Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
4788, sondan
1449. ayet;
53. sure ve
Necm Suresinin
4. ayetidir.
Necm Suresi 4. ayetinin kelime sayisi
5, harf sayısı
14 ve toplam ebced değeri ise
152 olarak hesaplanmıştır.
Necm Suresinin toplam ebced değeri
106682 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
(Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.
Kur’an’da değişik vesilelerle ifade edildiği üzere Hz. Peygamber bir beşerdir, ama Allah’tan vahiy almaktadır. Birinci özelliği onun şahsıyla ilgili bir hususu yani asla tanrılaştırılmaması gerektiğini, ikinci özelliği de Allah adına bildirdiklerinin sıradan bir insanın sözleri olarak düşünülmeyip lâyık olduğu yerde tutulmasının ne kadar önemli olduğunu belirtmektedir. Bu âyetlerde de onun peygamber olarak tebliğ ettiklerinin kişisel arzularına göre söylenmiş sözler olamayacağına bir vurgu yapıldığı görülmektedir. 3. âyette “konuşma, söyleme” anlamında bir fiil kullanılmış olmasından hareketle Resûlullah’ın bütün söylediklerinin vahiy olduğu, dolayısıyla herhangi bir konuda ictihad ettiğinin söylenemeyeceği yorumu da yapılmış olmakla beraber, başka deliller bu yorumu çürütmektedir. Ayrıca, beşer olarak yani günlük hayatın akışı içinde kişisel düşüncelerini belirtmek üzere veya (yargıç, devlet başkanı, kumandan vb.) değişik sıfatlarla söylediği ve o bağlamda değerlendirilmesi gereken sözlerinin bulunduğu da bilinmektedir. Bu âyetlerin asıl konusu Hz. Muhammed’in vahiy almasını yani peygamberlik sıfatını inkâr edenlere; onu şair, kâhin vb. sıfatlarla niteleyip Kur’an’ı kendisinin uydurduğunu söyleyenlere bir reddiyede bulunmaktır (Taberî, XXVII, 42; Râzî, XXVIII, 281-284). Bununla birlikte, bu âyetlerin başka delillerle birlikte değerlendirilmesi sonucunda, Resûlullah’ın tebliğ mahiyetinde olmayan söz ve davranışlarının da vahyin kontrolü altında bulunduğu ve bir konuda ictihad ettiğinde yanlış sonuca ulaşırsa ona bunun doğrusunun mutlaka bildirildiği anlaşılmaktadır (bu konularda bilgi için bk. Nisâ
4:59, 105; Mâide
5:67; vahyin mahiyeti, çeşitleri ve yolları hakkında bk. “Tefsire Giriş” bölümü, “I. Kur’ân-ı Kerîm A) Tanımı ve özellikleri, 2. Vahiy” başlığı).
O (Kur’an) kendisine vahyedilmekte olan vahiyden başka bir şey değildir.
1,2,3,4. Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir. [589]
[589] Necm sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVIII, 351.
Onun size söyledikleri, kendisine vahyedilen vahiyden başkası değildir.¹
1- Bu ayetler; müşriklerin, resulün çağrısına “Kendi kişisel sözleridir.” iddialarına yanıt vermektedir. Bu yanıttan dolayısıyla şunu da anlıyoruz; nebinin kişisel görüş ve sözleri “din” değildir; din yalnızca vahiyden ibarettir.
O ancak (kendisine) vahy (ve telkin) olunan vahiydir. (İlahi hakikatler ve öğretilerdir ki, tebliğ edip size ulaştırmıştır.)
Sözü, ancak vahyedilen şeyden ibaret.
O'nun size aktardığı sözler, kendisine indirilen ilâhî haberden başka birşey değildir.
Onun tebliğleri, Kur'ân ve sünnet, yalnızca Allah tarafından kendisine iletilen vahiylerdir.
O (konuştuğu, kendine) vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.
O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
Kur'an sade bir vahiydir, ancak vahy olunur.
O, ancak vahyedilen bir vahiydir.
Ancak, ona vahyolunan bir vahiydir
O ancak kendisine vahyolunanı söyler (söylediği hüküm içerikli her şey vahye dayanır).
Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir.
O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
O (Kuran) ancak ve ancak bildirilen bir vahiydir.
O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.
O sade bir vahiydir ancak vahyolunur
O, kendisine (Allahdan) ilkaa edilegelen bir vahyden başkası değildir.
O (söyledikleri) bildirilen vahiyden başka bir şey değildir.(1)
(1)“Vahiy iki kısımdır. Biri: ‘Vahy-i sarîhî’dir (açık vahiydir) ki, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir (teblîğ edicidir), müdâhalesi yoktur. Kur’ân ve bazı ehâdîs-i kudsiye(kudsî hadisler) gibi. İkinci kısım: ‘Vahy-i zımnî’dir (kaynağı yine vahiy olan sünnetidir). Şu kısım, mücmel (özü)ve hulâsası vahye ve ilhâma istinâd eder. Fakat tafsîlâtı ve tasvîrâtı (geniş açıklaması) Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a âiddir. O, vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsil ve tasvir; Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm bazen yine ilhâma ya vahye istinâd edip beyân eder. Veyâhut kendi ferâsetiyle(doğru anlayışıyla) beyân eder. Ve kendi ictihâdıyla yaptığı tafsîlât ve tasvîrât, ya vazîfe-i risâlet(peygamberlik vazîfesi) noktasında ulvî kuvve-i kudsiye ile beyân eder. Veyâhut örf ve âdât (âdetler) ve efkâr-ı âmme (umûmun fikirlerinin) seviyesine göre beşeriyeti (insan olması) noktasında beyân eder.” (Zülfikār, 19. Mektûb, 6)
(Size bildirdikleri) O’na vahy edilmiş olan vahiydir.
O/nun sözü kendine vahiy olunan bir vahiyden başka bir şey değildir.
O (söyledikleri) yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
Onun dudaklarından dökülen bu muhteşem ifadeler, kendisine Allah tarafından gönderilen vahiyden başka bir şey değildir.
O ancak vahyedilen bir vahiydir.
Onun (söyledikleri) vahiyden başka bir şey değildir1 (ve ona) vahyolunur.2
1 Bazıları, bu âyete göre Efendimizin ictihad edemeyeceği kanaatine varmışlarsa da (Tevbe: 43.) ayet onun ictihad edebileceğine; ancak isabet edemezse, vahiyle düzeltileceğine işarettir. Buradaki “Onun (söyledikleri)” ifâdesinin “Kur’an” olması daha uygundur. 2 Kur'an veya onun konuştukları ancak bir vahiydir başka türlü söylenemez, sadece Allahu Teâlâ tarafından kendisine vahiy ve tebliğ olunmak suretiyle bilinip söylenebilir. Buradaki, “Onun (söyledikleri)” ifâdesinin esas itibariyle “Kur’an” hakkında olması daha uygun görülmekle birlikte, Peygamber Efendimizin hadislerine de şamil olma ihtimali vardır. Zira (وَحْىٌ يُوحٰى) daki (يُوحٰى) fiilinin şimdiki zaman kipiyle tekit edilmesi buna bir işarettir.
bu [size ilettiği], kendisine indirilen [ilahî] vahiyden başka bir şey değildir;
Bu Kuran kendisine indirilen vahiyden ibarettir. 2/97, 26/192...197
(Naklettiği) bu (Kur’an), kendisine indirilen bir vahiyden ibârettir.[4772]
[4772] Muhtemelen vahy teriminin ilk geçtiği yer. İslâm öncesinde dikili taş anıtlar için kullanılmaktaydı. Kök olarak “açığa çıkarmak, ifşa etmek, imâda bulunmak, kafa sallamak, işaretleşmek, birisinin aklına düşürmek, ilham etmek” anlamlarına gelir. Kelimenin iki temel vasfı “hızlılık” ve “gizlilik”tir. Bir mesajı dil dışı bir yolla muhataba iletmeyi ifade eder. “İlham, işaret, îmâ, ilka, ihsas” vahyin anlam alanına dahildir. Terim olarak “İlâhî mânaların vasıtalı veya vasıtasız Rasûl’ün kalbine ilka edilmesi” olarak tarif edilir. Vahyin inişi, bir ucu Allah’a dayalı gaybî bir süreçtir. Aşkınla içkin arasındaki ilişki ve iletişimin ifadesi olan vahyin inişine dair tüm açıklamalar, son tahlilde, işin mahiyeti gereği gaybın akıl sır ermez duvarına toslamağa mahkûmdur (Vahye dair bkz:
99:5, not 6;
42:51, not 62).
O başka değil, ancak bir vahiydir, vahyolunuverir.
O, kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.
“O” zamirinden maksat, birçok müfessire göre Kur’ân’dır. Hz. Peygamber (a.s.)’ın İslâm tebliği, Kur’ân’ı açıklama niteliği taşıyan sözlerinin hepsi vahiy kaynaklıdır.
O(nun okuduğu Kur'an) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.
Onlar, ona gelen vahiyden başkası değildir.
O ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir.
O ancak kendisine vahyolunanı söyler.
İndirilmiş bir vahiyden başkası değildir o.
degül ol illā vaḥy vaḥy olınur.
Bu Ḳur’ān degüldür, illā vaḥy.
Bu, ancaq (Allah dərgahından) nazil olan bir vəhydir.
It is naught save an inspiration that is inspired,
It is no less than inspiration sent down to him: