Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
569, sondan
5668. ayet;
4. sure ve
Nisâ Suresinin
76. ayetidir.
Nisâ Suresi 76. ayetinin kelime sayisi
20, harf sayısı
98 ve toplam ebced değeri ise
7670 olarak hesaplanmıştır.
Nisâ Suresinin toplam ebced değeri
1117221 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
الذين امنوا يقاتلون في سبيل الله والذين كفروا يقاتلون في سبيل الطاغوت فقاتلوا اولياء الشيطان ان كيد الشيطان كان ضعيفا
الذينامنوايقاتلونفيسبيلاللهوالذينكفروايقاتلونفيسبيلالطاغوتفقاتلوااولياءالشيطانانكيدالشيطانكانضعيفا
Elleżîne âmenû yukâtilûne fî sebîli(A)llâh(i)(s) velleżîne keferû yukâtilûne fî sebîli-ttâġûti fekâtilû evliyâe-şşeytân(i)(s) inne keyde-şşeytâni kâne da’îfâ(n)
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût[125] yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
Tâğût: Şeytan, nefis, put, sihirbaz.. gibi insanları azdıran, saptıran her şeyi ifade eder. (Bakınız: Bakara sûresi, âyet, 256-257; Nisâ sûresi, âyet, 51,60,76; Mâide sûresi, âyet, 60; Nahl sûresi, âyet, 36; Zümer sûresi, âyet, 17.)
Müslümanlar Medine’ye hicret ettikten sonra da Mekke müşrikleri onların peşini bırakmamış, bazan başka kabileler ve Medineli bir kısım yahudilerle iş birliği yaparak Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarını yapmış, yeni dinin sâliklerini hicret yurtlarında yok etmek istemişlerdi. Ancak bu amaçlarına ulaşamadılar ve hicrî 6. yılda Hudeybiye Antlaşması’nı yapmaya mecbur kaldılar. Bu antlaşmanın bir maddesine göre bundan sonra müslüman olup Mekke’den kaçanlar iade edilecekti. Böylece hicret imkânı bulamayan müslümanlarla bu madde gereği iade edilen müslümanlar, bunların eşleri ve çocukları Mekke’de kaldılar, müşriklerin çeşitli zulüm ve baskıları altında yaşamaya devam ettiler. Bu müminler, işkence ve baskı dayanılamaz hale geldikçe Allah’a yalvarıyor ve bir kurtarıcı göndermesini istiyorlardı. Âyetler bunların dua ve niyazlarına bir cevap olmakla beraber anılan tarihî ilişkiyi aşan boyutları da vardır; çünkü savaş nerede ise insanlıkla yaşıttır. İdam cezasını kaldırarak suçsuz, günahsız insanların hayat hakkını korumak nasıl mümkün olmazsa savaşı kaldırarak, yok ederek, hesap dışı tutarak barışı ve uluslararası ilişkilerde adaleti sağlamak da öyle mümkün değildir. Yapılması gereken, savaşın hukukî ve ahlâkî amaçlarını belirlemek ve onu bu amaçtan saptırmamaktır. Savaşla ilgili âyetlere bakıldığında İslâm’ın, ancak zulmü, din yüzünden baskıyı ve haksız saldırıyı ortadan kaldırmak için buna izin verdiği görülmektedir. Bu âyetlerden burada gördüğümüz ikisi, savaşın iki önemli amacını ortaya koymaktadır: a) Allah rızâsını elde etmek, b) Zulmü engelleyip adaleti sağlamak. “Allah rızâsı” da fayda bakımından kullara dönmektedir. Allah Teâlâ’nın hiçbir şeye ihtiyacı bulunmadığından, O’nun rızâsı için savaşmak, kullarının yararı, din ve vicdan hürriyetinin temini için savaşmaktır. Allah mutlak âdil olduğu ve zerre kadar zulme razı olmadığından “Allah rızâsı için savaşmak” adalet, hukuk ve hakkaniyet uğrunda savaşmaktır. Allah’a ve hak dine inanmayanların da bir tanrıları, baş eğdikleri, itaat ettikleri –maddî, mânevî– bir önderleri olacaktır. Bu önderler Kur’an’a göre tâguttur, şeytanlardır. Bunlara tâbi olanların savaş amaçları ise hukuk ve adaletin gerçekleşmesi değil, egoizmin tatminidir, zulüm, baskı ve sömürüdür.
İman edenler Allah yolunda; kâfir olanlar ise [Tağut] (azgınlık yapanın) yolunda savaşırlar. Şeytanın dostlarına karşı savaşın! Şüphesiz ki şeytanın tuzağı zayıftır.
İman edenler, Allah'ın uğrunda savaşırlar; inanmayanlar ise tâğût/Allah'a karşı gelenin uğrunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşınız; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar, gerçeği yalanlayan nankörler de tâğûtun¹ yolunda savaşırlar. O halde şeytanı evliya² edinenlerle savaşın. Kuşkusuz, şeytanın hilesi/düzeni zayıftır.
1- Tağût: “Azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, put hane, kâhin, sihirbaz, Allah'ın hükümlerine sırt çeviren kişi ve kuruluşlar.” 2- Bir önceki ayetin
(Halbuki ) İman edenler; Allah yolunda (Hakk ve adalet hâkim ve Müslümanlar galip olsun diye) çarpışıp çırpınırlar. İnkâr edenler (ve münafık kimseler) ise, tağut yolunda (zulüm ve sömürü düzenleri sürsün diye) çırpınıp çarpışırlar. O halde siz (mü’minleriseniz) ; şeytanın dostları olan (inkârcılar ve münafık) larla çarpışın. Ve (Allah’a güvenerek) şeytanın hile ve tuzağının pek zayıf olduğunu (bilerek hareket edin. Daha önce Hz. Peygamberden silahlı mücadele için izin istediklerinde) ;
İnananlar, Allah yolunda savaşırlar, kafir olanlar, Şeytan yolunda savaşırlar. Savaşın Şeytan'ın dostlarıyla ve şüphe yok ki Şeytan'ın hilesi zayıftır.
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler ise, şeytani güçler uğrunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın, şeytanın hile ve tuzakları kesinlikle zayıftır.
İman edenler, Allah yolunda, İslâm uğrunda savaşırlar. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler ise putlaştırılmış, zalim, azgın diktatörlerin, idarelerin, şeytanî güçlerin, tağutun uğrunda savaşırlar. O halde siz, şeytanın, şeytan tıynetli ahlâksız azgınların, şeytanî güçlerin liderlerine, koruyucularına, dostlarına karşı savaşın. Şeytanın, şeytan tıynetli ahlâksız azgınların, şeytanî güçlerin yaptığı örtülü savaş taktikleri zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler ise Tağut'un yolunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar; öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.
İman edenler, Allah yolunda savaşır; küfredenler de sapıtan şeytan yolunda cenkleşir. O halde siz şeytanın dostları ile (kâfirlerle) savaşın. Muhakkak ki şeytanın hilesi zayıftır.
İnananlar, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler ise, azgın idareciler yolunda savaşıyorlar. Artık şeytanın dostlarıyla savaşın. Muhakkak şeytanın tuzağı çok zayıftır.
İnanmış bulunanlar, Allah için çarpışırlar, kâfirler de şeytan için çarpışırlar, şeytanın dostlariyle savaş ediniz, iyi bilin onun hilesi çürük
İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkârcılar da (Allah'ın direktiflerinden uzaklaştıran, kendi isteklerini hâkim kılmak isteyen) tâğût yolunda savaşırlar. O halde (ey inananlar!) siz de şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz ki şeytanın tuzağı ve hilesi zayıftır.
İnsan için iki yol vardır: Biri Allah’ın yolu, diğeri şeytanın yoludur. İnananlar, insanca yaşamak için gerektiğinde Allah’ın yolu için savaşmaktan geri durmazlar. İnkârcılar ise âyetin ikinci cümlesinde ifade buyrulduğu gibi “Tâğûtun yolunda savaşırlar.” Yani onlar da nefsin ve şeytanın istekleri istikametinde dünyanın düzenini bozmak, hakça yaşamayı engellemek, fitnenin, fesadın egemen olması için mücadele verirler.
İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.
İnananlar ALLAH yolunda savaşırlar. Kafirler ise azgınların ve despotların yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın; şeytanın planı zayıftır
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.
İyman edenler Allah yolunda cenk ederler, küfredenler ise Tagutun yolunda cenk ederler, o halde siz Şeytanın yârânını öldürmeğe bakın, her halde Şeytanın hılesi çürüktür
İman edenler Allah yolunda harb ederler, Küfredenler de şeytan yolunda savaşırlar. Öyle ise o şeytanın dostlarıyle döğüşün. Şübhesiz ki şeytanın hıylekârlığı zaifdir.
Îmân edenler, Allah yolunda cenk ederler. İnkâr edenler ise, tâğut (Allah'ın yerine tuttukları şeylerin) yolunda savaşırlar; öyleyse şeytanın dostlarıyla cenk edin!(1) Şübhesiz ki şeytanın hîlesi zayıftır.
(1)“Her bir mü’min İ‘lâ-yı Kelimetullah (Allah’ın adını yüceltmek) ile mükelleftir (vazîfelidir). Bu zamanda en büyük sebebi, maddeten terakkī etmektir (yükselmektir). Zîrâ ecnebîler, fünûn (fenler) ve sanâyi‘ silâhıyla, bizi istibdâd-ı mâ‘nevîleri (ma‘nevî baskıları) altında eziyorlar. Biz de fen ve san‘at silâhıyla, İ‘lâ-yı Kelimetullâhın en müdhiş düşmanı olan cehl (câhillik) ve fakr ve ihtilâf-ı efkâra (fikir ayrılıklarına karşı) cihâd edeceğiz!Amma, cihâd-ı hâricîyi (dışarıya karşı cihâdı), Şeriat-ı Garrâ’nın berâhîn-i kat‘îsinin (kat‘î delillerinin) elmas kılınçlarına havâle edeceğiz; zîrâ, medenîlere galebe çalmak iknâ‘ iledir, söz anlamayan vahşîler gibi icbâr(zorlama) ile değildir.” (Mektûbât, Hutbe-i Şâmiye, 435-436)
İman edenler Allah yolunda, inkâr edenlerde, Allah’a başkaldırmışların yolunda savaşırlar. Siz Allah yolunda şeytanın işbirlikçileri ile savaşın, zira şeytanın hileleri çok zayıftır.
İman edenler Allah yolunda vuruşurlar. Kâfir olanlar ise Tağut yolunda vuruşurlar. Şeytanın yârı olan müşriklerle vuruşun. Çünkü şeytanın mekr ve hilesi vahidir.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kâfir olanlar ise tağut yolunda savaşırlar. Şeytanın dostlarıyla savaşın, şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
İnananlar Allah yolunda, kâfirler ise kendilerini ilâh yerine koyan azgın yöneticilerin, yani tağutların yolunda savaşırlar. O hâlde, şeytanın dostlarına karşı savaşın! Eğer sebat gösterirseniz, kesinlikle gâlip geleceksiniz. Çünkü şeytanın hilesi, gerçekten pek zayıftır. Eğer insan günah işliyorsa, bunun sebebi bizzat kendisidir:
Allah’ın yolunda, iman edenler savaşıyor.
Tâğût’un yolunda da inkâr edenler savaşıyor.
Bundan böyle Şeytan’ın veliyyleri ile savaşın!
Gerçekten Şeytan’ın düzeneği, zayıftır.
Îman edenlerin, Allah’ın yolunda savaştıkları gibi kâfirler de tağut’un1 yolunda savaşırlar. O halde (Ey îman edenler!) Siz, şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şunu iyi bilin ki şeytanın tuzağı, daima zayıftır.2
1 Bk. (Bakara: 257 ve dipnotu, Nisâ: 60, Mâide: 60, Nahl: 36, Zümer: 17,18) 2 Her ne kadar zaman zaman Müslümanlar, sıkıntı ve baskı altında kalsalar bile sonunda mutlak galip olanlar, onlar olacaktır. Şeytanların ve tağutların kurdukları tuzaklar mutlaka bozulacak ve yerlerinde yeller esecektir. Çünkü Allah yeryüzüne sadece “Müslümanları vâris” kılmıştır (Enbiyâ: 105, Ahzab: 27) ve Müslümanlara, “yeryüzünde fitne kalmayıncaya, Allah’ın dini (yeryüzüne) tamamen egemen oluncaya kadar kâfirlerle savaşmayı” emretmiştir. (Bakara: 193, Enfâl: 39) Allah’ın katında “din, sadece İslâm dinidir ve onun dışında başka bir din, asla kabul edilmeyecektir.” (Âlu İmrân: 19-85) “En mükemmel din de İslâm Dinidir” (Mâide: 3) ve Allah “yeryüzüne Müslümanları, halîfe tayin etmiştir.” (Fâtır: 39) Bu konuda bu kadar hüküm varken mutlaka bu hükümlere duyarlı Müslümanlar var olacak ve bu kutlu sonuca, onlar ulaşacaklardır. Selam olsun onlara.
İmana ermiş olanlar Allah yolunda savaşırlar, hakikati inkara şartlanmış olanlar ise şeytanî güçler uğrunda. O halde Şeytan'ın dostlarına karşı savaşın; Şeytan'ın hile ve tuzakları kesinlikle zayıftır. 90
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de şer odaklarının yolunda savaşırlar. O halde şeytanın evliyaları/dostları ile savaşın. Zira şeytanın hile ve tuzağı zayıftır. 2/251, 8/48, 59/16
İman edenler Allah yolunda, inkâr edenler de putlaştırılmış azgınların yolunda savaş verirler. O hâlde, şeytanın evliyasına karşı savaş verin! Unutmayın ki şeytanın hilesi kesinlikle zayıftır.[807]
[807] İnsanların ya sayılan değerler uğruna savaşan “iyilerden”, ya da aynı değerlere karşı savaşan “kötülerden” müteşekkil olacağını, hiç bir cephede yer almayanın anılmaya dahi değer olmadığını vurguluyor.
İmân etmiş olanlar, Allah Teâlâ'nın yolunda muharebede bulunurlar. Kâfir olanlar da şeytanın yolunda harp ederler. Artık o şeytanın dostlarını öldürünüz. Şüphe yok ki şeytanın hilekarlığı zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler ise şeytan yolunda savaşırlar. Öyle ise ey müminler haydi, şeytanın taraftarlarıyla muharebe edin. Şeytanın hilesi, cidden zayıftır.
İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyle savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır:
İnanıp güvenenler (müminler) Allah’ın yolunda savaşırlar, âyetleri görmezden gelenler (kafirler) ise o azgınların yolunda savaşırlar. Öyleyse siz, Şeytanın dostlarıyla (evliyasıyla) savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Küfredenler de Tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın velileri ile savaşın. Şeytanın hilesi zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler ise tâğutun yolunda savaşırlar. Siz de şeytanın dostlarıyla savaşın. Gerçekte, şeytanın hilesi pek zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; küfre sapanlarsa tâğut yolunda savaşırlar. O halde, şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç kuşkusuz, şeytanın tuzağı çok zayıftır.
anlar kim įmān getürdiler çalışurlar Tañrı yolında. daħı anlar kim kāfir oldılar çalışurlar şeyŧān yolında. pes çalışuñ şeyŧān dostları-y-ıla bayıķ yavuz śanmaġı şeyŧān uñ oldı ža'įf .
Ol kişiler ki īmān getürdi, ṣavaş iderler Tañrı yolında ve kāfir olanlar ṣavaşiderler şeyṭān yolında. Pes ṣavaş eyleñüz şeyṭān dostları bile. Taḥḳīḳ şeyṭānmekri ḳatı ża‘īfdür.
İman gətirənlər Allah yolunda, kafir olanlar isə Şeytan yolunda vuruşurlar. O halda Şeytanın dostlarıyla (kafirlərlə) vuruşun! Şübhəsiz ki, Şeytanın hiyləsi zəifdir!
Those who believe do battle for the cause of Allah; and those who disbelieve do battle for the cause of idols. So fight the minions of the devil. Lo! the devil's strategy is ever weak.
Those who believe fight in the cause of Allah, and those who reject Faith Fight in the cause of Evil: So fight ye against the Friends(594) of Satan: feeble indeed is the cunning of Satan.*
594 Awliya ' plural of wali, friend, supporter, protector, patron: from the same root as mawla, for which see
4:33 , n. 543.