Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
5181, sondan
1056. ayet;
62. sure ve
Cum'a Suresinin
4. ayetidir.
Cum'a Suresi 4. ayetinin kelime sayisi
9, harf sayısı
39 ve toplam ebced değeri ise
5329 olarak hesaplanmıştır.
Cum'a Suresinin toplam ebced değeri
59645 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
ذلك فضل الله يؤتيه من يشاء والله ذوالفضل العظيم
ذلكفضلاللهيؤتيهمنيشاءواللهذوالفضلالعظيم
Żâlike fadlu(A)llâhi yu/tîhi men yeşâ(u)(t) va(A)llâhu żû-lfadli-l’azîm(i)
İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
Peygamberin temel görevi Allah’ın âyetlerini okuma yani aldığı vahyi olduğu gibi bildirme, insanları arındırma yani ruhen yücelmeleri, davranış güzelliğine erişmeleri ve insana yaraşmayan hallerden kurtulmaları için onları eğitme, tebliğ ve eğitimle yetinmeyip aynı zamanda öğretme ve açıklama (kitabı ve hikmeti öğretme) şeklinde özetlenmekte, Resûl-i Ekrem’in yalnız ilk muhataplarına değil daha sonra geleceklere de elçi olarak gönderildiği belirtilmekte, peygamber ve vahiy gönderme veya peygamberlik görevi vermenin ilâhî bir lutuf olduğu, bunun da ancak Allah’ın dilemesine bağlı bulunduğu bildirilmektedir. Ümmî kelimesi bu bağlamda, “büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen Araplar” veya “kendilerine ait ilâhî bir kitabı olmayan topluluk” anlamlarıyla açıklanmıştır (peygamberin belirtilen görevleri ve muhatapların daha önce açık bir sapkınlık içinde olmaları hakkında bk. Bakara
2:129, 151; Âl-i İmrân
3:164; “hikmet” hakkında bk. Bakara
2:269; “ümmîler” kelimesinin anlamları hakkında bk. Bakara
2:78; Âl-i İmrân
3:20, 75; “ümmî peygamber” tabiri hakkında bk. A‘râf
7:157, 158). 3. âyetin “(O, ileride) onlardan (olacak), henüz kendilerine katılmamış bulunan daha başkalarına da (gönderilmiştir)” şeklinde çevrilen kısmı önceki âyete gramer açısından şu şekillerde bağlanabilmektedir: a) Ümmîlere ve –henüz kendilerine katılmamış olan– daha başkalarına da gönderilmiş bir elçi, b) Ümmîlere ve –henüz kendilerine katılmamış olan– daha başkalarına da Allah’ın âyetlerini okuyan (...) bir elçi (Şevkânî, V, 259). İbn Âşûr Arap dili kurallarına göre birinci şıkkı doğru bulmaz. Fakat her iki ihtimale göre âyetin mesajı açısından farklı bir sonuç çıkmamaktadır; kendisinin de belirttiği üzere burada amaç, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin belirli bir dönem ve belirli bir toplumla sınırlı olmadığını ifade etmektir (XXVIII, 210-211). Bu anlamı daraltıcı yorumlar yapılmış olmakla beraber, bunlar sağlam bir delile dayanmamaktadır. Taberî de bu yorumları naklettikten sonra âyetin anlamının genel olduğunu belirtir (XXVIII, 95-96).
İşte bu, Allah’ın dilediğine (layık olana) verdiği lütfudur. Allah büyük lütuf sahibidir.
Peygamberlik yetkisi, Allah'ın lütfudur. Onu kullarından dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
İşte bu, Allah'ın dilediği¹ kimselere verdiği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir.
İşte bu, Allah'ın dilediğine verdiği fazl (lütuf ve ihsan) ıdır. Allah, büyük fazl (ihsan ve ikram) sahibidir.
Bu, Allah'ın lütufudur, ihsanıdır, dilediğine verir onu ve Allah, pek büyük bir lütuf ve ihsan sahibidir.
İşte bu peygamberlik ve Kur'ân, Allah'ın bir lütfudur. O'nu dilediğine verir. Çünkü Allah, lütfunda sınırsızdır.
Böyle bir sorumlulukla görevlendirilmek Allah'ın bir lütfudur; bunu sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak iradesinin tecellisine tabi akıllı ve sorumluluğunun idrakinde olan kimselere verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
Bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah büyük lütuf sahibidir.
Bu, Allah'ın dilediğine verdiği fazl (lütuf ve ihsan)ıdır. Allah, büyük fazl sahibidir.
İşte bu (peygamberlik), Allah'ın fazlıdır; onu dilediğine verir. Allah çok büyük ihsan sahibidir.
İşte Allah’ın fazl ve ihsanı budur. Allah onu istediğine verir. Şüphesiz Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (En büyük fazlı olan vahyi istediğine verir.)
Bu Allahın erdemidir, onu dilediği kimseye verir, Allah ulu erdem sahibidir
İşte bu (nebilik), Allah'ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lütfüdür. Allah, büyük lütuf sahibidir.
Bu, Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
Bu, ALLAH'ın lütfudur; dileyene ve/veya dilediğine verir. ALLAH büyük lütuf sahibidir.
Bu, Allah'ın lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir.
İşte o, Allahın fazlıdır, onu dilediğine verir ve Allah çok büyük fazl sahibidir
Bu, Allahın, kimi dilerse ona vereceği, bir fazl (-u inayet) dir. Allah, büyük fazl (-u kerem) saahibidir.
Bu (peygamberlik vazîfesi) Allah'ın ihsânıdır; onu dilediğine verir. Çünki Allah, pek büyük lütuf sâhibidir.
Bu (elçilik görevi) Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediği kimseye verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
Bu peygamberlik, Allah/ın bir inayetidir. Onu dilediğine verir. Allah büyük bir inayet sahibidir.
Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lütfüdür. Allah, büyük lütuf sahibidir.
İşte bu ilâhî rehberlik, Allah’ın insanlığa bir lütfudur ve onu, ilâhî nîmetlere nâil olmak isteyen ve bu yolda çaba gösterenlere bağışlar. Unutmayın; Allah, sonsuz lütuf sahibidir. Bu lütfa nâil olabilmek için, Allah’ın Kitabını düşünerek, anlayarak okumalı ve hayatın her alanını onun direktifleri doğrultusunda düzenlemelisiniz. Aksi hâlde, sizden önce bu sınavda başarısız olan Yahudilerle aynı âkıbeti paylaşmanız kaçınılmazdır:
İşte bu, Allah’ın, dileyeceği kimselere vereceği lütfudur.
Allah Çok Büyük Lütuf sahibidir.
İşte bu, Allah’ın dilediğine verdiği lütfudur. Çünkü Allah çok büyük lütuf sahibidir.
Bu, Allah'ın lütfudur: Allah, onu, [elde etmek] isteyen herkese bağışlar: 3 çünkü Allah lütfunda sınırsızdır.
İşte bu, Allah’ın hak edene vereceği bir lütfudur. Zira Allah büyük lütuf ve ikram sahibidir. 2/90, 42/13
İşte bu, Allah’ın hak edene/tercih ettiğine bahşettiği lütfudur:[5098] Zira Allah büyük lütuf sahibidir.
[5098] Yahudice bir “seçilmiş kavim” düşüncesini zımnen red. İman etmek kulun Allah’a lütfu değil, Allah’ın kula lütfudur (Krş:
49:17).
İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, bunu dilediğine verir ve Allah pek büyük fazl sahibidir.
Bu, Allah'ın lütfu olup onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf ve ihsan sahibidir.
Bu, Allah'ın, dilediğine vereceği lutfudur. Allah, büyük lutuf sahibidir.
İşte bu (öğretim), Allah’ın lütfudur, onu doğru tercihte bulunana yapar. Allah büyük lütuf sahibidir.
Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bir lütuftur. Allah büyük lütuf sahibidir.
Bu Allah'ın lütfudur ki dilediğine nasip eder. Gerçekten de Allah pek büyük lütuf sahibidir.
İşte bu, Allah'ın lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütfun sahibidir.
şol Tañrı fażlıdur virür anı aña kim diler daħı Tañrı fażl issidür ulu.
Ol Tañrı Ta‘ālānuñ keremidür. Anı virür kime dilese. Daḫı Tañrı Ta‘ālā ulukerem issidür.
Bu, Allahın istədiyinə əta etdiyi mərhəmətdir (kərəmdir). Allah çox böyük mərhəmət (kərəm) sahibidir!
That is the bounty of Allah; which he giveth unto whom he will. Allah is of infinite bounty.
Such is the Bounty of Allah, which He bestows on whom He will:(5456) and Allah is the Lord of the highest bounty.*
5456 That is, according to His wise Will and Plan, and also as a result of His unbounded generosity to all.