Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
3511, sondan
2726. ayet;
32. sure ve
Secde Suresinin
8. ayetidir.
Secde Suresi 8. ayetinin kelime sayisi
8, harf sayısı
25 ve toplam ebced değeri ise
1241 olarak hesaplanmıştır.
Secde Suresinin toplam ebced değeri
110478 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (2)
ل (4)
م (5) bulunuyor.
ثم جعل نسله من سلالة من ماء مهين
ثمجعلنسلهمنسلالةمنماءمهين
Śumme ce’ale neslehu min sulâletin min mâ-in mehîn(in)
Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı.
Düşünenler için gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri, kısaca bütün evreni yaratanın Allah olduğunu, O’ndan başka gerçek dost ve hâmi bulunmadığını farketmenin zor olmayacağı ve insanların kendileri bakımından göreceli de olsa bir önemi bulunan zaman kavramını, gerek duyular âleminde gerekse onun ötesinde olup biten her şeyi hakkıyla bilen Allah için düşünmelerinin yanlış olacağı hatırlatılmakta; görebilen gözlerin O’nun yarattıklarındaki eşsiz estetiği kolayca yakalayabileceğine, basit bir maddeden yaratılmış olan insanın asıl değerini âlemlerin rabbinin ona değer vermesinden ve onu duyduklarını anlama, gördüklerinden sonuç çıkarabilme ve idrak kabiliyeti gibi sorumluluk gerektiren melekelerle donatmasından kaynaklandığına dikkat çekilmektedir (“Allah’ın evreni altı günde yaratması”, “arş ve arşa istivâ” hakkında bilgi için bk. A‘râf
7:54; “Allah katındaki bir günün insanların hesabına göre bin yıl olduğu” ifadesi hakkında açıklama için bk. Hac
22:47; “yüce Allah’ın insana kendi ruhundan üflemesi”nin açıklaması için bk. Hicr
15:29). Tefsirlerde 4. âyette “Allah’tan başka şefaatçinin bulunmadığı” ifade edilirken özellikle müşriklerin şu anlayışlarının reddedildiği belirtilir: Putperestlerin bir kısmı “Biz göklerin ve yerin bir yaratıcısının bulunduğunu kabul ediyoruz; fakat bu putlar gezegenlerin sûreti (sembolü) olduğundan biz onlardan güç ve destek alıyoruz”; bazıları da “Bunlar meleklerin sûreti olup bize şefaatçi olacaklardır” diyorlardı. Bu iddiaya karşı âyette Allah’tan başka ilâh bulunmadığı gibi Allah’ın izni olmadan kimsenin yardımcı ve şefaatçi de olamayacağı bildirilmektedir (Râzî, XXV, 171). Allah şefaat eden değil, katında şefaat edilendir. Ancak, O’nun katında şefaat edecekler O’na rağmen, O’ndan bağımsız olarak değil, O’nun izin ve rızâsıyla şefaat edebileceklerdir (şefaat hakkında bilgi için bk. Bakara
2:48, 255). 7. âyette geçen Cenâb-ı Allah’ın yarattığı her şeyi güzel kıldığına ilişkin ifadeyi Zemahşerî şöyle açıklar: Allah Teâlâ’nın yarattığı her şey hikmetin gereklerine ve maksada uygunluk ilkesinin icaplarına göre düzenlenmiştir; güzellik bakımından kendi aralarında derecelendirilebilirse de bütün yaratılmışlar güzeldir. “Güzel yapma” anlamına gelen ahsene fiilinin Arapça’daki bazı özel kullanımlarından hareketle bu cümleyi, “Her bir şeyi nasıl yaratacağını çok iyi bilir” şeklinde anlayanlar da olmuştur (III, 219). Bu ifade için yapılan diğer bazı yorumlar şöyledir: a) Allah gerek güzel gerekse çirkin her şeyi yaratmakla mükemmel bir sanat ortaya koymuştur; b) Her şeyi uygun biçimde ve yerli yerince yaratmıştır; c) Yarattığı her şeye muhtaç olduğu bilgiyi ilham etmiş yani onları fonksiyonlarına uygun biçimde programlamıştır (Taberî, XXI, 94; İbn Ebû Hâtim, IX, 3104). “... Ve ruhundan ona üflemiş” ifadesinde insana verildiği bildirilen ruha, “Allah’ın ruhu” demek, Kâbe’ye “Allah’ın evi”, kula “Allah’ın kulu” demek gibidir. Bu ifade onların önemli, değerli, özel ve şerefli olduklarını gösterir. Bunların, Allah’ın bir parçası, içinde oturduğu evi, hizmetinde kullandığı kölesi diye anlaşılması O’nun zat ve sıfatları hakkında verdiği bilgilere ters düşer.
Sonra onun neslini dayanıksız bir suyun özünden yaratmıştır.
Sonra onun soyunu değersiz bir suyun özünden devam ettirmiştir.
Sonra onun soyunu¹ bir özden, basit bir sudan², devam ettirdi.
1- Üreyip çoğalmasını. 2- Sperm.
Sonra onun neslini bir özden (sülaleden), hakir (görülen) bir sudan (meniden üretip) yapmıştır.
Sonra onun soyunu, duru bir sudan, aşağılık bir su katresinden yaratmıştır.
Sonra onun soyunu, basit bir sıvı özünden sürdürür.
Sonra, onun zürriyetini, neslini, organlarının özelliklerini taşıyan süzülmüş, bir özden, dayanıksız, zayıf bir katre sıvıdan, sperm ve yumurtadan meydana getirendir.
Sonra onun soyunu bayağı bir sudan olan bir özden (nutfeden) yaptı.
Sonra onun soyunu bir özden (sülale'den), basbayağı bir sudan yapmıştır.
Sonra insanın neslini, bir nutfeden (erkek ve dişi hücreden), hakîr bir sudan yaptı.
Sonra onun neslini (ana hücreyi,) değersiz bir suyun özünden yaptı.
Sonra onun neslini hor bir sudan yarattı !
Sonra onun neslini bir sıvıdan, hakir bir suyun özünden çoğaltandır.
7,8,9. Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
Sonra onun zürriyetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir.
Sonra onun soyunu bayağı bir sudan devam ettirdi.
Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır.
Sonra da bir sülâleden, bir hakıyr sudan neslini yaptı
Sonra O, bunun zürriyyetini hakıyr bir sudan meydana gelen nutfeden yapmışdır.
Sonra onun neslini, hakir bir sudan (süzülmüş) bir hulâsadan (nutfeden) kıldı.
Sonra insanın neslinin basit bir suyun özünden olmasını sağlamış.
Sonra onun dölünü, döşünü nâçiz bir suyun durusundan yapmıştır.
Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan karar kılmıştır.
Sonra ona üreme kabiliyeti vererek, neslini, meni denilendeğersiz bir sudan süzülmüş bir maddeden meydana getirir.
Sonra onun neslini değersiz bir su’dan, sülâle’den / öz’den yaptı.
Sonra, onun soyunu bayağı bir suyun özünden (süzerek) yaratan (da Odur).
sonra basit bir sıvı özünden soyunu sürdürür; 8
Sonra basit bir sıvıdan onun üremesini sağladı. 36/77, 77/20...22, 80/17...23
Sonra onun neslini yine (en az o kadar) basit bir sıvı özünden yaratmıştır.
Sonra onun zürriyetini bir nutfeden, hakîr (zayıf) bir sudan yaptı.
Sonra onun neslini, önemsiz bir suyun özünden, menîden üretti.
Sonra onun neslini bir özden, hakir bir su(yun özü)nden yaptı.
Sonra onun soyunu bir özden; zayıf bir sudan yaratmıştır.
Sonra onun neslini basit bir suyun özünden meydana getirdi.
Onun neslini ise bayağı bir suyun özünden yarattı.
Sonra onun neslini bir üsareden, hor görülen bir sudan oluşturdu.
andan eyledi neslini menį śuyından ħor ża'if śudan.
Andan ṣoñra yaratdı ādem neslini menīden ki çepel ṣudur.
Sonra onun nəslini nütfədən – bir qətrə zəif (dəyərsiz) sudan əmələ gətirdi.
Then He made his seed from a draught of despised fluid;
And made his progeny from a quintessence of the nature of a fluid despised:(3638)*
3638 Then comes life and the reproduction of life. We are still looking at the purely physical aspect, but it is now a stage higher; it is an animal. Its reproduction is through the sperm or semen, which is a quintessence of every part of the body of man. Yet it issues from the same part of his body as the urine, and is therefore despicable in man's sight. It is a living cell or cells, summing up so much ancestral life-history. Cf.
23:12, and n. 2872.