Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
6088, sondan
149. ayet;
93. sure ve
Duhâ Suresinin
9. ayetidir.
Duhâ Suresi 9. ayetinin kelime sayisi
4, harf sayısı
17 ve toplam ebced değeri ise
1429 olarak hesaplanmıştır.
Duhâ Suresinin toplam ebced değeri
12502 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Fe-emmâ-lyetîme felâ tekhar
Öyleyse sakın yetimi ezme!
Câhiliye döneminde başlıca sosyal ve ahlâkî problemlerden biri de yetimlerin ve yoksulların durumu idi. Onların hakları gözetilmez, malları ellerinden alınır, kendilerine zulmedilirdi. Buna göre 9-10. âyetlerin ana hedefi Resûlullah’ın şahsında bütünüyle toplumun dikkatini bu iki temel ahlâkî ve sosyal problem üzerine çekmek ve bunları çözüme kavuşturmaktı. Bunun yanında, daha özel olarak Resûlullah’a mazhar olduğu anılan ihsanlar karşısında şükür mahiyetinde bazı görevleri hatırlatılmaktadır. Burada sıralanan görevlerin, 6-8. âyetlerde Hz. Peygamber’e bahşedildiği bildirilen ilâhî lütuflarla alâkalı olduğu görülmektedir. Buna göre Allah onu yetim iken korumuştur; o da yetimi incitmemeli, himaye etmelidir. Allah ona ne yapacağını bilmez iken yol göstermiştir; o da kendisine bir şeyler sorup aydınlanmak isteyeni geri çevirmemelidir. Allah onu yoksulken zengin kılmıştır; o da kendisinden yardım isteyeni azarlamamalı, gereken yardımı yapabildiği kadar yapmalıdır. Şükürle ilgili bu özel görevler örnek olarak sıralandıktan sonra sûre bu konuda “Rabbinin lütuflarını şükranla an” şeklindeki genel ve kuşatıcı bir buyrukla tamamlanmıştır. Bazı müfessirler buradaki “nimet” kelimesini “Kur’an, peygamberlik, bu sûrede Resûlullah’a lutfedildiği bildirilen şeyler” gibi değişik mânalarla açıklamışlarsa da bunu, Resûlullah’ın hayatı boyunca mazhar olduğu maddî ve mânevî bütün lütuflar, nimetler olarak anlamak sûrenin amacına ve âyetlerin akışına daha uygun düşmektedir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, Hz. Peygamber’in hayat hikâyesi onun eşsiz ahlâkını açıkça göstermektedir ve bu âyetlerde söz konusu edilen uyarılara onun herhangi bir davranışı sebep olmuş değildir. Kur’an’ın irşad ve eğitimde kullandığı üslûp gereği burada onun şahsında bütün insanlığa hitap edilmektedir.
Öyleyse sakın yetimi ezme!
Öyleyse sakın yetimi¹ hor görme.²
1- Kimsesizi. 2- Güçsüzü, zayıfı önemsiz görme.
Öyle ise (eline imkân ve iktidar geçince) sakın yetim ve öksüz (çocukları, dul ve kimsesiz zavallıları hor ve hakir görüp) kahretmeye (kalkışmayasın!)
Artık sen de yetimi horlama.
O halde yetime haksızlık yapma veya yetime yüzünü ekşitme.
Öyleyse sakın yetimlere, dullara eziklik içinde bir hayat yaşatma.
Öyleyse sakın yetimi ezme.
Öyleyse, sakın yetimi üzüp-kahretme.
Öyle ise, yetime gelince; zulüm etme.
Artık sen sakın yetimi ezme!
Öyleyse sen de yetimi güçsüz, kimsesiz görüp, ona kötü davranma!
Öyleyse sakın öksüze kötü muamele etme;
Öyleyse yetimi sakın ezme.
Öyleyse, öksüzü yüzüstü bırakma.
Öyleyse sakın yetimi ezme.
Öyle ise amma yetîme kahretme
O halde, yetime gelince: (Ona sakın) kahretme.
O hâlde yetîme gelince, sakın (onu) ezme!
Yetime gelince, sakın onu ezmeye kalkma.
Sakın yetime zulüm ve kötü muamelede bulunma,
Ama yetime gelince, sakın (yetimi) ezme.
Öyleyse, ey yetim Peygamber; sakın incitme yetimi!
Her neyse Yetim’i hor görüp ezme!
9,10,11. Öyleyse sakın yetimi hor görme, isteyeni de azarlama.1 Ve Rabbinin nîmetini (minnet ve şükranla) anlat da anlat. 2
1 Sâil (السَّائِلُ): “dilenci ve soru soran,” anlamına gelir. Azarlama emri; kovmamayı gerektirdiği için, dilenciyi, azarlamanın yasaklanmış olması, istemede ısrar etmediği durumdadır. Eğer istemede ısrar eder de yumuşak bir şekilde reddetmek fayda vermezse o vakit azarlamada bir sakınca yoktur. Hasan el-Basri’ye göre, “sail”den maksat, mal isteyen değil, “ilim ve din ile ilgili soru soran” demektir ve ilim soran kimseye ilmi olan kimsenin cevap vermemesi kesinlikle yasaktır. Bir hadis-i şerifte: “Kendisine bir ilim sorulup da onu gizleyen kimseye, ateşten bir gem vurulur” buyrulmuştur. Mutlak manada “sâil” lafzı, dilenci manasında asıl olmakla beraber “dileyen, dilenen” veya hangi suretle olursa olsun “isteyen, soran,” mutlak olarak da “talep eden” manasını taşır. (Elmalılı)2 Bu sûreden itibaren “Nas sûresinin” sonuna kadar her sûrenin bitiminde “tekbir” almak sünnettir.
Öyleyse yetime haksızlık yapma,
O halde sen de yetime kötü davranma! 76/6...24
Dolayısıyla, asla yetimi ezme![5782]
[5782] Veya tekhar okuyuşuna göre: “surat asma!” (Krş:
28:77) Tercihimiz kahrın Kur’an’daki kullanımına dayanmaktadır. Allah Rasûlü şöyle buyurdu: “Allah’tan başka kimsesi olmayan hakkında Allah’tan korkun Allah’tan”. “Ben ve yetime kefil olan kimse cennette yan yanayız” (Buhârî).
Artık yetime sakın kötü bir muamelede bulunma.
Öyle ise, sakın yetimi güçsüz bulup hakkını yeme, sakın onu küçümseyip üzme!
Öyleyse sakın öksüzü ezme,
Öyleyse sakın yetimi ezme.
Öyleyse yetime sakın kötü davranma.
O halde, yetimi örseleme!
pes ammā ögsüze cevr eyleme ya'nį malın alma.
Pes yetimlere ḳahr eyleme.
Elə isə yetimə zülm etmə!
Therefore the orphan oppress not,
Therefore, treat not(6185) the orphan with harshness,*
6185 Verses 9-11 carry, to a step further, the triple argument of verses 6-8, as explained in the preceding notes. The Prophet treated all orphans with tender affection and respect, setting an example to his contemporaries, who frequently took advantage of the helpless position of orphans, and in any case looked upon them as subordinate creatures to be repressed and kept in their place. Such an attitude is common in all ages. Helpless creatures ought, on the contrary, to be treated as sacred trusts, whether they are orphans, or dependants, or creatures of any kind unable to assert themselves, either through age, sex, social rank, artificial conditions, or any cause whatever.