Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
3686, sondan
2551. ayet;
35. sure ve
Fâtır Suresinin
26. ayetidir.
Fâtır Suresi 26. ayetinin kelime sayisi
7, harf sayısı
27 ve toplam ebced değeri ise
3880 olarak hesaplanmıştır.
Fâtır Suresinin toplam ebced değeri
244606 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
ثم اخذت الذين كفروا فكيف كان نكير
ثماخذتالذينكفروافكيفكاننكير
Śumme eḣażtu-lleżîne keferû(s) fekeyfe kâne nekîr(i)
Sonra ben inkâr edenleri yakaladım. Beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!
Bu âyetlerde kendisine, ilâhî mesajı bütün insanlığa ulaştırma gibi ağır bir görev yüklenmiş olan ve yakın çevresindeki birçok insanın şirk batağından çıkmamak için direndiklerini gördüğünden ruhen daralmış bulunan Resûl-i Ekrem teselli edilmekte, onun, insanları uyarmakla görevli olduğu ve herkesi imana getirmek gibi bir vazifesinin bulunmadığı bildirilmekte, önceki peygamberlerin durumları hatırlatılarak mâneviyatını yüksek tutması istenmektedir. 24. âyetin son cümlesi, ilâhî mesajın ve tevhid çağrısının bütün insanlığı kapsayacak biçimde peygamberler vasıtasıyla ulaştırıldığını ifade etmektedir. Her topluluğa Allah tarafından bir uyarıcı gönderilmiş, uzun veya kısa bir süre uyarıcının mesajı korunmuş, sonra unutulmuş (araya fetret yani mesajın unutulduğu, bozulduğu bir süre girmiş), arkadan yeni bir uyarıcı gönderilmiştir. Burada bu ifadeye yer verilmesindeki maksat iki şekilde açıklanabilir: a) Kendi toplumunda şiddetli baskı ve eziyetlere mâruz kalan Resûl-i Ekrem’e önceki peygamberlerin de benzeri durumlarla karşılaştığını hatırlatıp ona direnme gücü aşılamak (ki 25. âyet bu yorumu destekler niteliktedir), b) Hz. Muhammed’in daha önce hiç karşılaşılmamış bir görev iddiasıyla ortaya çıkmış olmadığına dikkat çekmek ve böylece Kur’an’ın muhataplarını kendilerini bağlayan bir argüman üzerinde düşünmeye çağırmak. Bu durumda onlara düşen, peşinen reddetmek yerine onun gerçek bir peygamber olup olmadığını araştırmak olacaktır (Râzî, XXVI, 18).
Sonra ben de o kâfir olanları yakalamıştım. Cezalandırmam (bak) nasıl olmuştu!
Sonra ben, o inkâr edenleri yakaladım. Bak, cezam nasıl oldu!
Sonra gerçeği yalanlayan nankörleri yakaladım. Benim inkârım nasıl oldu?¹
1- İnkâr etmek neymiş gördüler.
Sonra Ben de o (bile bile) küfürde (inat) edenleri yakalayıverdim. Beni tanımayıp inkâr etmek (ve elçilerime karşı hileli planlar üretmek) nasılmış! (Onlar görüp anlamışlardı, sizin de ibret almanız lazımdı!)
Sonra o kafir olanları helak ettim ben, benim onları inkarım ve cezalandırmam nasılmış, gördüler.
Sonra ben de, o küfre sapanları yakalayıverdim. Beni inkârları nasıl oldu, onlar gördüler.
Sonra ben, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek ört-bas edip inkârda ısrar edenlerin, küfre saplananların işlerini bitirdim. Beni tanımamak nasılmış, kendilerini gözden çıkarmam, gazabım nasılmış bir bak.
Sonra ben de inkar edenleri yakaladım. Benim inkarım nasıl oldu?
Sonra Ben de o inkâr edenleri yakalayıverdim. Beni inkarları nasıl oldu (onlar gördüler)?
Sonra (peygamberleri ve kitabları) inkâr edenleri yakalayıp cezalandırdım. (Bak, imansızlara) azap edişim nasıl oldu!...
Sonra o kâfir olanları yakalayıverdik. İşte bak, nasıl onları azaplandırdım!
Sonra, ben de kâfirleri yakaladım, imdi azap nicedir?
Sonra ben o inkâr ede(rek zulmede)nleri tutup yakaladım. O zaman benim gözden çıkarmam/azabım nasıl oldu (gördüler)!
Sonra Ben, inkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmek nasıl olur?
Sonra ben, o inkâr edenleri yakaladım. (Bak ki) cezam nasıl oldu!
Sonra ben de inkar edenleri yakaladım. Beni inkar da nasılmış!
Sonra ben o inkâr edenleri tutup yakaladım. O zaman beni inkâr etmek nasıl oldu?
Sonra ben o küfredenleri tuttum alıverdim, o vakıt inkârım nasıl oldu?
Sonra ben o küfredenleri tutub yakaladım. (Bak) benim inkârım da nice imiş!.
Sonra inkâr edenleri yakalayıverdim; artık beni inkâr etmek nasıl imiş (gördüler)!
Sonra, elçilerin getirdiklerini inkâr edenleri yakaladım. (Bakın bakalım) İnkâr etmek nasılmış?
Sonra kâfirleri azaba çarptım. Benim ukubetim nasıl şiddetli oldu? Görüp ibret alsınlar.
Sonra ben de o küfre sapanları yakalayıverdim. Beni küfürleri (sebebiyle azabım) nasıl oldu (görmüş oldular)?
Fakat sonunda, inkârcıları korkunç bir ceza ile apansız yakalayıverdim! Beni inkâr etmek ne demekmiş, işte o zaman gördüler. Bunun için, hakîkati tüm insanlığa duyur:
Sonrasında inkâr edenleri yakaladım.
Beni inkâr etmek nasılmış?
Sonra Ben de o kâfirleri helâk ettim. (Böylece) Benim (onları) inkârım nasıl olurmuş? (gördüler).
[fakat] sonunda hakikati inkara şartlanmış olanların tümünün hesabını gördüm: Benim (birini) gözden çıkarmam ne korkunç olur!
Sonunda ben de gerçekleri örtbas eden kâfirleri öyle bir cezalandırdım ki bana inanmamak nasıl olurmuş gördüler. 7/40, 41/27-28
En sonunda inkârda ısrar edenleri yakaladım: Artık Beni inkâr nasılmış gördüler![3908]
[3908] İnkârın mahiyeti için bkz:
22:44, not 65.
Sonra Ben o küfredenleri tutup yakaladım, artık Benim (onlar hakkındaki) ukubetim nasıl oldu? (bir düşünülsün).
Sonra da Beni inkâr edenleri tutup cezaya çarptırdım. Benim reddedişim nasıl olurmuş, görsünler bakalım!
Sonra ben de o inkar edenleri yakaladım. Benim (onları) inkarım (cezalandırmam) nasıl oldu?
Sonunda görmezlik edenlerin yakasından tuttum. Nasıl oluyor da beni kabullenmiyorlar!
Sonra ben de inkar edenleri yakaladım. Benim cezalandırmam nasıl oldu, bir bak!
Sonra Ben o kâfirleri yakalayıverdim. Nasıl oluyormuş inkâr?
Sonra ben, inkâr edenleri yakaladım. Ama nasıl oldu benim azabım?!
andan duttum anları kim kāfir oldılar pes nite oldı 'aźābum!
Andan ṣoñra helāk itdüm kāfir olanları. Pes gör nice oldı benümintiḳāmum.
Sonra Mən o küfr edənləri (əzabla) yaxaladım. (Ya Peyğəmbər! Bir görəydin) Mənim onları inkar etməyim (ne’mətimi nifrətə çevirərək cəzalandırmağım) necə oldu!
Then seized I those who disbelieved, and how intense was My abhorrence!
In the end did I punish those who rejected Faith: and how (terrible)(3909) was My rejection (of them)!*
3909 Cf.
22:44 and
34:45. The rejecters of Allah hardly realise the terrible consequences to them individually and collectively, if Allah's grace is withdrawn from them and they are left to perish in their own sins and wrongdoing.