Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
3271, sondan
2966. ayet;
28. sure ve
Kasas Suresinin
19. ayetidir.
Kasas Suresi 19. ayetinin kelime sayisi
33, harf sayısı
119 ve toplam ebced değeri ise
9010 olarak hesaplanmıştır.
Kasas Suresinin toplam ebced değeri
399353 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ط (1)
س (3)
م (8) bulunuyor.
فلما ان اراد ان يبطش بالذي هو عدو لهما قال يا موسى اتريد ان تقتلني كما قتلت نفسا بالامس ان تريد الا ان تكون جبارا في الارض وما تريد ان تكون من المصلحين
فلماانارادانيبطشبالذيهوعدولهماقالياموسىاتريدانتقتلنيكماقتلتنفسابالامسانتريدالاانتكونجبارافيالارضوماتريدانتكونمنالمصلحين
Felemmâ en erâde en yebtişe billeżî huve ‘aduvvun lehumâ kâle yâ mûsâ eturîdu en taktulenî kemâ katelte nefsen bil-ems(i)(s) in turîdu illâ en tekûne cebbâran fî-l-ardi vemâ turîdu en tekûne mine-lmuslihîn(e)
Mûsâ, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam, “Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun” dedi.
Kıptî’nin kim tarafından öldürüldüğü henüz duyulmamıştı. Hz. Mûsâ ise onu öldürdüğü için başına gelebilecek kötülükleri düşünerek geceyi korku içinde geçirdi. Ertesi gün etrafı gözetleyerek şehirde dolaşırken bir gün önce başını derde sokan İsrâilli’nin yine bir Kıptî ile kavga ettiğini gördü. İsrâilli, Mûsâ’dan yine yardım istedi. Mûsâ dün başını belâya sokmuş olan İsrâilli’yi, “Doğrusu sen azgının birisin” diyerek azarladı. Bununla birlikte her ikisine de düşmanca davranan Kıptî’ye vurmak isteyince, İsrâilli azarlanmış olmanın da etkisiyle kendisine vuracağını sanarak, “Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi şimdi de beni mi öldüreceksin?” dedi. Konuşmanın akışına bakarak bu sözün Kıptî’ye ait olduğunu söyleyenler de vardır. Bunlara göre Kıptî olayın fâilini daha önce İsrâilli’den öğrenmişti (bk. Şevkânî, IV, 159).
(Musa), her ikisinin de düşmanı olan (adam)ı yakalamak isteyince, (adam) ona şöyle demişti: “Ey Musa! Dün bir canı öldürdüğün gibi, şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde sadece zorbalık istiyorsun; ıslah edicilerden olmak istemiyorsun.”
Mûsâ, ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince, o kişi, “Ey Mûsâ! Dün bir cana kıydığın gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? Sen arabuluculardan olmayı istemiyorsun, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun” dedi.
İkisinin de düşmanı olan adamı yakalamak istediğinde: “Ey Mûsâ! Dün öldürdüğün kimse gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? Sen yalnızca yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arayı düzelticilerden olmak istemiyorsun.” dedi.
Sonunda ikisinin de düşmanı olan (şahsı) yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: “Ey Musa dün birini öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edicilerden (barıştırıcı ve yatıştırıcı) olmak istemiyorsun” (diye ortalığı ayağa kaldırmaya çalışmıştı).
Kendilerine düşman olanı tutmak isteyince öbürü, Musa'yı kendi aleyhinde sanıp ey Musa dedi, dün birini öldürdüğün gibi beni de öldürmek istiyorsun galiba; sen, yeryüzünde mutlaka bir cebbar olmak istiyor, ara buluculardan olmayı hiç dilemiyorsun.
Bununla birlikte yine de, ikisinin de ortak düşmanı durumundaki kişiyi, tam yakalamak üzereyken, bu sonraki: “Ey Musa!” dedi. “Dün öldürdüğün adam gibi, beni de mi öldürmek istiyorsun? Galiba sen, ülkenin başına zorba olmak istiyorsun da, arabuluculardan olmak istemiyorsun.”
Mûsâ, ikisine de düşman olan adamı sarsarak yakalamak isteyince, adam:
“- Ey Mûsâ, dün birini öldürdüğün gibi, beni de mi öldürmek istiyorsun? İlle de, bu ülkede gücüne karşı konulmayan bir zorba olmayı mı arzuluyorsun? Arabulucu olmayı, ortalığı yatıştırmayı, barıştırmayı istemiyor musun?” dedi.
Sonuçta ikisine de düşman olan kişiyi yakalamak isteyince adam: "Ey Musa! Dün bir canı öldürdüğün gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Doğrusu sen yeryüzünde ancak bir zorba olmak istiyorsun; düzeltenlerden olmak istemiyorsun" dedi.
Sonunda ikisinin de düşmanı olan (adam)ı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: 'Ey Musa dün birini öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edicilerden olmak istemiyorsun.'
Vakta ki Mûsa, hem kendisine, hem de kendisinden yardım istiyene düşman olanı (bu ikinci Kıptî'yi) yakalamak istedi, (yardım istiyen adam, daha önce kendisine Mûsa tarafından azgın diye hitab edildiğinden, Mûsa kendisini yakalayacak zannederek) şöyle dedi: “- Ey Mûsa! Dün bir adamı öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. Ara buluculardan olmayı arzu etmiyorsun da yeryüzünde bir zorba mı olmak istiyorsun?”
Ne zaman ki Musa, ikisine de düşman olan o adamı şiddetle yakalamak istedi. Adam: “Ey Musa! Dün bir can aldığın gibi, benim canımı da mı almak istiyorsun? Sen ancak memlekette bir diktatör olmak istiyorsun, barıştıranlardan olmak istemiyorsun.” dedi.
Musa, her ikisi için de, düşman olanı kavramak isteyince, o dedi ki: «Dünkü gün birini öldürdüğün üzere, şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen ancak, buralarda zorba olmak dilersin, uzlaştıran kimselerden olmak istemiyorsun !»
(Musa, kavga edenleri ayırmak için) ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam: “Ey Musa! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. (Demek) sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun!” dedi.
Buradan anlaşılıyor ki Musa’nın Firavun’un sarayında büyümesi pek bir işe yaramamış. Saraya bebek yaşta girmiş olsa da zaten köleleştirilmiş bir toplumdan geliyordu, o halde iyi bir terbiye alması için bir başka yerde eğitimden geçmesi gerekiyordu. İşte bunun için Firavun’un etki ve hakimiyet alanı dışında kalan Medyen’e gidiyor ve orada Hz. Şuayb’ın yanında uzun zaman kalıyor.
Musa, ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi bana da mı kıymak istiyorsun? Sen ıslah edenlerden olmak değil, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun" dedi.
Musa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince, o adam dedi ki: Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi, bana da mı kıymak istiyorsun? Demek, düzelticilerden olmak istemiyor da, bu yerde ille yaman bir zorba olmayı arzuluyorsun sen!
Ortak düşmanlarını yakalamak isteyince, "Musa, dün birisini öldürdüğün gibi bu gün de beni mi öldürmek isitiyorsun? Sen, yeryüzünde erdemli biri olmak istemiyorsun; bir zorba olmak istiyorsun," dedi.
Musa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince, o adam dedi ki: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi, bana da mı kıymak istiyorsun? Demek arabuluculardan olmak istemiyor da, bu yerde ille yaman bir zorba olmayı arzuluyorsun sen!"
Deyip de o ikisinin bir düşmanı olan herifi yakalayıvermek isteyince: ya Musâ dedi: dün bir adamı öldürdüğün gibi benî de öldürmek mi istiyorsun, ara düzelticilerden olmak istemeyip de yer yüzünde bir zorba mı olmak istiyorsun
Derken (Musa) ikisinin de düşmanı olan birini yakalamak isteyince (onun bu hareketinin kendisine müteveccih olduğunu sanan istimdadcı) dedi ki: «Musa, dün bir canı öldürdüğün gibi (şimdi) beni de mi öldürmek istiyorsun?! Ara buluculardan olmayı arzu etmiyorsun da bu yerde ille yaman bir zorba olmak istiyorsun sen»!
Bunun üzerine (Mûsâ,) ikisinin de düşmanı olan o kimseyi yakalamak isteyince,(Mûsâ'nın İsrâiloğullarından olan adamı azarlamasından hâdisenin iç yüzünü anlayan kıbtî korkarak) dedi ki: “Ey Mûsâ! Dün bir adamı öldürdüğün gibi (şimdi de) beni mi öldürmek istiyorsun? Demek (sen), bu memlekette ancak bir zorba olmak istiyorsun da,(arayı) düzelticilerden olmak istemiyorsun!”(2)
(2)Âyette geçen, İsrâiloğullarından olan adamla Hz. Mûsâ (as) arasındaki konuşmayı kıbtî duyunca, dünkü kātilin Hz. Mûsâ (as) olduğunu anladı ve hemen giderek Fir‘avun’a haber verdi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ (as)’ın yakalanıp öldürülmesi için Fir‘avun’dan emir alan adamları onu ta‘kībe başladılar. (Celâleyn Şerhi, c. 6, 18)
Kavga eden iki kişiden, düşmanı olduğu adamı tutup yakalamak istediği zaman, adam “Ey Musa! Dün bir kişiyi öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun? Eğer bunu yapmayı istersen, sen yeryüzün de ancak zorbalardan birisi olursun. O zaman doğru ve yararlı işler yapmayı isteyen birisi olamazsın” dedi.
Vaktaki Musa her ikisine düşman olan Kıpti/yi kavrayıp tutmak istedi. O feryat eden Sıpti [⁷] ise kendini öldürecek zannıyla «— Musa! Dün bir adamı öldürdüğün gibi beni de mi öldüreceksin? Sen Mısır toprağında ancak zorba kesilmek istiyorsun. Yoksa muslih ve hayırhah olmak istemiyorsun.
Sonunda ikisinin de düşmanı olanı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: “Ey Musa! Dün birini öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edicilerden olmak istemiyorsun.”
Yine de, kavga edenleri ayırmak için düşmanları olan adamı tutmaya yeltenince, adam “Ey Mûsâ!” dedi, “Dün suçsuz bir kişiyi öldürdüğün gibi, şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Demek ki, senin niyetin insanlar arasında hakkın egemenliğini sağlamak filan değil; senin tek amacın, yeryüzünde zâlimce kan döken bir zorba olmak!”
İkisinin de düşmanı olan o kimseyi yakalamak isteyince:
-“Ey Musa!
Dün birisini öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?
İslah Ediciler’den olmayı istemiyorsun da, Yeryüzü’nde ancak zorba olmak mı istiyorsun?” dedi.
Mûsa ikisinin de düşmanı olan (Firavun taraftarı olan) adamı yakalamak isteyince, o adam: “Ey Mûsa! Dünkü adamı öldürdüğün gibi, (şimdi) de beni mi öldürmek istiyorsun? Herhalde sen haksızlıkları düzeltmek değil, bu memlekette tam bir zorba olmak istiyorsun!” dedi.
Bununla birlikte, yine de ikisinin de [ortak] düşmanı durumundaki kişiyi 19 tam yakalamak üzereyken, bu sonraki: “Ey Musa!” dedi, “Dün öldürdüğün adam gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Senin tek amacın, haksızlıkları düzelten biri olmak değil, ülkenin başına zorba kesilmek!”
Musa, düşmana karşı halkından olana yardım etmek isteyince o adam: Ey Musa, dün birisini öldürdüğün gibi, şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Belli ki sen bu ülkede huzur ve sükûnu sağlamak istemiyor aksine sen sadece bir zorba olmak istiyorsun. 4/92
Fakat bir yandan da her ikisinin ortak düşmanı olan kimseyi yakalamaya girişmişti. O kişi “Ey Musa!” dedi, “Daha dün öldürdüğün adam gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? Anlaşılan senin arzun haksızlıkları gideren ve düzeltenlerden biri olmak değil, ülkenin başına zorba kesilmek.”[3386]
[3386] Bu ikinci sınavda doğrunun bilgisine sahip olduğu halde doğru davranışı gerçekleştirecek olgunluğa sahip olmadığı anlaşıldı. Bunun üzerine ciddi bir eğitimden geçmek üzere Medyenli üstada yollanacaktır. Burada ilâhî takdirin akıl sır ermez cilvelerinden biri tecelli etmektedir. Zira bağımsız Hz. Musa biyografilerine göre, Mısır ordusunun başında gönderildiği Habeş seferinden muzaffer bir “prens” olarak dönen Musa, mevcut yöneticiden sonra, Mısır sarayının iktidara en yakın adaylarından biridir. İlk bakışta olumsuz gibi duran olaylar zinciri, o farketmese de, son tahlilde Hz. Musa’ya yepyeni bir yol haritası çizen bir dizi gelişmenin başlangıcını oluşturur.
Vaktâ ki, her ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak istedi. (O yardım isteyen) Dedi ki: «Mûsa! Beni öldürmek mi istiyorsun? Nasıl ki, dünkü günde bir şahsı öldürmüştün. Sen yerde başka değil, zorba olmak istiyorsun ve sen muslihlerden olmak istemiyorsun.»
Bununla beraber Mûsa, hem kendisinin hem de soydaşının hasmı olan adamı tutup onları ayırmak isterken soydaşı (kendisini yakalayacağını sanarak): “Ne o, Mûsa! ” dedi, “dün bir adam öldürdüğün yetmemiş gibi bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Senin tek isteğin ülkede bir zorba olmaktır, asla ıslah etmek, ara bulmak istemiyorsun. ”
Nihayet (Musa) ikisinin de (kendisinin ve yardım isteyenin) düşmanı olan adamı yakalamak isteyince o dedi ki: "Ey Musa, dün bir canı öldürdüğün gibi şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun."
Musa kendisinin ve halkından olan kişinin düşmanını yakalamak isteyince adam dedi ki; “Musa, dün bir kişiyi öldürdüğün gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Senin bu ülkede hedefin sadece zorba biri olmak, yoksa arayı bulmak diye bir niyetin yok.”
Musa, kendilerinin düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince:-Ey Musa, dün birisini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun? Sen, ıslah edenlerden olmayı değil, ülkede bir zorba olmayı istiyorsun, dedi.
İkisinin de düşmanı olan kişiyi tutmak istediğinde, o “Musa, dedi. “Akşam birini öldürdüğün gibi, şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Belli ki sen insanların arasını düzeltmeye değil, memlekette bir zorba olup çıkmaya niyetlisin.”
Mûsa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince o şöyle dedi: "Dün bir adamı öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde zorba olmaktan başka bir şey istemiyorsun. Barışseverlerden olmak gibi bir niyetin yok."
pes ol vaķt kim diledi kim ķatı duta anı kim ol düşmāndur ikisine eyitti “iy mūsā ! diler misin kim depeleyesin beni nite kim depeledüñ bir nefsidün? dilemezsin illā kim olasın ŧaplayıcı žulm -ıla yirde daħı dilemezsin kim olasın eyü işlülerden.”
Pes ḳaçan kim Mūsā diledi ki vara ol kişiye ki ikisinüñ düşmanıdur,Mūsāya eyitdi: Yā Mūsā, diler misin ki beni öldüresin. Nite kim bir kişi öl‐dürdüñ düne gün. Sen istemezsin, illā cebbār olmaḳ yir yüzinde. Daḫı dile‐mezsin ki ıṣlāḥ idenlerden olasın, didi.
(Musa) onların hər ikisinin (həm özünün, həm də onu köməyə səsləyən yəhudinin) düşməni (olan bu ikinci qibtini) yaxalamaq istədikdə (həmin yəhudi Musanın ona hücum etmək istədiyini zənn edərək) dedi: “Ya Musa! Sən dünən birini vurub öldürdüyün kimi, mənidəmi öldürmək istəyirsən? Sən yer üzündə (Misir torpağında) ancaq bir zalım olmaq istəyirsən! Sən xeyirxahlıq (insanları islah) edənlərdən olmaq istəmirsən!”
And when he would have fallen upon the man who was an enemy unto them both, he said: O Moses! Wouldst thou kill me as thou didst kill a person yesterday. Thou wouldst be nothing but a tyrant in the land, thou wouldst not be of the reformers.
Then, when he decided to lay hold of the man who was(3345) an enemy to both of them, that man said: "O Moses! Is it thy intention to slay me as thou slewest a man yesterday? Thy intention is none other than to become a powerful violent man in the land, and not to be one who sets things right!"(3346)*
3345 When Moses considered further that the Egyptian was unjust and that the Egyptian was an enemy to Israel generally (including both Moses and the man assaulted), he was going to intervene again, when he received a double warning, one from the Egyptian who was fighting, and the other from some man (Israelite or Egyptian) who was friendly to him, as explained below. We may suppose that after the first day's fight, there had been a great deal of talk in the bazaars, both among Israelites and Egyptians. Probably the Israelites were elated at finding a champion-perhaps more elated than they should have been, and in a provocative mood, which deserved Moses' rebuke. Probably the Egyptians had discussed who this new champion was, and had already appraised the Palace, to which Moses had not dared to return. 3346 The Egyptian saw the tactical advantage of his position. In effect he said: 'We have found out all about you. You live in the Palace, and yet you come clandestinely and kill our Egyptians. Are you going to do the same with me? You are nothing but a bully! And you talk of setting things right! That is what you should do if you were true to your salt!'