Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
2851, sondan
3386. ayet;
24. sure ve
Nûr Suresinin
60. ayetidir.
Nûr Suresi 60. ayetinin kelime sayisi
23, harf sayısı
101 ve toplam ebced değeri ise
7662 olarak hesaplanmıştır.
Nûr Suresinin toplam ebced değeri
414067 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
والقواعد من النساء التي لا يرجون نكاحا فليس عليهن جناح ان يضعن ثيابهن غير متبرجات بزينة وان يستعففن خير لهن والله سميع عليم
والقواعدمنالنساءالتيلايرجوننكاحافليسعليهنجناحانيضعنثيابهنغيرمتبرجاتبزينةوانيستعففنخيرلهنواللهسميععليم
Velkavâ’idu mine-nnisâ-i-llâtî lâ yercûne nikâhan feleyse ‘aleyhinne cunâhun en yeda’ne śiyâbehunne ġayra muteberricâtin bizîne(tin)(s) veen yesta’fifne ḣayrun lehun(ne)(k) va(A)llâhu semî’un ‘alîm(un)
Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Daha önce (30-31. âyetler) iffetin korunması ve bir tedbir olarak örtünme konusu ele alınmıştı. Örtünmeyle ilgili istisnalar arasında çocuklar, yaşlılar, ev halkı ile içli dışlı yaşamak durumunda olan hizmetçiler vardı. Burada istisnalar, yani amaca aykırı düşmediği için örtünme yükümlülüğünün hafifletilmesiyle ilgili bir başka hüküm daha vardır. Buna göre yaşlanmış, âdet görmez hale gelmiş, normal şartlarda kendisine izdivaç teklifi yapılmaz olmuş kadınlar, gençlere nisbetle daha az örtünebilecekler, bir başka ifadeyle bazı giysilerini çıkarabileceklerdir. “Bu giysiler nelerdir ve nerede çıkarılacaktır?” sorusunun cevabı farklı bakış açılarından ve yorumlardan dolayı çeşitli olmuştur. Bu âyetle 30-31. âyetler arasında ilgi kuranlar ve istisnayı oradaki örtünmeye bağlayanlar, çıkarılabilecek giysilerin başörtüsü, entari üzerine giyilen hırka vb. ikinci giysi olduğunu söylemişlerdir; tâbiîn âlimlerinden Câbir b. Zeyd’in anlayışı böyledir. Bazı tefsirci ve fıkıhçılar ise yaşlı kadının da namazda saçlarının avret (açılması haram) olduğundan hareket ederek istisnayı, Ahzâb sûresindeki cilbâb âyetine (
33:59) bağlamışlar ve izin verilen açılmanın yalnızca cilbâb (başörtüsünün ve entarinin üzerine örtülen dış giysi) olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu gruptan bazıları, “Maksat yabancı kimsenin görmediği yerde başını açmasıdır” demişlerse de Cessâs, haklı olarak “Bunu yaşlı kadınlara özgü kılmanın anlamı yoktur, genç kadınlar da yabancı kimsenin görmediği yerlerde başlarını açabilirler” diyerek bu yorumu eleştirmiştir (III, 334; krş. Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1401).
Bize göre burada izin verilen açılma baş ve boyunla ilgilidir; âyet, Ahzâb sûresindeki cilbâbla değil, bu sûrenin 31. âyetindeki başörtüsüyle ilgili bir istisna getirmektedir. Çünkü Arapça’da, “elbiselerini çıkarmaları” diye tercüme ettiğimiz “vad‘u’s-siyâb”, dış giysinin değil, başörtüsünün açılması mânasını ifade etmektedir (İbn Atıyye, IV, 195; Kurtubî, XII, 308). Başı ve boynu örtmenin gerekçesi cinsel cazibe idi, yaşlılarda bu sebep ortadan kalktığı için örtünme külfeti hafifletilmiştir; nitekim 31. âyetteki istisnalardan biri de “şehvetle ilgisi olmayan veya kalmayan” kimselerdir. Hafifletme dış giysinin değil, başın ve boynun açılmasıyla hâsıl olur. Yerinde açıklanacağı üzere dış giysi (cilbâb) emrinin gerekçesi iffetin korunması değil, hür kadınların câriyelerden ayırt edilmesidir. Câriyenin bulunmadığı ve ayırmanın başka yöntemlerle sağlandığı zaman ve zeminlerde tesettür için gerekli olan cilbâb değil, belli yerlerin uygun şekilde örtülmesidir.
Âyetin sonundaki uyarı, kadınlar yaşlı da olsalar kendilerine ilgi duyulması ihtimali bulunduğu için bu ruhsatı kullanırken dikkatli olmalarına, amaca göre hareket etmelerine yöneliktir.
Nikâh ümidi kalmayan yaşlı kadınların, ziynet(lerin)i açmaksızın elbiselerini çıkarmalarında kendilerine herhangi bir vebal yoktur. (Her şeye rağmen) iffetli davranmaları, kendileri için hayırlı olandır. Allah duyandır, bilendir.
Ayette geçen [el-kavâ‘ıdü mine’n-nisâi] ifadesi “oturan (yaşlı) kadınlar”, “oturmuş, çocuktan kesilmiş kadınlar” gibi anlamlara gelmekte, sonrasında gelen [ellâtî lâ yercûne nikâhan] ifadesi ise “cinsel cazibesini kaybetmiş”, “evlenme arzusu duymayan” anlamlarını içermektedir. Bu kullanımlar ayetteki ayrıcalıklı düzenlemenin toplumsal hayatta herhangi bir istismara kapı aralama ihtimali kalmayan yaşlı kadınlara özel olduğunu ortaya koymaktadır.,Bu ayette nikâh arzulamayan yaşlı kadınların dış elbiselerini çıkarabilecekleri, ancak her hâlükârda iffetli kalmalarının kendileri için çok daha hayırlı olacağı ifade edilmektedir.,Yüce Allah yaşlı kadınlara özel bir esneklik ortaya koysa da yine de bir sınırlandırma yapmakta, önceki cümlede olduğu gibi bu çerçevede “ziynetlerini açıp saçmamalarını” hükme bağlamakta, bu cümlede ise her şeye rağmen “iffetli davranmalarının kendileri için mutlak anlamda hayırlı olacağını” ifade etmektedir. Yaşlı kadınlar elbette gençlerden farklı olduğu için kendilerine alternatif bir hüküm getirilmekte, ancak temel hedef olan iffetli davranışın her durumda akıllarda ve gündemde bulunması gerektiği özellikle hatırlatılmaktadır.
Evlenmeyi arzu etmeyen, çocuktan kesilmiş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla, dış giysilerini çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur; ama iffetli davranmaları kendileri için daha iyi olur. Allah her şeyi işitir; her şeyi bilir.
Evlenme arzusu kalmamış yaşlı kadınların, cinsiyetlerini teşhir etme amacı gütmeden dış giysilerini çıkarmalarında bir sakınca yoktur. Sakınmaları daha hayırlıdır. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Kadınlardan (artık) evliliği ummayıp da (doğumdan kesildiklerinden ve yaşları ilerledikten, artık evinde) oturmakta olanlar, süslerini (mahrem yerlerini) açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında (ve o vaziyette gezip dolaşmalarında) kendileri için bir sakınca yoktur. (Buna rağmen) Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah, İşitendir, Bilendir.
Nikah ümidi kalmamış, kadınlık halinden kesilmiş kadınlar, ziynetlerini göstermemek şartıyla dış elbiselerini çıkarırlarsa suç yok onlara; fakat giyerlerse bu, daha da hayırlıdır onlara ve Allah, her şeyi duyar, bilir.
Ve bilin ki, cinsi arzu duymayacak kadar kocamış kadınların, cazibe ve güzelliklerini açığa vurmak niyeti taşımaksızın, dış elbiselerini çıkararak dışarı çıkmalarında bir sakınca yoktur. Ama böylelerinin bile sakınmaları, kendileri için daha hayırlı olur. Allah sınırsız bilgi sahibi olup, herşeyi işitmektedir.
Evlenmekten ümidi kesmiş, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, cazibe ve güzelliklerini gösterme niyeti taşımaksızın bazı elbiselerini, dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. İffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.
Evlenme arzusu olmayan, (hayızdan kesilmiş) oturan kadınların süslerini açığa vurmaksızın dış giysilerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ancak iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah duyandır, bilendir.
Kadınlardan evliliği ummayıp da oturmakta olanlar, süslerini açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
Nikâha ümidleri kalmıyan, hayız ve çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, bir bezenişle gösterişe çıkmamaları şartiyle (görünmesi haram olan yerlerini göstermemek üzre), dış elbiselerini bırakmalarında kendilerine bir günah yoktur. Bununla beraber dış elbiselerini bırakmakdan da sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah Semî'dir= her şeyi işitir, Alîm'dir= her şeyi bilir.
Evlenme umudu olmayan, (aybaşı âdetinden ve çocuk yapmaktan kesilmiş olan) kadınların, kendilerini süsleyip teşhir etmedikleri takdirde, dış elbiselerini bırakmalarında bir günah yoktur. Eğer iffetli davranıp giyinirlerse, onlar için daha hayırlıdır. Şüphesiz Allah, işiten ve bilendir.
Evlenmekten umudunu kesmiş olan kadınlar ziynetlerin göstermemek üzere, üstlüklerin çıkarsalar zarar yok, temiz kalmak onlar için hayırlıdır; Allah işitici, Allah bilici
Evlenme arzu ve ümidi kalmamış (çocuktan kesilmiş ihtiyar) kadınların, ziynet yerlerini teşhir etmeksizin, dış giysilerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Bununla beraber sakınmaları (örtünmeleri), kendileri için daha hayırlıdır. Zira Allah (konuşulan) her şeyi işiten, (kalplerde olan) her şeyi bilendir.
Kur’an, toplumun çekirdeğini oluşturan kadın ve erkeği inançlarındaki ve ahlakî gelişimlerindeki mükemmelliği esas alarak namuslu, iffetli ve ahlaklı olmaları konusunda eğitmektedir. Her iki tarafı da “şehevi hisleri tahrik edecek ve cinsel arzuları harekete geçirecek davranışlardan uzak durmaları konusunda uyarmaktadır. Ayette, “evlenme arzu ve ümidi kalmamış (ihtiyar) kadınların” dikkat çekmeyecekleri için kılık kıyafet konusunda diğer kadınlara nazaran daha rahat olabilecekleri vurgulanmaktadır. Ziynet yerlerinden kasıt, kadınların cinselliklerini ön plana çıkaran ve erkeklerin şehevi hislerini tahrik eden uzuvlarıdır. Kadın, dişiliğine değil, kişiliğine önem vermelidir. İffetin muhafazası ve ırzın korunması Kur’ânî bir emirdir. Nur,
24:31. ayetine bakıldığında bu konu çok daha iyi anlaşılacaktır.
Evlenme ümidi kalmayan, ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartiyle, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur; ama sakınmaları kendileri için daha iyi olur. Allah işitir ve bilir.
Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, zinetleri (yabancı erkeklere) teşhir etmeksizin (bazı) elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. İffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
Bu sûrenin 31. âyetinde kadınlar için örtünmenin gerekliliği ve bunun ne şekilde ve kimlere karşı olacağı, istisnalar verilmek suretiyle belirtilmişti. Ayrıca orada «zînet» tabirinden ne kasdedildiği hakkında tefsircilerin görüşlerine de kısaca yer verilmişti.
Kadının, kocasına güzel görünmek için süslenmesi ve açılması dînen mübah, hatta tavsiyeye şâyan görülmüştür. Ancak, özellikle 31. âyette sıralanan yakınlar dışında kalan yabancı erkeklere güzel görünmek için süslenmek, hususiyle açılıp saçılmak, genç olsun yaşlı olsun, bütün müslüman ve hür kadınlara haramdır. Bununla beraber, bu âyette yaşlı kadınların da diğer kadınlar gibi davranmaları tavsiye edilmekle birlikte, giyim ve örtünme hususunda onlara, belli şartlara bağlı olarak daha serbest hareket etme imkanı getirildiği görülmektedir. Bu ruhsat, yaşlı kadınların kadınlık câzibelerini artık büyük ölçüde kaybetmiş olmalarından ve bir mefsedete yol açmaları ihtimalinin ortadan kalkmış bulunmasındandır.
Evlenme beklentisi olmayan yaşlı kadınların, alımlı yerlerini açıp saçmamak koşuluyla dış elbiselerini bırakmalarında bir sakınca yoktur. İffetli davranmaları kendileri için daha iyidir. ALLAH İşitendir, Bilendir.
Bir nikah ümidi kalmayan, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların ise, zinetlerini (yabancı erkeklere) göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. Yine de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
Nikâh ümidi kalmıyan oturmuş kadınlara ise bir ziynet ile gösterişe çıkmamaları şartıyle çarşaflarını bırakmamalarında kendilerine bir günah yoktur, maamafih afîfâne sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır ve Allah, semi'dir alîmdir
Kadınlardan hayızdan, evlâddan kesilmiş, artık nikâha ümîdleri kalmamış (olan ihtiyarlara gelince: gizli) zînet (mahalleri) ni erkeklere göstermemeleri şartiyle (dış) rubalarını bırakmalarında onlar için bir günâh yokdur. (Bununla beraber bundan da) sakınmaları (ve örtünmeleri) kendileri için daha hayırlıdır. Allah, hakkıyle işiden, hakkıyle bilendir.
Artık evlenmeyi ümîd etmeyen (âcizlikten dolayı) oturmuş (kalmış, yaşlı)kadınların, ziynetlerini gösteren kimseler olmamak şartıyla, dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir günah yoktur. Fakat (daha da) iffetli davranmak istemeleri kendileri için daha hayırlıdır. Çünki Allah, Semî' (her konuştuğunuzu işiten)dir, Alîm (kalblerinizde olanı hakkıyla bilen)dir.
Kadınlarınızdan yaşlanıp da, artık evlenmeyi kimsenin istemediği yaşlı kadınların, cazibeli yerlerini (ziynetlerini) açığa çıkarmadan (dış) elbiselerini giymemelerinde onlar için bir sorumluluk yoktur. Ancak iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah her şeyi işiten ve her şeyi en iyi bilendir.
Ere varmak ümidi kalmamış [¹] kadınlar için çekidüzen verip endamını göstermemek üzere esvaplarını [²] bırakmalarında bir beis yoktur [³]. Maamafih onların iffette bulunmaları [⁴] haklarında daha hayırlı olur. Allah semi/dir, hakkıyle âlimdir [⁵].
[1] Hayızdan, nifastan kesilmiş, güzellikten eser kalmamış ihtiyar kadınlar.[2] Ferace, hırka, baş örtüsü gibi zâhir olan elbiselerini.[3] Çünkü töhmet yoktur.[4] O esvaplarını da bırakmamaları daha iyidir. Çünkü bu muamelede fesat kapısını kapamak vardır.[5] Her sözünüzü işitir, işlerinizi hakkıyle bilir.
Kadınlardan evliliği ummayıp da oturmakta olanların, süslerini açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah, işitendir, bilendir.
Artık evlenme çağları geçtiği için evlenme ümidi kalmamış ve hayızdan, çocuktan kesilmiş, cinsel arzu duymayacak kadar yaşlı kadınların,doğal câzibe ve güzelliklerini kasden teşhir etmemeleri şartıyla,ev dışında giymeleri gereken elbiselerini üzerlerine almamalarında bir sakınca yoktur. Bununla birlikte, bundan mümkün mertebe sakınmaları, kendileri için daha iyidir. Unutmayın ki, Allah her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir.
Nikâh ummayan Kadınlar’dan Oturmuşlar’a / Yaşlılar’a gelince; süslerini açığa vurmaksızın dış elbiselerini çıkarmalarında onlara bir günah yoktur.
İffetli olmayı istemeleri kendileri için en hayırlıdır.
Allah bilen işitendir.
Evlenme arzusu kalmamış, oturan (ihtiyar) kadınların, süslerini teşhir1 etmeksizin (evlerinden çıkarlarken giydikleri dış) elbiselerini çıkarmalarında2 kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de (bunları çıkarmayarak) iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Şüphesiz Allah, (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) tam bilendir.
1 (مُتَبَرِّجَاتٍ) kelimesi lügatte göstermek, sergilemek anlamına gelir. Yani yabancı erkekler önünde güzellik ve süslerini sergilemek veya teşhir etmek demektir. Bir Müslüman kadının meşru yollarla ailesi içerisinde süslenmesi haram değil, bunları yabancı erkekler önünde sergilemesi, haramdır. 2 Yani bu, çıplak kalmak değil, vücutlarını ve ziynetlerini daha dikkatlice gizlemek için kullanılan dış elbiselerini giymemek demektir.
VE 83 [BİLİNKİ] artık cinsî arzu duymayacak kadar 84 kocamış kadınların, cazibe ve güzelliklerini açığa vurmak niyeti taşımaksızın [dış] giysilerini çıkarmalarında bir sakınca yoktur. Ama böylelerinin bile sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur. Allah, mutlak ve sınırsız bilgi sahibi olarak, her şeyi işitmektedir.
Bir de nikâh ümidi kalmamış yaşlı kadınların, sokağa çıkarken açılıp saçılmamak şartıyla dış elbiselerinin bir kısmını giymemelerinde bir sakınca yoktur fakat iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah her şeyi işitendir ve her şeyi bilendir. 23/5- 6, 24/31...33, 33/55- 59
BİR de, kadınlardan artık cinsel arzu[3062] duymayacak kadar yaşlanmış olanlar var; işte böylelerinin, bedeni[3063] teşhir amacı taşımaksızın, giysilerinden bir kısmını[3064] çıkarmalarında bir beis yoktur.[3065] Ama iffetleri üzerine titrerlerse bu kendileri için daha hayırlıdır: zira Allah (ağızlardan çıkan) her şeyi işitir, (kalplerde olan) her şeyi bilir.[3066]
[3062] Nikâh kelimesinin buna yakın bir karşılığı ve açıklaması için bkz: Âyet 3, not 7.
[3063] Lafzen: “ziyneti”. Buna “dişiliği” veya “güzelliği” anlamları da verilebilir. Teberruc için bkz:
33:33, not 42.
[3064] Lafzen: “Giysilerini”. Şa’bi’ye göre Ubey b. Ka‘b bu ibâreyi min siyabihinne şeklinde okumuştur (Taberî). Tercihimiz bu okuyuşa dayanır.
[3065] İlk otoriteler tarafından farklı yorumlara konu olan bu âyette çıkarılmasına şartlı izin verilen giysi Süddî ve üstatlarına göre başörtüsüdür (Râzî). Daha başka müfessirlere göre de “giysilerinden bir kısmı” ile kastedilen başörtüsüdür (İbn atıyye ve Kurtubî). Bu âyet Ahzâb 59’daki cilbâb ile değil bu sûrenin 31. âyetindeki humur ile ilgilidir. Bu yaklaşım, başörtüsü emrinin gerekçeli bir emir olduğu görüşüne dayanır. Söz konusu gerekçe kadın cazibesini bireysel alanda tutup kamuya açmama, bu yolla hem kadın-erkek ilişkisine saygınlığı ihlal etmeyen bir mesafe getirme, hem cinsler arası ilişkinin dişilik değil kişilik üzerinden kurulmasını sağlamadır.
[3066] Parantez içi ibâreler Taberî’nin Übey b. Ka’b’tan nakline dayanmaktadır. Belirsiz formla kullanılan sıfatları bu şekilde çevirimiz için bkz: Âyet 58, not 91. Bu âyet, konu itibarıyla 31. âyetin kapsamına dahildir. Fakat kendisinden sonraki âyet için de geçerli olduğu gibi, daha önce getirilen hükümlerin kapsamının gereksiz yere genişletilmesini de önleme amacı taşımaktadır.
Evlenme arzuları kalmayan oturmuş kadınların ise bir ziynet ile açılıvermemeleri halinde üst örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Mamafih iffete ziyâdesiyle riayet etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır ve Allah bihakkın işiticidir, hakkıyla bilicidir.
Evlenme arzu ve ümidi kalmamış olan ihtiyar kadınların, zinet yerlerini teşhir etmeksizin, dış giysilerini çıkarmaları, günah değildir. Bununla beraber sakınmaları, kendileri yönünden daha iyidir. Allah her şeyi işitir, gizli âşikâr her şeyi bilir.
Evlenme arzusu kalmamış, oturan (ihtiyar) kadınların, kasden süs göstermeğe çalışmadan, dış örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmaları, kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
Oturup kalmış, evlenme umudu bitmiş kadınlar, süslerini gösterme gayreti olmadan elbiselerini çıkarırlarsa günaha girmezler. Kendilerine dikkat etmeleri, onlar için daha iyi olur. Allah işitir ve bilir.
Evlenme ümidi kalmamış yaşlı kadınların, süslerini açığa vurmaksızın dış elbiselerini çıkarmalarında bir günah yoktur. Örtünmeleri kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
Evlenme ümidi kalmamış yaşlı kadınların, ziynetlerini göstermemek şartıyla, dış elbiselerini çıkarmalarında bir günah yoktur—gerçi bundan kaçınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah ise herşeyi işitir, herşeyi bilir.
Artık nikâh arzuları kalmamış, hayızdan ve evlattan kesilen kadınların, süslerini göstermek için ortalıkta dolaşmamaları şartıyla dış giysilerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmak için titiz davranmaları, onlar için daha hayırlıdır. Allah, her şeyi işitir, her şeyi bilir.
daħı oturucılar 'avratlardan anlar kim ümid dutmazlar çiftlenmeklige yoķdur anlaruñ üzere yazuķ kim ķoyalar ŧonlarını göründürmeyicilerken bezeklerini ya'nį küpe gibi bilezük gibi. daħı yıġlınmaķ istemeklikleri yigrekdür anlara daħı Tañrı işidicidür bilicidür.
Daḫı ḥayżdan kesilen ‘avratlar ki ümīẕ keseler evlenmekden, yazuḳ yoḳduranlar üstine ḳumāşlarını çıḳarmaḳda. Ẓāhir eylemesünler zīnetlerini veeger ‘affāf eyleseler anlara ḫayrludur ve Tañrı Ta‘ālā işidicidür, bili‐cidür.
(Heyzdən və doğuşdan kəsildikləri üçün) ərə getməyə ümidi qalmayan yaşlı qadınların qadağan olunmuş zinətlərini (zinət yerlərini naməhrəmə) göstərmədən üst paltarını (çarşab, niqab, bürüncək və s.) çıxarmasında günah yoxdur. Bununla belə, (həmin geyimləri soyunmaqdan) çəkinmələri onlar üçün daha yaxşıdır. Allah (hər şeyi) eşidəndir, biləndir!
As for women past child bearing, who have no hope of marriage, it is no sin for them if they discard their (outer) clothing in such a way as not to show adornment. But to refrain is better for them. Allah is Hearer, Knower.
Such elderly women(3040) as are past the prospect of marriage,- there is no blame on them if they lay aside their (outer) garments, provided they make not a wanton display of their beauty: but it is best for them to be modest: and Allah is One Who sees and knows(3041) all things.*
3040 For elderly women in the home the rules of dress and decorum are not so exacting as for younger women, but they are also enjoined to study modesty, both because it is good in itself, and as an example to the younger people. 3041 Another example of a refrain: see n. 3039 above. Verses 58 and 59 were closer connected: their refrain was practically identical. This verse, though ancillary, is less closely connected; its refrain comes in like a half note melody.