Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
552, sondan
5685. ayet;
4. sure ve
Nisâ Suresinin
59. ayetidir.
Nisâ Suresi 59. ayetinin kelime sayisi
29, harf sayısı
132 ve toplam ebced değeri ise
8459 olarak hesaplanmıştır.
Nisâ Suresinin toplam ebced değeri
1117221 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
يا ايها الذين امنوا اطيعوا الله واطيعوا الرسول واولي الامر منكم فان تنازعتم في شيء فردوه الى الله والرسول ان كنتم تؤمنون بالله واليوم الاخر ذلك خير واحسن تأويلا
ياايهاالذينامنوااطيعوااللهواطيعواالرسولواوليالامرمنكمفانتنازعتمفيشيءفردوهالىاللهوالرسولانكنتمتؤمنونباللهواليومالاخرذلكخيرواحسنتأويلا
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû atî’û(A)llâhe veatî’û-rrasûle veulî-l-emri minkum(s) fe-in tenâza’tum fî şey-in feruddûhu ila(A)llâhi ve-rrasûli in kuntum tu/minûne bi(A)llâhi velyevmi al-âḣir(i)(c) żâlike ḣayrun veahsenu te/vîlâ(n)
Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin.[123] Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.
Allah ve Resûlüne arz etmekten maksat, meselelerin Kur’an ve Sünnete göre çözüme kavuşturulmasıdır.
Buradan itibaren on bir âyetin asıl konusu itaattir. “Söz tutmak, boyun eğmek, emri yerine getirmek” mânasına gelen itaat, sosyal, siyasî, hukukî, ahlâkî boyutlarıyla İslâmî hayat düzenini kuran temel kavram ve kurumlardan biridir. Bu açıdan aynı mahiyette olan emanet ve adalet kavramlarından sonra buna yer verilmiş, araya “münafıklar ve fâsıklar” gibi emre uymayanların dünya ve âhirette karşılaşacakları sonuçları bildiren âyetler konmuştur.
Allah’a itaat, “O’nun Kur’an-ı Kerîm’de ve elçisinin tebliğ mahiyetindeki söz ve davranışlarında ortaya çıkan emir ve iradesine uymak” demektir. Resûlullah’a itaat, öncelikle tebliğ ettiği Kur’an’a ve sünnete uymaktır. Ancak burada “ve” bağlacı ile yetinilmeyip “İtaat ediniz” emrinin “Resûlullah” için de tekrar edilmesi ona itaatin, “Kur’an’dan ibaret olan vahyin tebliğine uyma”yı aştığını, kaide olarak bütün davranışlarının örnek edinilmesini, bütün buyruklarının yerine getirilmesini içine aldığını göstermektedir. Sahâbe, Resûlullah’ın “dinî veya bağlayıcı olmadığını bildirdiği, ya da karîneler yoluyla böyle olduğunu anladıkları emirleri” dışındaki bütün emir ve isteklerini, “Ona itaat dinî bir görevdir” şuuru içinde yerine getirmişlerdir; bunu yaparken de itaat hakkındaki âyet ve hadislerle Allah elçisinin gönderiliş amacına, kendisine verilen vazifelere ve O’nun örnekliğini bildiren naslara dayanmışlardır.
“İtaat ediniz” emri tekrarlanmadan “ülü’l-emre de...” denilmesi, bunların itaat yükümlülüğü bakımından Allah ve resulü gibi olmadıklarına, emirleri meşrû (Allah ve resulünün tâlimatına uygun) olmadıkça kendilerine itaat edilmeyeceğine işaret etmektedir. “Hiçbir mahlûka, Allah emrine uymadığı takdirde itaat edilemez”, “Ancak mâruf (meşrû) olan emre itaat edilir”, “Allah’a itaatsizlik sayılan emre itaat edilmez” (Buhârî, “Ahkâm”, 4, “Megazî”, 59; Müslim, “İmâre”, 39) meâlindeki hadisler bu kaideyi açıkça ifade etmektedir. Âyetin nüzûl sebebi de aynı kaideyi destekler mahiyettedir: Hz. Peygamber bir gruba (seriyye) askerî görev vermiş, başlarına da Abdullah b. Huzâfe’yi geçirmişti. Abdullah bir sebeple öfkelenmiş, emri altındakilere odun toplayıp yakmalarını, ateş olunca da içine girmelerini emretmişti. Emri alanlar tereddüt içinde kaldılar. Bir kısmı “Komutana (ülü’l-emre) itaat edilir” diye ateşe girmeye teşebbüs ediyorlar, bir kısmı ise “bu itaatin, buyruğun meşrû olmasına bağlı bulunduğunu” düşünerek onları engelliyorlar, “Biz ateşten kaçarak Peygamber’e katıldık” diyorlardı. Bu çekişme devam ederken ateş söndü, seferden dönünce durumu Resûlullah’a arzettiler. “Ateşe girseydiler kıyamete kadar ondan kurtulup çıkamazlardı. İtaat ancak meşrû emre olur” buyurdu (Buhârî, aynı yerler; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, I, 452). Bu âyetin daha önce inmiş, fakat yanlış anlaşılması üzerine Resûlullah tarafından açıklama yapılmış olması da, seriyye vak‘asından sonra inmiş olması da muhtemeldir (İbn Âşûr, V, 102).
Ülü’l-emr, “emir sahipleri, emir verme selâhiyeti taşıyan ve bu konumda olanlar yani âmirler” demektir. Bunlardan maksadın kimler olduğu konusunda “devlet başkanı, onun veya toplumun yetki verdiği yöneticiler ve kumandanlardır”, “âlimlerdir” gibi çeşitli anlayışlar ve rivayetler vardır. “...sizden olan emir sahiplerine itaat edin” buyurulduğuna göre bunların belli kişiler ve makam sahipleri olduğu, iman ve dünya görüşü itibariyle müslüman olanlardan seçildiği veya tayin edildiği, meşrû buyruklarında bunlara itaat etmenin Allah emri ve dinin gereği olduğu anlaşılmaktadır. İslâm dini, gerek kamu hayatında ve gerek özel hayatta bazı sıfat ve özellikleri taşıyan kimselere itaat edilmesini, onların buyruklarının yerine getirilmesini ve söylediklerine uyulmasını istemiştir. Başkan, aile reisi, komutan, ana-baba, bilmeyenlere göre bilenler (âlimler) bunlardandır ve ülü’l-emr kavramına bunların tamamı dahil bulunmaktadır. Kamu hayatındaki ülü’l-emr ya halife gibi ümmetin seçmesi ve biatıyla belirlenir –onun tayin ettiği yüksek dereceli memurlar da dolaylı olarak ümmetin belirlediği ülü’l-emr olurlar– ya da bir makamın tayinine gerek bulunmadan, taşıdıkları üstün vasıflarla bu yetkiyi elde ederler. Bu üstün vasıflar “İslâm, ilim ve adalet”tir. Bilmeyenler, müslüman, âdil (kâmil ahlâk sahibi) ve âlim olan kimselere danışmak (fetva sormak) ve aldıkları cevabı uygulamak mecburiyetindedirler. Yöneticiler de –bilmedikleri konuları– bilenlere sormakla yükümlüdürler. Bu açıdan bakıldığında birinci derecede ülü’l-emr “âlimlerdir”, ikinci derecede ülü’l-emr ise “yöneticiler, âmirler ve kumanda mevkiinde olanlar”dır.
“Bir hususta anlaşmazlığa düşmek” Allah ile mümin kulları arasında olamaz, Resûlullah ile ümmeti arasında da düşünülemez. Geriye yönetici, yönetilen, bilen, soran... şeklinde ümmet kalır; bu çerçevede ümmet arasında bir anlaşmazlık çıktığında mesele Allah’a ve resule götürülecektir. Yönetilenlerle ülü’l-emr arasındaki ihtilâfta, bu ikincisi de taraf olduğu için tek merci Allah ve resulüdür; yani –aşağıda açıklanacağı üzere– dinin ana kaynakları ışığında çözüm üretecek kurumlardır. İhtilâfın tarafları arasında ülü’l-emr bulunmazsa, meselenin halledilmesinde onun da –benimsenen idare şekline göre selâhiyeti çerçevesinde– devreye girmesi tabiidir; ancak ülü’l-emr tasarruflarında Allah ve resulünden bağımsız değildir.
Meselenin “Allah’a götürülmesi” Kur’an’a, “resule götürülmesi” ise sünnete başvurmayı gerektirir. Anlaşmazlık konusunda bu iki kaynakta çözüm ve hüküm var ise bu, bütün ümmet için bağlayıcıdır ve gereğine uyularak anlaşmazlık çözüme kavuşturulur. Bu iki kaynaktaki çözüm her zaman nokta tayini şeklinde değildir. Kıyamete kadar ortaya çıkacak bütün anlaşmazlıkların konu konu, parça parça çözümü Kitap ve Sünnet’te bulunmaz. Ancak bütün anlaşmazlıkların çözümüne ışık tutan ilkeler, işaretler, delâletler, örnek ve emsal çözümler vardır. Bunlardan yararlanarak çözüm ve hüküm bulma işine ictihad denir. İctihad bilinmeyenleri, açıkça belli olmayanları, anlaşmazlıkları Kitaba ve Sünnet’e başvurarak (götürerek) çözme metodunun ve çabasının adıdır; Resûlullah tarafından sahâbeye öğretilmiş, daha sonraki nesiller de bunu, onlardan alarak kullanmış ve geliştirmişlerdir (Cessâs, I, 212-213).
“Eğer bir hususta (âyetteki kelimeyle “şeyde”) anlaşmazlığa düşerseniz...” şeklindeki cümle yapısı umum (genellik) ifade eder. Buna göre müminlerin hayatında ihtilâf konusu olan her şey çözümü Kur’an’dan ve Sünnet’ten alacak, başka bir deyişle çözüm, bu iki kaynağa başvurularak aranacaktır. Hem hâkim (hüküm koyan) hem de mâbud (kendisine ibadet edilen) yalnızca Allah’tır. Allah’a mahsus bulunan bu sıfat ve salâhiyetlerin –aynı mahiyette olmak üzere– bir başka merci veya şahsa tanınması şirk, bu merci ve şahsın Kur’an’daki adı da, 60. âyette zikredildiği üzere tâguttur.
Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; Elçi’ye ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin! Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahirete inanıyorsanız onu Allah’a ve Elçi’ye götürün! Bu (tutum) hem hayırlı olandır hem de sonuç itibarıyla daha güzeldir.
Herhangi bir konuyu Yüce Allah’a götürmek demek onu Kur’an’a arz etmek demektir. Elçi’ye götürmek de aynı şeydir; çünkü Nisâ
4:105’te Kur’an’ın Hz. Muhammed’e indiriliş amacı, Allah’ın kitabında kendisine gösterdiği şekilde insanlar arasında hüküm vermesi olarak belirlenmiştir. Bu arada konu Hz. Muhammed’in hakem tayin edilmesinden söz edilen Nisâ
4:65. ayetle de ilişkilendirilmelidir. Hem Nisâ
4:65’te hem de bu ayette Hz. Muhammed’in hakemliğine dikkat çekilmekte, Nisâ
4:105’te ise bunun ne anlama geldiği açıklanmaktadır. Bu arada En‘âm
6:114’te ise bütün bu bilgiler toparlanmakta ve asıl hakemin Yüce Allah olduğu, O’nun dışında hakem aranmaması gerektiği ifade edilmektedir.
Ey iman edenler! Allah'a, Peygamber'e ve aranızdan siyasal erkin emanet edildiği kimselere itaat ediniz. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız onu Allah'a ve Peygamber'e götürünüz. Bu, hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin; Resul'e itaat edin ve sizden olan ûlû'l-emre¹ itaat edin. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Resûle götürün; eğer Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsanız. Bu daha hayırlıdır. Ve sonuç bakımından daha iyidir.
1- Emir sahibine; yani iş buyuran, yetkili veya görevli kimseye. Örneğin
4:83
Ey iman edenler! Allah’a itaat edin (Kur’an’a uyun), Peygambere (sünnetine tâbi olun), ve sizden olan “Ulu’l-Emr’e” (yani, inandığınız gibi hak ve hayır üzere sizi yönetenlere, gerçek ilim ve içtihat ehline) de itaat edin. Eğer herhangi bir hususta anlaşamayıp çekişirseniz, onu hemen Allah’a (Kur’an’a) ve Resulüne (Sünnete) arz edip (bunlara göre hüküm verin) . Şayet Allah’a ve ahirete inanıyorsanız bu sizin için daha hayırlı ve netice olarak daha güzeldir.
Ey inananlar, Allah'a, peygambere ve içinizden emredecek kudret ve liyakata sahip olanlara itaat edin. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız bir şeyde ihtilafa düştünüz mü o hususta Allah'a ve Peygambere müracaat edin; bu hareket, hem hayırlıdır, hem de sonu pek güzeldir.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Rasulüne itaat edin ve sizden olup kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara da itaat edin; ve herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah'a ve peygambere götürün, eğer Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız. Bu sizin için en hayırlısıdır ve sonuç olarak ta en iyisidir.
Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, kitabındaki hükümleri uygulayın. İlâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur Allah'ın tek yetkili Rasûlüne, onun sünnetine, sizden olan ülülemre, İslâmî düzeni yürüten yetkililere, uzmanlara itaat edin. Eğer şer'î-hukukî konularda yetkililerle mücadeleye girerek anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a, Allah'a imanın gerektirdiği esaslara ve âhiret gününe iman ediyorsanız eğer, Allah'a, kitabına ve Rasûlüne, sünnetine başvurun. Bu daha hayırlı ve doğuracağı sonuçlar bakımından daha güzeldir.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere ve sizden olan yöneticilere itaat edin. Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah'a ve Peygamber'e götürün. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygambere ve sizden olan idarecilere de itaat edin. Sonra bir şey hakkında çekiştiniz mi, hemen onu Allah'a ve Rasûlüne arz ediniz; eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız... Bu müracaat, hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.
Ey iman edenler! Allah’a ve elçisine ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Eğer bu konuda ihtilafa düşerseniz, onu Allah’a ve elçisine götürün; eğer Allah’a ve ahiret gününe imanınız varsa… Böyle yaparsanız, bu sizin için daha yararlı ve yorum olarak daha güzeldir.
Ey inanmış olanlar! Allaha, peygambere, içinizden, buyurma sahibi bulunanlara başeğiniz, İmdi, eğer bir işte anlaşmazlık ederseniz, Allah ile son güne inanmışsanız, o işi siz Allah ile peygambere bırakınız, bu hayırlı, sonu da pek iyidir
Ey inananlar! Allah'a itaat edin, Resul'e de itaat edin ve aranızdan kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara da (itaat edin). Eğer Allah'a ve âhiret gününe (gerçekten) inanıyorsanız anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allah'a ve Resul'üne götürün (onları Kur'an ve sünnetle çözün). Bu (sizin için) en hayırlısıdır ve sonuç olarak da en iyisidir.
Bkz.
2:132İslam terminolojisinde, kendisine tabi olanlara rehber olan Hz. Muhammed’in hayat tarzı “sünnet” olarak ifade edilmiştir. Vahiy ile şekillenen Hz. Peygamber’in sünneti her türlü şüphe ihtimalinden uzak bir kesinlik ortaya koyduğu takdirde Kur’an ile tam bir hukuki bağlayıcılık taşır. Onun için Kur’an’la çelişen ve vahye ters düşen hiçbir söylem hadis olamaz ve hiçbir hayat tarzı da sünnet olarak lanse edilemez.Allah Kur’an’da; bir konuda açık ve net hükmünü koyduğu halde “…ama bu konuda Hadis-i Şerifte şöyle buyuruyor…” demek İslam’ı bölmektir ve Hz. Muhammed’i Allah’ın önüne geçirmektir. Yani peygamberimizden olduğu iddia edilen bir söz Kur’an’a uygunsa hadis diyebiliriz aksi durumda gerçek değildir, bilakis peygamberimize atılmış bir iftiradır.
Ey İnananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun halini Allah'a ve Peygambere bırakın. Bu, hayırlı ve netice itibariyle en güzeldir.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.
İnananlar! ALLAH'a uyun, elçisine uyun; sizden görev başında olanlara da. Her hangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu ALLAH'a ve elçisine havale ediniz. ALLAH'a ve ahiret gününe inanıyorsanız... Bu, sizin için daha iyi ve en güzel çözüm yoludur.
Yaşayan elçiye ve yaşayan görevlilere uymak onların görüşlerini veya emirlerini "Allah'ın Emri" diye mutlak, değişmez ve yanılmaz bilmek değildir. Bak
60:12.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
Ey o bütün iyman edenler! Allaha itaat edin, Peygambere de itaat edin sizden olan ülülemre de, sonra bir şeyde nizaa düştünüz mü hemen onu Allaha ve Resulüne arz ediniz: Allaha ve Âhıret gününe gerçekten inanır mü'minlerseniz.. O hem hayırlı hem de netice i'tibarile daha güzeldir
Ey îman edenler, Allaha itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir saahiblerine de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu Allaha ve peygambere döndürün, eğer Allah ve âhiret gününe inanıyorsanız. Bu, hem hayırlı, hem netice i'tibâriyle daha güzeldir.
Ey îmân edenler! Allah'a itâat edin; peygambere ve sizden olan ülü'l-emre (emir sâhibi idârecilerinize) de itâat edin! O hâlde bir şey hakkında ihtilâfa düşerseniz, Allah'a ve âhiret gününe îmân ediyorsanız, artık onu Allah'a ve peygambere arz edin! Bu hem hayırlı, hem de netîce i'tibârıyla daha güzeldir.
Ey İman edenler! Allah’a itaat edin, elçiye ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Herhangi bir şekilde aranızda tartışmaya girerseniz, (tartıştığınız konunun doğru olarak çözümlenmesi için) eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, tartıştığınız sorunu Allah’a ve elçiye götürün. Böyle yapmanız daha hayırlı ve sonuç olarak daha güzeldir.
Ey iman edenler! Allah/a ita/at edin, Resûle ita/at edin. İçinizden buyurultu sahibi olanlara da. Bir hususta çekişirseniz, Allah/a, âhiret gününe imanınız varsa [⁷] onu Allah/a, peygambere döndürün [⁸]. Bu hareket hayırlıdır, sonu da pek iyidir.
[7] Yahut; Allah'a, âhiret gününe imanınız varsa Allah'a, peygambere, buyurultu sahiplerine ita'at edin.[8] Çekişmeyi ortadan kaldırmak için Kitaba, hayatı zamanında peygamberce irtihalinden sonra sünnetine müracaat edin.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin). Allah'a ve ahiret gününe iman etmişseniz, bir şey hakkında çekiştiğiniz takdirde onu Allah'a ve peygambere döndürün. Bu, hayırlı ve netice itibarıyla en güzeldir!
(Bu ayet-i kerime Hz. Resulullah’ın İmam Ali’yi Medine’de kendi yerine halife tayin ettiğinde nazil olmuştur. Allah-u Teala Müslümanlara Peygamber’e ve Peygamber’in kendi yerine bıraktığı emir sahibi ve halifesine itaat etmelerini ve ona karşı gelmemelerini emretmiştir. Meşhur müfessir Hâkim Haskani, bu ayetin tefsirinde naklettiği beş hadiste de ayette geçen “buyruk sahibi”nden maksadın Ali b. Ebi Talib (a.s) olduğunu beyan etmektedir. Tefsir-i Burhan, c.1, s.381-387’de olduğu gibi bazı Ehl-i Sünnet rivayetlerinde ise Ehl-i Beyt’in (a.s) on iki imamının isimleri tek tek yer almıştır.)
Ey iman edenler! Allah’a kayıtsız şartsız itaat edin, O’nun buyruklarını size ileten bir elçi olarak, Peygambere de kayıtsız şartsız itaat edin; bir de, Kur’an ve Sünnete aykırı hüküm vermedikleri sürece, sizin gibi müminlerden olan ve bu iki kaynak tarafından yetki sahibi kılınan kimselere, yani Müslüman ve âdil yöneticilere, İslâm âlimlerine, aile büyüklerine ve birlikte yaşadığınız insanlardan sizden herhangi bir şey isteyenlere ve benzerlerine itaat edin! Fakat onlara itaat, Allah’a ve Peygambere itaat gibi kayıtsız şartsız olmamalıdır: Şâyet böyle, sizden bir şeyler isteyen, size yaşantınızla ilgili emirler veren insanlarla herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, —eğer Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız— o anlaşmazlık konusunu Allah’a ve Peygambere danışmalısınız. Yani, yöneteni-yönetileniyle, âlimi-câhiliyle, kadını-erkeğiyle ey müminler! Hayat programınızla ilgili, sizi yöneten idarecilerle, size dininizi öğreten âlimlerle, ailenizin bir ferdiyle veya diğer insanlarla her hangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, çözüm için Allah’ın kitabına, yani Kur’an’a ve Peygamberin Allah’tan aldığı diğer talimatlara, yani Sünnet’e başvurmalısınız. Bunu yapmak için de, —en azından ortaya konan delilleri anlayabilecek düzeyde— Kur’an ve Sünnet bilgisine sahip olmanız gerekmektedir. Eğer anlaşmazlığın çözümüyle ilgili Kur’an ve Sünnette açık bir hüküm bulamazsanız, bu iki kaynağın temel prensipleri çerçevesinde anlaşacağınız çözümler üretmelisiniz.İşte bu, sizin için en hayırlı ve sonuç itibariyle en güzel davranış şeklidir. Ve bu konudaki tavrınız, kimin Müslüman kimin münâfık olduğunu ortaya koyacaktır:
Ey iman edenler!
Allah’a itaat edin!
Rasûl’e itaat edin!
Sizden Emr / Yetki sahiplerine de!
Allah’a ve Âhir Gün’e iman ediyorsanız, bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüzde onu Allah’a ve Rasûl’e döndürün / havale edin!
Başı-sonu itibariyle en güzel ve en hayırlı budur.
Ey îman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan1 emir sahibine de (itaat edin.)2 Eğer gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde o konunun (çözümünü) Allah’a ve Peygamber’e havâle ediniz.3 Çünkü böyle yapmanız, (sizin için) daha hayırlı ve sonuç bakımından da en iyisidir.
1 Müslümanlara kendilerinden olmayan (yani Müslüman olmayan) emir sahiplerine itaat, vacip değildir. Ancak, itaatin vacip olmaması isyanın vacip olmasını gerektirmez. Bu sebeple Müslüman olmayan bir beldede yaşayan Müslümanların, sürekli isyankârlar olarak nitelendirilmemeleri, Allah’a ve Elçisine karşı kötülüklerden kaçınıp, kendi aralarında belirleyecekleri ve kendilerinden olan emir sahiplerine itaat etmeleri ve Tağutlara asla boyun eğmemeleri gerekir. Çünkü İslâm hukukunun temel kurallarından birisi de “Allah’a isyan konusunda kimseye itaatin” helal olmayacağıdır.2 Mü’minlerin Emîri (Halîfe, Ul’ül-Emr): İslâm ümmetinin lideri, idarecisi anlamında kullanılan bu tabir, Hz. Peygamber (s.a.v)’in vefatından sonra ilk olarak Hz. Ömer (r.a) için kullanılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in önemli işleri idare etmek üzere tâyin ettiği kişiler için “emîr”lik unvanı kullanılmıştır. Savaşlarda kumandan olarak tayin ettiği kişiye “emîr” ifadesini kullandığı gibi, Hz. Ebû Bekir’i de hicretin dokuzuncu yılında hacca gidecek kafilenin başına “hac emîri” olarak tayin buyurmuştur. Allahu Teâlâ, Bu ayetle Müslümanların kendileri için İslâm ile hükmedecek ve kendilerinden bir emîr tayin etmeleri gereğini ortaya koymuştur. Resulullah (s.a.v) de, toplumlara emîr tayin etme ile ilgili olarak, “Üç kişi sefere çıkarlarsa, içlerinden birini kendilerine emîr seçsinler. Kafası, siyah kuru üzüm gibi olan Habeşî bir köle başınıza emîr olarak seçilse onu dinleyin ve itaat edin” (Buhâri) buyurmuştur. İslâm’a karşı gelmekle emrolunmadıkça, Müslümanların her hususta “Ul’ül-Emr”i dinlemesi ve itaat etmesi gerekir. Bu âyetin baş tarafında Allah’a ve Peygambere itaat ayrı ayrı emredilirken, “emir sahiplerine itaat” Allah ve Peygamber üzerine atıfla emredilmiştir. Bu da; emir sahiplerine itaatin, onların Allah’a ve Peygamber’e itaatleriyle ilgili olduğunu yani, “onlar, Allah’a ve Peygambere itaat ettikleri sürece onlara itaatin” gerektiğini anlatmaktadır. Müslümanlar, aralarında meseleleri kendi keyiflerine göre halletmeye veya kendilerinden olmayan emir sahiplerine ve tağutlara hallettirmeye kalkışamazlar. Konu önce Allah’ın kitabına sonra Peygamberin sünnetine havâle edilir. Bunlarda bir çözüm bulamazlarsa kendilerinden olan emir sahiplerine müracaat ederler veya benzer olaylara ehlince kıyas yaparak çözüme kavuştururlar. Emevi, Abbâsi, Fâtımî, Hârici ve Karmatî halifeleri, “emir’ul-mü’minin”, Osmanlı Sultanları ise “Halife” unvanını kullanmışlardır. Hilâfet, kelime anlamıyla, başkasının yerine onun adına görev yapmak veya tasarruflarda bulunmak demektir. Halife ise, başkası tarafından kendi adına iş görmek üzere görevlendirilen kişiye denir. İslam Dininde Hilafet, Hz. Peygamber (s.a.v)’in peygamberlik dışında kalan görevlerini yüklenmek demektir. Halife’ye “Allah’ın Halifesi” demek caiz değildir. Zira Allah’ın halifesi insanoğludur. “(Ey insanlar!): Sizi, yeryüzünün halîfeleri kılan… O (Allah)tır.” (Enam: 165) Hz: Ebu Bekir (r.a.)’ın kendisine “Allah’ın halifesi” denilmesine müsaade etmemiştir. Hilafet ile saltanat arasındaki farka gelince: Hilafet şûra esasına dayanır. Yani halife Müslümanların istişaresi ve seçimi (bey’at) sonucunda işbaşına gelir. Saltanat ise babadan oğula geçen bir hak olarak kabul edilir. İslam’da hilafeti saltanata ilk defa çeviren, oğlu Yezid’i veliaht tayin edip onun için hayattayken bey’at alan Muâviye’dir. Artık bundan sonra, “Râşid Halîfeler dönemi” sona ermiştir. 3 Yani o konuyu kendi keyfinize göre halletmeye veya sizden olmayan emir sahiplerine ve tağutlara hallettirmeye kalkışmayın. Konuyu önce Allah’ın kitabına sonra Peygamberin sünnetine havâle edin. Bunlarda bulamazsanız sizden olan emir sahiplerine müracaat edin veya benzer olaylara ehlince kıyas ederek çözüme kavuşturun.
Siz ey imana ermiş olanlar! Al-lah'a, Peygamber'e ve aranızdan 76 kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara itaat edin; ve herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah'a ve Peygamber'e götürün, 77 eğer Allah'a ve Ahiret Günü'ne [gerçekten] inanıyorsanız. Bu [sizin için] en hayırlısıdır ve sonuç olarak da en iyisidir. 78
Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Allah’ın mesajını tebliğ eden elçisine itaat edin ve sizden olan yetki ve otorite sahiplerine de. Eğer, herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz ve gerçekten de Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, çözüm için Allah’a ve elçisine (Allah’ın elçisi ile tebliğ ettiği Kuran’a) başvurun. Böylesi hem çok hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. 3/31-32, 4/80, 24/54, 47/33, 4/83, 49/6, 16/64
Siz ey iman edenler! Allah’a, Rasûl’e[795] ve aranızdan alanlarında yetkin ve otorite sahibi olan kimselere itaat edin;[796] bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasûl’e götürün; tabi eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız. Böyle yapmanız hem çok hayırlı, hem de sonuçları açısından çok daha güzeldir.
[795] Zımnen: Seçilene isyan seçene isyandır.
[796] Ulu’l-emr İbn Abbas’a göre “âlimlerdir”. Kur’an’daki emr kavramı gerçek bir çok anlamlı terimdir. Bu bağlamdaki kullanımı “bilmeyle” değil “yapmayla” ilgili sosyo-politik bir vurgu taşır.
Ey imân edenler! Allah Teâlâ'ya itaat ediniz ve Peygamber'e de ve sizden olan emir sahiplerine de itaatte bulununuz. Sonra birşey hakkında ihtilâfa düşerseniz, eğer siz Allah Teâlâ'ya ve ahiret gününe inanır kimseler iseniz onu Allah Teâlâ'ya ve Peygamberine arzediniz. O hem bir hayırdır, ve hem de netice itibariyle daha güzeldir.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Resulüne ve sizden olan ülülemre de itaat edin. Eğer Allah'a ve âhirete iman ediyorsanız, hakkında ihtilâfa düştüğünüz meseleyi Allah'a ve Resulüne arzediniz. Böyle yapmanız hem daha hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir. [16, 43; 42, 10] {KM, Çıkış 18, 13-26; Tesniye 17, 8; I Kırallar 3, 16-28}
Ülülemr kelimesi geniş kapsamlıdır; Müslümanların herhangi bir işinin başında olan her yöneticiye şamildir. Din alimleri, ülke yöneticileri, onların başında gelirler. Hadis-i şerife göre: “Emrettiği şey günah olmadığı sürece, bir Müslümanın, hoşlansın veya hoşlanmasın, yöneticinin emirlerine itaat etmesi gerekir.” Bir başka hadis: “Allah’a isyanda (günah olan bir konuda) başkasına itaat haramdır. İtaat ancak meşrû hususlardadır.” Bir başka hadis: “Sizin başınızda doğru olduğu gibi yanlışı da uygulayan yöneticiler olacaktır. Böyle bir durumda kim yanlış şeylerden nefret ederse sorumluluktan kurtulacaktır.” Bunun üzerine ashabdan bazıları: “Böyle yöneticilere karşı savaşmayacak mıyız?” diye sorunca Hz. Peygamber (a.s.): “Namazı kıldıkları müddetçe, hayır!” diye cevap vermiştir (Müslim).
Ey inananlar, Allah'a ita'at edin, Elçiye ve sizden olan buyruk sahibine ita'at edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız -onu Allah'a ve Elçiye götürün. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
Ey inanıp güvenenler,Allah'a itaat edin, bu Elçi'nin getirdiği kitaba[1] itaat edin ve sizden olan yetki sahiplerine de. Eğer (o yetkililerle) bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu, Allah'a ve Elçisine[2] götürün. Allah’a ve ahiret gününe inanıp güveniyorsanız böyle yaparsınız. Böylesi hayırlı olur ve çok güzel sonuç verir[3].
[*] En'am
6:114 [*] Yetkililerle anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allah'a ve Elçisine götürün demek, bu konu hakkında Kur'an'a göre hüküm verin demektir. Bkz. En'am
6:114, Maide
5:48. [3] Bakara
2:104 ve Nisa
4:46'dak raina sözüyle ilişki kurulacak
Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin). Eğer, bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz. Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onu Allah'a ve Elçisi'ne döndürün. En hayırlısı ve tevilin en güzeli budur.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden olan yöneticilere de itaat edin. Birşeyde anlaşmazlığa düştüğünüz zaman onu Allah'a ve Peygambere(24) havale edin—eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız. Bu daha hayırlıdır; neticesi de daha güzeldir.
(24) Kur’ân’a ve Sünnete. 65’inci âyette bu husus üzerinde daha vurgulu bir şekilde durulacaktır.
Ey iman sahipleri! Allah'a itaat edin. Resule ve sizin içinizden olan/sizin seçtiğiniz hüküm ve yetki sahiplerine de itaat edin. Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu Allah'a ve resule arz edin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir.
ay anlar kim įmān getürdiler boyun virüñ Tañrı’ya, daħı boyun virüñ yalavaca, daħı iş islerine sizden. pes eger ŧartışasız nesene içinde döndürüñ anı Tañrı’dan yaña daħı yalavacından yaña eger olasız inanursız Tañrı’ya daħı śoñraġı güne. şol yigrekdür daħı görklürekdür dönmekdin yaña ya'nį 'āķıbet.
İy īmān getüren kişiler, muṭī‘ oluñuz Tañrıya, peyġambere daḫı, muṭī‘ oluñuz sulṭānlara daḫı. Pes eger çekişseñüz bir nesnede, dönderüñüz anı Tañrı Ta‘ālāya, peyġambere daḫı, eger īmān getürmiş olsañuz Tañrıya,ḳıyāmet günine daḫı. Ol ḫayrlu size ve yaḫşı ‘āḳıbetlüdür.
Ey iman gətirənlər! Allaha, Peyğəmbərə və özünüzdən olan ixtiyar (əmr) sahiblərinə itaət edin! Əgər bir iş barəsində mübahisə etsəniz, Allaha və qiyamət gününə inanırsınızsa, onu Allaha və Peyğəmbərə həvalə edin! Bu daha xeyirli və nəticə e’tibarilə daha yaxşıdır.
O ye who believe! Obey Allah, and obey the messenger and those of you who are in authority; and if ye have a dispute concerning any matter, refer it to Allah and the messenger if ye are (in truth) believers in Allah and the Last Day. That is better and more seemly in the end.
O ye who believe! Obey Allah, and obey the Messenger, and those charged with authority among you.(580) If ye differ in anything among yourselves, refer it to Allah and His Messenger, if ye do believe in Allah and the Last Day: That is best, and most suitable for final determination.*
580 Uli al amr= those charged with authority or responsibility or decision, or the settlement of affairs. All ultimate authority rests in Allah. Prophets of Allah derive their authority from Him. As Islam makes no sharp division between sacred and secular affairs, it expects governments to he imbued with righteousness. Likewise Islam expects Muslims to respect the authority of such government for otherwise there can be no order or discipline. (R).