Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
4368, sondan
1869. ayet;
43. sure ve
Zuhruf Suresinin
43. ayetidir.
Zuhruf Suresi 43. ayetinin kelime sayisi
8, harf sayısı
37 ve toplam ebced değeri ise
2621 olarak hesaplanmıştır.
Zuhruf Suresinin toplam ebced değeri
253993 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ح (1)
م (3) bulunuyor.
فاستمسك بالـذي اوحي اليك انك على صراط مستقيم
فاستمسكبالـذياوحياليكانكعلىصراطمستقيم
Festemsik billeżî ûhiye ileyk(e)(s) inneke ‘alâ sirâtin mustakîm(in)
Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzeresin.
Şartlanmışlık sebebiyle doğruyu dinleme, görme ve doğru düşünme kabiliyetlerini kaybetmiş kimselere laf anlatmak imkânsız gibidir. Bu gerçekten hareketle Hz. Peygamber’in ve onun tebliğ sünnetini yerine getiren ümmetin, “Neden bizi dinlemiyor ve anlamıyorlar?” veya “Bunca zulme ve sapkın inançlarda ısrara rağmen niçin bunlara hak ettikleri ceza verilmiyor?” sorularıyla bunalmamaları, aksine sabretmeleri, işi Allah’a bırakmaları gerekmektedir. Allah, Hz. Peygamber’e müşriklerin âkıbetini gösterse de (nitekim bir kısmını Medine döneminde göstermiştir) göstermese de gerekeni yapacak, herkese hak ettiğini verecektir; çünkü O’nun kudreti karşısında duracak bir güç yoktur.
Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Elbette sen doğru yoldasın.
Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Şüphesiz sen dosdoğru yoldasın.
Öyleyse sen, sana vahyedilene sarılmaya bak. Kuşkusuz sen dosdoğru bir yol üzerindesin.
Şu halde, Sana vahyedilene sımsıkı-tutun (Kur’an’a ciddiyet ve samimiyetle sarılıp Allah'a sığın) ; çünkü Sen dosdoğru bir yol üzerinde bulunmaktasın.
Sen yapış sana vahyedilene, şüphe yok ki doğru yoldasın sen.
Sen sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Çünkü sen dosdoğru bir yoldasın.
Öyleyse sen, sana vahyedilene, Kurân'a sarıl. Sen doğru, muhkem ve güvenli yolda yürümeye, görevini yapmaya, İslâm'ı yaşamaya, yaşatmaya memursun.
Şu halde sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Muhakkak ki sen dosdoğru yol üzeresin.
Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı-tutun; çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin.
Onun için sen, hemen sana vahyedilen Kur'an'a yapış (onunla amel et). Şübhesiz ki sen, doğru bir yol üzerindesin.
Artık sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru bir yol üzeresin.
Sarıl imdi, sana vahiy edilmiş olana; sen doğru yol üzeresin
Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Şüphesiz sen doğru bir yol üzerindesin.
Sana vahyolunana sarıl, sen, şüphesiz doğru yol üzerindesin.
Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru yoldasın.
Sana vahyedilene sarıl; çünkü sen doğru yoldasın.
Öyleyse sen, sana vahyedilen Kur'an'a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzerindesin.
Sen hemen o sana vahyolunana tutun muhakkak ki sen doğru bir yol üzerindesin
Binâen'aleyh sen, sana vahyolunan (Kur'an) a kuvvetle sarıl. Muhakkak ki sen dosdoğru bir yol üzerindesin.
Artık, sana vahyedilene tutun! Muhakkak ki sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.(1)
(1)“O Zât (Hz. Peygamber asm), ümmîliğiyle (okur-yazar olmamasıyla) berâber, bir kuvvete mâlik(sâhib) değildi. Ne onun ve ne babalarının bir hâkimiyetleri sebkat etmemişti (görünmemişti); bir hâkimiyete, bir saltanata meyilleri yoktu. Böyle bir vaziyette iken mühim bir makamda, tehlikeli bir mevki‘de, kemâl-i vüsuk (tam bir sağlamlık) ve itmi’nân(kararlılık) ile büyük bir işe teşebbüs etti. Bütün efkâr-ı âmmeye (bütün fikirlere) galebe çaldı, bütün ruhlara kendisini sevdirdi, bütün tabîatların üstüne çıktı. Kalblerden bütün vahşet âdetlerini, çirkin ahlâkları kaldırarak, pek yüksek âdetleri ve gāyet güzel ahlâkları te’sîs etti. Vahşetin çöllerinde sönmüş olan kalblerdeki kasâveti (katılığı), ince hissiyâtla tebdîl ettirdi (değiştirdi) ve cevher-i insâniyeti izhâr etti (açığa çıkardı). Ve o bedevîleri, o vahşet köşelerinden çıkararak, evc-i medeniyete (medeniyetin zirvesine) yükseltti ve onları o zamâna, o âleme muallim yaptı. (...) Acabâ o Zât’ın (asm) şu mâcerâsı, onun mesleği hak ve hakīkat olduğuna delâlet etmez mi?” (İşârâtü’l-İ‘câz, 161-162)
Sen, sana vahyedilene sıkı sıkıya sarıl. (Böyle yaparsan) Elbetteki dosdoğru bir yol üzerinde olmuş olursun.
Artık sana ne vahiy olunmuşsa ona sarıl. Çünkü sen doğru yoldasın,
O halde sen, sana vahyedilene sımsıkı tutun; çünkü sen dosdoğru olan bir yol üzerindesin.
Öyleyse, ey Peygamber ve onun izinden yürüyen Müslüman! Sana vahiyle gönderilen bu Kitabın hükümlerine sımsıkı sarıl! Hiç kuşkun olmasın ki, sen dosdoğru bir yoldasın!
Artık sana vahyedileni sımsıkı tut!
Sen, doğru yol üzerindesin.
Şu halde sen, sana vahyedilene sarıl. Çünkü sen gerçekten hak yol üzerindesin.
Öyleyse sana vahyedilmiş olan her şeye sımsıkı sarıl: çünkü sen dosdoğru bir yoldasın;
Öyleyse sen, sana vahyolunan Kuran’a sımsıkı sarıl! Zira sen bu Kuran sayesinde dosdoğru yoldasın. 6/51, 10/15, 34/50
Şu halde sana vahyedilene sımsıkı sarıl: çünkü sen dosdoğru bir yol üzeresin.
Artık sen, sana vahyolunmuş olana kuvvetle sarıl. Şüphe yok ki, sen bir doğru yol üzerindesin.
O halde sen sana vahyedilen buyruklara sımsıkı sarıl, muhakkak ki sen dosdoğru yoldasın.
Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl, çünkü sen doğru yoldasın.
Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Çünkü sen doğru yoldasın.
Sen, sana vahyolunana sımsıkı tutun. Çünkü sen, dosdoğru bir yol üzerindesin!
Sana vahyolunana sımsıkı sarıl. Çünkü sen dosdoğru bir yoldasın.
Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.
pes yapış aña kim vaḥy olındı saña bayıķ sen ŧoġru yol üzeresin.
Yā Muḥammed, muḥkem yapış saña vaḥy olan nesneye. Sen doġru yolüstinesin.
Buna görə də sən özünə vəhy olunandan (Qur’andan) yapış. Həqiqətən, sən düz yoldasan!
So hold thou fast to that which is inspired in thee. Lo! thou art on a right path.
So hold thou fast(4646) to the Revelation sent down to thee; verily thou art on a Straight Way.*
4646 Let the wicked rage, say what they like, or do their worst: the Prophet of Allah is encouraged to go forward steadfastly in the Light given him, for he is on a Path that leads straight to Allah. (R).