Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
3533, sondan
2704. ayet;
32. sure ve
Secde Suresinin
30. ayetidir.
Secde Suresi 30. ayetinin kelime sayisi
5, harf sayısı
26 ve toplam ebced değeri ise
4615 olarak hesaplanmıştır.
Secde Suresinin toplam ebced değeri
110478 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (3)
ل (0)
م (3) bulunuyor.
فاعرض عنهم وانتظر انهم منتظرون
فاعرضعنهموانتظرانهممنتظرون
Fea’rid ‘anhum ventazir innehum muntazirûn(e)
Şimdi sen onlardan yüz çevir ve bekle. Şüphesiz onlar da bekliyorlar.
Allah katından gelen bildirimleri düzmece olarak niteleyen inkârcılara evrendeki olaylar ve bunlara yön veren yüce kudret üzerinde düşünme çağrısı yaparak başlayan sûre, buna paralel bir içerikle, fakat bütün bu uyarı ve yol göstermelere rağmen iman etmemekte ısrar edenler için acı âkıbetin kaçınılmaz olduğu ve peygamberin de bu hususta başka yapacak bir şeyi bulunmadığı bildirilerek sona ermektedir. İnsanlar, Allah’ın kudreti karşısında kendilerinin ne kadar âciz olduğunu ve O’nun vaadinin gerçekliğini anlamaları için 26. âyette arkeoloji gibi beşerî bilimlerin, 27. âyette de jeofizik ve ziraat gibi pozitif bilimlerin verileri ışığında düşünmeye davet edilmekte, 28. âyette yine de hesap gününe inanmamakta direnen ve bu yöndeki uyarıları hafife alan kimselerin bulunduğu belirtilmekte, 29. âyette o gün gelip çattığında “iman ettik” demenin yarar sağlamayacağı hatırlatılmakta, son âyette de Resûl-i Ekrem’in ve onun yolundan giderek gerçekleri tebliğ etmeye çalışanların inatla inkârcılıklarını koruyanları zorla iman dairesine dahil etmek gibi bir görevlerinin bulunmadığı, tebliğ görevi yapıldıktan sonra onları irade sınavı ile baş başa bırakmak gerektiği bildirilmektedir. 28. âyetin “bu hüküm ne zaman?” şeklinde çevrilen kısmı, “Aramızdaki kesin hüküm ne zaman verilecek?” veya “Sözünü ettiğiniz bu mükâfat ve ceza ne zaman gelecek?” şeklinde açıklanmıştır. 29. âyetin “o hüküm günü” şeklinde tercüme edilen kısmı için “Bedir zaferinin kazanıldığı gün” veya “Mekke’nin fethedildiği gün” anlamını verenler olmuşsa da âyetin bağlamı burada kıyamet gününün kastedildiğini göstermektedir (Taberî, XXI, 116; Şevkânî, IV, 296).
Onlardan yüz çevir ve bekle! Şüphesiz ki onlar da bekleyenlerdir.
Artık onlardan yüz çevir ve bekle! Onlar da beklemektedirler.[434]
[434] Secde sûresinden çıkarılacak genel ilkeler için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XV, 233-235.
Artık onları kendi hallerine bırak ve olacakları bekle. Doğrusu onlar da bekleyenlerdir.
(Allah'ın va’adine ve fetih müjdesine inanmayanları bırak) Artık Sen onlardan yüz çevir ve bekleyip gözle. Zaten onlar da (kuşku ve tedirginlik içinde) gözleyip beklemeye koyulmuşlardır. (Bir müddet daha şeytanlıkları ve şımarıklıkları ile baş başa bırak ki, oyalanıp avunsunlar; zira yakında tarihi bir inkılâpla küfür ve zulüm saltanatları yıkılacaktır!)
Artık yüz çevir onlardan ve bekle; şüphe yok ki onlar da beklemedeler.
Ey Muhammed! Artık onlardan yüz çevir, onlara aldırma, onların başına gelecek olan Allah'ın azabını bekle, zaten onlar da zamanın belalarının, size gelmesini beklerler.
Artık sen onlarla ilgilenme, onlara karşı tedbir al ve tehdidin gerçekleşeceği karar gününü bekle. Onlar da seni bertaraf edecekleri, sana galip gelecekleri günü beklemektedirler.
Artık onlardan yüz çevir ve bekle. Onlar da beklemektedirler.
Öyleyse, sen onlardan yüz çevir ve bekleyedur; gerçekten onlar da beklemektedirler.
Şimdi o kâfirlerden yüz çevir de (kendilerine inecek azabı) gözet; çünkü onlar (senin helâkini) bekleyip duruyorlar.
Artık onlardan yüz çevir, bekle. Çünkü onlar da bekliyorlar.
Sen onlardan yüz çevirip, gözetle; onlar da gözetliyorlar
Artık onları kendi hallerine bırak ve onların beklediği gibi sen de (hakikatin ortaya çıkmasını) bekle!
Onları bırak, bekle; zaten onlar da senin akıbetini beklemektedirler.
Artık sen onları bırak ve bekle. Zaten onlar da beklemektedirler.
Tefsirlerde, âyette, kâfirlerin de, Hz. Peygamber’in ölmesini veya öldürülmesini beklediklerine işaret olunduğu belirtilmektedir.
Öyleyse onlardan yüz çevir ve bekle; onlar da beklemektedirler.
Şimdi sen onlardan yüz çevir de gözet. Çünkü onlar da gözetmektedirler.
Şimdi onlardan yüz çevir de gözet, çünkü onlar gözetiyorlar
Artık onlardan yüz çevir, (inecek azâblarını) bekle. Çünkü onlar bekleyicidirler.
Artık onlardan yüz çevir ve (onlara gelecek olan azâbı) bekle! Zâten onlar da bekleyicidirler!
Onlardan yüz çevir (onlarla artık muhatap olma) ve sonucu bekle, şüphesiz ki onlar da bekleyecekler.
Artık onlardan çekil [⁸], Tanrı/nın yardımını bekle, çünkü onlar da sana karşı zafer bekliyorlar.
[8] İslama gelenlerin özürlerini kabul et.
Öyleyse, sen onlardan yüz çevir ve bekleyedur; gerçekten onlar da beklemektedirler.
Ey Müslüman! Madem ki onlar, bunca öğüt ve uyarılara rağmen hâlâ inkârda diretiyorlar, o hâlde, onları inkârlarıyla baş başa bırak ve hakkınızda Rabb’inin vereceği hükmü bekle; doğrusu onlar da, başlarına gelecek korkunç âkıbeti bekliyorlar!
Artık onlardan yüz çevir!
Beklemede kal!
Onlar da beklemektedir.
Ve hemen onlardan yüz çevir ve onların beklediği gibi, sen de (sonucu) biraz bekle.
Artık onları kendi hallerine bırak ve onların beklediği gibi sen de [hakikatin ortaya çıkmasını] bekle.
Şu halde sen onları kendi hallerine bırak. Madem onlar senin akıbetini bekliyorlar sen de olacakları bekle! 6/67, 38/88, 67/29
Şu halde boş ver onları da (kendi işine bak);[3708] ve bekle zaten onlar da beklemektedirler![3709]
[3708] Fe zerhumden farklılığını, parantez içi açıklamayla vurguladık. Dolayısıyla devamındaki “bekle” emri mücerret beklemeyi değil kendi işine bakmayı âmirdir (Krş:
4:81 ve
53:29, notlar 101 ve 21).
[3709] 20. âyet ışığında: Nasıl olsa geri dönüşü olmayan bir gün gelecek, sen o günü bekle!
Artık onlardan yüz çevir ve bekle. Şüphe yok ki, onlar da bekleyicilerdir.
Şimdi sen onları kendi hallerine bırak. Yardımımızı veya onların helâk edilmelerini bekle! Çünkü onlar da senin helâk olmanı bekliyorlar. [52, 30; 11, 93; 44, 59]
Sen onlardan yüz çevir ve bekle, zaten onlar da beklemektedirler.
Onları bırak, bekle; onlar da seni beklemektedir.
Şimdi, onlardan uzaklaş ve bekle, onlar da bekliyorlar.
Sen onları kendi haline bırak ve bekleyedur; onlar da bekliyorlar.
Artık onlardan yüz çevir ve bekle! Zaten onlar da bekliyorlar.
pes yüz döndür anlardan daħı göz dut ya'nį arķa virme kim bayıķ anlar göz dutıcılardur ya'nį helāklıġuña.
Pes yüz ḳaytar anlardan. Daḫı ṣaḳlaş ol güni. Taḥḳīḳ anlar ṣaḳlaşurlar.
(Ya Rəsulum!) Artıq onlardan üz çevir və (Allahın onlara əzab verəcəyi günü) gözlə. Doğrusu, onlar da (sənin ölümünü, başına bir iş gələcəyini və ya sənə qələbə çalacaqlarını) gözləyirlər! (Lakin onlar sənə heç bir şey edə bilməzlər. Sən mütləq zəfər çalacaqsan, çünki Allah səninlədir!)
So withdraw from them (O Muhammad), and await (the event). Lo! they also are awaiting (it)
So turn away from them, and wait: they too(3665) are waiting.*
3665 Read
6:158 and n. 984 as commentary on this. There it is said to the Unbelievers: "Wait ye: we too are waiting. "Here the Righteous one is told: "Wait (thou): they too are waiting." The reversal of the order is appropriate: in each case the person (or persons) addressed is mentioned first. Cf. also
7:71.