Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
3509, sondan
2728. ayet;
32. sure ve
Secde Suresinin
6. ayetidir.
Secde Suresi 6. ayetinin kelime sayisi
6, harf sayısı
32 ve toplam ebced değeri ise
2700 olarak hesaplanmıştır.
Secde Suresinin toplam ebced değeri
110478 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (6)
ل (6)
م (2) bulunuyor.
ذلك عالم الغيب والشهادة العزيز الرحيم
ذلكعالمالغيبوالشهادةالعزيزالرحيم
Żâlike ‘âlimu-lġaybi ve-şşehâdeti-l’azîzu-rrahîm(u)
İşte Allah, gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
Düşünenler için gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri, kısaca bütün evreni yaratanın Allah olduğunu, O’ndan başka gerçek dost ve hâmi bulunmadığını farketmenin zor olmayacağı ve insanların kendileri bakımından göreceli de olsa bir önemi bulunan zaman kavramını, gerek duyular âleminde gerekse onun ötesinde olup biten her şeyi hakkıyla bilen Allah için düşünmelerinin yanlış olacağı hatırlatılmakta; görebilen gözlerin O’nun yarattıklarındaki eşsiz estetiği kolayca yakalayabileceğine, basit bir maddeden yaratılmış olan insanın asıl değerini âlemlerin rabbinin ona değer vermesinden ve onu duyduklarını anlama, gördüklerinden sonuç çıkarabilme ve idrak kabiliyeti gibi sorumluluk gerektiren melekelerle donatmasından kaynaklandığına dikkat çekilmektedir (“Allah’ın evreni altı günde yaratması”, “arş ve arşa istivâ” hakkında bilgi için bk. A‘râf
7:54; “Allah katındaki bir günün insanların hesabına göre bin yıl olduğu” ifadesi hakkında açıklama için bk. Hac
22:47; “yüce Allah’ın insana kendi ruhundan üflemesi”nin açıklaması için bk. Hicr
15:29). Tefsirlerde 4. âyette “Allah’tan başka şefaatçinin bulunmadığı” ifade edilirken özellikle müşriklerin şu anlayışlarının reddedildiği belirtilir: Putperestlerin bir kısmı “Biz göklerin ve yerin bir yaratıcısının bulunduğunu kabul ediyoruz; fakat bu putlar gezegenlerin sûreti (sembolü) olduğundan biz onlardan güç ve destek alıyoruz”; bazıları da “Bunlar meleklerin sûreti olup bize şefaatçi olacaklardır” diyorlardı. Bu iddiaya karşı âyette Allah’tan başka ilâh bulunmadığı gibi Allah’ın izni olmadan kimsenin yardımcı ve şefaatçi de olamayacağı bildirilmektedir (Râzî, XXV, 171). Allah şefaat eden değil, katında şefaat edilendir. Ancak, O’nun katında şefaat edecekler O’na rağmen, O’ndan bağımsız olarak değil, O’nun izin ve rızâsıyla şefaat edebileceklerdir (şefaat hakkında bilgi için bk. Bakara
2:48, 255). 7. âyette geçen Cenâb-ı Allah’ın yarattığı her şeyi güzel kıldığına ilişkin ifadeyi Zemahşerî şöyle açıklar: Allah Teâlâ’nın yarattığı her şey hikmetin gereklerine ve maksada uygunluk ilkesinin icaplarına göre düzenlenmiştir; güzellik bakımından kendi aralarında derecelendirilebilirse de bütün yaratılmışlar güzeldir. “Güzel yapma” anlamına gelen ahsene fiilinin Arapça’daki bazı özel kullanımlarından hareketle bu cümleyi, “Her bir şeyi nasıl yaratacağını çok iyi bilir” şeklinde anlayanlar da olmuştur (III, 219). Bu ifade için yapılan diğer bazı yorumlar şöyledir: a) Allah gerek güzel gerekse çirkin her şeyi yaratmakla mükemmel bir sanat ortaya koymuştur; b) Her şeyi uygun biçimde ve yerli yerince yaratmıştır; c) Yarattığı her şeye muhtaç olduğu bilgiyi ilham etmiş yani onları fonksiyonlarına uygun biçimde programlamıştır (Taberî, XXI, 94; İbn Ebû Hâtim, IX, 3104). “... Ve ruhundan ona üflemiş” ifadesinde insana verildiği bildirilen ruha, “Allah’ın ruhu” demek, Kâbe’ye “Allah’ın evi”, kula “Allah’ın kulu” demek gibidir. Bu ifade onların önemli, değerli, özel ve şerefli olduklarını gösterir. Bunların, Allah’ın bir parçası, içinde oturduğu evi, hizmetinde kullandığı kölesi diye anlaşılması O’nun zat ve sıfatları hakkında verdiği bilgilere ters düşer.
İşte, görünmeyeni de görüneni de bilen, güçlü, çok merhametli olan O’dur.
Allah, görülen ve görülmeyen her şeyi bilir; çok güçlüdür; çok merhametlidir.
İşte O, görünmeyeni ve görüneni bilen Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
İşte görülmeyeni (nurani ve ruhani görevlileri) de, görüneni (maddi cisimleri ve insanın açık amellerini) de bilen, İzzetli ve Merhametli olan O (Allah) tır.
İşte budur gizliyi de bilen, açıktakini de bilen üstün ve hüküm ve hikmet sahibi mabut.
İşte O Allah, yaratılmışların kavrayış alanı ötesindeki şeyleri de, duyuları ve akıllarıyla kavrayabildiklerini de bilir. O güçlüdür, O'nun gücüne hiçbir güç erişemez, O merhametlidir.
İşte, duyu ve bilgi alanı ötesini, gayb âlemini, görülen âlemi bilen O'dur. Kudretli ve hükümrandır. Engin merhamet sahibidir.
İşte O, gizliyi de açığı da bilen, güçlü ve merhamet sahibi olandır.
İşte gaybı da, müşahede edilebileni de bilen, üstün ve güçlü olan, esirgeyen O'dur.
İşte budur, gaibi (insanların göremediklerini) ve hazırı (insanların gördüklerini) bilen Azîz, Rahîm...
O Allah, görünmeyen ve görünen âlemleri bilendir. O, izzet, kudret ve rahmet sahibidir. [Bu sıfatlar ise, ahiretin olmasını gerektirir.]
Hem göze görüneni, hem de görünmiyeni bilen odur, hem emredir, hem de yarlıgayıcı
O, yaratılmışların algı ve tasavvur alanının ötesindeki şeyleri de duyuları ve akıllarıyla kavrayabildiklerini de bilen, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
O, görülmeyeni de görüleni de bilendir, güçlüdür, merhametlidir.
İşte, görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak galip ve merhamet sahibi O'dur.
Gizliyi de açığı da bilen, Üstün ve Rahim işte böyledir.
İşte görüleni de görülmeyeni de bilen, her şeye gücü yeten, çok merhametli olan O'dur.
Odur işte gaybi de şehadeti de bilen, azîz rahîm
İşte görünmeyeni de, görüneni de bilen, yegâne gaalib olan, (ehl-i tâatini) çok esirgeyen (Haalik-ı müdebbir) budur.
İşte O, gaybı ve şehâdeti (görünmeyeni ve görüneni) bilen, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen)dir, Rahîm (çok merhametli olan)dır.
İşte, gizli ve açıkta olanı bilen Allah, çok güçlü ve merhametli olandır.
İşte böyle olan Zat, gaibi ve hazırı bilen, yegâne galip olan, bağışlayan Tanrı/dır.
İşte O; görülmeyeni de görüleni de bilendir, üstün güç sahibidir, merhametlidir.
İşte budur, yaratılmışların algılama sınırları ötesinde bir âlem olangayb’ı da, duyularla kavranabilen şehâdet âlemini de eksiksiz bilen sonsuz kudret ve merhamet sahibi Allah!
İşte bu, Rahîm Azîz, Şehadet’in ve Gayb’ın bileni’dir.
İşte O (Allah) görülmeyeni de görüleni de bilen, çok şerefli (ve) pek merhametli olandır.
Yaratılmışların kavrayış alanının ötesindeki şeyleri de, duyuları ve akıllarıyla kavrayabildiklerini de 5 bilen O'dur; O, Kudret Sahibidir, Rahmet Kaynağıdır.
İşte o Allah ki görünen ve görünmeyen her şeyi bilendir. O, üstün kudret sahibidir, aynı zamanda eşsiz bir merhamet sahibidir. 39/46, 59/22
İşte idraki aşan hakikatleri de, idrak ve tecrübe edilebilen gerçekleri de bilen; (hem) her işinde mükemmel olan (hem de) merhamet kaynağı olan yalnızca O’dur.[3682]
[3682] el-Aziz ve er-Rahim, tıpkı ğayb ve şehade gibi karşıtlık oluşturmaktadır. Yüceliği celalinin rahmeti, cemalinin göstergesidir. Parantez içi ilaveler, bu yan anlamı çeviriye yansıtmayı amaçlar.
İşte O'dur, görünmeyeni de görüneni de bilen, izzetli, merhametli olan.
İşte gaybı ve şehadeti, görünmeyen ve görünen âlemleri bilen, mutlak galebe ve kudret, mutlak rahmet sahibi O'dur.
İşte görünmeyeni de, görüneni de bilen, güçlü ve esirgeyici olan O'dur.
İşte o, görülmeyeni de görüleni de bilen, güçlü ve ikramı bol olan Allah’tır.
İşte görülmeyeni de görüneni de bilen güçlü ve merhametli olan O'dur.
İşte bu, görüneni de, görünmeyeni de bilen, kudreti herşeye üstün olan, rahmeti herşeyi kuşatan Allah'tır.
İşte budur Allah! Gaybı da görüneni de bilen O'dur. Azîz'dir o, Rahîm'dir.
şol bilürdür gaybı daħı ḥāżırı beñdeşsüz raḥmet ķılıcı.
Oldur bilici ġaybı ve āşikāre [olanı]. Daḫı ‘azīzdür, raḥmet idicidür.
O, qeybi də, aşkarı da biləndir, yenilməz qüvvət sahibi, mərhəmət sahibidir!
Such is the Knower of the invisible and the visible, the Mighty, the Merciful,
Such is He, the Knower of all things, hidden and open, the Exalted (in power), the Merciful;-(3635)*
3635 Allah's attributes, then, may be summed up with reference to knowledge, Power, and Mercy. Where our knowledge is partial and uncertain, His is complete and certain. Where our power often falls short of the carrying out of our will, or needs the help of Time, His is complete and counters ours with His Will. Where our mercy seems to be bounded by or opposed to justice, His is absolute and unconditioned.