Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
572, sondan
5665. ayet;
4. sure ve
Nisâ Suresinin
79. ayetidir.
Nisâ Suresi 79. ayetinin kelime sayisi
18, harf sayısı
73 ve toplam ebced değeri ise
2660 olarak hesaplanmıştır.
Nisâ Suresinin toplam ebced değeri
1117221 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
ما اصابك من حسنة فمن الله وما اصابك من سيئة فمن نفسك وارسلناك للناس رسولا وكفى بالله شهيدا
مااصابكمنحسنةفمناللهومااصابكمنسيئةفمننفسكوارسلناكللناسرسولاوكفىباللهشهيدا
Mâ esâbeke min hasenetin femina(A)llâh(i)(s) ve mâ esâbeke min seyyi-etin femin nefsik(e)(c) ve erselnâke linnâsi rasûlâ(en)(c) ve kefâ bi(A)llâhi şehîdâ(n)
Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
Ecelsiz ölüm olmaz. Ecel gelince de kişinin savaşta veya barışta olması sonucu değiştirmez. Sağlam kalelere girip saklansa, hatta göklere çıkıp yıldızlarda otursa bile ölüm gelip onu bulacaktır. Daha ziyade yahudiler işleri iyi gittiğinde, sağlık, kazanç ve ürünleri iyi olduğunda –kendilerini Allah’ın seçkin kulları olarak gördükleri için– “bu Allah’tan” diyorlar, işler ters giderse bunu da –hâşâ– Hz. Peygamber’in uğursuzluğuna bağlıyor, onun yüzünden böyle olduğunu ileri sürüyorlardı. Bu vesileyle onlara ve bütün insanlığa iyilik-kötülük, hayır-şer meselesi hakkında işin doğrusu bir kere daha anlatılmaktadır. Buna göre insanların başına ne gelirse gelsin, çevrelerinde iyi veya kötü ne olursa olsun bunların tamamı, hayrı-şerri, iyisi-kötüsü Allah’tandır; O takdir etmiş, murat eylemiş ve yaratmıştır, ancak olup biten şeylerde insanların katkısı, iyilik ile kötülük, hayırla şer bakımından –yine Allah böyle istediği için– farklı olmaktadır. Eğer iradelerine bırakılmış konularda iyi bir şeyle karşılaşır, bir nimete nâil olur, bir başarı elde ederlerse Allah’ın verdiği aklı, bilgiyi, iradeyi ve gücü doğru ve yerinde kullanmış oldukları anlaşılır. Allah böyle istediği, buna razı olduğu, verdiği kabiliyetleri bu sonucu elde etmek üzere kullansınlar diye verdiği için hayır, iyilik, başarı Allah’tandır. Yine insanların irade ve tercihlerine bırakılan konularda, alanlarda, işlerde insanlar akıl, bilgi, irade ve güçlerini –ki bunların hepsini veren Allah’tır– yerinde ve doğru kullanmazlar, bu yüzden O’nun razı olmadığı, kendilerinin de hoşlarına gitmeyen sonuçlar elde ederlerse bu sonuçlar (şer, kötülük) kendilerindendir; bunlara kendileri sebep olmuşlardır. İmkân verdiği halde rızâsı bulunmadığı için kötülük Allah’a yüklenemez, “O’ndandır” denemez (bu konuda ayrıca bk. Şûrâ
42:30). İyiliğin Allah’tan, kötülüğün insandan olduğu Resûlullah muhatap alınarak ifade buyurulmuştur, halbuki bunun böyle olduğunu o bilmekte ve yaşamaktadır, başkaları yanlış anlamasınlar diye de hemen arkasından “Seni elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeter” buyurulmuş, hayır şer konusundaki gerçeğin onun şahsında ve aracılığı ile insanlığa duyurulmak istendiğine işaret edilmiştir.
(Bu yüzden hâlâ şöyle diyorlar:) “Sana gelen her bir iyilik Allah’tandır. Başına gelen her bir kötülük ise [nefs]indendir.” Seni (bütün) insanlara elçi olarak gönderdik;(buna) şahit olarak Allah yeter.
Bu ayeti, önceki ayetin mesajıyla yani münafıkların Hz. Muhammed’e yönelik suçlaması olarak okumak gerekmektedir. 79. ayeti bir önceki ayetten bağımsız düşünürsek, o zaman şunu söylemeliyiz: İnsanın başına gelen iyilikler, hem nimet hem de yaratma olarak Allah’tandır. İnsanın başına gelen kötülükler ise, istek ve irade olarak insandan kaynaklanmaktadır. Yaratma önceki ayette olduğu gibi Yüce Allah için kullanılmaktadır. Bu ayet Bakara
2:155, Nisâ
4:62, Kasas
28:47, Rûm
30:41, Şûrâ
42:30 ve 48. ayetlerle birlikte okunmalıdır.,Hz. Muhammed’in peygamberliğinin yöreselden evrenselliğe doğru bir hareket içermesiyle ilgili benzer mesajlar: En‘âm
6:19; A‘râf
7:158; Enbiyâ
21:107; Sebe’
34:28; Yâsîn
36:6; Şûrâ
42:7; Cum‘a
62:2-3.,Yüce Allah Hz. Muhammed’in risaletiyle ilgili olarak kendisinin şahit olarak yeteceğini bildirmektedir. Konuyla ilgili olarak bkz. Ra‘d
13:43.
Sana gelen iyilik, Allah'tandır. Başına gelen kötülük de nefsindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
Sana isabet eden iyilik Allah'tandır. Sana isabet eden kötülük kendindendir.¹ Biz, seni, insanlara resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.
1- İyiliği ve kötülüğü yaratan Allah'tır, ancak bunlardan dilediğini tercih eden insandır. Kendisine kötülük isabet eden kimse -yaptığı şey kötü olduğu için- kendisine kötülük isabet etmekte, dolayısıyla kötülük kendisine dayandırılmaktadır.
(Ey insan!) Sana iyilikten (ve güzellikten yana) her ne gelip isabet ederse (o) Allah'tandır; kötülükten (bela ve musibetten) de sana her ne gelip dokunur ise, o da nefsinin (hatası) dır. (Ey Resulüm!) Biz Seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahit olarak Allah yeterlidir.
Sana gelen iyiliğe ait şey Allah'tandır, kötülüğe ait olansa nefsinden ve biz seni insanlara peygamber olarak gönderdik, buna tanık olarak Allah yeter.
Size gelen her iyilik Allah'tandır, başınıza gelen her kötülük de kendinizden. Ey Muhammed! Seni bütün insanlığa bir elçi olarak gönderdik. Buna, şahit olarak Allah yeter.
Sana lütuf ve ihsan olarak gelen iyilikler, güzellikler, Allah'ın yarattığı, kolaylık sağladığı imkânlar sayesindedir. Başına gelen sıkıntılar ve belâlar ise kendi tedbirsizliğin ve kusurun sebebiyledir. Biz seni, bütün insanların haklarının korunması, iyiliği, kurtuluşu için bir Rasul olarak özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirdik. Bunlara şâhit olarak Allah yeter.
Sana iyilik olarak ne erişirse, Allah'tandır. Sana kötülük olarak ne dokunursa, o da kendi nefsindendir. Biz seni insanlara peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak da Allah yeter.
Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter.
Sana gelen her iyilik Allah'ın lütfudur; ve sana gelen her fenalık da kendinden (yaptığının cezası) dır. Biz seni insanlara bir Peygamber olarak gönderdik. Buna şahid ise, Allah yeter.
Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her kötülük de senin nefsindendir. (Sen de bir insansın.) Fakat seni insanlar için elçi olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
Sana iyilik haktan gelir, kötülükse kendinden, «Seni insanlara peygamber gönderdik, Allah yeter buna tanık olarak
(Ey insan!) Başına ne iyilik gelirse Allah'tandır, uğradığın her kötülük de nefsindendir. (Ey Muhammed!) Biz seni insanlara bir resûl olarak gönderdik. Buna şahit olarak Allah yeter.
Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter.
Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.
78 ve 79. âyetler birlikte değerlendirildiğinde, İslâm’ın hayır, şer, kaza ve kader mevzularındaki inanç ve düşüncesine ışık tuttuğu görülür. İnsanlar umumiyetle elde ettikleri başarı ve iyi neticeleri kendilerine (veya inananlar Allah’a) mal ederler. Felâket, kötülük ve başarısızlıkları ise yükleyecek birisini ararlar; kendilerini kınamak ve suçlamaktan kaçarlar. Halbuki her şeyi yaratan Allah’tır; her şey O’nun takdir ve kudreti ile var olur. Ancak Allah, hiçbir kimse için doğrudan doğruya felâket ve kötülüğe rıza göstermez; kulun işlediği her günah, suç ve kötülükte bizzat kendi iradesi devreye girer ve Allah, kulu öyle istediği için, iradesini o yolda sarfettiği için öyle yaratır. Şu halde kul kâsibdir; hak eder, murat eder, Allah hâlıktır; kulun iradesine göre yaratır.
Sana gelen her iyilik ALLAH'tan, sana gelen her kötülük ise kendindendir. Seni insanlara elçi olarak gönderdik. Tanık olarak ALLAH yeter.
Herşey eninde sonunda Allah'ın izni ve kontrolü dahilinde olup (
4:78;
8:17) başımıza gelen kötülükler kendi hata ve günahlarımızın sonucudur (
42:30;
64:11). Örneğin, ateşe elini sokan elini yakarak kendisine zarar verir. Bu zarar Allah'tan değil, kendisindendir. Ancak ateşin yakması olayı Allah'ın yasası olduğundan Allah tarafındandır.
4:78 ayetinde geçen "ind (taraf)" kelimesinin
4:79 ayetinde bulunmayışına dikkatinizi çekerim. Birincisinde ilişkinin dolaylı oluşu, ikincisinde ise dolaysızlığı ima edilir. Ayrıca Bak:
57:22-23.
(Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter.
Sana güzellikten her ne ererse bil ki Allahdandır, kötülükten de başına her ne gelirse anla ki sendendir, biz seni insanlara bir Resul olarak gönderdik, şahid ise Allah yeter
Sana gelen her iyilik Allahdandır. Sâna gelen her fenalık da kendindendir. Seni (Habîbim) insanlara bir peygamber olarak gönderdik. (Buna) hakkıyle şâhid olarak da Allah yeter.
Sana isâbet eden her iyilik Allah'dandır; sana isâbet eden her kötülük ise nefsindendir.(2) (Habîbim, yâ Muhammed!) İşte seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. (Buna) hakkıyla şâhid olarak ise, Allah yeter!
(2)“Evet, Kur’ân’ın dediği gibi, insan seyyiâtından (kötülüklerinden) tamâmen mes’ûldür. Çünki seyyiâtı isteyen odur. Seyyiât, tahrîbât (bozmak) nev‘inden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahrîbât yapabilir. Müdhiş cezâya kesb-i istihkāk eder (hak kazanır). Bir kibrit ile bir evi yakmak gibi. Fakat hasenâtta (iyiliklerde)iftihâra (gururlanmaya) hakkı yoktur. Onda, onun hakkı pek azdır. Çünki hasenâtı isteyen ve iktizâ eden(gerektiren) rahmet-i İlâhiye ve îcâd eden (yaratan) kudret-i Rabbâniyedir. Suâl ve cevab (istemek ve vermek), dâî ve sebeb (çağıran ve cevab veren), ikisi de Hakk’tandır. İnsan yalnız duâ ile, îmân ile, şuûr ile, rızâ ile onlara sâhib olur. Fakat seyyiâtı isteyen, nefs-i insâniyedir.” (Tılsımlar, 26. Söz, 79)
(Ey Elçi!) Sana bir iyilik isabet ederse, o Allah’dan, sana bir kötülük isabet ederse, o da kendi nefsindendir. Biz seni sadece elçi olarak gönderdik. Allah buna şahit olarak yeter.
İnsan! Sana bir iyilik gelirse Allah/tandır. Kötülük gelirse o da kendindendir [⁸]. Muhammed seni, nâsa peygamber gönderdik. Doğruluğuna Allah/ın hakkiyle şahit olması elverir, onlara cezalarını verecektir.
[8] Kendi kötü kazancındandır. Kula böyle demek gerektir. Peygambere dil uzatılmasın.
Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahit olarak Allah yeter.
Ey insanoğlu! Sana ulaşan her iyilik, —onu kendi irâdenle çalışarak elde etmiş olsan bile— gerçekte Allah’tandır. Çünkü bütün iyiliklerin, güzelliklerin kaynağı O’dur. Seni yaratan, iyilik yapma kudret ve irâdesini sana bahşeden ve bu iyilikleri yapmanı emreden, Allah’tır. Başına gelen her kötülük de, —Allah’ın katından, yani O’nun izni ve irâdesi ile olsa da— senin kendi günahın yüzündendir. Çünkü Allah, yapılmasına onay vermediği hiçbir şeyin müsebbibi değildir. Eğer sen, Allah’ın sana bağışladığı imkân ve yetenekleri O’nun istediği yönde kullanmayıp cezayı hakketmişsen, bunun sorumlusu yalnızca sensin. Dikkat edin, burada sözü edilen kötülük, imtihân gereğince insanın başına gelen kaza, hastalık, sakatlık, iflâs, ölüm gibi hâller veya zâlimlerin baskı ve eziyetlerine uğramak, imtihan gereği sıkıntı çekmek gibi “kötü gibi görünen şeyler” değil, kişiyi Allah’ın rahmetinden uzaklaştıran ve hoşnutluğundan mahrum bırakan “gerçek” kötülüktür. Unutmayın ki, insanoğlunun sınırlı bilgisiyle kötü zannettiği bir çok şey, aslında kendi yararına olabilir. Dolayısıyla, imtihân hikmetince insanın başına gelen bu tür ‘kötülükler’ size verilmiş bir ceza değil, aksine birer ilâhî lütuf olduğundan, elbette Allah’tandır.Sonuç olarak, yaratma ve izin verme bakımından iyilik de kötülük de Allah’ın katındandır, fakat onay verme ve razı olma bakımından iyilikler Allah’tan, kötülükler ise kendi tercih ve irâdesiyle onu gerçekleştiren insandandır. Ey Muhammed! Münâfıkların sözlerine üzülme, sen hiçbir zaman kötülük kaynağı olamazsın. Zira Biz seni, insanlığa iyilik ve güzellikleri öğreterek hayırlara vesîle olan mübarek bir Elçi olarak gönderdik. Bunaşâhit olarak da, Allah yeter:
Sana iyilikten ne isabet ederse, Allah’tandır.
Kötülükten ne isabet ederse, senin nefsindendir.
Seni İnsanlar için bir rasûl olarak gönderdik.
Şahid olarak Allah yeter.
(Ey insanoğlu!) Sana gelen her iyilik, Allah’tandır, sana dokunan her kötülük de kendindendir.1 (Ey Muhammed!) Biz, seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şâhit olarak da Allah yeter.2
1 Yani bir insana dokunan kötülüğü Allah yaratırsa da bu, o insana kendi tercihinden dolayı isabet eder.2 Rasulullah (s.a.v) Medine’ye teşrif buyurduğu zaman Medine’de bolluk ve ucuzluk olmuştu. Bir müddet sonra Medine’nin kalabalıklaşmaya başlamasının da sebebiyle Medine’de kıtlığa benzer bir durum ortaya çıktı. O zaman Yahudiler ve Münafıklar, “biz böyle uğursuz bir adam görmedik. Bu geleli meyvelerimiz az biter oldu ve hayat pahalılığı başladı” diyerek bolluğu ve ucuzluğu Allaha, darlığı ve pahalılığı Peygambere isnat ediyorlardı. Bu âyet bu ve benzeri ifadelere cevap niteliğinde indirilmiştir. Bu âyet iyilik ve kötülük, bolluk ve darlık, sıhhat ve hastalık, hayat ve ölüm, zafer ve mağlûbiyet gibi konulara dahi şamildir. Cenab-ı Hak bize bu ayetle; “başınıza gelen iyilik ve kötülüğün hepsi Allah tarafındandır. Onun yaratması ve takdiri iledir.” demektedir. Bazıları da bu peygamberler bizi neye dine davet edip duruyorlar, küfür de Allah’tandır demeğe kalkışıyorlar. Şunu iyi bilelim ki; Allah, murat etmeyince hiçbir şey olmaz. Allahu Teâlâ, Rahman ve Rahîm olduğu için hasenat onun takdir ve rızasına tamamen uygundur. Bunun için insanın istemesinin alâkadar olmadığı hasenat bir ihsan-ı ilâhî olduğu gibi insanın istemesine dayanan iyilikler de Allah’ın irade ve rızasına uygun olmak hasebiyle yine Onun bir ihsanıdır. Fakat insana her ne kötülü isabet ederse o da kendinden, kendi nefsindendir, kendi günah veya kusurundandır. Gerçi Allah takdir ve irade etmemiş olsa idi bu da olamazdı. Fakat bunda fiil veya terk cihetinden insanın bir sebebiyeti vardır. Bunun menşei insanın kendisi, arzusu, kusuru, aczidir. Zira insan evvel emirde kendi nefsinde her şeye muktedir olsa idi, elbette kendine hiç bir kötülük isabet ettirmezdi ve hiçbir taraftan ona bir zarar gelme ihtimali olmazdı. Binaenaleyh birinci olarak kötülüğün menşei, mahlûkatın aciz olmasıdır. İkinci olarak, başa gelen kötülüklerin bir kısmı insanların arzu ve iradelerine bağlıdır. Beşer onu nefsinden tecelli eden bir irade ve ihtiyar ile bilerek veya bilmeyerek bizzat veya dolayısı ile ister, hatta ısrar da eder. Allahu Teâlâ da cimri olmadığından kulunun iradesine izin verip muradını yaratır ve talep olunan kötülük yine Allah’ın katından gelmekle beraber sebebi kulun istemesidir. Bu sebeple sorumluluk da ona aittir. Üçüncü olarak genel manası ile kötülük sadece günah olmayıp meşakkate de şamil olduğuna göre bazı sıkıntılar, elemler vardır ki günahlara keffaret ve bir hayra sebep olur. Buna kötülük demek sahih olur ise de bunu iyilik de saymak daha uygundur. (Özetle Elmalılı)
Size gelen her iyilik Allah'tandır; başınıza gelen her kötülük de kendinizden. 94 SENİ [ey Muhammed,] bütün insanlığa bir elçi olarak gönderdik: ve hiç kimse [buna] Allah'ın şahitliği gibi şahitlik yapamaz.
Sana iyilik olarak ne gelirse Allah’tandır. Kötülük olarak gelen de kendi yaptığın yanlışlardandır.1 Biz, seni insanlara elçi olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.2 142/30, 28/47, 23/160, 39/38
(O halde anlayacakları şekilde söyle): Başına gelen her iyilik Allah’tandır; başına gelen her kötülük de kendindendir.[811] BİZ SENİ bütün insanlığa elçi olarak gönderdik; ve buna (birinin şahid olması gerekirse), en büyük şahit olan Allah yeter.
[811] Bu varlıkta iyiliğin aslî kötülüğün ârızi olduğuna delâlet eder. Her şey mâ hulika lehi (yaratılış gayesi) istikametinde hareket ettiği sürece iyidir. Bu iyilik eşyanın kendisinde var olan değil, yaratanın ona yüklediği bir iyilik olduğu için Allah’a atfedilmelidir.
Sana güzellikten her ne şey nâsib olursa şüphesiz Allah Teâlâ'dandır. Ve sana kötülükten her ne şey isabet ederse kendi nefsindendir. Ve seni nâsa peygamber olarak gönderdik, Allah Teâlâ bihakkın şahit olmaya kâfidir.
Ey insan! Sana gelen her iyilik Allah'tandır. Başına gelen her fenalık ise nefsindendir. Ey Resulüm! Seni bütün insanlara elçi gönderdik. Allah'ın buna şahit olması yeter de artar! [2, 124; 7, 113; 8, 27; 42, 30]
Sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana gelen her kötülük de kendi(günahın yüzü)ndendir. Seni insanlara elçi gönderdik. (Buna) şahid olarak Allah yeter.
Sana ne iyilik gelse Allah'tan gelir, sana ne kötülük gelse senden kaynaklanır. Seni insanlara elçi gönderdik, şahit olarak Allah yeter.
Sana iyilik olarak ne gelirse Allah'tandır. Kötülük olarak gelenler de kendindendir. Biz, seni insanlara elçi olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
Sana gelen her iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük de kendindendir.(27) Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter.
(27) Kendi kusurun sebebiyledir.
İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah'tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.
her ne kim ire saña eylük Tañrı’dandur. daħı her ne kim ire saña yavuz iş ya'nį ķızlıķ daħı sınġun nefsündendür daħı viribidük seni ādemįlere yalavac daħı dap oldı Tañrı, ŧanuķ.
Saña yaḫşılıḳ yitişse Tañrı Ta‘ālādandur, eger saña zaḥmet yitişse yazuḳla‐ruñ sebebi‐y‐ledür. Daḫı seni gönderdük ḳamu ḫalḳa peyġamber. YitişürTañrı Ta‘ālā ṭanuḳ olmaġı.
(Ey insan!) Sənə yetişən hər bir yaxşılıq Allahdandır, sənə üz verən hər bir pislik isə özündəndir. (Ya Rəsulum!) Biz səni insanlara peyğəmbər göndərdik. Allahın buna şahid olması (sənə) kifayət edər.
Whatever of good befalleth thee ( O man ) it is from Allah, and whatever of ill befalleth thee it is from thyself. We have sent thee ( Muhammad ) as a messenger unto mankind and Allah is sufficient as witness.
Whatever good, (O man!) happens to thee, is from Allah. but whatever evil happens to thee, is from thy (own) soul. and We have sent thee as a Messenger(598) to (instruct) mankind. And enough is Allah for a witness.*
598 To blame a man of God for our misfortunes is doubly unjust. For he comes to save us from misfortune, and it is because we flout him or pay no heed to him, that our own rebellion, brings its own punishment. If we realise this truth we shall be saved from two sins: (1) the sin of injustice to Allah's Messengers, who come for our good, and not for our harm; (2) the sin of not realising our own shortcomings or rebellion, and thus living in spiritual darkness. If the message is from Allah, that carries its own authority: "enough is Allah for a witness."