Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1163, sondan
5074. ayet;
8. sure ve
Enfal Suresinin
3. ayetidir.
Enfal Suresi 3. ayetinin kelime sayisi
6, harf sayısı
34 ve toplam ebced değeri ise
1955 olarak hesaplanmıştır.
Enfal Suresinin toplam ebced değeri
375915 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
الذين يقيمون الصلوة ومما رزقناهم ينفقون
الذينيقيمونالصلوةوممارزقناهمينفقون
Elleżîne yukîmûne-ssalâte vemimmâ razeknâhum yunfikûn(e)
Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.
Dünya bir imtihan yeri, dünya hayatı da imtihandır. İnsanlar çeşitli imkân ve nimetleri kullanma, emirlere itaat, yasaklardan kaçınma, felâket, musibet ve kayıplar karşısında tercih edilen tutum ve davranışlar bakımından imtihan edilmektedirler. Sahâbîlerden bir kısmının savaş ganimeti konusundaki beklentileri, bu beklentiler gerçekleşmeyince takındıkları tavır, kâmil iman ve takvâ sahibi müminlere yakışmadığı, imtihanda eksik puan almaya sebep olabileceği için “gerçek ve kâmil müminlerin sahip olmaları gereken nitelikler” konusunda bir açıklamayı gerekli kılmıştır. Burada gerçek müminlerin beş vasfı açıklanmış, arkasından da bunları gerçekleştiren ve imtihanı kazananların elde edecekleri sonuç ve ödüller bildirilmiştir: 1. Kâmil mânada mümin olanların imanlarıyla duyguları arasında bir etkileşim vardır; Allah’ı andıklarında, kendilerine Allah’tan söz edildiğinde heyecan duyarlar, gönüllerinde korku ile coşku karışımı duygular oluşur. 2. Allah’ın âyetleri okundukça hem yeni bilgiler edinir ve bunlara da iman etmek suretiyle inançlarını nicelik yönünden arttırırlar hem de her bir âyet, ihtiva ettiği incelik, güzellik, hikmet ve bilgiler sebebiyle Kur’an’ın Allah’tan geldiğine delil teşkil ettiği için nitelik yönünden imanlarını güçlendirirler. 3. Müminler de mal, mülk, evlât, eş dost edinirler, fakat onların dayanıp güvendikleri bu fâni varlıklar değil, her şeyi yaratan ve mülkün gerçek sahibi olan Allah’tır. 4. Namaz, Allah ile kurulan bağın gerçekleştiği en uygun ve en güzel vasıta olduğu için onu büyük bir özenle ifa etmeye çalışırlar. 5. Allah’ın verdiği rızıktan kendileri yararlandıkları gibi yakından uzağa doğru başkalarının da ondan yararlanmasına imkân verirler; nafaka, zekât ve sadaka verme, vakıf kurma, ödünç verme ve kullandırma, ikram etme gibi malî vazife, yardım ve iyilikleri ihmal etmezler. İslâm düşünce tarihinde imanın artma ve eksilme kabul edip etmeyeceği konusu tartışılmıştır. İman terimine, haklı olarak “tasdik” (dini doğrulama, inanma) mânası veren Sünnî kelâmcılara göre tasdik bölünmeye müsait olmadığı, inanılacak konular da belirlenmiş ve sınırlanmış bulunduğu için bunların nicelik yönünden artması veya eksilmesi mümkün değildir. Bu âyette olduğu gibi artma veya eksilmeden söz eden metinleri şu şekillerde yorumlamak ve anlamak gerekir: a) Dine toptan ve ilke olarak inananlar, âyetler geldikçe detayları öğrenir ve bunlara da inanarak imanlarını arttırırlar. b) İman üzerinde devam ve sebat etmek de süresi bakımından onun artması demektir. c) Mümin inancına göre yaşamaya devam ettikçe ibadetleri ve güzel davranışları, imanın gönüllerde ve zihinlerde hâsıl ettiği aydınlığı (nuru) arttırır (Ebü’l-Muîn enNesefî, I, 809 vd.).
Onlar, namazlarını doğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz (şeyler)den (Allah yolunda) [infak] edenlerdir (verenlerdir).
Onlar namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcarlar.
Onlar, salatı ikâme eden¹ ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak² edenlerdir.
1- Yardımlaşma ve dayanışmayı canlı ve diri tutan ve gereği gibi yerine getiren.
2- İhtiyaç sahiplerine yardım etmek.
Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (severek ve sadece Allah’ın rızasını gözeterek) infak ederler. (Hayırda ve Hakk yolunda harcayıverirler.)
Onlardır ki namaz kılarlar ve rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını harcarlar.
Onlar ki, namazlarında devamlı ve kararlıdırlar; kendilerine rızık olarak bahşettiğimiz şeylerden başkalarının yararına harcarlar.
Namazları erkanına, şartlarına, vaktine riayet ederek âşikâre kılanlardır; kendilerine verdiğimiz rızık ve servetten karşılık gözetmeden gönüllü harcayanlar, insanların ihtiyaçlarını görenlerdir.
Namazlarını kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayra harcarlar.
Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
Müminler o kimselerdir ki, namazı gereği üzre kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan Hak yolunda harcarlar.
Onlar ki; namazı doğruca kılarlar ve Allah’ın onlara verdiği rızıktan nafaka verirler.
Namazların kılarlar, yedirirler verdiğimiz azıktan
Onlar ki; namazı/salâtı ikame ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler (rızık emanetini sahibine teslim ederler).
Bkz.
2:3Onlar, vahiyle kemâle erdikten sonra Allah’a karşı sorumluluklarının bilinciyle namaza durarak Allah’la hasbihal ederler ve böylece günün belli zamanlarında namaz ibadetiyle Allah’ın lütfundan istifade etmiş olurlar.Yine onlar, Allah’ın kendilerine emanet ettiği nimetleri infak yoluyla sahiplerine ulaştırarak topluma karşı sorumluluklarını yerine getirirler.
2,3. İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.
Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir.
Onlar ki namazı gözetirler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan yardım olarak verirler.
Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.
O kimseler ki nemazı dürüst kılarlar ve kendilerine merzuk kıldığımız şeylerden infak eylerler,
(Mü'minler) onlardır ki namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızk olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcarlar.
Onlar ki, namazı hakkıyla edâ ederler(2) ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden(Allah yolunda) sarf ederler.(3)
(2)Bakınız; (Bakara Sûresi, sahîfe 1, hâşiye 3)(3)Bakınız; (Bakara Sûresi, sahîfe 1, hâşiye 4)
O inanan kimseler namazlarını kılarlar ve onlara verdiğimiz rızıklardan da ihtiyaç sahiplerine verirler.
2, 3. Kâmil mü/minler ancak Allah anıldığı zaman yürekleri hop hop atan, huzurlarında, Allah/ın âyetleri okunduğu zaman imanları artan, Rablerine mütevekkil olan, namazı dosdoğru kılan, bizim verdiğimiz rızıktan harceden kimselerdir.
Onlar namaz kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince infak ederler.
Onlar ki, Müslümanlığın vazgeçilmez şartı olan namazı —ona gereken dikkat ve özeni göstererek, dosdoğru ve aksatmadan— kılarlar ve kendilerine bağışladığımız nîmetlerden bir kısmını, toplum yararına fedâkârca paylaşarak Allah için yoksullara harcarlar.
Namaz’ı kılıyorlar; kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden harcıyorlar.
İşte o (mü’minler) namazı dosdoğru ve devamlı kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, Allah yolunda harcarlar.
Onlar ki, namazlarında devamlı ve kararlıdırlar; kendilerine rızık olarak bahşettiğimiz şeylerden başkalarının yararına harcarlar: 4
Yine bunlar namazı hakkıyla kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda infak ederler. 12/177, 13/22, 14/31, 22/41, 35/29- 30, 58/13 2/3- 195- 254- 261- 267- 272, 3/92- 134, 14/31, 57/7, 63/10
Onlar namazı hakkını vererek kılarlar[1325] ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan cömertçe sarf ederler.[1326]
[1325] Bkz:
2:3, not 6;
7:170, not 135.
[1326] Yunfikûn’un türetildiği kök, “cömertçe” ilavesini kaçınılmaz kılmaktadır (Lisân). Namaz insanın Allah’a karşı sorumluluğu, zekât insanın topluma karşı sorumluluğudur. Bu iki kanattan biri kırılırsa, diğeriyle ruh kuşu miraç menziline uçamaz (İnfâk için ilk geçtiği
36:47’nin notuna bkz).
Onlar (o mü'minlerdir ki) namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerini merzûk etmiş olduğumuz şeylerden infakta bulunurlar.
Namazı hakkıyla ifa edip kendilerine nasib ettiğimiz mallardan hayırlı işlerde harcarlar.
Namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) harcarlar.
Namazlarını tam kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden hayra harcarlar.
Bunlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.
Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden bağışta bulunurlar.
Namazı/duayı yerine getirirler onlar. Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden dağıtırlar.
anlar kim ŧurururlar namāzı daħı andan kim rūzį virdük anlara śadaķa virürler.
Ol kişiler ki durġururlar namāzı, daḫı özlerine virdügümüz rızḳdan nafaḳaiderler.
(Vaxtlı-vaxtında, lazımınca) namaz qılar və verdiyimiz ruzidən (Allah yolunda) sərf edərlər.
Who establish worship and spend of that We have bestowed on them.
Who establish regular prayers and spend (freely) out of the gifts We have given them for sustenance:(1180)*
1180 Sustenance: again in both the literal and the metaphorical sense. The object is to warn off from the love of booty and worldly wealth. Why do we want these? To all true Believers Allah gives generous sustenance in any case, in both senses, but especially in the spiritual sense, for it is coupled with forgiveness and grades of dignity before Allah, in the next verse.