Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
5213, sondan
1024. ayet;
64. sure ve
Teğabun Suresinin
14. ayetidir.
Teğabun Suresi 14. ayetinin kelime sayisi
19, harf sayısı
88 ve toplam ebced değeri ise
7094 olarak hesaplanmıştır.
Teğabun Suresinin toplam ebced değeri
78629 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
يا ايها الذين امنوا ان من ازواجكم واولادكم عدوا لكم فاحذروهم وان تعفوا وتصفحوا وتغفروا فان الله غفور رحيم
يا ايهاالذينامنواانمنازواجكمواولادكمعدوالكمفاحذروهموانتعفواوتصفحواوتغفروافاناللهغفوررحيم
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû inne min ezvâcikum ve evlâdikum ‘aduvven lekum fahżerûhum(c) ve-in ta’fû ve tasfehû ve taġfirû fe-inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoş görüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Doğasına dünya sevgisi yerleştirilmiş olan (bk. Âl-i İmrân
3:14) insanın buradaki sınavda başarılı olabilmesi için önemli bir ölçü verilmektedir: Allah’a kul olma bilincini daima zinde tutmaya çalışmak, her davranışında dünya hayatının icapları ile âhiret mutluluğunu dengeleyen bir itidal çizgisi tutturmak, bunu başarabilmek için de özverili davranmayı içine sindirmek.
14. âyetteki anlatım ve uyarıya göre en güçlü sevgi bağlarıyla birbirine bağlı olan insanlar bile –bunlar öncelikle eşler, ebeveyn ve çocuklar da olsa– her zaman amaç birliği içinde olmayabilirler ve mümin bir kişi bu yakınlarından dahi –kasdî olsun olmasın– âhiret mutluluğunu zedeleyecek zararlar görebilir, öneriler ve teşvikler alabilir. 15. âyetin tasvirine göre de kişinin sahip olduğu bütün maddî mânevî imkânlar ve bunlara duyulan bağlılık hissi, onun sınanması için var edilmiştir. Yine bu âyette belirtildiği üzere erişilmesi için çaba harcanmaya değer gerçek mutluluk Allah katında olandır ve 16. âyete göre buna erişebilmenin yolu da Allah’a kul olma bilincini sürekli korumak için olanca çabayı harcamak, dinin bildirimlerine kulak vermek ve onlara uymayı ilke edinmektir. Fakat insanın, çoğu zaman doğasındaki bayağı eğilimlerinin kendisini çekmeye çalıştığı yer ile konumuz olan âyetlerdeki bildirimlere göre olması gerektiği yer arasında bulunmanın gerginliğini yaşadığı da muhakkaktır. İşte bu âyetler bu noktada insanın yolunu şöyle aydınlatmaktadır: İmtihan alanından kaçmaya çalışmak çözüm değildir; yapılacak şey, olabildiğince tehlikelere karşı bilinçli ve hazırlıklı olmak, bu geçici hayattan vazgeçmeden, hatta bu hayatı bir imkân ve üretim alanı olarak kabul edip ebedî hayat için çalışmaktır. Bunda başarılı olabilmenin temel şartı ise kısaca özverili davranma alışkanlığı kazanabilmektir. Özveriyi de iki grupta toplamak mümkündür. Birincisi –14. âyette belirtildiği üzere– başkalarına karşı beslediğimiz olumsuz duygulardan vazgeçebilmek, affedebilmek, hoşgörülü ve bağışlayıcı olabilmektir. İkincisi de sahip olduğumuz dünyevî nimet ve imkânlara duyduğumuz aşırı tutkuları dizginleyebilmektir. Bu, 16. âyetin son cümlesinde “nefsinin bencilliğinden korunma” şeklinde özetlenmiş; ayrıca 16 ve 17. âyetlerde, –aslında aynı zamanda kendi iyiliğimize olmak üzere– “başkaları için harcama yapmak ve Allah’a güzel borç vermek” şeklinde açıklanmıştır (15. âyette geçen ve “imtihan” diye çevrilen fitne kavramının Kur’an’daki kullanımları hakkında bk. Bakara
2:191-192; 16. âyette geçen “şuhh” kelimesi hakkında bk. Haşr
59:9; 17. âyette “Allah’a güzel bir borç verme” anlamıyla çevrilen ifadeden hareketle geliştirilen “karz-ı hasen” terimi hakkında bilgi için bk. Bakara
2:245).
14. âyetin nüzûl sebebi olarak bazı kaynaklarda yer alan şu rivayetlerden ilki âyetin başlangıç kısmının, diğer ikisi de son kısmının anlaşılmasına ışık tutmaktadır: a) Avf b. Mâlik el-Eşcaî Resûlullah ile birlikte savaşa gitmek istemişti. Çoluk çocuğu toplanıp onun ayrılığına dayanamayacaklarını söylediler, ağlayıp sızladılar ve sonunda onu bu kararından vazgeçirdiler. Ama Avf daha sonra bundan dolayı çok pişman oldu. b) Mekke’de müslüman olanlar hicret etmek isteyip çoluk çocukları buna razı olmayınca, “Şayet Allah beni hicret yurdunda sizinle bir araya getirirse görün bakın size neler edeceğim!” diye söylenir, yeminler ederlerdi (Taberî, XXVIII, 124-125). c) Bazı Mekkeliler müslüman olmuş ve Medine’ye hicrete karar vermişlerdi. Aileleri buna karşı çıktı. Fakat bir süre sonra onları dinlemeyip Medine’ye geldiler. Daha önce müslüman olanların dinî konularda epeyce mesafe katetmiş ve yetişmiş olduklarını görünce, buraya gelmelerine karşı çıkan eş ve çocuklarına kızdılar ve onları cezalandırmayı düşündüler (Tirmizî, “Tefsîr”, 64). Âyetin “düşman olanlar vardır” şeklinde çevrilen ifadesinden de anlaşılacağı üzere burada aile fertleri arasında daima böyle bir durum bulunduğu gibi bir mâna çıkarılmaması için “bazı” anlamı taşıyan bir edat kullanılmıştır; ancak âyet metninde “vardır” şeklindeki vurgunun başa getirilmesi bu tür durumlarda duyarlı olunması için yapılan uyarıyı pekiştirmektedir (İbn Âşûr, XXVIII, 284).
16. âyetin “Gücünüz yettiğince Allah’a saygısızlıktan sakının” diye çevrilen kısmıyla Âl-i İmrân sûresinin 102. âyetinin “Allah’a karşı gereği gibi saygılı olun” anlamına gelen kısmının neshedilmiş olduğu ileri sürülürse de, her iki ifadenin kendi bağlamındaki anlamını korumasına bir engel bulunmamaktadır; nitekim Nehhâs gibi âlimler bu yönde ikna edici açıklamalar yapmışlardır (bk. İbn Atıyye, V, 321).
Evrendeki her şeyin Allah’ı tesbih ettiğine dikkat çekerek başlayan sûre, O’nun duyular ve akılla idrak edilemeyeni de edileni de bildiğini, çok güçlü ve hikmet sahibi olduğunu hatırlatarak sona ermektedir.
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının! Affeder, hoşgörür ve (suçlarını) bağışlarsanız, (bilin ki) Allah da çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Yüce Allah aileiçi fertler bağlamında karşılıklı olarak eşler arasında ve bazı çocukların ana-babaları için düşmanlık yapabileceği tehlikesine dikkat çekmekte ve dikkatli olunmasını emretmektedir. İfadede yer alan [min] edatı “bir kısmı, bazısı” anlamını vermektedir ve bütün eşlerin ve çocukların değil, bir kısmının böyle olabileceği belirtilmektedir. Ayette özel olarak muhatapların “erkekler” olduğu ve [ezvâc] denen eşlerin de onların “hanımları” olduğu yaklaşımı hiçbir şekilde doğru olamaz. Çünkü bu kelime kadın ve erkek bütün eşleri içermektedir
[Afv], “azarlasa da cezalandırmaktan vazgeçmek”, [safh] “azarlamaktan da cezadan da vazgeçmek”, [mağfiret] ise “günahı tamamen silip affettiğini bile hissettirmemek”tir (İslamoğlu, [Hayat Kitabı Kur’an], s. 1136’da 6. not). Mahşerde Yüce Allah tarafından bağışlanmak isteyenler önce kendileri bu dünyada bağışlama emrini yerine getirmelidir.,Benzer mesajlar: Bakara
2:109; Nûr
24:22.
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlara karşı dikkatli olunuz! Eğer affeder, tedbirinizi alır ve bağışlarsanız, biliniz ki Allah da çok bağışlayıcıdır; çok merhametlidir.
Ey iman edenler: Doğrusu, eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler olabilir. Onlara karşı dikkatli olun. Eğer affeder, kusurlarını görmezden gelirseniz ve bağışlarsanız, bilin ki kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan (sizi ibadet ve istikametten alıkoymak, bâtıla ve günahlara kaydırmak suretiyle) size düşmanlık edenler vardır. Onlardan sakının. Fakat kendilerini affeder, hoş görür ve kabahatlerini örtüp (ıslahlarına çalışır) iseniz, şüphesiz bilmiş olun ki Allah da (sizlere karşı) Gafûr’dur, Rahim’dir.
Ey inananlar, şüphe yok ki eşlerinizin ve evlatlarınızın bazısı, düşmandır size, artık sakının onlardan ve bağışlar ve yüzlerine vurmaz ve suçlarını örterseniz artık bilin ki Allah, suçları örter, rahimdir.
Hicrette ayalleri, evlâtları yüzünden gecikenler hakkında vahyedildiği rivâyet edilmiştir.
Ey mü'minler! Eş ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Bunlar sizi Allah yolundan alıkor ve O'na itaat etmenize köstek olabilirler. Dolayısıyle onlara uymaktan sakının, dikkatli davranın ama hatalarını hoş görür kusurlarını görmez ve bağışlarsanız bilin ki muhakkak Allah tüm suçları örten ve kullarına acıyandır.
Ey iman edenler, eşlerinizden, çocuklarınızdan size düşman olanlar da var. Onlara karşı dikkatli, ihtiyatlı davranın, onlardan kendinizi koruyun. Onlara sorgusuz sualsiz af ile muamele yaparsanız, yaptıklarını azarlamadan, kınamadan görmezlikten gelirseniz, ayıplarını örter, koruma kalkanına alırsanız Allah da size davranışlarınızın aynıyla mukabele eder. Allah çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.
Ey iman edenler! Şüphesiz sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olan vardır. Onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür ve bağışlarsanız şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
14.Tirmizi ve Hakim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre bu ayeti kerime Mekkelilerden Müslüman olan ancak eşleri ve çocukları Medine`ye hicret etmelerini istemeyen bazı kimseler hakkında inmiştir. Bunlar bir süre sonra hicret ederek Resulullah (a.s.)`ın huzuruna vardıklarında kendilerinden önce hicret etmiş olanların din konusunda bilgilerini hayli artırdıklarını ve bir çok şeyi öğrenmiş olduklarını gördüler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.İbnu Cerir`in Ata bin Yesar`dan rivayet ettiğine göre de bu ayeti kerime Avf bin Malik el-Eşca`i hakkında indirilmiştir. Onun eşleri ve çocukları vardı. (Resulullah (a.s.) ile birlikte) bir savaşa çıkmak istediğinde ağlıyor ve: "Bizi nasıl bırakıyorsun?" diyorlardı. O da onlara acıyıp savaştan geri kalıyordu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.İbnu Cerir bu ayeti kerime dışında Teğabun suresinin tamamının Mekke`de indirildiğini söylemiştir.
Ey iman edenler, gerçek şu ki, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizin için (birer) düşmandırlar. O halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Ey iman edenler! Haberiniz olsun ki, zevcelerinizle evlâdlarınızdan bir kısmı, (sizi ibadetten alıkoymak, emirlerinize uymamak suretiyle) size bir nevi düşmandır. O halde onlardan sakının; (kötülüklerinden emin olmayınız). Bununla beraber afv eder, kusurlarına bakmaz, günahlarını örterseniz, şübhe yok ki Allah Gafûr'dur= çok bağışlayandır, Rahîm'dir= çok merhametlidir.
Ey iman edenler! Hanımlarınızdan ve çocuklarınızdan size düşman olan vardır. Onlardan sakının. Eğer affedip vazgeçerseniz, bağışlarsınız, bilin ki Allah Gafur ve Rahimdir.
Ey inanmış olanlar! Kadınlarınızdan, çocuklarınızdan size düşmanlar vardır, onlardan çekininiz, bağışlayıp suçlarından geçerseniz, bağışlarsınız; Allah dahi bağışlar, Allah yarlıgar
Ey inananlar! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlara karşı dikkatli olun! Bununla beraber (onların hoş olmayan davranışlarına karşı) müsamaha eder, kusurlarına bakmaz ve onları bağışlarsanız bu da sizin için bir fazilettir. Biliniz ki Allah affedicidir (onları affettiğiniz için O da sizi affeder) ve merhameti bol olandır.
Dünya bir sınav yeri olduğu için insan değişik zamanlarda farklı şeylerle imtihan edilmektedir. Bir sonraki ayette de görüleceği gibi bu imtihan, kişinin malıyla ve çevresiyle olduğu gibi aynı çatı altında yaşayan eşiyle ve çocuklarıyla da olabilmektedir. Hz. Nuh’un ve Hz. Lût’un eşlerinin iman etmeyişleri ve kocaları “peygamber” olmasına rağmen onlara karşı çıkmaları ve hatta kocalarının düşmanlarıyla iş birliği yapmaları onlar için zor bir imtihandı (Tahrim S.
66:10). Yine oğlunun, babasının itibarını sarsacak şekilde Hz. Nuh’a karşı çıkması ve imansızlıkta direnmesi oldukça güç bir imtihandı.
Ey inananlar! Eşleriniz ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler olur, onlardan sakının; ama, siz affeder, suçlarını örter ve bağışlarsanız bilin ki Allah da bağışlar ve acır.
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Ey inananlar, eşleriniz ve çocuklarınız size düşman olabilirler. Öyleyse onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörülü davranır ve bağışlarsanız, elbette ALLAH da Bağışlayandır, Rahimdir.
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoş görür ve bağışlarsanız, bilin ki Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.
Ey o bütün iyman edenler! Haberiniz olsun ki çiftleriniz ve evlâdlarınızdan size düşman vardır, onun için onların mahzurlarından sakının, bununla beraber afveder, kusurlarına bakmaz, örterseniz şübhe yok ki Allah gafurdur rahîmdir
Ey îman edenler, eşlerinizin, evlâdlarınızın içinde hakıykaten size düşman (olanlar) da vardır. O halde onlardan sakının. (Bununla beraber) afveder, kusurlarını başlarına kakmaz, örterseniz şübhesiz Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
Ey îmân edenler! Şübhesiz ki eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olan vardır. O hâlde onlardan sakının! Eğer affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, artık şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.(1)
(1)İbn-i Abbâs (ra)’a bu âyet hakkında suâl edildiğinde, şöyle demiştir: “Bunlar Mekke ahâlîsinden bazı kimselerdi ki, Müslüman olup Resûl-i Ekrem (asm)’ın yanına gelmek istemişlerdi. Fakat zevceleri ve evlâdları kendilerini terk etmelerini arzu etmeyip hicretlerine mâni‘ olmuşlardı. Bu kimseler bilâhire hicret edip Resûlullah(asm)’ın yanına vardıklarında, daha evvel hicret edenlerin kendilerine nazaran dînî ma‘lûmatlarının çok inkişâf ettiğini görmüşler, hicretlerine mâni‘ olan zevce ve evlâdlarını cezâlandırmak istemişlerdi. Bunun üzerine bu âyet nâzil olmuştur.” (İbn-i Kesîr, c. 3, 510) “Eğer hasmını (düşmanını) mağlûb etmek istersen, fenâlığına karşı iyilikle mukābele et! Çünki eğer fenâlıkla mukābele edersen, husûmet (düşmanlık) tezâyüd eder (artar). Zâhiren mağlûb bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti (düşmanlığı) idâme eder (devâm ettirir). Eğer iyilikle mukābele etsen, nedâmet eder (pişmân olur), sana dost olur. (...) Mü’minin şe’ni (hâli), kerîm (cömert) olmaktır. Senin ikrâmınla sana musahhar olur (emrine girer). Zâhiren leîm (kınanacak bir hâlde) bile olsa, îman cihetinde kerîmdir. Evet, fenâ bir adama: ‘İyisin, iyisin!’ desen, iyileşmesi ve iyi adama: ‘Fenâsın, fenâsın!’ desen, fenâlaşması çok vukū‘ bulur. Öyle ise: وَ اِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِمَرُّوا كَرِيمًا [Boş şeyler (söz ve hareketler) ile karşılaştıkları zaman, (yüz çevirerek) vakarla geçip giderler!] وَاِنْ تَعْفُوا وَ تَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَاِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ [Eğer affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, artık şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir] gibi desâtir-i kudsiye-i Kur’âniyeye (Kur’ân’ın kudsî düsturlarına) kulak ver, saâdet ve selâmet ondadır.” (Mektûbât, 22. Mektûb, 93)
Ey İman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşmanlık yapan olursa, onları uyarın. Eğer onları affederseniz, anlaşırsanız ve bağışlarsanız, Allah da bağışlayan ve merhametli olandır.
Mü/minler! Karılarınızdan ve çoluk çocuklarınızdan size düşman olanı vardır [¹], onlardan çekinin, eğer onlardan vazgeçer, onları bağışlar ve yadigarsanız [²] öyle muamele görürsünüz; çünkü Allah yarlıgayan, bağışlayandır.
[1] Sizi Allah'a itaatten alıkor veya din ve dünyadan dolayı düşmanınız olur.[2] Yâni kabahatlerini örterseniz.
Ey iman edenler! Şüphesiz sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. O halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür ve bağışlarsanız, artık elbette Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Ey inananlar! Eşleriniz ve çocuklarınız arasında, bilerek veya bilmeyerek size düşman olanlar bulunabilir; öyleyse, onlara karşı dikkatli davranın! Eşinize ve çocuklarınıza duyduğunuz sevgi, sizi inancınıza göre yaşamaktan alıkoymasın. Sevdikleriniz arasından, inancınızdan taviz vermenizi isteyenler her zaman çıkabilir. Onlara karşı asla merhametsizce kaba ve sert davranmayın! Eğer onların ufak tefek kusurlarını görmezlikten gelir, ölçüsüzce davranışları karşısında onlara sabır ve merhametle yaklaşır ve hatalarını bağışlarsanız, —ki ıslah olacaklarsa, ancak bu şekilde olurlar— Allah da sizi bağışlayacaktır. Hiç kuşkusuz Allah bağışlayıcı, çok merhametlidir.
Ey iman edenler!
Sizin için kendi eşlerinizden ve çocuklarınızdan düşmanlık olabilir. Onlara dikkatli ve tedbirli olun! Eğer affederseniz, aldırmazsanız ve bağışlarsanız, gerçekten Allah, rahîm gafûrdür.
Ey îman edenler! Sizin düşmanlarınızın bir kısmı da eşleriniz ve çocuklarınızdır.1 Şu halde onlara karşı da dikkatli olun. Yine de onları affeder, hoş görür ve bağışlarsanız, (şunu iyi bilin ki) elbette Allah, çok bağışlayıp pek esirgeyendir.
1 Yukarıdaki tercüme (عَدُوًّا) kelimesinin, (إِنَّ)’ nin ismi olması sebebiyle yapılmıştır. Burada kastedilen anlam; “Ey îman edenler! Sizin o kadar çok düşmanınız vardır ki, bunlardan bir kısmı da sizin eşleriniz ve çocuklarınızdır.” şeklindedir. Genel de tüm tercümelerde bu durum, gözden kaçmış olabilir.
SİZ EY imana ermiş olanlar! Bakın, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazısı 11 size düşmandır: öyleyse onlara karşı dikkatli olun! 12 Ama [hatalarını] hoş görür, tahammül eder ve affederseniz, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, bir rahmet kaynağıdır.
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size karşı düşmanlık edenler olabilir. Onun için onların tavır ve tutumlarına karşı dikkatli olun. Eğer onların yanlış tutumlarını affeder, hoş görür ve bağışlayıcı olursanız iyi bilin ki Allah da eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet kaynağıdır. 9/23-24, 58/22
SİZ ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar var. Onlara karşı dikkatli olun. Bununla birlikte affedici, hoşgörülü ve bağışlayıcı olursanız,[5140] bilin ki Allah da tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.[5141]
[5140] el-‘Afv, azarlasa da cezadan vazgeçmek; es-safh, azardan da cezadan da vazgeçmek; el-ğafr (mağfiret) günahı tamamen silip affettiğini bile hissettirmemektir.
[5141] Zımnen: İmanınıza değil de “sizin şahsınıza” (lekum) düşmanlık ediyorlarsa, dikkatli olmakla birlikte affedici olun.
Ey imân etmiş olanlar! Şüphe yok ki, zevcelerinizden ve evlâdınızdan sizin için düşman (olanlar) vardır, imdi onlardan sakınınız. Mamaafih, eğer affederseniz, kusurlarına bakmazsanız ve setrederseniz artık şüphe yok ki Allah çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve evlatlarınızdan size düşman olanlar da çıkabilir. Böyle olanlara karşı dikkatli olun! Bununla beraber müsamaha eder, kusurlarına bakmaz, onları affederseniz bu da sizin için bir fazilettir. Çünkü Allah da gafûrdur, rahîmdir (affı ve ihsanı boldur. Siz kusurları bağışlarsanız O da size öyle muamele eder). [63, 9; 8, 28]
Erkek veya kadın bir müminin, ailesini, eş veya çocuklarını sevmesi, bazen dininin gereklerine aykırı davranmaya götürebilir. Ölçü, Allah Teâlânın ölçüsü ile ölçmektir. Allah’ın merhamet ve şefkatinden daha ileri bir şefkat genellikle tersine bir sonuç doğurur. Şu halde müminlere gereken, bizleri yaratan Rabb Teâlânın helâl ve haram ölçülerini gözetmektir.
Ey inananlar, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazıları size düşmandır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörür, bağışlarsanız muhakkak ki Allah da bağışlayandır, esirgeyendir (O da sizi bağışlar).
Ey inanıp güvenenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler olur; onlara karşı dikkatli olun. Ancakkusurlarını görmez, yeni bir sayfa açar ve durumu düzeltirseniz bilin ki Allah da durumunuzu düzeltir ve ikramda bulunur.
-Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının. Eğer, affeder, kusurlarını bakmaz ve bağışlarsanız; Allah da bağışlar ve merhamet eder.
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının. Fakat affeder, hoş görür ve kusurlarını örterseniz, hiç şüphe yok ki Allah da çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Ey iman edenler! Şu bir gerçek ki, eşlerinizin ve evlatlarınızın içinden size bir düşman vardır; onlara karşı dikkatli olun! Eğer affeder, ellerini tutar, hatalarını görmezden gelirseniz, kuşkusuz, Allah da affedici, merhamet edici olur.
iy anlar kim įmān getürdiler! bayıķ 'avratlaruñuzdandur daħı oġul ķızlaruñuzdandur düşmān sizüñ pes śaķınuñ anlardan. daħı eger 'afv eyleyesiz daħı śuçdan geçesiz daħı yarlıġayasız bayıķ Tañrı yarlıġayıcıdur raḥmet ķılıcı.
İy mü’minler, sizüñ ‘avratlaruñuzdan ve oġul ḳızlaruñuzdan düşmanlarvardur size. Pes anlardan ṣaḳınuñ ve eger ‘afv idüp ṣuçların baġışla‐sañuz, pes Tañrı Ta‘ālā ‘afv idici ve raḥmet idicidür.
Ey iman gətirənlər! Şübhəsiz ki, zövcələrinizdən və övladınızdan sizə düşmən olanlar vardır. (Onlar din və ya dünya işlərində sizin əleyhinizə çıxar, sizi ibadətdən, yaxşı əməllərdən yayındırarlar. Hətta siz bir dəfə Məkkədən Mədinəyə hicrət etmək istədiyiniz zaman onlar müxtəlif bəhanələrlə sizi bu fikrinizdən daşındırmışdılar). Onlardan özünüzü gözləyin! Amma (tövbə edəcəkləri təqdirdə) onları əfv etsəniz, (təqsirlərindən) keçsəniz və bağışlasanız (daha yaxşı olar). Çünki Allah (günahları çox) bağışlayandır, rəhm edəndir!
O ye who believe! Lo! among your wives and your children there are enemies for you, therefor beware of them. And if ye efface and overlook and forgive, then lo! Allah is Forgiving, Merciful.
O ye who believe! Truly, among your wives and your children are (some that are) enemies to(5494) yourselves: so beware of them! But if ye forgive and overlook,(5495) and cover up (their faults), verily Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful.*
5494 In some cases the demand of families, i.e., wife and children may conflict with a man's moral and spiritual convictions and duties. In such cases he must guard against the abandonment of his convictions, duties, and ideals to their requests or desires. But he must not treat them harshly. He must make reasonable provision for them, and if they persist in opposing his clear duties and convictions, he must forgive them and not expose them to shame or ridicule, while at the same time holding on to his clear duty. Such cases occurred when godly men undertook exile from their native city of Makkah to follow the Faith in Madinah. In some cases their families murmured, but all came right in the end. 5495 For the different words for "forgiveness" see n. 110 to
2:109.