Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
5131, sondan
1106. ayet;
59. sure ve
Haşr Suresinin
5. ayetidir.
Haşr Suresi 5. ayetinin kelime sayisi
13, harf sayısı
60 ve toplam ebced değeri ise
4217 olarak hesaplanmıştır.
Haşr Suresinin toplam ebced değeri
129416 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
ما قطعتم من لينة او تركتموها قائمة على اصولها فباذن الله وليخزي الفاسقين
ماقطعتممنلينةاوتركتموهاقائمةعلىاصولهافباذناللهوليخزيالفاسقين
Mâ kata’tum min lînetin ev teraktumûhâ kâ-imeten ‘alâ usûlihâ febi-iżni(A)llâhi veliyuḣziye-lfâsikîn(e)
(Savaş gereği,) hurma ağaçlarından her neyi kestiniz, yahut (kesmeyip) kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hep Allah’ın izniyledir. Bu da fasıkları rezil etmesi içindir.[532]
Nadîroğulları kuşatma altına alınınca, bazı müslümanlar kuşatma gereği onlara ait hurma ağaçlarını kesmişlerdi. Ağaçları kesilen Yahudiler Hz. Peygamber’e “Ey Muhammed! Hani sen yeryüzünde fesat çıkarmamayı emrediyordun. Şimdi bu fesat ne?” diye sormuşlardı. Âyet yapılan işlerin, aslında Allah’ın izniyle gerçekleştiğini vurgulamaktadır. Bilindiği gibi bu tür askerî gereklilikler dışında düşmana ait ağaçların ve ürünlerin tahrip edilmesi, Hz. Peygamber tarafından yasaklanmıştır.
Hicretten kısa bir süre sonra Hz. Peygamber Medine’ye yakın bir mahallede oturan Nadîroğulları ile bir tarafsızlık antlaşması yapmıştı. Uhud Savaşı’na kadar Nadîroğulları bu antlaşmaya uydular. Hatta müslümanların Bedir zaferine sevindiklerini ve Tevrat’ta anılan âhir zaman peygamberinin Hz. Muhammed olduğuna kanaat getirdiklerini söylemeye başladılar; ama Uhud savaşının müslümanlar aleyhine sonuçlanması üzerine fikir değiştirdiler ve antlaşmayı bozdular. Reisleri Kâ‘b b. Eşref, yanına bazı adamlarını alarak gizlice Mekke’ye gidip müşriklerin reisi Ebû Süfyân ile bir ittifak antlaşması yaptı. Bu ihaneti haber alan Hz. Peygamber, onları hiç beklemedikleri bir anda kuşatma altına aldı. Bir rivayete göre Hz. Peygamber bir diyet konusunu görüşmek üzere Nadîroğulları’na gittiğinde onların kendisini güler yüzle karşılayıp o arada hakkında suikast düzenlemeye kalkmaları (ki bunu kendisi fark ettiği gibi vahiyle de teyit edilmişti) bardağı taşıran son damla olmuştu. Her hâlükârda âyetlerden kolayca anlaşıldığı üzere yüce Allah müslümanlar için yakın bir tehlike oluşturan bu topluluğun bulunduğu yerden uzaklaştırılmasını mukadder kılmış, müslümanların da tahmin etmediği biçimde kıskıvrak yakalanmalarını sağlamıştı. Nadîroğulları ise, muhkem kalelerine (ki altı kaleleri vardı), evlerinin çok sağlam olmasına ve münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûl ile Mekke müşriklerinden ve diğer yahudi kabilelerinden gelecek yardımlara güveniyorlardı. Ama hiçbir yerden yardım gelmedi, Allah onların yüreklerine korku düşürdü ve müslümanların bu kuşatması karşısında çaresiz kalıp yurtlarını terk etmeye razı oldular. Silâhları dışındaki eşyalarını yanlarına almalarına müsaade edildi, 600 deve yüküyle kuzey yönünde yola çıktılar; Hayber, Hîre ve Şam (Suriye) bölgesindeki bazı şehir ve kasabalara yerleştiler (bilgi için bk. Zemahşerî, IV, 78-79; İbn Âşûr, XXVIII, 65-72; Emin Işık, “a.g.m.”, XVI, 425). “İlk sürgünde” diye çevrilen li-evveli’l-haşr ifadesindeki haşr kelimesi “toplanma ve bir yere doğru toplu olarak sevk etme” demektir; kelimenin bu bağlamda neyi ifade ettiği hususunda değişik yorumlar yapılmıştır. Bunlar içinde, daha makul görüneni, Nadîroğulları’nın veya Hz. Peygamber’in ashabının savaş için toplanmalarının kastedildiği yorumlarıdır. Bu yaklaşıma göre, savaş için toplanmanın hemen başında sonuç alındığına işaret edilmiş olur. Yahudilerin Arap yarımadasından çıkarılmak üzere toplanmalarının kastedildiği yorumuna göre ise haşr kelimesini “sürgün” anlamıyla karşılamak ve bu kısma “ilk sürgünde” mânasını vermek uygun olmaktadır. Öte yandan bazı müellifler, bu kelimeyle kıyamet gününde, mahşer yerindeki toplanmanın kastedildiği yorumunu eleştirirler (bk. İbn Atıyye, V, 283-284; İbn Âşûr XXVIII, 68-69; Derveze, VIII, 210-211). Olayla ilgili bazı rivayetlere göre Nadîroğulları, müslümanların yararlanmaması için veya kendi yanlarında götürmek üzere kapı ve eşik gibi unsurlarla evlerin iç kısımlarından bazı parçaları söküyorlardı. 2. âyetin “evlerini hem kendi elleriyle ... harap ediyorlardı” diye çevrilen kısmıyla bu durumun kastedilmiş olması muhtemeldir. Burada geçen fiilin “bir şeyi âtıl ve metruk hale getirmek” anlamı (Beyzâvî, VI, 217) esas alındığında ise bu ifadeyi “evlerini ... ıssız ve terkedilmiş bir hale getiriyorlardı” şeklinde açıklamak mümkündür. Bu sonucun meydana gelmesinde hem kendilerinin hem müminlerin katkısından söz edilmesini “müslümanlar dışarıdan kendileri içeriden” şeklinde açıklayan, bunu kısmen veya tamamen mecazî ifade olarak değerlendiren yorumlar da yapılmıştır (bk. Zemahşerî, IV, 79; İbn Âşûr, XXVIII, 71-72). 2. âyetin son cümlesinde “ibret alın” diye çevrilen fiilin kökünde “bir yerden bir yere veya bir durumdan bir duruma geçme” anlamı bulunmaktadır. Esasen kıyas işlemi de, hükmü bilinen bir olay ile yeni bir olay arasında gerekçe birliği açısından kurulan fikrî bağ (illet) sebebiyle bilinen hükmü yeni olaya geçirmekten ibaret olduğu için, genellikle fıkıh usulünde kıyasın muteber bir delil (hüküm çıkarma metodu) olduğunun Kur’an’daki dayanakları arasında bu âyete yer verilir. Bunun izahı kısaca şöyledir: Yüce Allah, bir hıyanet olayını ve buna bağlanan hükmü (verilen cezayı) açık bir örnek olarak göstermiş, sonra akıl ve muhâkeme sahiplerini düşünmeye ve yeni olaylara zihnî geçişler yapmaya yani benzer durumların benzer sonucu hak edeceğini dikkate almaya çağırmıştır. Bu olayda Nadîroğulları’nın asıl mahkûm edilen davranışı, ahdi bozma ve antlaşma yaptıkları müslümanları arkadan vurma çabası içine girmeleridir. Bunun yanı sıra, mevcut durumlarına (kalelerinin ve evlerinin sağlamlığına) ve iki yüzlü davrandıkları defalarca görülmüş olan münafıkların vaadlerine güvenip hiçbir hazırlık yapmamaları yani rehavete kapılmaları da burada dolaylı olarak eleştirilip akıl sahibi herkes ve özellikle müminler bundan ders çıkarmaya davet edilmiştir. Râzî, inkârcılık ve hıyanet yapanların hep burada belirtilen sonuçla karşılaşmadıkları, buna mukabil Hz. Peygamber ve ashabının –bu durumda olmadıkları halde– birçok mihnete maruz kaldıkları gerekçesine dayanılarak kıyas delili için yapılan istidlalin yanlışlığı ileri sürülecek olursa şöyle cevap verilebileceğini belirtir: Asıl sonuç ve hüküm, bu davranış içinde olanların mutlaka cezayı hak edecekleri hususudur; bunun dünyada veya âhirette olması, dünyadakinin de şu veya bu şekilde gerçekleşmesi esas sonucu etkilemez (XXIX, 281-282). 3. âyete göre Allah Teâlâ (müslümaların savaşa girip kayıp vermemeleri gibi) bazı hikmetlerle bu yahudi topluluğunun sürgün edilmesi sonucunu mukadder kılmıştır. Şayet bunu yapmasaydı onlar belirtilen hıyanetleri sebebiyle zaten başka cezalara çarptırılacaklardı, ama her hâlükârda âhiretteki azaptan da kurtulacak değillerdir. 4. âyette yer alan “Allah ve resulüne karşı gelme, cephe alma” ifadeleriyle daha çok yukarıda izah edilen ihanet ve suikasta işaret edildiği belirtilir. Öncelikli amaç bu olsa da, siyer kaynaklarındaki bilgiler bu topluluk mensuplarının Hz. Peygamber ve arkadaşlarına karşı zaman zaman çirkin davranışlar ortaya koyduklarını, özellikle Kâ‘b b. Eşref’in Resûlullah’ı ve müslümanları şiirlerinde ağır biçimde hicvederek küçük düşürmeye çalıştığını gösterdiğinden, bu ifadeyi daha genel yorumlamak, onların bu kapsamdaki bütün eylemlerine ve tavırlarına yapılmış bir gönderme olarak düşünmek uygun olur (Derveze, VIII, 211). 5. âyette müslümanların kuşatma sırasında bazı hurma ağaçlarını kestikleri fakat bunun meşruiyet temelinden yoksun olmadığı belirtilmektedir. Savaş sırasında tabiat varlıklarının korunmasını; sivillerin, kendilerini ibadete vermiş din bilginlerinin, kadın, çocuk ve yaşlıların öldürülmemesini ilke haline getirme konusunda insanlık tarihinde öncü konumunda bulunan müslümanların bizzat rahmet peygamberi Hz. Muhammed’in yönetiminde gerçekleştirilen bir kuşatmada ağaçları özel bir haklılık gerekçesi olmadan hoyratça kesmeleri düşünülemez. Hatta bir rivayete göre bu âyet, yahudiler tarafından, getirdiği vahiyde böyle bir buyruk mu bulunduğu yönünde Resûl-i Ekrem’e yöneltilmiş hayret ve hicivle karışık bir soru üzerine inmiştir. Askerî strateji açısından gerekli görülmesi üzerine Hz. Peygamber’in onayı, dolayısıyla Allah’ın müsaadesiyle gerçekleşen ağaç kesme olayına değinilen bu âyette, bir yandan müslümanların bu sınırlı eyleminin töhmet altında tutulamayacağı belirtilirken, diğer yandan da Kur’an’ın –kuşatma şartları altında da olsa– birkaç ağacın kesilmesine bile kayıtsız kalmadığına ve çevrenin korunmasına büyük önem verdiğine dikkat çekilmiş olmaktadır. Hatta “kökleri üzerinde ayakta bırakmanız” ifadesindeki tasvirin, onların doğal durumundaki güzelliğe işaret eden edebî bir üslûp olduğu da söylenmiştir. Bu olayla ilgili rivayetlerde yakma eyleminden söz edilmesi ağaçlara zarar verilmesini anlatan mecazi bir ifade olabileceği gibi kesilen ağaçlar yemek pişirme veya geceleyin ısınma amacıyla yakılmış da olabilir. Bazı âlimlerin bu âyete dayanarak savaş sırasında zafer açısından gerekliliği anlaşıldığında düşman yurdundaki ağaçların yakılabileceği sonucuna ulaşmalarını da yukarıdaki izah çerçevesinde değerlendirmek uygun olur (konuyla ilgili rivayetler ve farklı yorumlar için bk. Taberî, XXVIII, 32-35; Zemahşerî, IV, 80; İbn Âşûr, XXVIII, 75-78).
Hurma ağaçlarından herhangi birini kesmeniz veya kökleri üzerinde ayakta bırakmanız hep Allah’ın izniyledir. Sonunda (Allah) yoldan çıkanları rezil eder.
Herhangi bir hurma ağacını kesmeniz, yahut onu kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyle ve yoldan çıkanları rüsvâ etmek için olmuştur.
Hurma ağaçlarından kestikleriniz veya kesmedikleriniz de ancak Allah'ın izniyledir. Bu, fasıkların perişan olmaları içindir.
Hurma ağaçlarından her neyi (budayıp) kesmişseniz veya kökleri üzerinde dikili bırakıvermişseniz, (bu durumda onların filizlenmesi ve meyve vermesi hepsi) Allah'ın izniyledir ve (Kur’an’ın bu gerçekleri ve gelecek devrimleri bildirmesi) fasık olanları rezil edip alçaltması içindir.
Güzelim hurmalardan kestikleriniz de, kesmeyip öyle boy atmış bir halde bıraktıklarınız da Allah'ın izniyledir gerçekten ve bu da, buyruktan çıkanları horhakir bir hale getirmesi içindir.
Onların hurma ağaçlarından her ne kestiyseniz veya kökleri üzerinde her ne bıraktıysanız, hepsi Allah'ın izniyle olmuştur ve bu izin, Allah'ın yoldan çıkanları cezalandırması içindir.
Hurma ağaçlarından herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi kökleri üzerinde dikili bırakmanız hep Allah'ın bilgisi içinde, planına, iradesine uygundur. Ve O'nun, doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkan fâsıkları, âsileri, bozguncuları rezil etmesi içindir.
Her hangi hurma ağacı kestiyseniz yahut kökleri üzere ayakta bıraktıysanız Allah'ın izniyle ve yoldan çıkmış olanları rezil etmesi içindir.
5.Buhari`nin ve daha başkalarının rivayetine göre Resulullah (a.s.), Benu Nadir`in hurmalarını kestirdi. Bu ayeti kerime de bununla ilgili olarak indirildi.Ebu Ya`la`nın bir rivayetine göre de bu ayeti kerime Müslümanların kestikleri hurmalardan dolayı kendilerine bir günâh yazılıp yazılmadığını sormaları üzerine indirildi. Ancak bu rivayetin senedi zayıftır.İbnu İshak`ın Yezid bin Ruman`dan rivayet ettiğine göre de Resulullah (a.s.) Benu Nadir`i kuşatma altına alınca adamlar kalelerine sığınarak dışarı çıkmadılar. Bunun üzerine Resulullah (a.s.) onların hurmalarının kesilmesini ve yakılmasını emretti. Yahudiler: "Ey Muhammed! Sen bozgunculuk çıkarılmasından nehy ediyordun. Bu hurmaların kesilmesi ve yakılması da ne oluyor?" dediler. Bu ayeti kerime de bununla ilgili olarak indirildi.
Hurma ağaçlarından her neyi kesmişseniz veya kökleri üzerinde dimdik bırakmışsanız, (bu) Allah'ın izniyledir ve fasık olanları alçaltması içindir.
(Kâfirlerin kinini artırmak için herhangi bir hurma ağacını kestiniz, veya kesmeyip) kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa, hep Allah'ın izniyledir. Bu tahribi yapmanız, fâsıkları perişan edeceği içindir.
Hurma ağaçlarından bir miktar kesmeniz veya onları kökleri üzerinde sabit bırakmanız, Allah’ın izniyledir. Ve Allah’ın, (yasaları çiğneyen) o fasıkları cezalandırması içindir.
Ya bir hurma ağacını kesseniz, ya da, kökü üzerinde dikili bıraksanız Allahın izniyledir, kötülere ceza kılmak içindir
(O ihanet eden Yahudilerin kendilerine siper edindikleri) hurma ağaçlarından her ne kesmiş veya kökü üzere bırakmış iseniz, hepsi de Allah'ın izniyle olmuştur. Ve (bu izin) yoldan çıkmışları rezil etmek içindir.
Müslümanlar, Nadiroğullarını abluka altına alınca, Yahudilerin kendilerine siper edindikleri hurma ağaçlarını kesmişlerdi. Oysa İslam’ın savaşlardaki prensiplerinden biri de savaşılan yerdeki ağaçların kesilmemesidir. Bir savaş taktiği ve istisna olarak bu kuşatmada bu prensibe riayet edilmemişti. Bu durumdan rahatsızlık duyanlar olunca, Allah yapılan işlerin kendi izniyle gerçekleştiğini bildiren bu ayeti gönderdi.
İnkarcı kitap ehlinin yurtlarında hurma ağaçlarını kesmeniz veya onları kesmeyip gövdeleri üzerinde ayakta bırakmanız Allah'ın izniyledir. Allah yoldan çıkanları böylece rezilliğe uğratır.
Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir.
Âyet, müslümanların, yahudilerin hurma ağaçlarından bir kısmını kesmeleri üzerine ortaya çıkan sıkıntılı durumlarını gidermek için nâzil olmuştur. Şöyle ki, Allah Resûlü yahudilerin hurmalarının kesilip yakılmasını emredince, onlar: Ya Muhammed! Hani sen yeryüzünde fesat çıkarmamakla emrolunmuştun! dediler. Bu konuda bazı müminler bile tereddüde düştü. Bunun üzerine bu âyet-i kerime indi. Bu olaya dayanarak âlimler, kendileriyle harp edilen kâfirlerin kale ve binalarının yıkılmasında, ağaçlarının kesilmesinde bir sakınca olmadığı kanaatine varmışlardır.
Bir ağacı kesseniz de, yahut gövdesi üzerinde bıraksanız da bu ALLAH'ın arzusuna göredir. O, yoldan çıkanları alçaltacaktır.
Hurma ağaçlarından her hangi bir şey kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyle ve O'nun, yoldan çıkanları cezalandırması içindir.
Her hangi bir hurma ağacı kesdiniz veya kökleri üzerinde dikili bırakdınızsa hep Allahın izniyle ve o fâsıkları perişan edeceği içindir
Her hangi bir hurma ağacını kesdiniz, yahud kökleri üstünde dikili bırakdınızsa (hep) Allahın izniyledir. (Bu izin de) faasıkları rüsvay edeceği için (verilmiş) dir.
Herhangi bir hurma ağacından ne kestiniz veya onu kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa, işte (bunlar hep) Allah'ın izniyledir ve (bu muâmele, Allah'ın) fâsıkları(yahudileri) rezîl etmesi içindir.(1)
(1)Âyet, ehl-i îmâna her fırsatta hâinlik eden Benî Nadr yahudilerinin sürüldükleri vakit, en sevdikleri mallarının onlara cezâ olarak telef edilmesi üzerine nâzil olmuştur. Müslümanların bir kısmı onların canını yakmak için ağaçların en iyisini keserken, bir kısmı da iyileri ehl-i îmâna kalsın diye sâdece değersizlerini kesmişlerdi. Cenâb-ı Hakk bu âyetle, sahâbelerin herbirinin farklı incelik taşıyan o ictihadlarına iltifat buyurmuştur. (Râzî, c. 29, 283)
Allah, yolundan çıkanları cezalandırması için, elde ettiğiniz hurma ağaçlarından bir kısmını tamamen kesmeniz ve bir kısmını da gövdesi üzerinde bırakmanız, Allah’ın izniyle yolundan çıkanları aşağılaması içindi.
Hurma ağaçlarından her ne kestiniz veya köklerinde her ne bıraktınızsa hep Allah/ın izniyledir, bir de Allah, fâsıkları rüsvay etsin içindir.
Hurma ağaçlarından her neyi kesmişseniz veya kökleri üzerinde dimdik neyi bırakmışsanız, (bu) Allah'ın izniyledir ve fasık olanları alçaltması içindir.
(Allah bu ifadeyle, kendi elleriyle uzun bir sürede yetiştirdikleri ve sahibi oldukları ağaçları keserek veya kesmeyerek onları zelil ettiğini kastetmektedir. O ağaçlar gözleri önünde kesilirken, onların buna engel olabilme gücü yoktu. Oysa sıradan bir çiftçi veya bağ-bahçe sahibi bile bir başkasının kendi tarlasına el uzatmasına tahammül edemeyip, o kimseyi engellemek için canını dahi feda eder. Engelleyemezse bile, bunu aşırı derecede zillet ve zaaf olarak niteler. Ancak burada söz konusu olan, asırlardır o toprakların sahibi olan güçlü bir kabiledir. Onlar, komşuları bağlarına hücum edip, ağaçlarını keserlerken, çaresizlik içinde bakıyorlar ve ellerinden hiçbir şey gelmiyordu. Bu olaydan sonra onlar Medine’den çıkmasaydılar dahi, hiçbir şeref ve haysiyetleri olmayacaktı. Ağaçların kesilmemesi ile onların zillete düşmeleri arasında ne gibi bir ilişkinin bulunduğuna gelince; onlar Medine’yi terk ederken, Müslümanların ellerine geçen bağlarına ve ağaçlarına hasret ile bakıyorlardı. Eğer güç bulsalar Müslümanların eline geçmemesi için sağlam bir ağaç bile bırakmazlardı. Fakat çaresizlik içinde ve hasretle bağlarına bakarak, onları geride bıraktılar.)
Ey inananlar! Nadir Oğullarının kalesini kuşattığınız sırada, askerî harekâtı engelleyen herhangi bir ağacı kesmeniz veya harekâta mani olmayanları kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah’ın izniyle ve tamamen O’nun rızasına uygun idi. Çünkü O, yoldan çıkan inkârcıları cezalandırmak için müminlere bu izni vermiştir. Allah, bir ordunun düşman ülkesine girdiğinde oradaki tarlaları, bağları, evleri gereksiz yere yakıp yıkmasına elbette izin vermez fakat yeryüzünü fesada boğan zâlimlerin gücünün kırılması için bu tür tahribatın yapılması zorunluysa, bunda hiçbir günah yoktur.
Yumuşak hurma ağaçlarından ne kestiyseniz veya kökü üzerinde ne bıraktıysanız, artık Allah’ın izniyledir. Hem de Fâsıklar’ı / Yoldan Çıkıp Sapmışlar’ı zor duruma düşürmek / rezil etmek içindir.
(Ey îman edenler! Savaş sırasında) yaş hurma ağaçlarını kesmeniz de kökleri üzerinde bırakmanız da Allah’ın izniyledir ve bu, o fasıkları (Allah’ın) rezil etmesi içindir.1
1 Peygamberimiz, Nadîr Yahûdîlerini kuşatınca onların Büveyra mevkiindeki hurmalıklarının kesilmesini ve yakılmasını emretmişti. Kâfirler: “Ey Muhammed! Sen, bize fesat çıkarmayı yasaklarken, bu hurma ağaçlarını kesmek ve yakmak da ne oluyor?” dediler. Bu sözler, Müslümanların da içine kurt düşürünce bu âyet indi. (Buhari, Kurtubî, Elmalılı) Bu âyetten, düşmana ait ağaçların savaş sırasında eğer stratejik bir önemi varsa, kesilebileceği ve buna da Müslümanların kendilerinden olan emir sahiplerinin, yetkili olacağı anlaşılır.
[Onların] hurma ağaçlarından her ne kestiyseniz [ey müminler,] veya kökleri üzerinde her ne bıraktıysanız, hepsi Allah'ın izniyle [olmuştu] 5 ve O'nun yoldan çıkanları cezalandırması içindi.
Onların hurma ağaçlarından ne kestiyseniz veya neyi kökleri üzerinde bıraktıysanız, bu ancak Allah’ın izniyle olmuştur, maksat verdikleri sözde durmayan yoldan çıkan fasıkları perişan etmektir. 2/193, 9/29
Onların hurma ağaçlarından her ne kesmiş veya kökü üzere doğrulmuş halde bırakmışsanız, hepsi de Allah’ın izniyle olmuştur;[5008] gerekçesi de fâsıkları cezalandırmaktır.
[5008] Yani: “Allah’ın bilgisi dahilinde”. Zımnen: Allah’ın izin vermediği durumlarda savaşta bile ağaç kesemezsiniz. Mü’minler çok stratejik bir mıntıkada yer alan en az iki, en çok altı hurma ağacı kesmişler, Yahudiler bunu fırsat bilerek; “Sana inen mesajda buna da mı yer var?” diye Rasulullah’ı itham etmişlerdi. Bu âyet, istismara dayalı söz konusu ithamı red için indi.
Herhangi bir hurma ağacından ne kestiniz ise veya onu kendi kökleri üzerinde dikili bıraktınız ise hemen Allah'ın izni iledir. Ve fâsıkları perişan etmesi içindir.
O kâfirleri kızdırmak için herhangi bir hurma ağacı kesmiş iseniz veya kökleri üzerinde bırakmışsanız bu, hep Allah'ın izniyle ve o, yoldan çıkmışları cezalandırmak için olmuştur.
Bazı ağaçların kesilmesi, Beni Nadîr’in kalesine karşı askerî operasyonların gereği idi. Bu gibi özel durumlar dışında, Hz. Peygamberin ağaçların ve ürünlerin tahrip edilmesini kesinlikle yasakladığı, bilinen bir hükümdür ki hemen bütün müfessirler buna işaret ederler.
Herhangibir hurma ağacını kesmeniz, yahut onu kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyle ve (O'nun) yoldan çıkanları cezalandırması için olmuştur.
Onlara ait bir hurma ağacını kesmeniz veya kökleri üzerinde dikili bırakmanız[1], Allah'ın onayı ile olmuştur[2]. Bu, yoldan çıkanları cezalandırmak içindir.
[*] Normal şartlar altında, ağaçları kesmek, sınırları aşmak olur. Ancak savaş şartlarında, savaşın gereklilikleri Allah'ın emir ve yasakları çerçevesinde yapılır. Kur'an'dan savaş hukuku çalışması yapmak isteyenler için başvurulacak önemli ayetlerden biridir. [2]
-Hurma ağaçlarından ne kestiyseniz veya neyi kökleri üzerinde ayakta bıraktıysanız, o Allah'ın izniyle ve fasıkları rezil etmek içindir.
Hurma ağaçlarını kesmeniz de, dikili bırakmanız da Allah'ın izniyle idi ve yoldan çıkanları perişan etmek içindi.(1)
(1) Kuşatma sırasında Müslümanlar Yahudilere korku vermek için bazı ağaçları kesmişler, Yahudiler de onları yeryüzünde bozgun çıkarmakla suçlamışlardı.
Bir hurma ağacını kestiniz, yahut onu kökleri üzerine dikili bıraktınızsa, bu Allah'ın izniyledir; yoldan çıkmışları rezil etmesi içindir.
ol kim kesdüñüz ħurma aġacı yā ķoduñuz anı ŧurur kökleri üzere Tañrı destūrı- y-ıla daħı tā rüsvāy eyley fāsıķları.
Her neyi ki kesseler ḫurmā aġaçlarından, yā ḳosañuz anı durmış aṣlı üstine,pes Tañrı Ta‘ālā özini bildürür, daḫı fāsıḳları rüsvāy eylemeg‐içün.
(Ey mö’minlər! Sizin kafirlərə məxsus olan) hər hansı bir xurma ağacını kəsməyiniz, yaxud (toxunmayıb) onu kökü üstündə salamat qoymağınız Allahın iznilədir. Və bu (Allahın öz Rəbbinə asi olan) fasiqləri rüsvay etməsi üçündür.
Whatsoever palm trees ye cut down or left standing on their roots, it was by Allah's leave, in order that He might confound the evil livers.
Whether ye cut down (O ye Muslim!) The tender palmtrees, or ye left them standing on their roots, it was(5375) by leave of Allah, and in order that He might(5376) cover with shame the rebellious transgresses.*
5375 The unnecessary cutting down of fruit trees or destruction of crops, or any wanton destruction whatever in war, is forbidden by the law and practice of Islam. But some destruction may be necessary for putting pressure on the enemy, and to that extent it is allowed. But as far as possible, consistently with that objective of military operations, such trees should not be cut down. Both these principles are in accordance with the Divine Will, and were followed by the Muslims in their expedition.5376 The arrogance of Banu al Nadir had to be humbled, and their power for mischief destroyed.