Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 905, sondan 5332. ayet; 6. sure ve En'am Suresinin 116. ayetidir. En'am Suresi 116. ayetinin kelime sayisi 18, harf sayısı 64 ve toplam ebced değeri ise 6315 olarak hesaplanmıştır. En'am Suresinin toplam ebced değeri 933851 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وان تطـع اكثر من في الارض يضلوك عن سبيل الله ان يتبعون الا الظن وان هم الا يخرصون
Kur’an dilinde zan, çoğu yerde “delile dayanmadığı, bu yüzden de hatalı olduğu halde sahibinin gerçek ve sahih saydığı inanç” anlamında kullanılır. Müfessirler genellikle âyet metnindeki yahrusûn fiilini “yalan söylerler” mânasında anlamışlarsa da İbn Âşûr kelimenin buradaki mânasının “temelsiz tahminde bulunurlar” anlamına geldiğini savunmuştur.
Kur’an’da arz kelimesi hem bütünüyle “dünya” hem de belli bir “ülke” veya “şehir” (bk. Mâide 5:21; İsrâ 17:104) anlamında kullanılır. Müfessirlerin çoğunluğuna göre buradaki arz ile bütün dünya kastedilmiştir; ancak bu âyette sadece Mekke’nin ve Mekkeli müşriklerin söz konusu edildiği görüşü de vardır (Şevkânî, II, 179). Asıl vurgulanan husus, dinî ve dünyevî meselelerde insanların çoğunluğunun belli bir görüş, inanç ve yaşayış biçimini seçtiğine bakarak, sadece buradan hareketle bunun doğru olduğunu zannetmenin ve onlara uymanın her zaman isabetli olmayacağıdır. Zira bu çoğunluk, inançlarını ve hayat tarzlarını oluşturup belirlerken aklıselime, gerçek bilgiye ve temiz vicdana dayanmak yerine –Mekke müşriklerinde görüldüğü gibi– kuruntulara, zan ve tahminlere de dayanıyor olabilirler. Bu sebeple Hz. Muhammed’in şahsında müslümanlar, inanç ve yaşayışlarını, nefsânî meyil ve güdüler, zan ve tahminler veya yalanlar üzerine kuran çoğunluğu taklit edip onlara uymaktan sakındırılmıştır.
Mehmet Okuyan
Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar, zandan başka bir şeye uymuyorlar ve onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
Şayet (Hakka ve hayra değil de kalabalıklara) yeryüzündekilerin (veya bulunduğunuz ülkedekilerin şuursuz) çoğunluğuna uyacak olursan, Seni Allah’ın yolundan şaşırtıp saptırırlar. (Çünkü kalabalıklar) Onlar ancak (nefsi hevâlarına ve) zann ve kuruntularına uymaktadırlar; ve (Kur’an’ı ölçü almayan kalabalıklar) sadece zan ve tahminle yalan uydurmaktadırlar.
Şimdi eğer yeryüzünde yaşamakta olan insanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak başkalarının zanlarına uyarlar, yalan söyler ve saçmalarlar.
Eğer ülkedeki, yeryüzündeki insanların çoğunluğunun düşüncelerine, inançlarına ve uygulamalarına uyarsan, onlar, seni başına buyruk hale getirerek, Allah yolundan uzaklaşmana, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihine imkân sağlarlar. Onlar kesinlikle, ilme, delile dayanmayan zanlarına uyarlar ve onlar kesinkes yalan-yanlış saçmalarlar.
Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve sadece tahminde bulunuyor (sadece yalan söylüyorlar).
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.'
Eğer yeryüzündeki insanların ekserisine (ki onlar cahil ve kâfirlerdir) uyarsan, seni, onlar Allah yolundan saptırırlar. Onlar, ancak zan ardında yürürler (babalarının gittiği yolu hak zannederler) ve sadece yalan uydururlar.
Eğer yeryüzündeki çoğunluğa itaat edersen, onlar seni Allah yolundan saptırırlar. (Çünkü) onlar, zandan başka bir şeye uymazlar ve onlar ancak yalan söylerler.
Yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah yolundan saptırırlar. (Çünkü) onlar (aklın ve vahyin gereklerine göre değil) ancak zanna göre hareket ederler. Bundan dolayıdır ki onlar kurgusal bilgiye dayanırlar.
Cemal Külünkoğlu En'am Suresi 116. Ayet Açıklaması
“Zann” sözcüğü burada “sahte din, bâtıl inanç” anlamında kullanılmıştır. Bu ifade ile ilkel ve feodal geleneklerin esiri olan toplumların, varsayımlara dayalı olarak ortaya koydukları helal-haram, sevap-günah ölçütlerinin keyfiliğine vurgu yapılıyor.Tarih boyunca insanların ekseriyeti Allah’tan uzak ve İslam’dan mahrum yaşamayı yeğlemişlerdir. Bu durum, onlara elçilerin gelmediğinden ya da kitapların inmediğinden değil, kendi nefislerinin istek ve arzularının ağır basmasından, çıkar ve menfaatlerine ters gelmesinden kaynaklanmıştır. Nefsin arzuları ve şeytanın istekleri görünürde spot ve çekici olunca insanların çoğu bayağı ama peşin olanı seçmiş; kalıcı ve ebedi olanı ciddiye ya da dikkate almamıştır. Onun için insanların çoğunun yaptığına değil, Allah’ın söylediğine bakmak gerekir.
Diyanet İşleri (Eski)
Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar.
Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler.
Eğer yer (yüzün) de bulunan (insan) ların çoğuna uyarsan seni Allah yolundan sapdırırlar. Onlar tereddüdden gayri bir şey'e uymazlar, onlar yalan söyler (adam) lardan başka da (bir şey) değildirler.
Eğer yeryüzünde bulunan (insan)ların çoğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. (Onlar) ancak zanna tâbi' olurlar ve onlar sâdece yalan söylerler.
Yer yüzünde olanın [¹³] pek çoğuna ita/at edersen onlar seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zandan başka bir şeye uymazlar, onlar kuru kuru tahminde bulunurlar [¹⁴].
Yeryüzünde bulunan insanların çoğu, kendilerine itaat edip gösterdikleri yolu izlediğin takdirde seni Allah’ın yolundan çevirirler! Zira onlar, vahyin ve aklın gereklerine göre değil, ancak keyif ve zanlarına göre hareket eder ve dâimâ yalan söylerler!
Yeryüzü’ndeki kimselerin çoğunluğuna itaat edersen, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.
Sadece Zann’a tâbi’ oluyorlar.
Onlar ancak desteksiz atıyorlar.
Eğer sen yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan onlar seni Allah’ın yolundan saptırırlar.1 Çünkü onlar sadece vehimlerine uymaktan ve yalan söylemekten başka bir şey yapmazlar.2
1 Bu ifâdelerden; çoğunluğun kanaatinin her zaman doğru olmayabileceği, net bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu güne kadar çoğunluğun kanaatinin doğru olduğunu savunan demokratlar, bugün bu görüş işlerine gelmemeğe başlayınca demokrasinin, “azınlığın haklarının korunduğu bir sistem olduğu” yalanını söylemeye başlamışlardır. Aslında demokrasi, belli bir sınıfın, bu ifâdelerle toplumu kandırdığı ve sömürdüğü bir başka sömürü sistemidir ve diyalogcular hoşlanmasa da İslâm’la taban tabana zıttır. İslâm’ın kendisine özgü, toplumların değişmesiyle değişmeyen değer yargıları vardır ve onları da Allah belirlemiştir. Çünkü İslâm’a göre sözün en doğrusu, Allah’ın sözüdür. İslâm başka sistemlerle diyalogu ve sentezi asla kabul etmez. Allah’ın sözü üzerine söz söylemek veya onu başka sistemlerle takviye etmeye kalkışmak, küfürdür.2 Onlar hükümlerinde ilme ve hakka değil, sadece zanna ve vehimlere uyarlar. Ancak kendi ölçüleriyle ölçer, keyiflerine göre hüküm verir ve sürekli yalan söylerler. Haklıyı haksız, haksızı haklı çıkarırlar, helâle haram, harama helâl derler.
Muhammed Esed
Şimdi, eğer yeryüzünde [yaşamakta] olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar: onlar ancak [başkalarının] zanlarına tâbi olurlar ve kendileri hiçbir şey yapmayıp sadece tahmin yürütürler. 103
Eğer yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Zira onlar, temelsiz zan ve tahminden başka bir şeyin peşine düşmezler ve onlar sadece yalan uydururlar/düşüncesizce hareket ederler. 5/49, 7/179, 12/103-106, 13/1, 16/83
Eğer yeryüzünde yaşayan kitlelerin ardına düşersen seni Allah yolundan saptırırlar: Onlar yalnızca zanna dayalı bâtıl inancın[1109] peşine takılırlar ve onlar sadece uyduruk spekülatif bilgiye[1110] dayanırlar.
Mustafa İslamoğlu En'am Suresi 116. Ayet Açıklaması
[1109] Zann, burada “sahte din, bâtıl inanç” anlamında kullanılmaktadır. Bununla, yığınların sırf yaygın bâtıl inançlara ve varsayımlara dayalı olarak ortaya koydukları iyi ve kötü, helâl ve haram, sevap ve günah ölçütlerinin keyfiliğine dikkat çekilmektedir. Bu cümleden olarak cahiliyye Araplarının birtakım hayvanları bâtıl inançlarla kutsayarak onların etini yemeyi kendilerine yasaklamaları zikredilebilir. Devamındaki âyetler bunun ifadesidir.
[1110] Yahrusûn fiili, “kesin bilgi” olan yakîn yerine zan ve tahmine dayalı spekülatif bilgiyle hareket etmeyi ifade eder. Bu âyette, sosyal bir kanun dile gelmektedir: ‘Yeryüzünde yaşayan insanların çoğunun inancı sağlam bilgiye değil çürük ve spekülatif bilgiye dayanır.’ İnsanların çoğu inanmadığı için değil, inancını sağlam kaynaklara dayandırmadığı için saparlar. Kur’an insanlığın bu kadim hastalıktan kurtulması için, muhatabını iki ayaklı bilgi sistemini kabule davet eder: “gayb” ve “şehadet” (59:22). Vahyin konusu olan “gayb” ancak Allah’ın bildirdiği kadar bilinir. Aklın konusu olan “şehadet” ise ilim ve tecrübeyle bilinir. İnanç alanında bu ikisine aykırı her şey zan ve spekülatif bilgi kapsamına girer. Bu sahte bilgidir. Sahte bilgiye dayalı dindarlık ise sahte dindarlıktır. Bir dine en büyük kötülüğü onu İnkâr edenler değil, spekülasyona dayalı zanni bilgilerini din ve iman boyasıyla boyayanlar yapar. Kur’an, zanni ve spekülatif bilgiyi din ve iman boyasıyla boyayıp pazarlayanlara harrâsun adını veriyor ve onlara lanet okuyor: “Kahrolsun zan ve spekülatif bilgiye din kılıfı geçirenler...” (51:10)
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve eğer yerde bulunanların çoğuna itaat eder isen seni Allah Teâlâ'nın yolundan saptırırlar. Onlar sırf zandan başka birşeye tâbi olmazlar ve onlar yalan yanlış söyler dururlar.
Eğer yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar; Onlar zandan başka bir şeye uymazlar ve onlar sadece yalan uydururlar.