Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1087, sondan
5150. ayet;
7. sure ve
A'raf Suresinin
133. ayetidir.
A'raf Suresi 133. ayetinin kelime sayisi
13, harf sayısı
80 ve toplam ebced değeri ise
4676 olarak hesaplanmıştır.
A'raf Suresinin toplam ebced değeri
1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (18)
ل (9)
م (7)
ص (1) bulunuyor.
فارسلنا عليهم الطوفان والجراد والقمل والضفادع والدم ايات مفصلات فاستكبروا وكانوا قوما مجرمين
فارسلناعليهمالطوفانوالجرادوالقملوالضفادعوالدماياتمفصلاتفاستكبرواوكانواقومامجرمين
Feerselnâ ‘aleyhimu-ttûfâne velcerâde velkummele ve-ddafâdi’a ve-ddeme âyâtin mufassalâtin festekberû vekânû kavmen mucrimîn(e)
Biz de, her biri ayrı ayrı birer mucize olmak üzere başlarına tufan, çekirge, ürün güvesi (haşarat), kurbağalar ve kan gönderdik. (Hiçbirinden ders almadılar.) Büyüklük tasladılar ve suçlu bir kavim oldular.
Daha önce (130. âyette), kuraklık sıkıntısından söz edilmişti. Anlaşıldığına göre bu bir ilk uyarıydı. Ne var ki Firavun ve çevresi, bundan ders alacakları yerde, inkâr ve inatlarını daha da pekiştirdiler; bu uğurda bütün sıkıntılara katlanmaya hazır olduklarını açıklayarak âdeta Allah’a karşı meydan okudular. Yüce Allah da onları 133. âyette özetle bildirilen felâketlere mâruz bıraktı. Kur’ân-ı Kerîm’de Firavun ve Mısırlılar’ın inkârları, İsrâiloğulları’na karşı haksız tutumları ve onları serbest bırakmamaktaki ısrarları yüzünden başlarına türlü felâketler geldiği özetle anlatılmış; ibret alınması için bu kadarı yeterli görülmüştür. Tevrat’ta ise, Firavun’u İsrâiloğulları’nı serbest bırakmaya mecbur etmek için, daha çok Hârûn’un değneği vasıtasıyla gerçekleştirilen ve İsrâiloğulları’na isabet etmeyen çeşitli felâket mûcizelerinin gerçekleştirildiği bildirilmiştir. Mısırlılar’ın hayat damarları olan Nil sularının kana dönüştürülmesi, bütün ülkenin ve evlerin kurbağalarla dolup taşması, önce tatarcık, ardından at sineği (kımıl) istilası, hayvanların kırılması, insanların ve hayvanların vücutlarını çıban kaplaması, dolu felâketiyle dağdaki insanların ve önceki felâketlerden artakalan hayvanların kırılması, büyük bir çekirge sürüsünün yeri göğü kaplaması şeklinde sıralanan mûcizelerden hiçbiri Firavun’u yola getirmeye yetmemiş; o, her felâket vuku bulduğunda, Mûsâ’ya kendilerini bu felâketten kurtarması halinde İsrâiloğulları’nı serbest bırakacağına dair söz vermiş; fakat felâket geçince sözünden dönmüştür. Nihayet “Rab,... Mısır diyarında bütün ilk doğanları vurdu... Ve Mısır’da büyük feryat vardı; çünkü içinde ölü olmayan bir ev yoktu.” Artık bu son felâket üzerine Firavun, erkeklerinin sayısı 600.000’i bulan İsrâiloğulları’nın 400 yıldır kalmakta oldukları Mısır’dan çıkmalarına izin verdi (Çıkış, 5-12).
Bunun üzerine biz de ayrı ayrı ayetler (mucizeler) olarak üzerlerine tufan, çekirgeler, haşereler, kurbağalar ve kan göndermiştik. Yine de kibirlenmeye devam etmişlerdi; zaten onlar suçlu bir toplumdu.
Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tûfan, çekirge, haşere, kurbağa ve kan gönderdik. Yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular.
Bunun üzerine, Biz de ayrı ayrı ayetler¹ olarak onlara tufan, çekirge, haşarat, kurbağa ve kan gönderdik. Yine de büyüklük taslayıp mücrim² bir toplum olmaya devam ettiler.
1- Mucizeler, kanıtlar, göstergeler. 2- “Suçlu/Hakikat ile bağını koparmış” demek olan bu sözcük, “basit suçlu” anlamında değil; “gerçeği yalanlayan nankör, müşrik, sapkın” anlamına gelmektedir.
Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ve musibetler) olarak üzerlerine tufan (kasırga felaketi,ekinleri ve meyveleri yiyip bitiren) çekirge (sürüleri), buğday güvesi (gibi haşereleri, gökten) kurbağa ve kan (yağıvermesi gibi musibetleri) musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkâr bir kavim olmayı (terk etmediler).
Bunun üzerine, ayrıayrı mucize olmak üzere onlara tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gönderdik, fakat ululanıp inanmaya tenezzül etmediler ve zaten de suçlu bir topluluktu onlar.
Bunun üzerine biz de onlara, selleri, çekirge baskınlarını, haşereleri, kurbağaları ve kana dönüşen suyu musallat ettik. Hepsi de apaçık alametlerdi onlar için, ama burunlarını dikip kibirlendiler. Çünkü günaha gömülüp gitmiş bir topluluktu onlar.
Biz de kudretimizin ayrı ayrı alâmetleri, mûcizeleri olmak üzere, başlarına tûfanlar, çekirgeler, haşereler, kurbağalar ve kan âfetleri musallat ettik. Yine de büyüklük taslamayı, serkeşliği, zorbalığı, diktatörlüğü terketmediler. İslâm'a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen, güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu ve günahkâr bir kavim olmaya devam ettiler.
Biz ayrı ayrı alametler olarak üzerlerine tufan, çekirge, haşarat, kurbağalar ve kan gönderdik. Ama onlar yine büyüklük tasladılar ve suçlular toplumu oldular.
Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat ettik. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular.
Biz de, kudretimizin ayrı ayrı alâmetleri olmak üzere, başlarına (sel felâketi) tufan, (ekinlerine) çekirge, haşerat, (evlerine) kurbağa ve (sularına) kan gönderdik. Yine de inad ettiler, kibirlendiler. Onlar öyle mücrimler gürûhu idiler.
Bunun üzerine Biz de onların üzerine tufan, çekirge, bit (özellikle meyve biti,) kurbağa ve kan yağdırdık; açık mucizeler olarak (onlara gösterdik.) Fakat kibirlendiler (ve inanmadılar.) Çünkü onlar mücrim (azgın ve suçlu) bir toplum idiler.
Onlara azap gelince, dediler ki: «Ey Musa ! Tanrın sana söz verdiği üzere, ona yalvar da bizden bu azabı kaldırır isen, sana inan ederek, Yakup oğullarını seninle göndeririz»
Bunun üzerine biz de onlara, ayrı ayrı birer mucize olarak tufan (su baskını, hayatı felç eden) çekirge sürüsü, (ürünlere zarar veren) böcekler, kurbağalar ve (sularını kızıla boyayan) kan gönderdik. Yine de büyüklük taslayarak günahkâr bir toplum oldular.
Firavun ve halkına gönderilen bu felaketlerin mahiyetlerinin herhangi Kur’ânî bir dayanağı yoktur. Bunlarla ilgili detay açıklamalar tamamen İsrailiyat kaynaklıdır. Hz. Musa’ya verilen dokuz mucize ile ilgili “Mûsâ'ya apaçık dokuz mu‘cize verdik”. (İsra
17:101 ve Neml
27:12) detaylar Kur’an’da farklı şekillerde, değişik yerlerde işlenmiştir.“Doğrusu biz, Musa’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik” (Hûd
11:96, Mü’min
24:23)
Bunun üzerine su baskınını, çekirgeyi, haşeratı, kurbağaları ve kanı birbirinden ayrı mucizeler olarak onlara musallat kıldık; yine de büyüklük taslayıp suçlu bir millet oldular.
Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular.
Mısırlılar Hz. Musa’ya inanmadıkları için Allah Teâlâ onlara yağmur ve sel tufanı gönderdi, bilahare sırasıyla çekirge, haşere, kurbağalar gönderdi ki bu hayvanlar onların ağızlarına ve gözlerine girecek derecede çok idiler. Daha sonra gökten kan yağdırdı, bütün sular kan oldu ve kan içtiler. Bu belâların kalkması için Hz. Musa’ya baş vurdular, o da Allah’a dua etti ve belâlar kalktı; fakat onlar, «Ey Musa, sen gerçekten büyük bir sihirbaz imişsin!» diyerek inkâr etmekte ısrar ettiler.
Üzerlerine tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gibi ayrı ayrı işaretler gönderdik. Buna rağmen büyüklük taslamaya devam ettiler ve suçlu bir topluluk oldular.
Yaşadığımız çağda da bu uyarıcı işaretleri alıyoruz. Cinsel ilişkilerde sınır tanımamamızın sonucu ortaya çıkan, kandaki bağışıklık sistemini etkisiz hale getiren AİDS hastalığı; kimyasal maddelerle kirlettiğimiz göllerde rastlanan deforme olmuş kurbağalar; kömür, petrol ve orman gibi doğal kaynakları sorumsuzca kullanmamız sonucu oluşan "greenhouse" nedeniyle artan sel felaketleri, aşırılıklarımıza karşı tanrısal uyarılardır.
Biz de kudretimizin ayrı ayrı alâmetleri olmak üzere başlarına tufan, çekirge, haşereler, kurbağalar ve kan gönderdik, yine inad edip direndiler ve çok mücrim (suçlu) bir kavim oldular.
Biz de kudretimizin ayrı ayrı âyetleri olmak üzere başlarına tufan gönderdik, çekirge gönderdik, haşerat gönderdik, kurbağalar gönderdik, kan gönderdik yine inad ettiler ve çok mücrim bir kavm oldular
Bunun üzerine biz de, ayrı ayrı alâmetler olmak üzere, başlarına tuufan, çekirge, haşerat, kurbağalar ve kan gönderdik. (Böyle iken) yine (îman etmeyi) kibirlerine yediremediler. Onlar öyle günahkârlar güruhu idiler.
Artık (biz de) onların üzerine ayrı ayrı mu'cizeler olarak; tûfan, çekirge, haşerât, kurbağalar ve (sularına) kan gönderdik, buna rağmen büyüklük tasladılar ve bir günahkârlar topluluğu oldular.(1)
(1)Allah, Fir‘avun kavmine evvelâ yağmur ve sel felâketini, sonra sırayla, her yeri istîlâ edecek çoklukta bulutlar hâlinde çekirge, haşerât ve kurbağa sürülerini gönderdi. Öyle ki bu hayvanların çokluğu öyle bir âfet hâlini aldı ki, Hz. Mûsâ (as)’a îmân etmeyen Kıbt kavminin ev ve eşyâlarının en ücrâ köşelerine, hattâ ağız ve gözlerine kadar giriyorlardı. Bunun ardından, bir müddet, içtikleri sular dahi kana döndü. (İbn-i Kesîr, c. 2, 46)
Sonra bizde onlara, suçlu bir topluluk oldukları için, ortalığı yerle bir eden tufanı, çekirgeleri, haşaratı, kurbağaları ve kanı açıklayıcı işaretler (mucizeler) olarak gönderdik. Sonra, yoldan çıkmış bir topluluk oldukları için yine de büyüklendiler.
Bunun üzerine Musa onlara beddua etmekle biz de tufanı, çekirgeyi, keneyi [⁵], kurbağaları, kanı ayrı ayrı, birbiri ardınca mucize olmak üzere gönderdik. Yine onlar imanı kibirlerine yediremediler, günahkâr kavim oldular.
[5] Veya ufak karınca, küçük böcek.
Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağalar ve kan gönderdik de yine büyüklük tasladılar ve suçlu bir topluluk oldular.
Biz de, her biri başlı başına birer mûcize olarak, üzerlerine günlerce sel suları boşaltan tufanı, her yeri kaplayarak hayatı felç eden sürü sürü çekirgeleri, ürünleri mahveden zararlı böcekleri, nehirleri ve şehirleri dolduran kurbağaları ve içme sularını kızıla boyayan kanı gönderdik. Fakat bütün bu uyarılara karşılık, küstahça kibirlenip sürekli suç işleyen bir topluma dönüştüler.
Ayrı ayrı âyetler / mü’cizeler olmak üzere Kan’ı, Kurbağalar’ı, Haşerât’ı, Çekirgeler’i ve Tufan’ı üzerilerine gönderdik.
Buna rağmen büyüklendiler; suçlu bir kavim oldular.
Biz de her biri (kudretimizin) birer işareti olarak onlara; tûfân,1 çekirge, haşereler,2 kurbağalar ve kan3 mûcizeleri gönderdik. Fakat böbürlendiler ve (Hakk’a inanmayarak) günâhkâr bir toplum, oldular.4
1 Tufan: Dönen her şey için kullanılır. Ancak daha çok şiddetli su ve yağmur için kullanılır. Nitekim toplu ölüm, kıran, kolera, çiçek hastalığı ve salgınına da tûfân denilir. Bu âyetteki tûfân ise, mucize olarak kesintisiz bir hafta devam eden yağmur sonucunda Nil nehrinin taşmasıyla Mısırlılara evlerinin içerisinde bile zarar veren, fakat İsrâil oğullarına zararı dokunmayan, su tûfânıdır.2 Kummel: Henüz yumurtadan yeni çıkmış ve kanatlanmamış çekirge yavrusu, gâyet küçük karınca, buğday güvesi, buğday biti, siyah ve küçük haşere, kurt, kene, bit ve pire gibi haşere, demektir.3 Dem: Kan demektir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre, Firavun toplumunun içecekleri sular, kan olmuş, Nil Nehri kan olarak akmıştır. Zeyd b. Eslem de “bu, burun kanaması idi” demiştir. 4 Hz. Mûsa’nın Firavun ve toplumuna gösterdiği bu mûcizeler ile ilgili olarak Kur’an’da bir izah bulunmamaktadır. Genelde bunlarla ilgili açıklamalar ve rivâyetler, Yahûdî kaynaklı olduğu için bunların burada zikredilmemesinin daha doğru olacağı kanaatiyle alınmamıştır. En doğrusunu Allah bilir. Bk. (Hûd: 96, İsrâ: 101, Neml: 12, Mü’min: 23-24)
Bunun üzerine, Biz de onlara selleri, çekirge [baskınlarını], haşereleri, kurbağaları ve kan[a dönüşen suyu] musallat ettik; 96 [hepsi de] apaçık ayetler/alametlerdi (onlar için): ama burunlarını dikip kurumlandılar; çünkü günaha gömülüp gitmiş bir topluluktu onlar.
Bunun üzerine biz de onlara, tufanı, çekirgeyi, küçük keneyi, kurbağaları ve kanı apaçık mesajlar olarak musallat ettik. Buna rağmen onlar yine de büyüklendiler. Onlar zaten günaha dalmış bir toplum idi. 7/130, 17/101
Bunun üzerine Biz de onlara tufanı,[1248] çekirge ve kurbağa sürülerini, zararlı böcekleri ve kan(kırmızı suyu) musallat ettik; (bunlar) apaçık mesajlardı, fakat yine de büyüklük tasladılar: Zira onlar günaha batmış bir topluluktular.
[1248] Tufan, “insanı çepeçevre kuşatan felaket” (Râğıb). Ya da “felaket nedeniyle kitlesel ölümler” (Tâc). Buna Mısır’ın hem saadeti hem felaketi olan su taşkınlarını da eklemek gerek.
Artık Biz onların üzerine ayrı ayrı harikalar olmak üzere tufanı, çekirgeleri, böcekleri, kurbağaları, kan gönderdik. Yine böbürlendiler ve günahkârlar olan bir kavim oldular.
Biz de kudretimizin ayrı ayrı delilleri olarak onların üzerine tufan gönderdik, çekirgeler gönderdik, haşerat gönderdik, kurbağalar gönderdik, kan gönderdik. Yine de inad edip büyüklük tasladılar ve suçlu bir topluluk oldular. [17, 101; 27, 12] {KM, Çıkış 7 ve 12. bölümler; Mezmurlar 105;28-36}
Firavun halkına gönderilen bu felaketlerin gerek nitelikleri, gerek süreleri hakkında, Kur’ân’da hiçbir bilgi ve işaret bulunmuyor. İsrailiyat kaynaklı ayrıntılı hikayeler bazı tefsirlerde yer almıştır.
Biz de onların üzerine ayrı ayrı mu'cizeler olarak Tufan, Çekirge, Kımıl (haşerat), Kurbağalar ve Kan gönderdik; ama yine büyüklük tasladılar ve suçlu bir topluluk oldular.
Biz de üzerlerine su baskını, çekirge, kımıl ve kurbağa salgını ve kanı, herbiri ayrı ayrı birer gösterge (ayet) olarak gönderdik. Yine de büyüklük tasladılar ve suçlular topluluğu haline geldiler.
Bu yüzden onlara, tufanı, çekirgeyi, küçük keneyi, kurbağaları ve kanı apaçık işaretler olarak musallat ettik. Buna rağmen büyüklendiler. Onlar zaten suçlu bir toplum idi.
Biz de onlara ayrı ayrı mucizeler olarak tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gönderdik. Yine de onlar iman etmeyi kibirlerine yediremediler ve bir mücrimler güruhu olup çıktılar.
Biz de onlar üzerine, açık açık mucizeler olarak tufan, çekirge, haşarat, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de kibre saptılar ve günahkâr bir topluluk oluverdiler.
pes viribidük anlaruñ üzere śu ŧufānıñ daħı çegürge daħı buġday biti daħı ķurbaġalar daħı ķan nişānlar ķaçınılmışlar pes boyun virmediler daħı oldılar bir ķavm yazuķlular.
Pes gönderdük anlar üstine ṭā‘ūnı, daḫı çekirgeyi, ḳurādları daḫıḳurbaġaları, daḫı ḳanı gönderdük biri birinden ayrılmış āyetler. Pes büyük‐lendiler, daḫı anlar yaman ḳavm‐idi.
Biz ayrı-ayrı mö’cüzələr üzrə onlara tufan, (əkinlərinə) çəyirtkə və həşərat, (evlərinə, yeməklərinə) qurbağa və (çeşmələrinə, kəhrizlərinə) qan göndərdik. Onlar yenə də (iman gətirməyi) özlərinə sığışdırmayıb kafir bir tayfa oldular.
So We sent them the flood and the locusts and the vermin and the frogs and the blood a succession of clear signs. But they were arrogant and became guilty.
So We sent (plagues) on them: Wholesale Death,(1090) Locusts, Lice, Frogs, And Blood: Signs openly(1091) self-explained: but they were steeped in arrogance,- a people given to sin.*
1090 Tufan = a widespread calamity, causing wholesale death and destruction. It may be a flood, or a typhoon, or an epidemic, among men or cattle. Perhaps the last is meant, if we may interpret by the Old Testament story. See also Exod.
9:3, 9, 15;
12:29 . 1091 In
17:101, the reference is to nine Clear Signs. These are: (1) the Rod (
7:107), (2) the Radiant Hand (
7:108), (3) the years of drought or shortage of water (
7:130), (4) short crops (
7:130), and the five mentioned in this verse, viz., (5) epidemics among men and beasts, (6) locusts, (7) lice, (8) frogs, and (9) the water turning to blood.