sevkedildikten sonra da şüphe yok ki Allah, onların suçlarını örter, rahimdir.
Evlenmeye imkan bulamayanlar, Allah kendilerine lütfuyla bu imkanı verinceye kadar, iffetlerini korusunlar. Yasal olarak sahip bulunduğunuz köle ve cariyelerden serbestliği satın almak isteyenlerin, kendilerinde iyi niyet görüyorsanız, onlarla sözleşme yapıp yazışın. Allah'ın size verdiği maldan onlara vererek, onların hürriyete kavuşmalarına, ilk önce siz destek olun. Hürriyetleri elinizde bulunan cariyelerinizi, iffetli kalmayı arzu edip duruyorlarsa, veya evlenerek iffetlerini korumak istiyorlarsa, sakın dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için fuhşa zorlamayın. Kim onları fuhşa zorlarsa, bilsin ki bu zorlamadan dolayı, Allah işledikleri günahtan onları cezalandırmayıp, acıyıp, onların suçlarını örtecek ve bağışlayacaktır.
Evlenme imkânı bulamayanlar ise, Allah lütfuyla kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Meşrû şekilde sahip olduğunuz, üzerlerinde meşrû haklarınız ve otoriteniz, kendileriyle düzgün insanî münasebetleriniz olan köleler ve câriyelerden yazılı sözleşme yapmak, bir bedel karşılığında hürriyetlerine kavuşma sözleşmesi akdetmek isteyenlerle, hürriyete kavuşmalarında kendileri için bir hayır görüyorsanız eğer, onlarla hemen yazılı sözleşme yapın. Allah'ın size vermiş olduğu paradan ve servetten siz de onlara vererek hürriyetlerine kavuşmalarına yardımcı olun. Genç kızlarınız, câriyeleriniz, iffetli yaşamak, evlenerek aile hayatı kurmak, İslâm'a girmek isterlerken, dünya hayatının geçici hazlarını elde etmek, kazanç sağlamak için, baskıyla, zorla hoşlanmadıkları bir hayatı onlara yaşatmaya kalkmayın. Kim onları zorlarsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah onlar için çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.
Nikah (imkanı) bulamayanlar Allah'ın lütfuyla kendilerini zenginleştirmesine kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altındakilerden (köle ve cariyelerinizden) sizinle yazışmak (böylece belli şartlarla hürriyetlerine kavuşmak) isteyenlerle kendilerinde bir iyilik görürseniz yazışın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara da verin. Namuslarını korumak isterlerse cariyelerinizi, dünya hayatının çıkarını elde etmek amacıyla fuhuşa zorlamayın. Kim onları zorlarsa şüphesiz Allah onların zorlanmalarından sonra bağışlayıcı, rahmet edicidir. [5]
33.Bu ayeti kerimenin: "Namuslarını korumak isterlerse cariyelerinizi, dünya hayatının çıkarını elde etmek amacıyla fuhuşa zorlamayın" mealindeki kısmı hakkında Müslim`in Cabir bin Abdullah (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Abdullah bin Ubeyy cariyesini gidip fuhuş yaparak kendisine para getirmesi için zorluyordu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Yine aynı senedle rivayet edildiğine göre Abdullah bin Ubey`in Mesike ve Umeyme adını taşıyan iki cariyesi vardı; onları zina yapmaya zorlardı. Onlar bundan dolayı Resulullah (a.s.)`a şikâyetçi oldular. Yüce Allah bu hükmünü indirdi. Taberani`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Abdullah bin Ubeyy`in cahiliye döneminde zina yapan bir cariyesi vardı. Zinayı haram kılan ayeti kerime indirilince: "Vallahi artık asla zina etmem" dedi. Bundan sonra bu ayeti kerime indirildi. Bu rivayetleri destekleyen daha bir çok rivayet nakledilmiştir ve bir çoğunda Abdullah bin Ubeyy`in cariyelerini para kazanmaları için zinaya zorlaması dolayısıyla bu ayeti kerimelerin indirildiğine dikkat çekilmektedir.Bu konu üzerinde biraz durmak ve bazı hususlara dikkat çekmek istiyoruz: Ayeti kerimenin yukarıda vermiş olduğumuz kısmının iniş sebebinin bilinmesinin anlamının daha iyi anlaşılmasını sağladığı kesindir. Çünkü iniş sebebi bilinmeksizin ifade müstakil olarak ele alındığında sanki sahabe döneminde cariyelerin para kazanmak için fuhşa zorlanmaları adetinin olduğu gibi bir anlam çıkmaktadır. Çünkü ayeti kerimede genel ifade kullanılmaktadır. Oysa bir uygulama sadece bir kişi tarafından gerçekleştirilse bile Kur`an-ı Kerim bunu yasaklayan hükmünü bildirirken genel ifade kullanmıştır. Dolayısıyla Kur`an-ı Kerim`deki genel ifade taşıyan yasak hükümleri o hükmün yasakladığı fiilin daha önce yaygın bir şekilde işlendiğini göstermez. Sadece bir kişi tarafından işleniyor olması da mümkündür. Sahabe döneminde Abdullah bin Ubey`in dışında cariyelerini para kazanmak için fuhşa zorlayan birinin bulunduğuna dair herhangi bir rivayet nakledilmemiştir. Abdullah bin Ubey`in de münâfıkların başı olduğu bilinmektedir. Ancak bunu yasaklayan hükümde genel ifadenin kullanılmasıyla hem Abdullah bin Ubey`in bu işten vazgeçmesinin hem de bir daha kimsenin böyle bir şeye teşebbüs etmemesinin sağlanması amaçlanmıştır. İkinci olarak ayeti kerimede: "Namuslarını korumak isterlerse cariyelerinizi, dünya hayatının çıkarını elde etmek amacıyla fuhuşa zorlamayın" ifadesinin kullanılmış olması, namuslarını korumak istemedikleri takdirde onların fuhşa zorlanabileceklerini göstermez. Ayette böyle bir ifadenin kullanılmış olmasının da iniş sebebi ile ilgisi vardır. Çünkü Abdullah bin Ubey namuslarını korumak isteyen cariyelerini fuhşa zorlamak istemiş, buna karşılık böyle bir ifade kullanılmıştır. Gerçekte ise kadının kendi tutumu ne olursa olsun bir kadının fuhşa zorlanması değil teşvik edilmesi bile caiz değildir.5.Zorlanarak yaptıkları fuhşu bağışlar ve kendilerine rahmet eder.
Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanızmükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını korumak istiyorlarsacariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir.
Evlenmiye imkân bulamıyanlar, Allah fazlından onların ihtiyacını giderinceye kadar, iffetli kalmaya (zinadan sakınmaya) çalışsınlar. Kölelerinizden mükâtebe (para kazanıb efendisine vermek suretiyle azad olmak) istiyenleri de, eğer kendilerinde bir hayır biliyorsanız, hemen kitabete (sözleşmeye) bağlayın ve onlara Allah'ın size verdiği malından verin (size olan borçlarından düşürün). Dünya hayatının geçici menfaatını kazanacaksınız diye, cariyelerinizi fuhşa zorlamayın, hele iffetli olmak isterlerken... Kim, onları zinaya mecbur ederse, muhakkak ki Allah bu mecbur edilişlerinden ve tevbelerinden sonra kendileri hakkında Gafûr'dur= çok bağışlayıcıdır, Rahîm'dir= çok merhametlidir.
Evlenebilecek bir imkân bulamayanlar, Allah onları ikram ve iyiliğiyle zengin edinceye kadar, iffetlerini korusunlar. Kölelerinizden sizinle azadlık anlaşmasını yapanlarla anlaşın, eğer yararlılıklarını (hürce yaşayabileceklerini) bilirseniz… Allah’ın size verdiği maldan onlara da verin. Dünya menfaatini elde etmek için, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zorlarsa, muhakkak Allah, bu zorlamalarından sonra da (o cariyeler için) Gafur ve Rahimdir.
Allah, erdeminden zengin kılana değin evlenmeyenler, eteğini temiz tutsun, elinizde bulunan kölelerden erginliğin, azatlığın satın almak isteyen bulunacak olursa —bunda iylik görürseniz— paraya kesin, Allahın sizlere verdiği maldan ona da verin, ismetli kalmak isterlerse, odalıkları — yeltenip de şu dünyanın malına — zorlamayın iffetsizliğe, zorla iffetsizliğe sürükleneni, zorladığıçin Allah bağışlar, Allah yarlıgar
(Bütün bunlara rağmen yine de) evlenmeye imkân bulamayanlar, (çalışarak) Allah'ın lütfu ile kendilerini zenginleştirinceye kadar namuslu kalmaya özen göstersinler (zinadan sakınsınlar)! (Ey köle sahibi Müslümanlar!) Ödeyecekleri belirli bir bedel karşılığında özgürlüklerine kavuşmak için sizinle sözleşme yapmak isteyen elinizin altındaki köle ve cariyelerle eğer onlar için bir hayır görüyorsanız hemen sözleşme yapın! Allah'ın size (emanet) verdiği mallardan onlara da verin! Namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi dünyalık çıkarlarınız uğruna fuhşa zorlamayın! Kim onları zorlar (zinaya mecbur eder)se bilsin ki, zorlanmaları sebebiyle Allah (onlar için) çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Bkz.
4:25Görüldüğü gibi İslam, sosyal bir vakıa olarak kölelik problemini çözmek ve köleleri hürriyetlerine kavuşturmak için birçok yol göstermiştir. Mü’minin kazaen bir mü’mini öldürmesi (Nisa
4:92), Kasten yapılan yeminin bağışlanması(Maide,
5:89), Eşlerine zıhar yaparak onlardan ayrılmaya kalkıp sonra söylediklerinden dönmesi(Mücadele,
58:3) gibi birçok günahın keffaretini köleleri azat etmeye bağlayan İslam dini, Bakara
2:177. ayette olduğu gibi zekâtın verilebileceği kişilerden birini de özgürlüğüne kavuşmak isteyen kölelerden seçmiştir.“Allah’ın size (emanet) verdiği mallardan onlara da verin!” ifadesi, ellerinde bulunan servete ipotek koyan, değil paylaşmayı koklatmayı bile fazla gören zenginlere her şeyin mutlak sahibinin Allah olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Yani servetinizden onlara mutlaka verin çünkü o servetin gerçek sahibi siz değilsiniz, Allah’tır. Siz sadece bir emanetçisiniz, bekçisiniz. Allah’ın verdiği maldan vereceksiniz, kendi malınızdan değil. O halde size emanet edilen ve tamamı Allah’a ait olan mallardan verin, köleliği bitirin, eşitsizliği ortadan kaldırın, yoksulluğu azaltın, sosyal adaleti sağlayın, anarşiyi ortadan kaldırın ve insanca yaşamayı gerçekleştirin!
Evlenemeyenler, Allah kendilerini lütfü ile zenginleştirene kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, onlarda bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini kabul edin. Onlara Allah'ın size verdiği maldan verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilsin ki Allah hiç şüphesiz onu değil zorlanan kadınları bağışlar ve merhamet eder.
Evlenme imkânını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve câriyelerden) mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır (kabiliyet ve güvenilirlik) görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
Mükâtebe, köle veya cariye ile efendisi arasında yapılan bir akid olup, bu akidde köle veya cariye, belli bir bedel ödediği takdirde efendisinden, kendisine hürriyetini vermesini ister veya aynı teklifi efendisi ona yapar. Üzerinde anlaşmaya varılan bu bedel hazır ise köle bu bedeli hemen ödemek, değilse, efendisinin kendisine tanıdığı bir süre içinde temin ettikten sonra ödemek şartıyla hürriyetine kavuşur.
Bu âyette, «Allah’ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin» buyurulmakla, insanın elindeki malın asıl sahibinin Allah olduğu, şu halde Allah’ın malından köle ve cariyelere de vermek suretiyle onların hürriyete kavuşmalarını kolaylaştırmanın dinî, ahlâkî ve ictimaî bir vazife olduğu ortaya konmaktadır. Bu vazife, İslâm’ın, asırlarca uygulanagelen ve bir çırpıda tasfiyesi mümkün olmayan kölelik müessesesini ortadan kaldırmak için almış olduğu bir dizi tedbirden biridir.
Evlenme imkanına sahip olmayanlar da, ALLAH kendilerini lütfuyla zenginleştirene kadar iffetli davransınlar. Evlenme yoluyla özgürlük belgesi almak isteyen esirleri -niyetleri dürüstse- özgürlüklerine kavuşturun. Ve ALLAH'ın size verdiği parasından onlara veriniz. İffetli olmak isteyen kızlarınızı, bu dünyanın geçici menfaatini arzulayarak fuhuşa zorlamayın. Kim onları zorlarsa, o zaman ALLAH onların zorlandığını hesaba katar; O Bağışlayandır, Rahimdir.
Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
Bir nikâha çare bulamıyanlar Allah, kendilerine fazlından bir gına verinciye kadar ıffetli kalmıya çalıssınlar, memlûklerinizden mükâtebe istiyenleri de eğer kendilerinde bir hayır biliyorsanız hemen kitabete kesin ve onlara Allahın size malından verin ve Dünya hayatın geçıci metâını kazanacaksınız diye cariyelerinizi fuhşe ikrah etmeyin, hele ıffetli olmak isterlerse; her kim de onları ikrah ederse şübhesiz Allah, onlara ikrahlarından sonra gafurdur, rahîmdir
Nikâha (evlenmiye çâre) bulamayanlar Allah kendilerini fazl (-u kerem) inden zengin kılıncaya kadar, (zinâya karşı) iffetlerini korusun. Ellerinizin mâlik olduğu (köle ve cariyelerden) mükâtebe isteyenleri, eğer onlarda bir hayır biliyorsanız, kitabete kesin, onlara Allahın size verdiği maldan verin. Dünyâ hayâtının, geçici metâını kazanacaksınız diye cariyelerinizi, eğer kendileri de iffetli olmak isterlerse, siz fuhşa mecbur etmeyin. Kim onları (buna) mecbur ederse şüphesiz ki Allah onlara (o cariyelere) kendilerinin ikrahlarından sonra da çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
Evlenme(ye imkân) bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusun(lar)!Sâhib olduğunuz kölelerinizden (ve câriyelerinizden) mükâtebe (hür kalmak için yazılı sözleşme) yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır bilmiş iseniz onlarla artık mükâtebe yapın! Allah'ın size verdiği maldan, (siz de) onlara verin!Dünya hayâtının geçici menfaatini elde etmek için, iffetli kalmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın!(2) Kim onları (fuhşa) zorlarsa, artık şübhesiz ki Allah, onların zorlanmalarından sonra, (o câriyelere karşı) çok mağfiret edendir, çok merhamet edendir.
(2)Bu âyet, münâfıkların reîsi Abdullah bin Übey hakkında nâzil olmuştur. O, para kazansınlar diye câriyelerini zinâya zorlardı. (Celâleyn Şerhi, c. 5, 292)
Evlenmeye (fakirlikten dolayı) imkân bulamayanlar, Allah kendilerine lütfundan imkân bağışlayıncaya kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden (hür olmak için) yazılı sözleşme yapmak isteyenlere, eğer bunda onun için hayır görüyorsanız karşılıklı yazılı sözleşme yapın. Allah’ın size verdiği mallardan onlara da verin. Dünya hayatının zenginliklerini arzulayarak, iffetli ve namuslu kalmayı seçen gençlerinizi, kötülük yapmaya zorlamayın. Kim o kadınları kötülük yapmaya zorlarsa, Allah isteklerinin dışında zorla kötülük yaptırılanları bağışlayan ve merhamet edendir.
Evlenmeye gücü yetmeyenler de Allah kendilerini fazlı ve keremiyle zengin edinceye kadar iffetlerini muhafaza etsinler. Mâlik olduklarınız köle ve cariyeden mükâtebe [³] isteyenlerde salâh-ı hal [⁴] bilirseniz onlarla mükâtebe edinin, onlara Allah/ın size verdiği maldan verin [⁵]. Cariyeleriniz namuslu kalmak isteyince [⁶] dünya diriliğinin malıyle [⁷] geçinmek sadedinde onları zinaya zorlamayın. Bunun vebali onları o yola zorlayanındır. Zorlamayla fuhuştan sonra Allah o kadınları yarlıgar ve bağışlar.
[3] Efendinin köle veya cariyesi ile azat olunması hususunda muayyen bir para kesişmelerine, kısası kul cinsinin özünü satın alması keyfiyetine «mükâtebe» denir.[4] Veya eda-i mâle kudret, emanet, liyakat.[5] Biraz paradan tenzil edin.[6] Nazm-ı Celîl galib-i ahvale göredir. Çünkü zorlama ancak namuslu kalmak istenildiği zaman vâki olur.[7] Fuhuştan hasıl olan para.
Nikâh (imkânı) bulamayanlar, Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, onlarda bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini kabul edin. Allah'ın size verdiği malından onlara da verin. Dünya hayatının geçici metasını elde etmek için ırzlarını korumak istiyorlarsa, cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, hiç şüphesiz onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra Allah (zorlananlar için) bağışlayandır, esirgeyendir.
(Bu, cariyeler iffetli ve faziletli bir hayat yaşamak istemezlerse, fuhşa zorlanacaklardır demek değildir. Denmek istenen, bir cariye kendi iradesiyle ahlâksızlıkta bulunursa, bundan onun sorumlu olduğu ve kanunun yalnızca kendisine karşı uygulanacağıdır. Buna karşı, eğer sahibi cariyeyi ahlâksızlığa zorlarsa, bu durumda sorumluluk onun olur, kanun da ona karşı işleyecektir. Sediyy şöyle diyor: “Bu ayet münafıkların elebaşı Abdullah b. Ubeyy b. Selul hakkında inmiştir. Abdullah b. Ubeyy b. Selul’un “Muaze” adında bir cariyesi vardı. Kendisine misafir geldiği zaman onları onurlandırmak için cariyenin misafirlerle cinsel ilişkide bulunmasını isterdi. Cariye gidip bu durumu şikâyet etti. Bunun üzerine Peygamber cariyenin alıkonmasını emretti. Abdullah b. Ubeyy b. Selul bağırıp çağırarak, “Bizi kim Muhammed’den kurtaracak, cariyelerimizi elimizden alıyor?” dedi. İşte yüce Allah bu ayeti onlar hakkında indirdi.”)
Bütün bunlara rağmen, yine de evlenmeye imkân bulamayanlar, Allah kendilerine lütfedip bu imkânı sağlayıncaya kadar iffetli davransınlar. Ey Müslümanlar ve ey köle sahipleri! Köle ve cariyelerinizden, ödeyecekleri bir miktar mal karşılığında özgürlüğüne kavuşmak isteyenler olursa, —eğer bunun için gerekli olgunluğa ulaştıkları kanısına varırsanız— onların bu isteklerini geri çevirmeyin. İslâm toplumunun yöneticileri, bir kölenin bu şekilde özgürlüğe kavuşmasına karar vermişse, köle sahibinin bunu kabul etmeme hakkı yoktur. Ayrıca, bu amaçla Allah’ın size bahşetmiş olduğu mallardan bir kısmını onlara verin. Bir de, sakın şu dünya hayatının gelip geçici malına mülküne tamah edip de, İslâm öncesindeki kâfirlerin ve Müslüman görünümündeki münafıkların yaptığı gibi, cariyelerinizi fuhuş yapmaya zorlamayın; hele hele, onlar iffetli ve namuslu yaşamak istiyorlarsa! Elbette cariyelerin de fuhuş yapmaları haramdır ve eğer bir cariye, efendisinden habersiz, kendi isteğiyle bunu yaparsa yalnızca kendisi cezalandırılır. Fakat her kim onları bu işe zorlarsa, unutmayın ki Allah, böyle bir zorlamaya maruz kaldıktan sonra da, bu zavallı ve çaresiz kadınlara karşı çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.Fakat onları bu yola düşürenler kesinlikle cezalandırılmalıdır. Ayrıca, fuhşa zorladıkları cariyeler ellerinden alınarak, özgürlüğüne kavuşturulmalıdır.
Evlenme (imkânı) bulamayanlar, Allah onları lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetli olmayı istesinler!
Ellerinizin mâlik olduklarından Kitab’ı / Yazı’yı arzu edenlere gelince; kendilerinde bir hayır bildiyseniz, onlarla mükâtebe / karşılıklı yazışma yapın!
Allah’ın size verdiği maldan onlara verin!
Dünya Hayatı’nın sunumunu arzu etmek için, hele iffetli kalmak istediklerinde, genç hizmetçilerinizi Azgınlığa (Fuhş’a) zorlamayın!
Onları kim zorlarsa, Allah onların zorlanmalarından sonra da rahîm gafûrdür.
Evlenme (imkânı) bulamayanlar da Allah onları kendi lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar. Köle ve cariyelerden kendi bedellerini ödeyip azad edilmek için anlaşma yapmak isteyenlerle -eğer onlarda bir iyilik görüyorsanız- hemen yazılı anlaşma yapın1 ve Allah’ın size verdiği maldan onlara da verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek içinnamuslarını korumak isteyen cariyelerinizi2 fuhşa zorlamayın. Kim onları fuhşa zorlarsa bilsin ki Allah, şüphesiz onu değil zorlanan kadınları bu zorlama bittikten sonra bağışlar ve onlara merhamet eder.
1 Mükâtebe: İki veya daha fazla kişinin herhangi bir konuda karşılıklı olarak yazışmaları anlamına gelir. Terim olarak ise, “bir köle veya cariyeyi, kölelikten kurtulması amacıyla daha sonra ödenmek üzere belli bir meblağ karşılığında hürriyetine kavuşturmak için yapılan anlaşma ve yazışma” demektir. Mükatebe, köle ile sahibi arasında yapılan bir akiddir. Mükâtebe akdi îcab ve kabulle gerçekleşir. Sahibi kölesine, -“Bana şu kadar meblâğı ödersen, hürsün” der; köle de bunu kabul ederse, mükâtebe akdi gerçekleşmiş olur. Köle bu miktarı ödeyinceye kadar, köle ve hür statüsü arasında bir konum kazanır. Yani hürriyete adım atmıştır, ama kölelikten de tam manâsıyla kurtulmamıştır. Bu akit kölenin veya sahibinin ölümüyle bozulmuş olmaz. Mükâtebe isteği kölenin sahibinden gelebildiği gibi, kölenin kendisinden de gelebilir. Hz. Cüveyriye (r.anha) Beni Mustalık gazasında esir edilip getirildiğinde sahibinden hürriyetini satın alabilmek için, yaptığı kitabet akdindeki meblâğı temin edebilmek maksadıyla Rasûlullah (s.a.v)'in kapısına gelmiş, Rasûlullah da onun azat olmasını sağlamış, kitabet bedelini mihri sayarak kendisine nikâhlamıştır. Mükâtebeye iki tarafın da razı olması şarttır. Zorla, alay kastıyla veya hata ile yapılan kitâbet sahih olmaz.2 Bu âyetten cariyeler iffetli yaşamak istemezlerse fuhşa zorlanabilirler anlamı çıkmaz. Zîrâ İslâm’da fuhşa kesinlikle yer yoktur ve bu açıkça yasaklanmıştır. “Sakın zinaya yaklaşmayın, şüphesiz o, iğrenç bir hayâsızlık ve çok kötü bir yoldur.” (İsra: 32) Bu âyet, Abdullah b. Übey’in zorla zina ettirerek üzerlerinden para kazandığı cariyelerinden iki tanesinin, bu durumu Hz. Peygambere şikâyet etmeleri üzerine inmiştir.
Evlenmeye imkan bulamayanlar, 44 Allah kendilerine lütfuyla bu imkanı verinceye kadar iffetli davransınlar. Yasal olarak sahip bulunduğunuz kimselerden 45 azatlık sözleşmesi yap-mak isteyen olursa, kendilerinde iyi niyet görüyorsanız bu sözleşmeyi onlar için yazın; 46 ve Allah'ın size bahşettiği kendi zenginliğinden onlara [paylarını] verin. 47 Ve eğer evlenerek iffetlerini korumak istiyorlarsa, 48 sakın, dünya hayatının geçici hazları peşine düşerek 49, [hürriyeti sizin elinizde bulunan] cariyelerinizi fuhşa zorlamayın; kim onları buna zorlarsa, bilsin ki, maruz kaldıkları bu zorlanmadan ötürü, Allah (onları) acıyıp esirgeyecek ve bağışlayacaktır!
Evlenmek için maddi imkân bulamayanlar, Allah, lütfundan kendilerini zenginleştirinceye kadar iffet ve namuslarını korusunlar. Bedelini ödeyerek özgür kalmak için sizinle sözleşme yapmak isteyen himayenizde bulunanlarda eğer bu kabiliyeti görüyorsanız onlarla sözleşme yapın ve Allah’ın size sunduğu imkânlardan onlara da verin. Eğer iffetli kalmak istiyorlarsa onların üzerinden dünyalık kazanmak için evlendirmeye zorlayarak size karşı gelmelerini sağlamayın. Kim onları zorlamadan vazgeçerse Allah bunlara af ve mağfireti ile muamele edecektir. 3/185, 10/61, 40/39, 57/20
Ama evlenmeye bir türlü imkân bulamayanlar, Allah lutfundan kendilerine (bir fırsat) tanıyıncaya dek iffetlerini korusunlar! Öteden beri mülkiyetinizde bulunan esirlerden âzatlık sözleşmesi yapmak isteyenlere gelince: eğer onlarda bir liyakat görüyorsanız, onlarla sözleşme yapınız;[3014] üstelik onlara Allah’ın size (emanet) olarak verdiği maldan bir miktar da veriniz.[3015] Evlenmek isterlerse, kızlarınızı, dünya hayatının fani hazlarına tamah ederek aşırı davranışlara zorlamayın. Onları (istemediği bir evliliğe) zorlayan herkes iyi bilsin ki, Allah bu zorlanmadan sonra onları bağışlayacak, merhamet edecektir.[3016]
[3014] Sosyal bir vakıa olarak kucağında bulduğu kölelik problemini halletmek için, Kur’an’ın getirdiği hürriyet alanını genişleten talimatlarından biri (
47:4 ve
90:12-13, notlar). Allah Rasûlü ömrünün her yılına bir köle azat etti. Bu teşvikler sahabe arasında öyle yankı buldu ki Hz. Âişe 67, Abbas 70, İbn Ömer 1000, Abdurrahmân b. Avf 30.000 (?) köle azat etti. Miras yoluyla edinilen köle stoku 70 yılda tamamen eritilecektir. Bu veriler ışığında şu hükmü rahatlıkla verebiliriz: Eğer kölelik o noktada bitirilmediyse, bunun sorumlusu, Kur’an’ın hedeflerini es geçen gelenektir.
[3015] Zekât verilecekler arasında, özgürlüğüne kavuşturulacak köleler de yer alır (
9:60).
[3016] Âyetin ilk yarısı “erkek ve kadın köleler” olan ‘ibâd ve imâ’ ile ilgiliydi (32). Son yarısı ise bir başka sınıf olan feteyât (genç, bakire kızlar) ile ilgili. İlim geleneğimizin zıharı yasaklayan âyete ilişkin hayret verici tavrını (Bkz:
58:3’ün notu), genç bakire kızların ebeveynleri tarafından zorla evlendirilmesini yasaklayan bu âyete karşı da aynen görüyoruz. Hemen bir üstte adıyla sanıyla “köle kadınlar” (imâ’) geçtiği halde, feteyât asli anlamından mecazî anlama kaydırılıyor. “İsyan etmek, zorla(n)mak” anlamına gelen el-biğâ’, aynı işleme tabi tutulup, fahşâ ve zinâ anlamına taşınıyor. Oysa ki bu iki kelime aynı âyette yanyana kullanılmaktadır (
16:90). Ve erkekler, kadınlar lehine bir Kur’an hükmünün yükünden bir kez daha kurtarılmış oluyor. Geriye kadını, velisinin alıp sattığı mal olarak gören fıkhi bakışaçıları kalıyor (İbret için İbn Teymiyye’nin muhala’a bahsinde dediklerine bkz: M. Fetâvâ c. 32, s.306-307).
Evlenmeğe (çare) bulamayanlara Allah kendilerini fazlından zengin kılıncaya değin iffetlerini korusunlar ve ellerinizin malik olduğu kimselerden kitabete rabtedilmelerini isteyenler olunca da eğer onlarda bir hayır bilmiş iseniz onları kitabete kaydediverin ve Allah'ın size verdiği mallardan onlara veriniz. Ve genç cariyelerinizi iffetlerini muhafaza etmek isterlerse dünya hayatının fâni metâını dileyerek fuhuşa sevketmeyiniz. Ve her kim onları icbar ederse şüphe yok ki, Allah onların icbar edildiklerinden sonra da gafûrdur, rahîmdir.
Evlenme imkânı bulamayanlar ise, Allah lütfu ile onların ihtiyaçlarını giderinceye kadar iffetli kalmaya çalışsınlar! Eliniz altındaki köle ve cariyelerinizden mükâtebe yapmak isteyenler olursa ve siz de onlarda liyakat görürseniz mükâtebe yapınız! Allah'ın size ihsan ettiği maldan siz de onlara veriniz. (Mecburî hizmet bedellerini ödemelerine yardım ediniz). Dünya hayatının geçici metâını elde etmek için, sakın cariyelerinizi -hele iffetli olmak isterlerse- fuhşa zorlamayın! Her kim onları fuhşa zorlarsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra, Allah kendileri hakkında gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur). [9, 60; 4, 25]
Köle veya cariye efendisine başvurup hürriyetini satın almak istediğini söylerse, efendisi ona ödemesi gereken meblağı bildirip bunu ödemesi halinde hür olacağına dair onunla bir akit imzalar. Bu akde, “mükâtebe” denilir. Bu durumda çalışıp para kazanma imkânı bulması için efendisi ona vakit imkânı da verir. Zekât fonunun sarf edileceği sekiz bölümden biri de “rikab” adı ile bu bölüm olduğundan mükâtibler bu yardımdan da yararlanırlar. Öte yandan bu âyet, Cahiliye dönemine ait fuhuş evleri işletmesini de kesinlikle ilga etmiştir.
Evlenme (imkanı) bulamayanlar, Allah kendilerini lutfundan zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariye)lerden, mükatebe (akdi) yapmak isteyenlerle (eğer kendilerinde hayır görürseniz) mükatebe yapın ve Allah'ın size verdiği malından onlara da verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz Allah (fuhşa) zorlanmalarından sonra (o kadınlara karşı) bağışlayıcı, esirgeyicidir.
(285) Çalışıp belli bir para ödemek karşılığında hürriyetlerini kazanmak isteyenler. (286) Onların size verecekleri mal veya paradan bir kısmını onlara bağışlayın veya hürriyete kavuşmak isteyen bu insanlara zekattan yardım edin.
Evlenme imkânı bulamayanlar, Allah tarafından ihtiyaçları karşılayıncaya kadar kendilerine hakim olsunlar. Eliniz altındaki esirlerden hürriyet sözleşmesi (kitabet) yapmak isteyenlerde bir iyi tutum biliyorsanız sözleşmeyi yapın. Allah’ın size verdiği maldan da onlara verin. Eğer evlenmek isterlerse dünya hayatının geçici menfaatinin peşine düşerek kızlarınızı isyana zorlamayın. Kim onları zorlarsa, zorlanmalarından sonra Allah onları bağışlar, ikram eder.
[*] Bakirelerle ilgili müteşâbih âyet: Şu âyet, evlenecek genç kızlara baskı yapılmasını yasaklamaktadır. وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَاءِ إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّنًا لِتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَنْ يُكْرِهْهُنَّ فَإِنَّ اللَّهَ مِنْ بَعْدِ إِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌ رَحِيمٌ "Evlenmek isterlerse kızlarınızı, şu hayatın malını arzu ederek aşırı davranışlara zorlamayın." (Nur
24:33) Ayette geçen فَتَيَات = genç kızlar, bakire kızlardır. إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّنًا (in eredne tehassunen) =evlenmek isterlerse, anlamına gelir. تَحَصُّنً = tehassun kelimesinin buradaki anlamı muhsana olmaktır. Muhsana, Nisa
4:24. âyette evli, Nisa
4:25. âyette de namuslu anlamında kullanılmıştır. Gençliğinin baharında olan genç kızlar zaten namuslu olacakları için âyetin anlamı "evlenmek isterlerse" şeklindedir. Bu âyet evlenme ile ilgili olduğundan başka bir anlama çekilmesi imkânsızdır. Eğer kur'ân kavramı bilinebilseydi bu âyete bu anlamı vermek imkânsızlaşırdı. Çünkü Kur'an'da bu anlama çekilebilecek başka bir ayet bulunamaz.
Evlenme imkanı bulunmayanlar, Allah'ın lütfundan kendilerini zenginleştirinceye kadar namuslarını korusunlar. Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, eğer onlarda bir hayır görüyorsanız, bedel vermelerini kabul edin. Allah'ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, namuslu kalmak istemelerine rağmen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zorlarsa, şüphesiz Allah, onların zorlanmalarından sonra da bağışlayıcı ve merhametlidir.
Evlenmeye imkân bulamayanlar da, Allah kendilerini lütfuyla zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar. Elinizin altındaki köle ve cariyelerden, özgürlüklerini satın almak için sizinle anlaşma yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir iyilik görürseniz, anlaşma yapın. Ayrıca, Allah'ın size verdiği malından onlara da verin.(7) Cariyelerinizi, hele iffetli kalmak istiyorlarsa, dünya hayatının gelip geçici menfaatine göz dikerek fuhşa zorlamayın. Kim onları fuhşa zorlarsa günahı kendisinedir; zorlananlar için ise Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
(7) Zekâtın sarf edileceği yerlerden biri de, özgürlüklerine kavuşmak isteyen köleler olarak bildirilmiştir.
2:177 ve
9:160 ile açıklamalarına bakınız.
Nikâh imkânı bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar. Size bağımlı olanlardan, hürriyetini satın almak isteyenlerin, kendilerinde iyi hal görürseniz, onlarla yazılı anlaşma yapın. Allah'ın size verdiği malından siz de onlara verin. Hizmetinizdeki genç kızları, iffetli kalmak isteyip dururlarken, iğreti dünya hayatının basit menfaatini elde etmek için fuhşa zorlamayın. Kim onları baskı altında tutarsa Allah, fuhşa zorlanmalarından sonra onları affedici, esirgeyicidir.
śaķlanmaķ istesüñ anlar kim bulmazlar evlenmeklik tā bay eyleye anları Tañrı fażlından. daħı anlar kim isterler mükāteb olmalıġ anlardan kim mālik oldı ellerüñüz mükāteb eyleñ anları eger bilürseñüz anlarda ŧoġrulıķ yā mal. daħı virüñ anlara Tañrı malından ol kim virdi size. daħı kensiletmeñ ķaravaşlaruñuzı zinā üzere eger dilerlerse mesturlıķ tā isteyesiz malını yaķın dirligüñ. daħı her kim keñsiledürse anları bayıķ Tañrı keñsületdüklerinden śoñra anları yarlıġa-yıcıdur raḥmet ķılıcı.
Daḫı özini ṣaḳlasun ḥarāmdan ol kimseler ki evlenmege güçleri yitmez, Tañrı Ta‘ālā bay idince kendüleri kereminden. Daḫı ol kişiler ki mükātebeolmaḳ isterler ḳullaruñuzdan, pes mükātebe eyleñüz anlarda ḫayr siz‐señüz. Daḫı virüñüz anlara Tañrı Ta‘ālā‐ nuñ mālından ki size virdi. Daḫıgüç eylemeñüz ḳırnaḳlaruñuza zinā üzere, eger evlenmek dileseler siz is temeg‐içün dünyā dirliginüñ ve kim ki güç eylese anlara, pes Tañrı Ta‘ālāanlara güç eyledükden ṣoñra ‘afv idicidür, raḥmet ḳılıcıdur.
Evlənməyə qüvvəsi çatmayanlar (maddi imkanı olmayanlar) Allah öz lütfü ilə onlara dövlət verənə qədər iffətlərini qoruyub (özlərini zinadan) saxlasınlar. Kölələrinizdən mükatəbə etmək (əvvəlcədən bağlanılmış yazılı müqaviləyə əsasən müəyyən məbləğ pul qazanıb ağasına vemək şərtilə köləlikdən azad olmaq) istəyənlərlə - əgər onlarda bir xeyir (müqavilədəki şərtlərin yerinə yetirilməsi üçün qüdrət) görürsünüzsə - mükatəbə edin. Onlara Allahın sizə verdiyi maldan verin. (Zəkatdan onlara o qədər verin ki, özlərini satın alıb azad edə bilsinlər). Əgər cariyələriniz ismətlərini qoruyub saxlamaq istəsələr, fani dünya malı əldə etmək xatirinə onları zinaya məcbur etməyin. Kim onları (cariyələri zinakarlığa) məcbur edərsə, (bilsin ki) onların bu məcburiyyətindən sonra, əlbəttə, Allah (zinakarlığa vadar olanları) bağışlayar, rəhm edər. (Zinakarlığa vadar edilən cariyələrin günahı onlar bu işlə öz xoşuna deyil, zor gücünə məşğul olduqları üçün həmin cariyələrin özlərinə deyil, onları pul qazanmaq məqsədilə zinakarlığa sövq edən ağalarının boynuna düşər).
And let those who cannot find a match keep chaste till Allah give them independence by His grace. And such of your slaves as seek a writing (of emancipation), write it for them if ye are aware of aught of good in them, and bestow upon them of the wealth of Allah which He hath bestowed upon you. Force not your slave girls to whoredom that ye may seek enjoyment of the life of the world, if they would preserve their chastity. And if one force them, then (unto them), after their compulsion, Lo! Allah will be Forgiving, Merciful.
Let those who find not the wherewithal for marriage keep themselves chaste, until Allah gives them means(2990) out of His grace. And if any of your slaves ask for a deed in writing (to enable them to earn their freedom for a certain sum), give them such a deed(2991) if ye know any good in them: yea, give them something yourselves out of the means which Allah has given to you. But force not your maids(2992) to prostitution when(2993) they desire chastity, in order that ye may make a gain in the goods of this life. But if anyone compels them, yet, after such compulsion, is Allah, Oft-Forgiving, Most Merciful (to them).(2994)*
2990 A Muslim marriage requires some sort of a dower for the wife. If the man cannot afford that, he must wait and keep himself chaste. It is no excuse for him to say that he must satisfy his natural cravings within or outside marriage. It must be within marriage. 2991 The law of slavery in the legal sense of the term is now obsolete. While it had any meaning, Islam made the slave's lot as easy as possible. A slave, male or female, could ask for conditional manumission by a written deed fixing the amount required for manumission and allowing the slave meanwhile to earn money by lawful means and perhaps marry and bring up a family. Such a deed was not to be refused if the request was genuine and the slave had character. Not only that, but the master is directed to help with money out of his own resources in order to enable the slave to earn his or her own liberty. 2992 Where slavery was legal, what is now called the "white slave traffic" was carried on by wicked people like 'Abd Allah ibn Ubayy, the Hypocrite leader at Madinah. This is absolutely condemned. While modern nations have abolished ordinary slavery, the "White Slave Traffic" is still a big social problem in individual States. Here it is absolutely condemned. No more despicable trade can be imagined. (R). 2993 I have translated "in" (literally, "if) by "when" because this is not a conditional clause but an explanatory clause, explaining the meaning of "force". "Forcing" a person necessarily means that it is against the wish or inclination of the person forced. Even if they were to give a formal consent, it is not valid because the persons concerned are in (legal, or now) economic slavery. 2994 The poor unfortunate girls, who are victims of such a nefarious trade, will yet find mercy from Allah, whose bounties extend to the lowest of His creatures.