Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1300, sondan
4937. ayet;
9. sure ve
Tevbe Suresinin
65. ayetidir.
Tevbe Suresi 65. ayetinin kelime sayisi
13, harf sayısı
63 ve toplam ebced değeri ise
5002 olarak hesaplanmıştır.
Tevbe Suresinin toplam ebced değeri
738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
ولئن سالتهم ليقولن انما كنا نخوض ونلعب قل ابالله واياته ورسوله كنتم تستهزؤن
ولئنسالتهمليقولنانماكنانخوضونلعبقلاباللهواياتهورسولهكنتمتستهزؤن
Vele-in seeltehum leyekûlunne innemâ kunnâ neḣûdu venel’ab(u)(c) kul ebi(A)llâhi veâyâtihi verasûlihi kuntum testehzi-ûn(e)
Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?”
Bu âyetlerde münafık karakteri ve münafıkların davranışlarıyla ilgili tasvire yeni kesitler eklenmekte, bir taraftan müslümanlar onların görünen yüzlerine aldanmamaları için uyarılmakta, diğer taraftan da Allah’ın âyetleri, peygamberi ve müslümanlarla alay eden münafıklarakendilerinden önceki inkârcı kavimlerin acı sonları hatırlatılmaktadır. Burada işaret edilen münafıklara ait söz ve davranışlar, tefsirlerde daha çok Tebük Seferi öncesinde ve bu sefer esnasında yaşanan olaylarla açıklanır; bu konudaki rivayetler âyetlerin yorumuna ışık tutmakla beraber, âyetlerin üslûbu ve sözün akışından daha çok münafık tiplemesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır (münafıklar hakkında ayrıca bk. Bakara
2:8-20; Nisâ
4:138-140, 142-146; Münâfikun
63:1-8). Tefsirlerde 61. âyetin inişi ile ilişkilendirilen bazı rivayetlere yer verilir. Bunlardan biri şöyledir: Bazı münafıklar özel sohbetlerinde Resûlullah’ı çekiştiriyorlardı, sonra içlerinden biri “Aman bunlar onun kulağına gitmesin” diye ikazda bulununca, “O her söze kolayca kanar, söylediklerimizi inkâr ederiz, üstüne bir de yemin ettik mi bize inanır” şeklinde cevaplar veriyorlardı (Taberî, X, 168-169). Resûl-i Ekrem’in, münafıkların yalanlarını yüzlerine vurmadığı ve özellikle yemine çok değer verdiği gerçeğinden hareketle söz konusu rivayetlerle âyet arasında bağ kurulabilir. Fakat burada asıl amacın münafıkların tutumlarından bir kesit verip onların zihniyetini mahkûm etmek ve bu vesileyle dikkatleri Hz. Peygamber’in yüksek ahlâkına yöneltmek olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan münafıkların, “O her söylenene kulak veriyor” anlamındaki sözleriyle, Resûlullah’ın bazı sesler işitip onu vahiy olarak yansıttığı iddiasında bulunmuş oldukları yorumu da yapılmıştır. “Allah’ın resulünü incitenler” şeklinde tercüme edilen kısmı “peygamberi yerip kınayanlar” şeklinde anlamak da mümkündür (Esed, I, 366). Âyetin, “O sizin için hayırlı olana kulak veriyor” şeklinde tercüme edilen kısmı şöyle izah edilebilir: Resûlullah gelişigüzel tahminlerle insanlar hakkında yargıda bulunmaz, Allah’a olan derin imanının yanı sıra müminlere de büyük bir güven duyar ve söylenenleri böyle iyi niyet temeline dayanan bir anlayışla değerlendirir. Bu cümlede onun kulak verdiği bildirilen şeyle kastedilenin, bütün insanlığın hayrına olan “vahiy” olduğu da söylenmiştir. Allah’ın mesajını ileten elçi olması itibariyle 62. âyette Hz. Peygamber de Allah’ın yanı sıra zikredilmiş fakat kimin hoşnut kılınması gerektiğini belirten zamir tekil kullanılmıştır. Bazı müfessirler bununla ilgili olarak, resulünün rızâsını kazanmanın Allah’ın da rızâsını kazanma mânasına geldiği yönünde açıklamalar yaparken, bazıları da burada hoşnutluğuna erişilmesi hedeflenecek yegâne varlığın Cenâb-ı Allah olduğuna işaret bulunduğunu belirtmişlerdir (Şevkânî, II, 429). 63 ve 64. âyetler arasında şöyle bir bağ kurulabilir: Allah ve resulüne karşı çıkan, din özgürlüğünü yok etmek için uğraş veren kimseler, bu durumları dünyada açığa çıkmış olsa da olmasa da içinde ebedî olarak kalacakları cehennem azabına çarptırılacaklardır, en büyük rezil-rüsvâ olma aslında budur. Münafıklar bunu bilip dururken, sadece dünyada rezil olmaktan, haklarında bir sûre indirilip kalplerindekinin ortaya dökülmesinden endişe etmektedirler. Münafıkların ileri sürdükleri mazeretin geçersizliğini belirten 65. âyet, dolaylı bir tarzda müminlere yönelik olarak da dinî ve itikadî konuların şaka ve eğlence konusu edilemeyeceği hususunda ciddi bir uyarı ihtiva etmektedir. Münafıkların bir kısmı iman ile küfür arasında bocalayan, diğer bir kısmı ise bilinçli olarak ve ısrarla inkârcılığını sürdüren fakat müslümanlara karşı bunu gizlemeye çalışan kişilerdir. İşte 66. âyette, aklını ve iradesini doğru yönde kullanmayı, içindeki hak-bâtıl mücadelesini imanın galibiyetiyle sonuçlandırmayı başaranlara yüce Allah’ın bağış kapısının açık bulunduğu, inkârcılıkta ısrar edenler için ise kötü âkıbetin kaçınılmaz olduğu haber verilmektedir. 67. âyette münafık karakterine ve 68. âyette münafıkların acı âkıbetlerine değinildiği gibi, 71. âyette mümin karakterine ve 72. âyette de onların mutlu sonlarına işaret edilerek iki grup arasında bir mukayese yapılmasına imkân sağlanmıştır. 69-70. âyetlerde, gerçekte inkârcı oldukları halde iman etmiş gibi görünen münafıkların âkıbetlerinin açıktan açığa peygamberlere karşı mücadele veren inkârcılardan daha iyi olmayacağı belirtilmekte, güç ve servet sahibi olsalar da inkârcıların boş davalar uğruna yaptıklarının gerek dünyada gerekse âhirette ziyan olup gittiği (bu konuda bk. Âl-i İmrân
3:10, 116-117) hatırlatılıp münafıkların da bundan ders almaları gerektiği uyarısı yapılmaktadır.
Onlara (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette “Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk.” derler. De ki: “Allah ile, O’nun ayetleri ile ve Elçisi ile mi alay ediyordunuz?”
Onlara sorsan derler ki: “Biz ancak şakalaşıp eğleniyorduk.” De ki: “Allah ile, ilkeleri ve peygamberiyle mi alay ediyorsunuz?”
Eğer onlara soracak olsan, “Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk.” derler. De ki: “Allah ile mi, O'nun âyetleri ve Resûlü ile mi alay ediyordunuz?”
Yemin olsun ki (Allah’tan zafer umanları ve bu yolda çaba harcayanları hayalcilikle suçlayanlara) eğer onlara (bu laçka ve laubali tavırlara niçin girdiklerini) sorduğunda ise: “Biz sadece öyle lafa dalmış şakalaşıyorduk” şeklinde cevap verirler. De ki: “Siz Allah ile, O’nun ayetleriyle ve O’nun peygamberiyle mi alay ediyorsunuz? (Çünkü zaferi va’ad eden Cenab-ı Hakk’tır.) ”
Kendilerine sorsan andolsun ki biz diyeceklerdir, ancak dalmıştık da şakalaşmada, oynaşmadaydık. De ki: Allah'la, ayetleriyle ve Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?
Yine de sen onlara her türlü meselede soracak olsan, mutlaka şöyle cevap verirler: “Biz lafa dalmış şakalaşıyorduk.” De ki: “Allah ile, O'nun ayetleriyle, O'nun Rasûlü ile mi alay ediyordunuz?”
Eğer onlara niçin alay ettiklerini sorarsan:
“Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk” derler.
“Allah ile, onun âyetleriyle, Kur'ân'ı ile, O'nun peygamberi ile, peygamberin sünnetiyle mi alay ediyordunuz?” de.
Soracak olursan: "Biz lafa dalmış şakalaşıyorduk" derler. De ki: "Allah ile, O'nun ayetleriyle ve Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?"
65.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Ömer (r.a.)`den rivayet ettiğine göre Tebük seferi esnasında münâfıkların başı olarak bilinen Abdullah bin Übeyy, Kur`an-ı Kerim ve Müslümanlar hakkında birtakım yakışıksız sözler söyledi. Bir Müslüman bunun sözlerini duydu ve: "Yalan söylüyorsun. Ancak sen münâfıksın (bu yüzden böyle konuşuyorsun). Senin söylediklerini Resulullah (a.s.)`a bildireceğim" dedi. Resulullah (a.s.) bundan haberdar olunca, ona karşı mazeret olarak: "Biz lafa dalmış şakalaşıyorduk" dedi. Resulullah (a.s.) da: "Allah ile, O`nun ayetleriyle ve Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?" diye buyurdu. Bu ayeti kerime de bu olayla ilgili olarak indirildi. (Burada İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Ömer (r.a.)`den nakletmiş olduğu iki farklı rivayeti birleştirerek bu bilgileri verdik. Çünkü bu iki farklı rivayet birbirini açıklamakta ve bir bütünlük arzetmektedir).İbnu Cerir`in Katade`den rivayet ettiğine göre de münâfıklardan bir grup Tebük seferi esnasında: "Bu adam Şam diyarının (bugünkü Suriye, Ürdün ve Filistin toprakları) kalelerini ve saraylarını fethedeceğini umuyor! Ne mümkün!" diye konuştular. Yüce Allah da peygamberini bundan haberdar etti. Resulullah (a.s.) münâfıkları çağırarak: "Siz böyle böyle konuştunuz mu?" diye sordu. Onlar: "Biz lafa dalmış şakalaşıyorduk" dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Onlara sorarsan, andolsun: 'Biz dalmış, oyalanıyorduk' derler. De ki: 'Allah ile, O'nun ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?'
Ey Rasûlüm. (Tebük seferine giderken seninle alay eden münafıkların) eğer kendilerine, hakkımda niçin böyle dediniz? diye sorarsan; “-Biz, ancak lâfa dalmış şakalaşıyorduk.” derler. De ki: “- Allah ile, âyetleriyle ve O'nun Peygamberi ile mi eğleniyordunuz?”
Eğer onlara sorarsan; “biz ancak dalıp oynuyorduk” diyecekler. De ki: “Allah ile, ayetleriyle, peygamberi ile mi alay ediyorsunuz?”
Onlara sorarsanız: «Biz ancak lâf atarak eğleniyoruz» derler, diyesin ki: «Siz Allahla, âyetleriyle, peygamberleriyle alay mı edersiz?»
Şayet kendilerine (neden alay ettiklerini) soracak olursan: “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk” diyecekler. De ki: “Allah'la, O'nun ayetleriyle ve Resulüyle mi eğleniyordunuz?”
Tebük Seferi öncesi, Hz. Peygamberin azmini gören münafıklar kendi aralarında: “Şu adamın haline bakar mısınız, kocaman Bizans İmparatorluğunu yenecek ve dünyaya hâkim olacak!” diyerek onu alaya alıyorlardı. Onların bu tavrı vahiy yoluyla Hz. Peygambere bildirilince kendilerine neden böyle saçmalıklarla uğraştıkları sorulunca onlar da ayette ifade edildiği gibi uydurma bir cevap verdi.
Onlara soracak olursan, "Biz and olsun ki, eğlenip oynuyorduk" diyecekler; De ki: "Allah'la, ayetleriyle, Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?"
Eğer onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette, biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk, derler. De ki: Allah ile, O'nun âyetleriyle ve O'nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz?
Rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.) Tebük seferine giderken münafıklardan bir gurup Resûlullah hakkında: «Şu adamın haline bakın, Şam saraylarını feth etmek istiyor. O nerde, Şam saraylarını fethetmek nerde!» diyerek onu küçümsediler ve hakkında dedikodu ettiler. Durum Resûlullah’a vahiyle bildirildi. Münafıklar çağrılıp kendilerine niçin böyle yaptıkları sorulduğunda inkâr ettiler ve «Yolculuk zahmetini unutturmak için şakalaşıyorduk» şeklinde yalan beyanda bulundular. İşte 65. âyet bu münafıklar hakkında nâzil olmuştur.
Kendilerine sorarsan, "Biz sadece şakalaşıp oynuyorduk," derler. De ki: "Siz, ALLAH ile, ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyorsunuz?"
Eğer kendilerine sorarsan, "Biz sırf lafa dalmış, şakalaşıyorduk." derler. De ki: "Allah ile, âyetleri ile ve peygamberi ile mi alay ediyorsunuz?"
Şayed kendilerine sorsan «biz, sırf lâfa dalmış şakalaşıyorduk» derler, de ki: siz, Allah ile, âyetleriyle Peygamberiyle mi eğleniyordunuz?
Şayet onlara (seninle birlikde «Tebük» e giderlerken niçin alay etdiklerini) sorsan, andolsun ki, «Biz ancak (yol zahmetini hissetmemek için lâfa) dalmış bulunuyor, şakalaşıyorduk» derler. De ki: «Allah ile, Onun âyetleriyle, Onun Resulü ile mi eğleniyordunuz»?
And olsun ki onlara (niçin alay ettiklerini) sorsan, elbette: “Biz ancak (lâfa) dalıp şakalaşıyorduk” derler. De ki: “Allah ile, O'nun âyetleriyle ve O'nun peygamberiyle mi alay ediyordunuz?”(1)
(1)Katâde (ra)’dan rivâyet edilmiştir: “Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) Tebük Seferi için yola çıktığında, münâfıklardan mel‘un bir tâife, hem önünde yürüyor, hem de: ‘Şu adam Rum saraylarını ve sağlam kalelerini fethedeceğini zannediyor. Heyhât! O nerede, Şam’ın sarayları nerede?’ diyerek birbirlerine alaylı bir şekilde lakırdı ediyorlardı. Allah, bunların ettikleri o dedikodulardan peygamberini haberdâr eyledi ve münâfıklar huzûra çağırılıp kendilerine, neden böyle çirkin bir harekette bulundukları sorulduğunda: ‘Biz sâdece yolculuk meşakkatini hissetmeyelim diye birbirimizle şakalaşıp eğleniyorduk ve başka hiçbir maksadımız yoktu’ deyip Allah’a yemîn etmişlerdi.” (İbn-i Kesîr, c. 2, 153)Aynı tâifeden birisi olan Muhaşşî bin Humeyr el-Eşcaî ise, bu âyeti işittiğinde tevbe ederek şöyle dedi: “Allah’ım! Şübhesiz ben, benim de dâhil bulunduğum bir âyet işitmekteyim ki ondan tüyler ürperir ve kalbler titrer! Allah’ım! Benim vefâtımı senin yolunda şehîd edilme kıl ve hiçbir kimse: ‘Ben gaslettim, ben tekfîn ettim (kefenledim), ben defnettim’ demesin!” O zâtın, pişman olarak yaptığı bu samîmî duâsı kabûl edilmekle, Yemâme gününde şehîd oldu. Mü’minlerden bazıları onu aradılar ise de bulamadılar. (Celâleyn Şerhi, c. 3, 277)
Eğer onlara sormuş olsan, şöyle derler “Biz oyalanıp oyun oynuyorduk.” Onlara deki “Hayır hayır siz, yalnızca Allah, O nun indirdiği ayetler ve elçisiyle alay ediyordunuz.”
Onlardan istihzalarının sebebini soracak olsan «— Biz yalnız türlü türlü söze dalıyorduk, eğleniyorduk» derler. De ki «— Allah ile, âyetleri ile, peygamberi ile mi istihza ediyordunuz?
Onlara soracak olursan, “Biz dalmış, eğleniyorduk” derler. De ki: “Allah ile O'nun ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?”
Eğer onlara, niçin alay ettiklerini soracak olsan, “Biz sadece lâfa dalmış, şakalaşıyorduk!” derler. De ki: “Şakalaşacak başka bir konu bulamadınız mı?Demek Allah ile, O’nun ayetleriyle ve Elçisiyle alay ediyordunuz, öyle mi?”
And olsun, onlara sorduğunda: -“Doğrusu eğleniyorduk, oynuyorduk” derler.
De ki:
-“Allah’la, O’nun âyetleriyle ve O’nun rasûlüyle mi alay ediyordunuz?”.
Eğer onlara sorarsan, “Biz sadece lafa dalmış, kendi aramızda şakalaşıyorduk.” derler. Sen de: “Yani siz Allah’la, âyetleriyle ve Peygamberiyle mi alay ediyorsunuz?” 1 de.
1 Peygamberimiz, Tebûk’e giderken önde giden bir süvari bölüğündeki münâfıklar, aralarında Kur’an ve Peygamberle alay ederler ve: “Şu adama bakın! Şam kalelerini ve köşklerini fethetmek istiyormuş!” derler. Allah, Elçisini bundan haberdar edince Peygamberimiz; “şu bölüğü durdurun!” buyurur ve yanlarına varıp, “siz şöyle şöyle dediniz” der. Onlar da: “Ey Allah’ın elçisi! Vallahi biz, sen ve arkadaşların hakkında bir şey demiyoruz. Sadece birbirimize seferi kısaltmak için şaka yapıyoruz.” diye cevap verirler. Bu âyetler, bu olay üzerine indirilmiştir. (Esbab-ı Nüzul-Vâhidî)
Yine de, onlara soracak olsan mutlaka şöyle cevap verirler: “Yarenliğe kaptırmıştık kendimizi, [kelime] oyun[u] yapıyorduk, hepsi bu”. 91 De ki: “Allah'la, O'nun ayetleriyle, O'nun Elçisi'yle mi alay edip eğleniyordunuz siz?
Onlara niçin alay ettiklerini soracak olursan, ‘Biz sadece şakalaşıp eğleniyorduk’ derler. Deki: – Siz Allah’la, O’nun ayetleriyle ve O’nun Elçisiyle mi alay edip eğleniyorsunuz? 5/58, 6/70, 7/51, 45/35
Dönüp kendilerine sorsan, elbet şöyle diyecekler: “Kendimizi lafa kaptırmıştık, eğleniyorduk, hepsi bu!” De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve O’nun Elçisi’yle mi eğlenip duruyordunuz?
Ve andolsun ki, onlardan soracak olsan, «Elbette biz ancak söze dalmış şakalaşıyorduk» diyeceklerdir. De ki: «Siz Allah ile mi ve onun âyetleriyle ve Resûlü ile mi eğleniyorsunuz?»
Eğer kendilerine ettikleri alay hakkında soracak olursan, yaptıklarını gizler ve: “Ciddi bir şey konuşmuyorduk, sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk! ” derler. Sen onlara kanmayıp, suçlarını itiraf etmişlercesine de ki: “Demek, siz Allah ile, O'nun âyetleri ile ve Onun Resûlü ile eğleniyordunuz ha! ”
Tebük seferine hazırlanan Müslümanların, müthiş Bizans orduları karşısında ne hallere düşeceğine dair senaryolar üretip kulis yaparak müminlerin de cesaretlerini kırmaya girişiyorlardı. Âyet onların maskelerini indiriyor.
Eğer onlara sorsan: "Biz sadece lafa dalmış, şakalaşıyorduk!" derler. De ki: "Allah ile, O'nun ayetleriyle ve O'nun Elçisi ile mi alay ediyordunuz?"
Ne yaptıklarını öğrenmek istesen “Dalıp gitmişiz, eğleniyoruz işte,” derler. De ki “Allah’ı mı, ayetlerini mi, yoksa elçisini mi hafife alıyorsunuz?”
Onlara soracak olursan, 'Sadece biz eğlenip oynuyorduk.' diyecekler. De ki: 'Allah ile ayetleriyle ve Peygamberiyle mi eğleniyordunuz?
Onlara soracak olsan, “Biz öylesine dalmış eğleniyorduk” derler. De ki: Allah ile, Onun âyetleriyle ve Resulü ile mi eğleniyorsunuz?
Onlara sorarsan elbette şöyle diyeceklerdir: "Lakırdıya dalmış, şakalaşıyorduk, hepsi bu!" De ki: "Allah ile, O'nun ayetleriyle, O'nun resulüyle mi eğleniyordunuz?"
daħı eger śorarsañ anlara eyideler “bayıķ biz olduķ girürür. ya'nį söze daħı oynaruz” eyit: “Tañrı’ya mı daħı āyetlerine mi daħı resūlını mı olduñuz/ yañśularsız?”
Eger ṣorsañ anlara eydürler: Biz söyleşüp oynarduḳ. Eyit yā Muḥammed:Tañrı Ta‘ālā āyetleri bile mi peyġamberi‐le mi masḫaralıḳ idersiz?
(Ya Rəsulum!) Onlardan (Təbuk döyüşünə gedərkən səni lağa qoyan münafiqlərdən nə üçün belə etdiklərini) soruşsan: “Biz ancaq söhbət edib zarafatlaşırdıq (əylənirdik)”,- deyə cavab verərlər. De: “Allaha, Onun ayələrinə və Peyğəmbərinə istehzamı edirsiniz?!
And if thou ask them (O Muhammad) they will say: We did but talk and jest. Say: was it at Allah and His revelations and His Messenger that ye did scoff?
If thou dost question them, they declare (with emphasis): "We were only talking idly and in play." Say: "Was it at Allah, and His Signs, and His Messenger, that ye were mocking?"