

Hz. Yusuf'u arzulayan kadının ismi, meşhur olan görüşe göre Züleyha'dır. Rail olduğu da ileri sürülmüştür. Kocası azizin ismi ise Kıtfir'dir. İbn Mes'ud'un aşağıdaki ayet i şu şekilde okuduğu rivayet edilmiştir: ....... (Ne var ki ben onların haşri inkar etmelerine şaşarım, onlar ise seninle alayederler. ) (Saffat 12)" İmam Buhari'nin bu ayeti burada verme nedeni anlaşılmamıştır. Çünkü bu ayet Saffat suresindedir. Anlam bakımından da bu sureye uygun bir tarafı yoktur. Bir de İmam Buhari bu başlık altında Abdullah İbn Mes'ud'dan nakledilen hadisi verdi. Bu hadise göre; "Kureyş, Müslüman olma konusunda kendisine ayak direyince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle demişti: Ey Ulu Allahım! Yusuf Nebiin kavmine verdiği yedi kıtlık yılı ile onlara karşı bana yardım et!" Bu hadisin de yukarıdaki başlıkta yer alan "Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi," ayeti ile bir ilgisinin bulunduğu ortaya çıkmıyor.
Ebu Abdillah İbn Reşıd'in seyahatnamesinden naklettiğime göre, Ebu'l-İsba' İsa İbn Sehl "Şerh"inde rivayetlerle konu başlığının ilişkisini kurmak için kendisini zorlamıştır. Onun açıklamasının özeti şu şekildedir: İmam Buhari "Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi," ayetini konu başlığı olarak seçti. İbn Mes'ud'dan nakledilen, "Kureyş, Müslüman olma konusunda kendisine ayak direyince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle demişti: Ey Ulu Allahım! Yusuf Nebiin kavmine verdiği yedi kıtlık yılı ile onlara karşı bana yardım et! .. " şeklinde başlayan hadisi de bu başlığın altında verdi. Bundan önce de İbn Mes'ud'un ......bel acibtü ve yesharun ayetini nasıl okuduğuna dair rivayeti naklettL Ancak'tam anlamın hasılolacağı yere gelince durdu ve anlamın hasılolmasını sağlayacak ifadeye yer vermedi. Anlamın hasılolacağı ifade ise "Kendilerine nasihat edildiğinde, uyarıları dikkate almazlar. Bir mucize görseler alayederler, "(Saffat 13-14) ayetidir. İşte bu ayetten söz konusu rivayet in konu başlığı ile ilişkisi ortaya çıkar. Şöyle ki; kardeşleri ve azizin hanımı tarafından Hz. Yusuf'a yapılanlar, kavmi tarafından Hz. Muhammed'e yapılanlara benzetilmiştir. Kardeşleri Yusuf Nebii doğup büyüdüğü topraklardan çıkarıp onu köleleştirecek kimselere satmışlardı. Kureyşlilerin Hz. Nebi'i vatanından çıkarmaları da buna benzemektedir.
Hz. Yusuf, kardeşleri kendisine "Allah'a andalsun, haki katen Allah seni bize üstün kılmış, "(Yusuf 93) dedikleri zaman, onlara kötü davranmamıştı. Bunun gibi Hz. Nebi de Mekke'yi fethedince halkına kötü davranmamıştı. Hz. Yusuf pişman olarak kendisine gelen kardeşlerine "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsinf"(Yusuf 92) diyerek dua etmişti. Benzer şekilde Hz. Nebi de Ebu Süfyan kendileri için ondan yağmur duası yapmasını isteyince, Allah'tan yağmur yağdırmasını istemişti.
.....Bel acibtu ve yesharun ayeti "Seninle alayetmelerine ve sapıklıklarını sürdürmelerine rağmen onlara merhametli ve yumuşak davranmama şaşırdın," anlamına gelir. İbn Mes'ud'un kıraatine göre ise şu şekildedir: "Seninle tevessül ederek, sana gelen insanlara dua edip azabın onlardan uzaklaşmasına vesile olduğun zaman, kavmine karşı merhametli Ve yumuşak davranmana şaşırdım." Hz. Nebi'in bu şekilde kavmine karşı merhametli ve yumuşak davranması, Hz. Yusuf'un muhtaç olarak kendisine gelen kardeşleri ile kocasını kendisine karşı kışkırtan, iftira atan ve hapse girmesine neden olan azizin karısına karşı merhametli ve yumuşak davranmasına benzemektedir. Hz.
Yusuf kendisine bunca kötülük yapan azizin karısını cezalandırmamıştır. Böylece zahiren birbirinden uzak olsalar da, iki ayetin anlam bakımından ilişkisi ortaya çıkmaktadır. Bu tür durumlar, İmam Buhari'nin kitabında çoktur. Allah'ın basiret gözünü açmadığı kimseler, bundan dolayı İmam Buhari'yi eleştirmişlerdir. Kirmani de şöyle demiştir: ....Acibtu fiili her ne kadar Saffat suresinde geçse de, İmam Buhari burada ona yer verdi. Böylece tıpkı .......
heyte kelimesi dammeli okunduğu gibi, İbn Mes'ud'un da bunu dammeli olarak okuduğuna işaret etti. Kirmanı'nin rivayet ile konu başlığı arasında kurduğu münasebet uygundur. Ancak İbn Sehl'in görüşü onun yorumundan daha iyidir. باب: قوله: {فلما جاءه الرسول قال ارجع إلى ربك فاسأله ما بال النسوة اللاتي قطعن أيديهن إن ربي بكيدهن عليم. قال ما خطبكن إذ راودتن يوسف عن نفسه قلن حاشى لله} /50 - 51/.
5. "ELÇi, YUSUF'A GELDİĞİ ZAMAN, (YUSUF) DEDİ Kİ: 'EFENDİNE DÖN DE ONA: ELLERİNİ KESEN O KADıNLARIN ZORU NEYDİ? DİYE SOR. ŞÜPHESİZ BENİM RABBİM ONLARIN HİLESİNİ ÇOK İYİ BİLİR.' HAŞA! ALLAH İÇİN, BİZ ONDAN HİÇBİR KÖTÜLÜK GÖRMEDİK, DEDİLER,"(Yusuf 50-51) AYETİNİN TEFSİRİ وحاش وحاشى: تنزيه واستثناء. {حصحص} /51/: وضح. حاش وحاشى Haşa ve haşa ifadeleri tenzih ve istisna için kullanılır. حصحص Hashasa ise "açık hale geldi" (Yusuf 51) anlamına gelir.
حدثنا سعيد بن تليد: حدثنا عبد الرحمن بن القاسم، عن بكر بن مضر، عن عمرو بن الحارث، عن يونس بن يزيد، عن ابن شهاب، عن سعيد بن المسيب وأبي سلمة بن عبد الرحمن، عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (يرحم الله لوطا، لقد كان يأوي إلى ركن شديد، ولو لبثت في السجن ما لبث يوسف لأجبت الداعي، ونحن أحق من إبراهيم إذ قال له: {أولم تؤمن قال بلى ولكن ليطمئن قلبي}). İsmaili nüshasına göre Urve bu fiilin şeddesiz olarak ......kuzibu şeklinde okunduğunu söyleyince Hz. Aişe "Böyle okumaktan Allah'a sığınırım!" diyerek tepki göstermiştir. Bu rivayet Hz. Aişe'nin söz konusu fiildeki zamirin Nebilere döndüğünü varsayarak şeddesiz kıraati inkar ettiğini açıkça göstermektedir. Ancak ifade ettiğim gibi, o zamir Nebileri göstermemektedir. Bu durumda, sabit olan bu kıraati inkar etmenin bir manası yoktur. Muhtemelen Hz. Aişe'ye, kıraat konusunda otorite sayılan insanlardan böyle bir kıraatin olduğu bilgisi ulaşmamıştır.
Asım, Yahya İbn Sabit, A'meş, Hamza ve Kisai gibi Kufe imamlarından olan kuralar bu fiili şeddesiz okumuşlardır. Hicazilerden Ebu Ca'fer İbnu'l-Ka'ka' da onlara katılmıştır. Ayrıca bu kıraat, diğer kuralardan İbn Mes'ud, İbn Abbas, Ebu Abdirrahman es-Sülemı, Hasan-ı Basrı ve Hamd İbn Ka'b Kurazı'ye de aittir. Taberı'nin rivayetine göre, kendisine bu ayet sorulunea Saıd İbn Cübeyr şöyle demiştir: Nebiler gönderildikleri toplumların kendilerini tasdik etmelerinden ümitlerini kesmişti. Onlar da Nebilerin kendilerine yalan söylediklerini zannetmişlerdi.
Dahhak İbn Müzahim de şöyle demiştir: Bu kelime için Yemen'e gitse m yine de çok bir iş yapmış olmam. Saıd İbn Cübeyr, İbn Abbas'ın sözlerini en iyi anlayan öğrencilerinin başında gelir. İşte o, ayeti benim yukarıda belirttiğim ikinci ihtimale hamletmiştir. Rivayet edildiğine göre Müslim İbn Yesar, Saıd İbn Cübeyr'e "Bir ayet var ki, ne yaptıysam onu anlayamadım," dedi ve bu ayeti [Yusuf 110] okudu. Saıd İbn Cübeyr de "Bu konuda Nebilerin kendilerine yalan söylendiğini zannederek yanlış yaptın," dedi ve yukarıdakine benzer şekilde cevap verdi. Bunun üzerine Müslim: "Benim bir sıkıntımı giderdin. Allah da senin sıkıntını gidersin," dedi ve sonra kalkıp ona sarıldı.
Bu yorum, Saıd İbn Cübeyr kanalıyla bizzat İbn Abbas'tan da nakledilmiştir. Nesaı başka bir senetle Saıd İbn Cübeyr kanalıyla İbn Abbas'ın "Nihayet Nebiler ümitlerini yitirip ... " ayeti hakkında şöyle söylediğini nakletmiştir: Nebiler gönderildikleri toplumların iman etmesinden ümitlerini kestiler. Onlar da Nebilerin kendilerine yalan söylediğini zannettiler."
Bu rivayetin senedi hasendir. Ayrıca bu rivayet, bu ayetin yorumu hakkında İbn Abbas'tan nakledilen görüşler içinde muteber olmalıdır. Zira o, kendisinin neyi kastettiğini herkesten daha iyi bilir. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1708-3 RA’D SURESİ وقال ابن عباس: {كباسط كفيه} /14/: مثل المشرك الذي عبد مع الله إلها غيره، كمثل العطشان الذي ينظر إلى خياله في الماء من بعيد، وهو يريد أن يتناوله ولا يقدر.
İbn Abbas şöyle demiştir: كباسط كفيه Kebasitı keffeyhi (İki avucunu açan kimse) (Ra'd 14) ifadesi Allah ile birlikte'başka'bir tanrıya tapan müşrik kimsenin durumu için verilmiş bir örnektir. Müşrik kimse, uzaktan, sudaki hayalinin gölgesine bakan susuz kimseye benzer. Bu kimse suyu almak ister, ancak buna güç yetiremez. وقال غيره: {سخر} /2/: ذلل. {متجاورات} /4/: متدانيات. {المثلات} /6/: واحدها مثلة، وهي الأشباه والأمثال.
İbn Abbas'ın dışında bir müfessir de şöyle demiştir: سخر Sehhara "boyun eğdirdi,"(Ra'd 2) متجاورات mutecavirat "birbirine yakınll (Ra'd 4) anlamına; مثلات mesulat (Ra'd 6) kelimesinin müfredi ise مثلة mesule olup "birbirine bel)zer" birbirjne yakın" anlamına gelir. وقال: {إلا مثل أيام الذين خلوا} /يونس: 102/. {بمقدار} /8/: بقدر. {معقبات} /11/: ملائكة حفظة، تعقب الأولى منها الأخرى، ومنه قيل العقيب، يقال: عقبت في إثره.
{المحال} /13/: العقوبة. Allah Teala şöyle buyurmuştur: إلا مثل أيام الذين خلوا illa misle eyyamillezıne halev "kendilerinden önce gelip geçmiş toplumların (acıktı) günlerinin benzerlerinden ... "(Yunus 102) بمقدار bimikdar "bir ölçüyle"(Ra'd 8) معقبات muakkıbat "birbiri ardı sıra gelen hafaza elkıeri,"(Ra'd 11) محال mihal "ceza"(Ra'd 13) anlamına gelir. {كباسط كفيه إلى الماء} /14/: ليقبض على الماء.
{رابيا} /17/: من ربا يربو. {أو متاع زبد مثله} /17/: المتاع ما تمتعت به. {جفاء} /17/: أجفأت القدر، إذا غلت فعلاها الزبد، ثم تسكن فيذهب الزبد بلا منفعة، فكذلك يميز الحق من الباطل. كباسط كفيه إلى الماء Kebasiti keffeyhi ile'l-mai (suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir.) 'ifadesinden sonra hazfedilmiş ليقبض liyakbida ale'l-mai (avucuyla su almak için) ifadei vardır. رابيا Rabiyen ' (üste çıkan) ربا raba يربو yerbu fiilinden türemiştir. أو متاع زبد مثله Ev metain zebedun mislhü ayetinde geçen متاع meta' kelimesi "istifade'edilen eşya" anlamına gelir.
جفاء Cufaen" köpük" anlamına gelir. Arapçada أجفأت ecfeet kıdru denir. Tencere kaynar, köpükler üste çıkar, sonra tencere durulur ve köpükler bir fayda olmadan gider. İşte bu ifade bunun için kullanılır. Bunun gibi Allah Teala da hak ile batılı bir birinden ayırt eder. {المهاد} /18/: الفراش. {يدرؤون} /22/: يدفعون، درأته عني دفعته. {سلام عليكم} /24/: أي يقولون: سلام عليكم.
{وإليه متاب} /30/: توبتي. {أفلم ييأس} /31/: أفلم يتبين. {قارعة} /31/: داهية. {فأمليت} /32/: أطلت، من الملي والملاوة، ومنه {مليا} /مريم: 46/: ويقال للواسع الطويل من الأرض: ملى من الأرض. {أشق} /34/: أشد من المشقة. {معقب} /41/: مغير. مهاد Mihad "yatak,"(Ra'd, 18) يدرؤون yedraune "savarlar,"(Ra'd, 22) سلام عليكم selamun aleykum "size selam olsun derler,"(Ra'd, 24) ' وإليه متاب ve ileyhi metab "dönüş sadece O'nadır,"(Ra'd, 30) قارعة karia "büyük bir musibettir (Ra'd, 31) anlamına gelir. فأمليت Feemleytu ise ملي meliyy ve. ملاوة milave kökünden türetİlmiş olup "mühlet verdim"(Ra'd, 32) anıa-rri;na gelir. مليا Meliyye (uzun bir zaman) (Meryem 46) kelimesi de bu kökten türetilmiştir. Yeryüzünün uzun ve geniş kısmına da. ملى melen denir. أشق Eşekku meşakkat kökünden gelip "daha şiddetli"
anlamını ifade eder.(Ra'd, 34) معقب Muakkibe "değiştiren"(Ra'd, 41) anlamına gelir. وقال مجاهد: {متجاورات} /4/: طيبها عذبها، وخبيثها السباخ. {صنوان} النخلتان أو أكثر في أصل واحد. {وغير صنوان} /4/: وحدها. {بماء واحد} /4/: كصالح بني آدم وخبيثهم، أبوهم واحد. {السحاب الثقال} /12/: الذي فيه الماء. {كباسط كفيه} /14/: يدعو الماء بلسانه، ويشير إليه بيده، فلا يأتيه أبدا. {فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا} /17/: تملأ بطن كل واد بحسبه.
{زبدا رابيا} /17/: الزبد زبد السيل. {زبد مثله} /17/: خبث الحديد والحلية. Mücahid de şöyle demiştir: متجاورات Mütecavirat "yeryüzünün iyi ve üzerinde hiçbir şey bitmeyen çorak topraklarının birbirine komşu olduğunu"(Ra'd 4) ifade eder. صنوان Sinvanun "bir kökten çıkmış iki veya daha fazla hurma ağacl,"(Ra'd 4) : غير صنوان ğayu sinvanin ise "tek kökten çıkan tek hurma ağacl"(Ra'd 4) anlamına gelir. بماء واحد Bi main vahid "bir su ile" (Ra'd 4) manasını ifade eder. [Aynı su ile beslenen bitkilerin farklı olması] ataları bir olan iyi ve kötü insanlara benzer. السحاب الثقال es-Sehabu's-sikal "yağmur yüklü bulutlar," (Ra'd, 12) anlamına gelir.
كباسط كفيه Kebasiti keffeyhi ile'l-mai (Ra'd, 14) ifadesi kişinin diliyle suyu istemesini, eliyle de ona işaret etmesini ama asla suya ulaşamamasını ifade eder." فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا Fesalet eydiyetun bi kaderiha "vadiler kendi hacimlerince selolup' aktı, "(Ra'd, 17) زبدا رابيا zebeden rabiyen "üste çıkan bir köpük,"(Ra'd, 17) زبد مثله zebedun misluhu (benzeri kopük) "süs eşyaları yapılan madenler ile demirin kiri"(Ra'd, 17) anlamına gelir.
Sadece Ebu Zerr nüshasında .........muakkibat ifadesinden önce ......yukalu fiili vardır. Diğer nüshalarda ise yoktur. Evla olan bu fiilin söz konusu ifadenin önünde olmamasıdır. Çünkü bu tefsır de Ebu Ubeyde'ye aittir. Nitekim Ebu Ubeyde .........lehu muakkıbatun min beyni yedeyhi ve min halfihr ayet( hakkında şunları söylemiştir: Melekler meleklerin peşi sıra gelir. Gece görevli hafaza melekleri gündüz görevli hafaza meleklerinin; gündüz görevli hafaza melekleri de gece görevli hafaza meleklerinin peşinden gelir.
Arapların .......fulanun akıbeni sözü "Falanca peşimden geldi," anlamını; .....akibtu fi eserihı sözü de "Onun izini sürdüm," anlamını ifade eder. İmam Taberı hasen bir senetle İbn Abbas'ın .........lehu muakkıbatun min beyni yedeyhi ve min hafflhı ayeti'hakkında şöyfe dediğini nakletmiştir: ........Muakkıbat (birbirinin ardı sıra gelenler) meleklerdir. Önünden ve ardından insanı korurlar. Nöbeti biten ondan uzaklaşır."
Ali İbn Ebı Talha kanalıyla da İbn Abbs'ın .....min emrillah ifadesi hakkında şöyle söylediğini aktarmıştır: ..........min emrillah "Allah'ın izni ile" anlamına gelir. Birbirini takip edenler, Allan'ın emri ile hareket ederler. Onlar da meleklerdir. Saıd İbn Cübeyr'in şöyle söylediğini nakletmiştir: Melekler insanları, Allah'ın emri ile korurlar. İbrahim en-Nehaı'nin ise şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Melekler, insanı cinlerden korur.
Ka'bu'l-Ahbar'ın da şöyle dediğini aktarmıştır: Eğer Allah Teala sizin için, sizi koruyan melekleri görevlendirmeseydi yemenizden, içmenizden ve gizliliklerinizden olurdunuz. Ebu Ubeyde ........tusıbuhum bima saneu karia- ayetini şu şekilde açıklamıştır: ........Karia "helak eden büyük musibet" anlamına gelir. ........Kara'tu azmehu cümlesi, "Onun kemiğini kırdım," manasını ifade eder.
Ebu Ubeyde'nin dışındaki bazı müfessirler bu kelimeyi daha dar manada tefsır etmişlerdir. Mesela Tabr1 hsen bir senetle İbn Abbas'ın .......... ayetini yorumlarken şöyle söylediğini nakletmiştir: .....Karia "seriyye" anlamına gelir...........Tehullu fiilinin faili ise Hz. Muhammed'dir. Allah'ın vaadinden maksat ise Mekke'nin fethidir. Mücahid de şöyle demiştir: ........Mütecavirat "yeryüzünün iyi ve üzerinde hiçbir şey bitmeyen çorak topraklarının birbirine komşu olduğunu" ifade eder. Bu rivayeti Firyabı, İbn Ebı Nedh kanalı ile Mücahid'den senedi ile birlikte nakletmiştir.
Başka bir senetle de bu yorum İbn Abbas'a kadar uzanmıştır. O, bu konuda şöyle demiştir: Hepsi aynı su ile beslenmesine rağmen şu meyve tatlı, şu meyve ekşi. İşte .........mütecavirat'ın anlamıbudur. باب: قوله: {الله يعلم ما تحمل كل أنثى وما تغيض الأرحام} /8/. 1. "HER DİŞİNİN NEYE GEBEK ALACAĞINI, RAHİMLERİN NEYİ EKSİK, NEYİ ZİYADE EDECEĞİNİ ALLAH BİLİR. ONUN KATINDA HER ŞEV ÖLÇÜ İLEDİR,"(Ra'd, 8) AYETİNİN TEFSİRİ {غيض} /هود:44/: نقص.
غيض ğida "eksildi"(Hud 44) anlamına gelir. حدثني إبراهيم بن المنذر: حدثنا معن قال: حدثني مالك، عن عبد الله بن دينار، عن ابن عمر رضي الله عنهما: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (مفاتيح الغيب خمس لا يعلمها إلا الله: لا يعلم ما في غد إلا الله، ولا يعلم ما تغيض الأرحام إلا الله، ولا يعلم متى يأتي المطر أحد إلا الله، ولا تدري نفس بأي أرض تموت، ولا يعلم متى تقوم الساعة إلا الله).
Ebu Ubeyde ........ve ilda'l-mau(Hud 44) ayetini yorumlarken ......ğıda fiilinin "gitti, çekildi" anlamına geldiğini söy,lemiştir. Bu açıklama Hud suresinin tef- sirine dairdir. İmam Buhari bunu, ........vema teğidu'l-erham ayetinin tefsiri için zikretmiştir. Her iki kelime de aynı kökten türemiştir. Abd İbn Humeyd Ebu Bişr kanalıyla Mücahid'in, "Her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik, neyi ziyade edeceğini Allah bilir.
Onun katında her şey ölçü iledir, "(Ra'd, 8) ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Kadın hamile iken hayız olursa, bu çocuk için eksiklik olur. Eğer hamileliği dokuz ayı geçerse, çocuğundan eksilenler tamamlanır. Mansur kanalıyla Hasan-ı Basri'nin şöyle söylediği nakledilmiştir: "Rahimlerin eksiltmesi, dokuz aydan önce meydana gelen doğumlar; rahimlerin ziyadesi ise dokuz ayda n sonra gerçekleşen doğumlar anlamına gelir."
İmam Buhari bu kelimenin açıklamasından sonra "gaybın anahtarları" konusunda İbn Ömer'den nakledilen hadisi aktardı. Bu hadis, En'am suresinin tefsirinde geçmişti. Lokman suresinin te fs irinde tekrar gelecektir. Açıklaması da orada yapılacaktır. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1708-4 İBRAHİM SURESİ قال ابن عباس: {هاد} /الرعد: 7/: داع. وقال مجاهد: {صديد} /16/: قيح ودم. وقال ابن عيينة: {اذكروا نعمة الله عليكم} /6/: أيادي الله عندكم وأيامه.
İbn Abbas şöyle demiştir: هاد Hadin (Ra'd 7) "davet eden" anlamına gelir. Mücahid şunu söylemiştir: صديد Sadid "kusmuk ve kan" manasını ifade eder. İbn Uyeyne şöyle demiştir: اذكروا نعمة الله عليكم Uzkuru ni'metallahi aleykum(İbrahim, 6) "Allah'ın sizin yanınızdaki desteğini ve azab günlerini hatırlayın!" anlamına gelir. وقال مجاهد: {من كل ما سألتموه} /34/: رغبتم إليه فيه.
{يبغونها عوجا} /3/و/هود: 19/: يلتمسون لها عوجا. {وإذ تأذن ربكم} /7/: أعلمكم، آذنكم. {ردوا أيديهم في أفواههم} /9/: هذا مثل، كفوا عما أمروا به. {مقامي} /14/: حيث يقيمه الله بين يديه. {من ورائه} /16/: قدامه. {لكم تبعا} /21/: واحدها تابع، مثل غيب وغائب. {بمصرخكم} /22/: استصرخني استغاثني. {يستصرخه} /القصص: 18/: من الصراخ. {ولا خلال} /31/: مصدر خاللته خلالا، ويجوز - أيضا - جمع خلة وخلال. {اجتثت} /26/: استؤصلت.
Mücahid de şunları söylemiştir: من كل ما سألتموه min kulli ma seeltümuh(İbrahim, 34) "arzulaığınız her şeyi," يبغونها عوجا yebğuneha' ivecen (İbrahim, 3) "onun eğriliğini isteyenler," وإذ تأذن ربكم ve iz teezzne Rabb,ukum(İbrahim, 7) "Hatırlayın ki, Rabbiniz size bildirmişti" anlamına gelir. أيديهم في أفواههم Eydiyehum fi efvahihim (İbrahim, 9) ifadesi bir deY,imdir.
İnkarcıların kendilerine emredilenlerden geri durduklarını ifade eder. مقامي Makami (İbrahim, 14) "Allahın kulunu huzurunda durduracağı yer," من ورائه min veraihi "önünde Cehennem var" anlamına gelir. لكم تبعا lekum tebean (İbrahim, 21) ifadesinde geçen تبعا tebean kelim.esinin tekili تابع tabiun şeklind gelir. Tıpkı غيب ğayeb kelimesinin tekilinin غائب.ğaib şeklinde geldiği gibi. بمصرخكم Bi musrihikum (İbrahim, 22) ifadesinde geçen مصرخ musrih kelimesi "benden yardlı;ıJ diledi" anlamına gelen استصرخني istesrahani fiili ile aynı kökten türemiştir.
يستصرخه Yestesrihuhu (Kasas, 18) "bağırmak, çığlık atmak" anlamına gelir. صراخ surah kökünden türetilmiştir. ولا خلال vela hilal (İbrahim, 31) ifadesinde geçen خلال hilaI kelimesi "onunla dostluk kurdum" anlamına gelen خاللته haleltuhu fiilinin masdandır. Bu kelime dostluk anlamına gelen خلة hulle kelimesinin çoğulu da olabilir. ,: اجتثت Uctusset (İbrahim, 26) ise "kökü kopanlmış" anlamına gelir.
........Hadin kelimesi birönceki surede yer alan.:..........innema ente 'münzirun ve li külli kavmin hadin ayetinin (çinde geçmektedir. Tefsır alimleri bu ayette geçen .....Münzir (uyarıcı) kelimesi ile Hz. Muhammed'in kastedildiği konusunda ittifak etmişlerdir. Ancak ......hadin kelimesi ile neyin kastedildiği konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. İmam Taberı, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'ın bu kelimeyi "davet eden" şeklinde açıkladığını nakletmiştir.
Ebu Ubeyde .........(Hatırlayın ki, Ral?5:>iniz size bildirmişti.)" ayeti hakkında şunları söylemiştir: "1Vİz edatı zaiddir.......iz edatı zaiddir .......teezzene ise bildirdi anlamına geleı:..........azene fiilinin tera'ul babına girmiş halidir." Dil alimlerinin çoğuna göre .......teezzene bildirmek anlamına gelen ........izan kökünden türemiştir. Tefa'ul babı ise kesin kararlılık ifade eder. Bu yüzden bu ifadenin cevabı, yemin cümlesinin cevabı gibi gelmiştir.
Ebu Ubeyde .........feraddu eydiyehum fl efvahihim ayeti hakkında şöyle demıştir: "Burada deyimsel bir ifade söz konusudur. Anlamı ise şu şekildedir: Onlar, kendilerine kabul etmeleri emredilen hakka iman etmediler. Arapçada bir kişi susup cevap vermediği zaman .......radde yedehU fi flhi (Elini ağzına götürdü) denir." Ebu Ubeyde'nin bu gorüşüne itiraz edilmiştir. Bu konuda şöyle denmiştir: Arapların yapmak istediği bir şeyi terk eden kimse için ..........radde yedehu fi fıhi dediği duyulmamıştır.
Abd İbn Humeyd, Ebu'l-Ahvas kanalıyla Abdullah'ın bu ifadeyi "Parmaklarını ısırdılar," şeklinde açıkladığını nakletmiştir. Hakim de bu rivayeti sahıh kabul etmiştir. Rivaetin senedi sahihtir. Başka bir ayet de bu anlamı desteklemektedir: ........ (Kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. )(Aı-i İmran 119) Şöyle bir yorum daha ileri sürülmüştür: Bu ifade kafirlerin, sözlerini kabul etmeye yanaşmadıkları anlamına gelir. Ya da ayette geçen "eller" kelimesi ile nimetler kastedilmiştir. Bu durumda ayet şu anlama gelir: Kafirler, Nebilerin nimetini reddetmişlerdir. Yani onların yalanlamışlardı. Adeta Nebilerin kendilerine sundukları nimeti, geldiği yere aynen iade etmişlerdi.
.....Uctusset ise 'kökü koparılmış' anlamına gelir, yorumu Ebu Ubeyde'ye aittir. İmam Taberı, Saıd kanalıyla Katade'den böyle bir yorum nakletmiştir. AM kanalıyla da İbn Abbas'ın bu ifade hakkında şöyle dediğini aktarmıştır: "Allah Teala kafir için kötü ağacı örnek gösterdi. Kafirin amelinin kabul edilmeyeceğini ve katına ulaşmayacağını bildirdi. Çünkü onun amelinin yeryüzünde sağlam bir kökü ve gökyüzünde bir dalı yoktur."
Dahhak'ın da "........ma leha min karar" ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Bu ifade agacın kökünün, dallarının, meyvesinin ve herhangi bir faydasının olmadığıanlamına gelir. Kafirler de böyledir. Ne iyilik yaparlar, ne de güzel bir söz söylerler. Allah Teala onlarda bereket ve fayda yaratmamıştır. باب: قوله: {كشجرة طيبة أصلها ثابت وفرعها في السماء.
تؤتي أكلها كل حين} /24 - 25/. 1- "Görmedin mi? Allah nasıl bir misal verdi. Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. (O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller verir."(İbrahim 24-25) AYETİNİN TEFSİRİ حدثني عبيد بن إسماعيل، عن أبي أسامة، عن عبيد الله، عن نافع، عن ابن عمر رضي الله عنهما قال: كنا عند رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقال: (أخبروني بشجرة تشبه، أو: كالرجل المسلم، لا يتحات ورقها، ولا ولا ولا، تؤتي أكلها كل حين). قال ابن عمر: فوقع في نفسي أنها النخلة، ورأيت أبا بكر وعمر لا يتكلمان، فكرهت أن أتكلم، فلما لم يقولوا شيئا، قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (هي النخلة). فلما قمنا قلت لعمر: يا أبتاه، والله لقد وقع في نفسي أنها النخلة، فقال: ما منعك أن تكلم؟ قال: لم أركم تكلمون، فكرهت أن أتكلم أو أقول شيئا، قال عمر: لأن تكون قلتها، أحب إلي من كذا وكذا.
Bu rivayetin açıklaması "Kitabu'l-ilm"de ayrıntılı olarak yapılmıştı. Orada açıkça, ayette geçen ağacın hurma ağacı olduğu belirtilmişti. Bu rivayette, ayette geçen ağaç ile Hindistan cevizi ağacının kastedildiğini söyleyenlere bir red söz konusudur. Ayette geçen ......tayyibe (güzel) kelimesi ağacın, meyvesinin lezzetli veya şeklinin güzel ya da 'kendisinin faydalı olduğu anlamına gelir.
Bu durumda faydasının bir sonucu olarak ağaç güzel olur. .........Asluha sabit (kökü yerde sabit) ifadesi ise kökünün kesilmediğini, ..........fer'uha fi's-sema (dalları gökte) ifadesi de ağacın mükemmelliğin zirvesinde olduğunu gösterir. Ağacın boyu uzadıkça yerdeki pisliklerden de uzak olur. Hakim, Enes Malik'ten şu hadisi nakletmiştir: "Güzel ağaç hurma, kötü ağaç ise Ebu Cehil karpuzudur."
باب: {يثبت الله الذين آمنوا بالقول الثابت} /27/. 2. "ALLAH İNANANLARI, SAĞLAM BİR SÖZ ÜZERİNDE TUTAR," (İbrahim 27) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا أبو الوليد: حدثنا شعبة قال: أخبرني علقمة بن مرثد قال: سمعت سعد بن عبيدة، عن البراء بن عازب: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (المسلم إذا سئل في القبر: يشهد أن لا إله إلا الله، وأن محمدا رسول الله. فذلك قوله: {يثبت الله الذين آمنوا بالقول الثابت في الحياة الدنيا وفي الآخرة}).
İmam Buhar! burada Bera İbn Azib'den gelen hadisi muhtasar olarak zikretti. Bu hadis, "Kitabu'l-cenaiz"de tam olarak geçmişti. Ayrıntılı açıklaması da orada yapılmıştı. باب: {ألم تر إلى الذين بدلوا نعمة الله كفرا} /28/. 3. "ALLAH'IN NİMETİNE NANKÖRLÜKLE KARŞILIK VERENLERİ GÖRMEDİN Mİ?"(İbrahim 28) AYETİNİN TEFSİRİ ألم تر: ألم تعلم؟ كقوله: {ألم تر كيف} /24/. {ألم تر إلى الذين خرجوا} /البقرة: 243/.
{البوار} /28/: الهلاك، بار يبور بورا. {قوما بورا} /الفرقان: 18/: هالكين. ألم تر Elem tera, ألم تر كيف elem tera keyfe (İbrahim 24) ve ألم تر إلى الذين خرجوا elem tera ilellezine haracu (Bakara 243) ayetierinde olduğu gibi "bilmedin mi?" anlamına gelir. بوار Bevar (İbrahim 28) helak olmak anlamındadir. بار Bara, يبور yeburu fiilinin masdandır. قوما بورا Kavmen bura (Furkan 18) ifadesinde geçen ....bur kelimesi "helak olanlar" anlamına gelir.
حدثنا علي بن عبد الله: حدثنا سفيان، عن عمرو، عن عطاء: سمع ابن عباس: {ألم تر إلى الذين بدلوا نعمة الله كفرا}. قال: هم كفار أهل مكة. İmam Buhari bu ayetin kimin hakkında indiğini bildiren İbn Abbas hadisini muhtasar olarak zikretti. Bu hadis açıklamasıyla birlikte tam olarak "Bedir Savaşı" başlığı altında geçmişti, İmam Taberi başka bir senetle İbn Abbas'tan bir rivayet aktarmıştır. Buna göre İbn Abbas, Hz. Ömer'e "Bu ayette kastedilenler kimlerdir?" diye sormuş. O da şöyle cevap vermiş: "Bu ayette kastedilenler, benim dayılanm senin de amcalann olan Mahzumoğullan ile Ümeyyeoğullanndan iki facir gruptur. Allah Teala benim dayılanmı Bedir savaşında tarihe gömdü. Senin amcalanna ise bu zamana kadar süre tanıdı."
Hz. Ali'nin de şöyle söylediğini nakletmiştir: "Bu ayette kastedilen, iki facir gruptur. Onlar Ümeyyeoğullan ile Muglreoğullandır. Allah Teala Bedir savaşında Muğıreoğullannı tarihten sildi. Ümeyyeoğullan ise bu zamana kadar Allah'ın nimetlerinden yararlanmaya devam etti." Bu rivayet Abdurrezzak ve Nesaı tarafından da nakledilmiştir. Hakim bu rivayetin sahıh olduğuna hükmetmiştir. Kanaatime göre burada Ümeyyeoğullan ile Mahzumoğullannın tamamı değil de, bir kısmı kastedilmiştir.
Çünkü Mahzumoğullannın tamamı Bedir savaşında yok edilmemişti. Bu ayette kastedilenler Mahzumoğullanndan Ebu Cehil ve Ümeyyeoğullanndan Ebu Süfyan gibi bir kısım insanlardır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.