Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
4375, sondan
1862. ayet;
43. sure ve
Zuhruf Suresinin
50. ayetidir.
Zuhruf Suresi 50. ayetinin kelime sayisi
7, harf sayısı
30 ve toplam ebced değeri ise
2954 olarak hesaplanmıştır.
Zuhruf Suresinin toplam ebced değeri
253993 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ح (0)
م (3) bulunuyor.
فلما كشفنا عنهم العذاب اذا هم ينكثون
فلماكشفناعنهمالعذاباذاهمينكثون
Felemmâ keşefnâ ‘anhumu-l’ażâbe iżâ hum yenkuśûn(e)
Fakat biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakmışsın sözlerinden dönüyorlar.
Hz. Peygamber’in daveti ve tevhid mücadelesi anlatılırken yeri geldikçe geçmiş tecrübelere temas edilmektedir. Buradaki örnek Hz. Mûsâ ile Mısır’ın tanrı kralı Firavun ve tebaası arasında geçen olaylar, tartışmalar ve alınan ibretlik sonuçlardır. Bu âyetlerde iki nokta dikkat çekmektedir: 1. İnkârcıların bilinçlerinin derinliklerinde bir Allah inancı vardır, çeşitli telkinler ve dünyanın çekici menfaatleri bu temel duyguyu köreltmiş veya üstünü küllerle örtmüştür. Allah yine rahmetinin eseri olarak inkârcıları bazı felâketlerle uyarınca bu temel duygu ve inanç açığa çıkmakta, ona sığınılmakta, sıkıntı geçince yine inkâra dönülmektedir. 2. Tevhid inancı bütün peygamberlerin ortak tebliğleri ve inanç ilkeleridir. Kendilerine kitap gönderilmiş topluluklara sorulduğunda veya eski kitapların kalıntıları okunduğunda anlaşılmaktadır ki, Allah hiçbir zaman kendisi dışında bir varlığa kulluk edilmesine izin vermemiştir. Hz. Mûsâ’nın mücadelesi de bunun bir kanıtıdır. 54. âyette “halkının aklını çeldi” şeklinde çevirdiğimiz cümle, yöneten ve yönetilen ilişkisi bakımından çok önemlidir. Kelimenin aslı, Türkçe’de de kullanılan istihfâf kökündendir. Bu kelime Arapça’da “acele ettirdi, aldattı, bilgisizliklerinden yararlandı, onları bilgisizlikleri ve güçsüzlükleri yüzünden hafife aldı, istediği gibi yönlendirdi” mânalarını ifade etmektedir. Totaliter yönetimlerde yöneticilerin istemediği şey, halkın bilgilenmesi, doğruyu öğrenmesi, örgütlenerek hakkını talep edecek kadar güçlenmesidir. Firavun da aynı yola başvurmuş, Hz. Mûsâ’nın gerçeğe ve tevhide yönelik davetini sabote etmiş, halkın sağlıklı düşünmesini engellemiş, geleneklerden ve gözler önündeki alâyişten yararlanarak toplumu âdeta büyülemiş ve saltanatını devam ettirmenin yolunu bulmuştur. Ancak, şairin dediği gibi, “Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde!”
Onlardan azabı her kaldırdığımızda hemen sözlerinden dönmüşlerdi.
Fakat biz onları azaptan kurtarır kurtarmaz, bir de bakarsın ki sözlerinden dönüvermişler.
Fakat onları azaptan kurtarınca da hemen sözlerinden döndüler.
Fakat onlardan azabı çekip-giderince hemen, onlar (yine) andlarını bozuyorlar, (sözlerinden cayıyorlardı).
Derken onlardan azabı kaldırdık mı sözlerinden döndüler.
Derken onlardan azabı kaldırdık mı, sözlerinden dönüverdiler.
Fakat azâbı, kendilerinden kaldırdığımız zaman, hemen sözlerinden döndüler.
bk. Kur’ân-ı Kerim,
7:133-135.
Fakat üzerlerinden azabı kaldırdığımızda hemen sözlerinden dönmeye başladılar.
Fakat onlardan azabı çekip-giderince, bir de görürsün ki onlar andlarını bozuyorlar.
Bunun üzerine kendilerinden azabı kaldırdığımız vakit, (yola geleceğiz, iman edeceğiz sözlerinden) hemen caydılar.
Biz onlardan azabı kaldırdığımızda, hemen sözlerinden geri dönmeye başladılar.
Biz onların üstünden azabı kaldırınca sözlerinden dönerler !
Fakat biz onlardan azabı kaldırınca sözlerinden döndüler.
Ama, azabı üzerlerinden kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler.
Fakat biz onlardan azabı kaldırınca, sözlerinden dönüverdiler.
Fakat, onlardan felaketi kaldırdığımızda, sözlerinden hemen dönüverdiler.
Fakat azabı kendilerinden kaldırdığımız zaman hemen sözlerinden dönüverdiler.
Bunun üzerine kendilerinden azâbı açtığımız vakıt da derhal cayıverdiler
Fakat biz onlardan azâbı giderince bir de ne bakarsın: Onlar verdikleri sözü bozuyorlar bile!
Fakat kendilerinden azâbı açıver(ip kaldır)ınca, onlar sözlerinden hemen döndüler.
Bundan sora onlardan azabı kaldırdığımızda, hemen antlaşmayı eksilterek bozdular.
Vaktaki üzerlerinden azabı kaldırdık. Derhal ahitlerini bozdular.
Fakat onlardan azabı çekip giderince, hemen sözlerinden caydılar!
Fakat Biz o belâyı başlarından kaldırır kaldırmaz, sözlerinden dönüveriyorlardı.
“Azab’ı onlardan kaldırdığımızda o zaman hemen cayıyorlardı”.
Biz onlardan azabı kaldırınca da hemen sözlerinden dönüverdiler.
Ama azaptan kurtarır kurtarmaz, bir bakarsın ki hemen sözlerinden dönüvermişler!
Fakat biz onların başından bu azabı kaldırınca da sözlerinden caydılar. 6/63-64, 7/135
Ama cezayı kaldırır kaldırmaz derhal sözlerinden caydılar.
Vaktâ ki, onlardan o azabı açıverdik, o zaman onlar sözlerinden geri döner oldular.
Fakat Biz, onlardan azabı giderince, hemen sözlerinden caydılar. [7, 133-135]
Fakat biz onlardan azabı kaldırınca sözlerinden dönmeğe başladılar.
Krizlerini giderince, derhal sözlerinden caydılar.
Onlardan azabı kaldırdığımız zaman da hemen sözlerini bozuyorlardı.
Fakat azaplarını kaldırır kaldırmaz onlar yine sözlerinden dönüyorlardı.
Fakat kendilerinden azabı kaldırdığımızda hemen yan çizmeye başladılar.
pes ol vaķt kim giderdük anlardan 'aźābı anlar 'ahdı sırlar.
Pes ol vaḳt ki giderdük anlar üstinden ‘aẕābı. Anlar andların bozdılar.
Biz onları əzabdan qurtaran kimi sözlərindən döndülər.
But when We eased them of the torment, behold! they broke their word.
But when We removed the Penalty from them, behold, they broke their word.