Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
3526, sondan
2711. ayet;
32. sure ve
Secde Suresinin
23. ayetidir.
Secde Suresi 23. ayetinin kelime sayisi
14, harf sayısı
58 ve toplam ebced değeri ise
2912 olarak hesaplanmıştır.
Secde Suresinin toplam ebced değeri
110478 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (9)
ل (7)
م (3) bulunuyor.
ولقد اتينا موسى الكتاب فلا تكن في مرية من لقائه وجعلناه هدى لبني اسرايل
ولقداتيناموسىالكتابفلاتكنفيمريةمنلقائهوجعلناههدىلبنياسرايل
Velekad âteynâ mûsâ-lkitâbe felâ tekun fî miryetin min likâ-ih(i)(s) vece’alnâhu huden libenî isrâ-îl(e)
Andolsun, biz Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) vermiştik. Sen de kitaba (Kur’an’a) kavuşma konusunda sakın şüphe içinde olma. Onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık.
Âyetin, “Bu kavuşma hakkında şüphen olmasın” şeklinde çevrilen kısmında yer alan zamirin neyin veya kimin yerini tuttuğu hususundaki tercihe göre bu kısım için değişik yorumlar yapılmıştır. Bunların başlıcaları şöyledir: a) O kitabın Mûsâ’ya ulaşmış olmasından kuşku duyma, b) Mûsâ’nın Allah’a kavuşmasından yani o kitabı vahiy olarak Allah’tan aldığından şüphen olmasın, c) Mûsâ’ya (Mi‘rac gecesinde veya âhirette) kavuşacağından kuşkun olmasın, d) Mûsâ’nın karşılaştığı durumlarla yani bazı eziyetlerle senin de karşılaşacağında tereddüdün olmasın, e) Senin de kitaba kavuşacağından şüphen olmasın (Tabersî, VIII, 111; Râzî, XXV, 186; Şevkânî, IV, 295).
Âyette sûrenin başında değinilen hususu yani Kur’an’ın âlemlerin rabbi olan Allah tarafından indirildiği gerçeğini teyit için Hz. Mûsâ örneğine yer verilmektedir. Şu halde burada Yûnus sûresinin 94. âyetinde olduğu gibi, Hz. Muhammed’e, yakın çevresindekilerin bildiği üzere önceki bazı peygamberlere nasıl Allah tarafından vahiy ve kitap verilmişse kendisine de yine O’nun katından bir kitap verilmekte olduğu ve Hz. Mûsâ gibi kendisinin de bu vahyin tamamını alacağından şüphe duymaması gerektiği bildirilmektedir (Zemahşerî, III, 223). Burada ilâhî kitaplar arasındaki kaynak ve öz birliğine işaret bulunduğu fikrine de dikkat çekildiği söylenebilir; fakat Süleyman Ateş’in “Bu âyetlerden de Kur’an’da ma‘rife olarak kullanılan “el-kitâb” ile, daha önce Mûsâ’ya ve ondan sonraki peygamberlere verilmiş olan Tevrat ve eklerinin kastedildiği anlaşılmaktadır” (VII, 110-111) şeklindeki düşüncesine, özellikle Kur’an’ı Tevrat’ın “eki” olarak nitelemesine katılmak mümkün değildir (anılan müellifin bu konudaki çelişkili ifadelerinin eleştirisi için bk. Âl-i İmrân
3:3; Ankebût
29:45).
Yemin olsun ki biz Musa’ya da Kitabı vermiştik. Sen (de) ona kavuşacağından şüphe etme! Onu İsrailoğullarına bir rehber kılmıştık.
Andolsun ki biz, Mûsâ'ya kitâbı verdik. Mûsâ'nın ona kavuştuğu hususunda hiç şüphe etme! Biz onu İsrâiloğulları'na bir rehber kıldık.
Ant olsun ki Mûsâ'ya Kitap verdik. Sakın ona kavuşmaktan¹ kuşku içinde olma. Onu² İsrâîloğulları için yol gösterici yaptık.
1- Musa'nın muhatap olduğu ilahi vahye muhatap olduğundan, aynı yolun yolcusu olduğundan. 2- Tevrat'ı.
(Ey Resulüm!) Andolsun, Biz Musa'ya da kitabı vermiştik; böylece Sen Ona (Kur’an’a) kavuşmaktan (vahye muhatap olmaktan) kuşku içinde bulunma! Biz onu (Hz. Musa’yı ve Tevrat’ı da) İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık.
Ve andolsun ki Musa'ya da kitap vermiştik, ona kavuşacağında şüphen olmasın ve biz, İsrailoğullarına o kitabı, doğru yolu gösteren bir rehber yapmıştık.
Andolsun biz, Musa'ya kitap verdik. Öyleyse sana ilettiğimiz vahiyde, aynı hakikat ile karşılaşacağından kuşkuya düşme veya Musa'ya kitap verilmesi konusunda bir kuşkun olmasın veya miraçta ve ahirette Musa'ya kavuşacağından şüphe etme. Biz İsrailoğullarına o kitabı, doğru yolu gösteren bir rehber yapmıştık.
Andolsun ki, biz Mûsâ'ya kutsal kitabı verdik. Sen de Kur'ân'a kavuşacağından şüphe etme. Onu, Tevrat'ı İsrailoğulları'na hidâyet rehberi olarak hazırladık.
Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı vermiştik, şimdi sen ona kavuşmaktan kuşku içinde olma. Onu İsrailoğullarına yol gösterici kılmıştık.
Andolsun, biz Musa'ya kitabı vermiştik; böylece sen ona kavuşmaktan kuşku içinde olma. Biz onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık.
Gerçekten biz Musa'ya Tevrat'ı verdik. Şimdi sen, ona kavuşmakdan dolayı şübhede olma, (Mi'raç gecesinde ona kavuşacaksın). Biz O'nu (Mûsa'yı), İsraîloğullarına bir hidayet rehberi yapmıştık.
Andolsun! Biz, Musa’ya o Kitabı (Tevratı) verdik. Sakın sen onun ile buluşmakta() şüphe içinde olma! Biz o Kitabı, İsrailoğulları için bir rehber kıldık.
(*) Kur’an, eski semavi kitapların tasdikleyicisidir. Onun için ayet, Kur’anı o kitapların aynısı olarak gösteriyor.
Biz Musa'ya kitap verdik, ona kavuşmakta şüphe eyleme, biz, onu İsrail oğullarına kılavuz kıldık
Andolsun ki, Biz Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) vermiştik. Hiç şüphen olmasın ki, sen de öyle bir kitaba kavuşacaksın. (Musa'ya verdiğimiz) o kitabı İsrailoğulları için bir kılavuz yapmıştık.
Yani, “daha önce İsrailoğullarına rehberlik etsin diye Musa’ya verdiğimiz gibi şimdi de inananlara rehberlik etsin diye sana kitap veriyoruz. Hiç şüphen olmasın ki vahiy aralıksız devam edecek ve Kur’an mutlaka tamamlanacaktır.”
And olsun ki Musa'ya Kitap verdik; Sakın sen ona kavuşacağından şüphe etme. Musa'ya verdiğimizi İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık.
Andolsun biz Musa'ya Kitap verdik, -(Resûlüm!) sen ona kavuşacağından şüphe etme- ve onu İsrailoğullarına hidayet rehberi kıldık.
Bu manaya göre, Hz. Peygamber’in, Mirac gecesinde Hz. Musa ile karşılaşacağına işaret vardır. Ayrıca, «sakın Musa’nın Kitab’a kavuşması, Kitab’ı alması hakkında şüpheye düşme» ve «sakın sen ona, yani Kitab’a kavuşacağından şüpheye düşme!» manaları da verilerek; kendisinden önce hiç şüphesiz Hz. Musa’ya da Kitap verilmiş olduğu veya Hz. Musa’ya verildiği gibi kendisine de Kitap verileceğinde şüphe etmemesi konusunda Resûlullah’a hitap edildiği yorumları yapılmıştır.
Musa'ya kitabı verdik; bu konuda hiçbir kuşkun olmasın. Onu İsrail oğulları için bir rehber yaptık.
Andolsun ki biz vaktiyle Musa'ya kitap vermiştik. Şimdi de sen ona (öyle bir kitaba) kavuşmaktan şüphe içinde olma. Biz onu İsrailoğullarına doğru yolu göstren bir rehber kılmıştık.
Şanım hakkı için muhakkak ki vaktiyle Musâya kitab vermiştik, şimdi de sen onun likasından şübheye düşme, ve onu Beni İsraîl için bir hidayet rehberi kılmıştık
Andolsun ki biz Musâya o kitabı verdik. Şimdi sen ona kavuşmakdan şübhede olma. Biz onu İsrâîl oğullarına hidâyet (rehberi) yapmışdık.
Şânım hakkı için, Mûsâ'ya Kitâb'ı (Tevrât'ı) verdik. (Ey Resûlüm!) Sakın ona(Mûsâ'ya) kavuşacağından bir şübhe içinde olma! (Biz) onu da İsrâiloğullarına bir hidâyet rehberi kıldık.
Biz Musa ya kitabı verdik. Onun, (Allah ile Tur dağındaki) karşılaşmasından şüphe etme. Musa ya verdiğimiz kitabı İsrail oğullarına doğru yol rehberi yaptık.
Biz Musa/ya Kitap vermişiz. Sakın ona [⁵] kavuşmak hususunda şüpheye düşme. Biz onu İsrail oğullarına rehber kıldık.
[5] Musa'nın Allah'a kavuşmasında veya Musa'ya kavuşmanda veya Musanın Kitabı gibi bir Kitaba, Musanın çektiği ezaya kavuşmanda.
Şüphesiz biz Musa'ya kitabı vermiştik; böylece sen ona kavuşmaktan kuşku içinde olma. Biz onu İsrail oğullarına bir hidayetçi kılmıştık.
Nitekim, bir zamanlar Mûsâ’ya Tevrat adlı kutsal Kitabı vermiştik. Ey Muhammed, sana da aynı nîmetleri sunacağız. O hâlde, sakın ona kavuşacağından kuşkuya düşme! Evet, onlara Tevrat’ı göndermiş ve onu İsrail Oğulları’na doğru yolu gösteren bir rehber kılmıştık. Şimdi ise, tüm insanlığa rehberlik edecek son kitabı, Kur’an’ı gönderiyoruz.
And olsun, Musa’ya Kitab’ı verdik!
Onu İsrail’in oğulları için hidayet / yol gösterici kıldık; O’nun karşılaşmasından şüphe içinde olma!
(Ey Muhammed!) Bizim Mûsa’ya İsrâil oğullarına yol gösterici olarak verdiğimiz kitap (gibi) bir kitabın, sana da verildiğinden sakın şüphe etme.1
1 Yani, daha önce Mûsa’ya verdiğimiz gibi şimdi de sûrenin başında açıklandığı üzere sana da kitap veriyoruz. Bunda sakın en küçük bir şüpheye dahi düşme.
GERÇEK ŞU Kİ [ey Muhammed,] Biz vahyi Musa'ya [da] tevdî etmiştik: öyleyse [sana ilettiğimiz vahiyde] aynı [hakikat] ile karşılaşacağından kuşkuya düşme! 18 Ve [nasıl ki] o [önceki vahy]i İsrailoğulları için bir rehber kıldık,
Andolsun ki biz Musa’ya da kitap vermiştik. Bu konuda asla şüphen olmasın ve biz o kitabı İsrailoğulları için bir doğru yol kılavuzu yapmıştık. 7/144- 145, 14/5
DOĞRUSU Biz Musa’ya da vahiy iletmiştik: şu halde onunla (aynı ortak paydada) buluşacağından asla tereddüdün olmasın![3705] Zira Biz, o (vahyi) de İsrâiloğulları için bir yol haritası kılmıştık.
[3705] Hitabın Allah Rasûlü’ne ve likâihideki zamirin Hz. Musa’ya ait olduğundan yola çıkarak. Mesaj şu: Musa’nın karşılaştığı engellerle karşılaşacak, onları vahiy sayesinde aşıp sonunda zafere ulaşacaksın. Tercihimizi âyetin devamı doğrulamaktadır. Zamirin kitaba ait olması durumunda anlam şöyle olur: “vahyin (tamamına) kavuşacağından asla kuşku duyma!” (Krş: Zemahşerî). Hitabın vahyin kaynağından kuşku duyanlara yönelik olması da mümkündür (Mirye için bkz:
11:17, not 28).
Andolsun ki, Mûsa'ya kitap vermiştik. Artık sen de ona kavuşacağından şüphede bulunma ve onu İsrailoğulları için bir rehber-i hidâyet kılmıştık.
23, 24. Şu bir gerçektir ki, sana verdiğimiz gibi Mûsâ'ya da kitap vermiş, sana vahyettiğimiz gibi ona da vahyetmiştik. Dolayısıyla onun da böyle bir vahiy aldığından hiç tereddüdün olmasın. Biz ona verdiğimiz kitabı, İsrailoğullarına rehber kıldık. Onlar sabrettiği ve âyetlerimize kesin olarak inandıkları müddetçe, Biz, emir ve irşadımızla onlardan doğru yolu gösteren önderler tayin ettik. [17, 2]
Âyet-i kerime, Hz. Mûsâ (a.s.)’a, Hz. Muhammed (a.s.)’ın dünyayı şereflendireceğine dair bilgi ihtiva eden bir kitabın gönderildiğini ifade etmektedir.Yahut maksat şudur: İlahî vahiy yalnız Hz. Muhammed (a.s.)’a verilmiş değildir. Daha önce Hz. Mûsâ’ya da verilmişti. Onun için bu hususta şüpheye düşmek akıl kârı değildir.
Andolsun biz Musa'ya Kitabı verdik. Sakın onun (Musa'ya) ulaşmasından kuşkuya düşme. Onu İsrail oğullarına yol gösterici yaptık.
Burada birkaç mânâ vardır: 1) Sakın Mûsâ'nın Kitap'a kavuşması, Kitap'ı alması hakkında şüphe içine düşme; 2) Sakın sen onunla, yani Mûsâ ile karşılaşacağından şüpheye düşme; 3) Sakın sen ona yâni Kitap'a kavuşacağından şüpheye düşme. Bu üç mânâ da âyet için muhtemel olmakla beraber birinci mânâ daha kuvvetli görünmektedir. Çünkü ardından gelen ifâde bu mânâyı desteklemektedir.
Musa'ya Kitap vermiştik. Hiç şüphen olmasın ki, sen de öyle bir kitaba kavuşacaksın. Onu İsrailoğulları için bir kılavuz yapmıştık.
Musa'ya da kitap vermiş ve ona kavuşmaktan şüpheleri olmasın diye onu İsrailoğulları için kılavuz yapmıştık.
Doğrusu, Biz Musa'ya da kitap vermiştik; vahye muhatap olman konusunda senin de bir kuşkun olmasın. Biz o kitabı İsrailoğulları için bir hidayet rehberi yapmıştık.
Yemin olsun ki, Mûsa'ya kitabı vermiştik. Böyleyken sen ona kavuşacağından kuşkuda olma! Biz onu İsrailoğullarına bir kılavuz yapmıştık.
daħı bayıķ virdük mūsā’ya tevrįt’i pes olma gümān içinde görmeginden. daħı eyledük anı ŧoġru yol benį isrāyil’e.
Taḥḳīḳ biz virdük Mūsāya Tevrātı. Pes şek eyleme anuñ telaḳḳīsinden kiAllāhdandur.
Biz Musaya kitab (Tövrat) vermişdik. (Ya Rəsulum!) Sən onunla (Musa ilə) görüşəcəyinə şübhə etmə. (Peyğəmbər əleyhissəlam me’rac gecəsi Musa ilə görüşüb danışmışdı). Biz onu (Tövratı, yaxud Musanı) İsrail oğullarına doğru yol göstərən bir rəhbər etmişdik.
We verily gave Moses the Scripture; so be not ye in doubt of his receiving it; and We appointed it a guidance for the Children of Israel.
We did indeed aforetime give the Book to Moses:(3656) be not then in doubt of its reaching (thee):(3657) and We made it a guide to the Children of Israel.*
3656 The Book is not here co-extensive with Revelation. Moses had, revealed to him, a Law, a shari'ah, which was to guide his people in all the practical affairs of their life. Jesus, after him, was also inspired by Allah: but his Injil or Gospel contained only general principles and not a Code or shari'ah. The Prophet was the next one to have a shan'ah or "Book" in that sense: for the Qur'an contains both a Code and general principles. This Surah is a Makkan Surah. The Code came later in MadTnah. But he is given the assurance that he will also have a Code, to supersede the earlier Law, and complete the Revelation of Allah. 3657 Its reaching (thee): liqa'ihi Commentators differ as to the construction of the pronoun hi, which may be translated either "its" or "his". I construe it to refer to "the Book", as that gives the most natural meaning, as explained in the last note.