Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
4593, sondan
1644. ayet;
48. sure ve
Fetih Suresinin
10. ayetidir.
Fetih Suresi 10. ayetinin kelime sayisi
25, harf sayısı
105 ve toplam ebced değeri ise
5745 olarak hesaplanmıştır.
Fetih Suresinin toplam ebced değeri
181941 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
ان الذين يبايعونك انما يبايعون الله يد الله فوق ايديهم فمن نكث فانما ينكث على نفسه ومن اوفى بما عاهد عليه الله فسيؤتيه اجرا عظيما
انالذينيبايعونكانمايبايعوناللهيداللهفوقايديهمفمننكثفانماينكثعلىنفسهومناوفىبماعاهدعليهاللهفسيؤتيهاجراعظيما
İnne-lleżîne yubâyi’ûneke innemâ yubâyi’ûna(A)llâhe yedu(A)llâhi fevka eydîhim(c) femen nekeśe fe-innemâ yenkuśu ‘alâ nefsih(i)(s) vemen evfâ bimâ ‘âhede ‘aleyhu(A)llâhe feseyu/tîhi ecran ‘azîmâ(n)
Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar.[496] Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir.
“Bîat”, el tutuşup söz vermek demektir. Âyette, Hudeybiye’de müslümanların, Hz. Peygamber’e bağlılık göstereceklerine, gerektiğinde onunla birlikte savaşacaklarına dair söz vermeleri kastedilmektedir. Bu olay, İslâm tarihinde “Bey’atu’r-Rıdvan” diye anılır.
Hz. Peygamber’in, Câhiliye kültür ortamı içinde yetişmiş olmasına rağmen ortaya koyduğu kişilik ve ahlâk, tebliğ ettiği dinin Allah’tan olduğuna canlı ve güçlü bir tanıktır. Onun eğitim kurallarına uygun uyarıları, müjdeleri, açıklamaları insanları etkilemiş; Allah’a iman ve yalnızca O’na ibadet etmelerine, O’nun dinini desteklemelerine, uğrunda canlarını ve mallarını ortaya koyarak çaba göstermelerine sebep olmuştur. Bazı tefsirciler, 9. âyetteki zamirlerin kime yönelik bulunduğu konusunda farklı bir anlayış ileri sürmüş, “O’nu tenzih ederek...” kısmındaki “O” zamirinden maksadın Allah olduğunu, diğer iki zamirin ise Peygamber efendimize ait bulunduğunu ifade etmişlerdir. Bu son yoruma göre, “büyüklüğü karşısında eğilesiniz” kısmını “O’na saygı gösteresiniz” diye çevirmek gerekecektir. 18. âyette ek bilgiler de verilerek tekrar değinilecek olan, “yeminle bağlılık sözü”nün Arapça’daki karşılığı biattır (bey‘at). 10. âyetteki ilgili fiil de bu köktendir. Buradaki biattan maksat, meşhur Hudeybiye biatıdır. Hz. Peygamber bu sûrenin 27. âyetinde bahsi gelecek bir rüyası üzerine hicrî 6. yıl Zilkadesinin başında (Mart 628), 1500 kadar sahâbî ile umre ibadeti yapmak üzere yola çıkmış, Mekke’nin 17 km. batısında yer alan Hudeybiye’ye gelip konaklamıştı. Daha önce bilgi almak üzere gönderilen görevliler, Mekkeli müşriklerin müslümanları engelleme kararı aldıkları ve bu maksatla Hâlid b. Velîd’i 200 kişilik bir güçle yola çıkardıkları haberini getirmişlerdi. Hz. Peygamber maksadını açıklamak ve ziyaret izni almak üzere önce Hırâş’ı, onun kötü karşılanması hatta ölüm tehlikesi geçirmesi üzerine, Mekkeliler arasında yakınları ve itibarı bulunan Hz. Osman’ı Mekke’ye elçi olarak gönderdi. Bir müddet sonra onun müşrikler tarafından öldürüldüğü haberi geldi. İşin renginin değiştiğini ve savaş ihtimalinin belirdiğini gören Resûlullah, ashabından biat almayı uygun buldu. Oradaki bir mugaylân veya sakız ağacının (şeceretü’r-rıdvân) altında, teker teker ellerini tutarak 1500 kişi ile biatlaştı; yani her bir sahâbî Peygamberimize bağlılık ve itaat sözü verdi. Bu biatta söz verilirken neyin üstlenildiği konusunda “cihad, itaat, ölüm pahasına sebat ve sabır” gibi ifadeler nakledilmiştir (Müslim, “İmâre”, 41, 42, 80). Bu biatı haber alan Mekkeliler telâşa kapılarak Süheyl b. Amr başkanlığında bir heyet gönderdiler. Hz. Peygamber düşmanı azaltmak ve güneyi emniyete almak, Mekkeliler ise ticaret yollarını açmak için bir barış istiyorlardı. Tartışmalardan sonra “müslümanların o yıl geri dönüp ertesi yıl umre için gelmeleri, Mekkeli bir kimse kaçıp Medine’ye sığınırsa istendiği takdirde iade edilmesi, aynı şey Medine’den Mekke’ye olursa geri verilmemesi, diğer Arap kabileleri ile tarafların serbestçe antlaşma yapabilmeleri, üçüncü bir tarafla savaş yapılması halinde antlaşmanın ikinci tarafının pasif kalması” üzerinde antlaşma sağlandı ve on yıllık bir antlaşma imzalandı (Muhammed Hamîdullah, “Hudeybiye Antlaşması”, DİA, XVIII, 297-299 ). Birçok âyette resulüne itaat edenin Allah’a itaat etmiş olacağı ifade buyurulmuştur. 10. âyette de Allah’ın elçisi olan peygambere itaat gibi ona biat da dolaylı olarak Allah’a verilmiş bir bağlılık ve itaat sözü olarak değerlendirilmektedir.
Şüphesiz ki sana biat edenler, elbette Allah’a biat etmektedir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim (sözünden) dönerse ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Kim de Allah’a olan sözüne vefa gösterirse, (Allah) ona ileride büyük bir ödül verecektir.
[Biat] kelimesi “bağlılık yemini yapmak üzere ellerin birbirinin üzerine konulması işlemi”dir. Ayrıca bkz. Mümtehine
60:12.,Bu mesaj biat edenlerin bu bağlılık yeminini Yüce Allah’ın onayladığını gösteren mecazi bir ifadedir. “Allah’ın eli” ifadesi, “Allah’ın onayı ve rızası” şeklinde yorumlanabilir.
Sana bağlılıklarını bildirenler aslında Allah'a bağlılıklarını bildirmektedirler. Allah'ın kudreti, onların kudretleri üzerindedir. O halde, kim ahdini bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği sözü yerine getirirse, Allah ona büyük bir ödül verecektir.[565]
[565] Biat Allah’a söz vermek hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVIII, 108-110.
Sana bi'at¹ edenler, aslında Allah'a bi'at etmişlerdir. Allah'ın eli² onların eli³ üzerindedir. Kim bağlılığını bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği söze bağlı kalırsa, Allah, ona büyük bir ödül verecektir.
1- Bağlılığını bildirmek, birlikte hareket edeceğine dair söz vermek. 2- Allah'ın gücü, yardımı. 3- Onların gücü.
(Ey Resulüm!) Şüphesiz (Hakk ve adalet hâkim kılınsın, zulüm ve küfür düzenleri yıkılsın diye, imani ve insani bir mesuliyetle) Sana biat edenler, (aslında ve aynen) ancak Allah’a biat etmiş (gibi) dirler. (Sanki) Allah’ın eli (Seninle biat ve itaat sözleşmesi yapan) şahısların elleri üzerindedir. (Hakk ve hayır adına biat edip sadakat gösterenler Allah'ın özel inayeti ve hidayeti içindedirler.) Bu nedenle artık kim ahdini bozar (davadan ve sadakatten ayrılır) sa, o sadece kendi aleyhine ahdini bozmuş birisidir. Her kim de Allah’a verdiği ahdine vefa gösterir (sadakat, samimiyet ve gayretini devam ettirir) se, (Allah kesinlikle) ona da büyük bir ecir (şeref ve zafer) verecektir.
Şüphe yok ki seninle biatlaşanlar, ancak Allah'la biatlaşmışlardır, Allah'ın eli, onların ellerinin üstündedir; artık kim dönerse zararı kendi nefsinedir ve kim Allah'la ahitleştiği şeyde durursa ona, yakında büyük bir ecir verilecektir.
Hûdeybiyye'deki Râzılık Biatı anlatılmaktadır Hz. Muhammed (s.a.a)'i, Mekke'ye sokmayan ve haccetmesine mâni olan müşrikler, elçi olarak gönderilen Osman'ı da hapsetmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.a), bir ağaç altına oturmuş, Sahâbeye, canla malla kendisine yardım edeceklerine dair biat etmelerini buyurmuş, onlar da ellerini, Hz. Muhammed (s.a.a)'in elinin üstüne koyup biat etmişlerdi. Tasavvufu benimseyenler, bu âyete büyük bir önem verirler ve şeyhe intisap esnasında şeyh, bu âyeti okur. Adı olan âyetler arasındadır ve Biat Âyeti diye anılır. Hz. Muhammed (s.a.a)'in altına oturduğu ağaç, sonradan halk tarafından ziyaret edilmeye başlanmış, Ömer, putperestliğe yol açacağı düşüncesiyle bu ağacı kestirmiştir.
Ey peygamber! Sana bağlılıklarını bildirenler, Allah'a olan bağlılıklarını göstermiş olurlar. Allah'ın eli, onların elleri üzerindedir yani aslında onlar sana el uzatıp söz verirken Allah'a söz vermiş oluyorlar. Allah onlarla daima beraberdir. Artık kim Allah'a verdiği sözü bozarsa, zararı kendinedir ve kim de Allah'a karşı verdiği söze uyarsa, Allah ona büyük bir ödül verecektir.
Sana biat edenler, sosyal ve siyasî sözleşme yapanlar, reylerini açıkça belirtenler, sözleşmelerini yenileyenler, kesinlikle Allah'a biat ediyorlar. Onların bizzat sosyal ve siyasî sözleşmeye katılmaları ve sözleşmelerini yenilemeleri sebebiyle, Allah'ın eli de biat sırasında onların ellerinin üstündedir, onlarla beraberdir, onları sayısız imkânlara ve nimetlere, karşı konulmaz güce kavuşturacak ve koruyacaktır. Kim Allah'a ve Rasûlüne verdiği ahdi, sözü bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a olan ahdine, sözüne, taahhüdüne bağlı kalırsa, Allah ona büyük mükâfatlar verecektir.
Sana bey'at edenler gerçekte Allah'a bey'at etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği sözün gereğini yerine getirirse ona (Allah) büyük bir ecir verecektir.
Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.
(Ey Rasûlüm, Hudeybiye gününde Rıdvan biatı ile) gerçekten sana biat edenler, (ölünceye kadar emrine bağlılık ve teslimiyyet sözü verenler), ancak Allah'a biat etmiş olurlar. Allah'ın kuvvet ve yardımı, o biat edenlerin vefa ve sadakatlerinin üstündedir. Onun için kim (biatından, verdiği sözden) cayarsa, ancak kendi aleyhine caymış olur. (Bunun cezası kendine aittir). Kim de Allah'a söz verdiği şeyi yerine getirirse, Allah da ona (yarın kıyamette) büyük bir mükâfat verecektir.
Sana biat edenler, onlar Allah’a biat edenlerdir. Allah’ın eli onların elleri üstündedir. Kim sözünden dönerse (biatını bozarsa,) o kendi nefsine zarar vermiş olur. Kim de Allah’a verdiği sözde durursa, Allah ona büyük bir ecir verecektir.
Sana biat edenler, Allaha biat etmiştir, Allahın eli, onların ellerinden üstün, caygınlık gösteren, kendilerine eder, Allaha karşı, vermiş olduğu sözü yerine getiren bir kimseye büyük sevap verilecek
(Hudeybiye gününde Rıdvan biati ile) sana (samimiyetle) biat edenler (hayatları boyunca sana bağlı kalacaklarına dair söz verenler), gerçekte Allah'a biat etmiş olurlar. Allah'ın kuvvet ve yardımı, o biat edenlerin vefa ve sadakatlerinin üstündedir. Artık kim (verdiği sözden) cayarsa, ancak kendi aleyhine caymış olur. Kim de Allah'a söz verdiği şeyi yerine getirirse, Allah da ona büyük bir mükâfat verecektir.
Bkz.
4:80Hicretin üzerinden mücadelelerle, sıkıntılarla, savaşlarla dolu yaklaşık altı yıl gibi bir zaman geçmişti. Müslümanlar hem yaşadıkları toprakları hem de Kâbe’yi özlemişti. Hendek Savaşı’nda Müslümanlar galip gelince, savaşın üzerinden henüz bir yıl geçmemişti ki Hz. Muhammed Mekke’yi ziyaret etme kararı aldı. Hicretin altıncı yılında (Mart 428) Hz. Muhammed yaklaşık 1400 Müslümanla birlikte umre yapmak için Hudeybiye ‘ye geldiler. Osman b. Affan Müslümanların umre yapabilmesi için Mekkeli müşriklere elçi olarak gönderildi. Ancak kısa bir süre sonra Hz. Osman’ı esir aldılar ve şehid edildiği haberi yayılınca Hz. Peygamber; sahabeleri toplayarak, kendisine biat edilmesini istedi. Müslümanlar da tereddüt etmeden biat ettiler. İşte böylece Rıdvan ağacının altında yapılan ve İslam tarihinde Rıdvan biati olarak adlandırılan biat gerçekleşmiş oldu.
Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler (biat edenler), Allah'a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük ecir verecektir.
Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.
Âyet, Kureyş ile müslümanlar arasında yapılan on yıl süreli Hudeybiye antlaşmasına ve bu antlaşma sırasındaki biata işaret etmektedir. Şöyle ki, hicretin altıncı yılında Hz. Peygamber, umre yapmak için 1400 müslümanla Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. Fakat Kureyş, müslümanları Mekke’ye sokmak istemediğinden önlerine bir birlik çıkarmış, Hz. Peygamber de vâdilerden sapıp Hudeybiye’ye gelmişti. Savaşmak niyetinde değildi. Anlaşmak için Hz. Osman’ı Kureyş’e elçi göndermiş, Hz. Osman’ın dönüşü gecikince, Peygamberimiz bir ağacın altına oturarak ashâbından, Osman öldürülmüş ise ölünceye kadar savaşacaklarına dair söz almıştı. Onlar da Hz. Peygamber’e biat edip bu sözü vermişler, sonunda Hz. Osman gelmişti.
Sana bağlılık sözü verenler, ALLAH'a bağlılık sözü vermişlerdir. ALLAH'ın eli onların elleri üzerindedir. Kim sözünü bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. ALLAH'a verdiği sözü yerine getirene ise büyük bir ödül vereceğiz.
Herhalde sana bey'at edenler ancak Allah'a bey'at etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.
Her halde sana biy'at edenler mahzâ Allaha biy'at ederler, Allahın eli onların elinin üstündedir, onun için her kim cayarsa sırf kendi aleyhine cayar, her kim de Allaha ahid verdiği şeyi iyfâ ederse o da ona yarın bir ecri azîm verecektir
Gerçek, sana bîat edenler ancak Allaha bîat etmiş olurlar. Allahın eli onların elleri üstündedir. Şu halde kim (bu bağı) çözerse kendi aleyhine çözmüş olur. Kim de Allah ile sözleşdiği şey'e vefa (onun hükmünü îfâ) ederse O da ona büyük bir ecir verecekdir.
Şübhesiz ki sana bîat edenler, ancak Allah'a bîat etmektedirler. Allah'ın (kudret)eli(1) onların (sana bîat eden) ellerinin üzerindedir. Artık kim (bîatını) bozarsa, o takdirde ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a, hakkında söz verdiği şeyi yerine getirirse, bunun üzerine (Allah) ona yakında (pek) büyük bir mükâfât verecektir.(2)
(1)“Müteşâbihâtta (ma‘nâsı açık olmayıp, îzâha muhtaç beyanlarda), ma‘nâ-yı mecâzînin (dolaylı olan ma‘nânın) ma‘nâ-yı hakīkīnin (gerçek ma‘nânın) lâfzıyla, üslûbuyla gösterilmesindeki hikmet, insanların me’lûf(alıştıkları) ve ma‘lûmları olmayan ma‘nâları ve hakīkatleri zihinlerine yakınlaştırıp kabûl ettirmekten ibârettir. Meselâ ‘yed’ (el)’in ma‘nâ-yı mecâzîsi insanlara me’nûs (tanıdık) olmadığından, ma‘nâ-yı hakīkīnin şekliyle, lâfzıyla gösterilmesi zarûreti vardır.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 13)(2)Bu âyette umre niyetiyle yola çıkan Müslümanlara, Kureyş müşriklerinin müsâade etmemesi üzerine gelişen hâdiseler çerçevesinde; on senelik müddet için yapılan Hudeybiye andlaşması esnâsında Ashâb-ı Kirâm (ra)’ın Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm)’a olan bîatları mevzûbahis edilmektedir. Şöyle ki; Resûlullah (asm) umre yapmak maksadıyla 1400 kadar sahâbesiyle birlikte Mekke’ye doğru yola çıktılar. Mekke’ye yaklaştıklarında bir sahâbeyi elçi olarak, ziyâret maksadını beyân için önden gönderdi. Müşriklerin o sahâbeyi dinlememeleri üzerine bu kez Hz. Osman (ra) gönderildi. Onun da Mekke’de alıkonulmasıyla dönüşü gecikince, ashab arasında öldürüldüğü haberi yayıldı. Bunun üzerine hiçbir harb hazırlıkları olmayan sahâbeler, hemen orada Hz. Osman (ra)’ın intikāmını almak üzere ölünceye kadar harb edeceklerine dâir yemîn ederek Hz. Peygamber (asm)’a bîat ettiler. Öyle ki Peygamberimiz (asm) bu bîatta kendi mübârek elleri üzerine, diğer elini koyarak, “Bu da Osman’ın bîatıdır!” buyurdular. Bu kararlı bîatı duyan müşrikler korkarak, anlaşma taleb ettiler, bu arada Hz. Osman (ra) da geri geldi, harbe gerek kalmadı ve meşhur Hudeybiye anlaşması imzâlandı. (İbn-i Kesîr, c. 3, 342)
Sana inanıp bağlı kalacaklarını (biat edenler) bildirenler, Allah’a bağlı kalacaklarını bildirmiş olmaktadırlar. Allah’ın gücü ve kontrolü, onların gücünün üzerindir. Kim yaptığı antlaşmasını bozarsa, ancak kendi nefsini için bozmuştur. Kimde Allah ile yapmış olduğu ahitleşmeyi yerine getirirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.
Sana Hüdeybiye/de bi/at edenler yok mu, onlar hakikat halde Allah/a bi/at etmişlerdir. Allah/ın eli onların üstündedir [¹]. Kim ki ahdini bozarsa ancak kendi zararına bozmuş olur. Her kim Allah/la ettiği ahdi yerine getirirse Allah ona büyük bir mükâfat verecek.
[1] Allah'ın eli peygambere bi'at edenlerin ellerinin üstündedir. Allah onların bi'at ettiklerine muttalidir.
Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a karşı verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O (Allah) da ona büyük bir ecir verecektir.
Ey Muhammed! Hudeybiye’de, son nefeslerine kadar çarpışmak üzere sana bağlılık sözü verenler, gerçekte Allah ile sözleşmiş oluyorlardı. Nitekim, onlar söz vermek için elini tutup sana biat ederlerken, Rabb’iniz müminlerle birlikteydi ve Allah’ın eli, onların elleri üzerindeydi. Şu hâlde, her kim sözünü bozacak olursa, yalnızca kendi zararına bozmuş olur ve kim de Allah’a verdiği söze bağlılık gösterirse, Allah ona eşi benzeri olmayan muhteşem bir ödül verecektir.
Sana biat edenler, Allah’a biat ediyordur.
Allah’ın eli onların elleri üzerindedir.
Kim cayarsa, doğrusu kendi nefsi aleyhine cayar.
Kim de Allah’a ahid / söz verdiği şeye bağlı kalırsa, ona çok büyük bir ecir / ödül verecektir.
(Ey Muhammed!) Şüphesiz sana biat edenler,1 sadece Allah’a biat etmişlerdir. Allah da onların biatlerini kabul etmiştir.2 Şu halde, her kim verdiği sözden cayarsa, yalnızca kendi aleyhine caymış olur. Her kim de Allah adına verdiği sözü yerine getirirse, O da ona ileride büyük bir mükâfat verecektir.3
1 Bu ifâde; Akabe ve Hudeybiye’de, “İslâm uğrunda ölünceye kadar savaşmak” üzere sana söz verenler demekse de buradan, “Allah’a ve Peygamberine îman ettik” diyerek “İslâm’a girenler” de anlaşılır.2 Âyetin bu bölümü şu şekillerde de anlaşılabilir: a- Biat yaparlarken Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Çünkü onlar, Allah’ın Peygamberine biat etmekle Allah’a biat etmişlerdir. (Yani burada Peygamber, Allah’ın bir eli gibi tasvir olunmuştur. Çünkü Allah uzuvdan münezzehtir.) b- Allah’ın gücü onların gücünün üzerindedir. c- Allah da onların biatlerini kabul etmiştir. (Yani biatin kabulü, Arap geleneğinde biati kabul edenin elini, biat edenin eli üzerine koyması şeklinde olur. Bu yüzden de bu ifâde, mecâzî bir ifâdedir.) Her ne kadar birçok müfessir ve usulcüler, bu âyetin müteşâbih olduğu kanaatinde iseler de buradaki mecâzın ya çok iyi anlaşılmadığından ya da savundukları fikre destek amacıyla buradan Allah’a uzuv isnadına kalkışmışlardır. Kanaatimizce bu âyet müteşâbih âyetlerden değildir. Bu sebeple yukarıdaki meâl tercih edilmiştir.3 (عَلَيْهُ) deki (ه) zamiri Hafs ve Zührî kıraatlerinde zammeli diğerlerinde kesreli okunmuştur.
Sana bağlılıklarını bildirenler, Allah'a bağlılıklarını göstermiş olurlar: Allah'ın eli onların elleri üzerindedir. 8 O halde, kim ahdini bozarsa yalnızca kendi aleyhine bozmuş olur: ve kim Allah'a karşı taahhüdüne uyarsa [Allah] ona büyük bir ödül ihsan edecektir.
Sana biat edenler aslında Allah’a biat etmişlerdir. Zira Allah’ın güç ve kudreti onların gücünün üstündedir. Artık kim bu ahdinden dönerse ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Ama kim de verdiği ahde sadık kalırsa, Allah ona ileride muhteşem bir ödül verecektir. 3/172, 33/15
Sana biat edenler gerçekte yalnız Allah’a biat etmişlerdir: Allah’ın (yardım) eli, onların (biat için kenetlenen) elleri üzerindedir:[4597] Bundan böyle kim ahdinden dönerse, iyi bilsin ki sadece kendi aleyhine dönmüş olur; kim de Allah’a verdiği ahde sadık kalırsa, O ona muhteşem bir ödül ihsan edecektir.
[4597] Zımnen: Onlar Allah dâvâsına yardım için söz verdiklerinde bilsinler ki, Allah da onlara yardım edeceğine söz vermiştir (Krş:
47:7 ve
22:38). Bu büyük müjdeye sebep olan biate “Rıdvan Biati” adı verildi. Hz. Osman’ın öldürüldüğü haberi gelince Rasulullah kanlarının son damlasına kadar çarpışacaklarına dair biat istedi. Vehb b. Muhsan adlı sahabi “Uzat elini biat edeyim ya Rasulallah!” dedi. “Ne üzerine edeceksin?” diye sordu Allah Rasûlü. Sahabinin cevabı kısa ve netti: “Kalbinde ne varsa onun üzerine!” O gün devesinin altına saklanan Cedd b. Kays dışında herkes biat etti. Allah da onların dostluklarını kabul etti (Taberî ve İbn Kesir).
Şüphe yok, sana bîat edenler, muhakkak ki, Allah'a bîat ederler. Allah'ın yed'i onların ellerinin üstündedir. Artık kim (ahdini) bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine muâhedede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da (Allah Teâlâ) büyük bir mükâfaat verecektir.
Sana biat edenler, gerçekte Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli, hepsinin ellerinin üstündedir. Kim sözünden dönerse, kendi aleyhine olarak döneklik eder. Ama kim Allah'a verdiği sözünde durursa, Allah ona pek büyük mükâfat verir. [4, 80; 9, 111]
Hz. Peygamber (a.s.)’ın Mekke müşriklerine elçi olarak gönderdiği Hz. Osman (r.a)’ın öldürüldüğü haberi gelince, Hz. Peygamber sefere katılan 1400 kadar sahâbîden, ölünceye kadar savaştan kaçmayacaklarına dair biat almıştı. Bu, “Bey’atu’r-rıdvan” adı ile tarihe geçmiştir.
Sana bi'at edenler (İslam uğrunda ölünceye kadar savaşmak üzere sana söz verenler), gerçekte Allah'a bi'at etmektedirler. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allah ona büyük bir mükafat verecektir.
Hicretin altıncı yılında Hz. peygamber (s.a.v.), ömre yapmak üzere 1400 müslüman ile birlikte Mekke'ye doğru yola çıktı. Fakat Kureyş, müslümanları Mekke'ye sokmamak için önlerine bir birlik çıkardı. Vâdîlerden sapıp Hudeybiye'ye gelen Hz. peygamber, savaşmak niyyetinde değildi. Anlaşmak için Hz. Osman'ı Kureyşe elçi gönderdi. Hz. Osman'ın dönüşü gecikince, bir ağacın altında oturarak arkadaşlarından, Osman öldürülmüş olduğu takdirde ölünceye dek savaşacaklarına dair söz aldı. Onlar da kendisine bî'at edip, ölünceye dek savaş sözü verdiler. Sonunda Hz. Osman geldi ve Kureyş ile müslümanlar arasında on yıl süreli bir andlaşma yapıldı. Âyet bu Andlaşma öncesindeki mübârek bî'ate işâret etmektedir.
Sana bağlılık sözleşmesi yapanlar, o sözleşmeyi aslında Allah ile yapmış olurlar. Allah’ın eli onların elleri üstündedir. Kim sözünden cayarsa kendi aleyhine caymış olur. Kim de Allah’a karşı üstlendiği görevi yerine getirirse, Allah ona büyük bir ödül verecektir.
Sana be'yat edenler, ancak Allah'a bey'at etmişlerdir. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdinden dönerse kendi aleyhinedir. Kim de verdiği söze bağlı kalırsa, Allah ona büyük bir ödül verecektir.
Sana biat edenler(1) Allah'a biat etmiştir. Allah'ın eli onların eli üzerindedir. Ahdini bozan, kendi aleyhine bozmuş olur. Allah'a verdiği sözü tutan kimseye ise Allah büyük bir ödül verecektir.
(1) Bağlılık sözü verenler.
O seninle el tutuşup sözleşenler var ya, onlar gerçekte Allah ile bey'atleşiyorlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Kim ahdi bozar, döneklik ederse kendi aleyhine döneklik etmiş olur. Ve kim Allah'a verdiği sözde vefalı davranırsa, Allah ona büyük bir ödül verecektir.
bayıķ anlar kim bey'at eylerler saña ya'nį 'ahd eylerler bayıķ bey'at eylemezler illā Tañrı’ya. Tañrı eli elleri üstindedür pes her kim 'ahdı śırśa 'ahdı sımaz illā gendüzi üzere daħı her kim vefā eyledi aña kim ķavl eyledi anuñ üzere Tañrı’ya tįz virevüz aña müzd ulu.
Ol kişiler ki bī‘at senüñle itdiler. Anlar bī‘at itmezler, illā Allāh ile. Allāhuñ elianlaruñ eli üstünedür. Kim ki ‘ahdini bozsa, vebāli kendine ‘āiddür ve kim ki ‘ah‐dini īfā itse, Allāhu Ta‘ālā bile ‘ahd itdigi şey’e çoḳ ecr ve müjde virecekdür.
(Ya Peyğəmbər! Hüdeybiyyə səfəri zamanı bir ağacın altında bey’əti-rizvanla) sənə bey’ət edənlər, şübhəsiz ki, Allaha bey’ət etmiş olurlar. Allahın (qüdrət) əli onların əllərinin üstündədir. Kim (bey’əti) pozsa, ancaq öz əleyhinə pozmuş olar (bunun zərəri yalnız onun özünə dəyər). Kim Allahla etdiyi əhdi yerinə yetirsə, (Allah) ona böyük mükafat verər!
Lo! those who swear allegiance unto thee (Muhammad), swear allegiance only unto Allah. The Hand of Allah is above their hands. So whosoever breaketh his oath, breaketh it only to his soul's hurt; while whosoever keepeth his covenant with Allah, on him will He bestow immense reward.
Verily those who plight(4877) their fealty to thee do no less than plight their fealty to Allah. the Hand of Allah is over their hands: then any one who violates his oath, does so to the harm of his own soul, and any one who fulfils what he has covenanted with Allah,- Allah will soon grant him a great Reward.*
4877 In the Hudaybiyah negotiations, when it was uncertain whether Quraysh would treat well or ill the Prophet's delegate to Makkah, there was a great wave of feeling in the Muslim camp of 1400 to 1500 men. They came with great enthusiasm and swore their fealty to the Prophet, by placing hand on hand according the Arab custom: see paragraph 3 of the Introduction to this Surah. This in itself was wonderful demonstration of moral and material strength, a true Victory; it is called Bay'at alRidzvan (Fealty of Allah's Good Pleasure) in Islamic History. They placed their hands on the Prophet's hand, but the Hand of Allah was above them, and He accepted their Fealty. (R).