Ebu Saıd İbnu'l-Mualla'dan şöyle dediği nakledilmiştir: Mescidde namaz kılıyordum. O sırada Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni yanına çağırdı. Fakat ben, onun bu çağrısına (hemen) uymadım. (Bir müddet sonra) yanına gidip 'Ey Allah'ın Elçisi! Namaz kılıyordum' diye mazeret bildirdim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Allah Teala'nın 'Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Resulü'ne uyun!' [EnfaI 24] buyurduğunu işitmedin mi? Daha sonra 'Mescidden çıkmadan önce sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteceğim' dedi. Sonra elimden tuttu. Mescidden çıkmak istediği zaman ona 'sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteceğim buyurmamış mıydın?' diye sordum. Bunun üzerine şöyle dedi: O sure Elhamdülillahi Rabbi'l-alemin'dir; tekrarlanan yedi ve bana verilen Kur'an'dır." Hadisin geçtiği diğer yerler: 4647, 4703, 5006
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "İmam, Ğayri'l-mağdubi aleyhim dediği zaman Amın deyin! Zira kimin, amın demesi meleklerin amın demesine denk gelirse, o kişinin geçmiş günahlan bağışlanır."
Enes Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kıyamet günü mu'minler bir araya gelip 'Rabbimizden şefaat istesek' derler. Bu amaçla Hz. Adem'e gelip 'Sen insanların atasısın, Allah Teala seni eliyle yarattı, melekleri sana secde ettirdi, her şeyin ismini sana öğretti, o halde Rabbinin katında bize şefaat et ki, şu bulunduğumuz yerden bizi rahatlığa erdirsin' diye ricada bulunurlar. O da 'Ben, şefaat makamında değilim' der ve günahını hatırlayıp haya eder. Sonra sözlerine şöyle devam eder: Hz. Nuh'a gidin! Zira o, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği ilk resuldür. Bunun üzerine insanlar Hz. Nuh'a gelip ondan şefaat etmesini isterler. O da 'Ben, şefaat makamında değilim' der ve bilgisi olmadığı bir hususu Rabbinden istediğini hatırlar260 ve utanır. Sonra onlara 'HalilurrahmCin'a {RahmCin'ın Dostuna) gidin!' der. Onlar da, Hz. İbrahim'in yanına gidip şefaat etmesini isterler. O da 'Ben, şefaat makamında değilim. Allah'ın kendisiyle konuştuğu ve kendisine Tevrat'ı verdiği Musa kuluna gidin!' der. Onlar da Hz. Musa'nın yanına gidip ondan şefaat etmesini isterler. O da 'Ben, şefaat makamında değilim' der ve bir cana karşılık olmadan birini öldürdüğünü hatırlar ve Rabbinden haya eder. Bu yüzden kendisine gelenlere 'Allah'ın kulu, elçisi, kelimesi ve ruhu olan Hz. İsa'ya gidin i' der. İnsanlar Hz. İsa'ya gelip ondan şefaat etmesini isterler. Hz. İsa da 'Ben, şefaatçi değilim. Allah'ın gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladığı kulu olan Muhammed'e gidin!' der. Bunun üzerine insanlar bana gelirler. Ben de şefaat için izin verilinceye kadar Rabbimden izin istemek için harekete geçerim. Rabbimi görünce secdeye kapanırım. Allah'ın dilediği kadar bir müddet secdede kalırım. Sonra bana 'Başını kaldır! İste ki; verilsin, söyle ki; dinlensin! Şefaat et ki; şefaatin kabul edilsin!' denir. Sonra başımı secdeden kaldırıp bana öğrettiği şekilde O'na hamd ederim. Daha sonra şefaat ederim. Rabbim benim için bir çizgi çizer, o çizginin berisinde kalanları cennete sokarım. Sonra tekrar Rabbime dönerim. Rabbim yine aynı şekilde bana muamele eder. Derken ben de şefaat ederim. Yine benim için bir çizgi çizer, o çizginin berisinde kalanları cennete sokarım. Daha sonra üçüncü ve dördüncü kez tekrar Rabbime döner ve şöyle derim: Cehennemde Kur'an'ın hapsettikleri ve kendileri için cehennem'de ebedi olarak kalmanın farz olduğu kimseler dışında hiçkimse kalmadı."
Abdullah İbn Mes'lid'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e 'Allah katında en büyük günah hangisidir?' diye sordum. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'seni yarattığı halde Allah'a ortak koşmandır' buyurdu. 'Gerçekten bu büyük bir günahtır' dedim ve 'sonra hangisidir?' diye sordum. Bunun üzerine 'yemeğine ortak olmasından korktuğun için çocuğunu öldürmendir' buyurdu. Son olarak 'sonra hangisidır?' diye sordum. O da 'Komşunun eşiyle zina etmendir' buyurdu." Hadisin geçtiği diğer yerler: 4761, 6001, 6811, 6861, 7520, 7532.
Said bin Zeyd Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Kem'e (kızılımtırak beyaz mantar), kudret helvası türünden bir yiyecektir. Suyu ise göz içİn şifadır. " Hadisin geçtiği diğer yerler: 4639, 5708.
Ebu Hureyre'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiği ne göre, o şöyle demiştir: "Bir bahçede meyve devşiren Abdullah İbn Selam Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medıne'ye geldiğini haber aldı. Bu yüzden hiç vakit kaybetmeden Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti. Ona, 'Sana üç mesele hakkında soru soracağım. Bunları ancak bir Nebi bilebilir' dedi. Sonra 'Kıyamet alametlerinin ilki nedir?', 'Cennet ehlinin ilk yiyeceği nedir?', 'çocuğun babasına veya annesine çekmesine ne neden olur?' diyerek sorularını sıraladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Biraz önce Cebrail bunların cevabını bana haber verdi' buyurdu. Bunun üzerine Abdullah 'Cebrail mil' diyerek hayretini ifade etti. Hz. Nebi 'evet' diye karşılık verince 'o, melekler içinde Yahudilerin düşmanıdır' dedi. Bunun üzerine Allah Resulü sallallShu aleyhi ve sellem 'Kim Cebrail'e aleyhisselam düşman ise, şunu iyi bilsin ki; Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine o indirdi. .. ' ayetini okudu ve şöyle buyurdu: Kıyametin ilk alameti büyük bir yangındır. Bu yangın insanları doğudan batıya sürecektir. Cennet ehlinin ilk yiyeceği balina gibi büyük bir balığın karaciğerine bitişik olan fazlalıktır. Erkeğin suyu kadının suyundan önce gelirse, çocuk babaya çeker. Eğer kadının suyu önce gelirse, çocuk anaya çeker. Bu cevaplar karşısında Abdullah İbn Selam 'Şehadet ederim ki; Allah'tan başka ilah yoktur. Muhammed de onun elçisidir. Ey Allah'ın Elçisi! Yahudiler çok iftira atan bir millettir. Eğer onlara benim nasıl biri olduğumu sormadan önce Müslüman olduğumu öğrenecek olurlarsa bana iftira atarlar' dedi. Bir müddet sonra Yahudiler geldi. Hz. Nebi s.a.v. onlara 'Abdullah'ı aranızda nasıl bilirsiniz?' diye sordu. Onlar da, 'Bizim en hayırlımızdır. Babası da kavmimizin en hayırlısı idi. İçimizde söz sahibi bir kimsedir. Babası da öyleydi' diye cevap verdiler. Bunun üzerine Allah Resulü s.a.v. 'Abdullah İbn Selam Müslüman olursa ne düşünürsünüz?' diye sordu. Onlar da 'Allah onu Müslüman olmaktan korusun' diye karşılık verdiler. Bunun üzerine Abdullah İbn Selam çıkıp 'Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur! Muhammed de onun elçisidir' diye haykırdı. Bu defa Yahudiler, 'Abdullah bizim en şerlimizdir. Babası da içimizdeki en kötü insandı' deyip onu karaladılar. Bunun üzerine Abdullah, 'Ey Allah'ın Elçisi! Benim de endişe ettiğim husus buydu,' dedi."
İbn Abbas'tan şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Ömer dedi ki: Bizim en güzel Kur'an okuyanımız, Ubeyy İbn Ka'b; en iyi hüküm verenimiz Ali İbn Ebı Talib'dir. Yine de biz, Ubeyy'in sözüne itibar etmeyiz. Çünkü o, 'Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittiğim bütün ayetleri hafızamda tutuyorum.' iddiasını ileri sürdürmektedir. Halbuki Allah Teala şöyle buyurmuştur: Biz, bir ayetin hükmünü nesheder veya onu ertelersek (unutturursak) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz."
İbn Abbas Hz. NebiSallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah Teala şöyle buyurdu: İnsanoğlu beni yalanladı. Halbuki, yalanı amamas! gerekirdi. Bana hakaret etti. Halbuki, böyle yapmaması gerekirdi. Beni yalanlaması; Benim kendisini olduğu gibi tekrar yaratmaya güç yetiremeyeceğimi iddia etmesiyle meydana gelmiştir. Bana hakaret etmesi ise, çocuğumun olduğunu söylemesiyle olmuştur. Halbuki Ben, bir eş veya çocuk edinmekten kendimi tenzih ederim."
Enes İbn Malik, Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Şu üç hususta Rabbime muvafakat ettim (veya şu üç hususta Rabbim bana muvafakat etti): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e; 'Ey Allah'ın Elçisi! Keşke Makam-ı İbrahim'de bir namaz yeri edinsen!' dedim. Yine 'Ey Allah'ın Elçisi! Senin yanına iyi kimse de geliyor, kötü kimse de. mu'minlerin annelerine örtünmelerini emretsen de örtünseler!' dedim. Bunun üzerine hicab (örtü) ayeti294 nazil oldu. Bir defasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından bazılarına darıldığını duydum. Onların yanına gidip, 'Ya bu yaptığınıza son verirsiniz veya elbette Allah Teala, sizin yerinize Nebiine sizden daha hayırlı eşler verir,' dedim. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından birinin yanına gittim. Bana 'Ey Ömer! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerine öğüt vermekten aciz mi ki, sen kalkmış onlara öğüt veriyorsun!' diyerek çıkıştı. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah'a veren, [inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire] eşler verebilir"[Tahrim 5]
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Aişe'den şöyle dediği nakledilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana 'Biliyorsun herhalde! Kavmin Ka'be'yi yeniden yapınca, İbrahim Nebiin koyduğu temelleri daralttı,' dedi. Ben de, 'Ey Allah'ın Elçisi! Onu eski haline çevirmez misin?' diye sordum. O da şöyle buyurdu: Eğer kavmin yeni Müslüman olmuş olmasaydı, elbette bunu yapardım. Abdullah İbn Ömer şöyle demiştir: Elbette Aişe bu sözü Nebiiden işitmiştir. Kanaatimce Nebi'in Ka'be'nin Hicr-Hatim bölgesine bitişik iki köşesini selamlamaması olsa olsa Beytullah'ın İbrahim'in attığı temellerin üzerine inşa edilmemesinden kaynaklanır.
Ebu Hureyre'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Ehl-i Kitab Tevrat'ı İbranice okuyup, Müslümanlara Arpça olarak açıklıyorlardı. Bu durum karşısında Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ehl-i Kitablı ne tasdik edin, ne de yalanlayın! Ancak 'Biz Allaha ve bize indirilene ... '299 iman ettik deyin!" Bu Hadisin geçtiği diğer yerler: 7262, 7542.
Bera İbn Azib'den şöyle dediği nakledilmiştir: " Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Beyt-i Makdis'e (Kudüs'e) doğru on altı ya da on yedi ay namaz kıldı. Ancak kıblesinin Ka'be olması onun hoşuna giderdi. Bir defasında ikindi namazını kıldı. Onunla birlikte bir cemaat de namaz kıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'le namaz kılan insanlardan biri Mescid-i Nebevı'den dışarı çıkıp başka bir mescide gitti. O esnada mesciddeki cemaat rüko. halinde idi. Onlara 'Allah'a yemin ederim ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Mekke'ye doğru namaz kıldım,' dedi. Bunun üzerine cemaat Ka'be'ye doğru döndü. Kıblenin Ka'be'ye çevrilmesinden önce eski kıble üzerine ibadet ederken vefat eden ve (Allah yolunda) öldürülen kimseler hakkında ne diyeceğimizi bilemiyorduk. Bunun üzerine Allah Teala, 'Allah sİzİn imanınız! asla zayi edecek değildir. Zira O, insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir, '[Bakara, 143] ayetini indirdi."
Ebu Saıd el-Hudri'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Kıyamet günü nuh aleyhisselam çağrılacak. O hemen, 'Ya Rabbi! Emrine icabet edip divanına geldim, fermanına amadeyim," diyecek. Bunun üzerine Allah Teala ona, "Tebliğde bulundun mu?" diye soracak. Nuh Nebi, 'Evet' diye cevap verecek. Bu defa kavmine, 'Size tebliğ etti mi?' diye soracak. Fakat onlar, 'Bize hiç uyarıcı gelmedL' şeklinde cevap verecekler. Bunun üzerine Allah Teala Nuh Nebi'e 'Sana kim şahitlik edecek?' diye soracak. O da, 'Muhammed, Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ümmeti' şeklinde cevap verecek. Bunun üzerine Muhammed ve ümmeti onun tebliğde bulunduğuna dair şahitlik edecek. Aynı şekilde Muhammed size de şahitlik edecektir. Bu durum şu ayeti kerimede bildirilmektedir: İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resulün de, size şahit olması için sizi mutedil bir ümmet kıldık. [Bakara 143] Bu ayette geçen ........vasatan kelimesi mutedil manasına gelir."
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "İnsanlar Kuba Mescidi'nde sabah namazını kılıyordu. Bu esnada biri geldi ve 'Allah, Nebiine Ka'be'ye yönelmesi için ayet indirdi, o halde, Ka'be'ye yönelin!' dedi. Bunun üzerine insanlar Ka'be'ye döndü." "Senin arzulayıp da şu anda yöneldiğin kıbleyi Biz, ancak Nebi'e uyanı, ökçeleri üzerine geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık." İmam Buharı bu ayeti zikrettikten sonra, İbn Ömer'den nakledilen rivayeti aktarmıştır. Bu rivayetin açıklaması ise, "Kitabu's-salş.t"ın baş tarafında ayrıntılı biçimde yapılmıştı.
Enes'ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İki kıbleye doğru namaz kılanlardan, benim dışımda kimse kalmadı."
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Kuba'da insanlar sabah namazını kılarken adamın biri gelip 'Bu gece Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir ayet indi ve Ka'be'ye yönelmesi emredildi. Haydi siz de ona yönelin!' dedi. O esnada insanların yüzleri Şam tarafına dönük idi. (Bu söz üzerine) hemen yüzlerini Ka'be'ye çevirdiler."
İbn Ömer'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İnsanlar Kuba'da sabah namazını kılarken biri geldi ve 'Bu gece Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir ayet indirdi ve Ka'be'ye yönelmesi emredildi. Haydi siz de ona yönelin!' dedi. Cemaatin yüzü Şam'a yönelikti. (Bu söz üzerine) hemen yüzlerini Ka'be'ye çevirdiler."
Bera'dan şöyle dediği nakledilmiştir: "nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte on altı ya da on yedi ay Beyt-i Makdis'e doğru namaz kıldık. Sonra Allah Teala onu kıble istikametine çevirdi."
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "İnsanlar Kuba'da sabah namazını kılarken, yanlarına biri geldi ve 'Bu gece bir ayet nazil oldu ve Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'ye doğru yönelmekle emrolundu. Haydi söz de ona doğru yönelin!' dedL Onlar da, bulundukları hali bozmadan ters dönüp Ka'be'ye yöneldiler. Bundan önce insanların yüzü Şam'a yöneliktL"
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "İnsanlar Kuba'da sabah namazını kılarken biri onlara gelip 'Bu gece Nebi'e vahiy indi ve Ka'be'ye yönelmesi emredildi. Haydi siz de ona doğru yönelin!' dedi. Cemaatin yüzü Şam'a yönelikti. (Bu söz üzerine) hemen kıbleye yöneldiler. "
Hişam İbn Urve babasından şöyle nakletmiştir: "Henüz yeni delikanlı olduğum bir dönemde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Hz. Aişe'ye şöyle dedim: Allah Teala'nın 'Şüphe yok ki, Safa ile Merve, Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı hacceder veya umre yaparsa bu ikisi arasında gidip gelmesinde bir günah yoktur,' [Bakara 158] buyruğu hakkında ne dersin? Ben, bu tepeler arasında say yapmayan (gidip gelmeyen) birine herhangi bir günah yazılmayacağını düşünüyorum. Bunun üzerine Hz. Aişe şöyle dedi: Bu düşünce kesinlikle yanlıştır. Eğer senin söylediğin gibi olsaydı, ayeti kerime 'Bunlar arasında gidip gelmemesinde kendisine bir günah yoktur,' şeklinde olurdu. Kuşkusuz bu ayet, ensar hakkında nazil olmuştur. Onlar, Kudeyd yakınlarında bulunan Menat adlı bir putun adım anarak ihrama girerler, Safa ile Merve arasında say yapmaktan geri dururlardı. İslam dini zuhur edince Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bunun hükmünü sordular. Bunun üzerine Allah Teala, 'Şüphe yok ki, Safa ile Merve, Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı hacceder veya umre yaparsa bu ikisi arasında gidip gelmeSinde kendisine bir günah yoktur,' ayetini indirdi."
Asım İbn Süleyman'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Enes İbn Malik'e Safa ve Merve tepelerinin durumunu sordum. O da şöyle cevap verdi: Biz onlar arasında say yapmanın cahiliyye ad eti olduğunu düşünüyorduk. Bu yüzden İslam dini gelince, bundan geri durduk. Bunun üzerine Allah Teala, 'Şüphe yok ki, Safa ile Merve ... ' ayetini indirdi."
Abdullah [İbn Mes'ud]'dan şöyle nakledilmiştir: "Nebi birşey söyledi, ben de birşey söyledim. O 'her kim Allah'ın dışında [O'na] denk [tuttuğu] birine ibadet ederken ölürse cehenneme girer,' buyurdu. Ben de 'Her kim, Allah'a ortak koşmadan ölürse cennete girer,' dedim."
İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İsrailoğullarında kısas uygulaması vardı. Onlarda diyet yoktu. Fakat bu ümmet için Allah Teala 'Öldürülenler hakkında size kısas farz kıldı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar 'bağışlanırsa ... ' ayetini indirdi. Bu ayette geçen 'bağışlanırsa' ifadesi kasten öldürmelerde, öldürülenin velisinin diyete razı olması anlamına gelir. "Artık (taraflar) hakkaniyete uymalı" Yani öldürülenin velisi hakkaniyete uyar, öldüren de ona, diyeti güzellikle öder. "Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir." Yani bu hüküm, sizden önceki ümmetiere getirilen yükümlülüklere göre daha kolaydır ve bir rahmettir. "Her kim bundan sonra haddi aşarsa, muhakkak onun için elem verici bir azap vardır." Yani diyeti kabul ettikten sonra öldüreni öldüren için elem verici bir azap vardır." Hadisin geçtiği diğer yer: 6881.
Enes b. Malik'ten rivayet edildiğine göre Nebi şöyle buyurmuştur: "Allah'ın farz kıldığı kısastır."
Enes'ten nakledildiğine göre halası Rubeyyi' bir kız çocuğunun ön orta kesici dişini kırmıştl. Rubeyyi'nin kabilesi kız çocuğundan kısastan vazgeçmesini talep etti. Ancak onun kabilesi kısasta ısrar etti. Bu defa diyet (para cezası) ödemeyi teklif ettiler. Karşı taraf yine reddetti. Bunun üzerine taraflar Allah Resıllü'ne saIJaIJahu aleyhi ve seIJem geldi. Mağdur olan taraf kısasta ısrar etti. Dolayısıyla Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kısasla hükmetti. Bunun üzerine Enes İbn Nadr 'Ey Allah'ın Elçisi! Rubeyyi'nin ön orta kesici dişleri kırılacak mı? Hayır, seni hak ile gönderene yemin ederim ki, onun ön orta kesici dişleri kırılmaz,' dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Ey Enes! Allah'ın farz kıldığı kısastır,' buyurdu. Bu arada mağdur olan taraf kısastan vazgeçti. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'ın kulları arasında öyleleri vardır ki, Allah adına yemin ettikleri zaman Allah onların yeminlerini boşa çıkarmaz."
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Cahiliyye insanları aşura günü oruç tutarlardı. Ramazan orucu farz kı lınınca [Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem] 'İsteyen aşura orucunu tutsun, isteyen tutmasın,' buyurdu.
Hz. Aişe'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Aşura orucu Ramazan [orucunun farz kılınmasın]dan önce tutulurdu. Ramazan orucu farz kılınınca [Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem] 'İsteyen aşura orucunu tutsun, isteyen tutmasın,' buyurdu.
Alkame'nin Abdullah [İbn Mes'tld]dan naklettiğine göre, bir defasında Eş'as Abdullah'ın yanına gelmişti. O esnada Abdullah yemek yiyordu. Bunun üzerine Eş'as ona, 'Bugün aşura günüdür,' dedi. Abdullah İbn Mes'tld da şöyle karşılık verdi: Aşura orucu Ramazan orucu farz kılınmadan önce tutulurdu. Ramazan orucu farz kılınınca Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'İsteyen aşura orucunu tutsun, isteyen tutmasın,' buyurdu.
Hz. Aişe'nin şöyle söylediğini nakletmiştir: Cahiliye döneminde Kureyşliler Aşura orucu tutarlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bu orucu tutardı. Medine'ye gelince bu orucu tutmaya devam etti ve tutulmasını da emretti. Farz olan Ramazan orucunun tutulmasına dair ayet inince aşura orucu terkediidi. Dileyen bu orucu tuttu dileyen tutmadı.
Ata, İbn Abbas'ın bu ayeti ale'lIezine yutavvekunehu fidyetun taamu miskın şeklinde okuduğunu işittiğini nakletmiştir. İbn Abbas şöyle demiştir: "Bu ayet mensuh değildir. Zira bu ayet ile, oruca gücü yetmeyen ve oruç tutamadığı her gün için bir yoksulu doyuran yaşlı erkek ve kadınlar kastedilmiştir."
Rivayete göre İbn Ömer, " [Oruç tutmayanlara] yoksulları doyurma fidyesi gerekir,)" ayetini okumuş ve "Bu ayet neshedildi," demiştir.
Seleme'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Oruca güç yetirenlerin [oruç tutmadıklan takdirde] bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermesi gerekir, "[Bakara 184] ayeti nazil olunca isteyenler, oruç tutmaz, oruç tutmak yerine fidye verirdi. Nihayet bir sonraki ayet nazil oldu ve bu uygulamayı neshetti.
Ebu İshak'tan şöyle nakledilmiştir: "Bera'nın şöyle dediğini işittim: Ramazan orucu farz kılınınca, insanlar Ramazan boyunca hanımlarına yaklaşmıyardu. Bazı insanlar kendilerine kötülük ediyorlardı. Bunun üzerine Allah Teala, 'Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sİzİ bağışladı. i ayetini indirdi."
Adiyy'den şöyle naklediimiştir: "Adiyy bir beyaz, bir de siyah iplik almıştı. Gecenin bir bölümünde, onlara bakmış, fakat ipleri birbirinden ayırt edememişti. Sabah olunca [nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelip] şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Elçisi! [siyah ve beyaz ipliği alıp] yastığımın altına koydum,' Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Öyleyse, beyaz ve Siyah ipliği yastığının altına koyduğuna göre yastığın epeyce genişmiş!"
Adiyy İbn Hatim'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: 'Ey Allah'ın Elçisi! Beyaz ipliği n siyah iplikten ayrılması ne demek? Bundan maksat gerçekten [beyaz ve siyah] ip mi?' diye sordum. O da 'Eğer, bunların ip olduğunu düşünüyorsan, amma da geniş kafalısm.' diye cevap verdi. Sonra şöyle buyurdu: Hayır. Bunlardan maksat gecenin karanlığı ile gündüzün beyazlığıdır."
Sehl İbn Sa'd'den şöyle nakledilmiştir: "Önce 'Beyaz ipliği siyah iplikten ayırt edinceye kadar yiyin, için!' ayeti nazil oldu. O zaman mine'l-fecri (Sabahın) kaydı inmemişti. İnsanlar oruç tutmaya niyetlenince içlerinden biri ayaklarına beyaz ve siyah iplik bağladı. Onlar birbirinden seçilinceye kadar yiyip içmeye devam etti. Bunun üzerine Allah Teala ayetin mine'l-fecri (Sabahın) kısmını indirdi. Bu sayede bu ayetin, gecenin gündüzden ayrılması manasına geldiğini anladılar."
Bera'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İnsanlar cahiliyye döneminde ihrama girdikleri zaman, evlerine arka taraftan girerlerdi. Bunun üzerine Allah Teala, 'İy,i davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir. Lakin iyi davranış, korunan ve (ölçülü giden) kimsenin davranışıdır. Evlere kapılarından girin, Allah'tan korkun! Umulur ki, kurtuluşa erersiniz. [Bakara 189] ayetini indirdi." KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1680-2 BAKARA SURESİ
Rivayete göre İbn Zübeyr'in neden olduğu fitnenin baş gösterdiği sırada İbn Ömer'e iki adam gelip, "İnsanlar (ihtilaflar içinde) kayboldular. Sen ki, İbn Ömer'sin, Nebi s.a.v.’in sahabisisin Neden yaşananlara sessiz kalıyorsun?" dediler. İbn Ömer de, "Allah Teala'nın kardeşimin kanını (dökmeyi) haram kılması beni, [başkaldırmaktan] alıkoyuyor," diye cevap verdi. Bu defa adamlar, "Peki Allah Teala, 'Fitne tamamen yok edilinceye kadar onlarla savaşın!' buyurmuyor mu?" diyerek itiraz ettiler. Bunu üzerine o, şöyle dedi: Fitne tamamen ortadan kalkıp din de sadece Allah'a mahsus oluncaya kadar savaştık. Şimdi siz, fitne çıkması ve dinin Allah'tan başkasına ait olması için savaşmak istiyorsunuz. "
Nafi" den şöyle nakledilmiştir: "Bir adam gelip İbn Ömer'e 'Ey Ebu Abdurrahman! Allah'ın cihada teşvik ettiğini bildiğin halde, Allah yolunda cihadı terk edip bir yıl hac, bir yıl umre etmenin nedeni nedir?' diye sordu. O da şöyle cevap verdi: Yeğnim! İslam şu beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'a ve Resulüne iman etmek, beş vakit namaz kılmak, Ramazan orucunu tutmak, zekat vermek ve haccetmek. Bu defa adam şöyle dedi: Ey Ebu Abdurrahman! Allah Teala'nın Kur'an'da 'Eğer mu'minlerden iki grup birbiriyle vuruşursa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın!'[Hucurat 9], 'Fitne tamamen ortadan kalkıncaya kadar, onlarla savaşın!' buyurduğunu işitmedin mi? İbn Ömer de şu şekilde cevap verdi: Biz bu ayetlerin gereğini Allah Resulünün zamanında yerine getirdik. O vakitler Müslümanların sayısı azdı. Mu’min biri, dininden dolayı fitneye maruz kalırdı. Onu ya öldürürler, ya da ona işkence ederlerdi. Ne zaman ki, İslam dini yayıldı, o zaman fitneden eser kalmadı."
[Adam İbn Ömer'e], ."Ali ve Osman hakkında ne düşünüyorsun?" diye sordu. O da şöyle cevap verdi: Allah Teala Osman'ı bağışlamıştır. Ancak, Allah'ın onu bağışlaması sizin hoşunuza gitmedi. Ali ise, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hem amcasının oğlu, hem de damadıdır. (Eliyle işaret ederek) Şu gördüğünüz de, onun evidir.
Huzeyfe'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah yolunda harcayın! Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!" ayeti [Allah yolunda] infak hakkında inmiştir.
Abdui1ah İbn Ma'kıl'ın şöyle dediği naklediimiştir: "Bu mescidde (Küfe Mescidi) Ka'b İbn Ucra'nın yanına oturdum. Ona 'Oruç fidyesi gerekir,' ayetinin tefsirini sordum. O da şöyle cevap verdi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına götürüldüm. Bu esnada bitler yüzüme dökülüyordu. Bana 'Galiba, bit1er yüzünden dermansız kalmlşsın. Bir koyuna gücün yetmez mi?' diye sordu. Ben 'Hayır' diye cevap verince '[O zaman] üç gün oruç tut veya altı yoksulu doyur. Her birine yarım sa' miktarı yiyecek ver ve başını tıraş et!' buyurdu. Bu ayet sadece benim hakkımda nazil oldu. Ancak sizin için de geçerlidir."
İmran İbn Husayn'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah'ın kitabında temettu' haccı ile ilgili ayet indi. Biz de Allah Resulü ile birlikte bu şekilde haccettik. Bunu haram kılan bir ayet nazil olmadı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiği zaman bu hac yasaklanmamıştı. Ancak adamın biri, kendi kafasından dilediği gibi konuşuyor."
İbn Abbas'tan şöyle dediği nakledilmiştir: "Ukaz, Mecenne ve Zü'j-mecaz cahiliyye döneminde kurulan fuarlardı. Müslümanlar hac mevsiminde (bu yerlerde) ticaret yapmayı günah sayıp (bundan sakındılar). Bunun üzerine şu ayet indi: "(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur."
Aişe r.anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Kureyşiiler ve onların dinini benimseyenler Müzdelife'de vakfeye dururlardı. Onlar Hums olarak isimlendirilirdi. Diğer Araplar ise Arafat'ta vakfe yaparlardı. İslam dini zuhur edince; Allah Teala Nebiine Arafat'a gidip orada vakfe yapmasını, sonra oradan (Müzdelife'ye doğru) harekete geçmesini emretti. Nitekim şu ayet bum gösterir: "Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın!"[Bakara 199]
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Kişi, Mekke'de ihramlı olmadığı sürece Hac için ihrama girinceye kadar Ka'be'yi tavaf eder. Arafat'a gidince gücü nispetinde, deve, sığır veya koyun hediye (kurban) olarak sunar. Bunlardan dilediğini tercih eder. Eğer bunlardan birine gÜç yetiremiyorsa, üç gün oruç tutması gerekir. Bu oruçları Arafat'a Çıkacağı günden önce tutar. Ancak üçüncü orucu Arafat gününe rastlarsa bunda bir sakınca yoktur. Daha sonra (Arafat'a) hareket eder. Burada, ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar vakfe yapar. Daha sonra insanlar Arafat'tan ayrılsın. Buradan ayrılıp hayrın arandığı Cem'e (Müzdelife - Meş'aru'l-haram) gelinceye kadar sel gibi aksınlar. Sonra sabaha kadar sürekli Allah'ı zikredip, tekbir ve tehlll getirsinler. Daha sonra insan seli gibi aksınlar. Zira insanlar, adeta bir sel gibi akarlardı. Allah Teala da şöyle buyurmuştur: 'Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın! Allah'tan mağfiret dileyin. Çünkü Allah affedici ve esirgeyicidir. '[Bakara 199] Şeytan taşlamaya kadar bu şekilde hareket edin."
Enes'ten rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu şekilde dua ederdi: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabmdan koru! Hadisin geçtiği diğer yer: 6389. Bu hadis ayrıntılı biçimde "Kitabu'd-deavat"ta gelecek inşaallah
Hz. Aişe'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu naklediimiştir: "Allah'ın hiç sevmediği kimse, aşırı tartışmacı olan kimsedir."
İbn Cüreyc'in İbn Ebı Müleyke'den nakletliğine göre İbn Abbas, "Nihayet Nebiler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada "[Yusuf 110] ayetini kuzibu fiilindeki.zel harfinin şeddesi olmadan okumuş. Bu ayeti Bakara suresindeki ayet gibi anlayıp ardından şu ayeti tilavet etmiştir: (Ey mu'minler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sQ.rsılmışlardl ki, nihayet Nebi ve beraberindeki mu'minler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır. [İbn Ebı Müleyke şöyle demiştir:] Urve' İbn Zübeyr ile karşılaştım ve ona bunu anlattım.
Hz. Aişe şöyle demiştir: Maazallah! Allah'a yemin ederim ki O, Nebiine neyi vaad etmişse, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölmeden önce onun mutlaka gerçekleşeceğini bilirdi. Ancak Nebilerin sıkıntıları hiç eksik olmaz. Hatta kendileriyle birlikte olanların bu yüzden onları yalanlamasından endişe ederlerdi. Hz. Aişe ......ve zunnu ennehum kad kuzzıbu ayetini ... zel harfinin şeddesi ile okurdu.
Nafi' şöyle demiştir: İbn Ömer Kur'an okuduğu zaman, okuyuşunu bitirene kadar konuşmazdı. Bir gün Mushaftan onu takip ediyordum. Ezbere Bakara suresini okumaya başladı. Bir ayete gelince: "Bu ayetin kim ve hangi konu hakkında indiğini biliyor musun?" diye sordu. Ben de: "Hayır.ır diye cevap verdim. Bunun üzerine: "Şu şu hususta indi," deyip okumaya devam etti.
Nafi' İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın," ayeti, erkeğin karısı ile [anal} ilişki kurması hakkındadır Bu rivayeti Muhammed İbn Yahya İbn Said, babası, Ubeydullah ve Nafi' kanalıyla İbn Ömer'den nakletmiştir.
İbnu'l-Münkedir'den Cabir'in şöyle dediği nakledilmiştir: Yahudiler "Bir erkek kadın ile arka tarafından yaklaşarak ilişkiye girerse, çocuk şaşı dünyaya gelir," derdi. Bunun üzerine "Kadınlarımz sizin için bir tarladır. Tarlamza nasıl dilerseniz öyle varın," ayeti nazil oldu.
Hasan'dan şöyle nakledilmiştir: "Kocası, Ma'kıl İbn Yesar'ın kızkardeşini boşamıştı. İddeti doluncaya kadar da ona dönmemişti. Sonra tekrar ona talip olmuştu. Ma'kil onun eski kocası ile evlenmesine karşı çıktı. Bunun üzerine "Onlann (eski) kocalanyla eulenmelerine engelolmayın!" ayeti indi. Hadisin geçtiği diğer yerler: 5130, 5330, 5331.
İbnu'z-Zübeyr Osman İbn Affan'a; "Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler.. "[Bakara 240] ayetini başka bir ayet neshetmişti. O halde neden onu Mushaf'a yazdın veya olduğu gibi Mushaf'ta bıraktın?" diye sormuş. O da şu şekilde cevap vermiş: Ey yeğenim! Bu Mushaf'ta bir harfin bile yerini değiştirmemi
"Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler. .. "[Bakara 234] ayeti hakkında Mücahid şöyle demiştir: Kadınlar, ölen kocalarının ailesinin yanında bu iddeti beklerlerdi. Bu şekilde iddet beklemeleri farzdır. Sonra Allah Teala, "Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden (sağlıklarında) vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp yoktur," ayetini indirdi. Allah Teala, vasiyet olarak iddete yedi ay yirmi gün daha ekleyerek onu, tam bir seneye Çıkardı. Kadın dilerse vasiyete uygun olarak evde kalır, dilerse çıkar. İşte bu, Allah TealS'nın "Zeveelerinin, hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) yoktur," ifadesinin açıklamasıdır. Dört ay on gün iddet beklemek ise, kadına farzdır. Bu sözleri İbn Ebı Nüceyh Mücahid'den aktarmıştır. Ata, İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakletmiştir: Bu ayet, kadının ailesi yanında iddet bekleme hükmünü neshetti. Bundan böyle kadın, dilediği yerde iddetini bekler. Nesheden ise ayetin .......gayra ihracin (evlerinden çıkarılmadan) bölümüdür. ' Ata, İbn Abbas'tan aktardığı bu sözü şu şekilde açıklamıştır: Kadın, dilerse kocasının ailesinin yanında kalır ve kendisi için yapılan vasiyyet çerçevesinde mesken hakkını kullanır. Dilerse evden çıkar. Çünkü Allah yoktur," buyurmuştur. Ata son olarak şöyle demiştir: Sonra miras ayeti indi ve boşanmış kadınların mesken hakkını kaldırdı. Bundan böyle kadınlar, diledikleri yerde iddetlerini beklerler. Artık onların mesken hakkı yoktur. Hadisin geçtiği diğer yer: 5344.
Muhammed İbn Sirin'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ensarın ileri gelenlerinin oluşturduğu bir mecliste bulundum. Aralarında Abdurrahman İbn Ebı Leyla da vardı. Şubey'a bintu'l-Haris hakkında Abdullah İbn Utbe'den nakledilen hadisi okudum. Bunun üzerine Abdurrahman: "Fakat onun amcasl buna hükmetmezdi," dedi. Ben de: "Eğer Küfe civarında bulunan bir adama karşı yalan isnat ettiyse m kuşkusuz çizmeyi aşmışımdır," dedim. [Ravilerden İbn Avn'ın anlattığına göre] İbn Sırın sesini yükseltti. Sonra olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: O meclisten ayrıldım. Derken Malik İbn Amir veya Malik İbn Avf ile karşılaştım. Ona; "Hamile iken kocası ölüp dul kalan kadının iddeti hakkında İbn Mes'lid'un görüşü neydi?" diye sordum. O da İbn Mes'lid'un şöyle dediğini aktararak cevap verdi: Siz, kadın için öngörülen ruhsatı bırakıp ağır hükmü mü uyguluyorsunuz? Yemin ederim ki kadınlardan bahseden kısa sure, yine onlardan bahseden uzun sureden sonra inmiştir. Hadisin geçtiği diğer yer: 4910 .
Hz. Ali'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek savaşının yapıldığı gün şöyle buyurmuştur: "Onlar güneş batana kadar orta namazı kılmamıza engeloldular. Yüce Allah onların kabirlerini ve evlerini veya karınıarını ateş ile doldursun."
Zeyd İbn Erkam'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Önceleri namaz kılarken konuşurduk. İçimizden biri bir ihtiyacı hususunda kardeşi ile konuşurdu. Sonra "Namazlara ve orta namaza devam edin' AIlah'a itaat ederek namaz kılın!" ayeti indi ve bize konuşmamamız emrediidi.
Abdullah İbn Ömer radiyallahu anh kendisine korku namazı sorulduğu zaman şu cevabı verirdi: "İmam ile birlikte bir grup öne çıkar. İmam onlara bir rekat kıldım. Bu esnada diğer grup onlar ile düşman arasında namaz kılmadan beklerler. İmam arkasında namaza duranlara bir rekat kıldırdıktan sonra, cemaat geri çekilir ve namaz kılmayanların yerine gider. Bu esnada selam vermezler. Sonra namaz kılmayanlar gelir ve imam ile birlikte bir rekat kılarlar. Sonra imam namazı bitirir. Çünkü iki rekatı tamamlamıştır. İmam ayrıldıktan sonra her •iki guruptaki insanlar kalkarlar, kendi başlarına bir rekat daha kılarlar. Böylece her grup iki rekatı tamamlamış olur. Eğer korkuları bundan daha büyükse, bu durumda yürüyerek, ayakta durarak veya binek üstünde kılarlar. Bu esnada kıbleye yönelebilirler de yönelmeyebilirler de." İmam Malik Nafi'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Kanaatime göre Abdullah İbn Ömer korku namazının nasıl kılınacağını olsa olsa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakletmiştir."
İbn Zübeyr'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Osman radiyallahu anh'a Bakara suresindeki 'Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler,' ayetinin bir başka ayet ile neshedildiğini söyledim ve buna rağmen neden mushafta bunu yazdırdığını sordum. O da şöyle cevap verdi: Ey Yeğenim! Sen de ona dokunma! Ben mushaftaki hiçbir ayetin yerini değiştirmeyeceğim.
Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Biz kuşkulanma konusunda İbrahim Nebie göre daha haklıyız. Hani o, "Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster," demişti. Rabbi or:ıa: "Yoksa inanmadın mı?" dedi. İbrahim: "Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim)" dedi.
Ubeyd İbn Umeyr'den naklettiğine göre "Ömer r.a. bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabına, - Sizden biriniz arzu eder mi ki, kendisinin bir bahçesi olsun ... ayetinin kimin hakkında indiğini sanıyorsunuz? diye sordu. Onlar: - Allah daha iyi bilir diye cevap verdiler. Bunun üzerine Ömer r.a. kızdı ve - Ya biliyoruz deyin, ya da bilmiyoruz, dedi. Bunun üzerine [İbn Abbas ile Ömer arasında şu konuşma geçti:] İbn Abbas: Ey mu'minlerin emiri! Bu ayet hakkında aklımda bir düşünce var. Ömer: Yeğenim o halde söyle! Kendini küçük görme! İbn Abbas: Bu ayette bir amel örnekle anlatıldı. Ömer: Hangi amel? İbn Abbas: Bir amelin işte ... Ömer: Bu ayette Allah'a itaat eden, sonra Allah'ın kendisine şeytanı musallat ettiği ve bu yüzden isyan fiilleri işleyerek yaptığı iyilikleri boşa çıkaran zengin bir adamın durumuna örnek verilmiştir.
Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Miskin bir iki hurmaya ve bir iki lokmaya razı olan değildir. Gerçek yoksul iffetli davranan kimsedir. Eğer isterseniz Allah'ın ayetini okuyun." Nebi bu sözü ile "İnsanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler ... " ayetini kastetmiştir.
Aişe radiyallahu anha'dan rivayet edildiğine göre o şöyIe demiştir: "Bakara suresinin sonunda buIunan faizIe ilgi ayetIer inince AlIah ResılIü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunIarı insanlar okudu. Sonra şarap ticaretini haram kıIdı."
Aişe r.anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bakara suresinin son ayetleri inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mescid'e gidip bunları insanlara okudu. Sonra da şarap ticaretini haram kıldı.
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bakara suresinin sonlarındaki ayetler inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunları Mescid'de insanlara okudu ve şarap ticaretini haram kıldı.
Aişe r.anha'dan şöyle dediği naklediimiştir: Bakara suresinin sonlarındaki ayetler inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalktı ve bu ayetleri bize okudu. Sonra şarap ticaretini haram kıldı.
İbn Abbas r.a.'dan şöyle naklediimiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e en son inen ayet riba ayetidir.
Merv€ln el-Asfar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından birinden -ki o İbn Ömer'dir- bu "İçinizdekileri açığa vursanız da, gizleseniz de ... " ayetinin neshedildiğini nakletmiştir.
Mervan el-Asfar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İbn Ömer olduğunu sanıyorum – "İçinizdekileri açığa vursanız da, gizleseniz de ... " ayetinin kendisinden sonra gelen ayet ile neshedildiğini nakletmiştir.
Aişe r.anha'dan şöyle dediği nakledilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (kuran'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar fitne çıkarmak ve onu te'vil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık. Hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar," ayetini okudu sonra şöyle buyurdu: [Ey Aişe!] kuran'ın müteşabih ayetlerine uyanlan gördüğün zaman, bil ki onlar, Allah'ın kitabında bahsedip yerdiği kimselerdir. O halde onlardan sakının!
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bütün çocuklara doğdukları esnada şeytan dokunur. Kendilerine şeytan dokunduğu için ağlayarak doğarlar. Ancak Hz. Meryem ve onun oğluna şeytan dokunmamıştır." Ebu Hureyre şöyle demiştir: "Dilerseniz, 'Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum,' ayetini okuyun."
Abdullah İbn Mes'ud Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Müslüman kardeşinin malını ele geçirmek için yemın-i sabr yapan herkes Allah'ın öfkesini üzerine çekmiş halde O'nun huzuruna çıkar. Nitekim Yüce Allah bunu doğrulayıcı biçimde şu ayeti indirmiştir: "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur." Sonra Eş'as İbn Kays yanımıza geldi ve "Ebu Abdirrahman size üzerine şöyle dedi: Bu ayet benim hakkımda indi. Amcamınoğlunun bahçesinde benim bir kuyu m vardı. [Ama o, bunu inkar etti.] Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana, "O kuyunun sana ait olduğunu gösteren bir delil getir yoksa ona, bu kuyunun kendisine aİt olduğuna dair yemin etmesini teklif edeceğim," dedi. Ben de, "Ey Allah'ın Elçisi' [Bu onun için zor değil ki!]O zaman o, yemini tercih edecektir," dedim. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Müslüman kardeşinin malmı ele geçirmek için yalan söyle söyleye yemin-i sabr yapan herkes, Aliah'ın öfkesini üzerine çekmiş halde O'nun huzuruna çıkar."
Abdullah İbn Mes'ud Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Müslüman kardeşinin malını ele geçirmek için yemın-i sabr yapan herkes Allah'ın öfkesini üzerine çekmiş halde O'nun huzuruna çıkar. Nitekim Yüce Allah bunu doğrulayıcı biçimde şu ayeti indirmiştir: "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur." Sonra Eş'as İbn Kays yanımıza geldi ve "Ebu Abdirrahman size üzerine şöyle dedi: Bu ayet benim hakkımda indi. Amcamınoğlunun bahçesinde benim bir kuyu m vardı. [Ama o, bunu inkar etti.] Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana, "O kuyunun sana ait olduğunu gösteren bir delil getir yoksa ona, bu kuyunun kendisine aİt olduğuna dair yemin etmesini teklif edeceğim," dedi. Ben de, "Ey Allah'ın Elçisi' [Bu onun için zor değil ki!]O zaman o, yemini tercih edecektir," dedim. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Müslüman kardeşinin malmı ele geçirmek için yalan söyle söyleye yemin-i sabr yapan herkes, Aliah'ın öfkesini üzerine çekmiş halde O'nun huzuruna çıkar."
Abdullah İbn Ebı Evfa'dan nakledildiğine göre adamın biri malını pazara çıkarmıştı. Sonra Müslümanlardan birini kandırıp ona malını pahalıya satmak için, malına verilmeyen fiyatın verildiğine dair yemin etti. Bu olay üzerine şu ayet indi: Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur.
İbn Ebı Müleyke'nin anlattığına göre iki kadın bir evde veya bir odada deri dikiyorlardı. Bir gün içlerinden biri eline biz saplanmış şekilde dışarı çıktı. Bizi eline arkadaşının batırdığını iddia etti. Mesele [çözümlemesi için] İbn Abbas'a götürüldü. İbn Abbas olayı kendisine anlatanlara Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletti: Eğer iddialarına bakılarak insanlara istedikleri verilseydi, toplumun ne can güvenliği, ne de mal güvenliği kalırdı. Sonra onlardan kadına Allah'ı hatırlatmalarını ve ona "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur," ayetini okumalarını istedi. Onlar da gidip kadına bunu hatırlattılar. Kadın hatasını kabul etti. Bunun üzerine İbn Abbas Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletti: Yemin davalıya düşer.
İbn Abbas şöyle demiştir: Ebu Süfyan bizzat kendisi doğrudan bana şunu anlattı: Nebi ile anlaştığımız barış süresinde [ticari bir yolculuğa] çıktım. Ebu Süfyan şöyle devam etti: Şam'da bulunduğum sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den [Bizans imparatoru] Herakleios'a gönderilmiş bir mektup geldi. Mektubu Dıhye el-Kelbi getirmişti. Onu Busra'nın en ileri gelenine teslim etti. O da mektupu Herakleios'a ulaştırdı. [Mektubu alan] Herakleios, "Burada Nebi olduğunu iddia eden bu adamın halkından biri var mı?" diye sormuş. Etrafındakiler "Evet" diye cevap vermişler. Bunun üzerine bir grup Kureyşli ile birlikte imparatorla görüşmeye çağırıldım ve Herakleios ile görüşmeye gittim. Bizi önüne oturttu. Sonra, "Hanginiz soy bakımından kendisinin Nebi olduğunu iddia eden bu adama yakın?" diye sordu. "Ben." diye cevap verdim. Bunun üzerine beni önünde kendisine daha yakın bir yere oturttu, arkadaşlarımı ise benim arkama oturttu. Ardından tercümanını çağırdı. Ona, "Onlara, benim bu adama Nebilik iddiasında bulunan kişi hakkında bir takım sorular soracağımı, eğer bana yalan söylerse onun yalanını ortaya çıkarmalarını söyle," dedi. Bunun üzerine "Allah'a yemin ederim ki, arkadaşlarımın yalanını ortaya çıkaracaklarını bilmesem kesinlikle onun hakkında yalan söylerdim," diye düşündüm. Sonra Herakleios tercümanına ona "Haseb bakımından aranızdaki durumu nasıl?" sorusunu sormasını istedi. Ebu Süfyan "O içimizde haseb sahibidir," diye cevap verdi. [Bundan sonra Ebu Süfyan ile Herakleios arasında şu konuşma geçmiştir:] Herakleios - Ataları arasında bir kral var mıydı? Ebu Süyem - Hayır. Herakleios - Size mesajını iletmeye başlamadan önce onu hiç yalanla suçladınız mı? Ebu Süfyan - Hayır. Herakleios - Elit tabaka mı, yoksa güçsüz kimseler mi ona tabi oluyor? Ebu Süfyan - Doğrusu güçsüz insanlar ona tabi oluyor. Herakleios - Ona inananların sayısı artıyor mu, eksiliyor mu? Ebu Süfyan - Eksilmiyor. Aksine artıyor. Herakleios - Onun dinine girdikten sonra beğenmeyip dininden dönen var mı? Ebu Süfyan - Hayır. Herakleios - Onunla hiç savaştınız mı? Ebu Süfyan - Evet. Herakleios - Onunla savaşınız nasıl neticelendi? Ebu Süfyan - Bir o galip geldi, bir biz. O bize zarar verdi, biz de ona zarar verdik. Herakleios - Peki o, aldatıyor mu? Sözleşmesini çiğniyor mu? Ebu Süfyan - Hayır. Ancak şu an onunla barış halindeyiz. Bu zaman içinde ne yapacağını bilmiyoruz. Ebu Süfyan bu cümle hakkında şöyle demiştir: Allah'a yemin edirim ki, bu ifade dışında [nebi'i s.a.v. kötüleyen] başka bir ifade söyleme imkanı bulamadım. Herakleios - Daha önce aranızda onun gibi Nebilik iddiasında bulu- nan oldu mu? Ebu Süfyan - Hayır. Sonra Herakleios tercümanına şu sözlerini bana aktarmasını emretti: - Ben sana onun içinizdeki hasebini sordum. Onan aranızda iyi bir hasebe sahip olduğunu söyledin. Bu, bütün Nebilerin özelliğidir. Onlar gönderildikleri toplumda hasep sahibidirler. Ben sana "Onun ataları arasında kral var mı?" diye sordum. Senbana "Hayır," cevabını verdin. Eğer ataları arasında kralolsaydı, "Bu adam atalarının krallığını yeniden kurmak istiyor," derdim. Sana "Ona tabi olanlar elit tabaka mı, yoksa güçsüz insanlar mı?" diye sordum. Sen, "Doğrusu güçsüz kimseler ona tabi oluyor," cevabını verdin. Nebilerin tabiieri de zaten onlardır. Ben sana "Nebilik iddiasından önce hiç onu yalan söylemekle suçladınız mı?" diye sordum. Sen, "Hayır," cevabını verdin. Buradan anladım ki, o insanlara yalan söylemekten kaçındığına göre Allah'a karşı hiç yalan söylemez. Ben sana "Onun dinine girenlerden herhangi biri memnuniyesizliğinden dolayı dininden döndü mü?" diye sordum. Sen, "Hayır," cevabını verdin. İşte gönül huzuru ile bütünleşen iman da böyledir. Ben sana, "Ona inananların sayısı artıyor mu, yoksa eksiliyor mu?" diye sordum. Sen, "Her geçen gün sayılarının arttığını söyledin." Tamamlanıncaya kadar iman da böyledir. Ben sana, "Hiç onunla savaştınız mı?" diye sordum. Sen, onunla savaştığınızı ve savaşın bir sizin lehinize, bir onun lehine neticelendiğini; bazen onun size zarar verdiğini, bazen de sizin ona zarar verdiğinizi haber verdin. İşte Nebilerin durumu böyledir. Bu şekilde onlar imtihana tabi tutulurlar. Ama neticede onlar üstün gelir. Ben sana, "O aldatıyor mu?" diye sordum. Sen onun aldatmadığını söyledin. Nebiler böyledir. Onlar asla aldatmazlar. Ben sana, "Ondan önce Nebilik iddiasında bulunan oldu mu?" diye sordum. Sen, "Hayır," cevabını verdin. Eğer ondan önce başka biri Nebilik iddiasında bulunmuş olsaydı, onun için 'kendisinden önce dillendiriimiş bir iddianın peşine düşüyor,' derdim. Sonra Herakleios şöyle sordu: O size neyi emrediyor? Ben de şöyle cevap verdim: Bize namaz kılmamızı, zekat vermemizi, akrabalı'bağlarını gözetmemizi ve iffetli olmamızı emrediyor. Bunun üzerine o şöyle dedi: Eğer onun hakkında söylediklerin doğruysa, kuşkusuz o bir Nebidir. Ben bir Nebiin çıkacağını biliyordum. Ama onun sizlerden çıkacağını zannetmiyordum. Ona ulaşacağımı bilsem, onunla buluşmayı isterdim. Eğer onun yanındaolsam ayaklarını yıkardım. Elbette o, şu ayaklarımı bastığım toprakları egemenliği altına alacak. Sonra Herakleios Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine gönderdiği mektubu istedi ve onu okudu. Mektupta şöyle yazıyordu: Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla; Allah'ın Nebii Muhammed'den sallallahu aleyhi ve sellem RumIarın büyüğü Herakleios'a; Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun! Seni İslam'a davet ediyorum. Müslüman ol, kurtul! İslam'a gir ki, Yüce Allah seni iki defa ödüllendirsin. Şayet müslüman olmaya yanaşmazsan farisilerin - tüm Bizans halkının vebali de senin boynunadır. "(Resulüm!) De ki: Ey Ehl-i Kitap' Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilCihlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyin." Herakleios mektubu okumayı bitirince etrafında sesler yükselmeye başladı. Gürültü gittikçe arttı. Dışarı çıkarılmamız emredildi ve biz dışarı çıkarıldık. Dışarı çıkınca arkadaşlarıma şöyle dedim: İbn Ebi Kebşe'nin konumu güçleniyor. Hatta Asfaroğullarının [sarıoğullarının - Bizans'ın] kralı onlardan korkuyor. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konumunun güçleneceğine olan inancım tamdı. Nihayet Rabbim müslüman olmayı bana nasip etti." Zühri şöyle söylemiştir: "Herakleios Bizans'ın ileri gelenlerini davet etti. Kendisine ait bir salonda onlarla toplantı yaptı. Onlara "Ey RumIarın ileri gelenleri! Bu adama iman ederek kurtuluşa erip ahir zamana kadar hakimiyetinizi sürdürmeye ne dersiniz?" diye sordu. Bunun üzerine toplantıya katılanlar yaban eşeklerinin kaçtığı gibi kapılara yöneldiler. Bir de baktılar ki, kapılar kilitlenmiş. Bunun üzerine Herakleios "Onları bana getirinı" diye emir buyurup onların huzuruna getirilmesini istedi. Sonra onlara şöyle hitap etti: Doğrusu ben sizi denedim. Ne derece dininize bağlı olduğunuzu öğrenmek istedim. Kuşkusuz arzu ettiğim tavırları sergilediniz. Bunun üzerine toplantıya katılanlar Herakleios'a saygıdan dolayı secde edip ondan razı oldular."
Enes b. Malik'ten rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Medıne'de ensar arasında en fazla hurma ağacına sahip olan Ebu Talha idi. O, en çok "Beyruha" adıyla anılan bahçesini severdi. Bu bahçe Mescid-i Nebevı'nin tam karşısında idi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu bahçeye girer ve onun güzel suyundan içerdi. "Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda harcamadıkça) iyiye eremezsiniz" ayeti nazil olunca Ebu Talha Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şöyle dedi: - Ey Allah'ın Elçisi! Rabbimiz, 'Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda harcamadıkça) iyiye eremezsiniz' buyuruyor. Benim en sevdiğim şey, 'Beyruha' adındaki bahçemdir. Bu bahçeyi Allah rızası için sadaka olarak tahsis ettim. Bunun hayrını ve Allah katında [benim için] biriktirilmiş bir iyilik olmasını umarım. Ey Allah'ın Elçisi! Bu bahçe hakkında Allah'ın sana göstereceği şekilde tasarrufta bulun! Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: - Bu ne güzel bir davranış. Bu bahçe sevabı ahirette sana dönecek bir mülktür. Söylediklerini dinledim. Bence sen bu bahçeni, akrabaların arasında paylaştır. Ebu Talha "Ey Allah'ın Elçisi! Söylediğini yapacağım," dedi ve bu bahçeyi akrabaları ile amcaoğulları arasında paylaştırdı. (Bu rivayetin Rayi ve Rabih şeklinde iki rivayet var. Bu şek, Ravi İbn Mesleme'den kaynaklanır. )
Enes r.a.'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ebu Talha bu bahçeyi Hassan [İbn Sabit] ile Übey [İbn Ka'b] arasında paylaştırdı. Halbuki ben, kendisine onlardan daha yakındım. Fakat bana bahçeden bir pay vermedi.
Abdullah İbn Ömer r.a.'den rivayet edildiğine göre; "Yahudiler zina etmiş bir erkek ile bir kadını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirdiler. Allah Resölü salIaııiıhu aleyhi ve selIem onlara, - Sizden zina edenleri nasıl cezalandırıyorsunuz? diye sordu. Yahudiler, - Yüzlerini siyaha boyayıp döveriz, şeklinde cevap verdiler. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, - TevrMta recm ayetini bulmuyor musunuz? diye sordu. Yahudiler, - Biz TevrMta böyle bir ayet görmüyoruz, cevabını verdiler. Hemen araya Abdullah İbn Selam girip: - Yalan söylüyorsunuz! Eğer bu iddianızda doğruysanız, TevrMı getirin ve okuyun' dedi. [Bunun üzerine Yahudiler gidip TevrMı getirdiler.] Yahudilerin Tevrat'ı öğreten alimlerinden biri elini Recm ayetinin üzerine koydu ve okumaya başladı. Recm ayetinden bir önceki ve sonraki ayetleri okudu. Ama recm ayetini okumad!. Abdullah İbn Selam Yahudi alimin elini recm ayetinin üzerinden kaldırdı ve - [Recm ayeti yok da] bu ne? diye sordu. Yahudiler o ayeti görünce - Bu recm ayetidir. dediler. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu iki kişinin recmedilmesini emretti. Bu iki kişi, Mescid'in yakınlarında bulunan cenazelerin konduğu yerde recmedildiler. Erkeğin zina ettiği kadının üzerine kapanarak onu taşlardan korumaya çalıştığını gördüm."
Ebu Hureyre'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz" ayeti şu anlama gelir: Siz insanlar için onların en hayırlısı olarak çıkarıldınız. Sizler, boyunlarına zincir vurulmuş insanları getirirsiniz. Nihayet onlar Müslüman olurlar.
Amr Cabir İbn AbdilIah'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi," ayeti bizim hakkımızda nazil oldu. Biz Hariseoğulları ve Selemeoğulları olmak üzere iki bölüktük. Bu ayette "Halbuki Allah onlann yardımcısı idi," ifadesi bulunduğu için bizim hakkımızda inmemiş olmasını istemezdik. (Bir defasında hadisin ravilerinden Süfyan bu son kısmı şu şekilde rivayet etmiştir: Hoşumuza gitmezdi.)
Salim babasından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sabah namazının ikinci rekatında rüku'dan doğrulunca: semiallahu limen hamideh ve leke'I hamd dedikten sonra " Allahım! Falana, falana 've falana lanet et!" şeklinde beddua ettiğini, bunun üzerine "Bu konuda senin yapabileceğin bir şey yok. Allah ya onların tevbelerini kabul eder, ya da zalimlikleri yüzünden onları azaba çarptırır," ayetinin nazil olduğunu nakletmiştir.
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem birine beddua veya dua edeceği zaman rukudan sonra kunut duası okurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "........semiallahu limen hamideh ve leke'I hamd (Allah kendisine hamd edeni işitir. Rabbimiz hamd yalnız sana muhsustur.)" dedikten sonra şöyle dua ve beddua ederdi: "Allahım! Velfd İbn Velfd'i, Seleme İbn Hişfım'ı ve Ayyaş İbn Ebı Rabfa'yı kurtar. Allahım! Mudar kabilesini daha beter et! Yaşadıkları şu yılları, Yusuf Nebi döneminde yaşanan zorlu yıllara dönüştür." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu dua ve bedduasını yüksek sesle okurdu. Hatta bazı sabah namazıarında birtakım Arap kabileleri için "Allahım! Falana, falana lanet et!" şeklinde beddua ederdi. Bu durum "Bu konuda senin yapabileceğin bir şey yok," ayeti ininceye kadar sürdü.
Bera’ bin Azib'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud savaşında piyadelerin başına Abdullah İbn Cübeyr'i getirmişti. Müslüman savaşçılar bozguna urayıp kaçmaya başlayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem arkalarından onlara sesleniyor ve (kaçmamalarını istiyordu). O vakit Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafında sadece on iki savaşçı kalmıştı.
Katade Enes aracılığı ile Ebu Talha'nın şöyle dediğini nakletmiştir: "Uhud savaşında mevzilerimizde olduğumuz bir sırada bizi bir uyuklama sardı Kılıcım elimden düşmeye başladı. Onu aldım. Ama yine düştü. Sonra onu tekrar aldım."
İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: İbrahim Nebi ateşe atıldığı zaman hasbunallahu ve ni'me'l-vekil (Allah bize yeter! o, ne güzel vekildir,) demiştir. Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kendisine insanların [Müslümanlarla savaşmak için] bir ordu hazırladığı söylenince bu sözü söylemiştir. [Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:] Düşmanlarınız olan insanlar size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan! "Bir kısım insanlar, mu'minlere: ' Düşmanlarınız olan insanlar size karşı asker topladılar; aman sakının onlardanı' dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve 'Allah bize yeter. O ne güzel vekfldiri' dediler."
İbn Abbas'tan rivayet edildiğie şöre o 1öyle demiştir: Ateşe atıldığı zaman ıbrahim Nebiin son sözü, ......hasbiyellahu ve ni'me'l-vekil (Allah bana yeteri O, ne güzel vekildir.) olmuştur.
Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Allah'ın kendisine verdiği malın zekatını vermeyen kimseler için malları, iki gözü üzerinde iki nokta bulunan bir yılan şeklinde gösterilir. Kıyamet günü bu yılan onların boynuna dolanır. Avurtlarından yakalayıp "Ben, senin malınım! Ben, senin biriktirdiğin servetinim! der." Sonra Nebi şu ayet i okudu: "Allah'ın, kereminden kendilerine verdiklerini {infakta} cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek fenadır. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır.
Usame İbn Zeyd'den şöyle nakledilmiştir: "nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Fedek yapımı palan vurulmuş bir merkebe bindi. Usame İbn Zeyd'i de terkine aldı. Benu Haris İbn Hazrec'in arasında oturan ve hasta olan Sa'd İbn Ubade'yi ziyarete gidiyordu. Bu olay, Bedir savaşından önce meydana gelmişti. Usame olayın bundan sonrasını şu şekilde anlattı: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ilerlerken Abdullah İbn Übey İbn Selul'ün bulunduğu bir meclise geldi. O vakitler Abdullah henüz müslüman olmamıştı. Birden fark ettik ki, meclis farklı kesimlerden oluşuyordu. Müslümanlarla puta tapan müşrikler ve yahudiler bu mecliste bir arada bulunuyordu. Bu mecliste Abdullah İbn Revaha da vardı. Merkep ortalığı tozutunca Abdullah İbn Übey ridası ile burnunu kapattı ve: - Bizim üzerimize tozutmayın! dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara selam verdi. Sonra durup merkepten indi ve onları Allah'a imana davet etti. Onlara Kur'an okudu. Bunun üzerine Abdullah İbn Übey şöyle dedi: - Be adam! Eğer bu söylediklerin doğruysa bundan daha güzel bir söz yoktur. Ama bunları bizim meclisimizde anlatıp bizi rahatsız etme! Kendi bölgene git! Sana kim gelirse bunları onlara anlat! .," Bunun üzerine Abdullah İbn Revaha şöyle dedi: -[Bu adamın söylediklerini boş ver!] Ey Allah'ın Elçisi! Şu meclisimizde Kur'an ile bizi sar! Onun nuru ile bizi bürü! Bu bizim hoşumuza gidiyor. [Birden ortam gerildi.] Müslümanlar, müşrikler ve yahudiler birbirlerine hakaret etmeye başladılar. Neredeyse birbirlerini boğazlayacaklardı. Allah Resutü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise sakinleşene kadar onları teskin etmeye devam etmişti. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bineğine binip yoluna devam etti. Nihayet Sa'd İbn Ubade'nin yanına vardı. Ona, - Ey Sa'd! Ebu Hubab'ın söylediklerini duymadın mı? Şöyle şöyle dedi [buyurarak biraz önce kendisi hakkında Abdullah'ın söylediklerini anlattı.] Bunun üzerine Sa'd İbn Ubade şöyle dedi: - Ey Allah'ın Elçisi! Onu hoşgörüp bağışla! Sana Kitab'ı indiren [Rabbime] yemin ederim ki; Allah Teala sana hakkı vermiştir. Bu şehir halkı, onu taçlandırıp başlarına kral yapmak üzere anlaşmıştı. Allah Teala'nın sana lutfettiği hak sayesinde onun liderliği gerçekleşmeyince kıskançlık krizine girdi. Bu yüzden biraz önce gördüğün davranışları sergilemiştir. Bu söz üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu affetmişti. Zaten Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashab-ı kiram Allah'ın kendilerine emrettiği gibi müşrikleri ve ehl-i kitabı hoşgörürlerdi. Onların rahatsız edici söz ve davranışlarına karşı sabrederlerdi. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur: Andalsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir. "[AI-i İmran 186], "Ehl-i kitaptan çoğu hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar onları affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah herşeye kadirdir. "[Bakara 109] nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın [bu ayetteki[AI-i İmran 186]] emrini hoşgörü olarak yorumlamıştır. Onun bu tavrı Allah Teala'nın onlarla savaşma konusunda kendisine izin vermesine kadar sürmüştür. nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir savaşına çıkmıştı. Bu savaşta Allah Teala Kureyşli ileri gelen kafirlerin ölmesine hükmetmişti. Bunun üzerine İbn Übey İbn Sellıl ile onun yanında bulunan müşrikler ve puta tapan insanlar - Artık koşullar değişti, deyip Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e İslam üzere beyat edip Müslüman olmuşlardır.
Ebu Saıd el-Hudrı'den nakledildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dönemindeki münafıklardan bir grup Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem cihada çıktığı zaman, İslam ordusundan geride kalırlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e muhalefet etmelerinden dolayı da pek sevinirlerdi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem cihad'dan dönünce ona mazeret beyan edip [doğru söylediklerine dair] yemin ederlerdi. Yapmadıkları işler ile övülmek isterlerdi. Bunun üzerine: "Sanma ki ettik/erine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır," ayeti nazil oldu.
İbn Ebı Müleyke Alkame İbn Vakkas'ın kendisine şöyle haber verdiğini nakletmiştir: Mervan kapıcısına şöyle dedi: - Ey Rafi'! İbn Abbas'a git, ona "Ettiklerine sevinen ve yapmadıkları ile övünen herkesin azap görmesi durumunda kuşkusuz hepimiz azap görürüz. Öyle mi?" diye sor. [Kapıcı gidip İbn Abbas'a bu soruyu sorunca] o şu cevabı verdi: - Bu ayet ile sizin bir ilginiz yok! Nebi yahudileri davet etmiş, onlara bir konuyu sormuştu. Ama onlar bildikleri halde o konuyu açıklamadılar. Bunun yerine bir başka şey söylediler ve onu gösterdiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e verdikleri bu cevap ile de övülmek istediler. Ondan hakikati gizledikleri için de sevindiler. Sonra İbn Abbas şu ayeti okudu: "Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır. "[AI-i İmran 187-188]
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bir gece teyzem Meymune'nin yanında kaldım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir müddet eşi ile konuştu sonra uyudu. Gecenin son üçte biri girince oturdu ve göğe baktı. Ardından "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır," ayetini okudu. Sonra kalkıp dişlerini misvaklayarak abdest aldı. Ardından on bir rekat namaz kıldı. Sonra Bilal eza n okudu. Peşi sıra Allah ResLılü Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki rekat namaz kıldı ve evinden mescide geçip insanlara sabah namazını kıldırdı.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bir gece teyzem Meymune'nin 'y"mında kaldım. "Mutlaka Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in namaz kıiışına baka'cağım!" dedim. Bir müddet sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem için [döşek serilip] yastık kondu. O da başını yastığa koyup uyudu. İlerleyen saatlerde yüzünü oğuşturarak uyandı. Ardından AI-i İmran suresinin son on ayetini okudu. Sonra duvarda asılı bir su kabına yöneldi. Onu indirip abdest aldı. Namaz kılmak için kalktı. Ben de kalkıp onun yaptığının aynısını yaptım. Sonra gidip yanı başında durdum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini başima koydu. Ardından kulağımdan tuttu ve hafifçe okşadı. Sonra toplam on iki rekat namazı ikişer rekat halinde klldı. Peşinden bir rekat daha kıldı.
Rivayete göre İbn Abbas bir gece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi olan teyzesi MeymOne validemizin yanında kalmıştı. Olayın bundan sonrasını kendisi şöyle anlatıyor: Ben yastığa paralel uyudum. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve eşi ise normal şekilde yastığa başlarını koyup uyudular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece yarısına kadar veya biraz öncesine, ya da biraz sonrasına kadar uyudu. Sonra uyanıp uykusunu dağıtmak için elleriyle yüzünü ovuşturdu. Ardından AI-i İmran suresinin son on ayetini okudu. Akabinde duvarda asılı olan su kabını indirdi. Sonra ondaki su ile güzelce abdest aldı. Ardından namaz kılmak için kalktı. Ben de onun yaptığı gibi yapıp gidip yanı başına durdum. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sağ elini başıma koydu ve aynı eliyle kulakla{!mı hafifçe okşadı. Sonra toplam on iki reka,t namazı ikişer rekat halinde klldı.[AI-i İmran 192] Peşinden bir rekat daha kılıp uzandı. Müezziı: onun yanına gelinceye kadar bu halde kaldı. Sonra kalkıp kısa olarak iki rekat namaz kılıp sabah namazını kıldırmak için camiye geçti.
Rivayete göre İbn Abbas, bir gece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi olan teyzesi Meymune validemizin yanında kalmıştı. Olayın bundan sonrasını kendisi şöyle anlatıyor: Ben yastığa paralel uyudum. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve eşi ise normal şekilde yastığa başlarını koyup uyudular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece yarısına kadar veya biraz öncesine, ya da biraz sonrasına kadar uyudu. Sonra uyan dı ve oturup uykusunu dağıtmak için elleriyle yüzünü ovuşturdu. Ardından AI-i İmran suresinin son on ayetini okudu. Akabinde duvarda asılı olan bir su kabını indirdi. Sonra ondaki su ile güzelce abdest aldı. Ardından namaz kılmak için kalktı. İbn Abbas olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Ben de onun yaptığı gibi yapıp gidip yanı başına durdum. Bunun üzerine Allah ResLılü saIJaIJahu aleyhi ve seIJem sağ elini başıma koydu ve aynı eliyle kulaklarımı hafifçe okşadı. Sonra toplam on iki rekat namazı ikişer rekat halinde klldı. Peşinden bir rekat daha kılıp uzandı. Müezzin onun yanına gelinceye kadar bu halde kaldı. Sonra kalkıp kısa olarak iki rekat namaz kılıp sabah namazını kıldırmak için mescide geçti.
Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, bir adamın himayesinde yetim bir kız vardı. Adam onunla evlendi. Kızın da bir hurmalığı vardı. Adamın kız ile evlenmesinin asıl gayesi bu hurmalıktı. Kalbinde kıza karşı en ufak bir sevgi taşımıyordu. İşte bunun üzerine "(Kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız," ayeti indi. [Hadisin ravilerinden Hişam İbn Yusuf] öyle zannediyorum ki [Urve] şöyle demişti: "Bu yetim kız, hurmalıkta ve adamın diğer mallarında ona ortaktı."
Urve İbnü'z-Zübeyr'den rivayet edildiğine göre, o, Hz. Aişe'ye "(Kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız," ayetinin tefsirini sormuş. Hz. Aişe de şöyle cevap vermiş: "Bak yeğenim!9 Bu ayette bahsi geçen yetim kız, velisinin himayesindedir. Ayrıca onun malına ortaktır. Hem güzelliği, hem de malı velisinin hoşuna gitmektedir. Ancak velisi, onun mehrini adil olarak ya da başkalarının vereceği kadar vermeden onunla evlenmek istemektedir. İşte böylesi velilerin, himayelerindeki yetim kızlarla evlenmeleri yasaklanmıştır. Ancak onlarla, mehirleri konusunda adil davranarak ve emsallerinin aldığı mehirlerin en yükseği üzerinden onların mehirlerini vererek evlenebilirler. Aksi takdirde, kendilerine helalolan diğer kadınlarla evlenmeleri emredilmiştir. " Urve Hz. Aişe'nin şunları da söylediğini nakletmiştir: "Bu ayetten sonra insanlar, Hz. Nebi'den kadınlar hakkında fetva istediler. Bunun üzerine Allah Teala"Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar, '[Nisa 127] ayetini indirdi." Hz. Aişe sözlerine şöyle devam etti: "Bu ikinci ayette bulunan .....ve terğabune en tenkihuhunne ifadesi 'herhangi birinizin, [himayesi altında bulunan] malı az olan ve güzelliği de yerinde olmayan bir yetim ile evlenme arzusunun olmaması' anlamına gelir. Erkeklerin, himayeleri altında bulunan, güzellikten ve maldan nasibi az olan yetim kızlarla evlenme isteği taşımamalarından dolayı, yine himayeleri altında bulunan, güzellikleri ve mallarından etkilendikleri yetim kızlar ile evlenmeleri de yasaklanmıştır. Ancak adaletli olmaları durumunda onlarla evlenmelerine izin verilmiştir."
Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, o, "İhtiyacı olmayan veli, yetim malına tenezzül etmesin. Muhtaç olan ise meşru surette, ihtiyaç ve emeğine uygun olarak yararlansın, "[Nisa 6] ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu ayet, yetimlerin malı / hakkında inmiştir. Eğer yetimin velisi fakir ise, onun malından emeği karşılığında uygun ölçüde istifade eder.
İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa ... " ayeti muhkemdir, neshedilmemiştir. Bu hadisi İbn Abbas'tan nakletmede Saıd İbn Cübeyr İkrime'ye mutabaat etmiştir.
Cabir'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Hasta olduğum bir sırada Sallallahu Alyhi ve Sellem ile Ebu Bekir radıyaHahu anh yürüyerek gelip Ebu Seleme mahallesindeki evimde beni ziyaret ettiler. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim baygın olduğumu, hiçbir surette aklı melekelerimi kullan amadığımı fark etmiş. Bunun üzerine su istemiş. Sonra getirilen su ile abdest almış. Ardından üzerime su serpmiş. Bunun üzerine ben hemen ayıldım ve: - Ey Allah'ın Elçisi! Malım hakkında ne yapmamı emredersin? diye sordum. Bunun üzerine şu ayet indi: "Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder."
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "İslam'ın ilk yıllarındaki uygulamaya göre, miras erkek çocuklara verilirdi. Vasiyyet de sadece anne-babaya yapılırdı. Sonra Allah Teala bu uygulamanın dilediği kısmını yürürlükten kaldırdı. Erkek çocuklara, kız çocuklarının payının iki katı pay verdi. Anne-babanın her biri için [çocukların olduğu durumlarda] 116, [çocukların olmadığı durumlarda ise] 113, eş için [eşinin mirasından çocukları olması durumunda] 118, [çocuklarının olmaması durumunda] 1/4, koca için [eşinin çocukları olmaması durumunda] 1/2, [eşinin çocukları olması durumunda ise] 114 pay tespit etmiştir. (
İbn Abbas'ten rivayet edildiğine göre, o, "Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın!" ayeti hakkında şöyle demiştir: İslamıdan önce Arapların adetine göre, biri öldüğü zaman onun velileri hanımı hakkında herkesten daha çok söz sahibi olurdu. İsterse kadınla evlenirler, isterse onu başkasıyla evlendirirler, isterlerse evlendirmezlerdi. Kadının ailesinden çok, onun hakkında söz sahibi idiler. Bunun üzerine bu ayet inmiştir. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4579, 6984.
İbn Abbas'tan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ve liküllin cealna mevaliye ayetinde geçen Jıylmevaliye kelim-esi varisler' anlamına gelir. vellezine akadet eymanüküm ifadesi ise şu şekilde izah edilir: Muhacirler Medıne'ye geldikleri zaman, muhacir biri akraba olmamasına rağmen ensardan birine varis oluyordu. Çünkü Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem aralarında kardeşlik bağı kurmuştu. "(Erkek ve kadından) her biri için, varisler kıldık," ayeti, indi ve bu uygulamayı yürürlükten kaldırdı. Sonra İbn Abbas şöyle dedi:.vellezıne akadet eymanüküm ayeti ise şu anlama gelir: Yeminlerinizin bağladığı kimselere de yardım edin, hediye verin ve nasihatte bulunun. Artık [yeminleşenler arasında] miras hakkı kalkmıştır. Ancak kişi arkadaşına vasiyyet edebilir.
Ebu Saıd el-Hudrı'den rivayet edildiğine göre, bazı insanlar asrı saadette Hz. Nebi'e gelip: Ey Allah'ın Elçisi! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz? diye sordular. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: - Evet. Bulutsuz bir havada ışık saçan güneşi gün ortasında görmek için tartışıp itişip kakışarak birbirinize zarar verir misiniz? Ashab-ı kiram "Hayır," cevabını verince, bu defa Hz. Nebi şöyle buyurdu: Peki bulutsuz bir dolunay gecesi gökyüzünde parlayan ayı görmek için tartışıp itişip kakışarak birbirinize zarar verir misiniz? Ashab-ı kiram yine "Hayır," cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Nebi şöyle buyurdu: Kıyamet günü de Allah'ı görmek için tartışıp itişip kakışarak birbirinize zarar vermeyeceksiniz. Allah'ı görme konusuda, güneş ve ayı görme hususunda birbirinize verdiğiniz zarardan başka zarar vermeyeceksiniz. Kıyamet günü bir tellal çıkıp "Her millet kendisine ibadet ettiğinin peşine düşsün!" diye ilan edecektir. İşte o an Allah 'ın dışında putlara ve dikili taşlara ibadet eden herkes Cehenneme dökülecektir. Nihayet Allah'a ibadet eden iyi ve kötü insanlarla ehl-i kitabın son temsilcileri kalacak. Sonra Yahudiler çağırılacak. Onlara: Kime tapıyordunuz? diye sorulacak. Yahudiler: - Biz Allah'ın oğlu Üzeyr'e tapıyorduk, cevabını verecek. Bunun üzerine onlara şöyle denilecek: Yalan söylediniz! Zira Hak Teala ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk. Şimdi [söyleyin bakalım] ne istiyorsunuz? Yahudiler: Ey Rabbimiz! Çok susadık. Bizi suya kandır, diye yalvaracaklar. - Onlara işaret yoluyla "Hadi su başına buyurun" denecek. Sonra Cehenneme sürülecekler. Serap görecekler ve yalımları birbirine çarpan Cehennem ateşini su zannedecekler. Bu yüzden birbirlerinin peşi sıra Cehenneme atlayacaklar. / Sonra Hıristiyanlar çağırlacak. Onlara da; - Kime tapıyordunuz? sorusu sorulacak. Hıristiyanlar: Allah'ın oğlu Mesih'e tapıyorduk, cevabını erecekler. Bunun üzerine onlara da: Yalan söylüyorsunuz! Zira Allah ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk. Sonra onlara: Şimdi ne istiyorsunuz? diye sorulacak. Daha sonra Yahudilerin başlarına gelen onların da başına gelecek. Geride, Allah'a ibadet eden iyi ve kötü kimselerden başkası kalmayacak. Bu sırada alemlerin Rabbi, müminlerin daha önceden öğrendiği vasfına yakın bir surette gelip onlara; Ne bekliyorsunuz? Her ümmet ibadet ettiği ilaha tabi oldu, buyuracak. İnsanlar da şöyle cevap verecekler: Dünyada iken kendilerine en fazla ihtiyaç duyduğumuz konularda bile onlardan aynıdık. Asla onlarla birlikte olmadık. Şimdi biz, taptığımlZ Rabbimizi bekliyoruz. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ben sizin Rabbinizim," buyuracak. İnsanlar da iki ya da üç kez "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayız," diyecektir. AÇiKLAMA : İmam Buhari! bu hadisi şefaat konusunda da zikretmişti. Bu hadisin geniş açıklaması, "Kitabu'r-rikak"ta
Amr bin Mürre, (İbn Mes'ud)'dan şöyle nakletmiştir: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem benden kendisine Kur'an okumamı istedi. Ben de, "Kur'an size indirilmişken, ben size Kur'an mı okuyacağım!" diyerek hayretimi ifade ettim. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Ben Kur'an'ı başkalarından dinlemeyi seviyorum," dedi. Ben de Nisa suresinden okumaya başladım. "Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!" ayetine kadar okudum. Bu ayeti okuyunca Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu kadarı kafi," dedi. Bir de baktım ki, Allah Resulü'nün gözlerinden yaş boşanmış. Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Salat-ül Müsafirin
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "[Kendisinden ödünç alarak taktığım kız kardeşim] Esma'nın gerdanlığı kayboldu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu bulmak için birilerini gönderdi. Derken namaz vakti girdi. Ancak bu adamların abdesti yoktu, su da bulamamışlardı. Bu yüzden abdestsiz olarak namaz kıldılar. İşte bu olay üzerine Allah Teala teyemmüm ayetini indirdi.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Ey İman Edenler! Allah'a itaat edin. Nebi'e ve sizden olan ulu 'I-em re {idarecilere} de itaat edin," ayeti Hz. Nebi'in bir askeri birliğin başında kumandan olarak gönderdiği Abdullah İbn Huzafe İbn Kays İbn Adiyy hakkında inmiştir.
Urve'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Zübeyr, Harra bölgesinden gelen su kanalı hakkında ensardan biri ile tartıştı. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem [aralarında hüküm verip] şöyle buyurdu: Ey Zübeyr! Bahçeni sula! Sonra suyu komşuna gönder. Ensardan olan adam, "Ey Allah'ın Elçisi! Halanın oğlu olduğu için böyle hükmetlin!" dedi. Bunun üzerine Allah Resu!ü'nün sallallahu aleyhi ve sellem yüz ifadesi değişti. Akabinde şöyle buyurdu: Ey Zübeyr! Bahçeni sula! Ağaçların göletleri doluncaya kadar sulamaya devam et. Daha sonra suyu komşuna gönder! Ensardan olan adam kendisini kızdınnca Hz. Nebi apaçık bir hüküm ile Zübeyr'in hakkını tam olarak verdi. Halbuki daha önce içinde esneklik bulunan bir çözümü onlara önermişti. Zübeyr şöyle demiştir: "Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlzk hususunda seni hakem kılzp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar," ayetinin bu olay hakkında indiğini kesin olarak biliyorum.
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle söylediğini işitmiştim: "Hastalanan bütün Nebiler, dünya ile ahiret arasında tercih yapma konusunda serbest bırakılırlar." Nebi s.a.v. vefat ettiği hastalığına yakalanınca şiddetli boğaz ağrısına tutulmuştu. Bu yüzden sesi de kalınlaşmıştı. Bu haldeyken onun: "İşte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu Nebiler, sıddıklar, şehidler ve salih kişilerle beraberdir," ayetini okuduğunu işittim ve bundan, onun dünya ile ahiret arasında tercih yapma konusunda serbest bırakıldığını anladım. İmam Buhari bu başlık altında Hz. Aişe'den nakledilen hadisi zikretti. Bu hadisin açıklaması "Nebi s.a.v.'in vefatı" konusunda yapılmıştı.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Ben ve annem, mustazaf (ezilmiş) erkek ve kadınlar arasındaydık."
İbn Ebi Müleyke'den rivayet edildiğine göre, İbn Abbas "Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) aciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenıer. " ayetini okudu ve: "Ben ve annem, Allah'ın mazur gördüğü bu kimseler arasındaydık," dedi. İbn Abbas'tan şu yorumlar nakledilmiştir: Hasirat "daralmak,"(Nisa 90) telvu"şahitlik ederken dilinizi eğip bükmek"(Nisa 135) anlamına gelir. Başka bir müfessir ise şöyle demiştir: el-Murağamu "gidilecek yer" manasına gelir.(Nisa 100) Ragamtü demek, "Kavmimi terk ettim," manasını ifade eder. Mevkuten de "onlar için zamanları belirlenmiş" manasını taşır. (Nisa
"Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız?" ayeti hakkında Zeyd İbn Sabit'ten şöyle nakledilmiştir: Hz. Nebi'in ashabından bir grup Uhud savaşına giderken geri dönmüştü. Müslümanlar onlarhakkında iki gruba ayrılmışt!. Bir grup onların öldürülmesi gerektiğini söylerken, diğer grup öldürülmemeleri gerektiğini söylüyordu. Bunun üzerine bu ayet indi. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Medfne güzeldir. Ateşin, gümüşün kirini temizlediği gibi, o da kötü insanları temizler."
Said İbn Cübeyr'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Kufe halkı bir ayetin anlamı hakkında ihtilafa düştü. Bunun üzerine bineğime binip İbn Abbas'a gittim. Ona bu ayetin açıklamasını sordum. O da şu cevabı verdi: "Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, Cehennemdir," ayeti indi. Bu konuda en son inen ayet budur. Bu ayeti hiçbir nas nesh etmemiştir.
İbn Abbas'ın "Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri kendisine ait küçük bir sürüyü otlatıyordu. Derken Müslümanlar onun yanına geldi. Adam onlara, "es-Selamu aleykum/Allah'ın selamı üzerinize olsun," dedi. Buna rağmen Müslümanlar onu öldürüp koyunlarına el koydular. İşte bu olay hakkında Allah Teala "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin,' demeyin," ayetini indirdi. Bu ayette geçen dünya hayatının geçici menfaati ile kastedilen, küçük koyun sürüsüdür. İbn Abbas ayette geçen ve farklı şekillerde okunan r)l:ıl/es-selam ifadesini bir elif ile uzatarak es-selam şeklinde okumuştur.
Zeyd İbn Sabit'ten rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem ona, "Mu’minlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz," ayetini yazdırmış. [Olayın bundan sonraki kısmını Zeyd şöyle anlatmıştır:] Tam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ayeti bana yazdırdığı sırada Abdullah İbn Ümmi MektOm onun yanına geldi ve şöyle dedi: - Ey Allah'ın Elçisi! Allah'a yemin ederim ki, cihad edebilsem mutlaka cihad ederdim. Abdullah kör biri idi. Onun bu sözü üzerine Allah Teala Nebiine vahiy indirdi. O sırada Hz. Nebi'in uyluğu benim uyluğumun üstünde idi. Vahyin ağırlığından dolayı uyluğu bana o kadar ağır geldi ki, bir an bacağımın un ufak olacağından endişe ettirrı. Sonra vahyin gelişi tamamlandı. Allah Teala bu ayet içinde yer alan .Jı..,ı) ;j./gayra üli'd-darari (-özür sahibi olanlar dışında-) (Nisa 95) ifadesini indirmişti.
Bera’ İbn Azib'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Mürninlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz," ayeti inince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem, [gelen vahyi yazması için] Zeyd'i çağırdı. Zeyd bu ayeti yazdı. Derken İbn Ümmi MektDm geldi ve körljiğünü şikayet etti. Bunun üzerine Allah Teala, [bu ayet içinde yer alan] ..... (-özür sahibi olanlar dışında-) ifadesini indirdi.
Bera'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Muminlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz," ayeti inince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem, "Falancayı çağırın!" dedi. Çağırılan kişi divit ve levha veya kürek kemiği ile birlikte geldi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona, (Mu’minlerden oturanlaria, Allah yolunda 'cihad edenler bir olmaz.) ayetini yazmasını emretti. O esnada Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasında İbn Ümmi MektCım vardı. Hz. Nebi'e, - Ey Allah'ın Elçisi! Ben ama bir adamım, diyerek durumunu arz etti. Bunun üzerine bu ayetin yerine şu ayet indi:. (Mu’minlerden -özür;ahibi olanlar dışında- oturanlarla, Allah yolunda cihad edenler bir olmaz).
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, "Mu’minlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla, Allah yolunda cihad edenler bir olmaz," ayeti Bedir savaşına katılmayanlar ile katılanlar hakkında inmiştir.
Muhammed İbn Abdirrahman Ebu'l-Esved'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Medine halkının bir ordu çıkarması kesinleşmişti. Ben de bu orduya yazılmıştım. Derken İbn Abbas'ın azatlı kölesi İkrime ile karşılaştım. Ona, orduya yazıldığımı haber verdim. İkrime benim orduya katılmarnı kesin bir dille yasakladı ve İbn Abbas'ın kendisine şöyle dediğini anlattı: Bazı Müslümanlar [imanlarını gizleyerek] müşriklerle birlikte [Mekke'de] kalmıştı. Hz. Nebi döneminde [yapılan Bedir savaşına katılarak] onların çok görünmesine neden olmuşlardı. Savaşta oklar atılıyordu. Bu okı ar müşriklerin içinde bulunan Müslümanlara isabet edip onları öldürüyordu. Bazen de onlar, savrulan kılıç darbeleriyle can veriyorlardı. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: 'Ne işde idiniz!' diye sordular. Bunlar: 'Biz yeryüzünde çaresizdik,' diye cevap verdiler. Melekler de: 'Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!' dediler."
İbn Abbas illa el-muztad'afine (muztaz'aflar/ gerçekten aciz kimseler) hakkında şöyle demiştir. Annem Allah'ın mazur gördüğü bu kimselerdendi.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem bize yatsı namazını kıldırdığı bir sırada Semiallahu limen hamideh (Allah kendisine hamd edeni işitti) dedi. Sonra secde ye varmadan şu şekilde dua etti: Allahım! Ayyaş İbn Ebi Rabia'yı kurtar! Allahım! Selerne İbn Hişam'ı kurtar! Allahım! el-Velid İbnu'l-Velld'i kurtar! Allahım! Mustaz'af müminleri kurtar! Allahım! Mudar kabilesine karşı gücünü göster! Yusuf Nebiin kavmine çektirdiğin seneler gibi onlara da çektir.
İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Eğer yağmur sebebiyle zahmet çekerseniz, yahut hasta düşmüş iseniz ... " ayeti yaralı olan Abdurrahman İbn Avf hakkında inmiştir.
Hz. Aişe'nin "Senden kadınlar hakkında fetua istiyorlar ... " ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yanında hem onun velisi, hem de varisi olduğu yetim bir kız bulunan bir adam vardır/düşünün. Yetim kız, bir hurma ağacına/salkımına varıncaya kadar bu adamın malına ortaktır. Adam onunla evlenme arzusu taşımaz. Onu başka biriyle de evlendirmek istemez. Çünkü evlendirecek olsa, o yetimin kocası, eşinin ortaklığı vasıtasıyla onun malına ortak olacaktır. Bu yüzden onun başkasıyla evlenmesine de mani olur. İşte bu ayet bu tür insanlar hakkında inmiştir.
Hz. Aişe'nin "Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse ... " ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Evli olan bir adam, hanımını çok sevmez ve onunla çok vakit geçirmek istemez. Ondan ayrılmak ister. [Bu durumu sezen hanımıana] şöyle der: =:vliliğimizin sürmesi karşılığında bir takım haklarımdan vazgeçeyim mi? İşte bu ayet böylesi durumlar hakkında inmiştir.
el-Esved'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Biz Abdullah İbn Mes'ud'un ders halkasında idik. Bu sırada Huzeyfe İbnu'l-Yeman çıkageldi. Yanıbaşımızda durup bize selam verdi. Sonra şöyle dedi: Yemin ederim ki, sizden daha hayırlı bir toplum münafıklıkla imtihan edilmişti. [Huzeyfenin bu sözüne hayret eden] Esved, Subhanallah! Allah Teala kitabında 'Şüphe yok ki münafıklar Cehennemin en alt katındadırlar, i buyuruyor, dedi. Abdullah İbn Mes'ud ise Huzeyfe'nin söylediği doğru söze tebessüm ile karşılık verdi. Sözünü bitirdikten sonra Huzeyfe camiin bir köşesine geçip oturdu. Bir müddet sonra Abdullah İbn Mes'ud kalktı. Onun arkadaşları da dağıldı. Huzeyfe bana bir çakıl taşı attı. Ben de yanına gittim. Bana şöyle dedi: Abdullah İbn Mes'ud "Sizden daha hayırlı bir toplum münafıklık ile imtihan edildi. Sonra onlar tevbe ettiler ve Allah da tevbelerini kabul etti," sözümü anladığı halde sadece gülmek ile yetindi. Buna hayret ettim.
Abdullah İbn Mes'ud'dan, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Hiç kimsenin, 'Ben Yunus İbn Matta'dan daha hayırhyım,' deme hakkı yoktur."
Ebu Hureyre'den, Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Her kim 'Ben Yunus İbn Matta'dan daha hayırlıyım,' derse yalan söylemiş olur."
Ebu İshak'tan şöyIe dediği rivayet edilmiştir: Bera İbn Azib şöyIe dedi: En son inen sure, "Tevbe suresi," en son inen ayet ise "Senden fetva isterler. De ki: Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mİrası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor ... " ayetidir./
İbn Şihab kanalıyla gelen bir rivayete göre, Yahudiler Hz. Ömer'e - Siz, Kur'an'dan bir ayet okuyorsunuz. Eğer o ayet, bize indirilmiş olsaydı, onun indiği günü bayram kabul ederdik, dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle demiştir: - Muhakkak ki ben, bu ayetin ne zaman ve nerede indiğini, indiği zaman Hz. Nebi'in nerede bulunduğunu iyi biliyorum. Bu ayet Arafat'ta vakfeye durulan gün indi. Allah'a yemin ederim ki, bizler, o gün Arafat'ta idik. Hadisin ravilerinden Süfyan Hz. Ömer'in Cuma günü ifadesini kullanıp kullanmadığı konusunda emin olmadığını belirtip "Bugün sizin dininizi kemale erdirdim ... " ayetini okumuştur.
Nebi efendimizin eşi Hz. Aişe validemizin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Seferlerinin birinde Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem ile birlikte biz de sefere Çıktık. Beyda ya da Zatu'l-Ceyş denen yere vardığımızda gerdanlığımın kaybolduğunu fark ettim. Hz. Nebi onun aranması için durdu. Beraberindeki insanlar da ilerlemeyi durdurdular. Ne su bulunan bir yerde durmuşlardı, ne de yanlarında su vardı. Bu yüzden bazıları Ebu Bekir es-Sıddık'a gelip -"Şu Aişe'nin yaptığına bak! Nebi'i ve diğer insanları su olmayan bir yerde, üstelik elimizde su bulunmadığı bir halde durmaya mecbur etti," dediler. Bunun (izerine Ebu Bekir yanıma geldi. O esnada Allah Resulü başını dizime koymuş uyuyordu. Bana "Rasulullah'ı ve insanlarıyollarından alıkoydun. Ne durdukları yerde, ne de yanlarında su var," diyerek çıkıştı. Hz. Aişe olayın bundan sonraki kısmını şu şekilde anlatmıştır: Ebu Bekir beni azarladı ve bana ağzına geleni söyledi. Bir yandan da böğrüme vurmaya başladı. Ama ben yerimden bile kımıIdamadım. Çünkü Nebi dizimde uyuyordu. Allah Resulü sabahleyin uyanınca elimizde su yoktu. Bunun üzerine Allah Teala teyemmüm ayetini indirdi. Üseyd İbn Hudayr da şöyle dedi: Ey Ebu• Bekir'in ailesi! Bu, sizin vesile olduğunuz ilk hayır değildir." Hz. Aişe son olarak şunları söylemiştir: Üzerinde yolculuk yaptığım deveyi kaldırdığımız zaman, bir de ne görelim! Gerdanlık onun altında imiş.
Hz. Aişe'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Medine'ye yönelmiş ilerlerken Beyda denen yerde gerdanlığım düştü. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem devesini çökertip indi. Başını kucağıma koyup uyudu. Sonra Ebu Bekir geldi. Şiddetle elini göğsüme vurup itti. Ardından "İnsanları bir gerclanlık yüzünden yollarından alıkoydun. Öyle mi?" dedi. Buna rağmen ben, Nebi'in durumundan dolayı ölügibi hiç kımıldamadan durdum. Ebu Bekir'in vurması canımı yakm/ştı. Daha sonra Allah Resulü uyandı. Sabah namazı vakit girmişti. Bu yüzden su arandı, ancak bulunamadı. Bunun üzerine "Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınlz zaman ... " ayeti indi. Üseyd İbn Hudayr da şöyle dedi: "Ey Ebu Bekir'in ailesi! Allah Teala sizde, insanlar için bir çok bereket var etmiştir. Siz, mutlaka insanlar için bir bereketsiniz!"
Abdullah'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bedir savaşının yapıldığı gün Mikdad, - Ey Allah'ın elçisi! Biz İsrailoğullarının Hz. Musa'ya "Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada oturacağız," dedikleri gibi demeyeceğiz. Aksine "Sen ilerle, biz de seninle beraberiz," diyeceğiz. Onun bu sözü Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i rahatlatmıştı.
Ebu Kılabe'den rivayet edildiğine göre, o, Ömer İbn Abdilazız'in arkasında oturuyormuş. [Halife Ömer, kasame hakkında insanların gürüşlerini sormuş.] Onlar da görüşlerini bildirmişler. [Kasame hakkında] bildiklerini anlat" . mışlar. "[Kısas gereği öldürülmesine] hükmederiz. Önceki halifeler de [kısas olarak öldürülmesine] hükmetmişti," demişler. Bunun üzerine Ömer İbn Abdilaziz, arka tarafında oturan Ebu Kılabe'ye dönerek "Ey Abdullah İbn Zeyd (veya Ey Ebu Kılabe) senin görüşün nedir?" diye sormuş. [Ebu Kılabe olayın bundan sonraki kısmını şöyle anlatmıştır:] Ona şu şekilde cevap verdim: Muhsan olduktan sonra zina eden veya haksız yere adam öldüren ya da Allah ve O'nun Nebiine savaş açan kimselerden başkasının İslam'a göre öldürülmesinin helal olduğunu bilmiyorum. Bunun üzerine Anbese "Bize Enes İbn Malik şunları şunları anlatmıştı," dedi. Ben de şu şekilde karşılık verdim: "Enes, bu olayı bana da haber vermişti. O, söz konusu olayı şu şekilde aktarmıştı: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bir grup insan geldi ve onunla• konuştular. Ona; - Medıne'nin havası bize ağır geldi, dediler. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de onlara şöyle dedi: - İşte şunlar bizim develerimiz. Otlamak için meraya gidiyorlar. Siz de onlarla birlikte gidin. Onların sütlerinden ve idrarlarından için. Bu tavsiye üzerine insanlar, develerle birlikte meraya gittiler. Develerin sütlerinden ve idrarlarından içip iyileştiler. Çobanın üzerine yürüyüp onu öldürdüler. Develeri de önlerine katıp götürdüler. Artık onlara karşı yavaş davranılabilir mi? Cana kıymışlar, Allah'a ve O'nun elçisine savaş açmışlar ve Nebi'i sallallahu aleyhi ve sellem endişeye sevk etmişlerdi." Bu sözler karşısında Anbese; - Suphanallah! dedi. Ona; - Enes'ten aktardığı m rivayet konusunda beni itham mı ediyorsun? diye sordum. O da şöyle cevap verdi: - Yok hayır! Enes bize bu şekilde anlatmıştı. Sonra Anbese orada bulunan insanlara; - Ey bölge halkı! Aranızda bu adam ve buna benzeyen kimseler olduğu sürece daima hayır içinde olursunuz, dedi.
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre, halası Rubayyi' ensardan bir kız çocuğunun ön dişini kırmış, kızın kabilesi kısas talebinde bulunmuştu. Bunun için Nebi'e sallallahu aleyhi ve sellem geldiler. Allah Resulü de kısasa hükmetti. Enes İbn Malik'in amcası Enes İbn Nadr, "Hayır, Allah'a yemin olsun ki Ey Allah'ın elçisi, onun ön dişi kırılmaz!" diyerek itiraz etti. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Ey Enes! Allah'ın kitabına göre kısas gerekir," dedi. Sonra kısas isteyen topluluk kısası terk etmeye razı oldu ve diyeti kabul etti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'ın kulları arasında öyle kimseler vardır ki, Allah'a yemin etseler, Hak Tedld onların yeminini yerine getirir." Bu hadisin açıklaması "Kitabu'd-diyet"te ayrıntılı biçimde yapılacaktır inşaallah
Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Kim sana Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Allah'ın ona indirdiği vahiyden bir şey gizlediğini söylerse, bil ki o, yalan söylemiştir. Çünkü Allah Teala şöyle buyuruyor: "Ey Nebi! Rabbinden indirileni tebliğ et! [Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kafir/ere yol göstermez.] Fethu'l-Bari
Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, "Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz ... " ayeti, [yemin kastı olmaksızın] insanların "Hayır, vallahi; evet, vallahi" demeleri üzerine inmiştir. Tekrar:
6663.
Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, babası [Ebu Bekir], Allah Teala yemin keffareti hakkında ayet indirinceye kadar hiçbir yeminini bozmamıştır. Ebu Bekir şöyle demiştir: "Sonradan aksini hayırlı gördüğüm her yemin konusunda Allah'ın ruhsatını kabul ettim ve hayırlı olanı yaptım. " Tekrar:
6621.
Abdullah'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem ile birlikte askerı seferler düzenlerdik. Yanımızda kadınlar bulunmazdı. Bu yüzden Hz. Nebi'e; "Kendimizi hadım edelim mi?" diye sorduk. 0, bunu yapmamızı yasakladı. Sonra bir elbise karşılığında (da olsa) kadınlar ile evlenmemize izin verdi ve şu ayet i okudu: Ey iman edenler! Allah'ın size helol kıldığı iyi ve temiz şeyleri (kendinize) haram kılmayın [ve sının aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.] Hadisin geçtiği diğer yerler: 5071, 5075.
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Şarabın haram kılındığını gösteren ayet nazil olduğu zaman, Medıne'de beş çeşit içki vardı. Üzüm şarabı bunlar arasında yoktu.
Enes İbn Malik'ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bizim Fadlh adını verdiğimiz şu içkiden başka bir içkimiz yoktu. Bir defasında Ebu Talha, falan ve filana içki servisi yapıyordum. Derken bir adam çıkageldi. Bize şöyle sordu; - Haber size ulaştı mı? İnsanlar; - Hangi haber? diye karşılık verdi. Adam da şu şekilde cevap verdi: - Şarap haram kılındı Bunun üzerine insanlar; - Ey Enes! Şu testilerdeki şarapları dök! dedi. [Enes şöyle demiştir:] İnsanlar, o adamın verdiği haberden sonra içkinin nasıl haram kılındığını sormadılar. Onun gerçekten haram kılındığını araştırma ihtiyacı bile hissetmediler.
Cabir'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Uhud savaşının yapıldığı günün sabahında şarap içen insanların tamamı, o gün şehit oldu. Bu olay içkinin haram kılınmasından önce gerçekleşmişti .
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Hz. Ömer'in Allah Resölü'nün sallallahu aleyhi ve sellem minberinde şöyle söylediğini duymuştum: Ey İnsanlar! Şarabın haram olduğunu gösteren ayet inmiştir. Şarap şu beş şeyden yapılır: 1- Üzüm. 2- Hurma. 3- Bal. 4- Buğday. 5- Arpa. Aklı giderip (işlemez hale getiren) herşey, şaraptır.132 Hadisin geçtiği diğer yerler: 5581, 5588, 5589, 7337.
Enes'tan rivayet edildiğine göre, o "Dökülen şarap, Fadıhtir," demiştir. [İmam Buharı de şöyle demiştir:] Muhammed Blkendi babası Ebu'n-Nu'man kanalıyla ve şu ilave ile bu hadisi nakletmiştir: Ben Ebu Talha'nın evinde insanlara içki servisi yapıyordum. Derken şarabın yasaklandığını bildiren ayet nazil oldu. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem bir tellala bunu ilan etmesini emretti. Tellal bunu ilan ediyordu. Ebu Talha bana: "Çık bak bakalım! Bu ses de neyin nesi?" dedi. Ben de çıktım. [Sonra dönüp] şöyle dedim: Bu tellal şöyle bağırıyor: - Duyduk duymadık demeyin! Bundan böyle şarap, haram kılındı! Bunun üzerine Ebu Talha bana: - Git! Şarapları dök! dedi. O gün Medıne sokaklarından içki aktı. O gün Arapların Fadıhten başka içkisi yoktu. [İçki haram kılınınca] bazı insanlar: "Midelerinde içki bulunan Müslümanlar Allah yolunda öldürüldü. Onların durumu ne olacak?" diye sordu. Bunun üzerine; "İman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyla yoktur. (Önemli olan inandıktan sonra iman ve iyi amelde sebattır). Allah iyi ve güzel iş yapanlarz sever," ayet i nazil oldu.
Enes'ten rivayet edildiği ne göre, o şöyle demiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir hutbe okudu. O hutbe gibisini asla dinlemedim. Hutbede şöyle buyurmuştu: "Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız." Bu söz üzerine Hz. Nebi'in ashabı elbiseleri ile yüzlerini örttüler ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. Derken adamın biri çıkıp: "Benim babam kim?" diye sordu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Falancadır," diyerek cevap verdi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın."
İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir grup Hz. Nebi'e alayetmek için soru sorardı. Bir keresinde adamın biri: "Benim babam kim?" devesi kaybolan başka biri: "Benim devem nerede?" diye sormuştu. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onlan sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onlan affetmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır, halimdir {affı ve müsamahası geniştir)."
Said İbn Müseyyeb'den şöyle dediği nakledilmiştir: Bahire, tağutlara tahsis edildiği için sütü sağılması yasaklanan deve demektir. Hiç kimse bu tür develeri sağamazdı. Saibe, Cahiliyye Araplarının putlar için serbest bıraktığı develere denirdi. Bu develere asla yük vurulmazdı. Ebu Hureyre Hz. Nebi'in: "Amr İbn Amir Huzai'yi Cehennemde bağırsaklarını çekerken gördüm," dediğini aktardı. Çünkü ilk olarak bu şekilde hayvanları o serbest bırakmıştı. Vaslle, develerin doğum yapabileceği en erken dönemde doğum yapan genç deve anlamına gelir. Bu deve, dişi üstüne dişi doğurur. Araplar bu özellkteki develeri, erkek yavru olmadan peşpeşe dişi doğurursa tağutlarına / putlarına tahsis ederlerdi. Ham ise, damızlık deve anlamına gelir. Bu deve, belirli sayıdaki dişi deveyi döllerdi. Artık onları dölleyemeyecek hale gelince Cahiliyye Arapları tarafından tağutlara / putlara tahsis edilirdi. Araplar, bu haldeki develeri yük taşımaktan muaf tutarlardı. Onlara hiç yük taşıtmazlardı. İsim olarak da "Hami" adını vermişlerdi.
Urve'den rivayet edildiğine göre, Hz. Aişe şöyle demiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Cehennemin yalımları birbirine çarpıyordu. Amr'ı bağırsaklarım çekerken gördüm. 0, ilk olarak hayvanları serbest bırakan (Saibe olarak hayvanları putlara tahsis eden) kimse idi."
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem hutbede: Ey insanlar! Siz, Allah'ın huzuruna yalınayak, çıplak ue sünnetsiz olarak çıkarılacaksınız! buyurdu. Ardından şu ayeti okudu: "Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak, diriItmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz. "(Enbiya 104) Sonra sözlerine şu şekilde devam etti: İyi dinleyin! Kıyamet günü ilk olarak elbise giydirilecek olan, Hz. İbrahim'dir. Kulağınızı açın ve beni dinleyin! O gün ümmetimden bazı insanlar getirilecek. Sonra onlar, sol tarafa sevk edilecek. Ben hemen: "Ya Rabbi! Onlar benim bilmiyorsun ki?" şeklinde cevap uerilecek. Ben de salih kulun söylediği gibi: "İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerinde kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerinde gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin, "(Maide 117) diyeceğim. O an şöyle denecektir: Bu kimseler, sen aralarından ayrıldıktan sonra topukları üzerine geri döndüler (dinden çıktılar).
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Sizler haşredileceksiniz. Bazı insanlar sol tarafa götürü/ecek. O zaman ben salih kulun söylediği gibi, "İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerinde kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık on/ar üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin. Eğer kendilerine azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz Sen, izzet ve hikmet sahibisin," diyeceğim.
Salim İbn Abdillah babasından Nebi'in sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Gaybın anahtarları beştir. Kıyamet vakti hakkındaki bilgi ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. " (Lukman 34)
Cabir'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "De ki: Allah'ın, size üstünüzden (gökten) azap göndermeye gücü yeter ... " ayeti indiği zaman Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem "[Ya Rabbi] Senin vechine/ zatına sığınırım," şeklinde dua etti. "Ayaklarınızın altından (yerden)" ifadesinden sonra da yine "[Ya Rabbi] Senin vechine/zatına sığınırım," diyerek dua etti. "Ya da sizi birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tartırmaya (gücü yeter.)" ifadesinden sonra "Bu, daha hafiftir" veya "daha kolaydır," buyurdu. Hadisin geçtiği diğer yerler: 7313
Abdullah'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "İmanlarına herhangi bir haksızlık karıştırmayanlar" ayeti indiği zaman, Hz. Nebi'in ashabı: "Hangimiz zulmetmedi ki?" dedi. Bunun üzerine, "Kuşkusuz şirk, büyük bir haksızlıktır, "Lukman 13 ayeti nazil oldu.
Nebiinizin amcasının oğlu İbn Abbas, Nebi'in saIJaIJiihu aleyhi ve seIJem şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Hiçbir kula, "Ben Yunus İbn Matta'dan daha hayırlıyım" demek yakışmaz.
Ebu Hureyre'den Nebi'in saIJaIJiihu aleyhi ve seIJem şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Hiçbir kula, "Ben Yunus İbn Matta'dan daha hayırlıyım" demek yakışmaz.
Mücahid, İbn Abbas'a "Sad suresinde secde ayeti var mı?" diye sormuş. O da "Evet, var," dedikten sonra "Biz O'na İshak ve (İshak'ın oğlu) Yakub'u da armağan ettik, "(En'am 84) ayetinden başlayarak "Onların yoluna uy" ayetine kadar okumuş, ardından da "Davlıd da onlardan biriydi," demiştir.
Cabir İbn Abdillah'dan rivayet edildiğine göre, o, Hz. Nebi'i şöyle derken işitmiştir: Allah Yahudilerin belasını versin! Çünkü Yüce Allah onlara hayvanların iç yağını haram kıldığı zaman,. onu erittiler ve sattılar. Sonra da onun bedelini yediler.
Abdullah şöyle demiştir: "Mu'minieri Allah'tan daha çok kötülüklerden koruyan yoktur. İşte bu yüzden O, kötülüklerin açığını da gizlisini de haram kılmıştır. Bir de Allah'tan daha çok Övülmeyi seven kimse yoktur. Bu yüzden O, kendisini övmüştür. [Hadisin ravilerinden Amr İbn Mürre'den şöyle dediği nakledilmiştir]: Ebu Vail'e "Sen bu sözü Abdullah'tan işittin mi?" diye sordum. O da, "Evet," cevabını verdi. Bunun üzerine "Peki bu sözü Hz. Nebi'e nispet etti mi?" diye sordum. O da yine, "Evet," cevabını verdi. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4637, 7403. 8. BAB. { vekll, "koruyan", "bir şeyin etrafını çepeçevre kuşatan" anlamına gelir.(En'am 102) Kabula ise, kabll kelimesinin çoğulu olup "azap çeşitleri" anlamını ifade eder.(En'am 11 I) Azabin' her çeşidine "kabil" denir. Zuhrufe'l-kavl (asılsız ya Id ızlı sözler)(En'am 112) batıl olduğu halde süslenip alfanıp pullanan her şeye "zuhruf" denir. harsun hicrun, Haram ekin demektir. Yasaklanan her şeye hicr've mahcur denir. Yapılan her binaya ve atın dişisine de. hicru denir. Akıl için hicr ve hicen ifadeleri kullanılır. Ayrıca.hıcr, Semud kavminin yaşadığı bölgenin adıdır. Taş ile çevrIten toprağa da.hıcr denir. Ka'be'nin "Hatim" bölgesinin plhıcr olarak isimlendirilmesi de bundan dolayıdır. Öyle anlaşılıyo,r ki,.hadim kelimesi, i.mahdum kelimesinden türemiştir. Tıpkı.katil kelimesinin.makul kelimesinden türediği gibi.Hacru'l-Yemame ise bir konaklama yeridir.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, o, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir: "Güneş battığı noktadan doğuncaya kadar kıyamet kapmayacak. Güneşin batıdan doğduğunu görünce yeryüzündeki herkes iman edecek. İşte o vakit şu ayetin anlamı gerçekleşecektir: Önceden inanmamış kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. (En'am 158)
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Güneş battığı yerden doğuncaya kadar kıyamet kopmayacak. Güneş battığı yerden doğar ve insanlar da bunu görürse, herkes iman eder. İşte o vakit, hiçkimseye imanı bir fayda sağlamaz." [Ebu Hureyre şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem bunu söyledikten sonra] ayet i [En'am 158] okudu. İmam Buhari burada Ebu Hureyre'den gelen ve güneşin batıdan doğacağını bildiren hadisi zikretti. Bu hadisin ayrıntılı açıklaması "Kitabu'r-rikak"ta yapılacaktır.
[Hadisin ravilerinden Amr İbn Mürre Ebu Vail'e] "Sen bu sözü Abdullah [İbn Mes'ud'dan] işittin mi?" diye sormuş. oda şöyle cevap vermiş: Evet. Hem de o, bu sözü Nebi s.a.v.'e nispet etti. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Kulları Allah'tan daha çok kötülüklerden koruyan yoktur. Bu yüzden O, açık ve gizli bütün kötülükleri haram kılmıştır. Allah'tan daha çok övülmeyi seven de yoktur. Bu yüzden O, bir çok ayette kendisini övmüştür.
Ebu Said Hudrilden rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Yüzüne tokat vurulmuş bir YahCıdi Hz. Nebile gelip; Ey Muhammed! Ensara mensup sahabilerinden biri yüzüme vurdu? diyerek şikayetini iletti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem: - O adamı çağırın! diye talimat verdi. Etrafındakiler adamı çağırdılar. Hz. Nebi oda; - Onun yüzüne neden vurdun? diye sordu. Sahabi de şöyle cevap verdi: - Yahudilerin yanına uğramıştım. Derken bu adam, "Musa'yı bütün insanlara üstün kılana yemin ederim ki!" dedi. Hemen ben, "Muhammed'e de mi üstün kılmış?" diyerek tepkimi gösterdim. Sonra öfkelendim ve ona bir tokat vurdum. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurdu: - Nebiler arasında beni üstün bir konuma getirmeyin. Çünkü kıyamet günü bütün insanlar bayılacak. İlk ayılan ben olacağım. O an arşın bir ayağına yapışmış olan Musa'yı göreceğim. Benden önce mi ayıldı yoksa Tur dağında bayıldığı için bu bayılmadan korundu mu, bunu bilemeyeceğim.
Said İbn Zeyd'den Nebi'in sallalliihu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kem'e (kızılımtırak beyaz mantar), kudret he/vası türünden bir yiyecektir. Suyu ise göz için şifadır."
Ebu'd-Oerda'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ebu Bekir ile Ömer arasında bir konuşma geçti. Bu esnada Ebu Bekir Ömer'i kızdırdı. Bunun üzerine Ömer öfkelenerek meclisi terk etti. Ebu Bekir hemen peşine düştü ve ondan kendisini bağışlamasını istedi. Ancak Ömer onu affetmedi. Hatta kapısını yüzüne kapattı. Bundan sonra Ebu Bekir Rasulullah'ın yanına geldi. Ebu'd-Derda olayın bundan sonrasını şöyle anlatmıştır: O esnada biz, Hz. Nebi'in yanındaydık. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu arkadaşınız hayırda öne geçmiştir," buyurdu. Ebu'd-Oerda olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: gelerek selam verdi ve yanına oturdu. Sonra yaşanan olayı anlattı. Hz. Nebi ona kızdı. Ebu Bekir: "Ey Allah'ın Elçisi! Hakikaten ben daha haksızdım!" demeye başladı. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Arkadaşımı bana bzraksamza,arkadaşımı bana bıraksamza ... Ben size, 'Ey insanlar! Ben sizin hepinize gönderilmiş Allah'ın elçisiyim,' dedim, siz de bana 'Yalan söyledin,' dediniz, Ebu Bekir ise 'Doğru söyledin, i dedi. LI Ebu Abdillah Buhar! "…….gamera fiili hayırda öne geçti anlamına gelir," dedi.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: İsrailoğullarına "Hıtta/bağış/anmak istiyoruz deyin ve kapıdan eğilerek girin ki hata/arınızı bağış/aya/ı m, " buyurulduğunda, kendilerine söyleneni değiştirdiler. Kapıdan kıç/arını yere sürterek geçtiler ve "Habbe Jf şaara/kıl çuval içinde dane" dediler.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Uyeyne İbn Hısn İbn Huzeyfe [Medine'ye] geldi. Yeğeni Hurr İbn Kays'ın evinde kaldı. Hurr, Hz. Ömer'in kendisine yakın tuttuğu kişiler arasında idi. Kurralar, .ister orta yaşlarda olsunlar, isterse genç olsunlar, Hz. Ömer'in meclisinde ve istişare heyetinde daima bulunurlardı. Uyeyne yeğenine; - Yeğenim! Bu emirin yanında itibar sahibisin. Benim onunla görüşmemi sağla, dedi. Hurr da şöyle cevap verdi: - Halifeden senin onun huzuruna çıkman için müsaade isteyeceğim. İbn Abbas olayın bundan sonraki kısmını şöyle anlattı: Hurr, amcası Uyeyne ile görüşmesi için Hz. Ömer'den randevu istedi. Hz. Ömer de ona randevu verdi. Uyeyne Hz. Ömer'in huzuruna çıkınca; Bu bir felakettir ey Hattab'ın oğlu! Ne bize bol ihsanda bulunursun, ne de aramızda adaletle hükmedersin! dedi. Hz. Ömer bu sözlere sinirlendi. Hatta onun üzerine yürüdü. Tam bu sırada Hurr: - Ey müminlerin emiri! Allah Teala Nebii'ne "(Resulüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahil/erden yüz çevir," buyurmuştur. Kuşkusuz bu adam da cahillerden biridir, dedi. İbn Abbas olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Allah'a yemin ederim ki Hz. Ömer, Hurr bu ayeti okuyunca bir adım dahi ileri gitmedi. Çünkü o, Allah'ın kitabına karşı derin hassasiyet sahibi idi. Hadisin geçtiği diğer yer: 7286.
Abdullah İbnü'z-Zübeyr'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Sen af yolunu tut, iyiliği em ret" ayeti ancak insanların ahlakı konusunda inmiştir. Hadisin geçtiği diğer yer: 4644.
Abdullah İbnü'z-Zübeyr'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Alla Teala, Hz. Nebi'e insanların ahlakından affı almasını emretmiştir.
Said İbn Cübeyr'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İbn Abbas'a Enfal Suresini sordum. O da bu surenin Bedir savaşı hakkında indiğini söyledi." eş-Şevketu (EnfaI, 87) "silah ve keskinlik," murdefin (Enfal 9) ise "peş peşe grup halinde" demektir. Radifeni ve erdefeni cümleleri, "Benden sonra geldi," anlamına gelir." Zuku (tadın)(Enfal 8/50) "dokunun ve deneyin" manasını ifade eder. Ağız ile tatmak anlamına gelmez. Feyerkumehu (EnfaI, 37) "onu toplar,".şemid (Enfal 57) "dağıt," ve in cenahu (Enfal 61), "isterlerse" anlamına gelir. Silm (barış) manasına gelir. Selm ve selam da aynı anlamdadır.Yushine (Enfal 67), "üstün gelir" demektir.:. Mücahid şöyle demiştir: Mukaen (Enfal 35), insanların parmaklarını ağızlarına sokarak çıkardıkları ses (ıslık), tasdiye (Enfal 35), "ıslık çalmak" ve yusbituke (EnfaI, 30), "seni hapsetmek için" anlamına gelir.'' ' '
İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir," ayetinde bahsi geçenler, Abduddaroğullarından bir gruptur.
Ebu Saıd İbnu'l-Mualla'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Namaz kılıyordum. O sırada allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma geldi ve beni çağırdı. Ama ben, namazımı bitirinceye kadar onun yanına gitmedim. Namazımı bitirdikten sonra onun yanına gittim. Bana; - Neden gelmedin? Yoksa Allah Teala'nın "Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun," ayetini işitmedin mi? diye sordu. Ardından da; - And olsun ki; mescidden çıkmadan önce Kur'an'daki en büyük sureyi sana öğreteceğim, buyurdu. Sonra, allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescidden çıkmak için harekete geçti. O zaman kendisine, bana vaad ettiği şeyi hatırlattım. Muaz şöyle demiştir: Şu'be bize, Hubeyb İbn Abdirrahman'ın Hafs'tan, onun da Hz. Nebi'in sahabilerinden biri olan Ebu Saıd'den şöyle işittiğini tahdis etti: O sure Hamdu lillahi Rabbi'l-alemın, yani tekrarlanan yedidir. NOT: Bu hadisin açıklaması, Fatiha suresinin tefsirinde geçmişti.
Ziyadi'nin arkadaşı Abdulhamid İbn Kürdid'den, Enes İbn Malik'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ebu Cehil: "Ey Allah'ım! Eğer bu kitap senin katından gelmiş bir gerçekse, üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir!" dedi. Bunun üzerine, "Oysa sen aralarında bulundukça, Allah onları azaba çarptı rm az. Ayrıca bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azab etmez. Allah ne diye onları cezalandırmasm ki, onlar kendileri Mescid-i Haram'r yönetmeye layık olmadıkları halde, üstelik orayı ziyaret etmek isteyen müminleri de geri çeviriyarlar? Oranın hizmet ve yönetimine asıl ehil olanlar, Allah'ı sayıp O'na şirk koşmaktan sakmanlardır. Fakat onların çoğu bunu bilmez, "(Enfal 33-34) ayetleri nazil oldu.
Enes İbn Malik'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ebu Cehil: "Ey Allahlım! Eğer bu kitap senin katından gelmiş bir gerçekse, üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir!" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Oysa sen aralarında bulundukça, Allah onları azaba çarptırmaz. Ayrıca bağışlanma dilerlerken de Allah onlara aza b etmez. Allah ne diye onları cezalandırmasın ki, onlar kendileri Mescid-i Haram'ı yönetmeye layık olmadıkları halde, üstelik orayı ziyaret etmek isteyen müminleri de geri çeviriyorlar?" ayetlerini indirdi.
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, bir adam ona gelip; - Ey Ebu Abdirrahman! Allah Teala'nın "Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşursa ... "(Hucurat 9) ayetini işitmedin mi? Allah'ın kitabında buyurduğu gibi, savaşmaktan seni alıkoyan nedir? diye sordu. İbn Ömer de şu şekilde cevap verdi: Ey yeğenim! Benim için bu ayeti yanlış yorumlayıp savaşmamam, "Yanlışlıkla olması dışında, bir müminin diğer bir mümini öldürmeye hakkı olamaz ... "(Nisa 92) ayetini yanlış yorumlayıp savaşmamdan daha sevimlidir. Bu defa adam: Allah Teala, "Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın!" buyuruyor. [Buna ne dersin?] diye karşılık verdi. İbn Ömer de şu şekilde cevap verdi: Biz, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem döneminde bu ayetin gereğini yaptık. O vakit Müslümanların sayısı azdı. İnananlar fitneyle/baskıyla dinden döndürme hareketine maruz kalıyordu. Ya öldürülüyorlar, ya da prangalara vuruluyorlardı. Nihayet Müslümanların sayısı arttı. Ortada fitne/baskıyla dinden döndürme hareketi kalmadı. Adam, İbn Ömer'in kendisinin istemediği şeyleri söylediğini görünce ona şu soruyu yöneltti: Ali ve Osman hakkında ne düşünüyorsun? İbn Ömer de şöyle cevap verdi: Ali ve Osman hakkındaki görüşüm e gelince; Allah Teala Osman'ın günahlarını bağışlamıştır. Ama siz, Allah'ın onu bağışlamasından hoşlanmadınız. Aliye gelince; o, Hz. Nebi'in amcasının oğlu ve damadıdır. [Eliyle işaret ederek] Bu da onun kızı [veya kız çocuğupıodur. Bunu siz de görüyorsunuz.
Saıd İbn Cübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İbn Ömer yanımıza [veya bize doğru] geldi. Bir adam ona; Fitne ile savaşmayı nasıl görüyorsun? diye sordu. O da şu şekilde cevap verdi: Fitnenin ne olduğunu biliyor musun? Muhammed sallalli\hu aleyhi ve sellem müşriklere karşı savaşırdı. Onlara hücum etmek fitneydi. Ama sizin iktidarı ele geçirmek için savaşmanız fitne değildir.
İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kafire) galip gelirler. Eğer sizden yüzkişi olursa ... " ayeti inince bir Müslümanın, on kişi karşısında kaçmaması onlara farz kılındı. Bir çok defasında Süfyan "Yirmi Müslümanın iki yüz kişiden kaçmaması [farz kılındı]," demiştir. Sonra "Şimdi, Allah yükünüzü hafifletti, "(En'am 66) ayeti indi. Böylece yüz Müslümanın iki yüz kafirden kaçmaması farz kılındı. Bir defasında Süfyan şu ziyade ile hadisi nakletli: "Ey Nebi! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kafire) galip gelirler." Süfyan, İbn Şübrüme'nin şöyle söylediğini bildirmiştir: Kanaatime göre, emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker/iyiliği emredip kötülüğü yasaklamak da bunun gibidir. Tekrar:
4653.
İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulun ursa, iki yüze (kafire) galip gelirler, "(EnfaI,65) ayeti indi. Bir kişinin on kişi karşısında kaçmaması Müslümanlara farz kılındı. Bu durum Müslümanlara ağır geldi. Akabinde hafifletme geldi. Allah Teala şöyle buyurdu: "Şimdi, Allah yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. "(EnfaI,66) Allah Teala Müslümanlara sayı bakımından hafifleme getirince, bu hafifleme kadar da sabırlarını eksiitti.
Bera İbn Azib'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Son inen ayet, "Senden fetva isterler. De ki: Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: ... "(Nisa 176) ayeti; son inen sure ise, Berae suresidir.
Ebu Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Ebu Bekir, Mina'da Kurban Bayramı günü "Bu yıldan sonra herhangi bir müşrik hac yapamaz ve herhangi bir çıplak Ka'be'yi tavaf edemez!" şeklinde, insanlara duyuru yapmak üzere gönderdiği telIalIarla birlikte o hacda beni de gönderdi. Humeyd İbn Abdirrahman şöyle demiştir: Sonra Hz. Nebi [Hz. Ebu Bekir'in] peşinden Hz. Ali'yi gönderdi ve ona "Berae" suresini insanlara duyurmasını emretti. Ebu Hureyre şöyle demiştir: Bizimle birlikte Hz. Ali de kurban bayramının birinci günü Mina'daki insanlara Berae suresini duyurdu ve "Bu yıldan sonra herhangi bir müşrik hac yapamaz ve herhangi bir çıplak Ka'be'yi tavaf edemez!" diye ilan etti.
Ebu Hureyre'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hz. Ebu Bekir, Mina'da Kur'ban Bayramı'nın birinci günü "Bu yıldan sonra herhangi bir müşrik hac yapamaz ve herhangi bir çıplak Ka'be'yi tavaf edemez!" şeklinde insanlara. duyuru yapmak üzere gönderdiği tellallarla birlikte o hacda beni de gönderdi. Humeyd şöyle demiştir: Sonra Hz. Nebi [Hz. Ebu Bekir'in] peşinden Ali bin Ebı Tilib'i gönderdi ve ona "Berae" suresini insanlara duyurmasını em- Ebu Hureyre şöyle demiştir: Bizimle birlikte Hz. Ali de kurban bayramının birinci günü Mina'daki insanlara Berae suresini duyurdu ve "Bu yıldan sonra herhangi bir müşrik hac yapamaz ve herhangi bir çıplak Ka'be'yi tavaf edemez!" diye ilan etti.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Allah Resulü'nün Veda Haccından önce yapılan hacda kendisini emir tayin ettiği Hz. Ebu Bekir, bir grup içinde insanlara bu yıldan sonra hiçbir müşriğin kesinlikle hac yapamayacağını ve hiçbir çıplağın Ka'be'yi tavaf edemeyeceğini duyurmak için onu da göndermiştir. Humeyd "Bayram günü, Ebu Hureyre'nin bu sözünden dolayı hacc-ı ekber günülbüyük hac günü olmuştur," derdi.
Zeyd İbn Vehb'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Huzeyfe'nin yanında idik. o: "Bu ayetin kasdetliklerinden sadece üç kişi, münafıklardan da sadece dört kişi kaldı," dedi. Bir bedevl"Siz, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabısınız. Bize anlatıyorsunuz ama biz anlamıyoruz. (Madem sadece birkaç kişi kaldı) bizim evlerimize girip en değerli eşyalarımızı çalan şu insanların durumu nedir?" diye sordu. Huzeyfe de; "Onlar fasıklardır. Evet, Onlardan sadece dört kişi kaldı. İçlerinden biri oldukça yaşlıdır. Soğuk su içse, onun soğukluğunu hissetmez," diyerek cevap verdi.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Sizin biriktirdiğiniz hazine, kıyamet günü çok zehirli, kafası tüysüz yılana dönüşecektir.
Zeyd İbn Vehb'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rebeze'de bulunan Ebu Zerr'in yanına gittim. Ona kendisini bu yere neyin getirdiğini sordum. O da şu cevabı verdi: Biz Şam'da idik. Ben "Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!" ayetini okudum. Muaviye: "Bu ayet bizim hakkımızda inmedi. Bu ayet sadece ehl-i kitab hakkında geçerlidir," dedi. Ben de; "Hem bizim için, hem de onlar için geçerlidir," diye karşılık verdim.
Halid İbn Eslem'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Ömer ile yola çıkmıştık. O şöyle dedi: Altın ve gümüşün biriktirilmesinin yasaklanması, zekat ayetinin inmesinden önce idi. Zekat ayeti inince, Allah Teala, zekatı malları temizleyen bir unsur kıldı.
Ebu Bekre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğunu rivayet edilmiştir: Zaman, dönüp Allah Teala'nın gökleri ve yeryüzünü yarattığı günkü haline gelmiştir. Yıl, on iki aydan meydana gelir. Bu aylardan dört tanesi haram aydır. Haram ayların da üçü peşpeşe gelir. Bunlar, Zülka'de, Zülhicce, Muharrem ve Cumada ve Şa'ban aylan arasında bulunan Mudar kabilesinin Receb ayıdır.
Hz. Ebu Bekir'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem ile birlikte Sevr mağarası'nda "Ey Allah'ın elçisi! Onlardan biri ayağını kaldırsa bizi görür!" dedim. O da şöyle buyurdu: Üçüncü olarak yanlarında Allah'ın olduğu iki kişi hakkında ne düşünüyorsun?
İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Biat meselesi yüzünden İbn Abbas ile İbnü'z-Zübeyr arasında tatsızlık çıkmıştı. [İbn Ebı Müleyke şöyle demiştir:] İbn Abbas'ı ikna etmek için şöyle dedim: Onun babası Zübeyr, annesi Esma, halası Aişe, dedesi Ebu Bekir ve ninesi Safiyye'dir. [Buharıinin hocalarından Abdullah İbn Muhammed şöyle] demiştir: Süfyan'a bu hadisin isnadını sordum. O da "HaddesenaJBize tahdis etti," diyerek söze başladı. Ancak biri onu meşgul etti. Bu yüzden "İbn Cüreyc" diyemedi.
İbn Ebı Müleyke'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: İbn Abbas ile Abdullah İbnu'z-Zubeyr arasında bir tatsızlık çımıştı. Bir sabah İbn Abbas'ın yanına gittim ve "İbnü'z-Zübeyr ile savaşmak ve Allah'ın harem bölgesini ihlal etmek mi istiyorsun?" dedim. O da, "Bundan Allah'a sığınınm. Kuşkusuz Allah Teala İbnü'z-Zübeyr ve Ümeyyeoğullarını Allah'ın hareminin saygınlığını bozan kimseler olarak yazmıştır. Ben ise, Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın haremini asla ihlal etmeyeceğim!" dedi. İbn Abbas konuşmaya şöyle devam etti: "İnsanlar bana; 'İbnü'z-Zübeyr'e biat et!' dediler. Ben de onlara şöyle dedim: O, halifeliği hak etmeyen biri değiL. [Zübeyr'i kastederek] Babası Hz. Nebi'in havarısi idi. [Ebu Bekir'i kastederek] Dedesi onun mağara arkadaşı, [Esma'yı kastederek] annesi Zatu'n-nitak, [Hz. Aişe'yi kastederek] teyzesi müminlerin annesi, [Hz. Hatice'yi kastederek] halası Hz. Nebi'in hanımıdır. [Safiyye'yi kastederek] Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in halası da, onun ninesi idi. Hepsinden öte kendisi de iffetli ve Kur'an okuyan bir Müslüman idi. Eğer Ümeyyeoğulları bana iyilik ederlerse, akrabalık bağından dolayı iyilik etmiş olurlar. Benim idarecilerim olurlarsa, bu durumda bana denk soyu sopu belli güzel insanlar benim idarecim olmuş olur. İbnu'z-Zubeyr ise Tuveytleri, Üsameleri ve Humeydleri bana tercih etti. İbn Abbas bu son sözü ile Esed kabilesinden Tuveytleri, Üsameleri ve Humeydleri kastetmiştir. İbn Ebi'ı-As [Abdulmelik İbn Mervan] çıktı ve onurlu biçimde ilerlemeye başladı. O [Abdullah İbnü'z-Zübeyr] ise kuyruğunu katladı.
İbn Ebı Müleyke'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: İbn Abbas'ın yanına gittik. Bize şöyle dedi. Şu halifeliğe soyunan İbnü'z-Zübeyr'in etmek konusunda kendi kendimi sorgulayacağım. Halbuki Ebu Bekir ve Ömer'in hilafetini kabul ve destekleme konusunda kendi kendimi sorgulamac mıştım. Çünkü o ikisi, her türlü iyliğe ondan daha layıktı. Sonra şöyle dedim: İbnü'z-Zübeyr, Hz. Nebi'in halası ile Zübeyr'in oğlu, Ebu Bekir'in torunu, Hatice'nin erkek kardeşinin oğlu, Hz. Aişe'nin kız kardeşinin oğlu ... Bir de baktım ki, benden uzaklaşıyor ve benim yakın çevresinden olmamı istemiyor. O zaman şöyle dedim: Ben ona boyun eğdiğim zaman bu tavırlarını bırakacağını zannetmiyorum. Onun bana iyilik yapacağını da düşünmüyorum. Eğer mutlaka biri benim idarecim olacaksa, amcamın çocuklarının beni yönetmesi, başkasının beni yönetmesinden bana daha sevimli gelir.
Ebu Said'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hz. Nebi'e bir miktar değerli eşya gönderildi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu, dört kişi arasında paylaştırdı ve "Onların kalplerini ısındırzyorum," dedi. Bunun üzerine adamın biri "Adil davranmadın," dedi. Ona karşı Allah Resulü şöyle buyurdu: Bu adamın soyundan öyle bir toplum türeyecek ki; onlar, dinden çıkacaklar.
Ebu Mes'o.d'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bize sadaka vermemiz emredilince, para karşılığı yük taşımaya başladık. Bir defasında Ebu Aklı yarım sa' hurma getirdi. Bir başkası da ondan daha çok getirdi. Bunun üzerine münafıklar: "Allah'ın bu birinci adamın getirdiği sadakaya ihtiyacı yoktur. Diğeri ise sadece gösteriş olsun diye bunu yaptı," dediler. İşte bunun üzerine; "Sadakalar hususunda, müminlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanlan ayıplayıp onlarla alayedenler ... " ayeti indi.
Ebu Mes'ud Ensari'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem sadaka vermeyi emrediyordu. Bizler uğraşıp didinip bir müd sadaka getirirdik. Bugün onlardan birinin yüz binlik serveti var. Ebu Mes'ud, öyle anlaşılıyor ki, burada üstü kapalı kendisinden bahsetmiştir.
İbn Ömer'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Ubeyy ölünce oğlu Abdullah İbn Abdillah, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve ondan, babasını kefenlemek için kendisine gömleğini vermesini istedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de ona gömleğini verdi. Sonra Abdullah, Hz. Nebi'den, babasının cenaze namazını kıldırmasını istedi. Bunun üzerine Hz. Nebi onun namazını kıldırmak üzere doğruldu. Bu arada Hz. Ömer Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elbisesinden tuttu ve "Ya Rasulallah! Rabbin sana onun cenaze namazını kıldırmanı yasaklamışken, sen onun cenaze namazını kıldıracak mısın?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Nebi: "Rabbim beni serbest bıraktı," buyurdu ve "Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş kez af dilesen de ... " ayetini okudu. Sonra şöyle buyurdu: "Yetmişden fazla da bağışlanma dilerim." Bunun üzerine Hz. Ömer: "Kuşkusuz o bir münafık" dedi. Ravi şöyle demiştir: Nebi s.a.v. onun cenaze namazını kıldırdl. Bunun üzerine Allah Teala "Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma, onun kabri başında da durma!"(Tevbe 84) ayetini indirdi.
Hz. Ömer'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Abdullah İbn Ubeyy İbn SeluI öldüğü zaman Hz. Nebi'den onun cenaze namazını kıldırması istendi. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem onun cenaze namazını kıldıniıak üzere kalktığında, hemen ona doğru atıldım ve "Ey Allah'ın elçisi! Übeyy'in oğlunun cenaze namazını mı kılacaksın? O şu günde şöyle şöyle demişti," dedim. Ardından da Übeyy'in sözlerini Hz. Nebi'e bir bir saymaya başladım. Bunun üzerine Allah Resulü tebessüm etti ve "Benden geri dur," dedi. Ben onun namazını kılmaması konusunda ısrarcı olunca da şöyle buyurdu: Ben, onlannbağışlanmasını dileyip dilememe konusunda serbest bırakıldım ve seçimimi yaptım. Eğer yetmişden fazla bağışlanma dilediğim zaman bağışlanacağım bilseydim, elbette yetmişten fazla bağışlanmasını dilerdim." Hz. Ömer olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem onun cenaze namazını kıldırdı. Namazı bitirdikten kısa bir süre sonra Tevbe suresinden şu iki ayet indi: Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma, onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve Resulünü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler. Hz. Ömer şöyle demiştir: Sonra Hz. Nebi'e karşı olan bu cüretime hayret ettim .. Allah ve O'nun elçisi her şeyi en iyi bilendir.
Abdullah İbn Übeyy ölünce, onun oğlu Abdullah Hz. Nebi'e geldi. Bunun üzerine Allah Resutü Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi gömleğini ona verdi ve babasını bununla kefenlemesini emretti. Sonra onun cenaze namazını kıldırmak üzere doğruldu. Hz. Ömer, Hz. Nebi'in elbisesinden tutup; "O mü nafık olduğu halde, onun cenaze namazını mı kılacaksını Halbuki Allah Teala onlar için bağışlanma dilemeni yasaklamıştır," dedi. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de; "Rabbim beni muhayyer kıldı," veya "Rabbim bana haber verdi," buyurarak şu ayeti okudu: "Onlar için ister af dile, ister dilem e; onlar için yetmiş kez af dilesen de ... "(Tevbe 80) Devamında da şöyle buyurdu: "Yetmişten fazla bağışlanmasını dileyecegım ... İbn Ömer olayın devamını şöyle anlattı: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem onun cenaze namazını kıldı. Biz de onunla birlikte namaza durduk. Sonra Allah Teala şu ayeti indirdi: Onlardan ölmüş olan hiçbirinin asla cenaze namazını kılma, onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve Resulünü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler.
Abdullah İbn Ka'b İbn Malik, Tebuk seferinden geri kalan Ka'b İbn Malik'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Allah'a yemin ederim ki, Rabbim, beni hidayete erdirdikten sonra elçisine karşı doğru sözlü olmaktan daha büyük bir nimeti bana vermemiştir. Bu nimet sayesinde, ona yalan söyleyip helak olanlardan olmadım. Nitekim "Onlann yanına döndüğünüz zaman size, kendilerinden (onlan cezalandırmaktan) vazgeçmeniz için Allah adına and içecekler. Artık onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır. Kazanmakta olduklanna (kötü işlerine) karşılık ceza olarak varacaklan yer Cehennemdir. Onlardan razı olasınız diye size yemin edecekler. Fakat siz onlardan razı olsanız bile, Allah fasıklar topluluğundan asla razı olmaz, "(Tevbe 95-96) şeklinde vahiy geldiği zaman, ona yalan söyleyenler helak olmuştu.
Semura İbn Cündeb'in şöyle dediği rivayetedilmiştir: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem bize şöyle buyurdu: Dün gece bana iki melek geldi. Beni uyandırıp binaları altın ve gümüş tuğlalardan yapılmış bir şehre götürdüler. Bizi, vücudlarının bir yarısı gördüğün insanların en güzeli, diğer yarısı ise gördüğün insanların en çirkini şeklinde olan insanlar karşıladı. Bu iki melek onlara; 'Gidin ve şu nehre atlayın!" diye emretti. Onlar da gidip nehre at/adı/ar. Sonra bize döndüler. Çirkinlikleri kalmamıştı. En güzel surete girmişlerdi. Sonra iki melek bana şöyle dedi: Burası Adn Cenneti. Şurası da senin makamın. Bir kısmı güzel, bir kısmı çirkin olan insanlar ise iyi ameli kötü amele karıştıran kimseler. Allah Teala onları bağışladı. İmam Buharı, Hz. Nebi'in uzun bir rüyası hakkında Semura İbn Cündeb'den nakledilen hadisin bir bölümünü verdi. Bu hadisin tamamı "Kitabu'tta'bır"de gelecektir.
Said İbnu'l-Müseyyeb babasının şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Ebu Talib ölüm döşeğine düşünce, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem yanına geldi. O sırada Ebu Talib'in yanında Ebu Cehil ve Abdullah İbn Ebu Ümeyye vardı. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem "Ey Amca! 'La ilahe illallah' de ki, bu söz ile Allah katında seni savunayım," dedi. Bunun üzerine Ebu Cehil ve Abdullah İbn Ebu Ümeyye: "Ey Ebu Talib! Abdulmuttalib'in dininden yüz mü çevireceksin?" dediler. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: Bana yasaklanmadığı sürece senin için bağışlanma dileyeceğim. Bunun üzerine "(Kafir olarak ölüp) Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah La) ortak koşanlar için af dilemek ne Nebi'e yaraşır, ne de inananlara," ayeti indi.
Görme duyusunu yitiren Ka'b/ın çocukları içinde, onunla ilgilenmeyi üstlenen Abdullah İbn Ka'b şöyle demiştir: Ka'b İbn Malik'in "Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti} ... "(Tevbe 118) ayetinin de içinde bulunduğu uzun hadisinin sonunda şöyle dediğini işittim: "Tevbem kabul edildiği için malımı sadaka olarak Allah'a ve O'nun elçisine vereceğim," dedim. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de "Malının bir kısmını kendine ayır. Bu, senin için daha hayırlıdır," buyurdu.
Abdullah İbn Ka'b İbn Malik, tevbesi kabul edilenlerden biri olan ve Hz. Nebi'in yaptığı seferlerden Bedir ve zorluk [Teblik] seferi hariç hiçbir seferinden geri kalmayan babası Ka'b İbn Malik'in şöyle söylediğini nakletmiştir: Kuşluk vakti Nebi'e sallallahu aleyhi ve sellem doğruyu söylemeye karar verdim. Allah Reslilü'nün sallallahu aleyhi ve selle m kuşluk vakti dışında, düzenlediği seferden döndüğü pek nadirdi. O, ilk önce Mescid'e giderdi. Sonra orada iki rekat namaz kılardı. Hz. Nebi benimle ve iki arkadaşımla konuşulmasını yasakladı. Bizim dışımızda sefere katılmayan başka herhangi biri ile konuşulmasını ise yasaklamadı. İnsanlar bizimle konuşmaya yanaşmıyordu. Bir müddet bu, böyle devam etti. Nihayet bu süre bana uzun geldi. Ölüp de Hz. Nebi'in sallallahu aleyhi ve sellem cenaze namazımı kıldırmamasından veya onun vefat edip de bu durumda insanlar arasında kalmaktan, hiç kimsenin benimle konuşmamasından ve cenaze namazımı kılmamasından daha fazla beni üzen bir durum olamazdı. Sonra Allah Teala bizim tevbemizi kabul ettiğini bildiren ayetini gecenin son 1I3'ünün kaldığı bir sırada Ümmü Seleme'nin yanında olan Nebiiine indirdi. Ümmü Selerne güzel davranan ve durumumla ilgilenen biriydi. Bundan dolayı Hz. Nebi; "Ey Ümmü Selemel Ka'b'm tevbesi kabul edildi," buyurmuş, o da; "Ona birini gönderip bu müjdeyi vereyim mi?" diye sormuştu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle cevap vermişti: "Öyle yaparsan insanlar kalabalık edip sizi ezerler ve gecenin geri kalan kısmında uyumanıza engelolurlar." Sonunda Hz. Nebi, sabah namazını kıldırdıktan sonra insanlara Allah Teala'nın bizim tevbemizi kabul ettiğini ilan etti. Bizim bağışlandığımız haberini verirken yüzü ışıidıyordu. Öyle ki yüzü, ay parçası gibi parlıyordu. Bizzat üçümüz mazeret beyan edip de [mazeretieri] kabul edilen kimselerle aynı hükme tabi tutulmamıştık. Allah Teala bizim tevbemizin kabul edildiğini bildiren ayeti indirince, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yalan söyleyip asılsız mazeretler ileri süren kimselerden, bir kimsenin kötülenebileceği en kötü şekilde bahsedilmişti. Allah Teala onlar hakkında şöyle buyurmuştur: (Seferden) onlara döndüğünüz zaman size özür beyan edecekler. De ki: (Boşuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayız; çünkü Allah, haberlerinizi bize bildirmiştir. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da görecektir, Resulü de. (Tevbe 94)
[Gözleri görmez olunca] Ka'b İbn Malik'in elinden tutup ona yardımcı olan oğlu Abdullah şöyle demiştir: Teblik seferine katılmadığı zaman Ka'b İbn Malik'in şöyle söylediğini işittim: Allah'a yemin ederim ki, Allah Teala'nın doğru sözlü olma konusunda beni imtihan ettiğinden daha güzel biçimde bir başkasını imtihan ettiğini bilmiyorum. Hz. Nebi'e doğruyu söylediğim o andan şu vakte kadar yalan söylemeyi hiç düşünmedim. Allah Teala da Nebii'ne şu ayetini indirdi: Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun.(Tevbe 118-119)
Vahiy katiplerinden Zeyd İbn Sabit'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Ebu Bekir Yemame'de kurraların öldürülmesinin ardından bana haber yollayıp (beni çağırdı). Yanına vardığım zaman, Ömer'in orada olduğunu fark ettim. Ebu Bekir dedi ki: Ömer bana gelip 'Yername Savaşı'nda Kur'an okuyan pek çok kimse şehid oldu. Ben diğer savaşlarda da, kurraların öldürülmesinden ve Kur'an'ın bir çok kısmının kaybolmasından endişe ediyorum. Bu yüzden Kur'an'ın toplanmasını emretmen gerektiğini düşünüyorum' dedi. Ona 'Nebi'in yapmadığı bir şeyi nasıl yaparız?' diye itiraz ettim. Ömer, 'Allah'a andolsun ki, bu hayırlı bir iştir,' dedi. Israrla benden böyle bir şey yapmamı istedi. Nihayet Allah Teala aklıma bu işi yatırdı. Ben de Ömer gibi düşünür oldum." Zeyd olayı anlatmaya şöyle devam etti: "Ömer'in yanında oturduğu bir sırada Ebu Bekir bana 'sen genç ve akıllı birisin. Hiç seni ith am etmedik. Nebi için vahyi yazıyordun. O halde, Kur'an'ı araştırıp topla!' dedi. Allah'a and olsun ki, beni dağlardan birini taşımakla sorumlu tutsaydı, bu görev, bana emrettiği Kur'an'ı toplama görevinden daha ağır gelmezdi. Ebu Bekir'e 'Allah Resulü'nün yapmadığı bir şeyi sizler nasıl yaparsınız?' diyerek itiraz ettim. O da 'Allah'a and olsun ki, bu hayırlı bir iştir' dedi. Ebu Bekir'e itirazlarımı sürdürdüm. Nihayet, Allah Teala, Ebu Bekir ve Ömer'in aklına yatanı, benim de aklıma yatırdı. Sonunda Kur'an'ı bir araya getirmek için, hurma dallarından, yassı taşlardan ve insanların hafızalarından Kur'an'ı araştırdım. "Andolsun size kendinizden öyle bir Nebi gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir, " ayetinden itibaren Tevbe suresinin sonuna kadar olan kısmı sadece Ebu Huzeyme Ensari'nin yanında buldum. Onun dışında başka birinde bulamadım. Topladığım sahifeler, vefat edinceye kadar Ebu Bekir'in yanında kaldı. Sonra hayatı boyunca Ömer'de kaldı. Daha sonra ise kızı Hafsa'ya geçti." Bu rivayetin geniş biçimde açıklaması "Kitabu fedailu'l-Kur'an"da yapılacaktır. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1706-2 YUNUS SURESİ 1. BAB. İbn Abbas şöyle demiştir: Fehtelada bihi nebatu'l-ard (Yeryüzü bitkiIeri o su sayesinde gürIeşip 6ırbirine girer)(Yunus 24) ifadesi, bütün bitki türlerinin su ile bittiği anlamına gelir. Ve kalu ittihaze Allahu veleden sübhanehu ve huve'l-ğaniyyu (MüşrikIer: "Allah çocuk edindi" dediler. Haşa! O bundan münezzehtir. O'nun çocuğa ihtiyacı yoktur.). Zeyd İbn Eslem şöyle demiştir: Enne lehum kademe sıdkin (OnIar için yüksek bir doğruluk makamı olduğunu) (Yunus 2) ayetinde geçen doğruluk makamı Hz. Muhammed'dir. Mücahid ise ayette geçen doğruluk makamını "iyilik" olarak olarak tefsir etmiştir. [Aşağıdaki ifadeler] şu şekilde açıklanmıştır: Tilke ayatun ifadesi "Bunlar Kur'an'ın işaretleridir,"(Yunus 1) anlamına gelir. Buradaki durum hatta iza kuntum fi'l-fulki ve cerayne bihim (Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de sizi tatlı bir rüzgarla alıp götürdükleri)(Yunus 22) ayetindeki duruma benzer. Ayette geçen!bihim (onları) ifadesi,!biküm (sizi) anlamına gelir. Da'vahum (Yunus 10) ifadesi, "onların duaları" anlamına gelir. Uhita bihim (Yunus 22) ifadesi, "helaka yaklaştılar" manasını ifade eder. Ehatet bihi hatietuhu (Bakara 81) ifadesi ise "kötülüğü kendisini çepeçevre k'uşatırsa" manasına gelir. İttebeahum ile etbeahum ifadelerinin anlamı aynıdır.(Yunus 90) Adven(Yunus 90) "düşmanlık etmek" anlamını ifade eder.:. Mücahid şöyle demiştir: "Eğer Allah insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi, şerri de acele verseydi" ayetinde geçen şerden maksat, kızdığı zaman kişinin çocuklarına ve malına "Allah onda bereket bırakmasın!", "Allah ona lanet etsin!" gibi sözler söylemesidir.(Yunus 11) "Elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu," ifadesi ise, "Elbette Yüce Allah, beddua edilen kimseleri helak eder ve öldürürdü," anlamına gelir. lillezlne ahsenu'l-husna (Güzel davrananlara güzellik vardır) ayetinde geçen husna kelimesi "daha güzeli" anlamına, ve ziyade ise "bağışlanma ve Allah'ın rızasını kazanma," anlamına gelir.(Yunus 26) Başka bir müfessir ise, ayette geçen ve ziyade ifadesini "Allah'ın vechine bakmak" olarak tefsır etmiştir. kibriya, "mülk - hakimiyet" demektir.(Yunus 78)
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Hz. Nebi Medine'ye geldi. Yahudiler aşura orucunu tutuyorlardı. "Bu gün, Musa'nın Firavun'a üstün geldiği gündür," diyorlardı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına şöyle buyurdu: "Siz, Musa'ya onlardan daha layıksınız. O halde oruç tutun!"
Muhammed İbn Abbad İbn Ca'fer'den, İbn Abbas'ın bu ayeti (Hud 5) ...ela innehum tesnevni suduruhum şeklinde okuduğunu işittiğini rivayet edilmiştir. Muhammed olayın geri kalan kısmını şöyle anlattı: İbn Abbas'a bunun anlamını sordum O da şu şekilde cevap verdi: Bazı insanlar tuvalete gidip açık bir yerde ihtiyaçlarını gidermekten ve hanımları ile üstü açık yerlerde birlikte olmaktan utanıyordu. İşte bu ayet onlar hakkında inmiştir.
Muhammed İbn Abbad İbn Ca'fer'den rivayet edildiğine göre, İbn Abbas bu ayeti (Hud 5) { ela innehum tesnevni suduruhum şeklinde okumuş. [Bundan sonrasını Muhammed şöyle anlatmıştır: İbn Abbasa; "Ey Abbas'ın babası! Tesnevni suduruhum ne demek?" diye sordum. O da şöyle cevap verdi: Erkek, karısıyla cinsel ilişkiye girer, bu vesileyle avret yeri açıldığında veya tuvalete gider, avret yeri açıldığı zaman utanırdI. İşte bu insanlar hakkında ela innehum tesnevni ayeti inmiştir.
Amr'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: İbn Abbas [bu ayeti (Hud 5)] ela innehum yesnune sudurahum li yestehfu minh ela hine yesteğşune siyabehum, şeklinde okumuştur. Amr'ın dışında başka bir ravi İbn Abbas'ın, yestağşune ifadesini "başlarını kapatıyorlar," sie bihim ifadesini (Hud 77) "kavmi hakkındaki zannı kötü oldu," ve daka bihim ifadesindeki (Hud 77).hum zamirini "misafirleri" ve bi kit'in mine'l-leyl ifadesindeki.kıt' kelimesini "karanlık" olarak ıefsır ettiğini nakletmiştir.(Hud 81) Mücahid de ileyhi unib ifadesindeki.unıb fiili "dönüyorum" anlamına gelir, demiştir. "
Ebu Hureyrelden rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem Allah Teala'nın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: Sen infak et ki, Ben de sana infak edeyim! Kendisi de şöyle buyurmuştur: Allah'ın eli doludur. Harcamak onu boşaltmaz. Gece gündüz infakta bulunur. Daha sonra şu soruyu sorarak, şu şekilde devam etmiştir: Göğü ve yeri yarattığı andan itibaren infak ettiklerini hiç düşündünüz mü? Allah'ın elindekiler hiç tükenmedi. O'nun arşı suyun üzerindedir. Terazi de elindedir. Dilediği kefesini yükseltir, dilediği kefesini alçaltır. Hadisin geçtiği diğer yerler: 5352. 7411, 7419, 7496.:61/: İ'terake (Hud 54) "ona isabet ettim" anlamına gelen aravtuhu kökünden iftial vezninde bir kelimedir.ya'ruhu (Falanca ona çarptı.) ve.i'terani (Bir şey beni sardı, kapladı) ifadeleri de aynı kök ve vezindedir. Ahizun bi ma'siyetiha (perçeminden tutmuş) (Hud 56) ifadesi "hakimiyeti ve otoritesı altına almak" anlamına gelir. Anid (Hud 59), anud ve anid kelimeleri aynı anlama gelir ve "ileri derecede' büyüklenmeyi" ifade eder. İste'merakum (Hud 61) ifadesi, "Sizi yeryüzünü imar eden kimseler yaptı" anlamına gelir. A'martuhu ed-dara cümlesi, "Ömrü boyunca evi ona verdim," anlamına gelir. Bu durumda eve de umra denir. Nekirahum, (Hud 70) enkerahum ve istenkerahum ifadeleri aynı anlamdadır. Hamidun Mecid, (Hud 73) öyle anlaşılıyor.Mecidun kelimesi fail sigasında.macid anlamında,.Hamid kelimesi de.hamide fiilinin ism-i mef'ulü manasında kullanılmıştır. Siccil (Hud 82-83), "sert ve büyük" anlamına gelir. Siccil ile siccin aynı manayı ifade eder. Çünkü nun harfi ile lam harfi Kardeştir. Nitekim 'Temım İbn Mukbil şu beyti söylemiştir: Nice piyadeler kuşluk vakti indirmişkılıçları boyunlara, Kahraman erler birbirlerine tavsiye eder bunu hararetle. 3. "MEDYEN'E DE KARDEŞLERİ ŞUAVB'I (GÖNDERDİK)," (Hud 84) AYETİNİN TEFSİRİ. "Medyen'e" ifadesi "Medyen halkına" anlamına gelir. Çünkü Medyen, bir bölgenin,adıdır. Buna benzer bir durum da, ve's'eli'l-karye (Köye sor) ve.ve's-eli'I-i'r (Kervana sor) ifadelerinde görülmektedir. Bu ifadeler, "Köy'halkına sor" ve "Kervandaki yolculara sor" anlamına gelir.:. { Veraekum zlhriyya (Hud 92) ifadesi "Allah'ın emirlerine yönelmediniz, anlamına gelir. Nitekim Araplar, ihtiyacını karşılamayan kimseye " zaherte bi haceti' ve cealteni' zıhriyya" (ihtiyacımı arkana' attın. Bana sırt çerdin) der. Bir de zlhriyy kelimesi, "kişinin ihtiyaç anında kullanmak üzere yanına binek veya kap alması" anlamına gelir. Eraziluna (Hud 27) "alt tabakamız!basit insanlarımız" manasını ifade eder. icrami (Hud 35) kelimesi, ecramtu fiilinin masdarıdır. Bazıları bunun.iceramtu'nun masdarı olduğunu söylemiştir. Fulk ve felek kelimelerinin anlamı birdir. [Hem tekil, hem de çoğul olarak kullanıldıkları için] "gemi ve gemiler" manasına gelirler. Mücraha. kelimesi "geminin hareket ettirilmesi" anlamına gelir. Ecraytu fiilinin masdandır. Erseytu ise "Hapsettimlengel oldum," manasına gelir. Ayet mersaha ve mecraha şeklinde de okunmuştur. Bu durumda.mersaha.rasa;.mecraha de.cera fiilinden türetilmiştir. Ayet.mücriha ve.mürsiha şeklinde de okunmuştur. Bu durumda bu kelimeler,.ucriye'den.ecra'nın meçhul sigasından) türemiştir.(Hud 41).Rasiyat "sabit" anlamına gelir.(Sebe' 13)
Safvan İbn Muhriz'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: İbn Ömer Ka'be'yi tavaf ederken bir adam onun önünü kesip; "Ey Abdurrahman'ın babası!" veya "Ey Ömer'in oğlu" diyerek söze başladı ve "Kıyamet günü Allah'ın kulu ile konuşması konusunda Hz. Nebi'den bir şey duydun mu?" diye sordu. İbn Ömer de şu şekilde cevap verdi: Bu konuda Hz. Nebi'in şöyle buyurduğunu işitim: Mümin kul Rabbine yaklaştırılır, [Hadisin ravilerinden Hişam bu kısmı "Mümin kul Rabbine yaklaşır," şeklinde rivayet etmiştir] Nihayet Allah Tedld onun üzerine örtüsünü örter. Sonra günahlarını ona ikrar ettirir. "Şu günahı biliyor musun?" diye sorar. O da; "Evet biliyorum," diye cevap verir. Ardından iki kez; "Ey Rabbim! Biliyorum," der. Bunun üzerine Allah Tedld şöyle buyurur: "Onları dünyada iken gizledim. Bugün ise senin için bağışlıyorum!" Bundan sonra kulun iyiliklerinin yazıldığı defter dürüıür. Diğerlerine veya kafirlere gelince; şahitlerin huzurunda onlara; "İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir," diye seslenilecek.
Ebu Musa el-Eş'ari'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Allah Teala zalime süre tanır. Nihayet onu yakalar. [Yakaladığı zaman da] elinden kaçırmaz. Ardından da şu ayeti okumuştur: Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını) yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir!
İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, bir adam kadının birini öpmüş, sonra da Hz. Nebi'e gelip bu durumu haber vermişti. Bunun üzerine şu ayet indi: Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğÜt almak isteyenlere bir hatırlatmadır. Adam: "Bu hüküm, yalnız benim için mi geçerlidir?" diye sordu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ümmetimden kötülük işleyenler için geçerlidir," cevabını verdi.
Abdullah İbn Ömer'den, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Kerim oğlu kerim'in oğlu kerim'in oğlu kerim Yusuf İbn Ya'kub İbn İshak İbn İbrahim'dir.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e insanların en üstünü soruldu. O da; "Allah katında insanların en üstünü en takvalı olan kimsedir," buyurdu. Ashab-ı kiram: "Bunu [dini bakımdan en üstün olanı] sormuyoruz. (Nesep bakımından) en üstün olanı soruyoruz." dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "İnsanların en üstünü, Allah'ın Halili'nin oğlu Allah'ın Nebisinin oğlu Allah'ın Nebiinin oğlu Yusuftur," buyurdu. Ashab-ı kiram: "Sana bunu da sormuyoruz," dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Arapların köklerinden (kimin hayırlı olduğunu mu) soruyorsunuz?" diye sordu. Onlar da "Evet," dediler. Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de şöyle buyurdu: Cahiliyye döneminde sizin en hayırlılarınız, ince din anlayışına sahip oldukları zaman İslam döneminde de en hayırlı kimselerdir.
Ubeydullah İbn Abdillah, Hz. Nebi'in eşi Hz. Aişe'den aktarılan hadisi nakletmiştir. Hz. Aişe bu hadisi ifk hadisesini çıkaranların kendisine büyük iftirada bulundukları zaman aktarmıştı: Allah Teala da onun masum olduğunu açıklamıştı. [Hadisin ravilerinden Muhammed İbn Şihab ez-Zührı şöyle demiştir:] O ravilerden490 her biri bu hadisin bir bölümünü bana tahdıs etti. (Söz konusu raviler: Urve, İbnu'I-Müseyyeb, Alkame ve Ubeydullah'tır) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz. Aişe'ye; "Eğer suçsuz isen, Allah Teala senin masum olduğunu açıklayacaktır. Yok eğer bir günaha bulaştıysan, Allah'tan bağışlanma dile ve O'na tevbe eti" dedi. O da şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki; Yusuf'un babasının karşısında Allah'tan başka yardım edebilecek hiç kimse 01amazl"(Yusuf 18) sözünden başka diyecek özlü bir söz bulamıyorum. Bunun üzerine Allah Teala "(Nebi'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur ... " şeklinde başlayan on ayeti indirdi.
Aişe r.anha'nın annesi Ümmü Ruman'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Benimle birlikteyken Hz. Aişe ateşli bir hastalığa yakalandı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Belki de o, hakkında söylenen sözlerden dolayı hasta oldu" dedi. Ümmü Ruman da "Evet," dedi. Bunun üzerine Hz. Aişe doğrulup oturdu ve "Benim ile sizin durumunuz, Yakup Nebi ile oğullarının durumu gibidir," dedi [ve şu ayeti okudu:] "Babalan Yakub: "Hayırı" dedi. "Nefisleriniz sizi aldatmış, bu işe sevketmiş. Artık bana düşen, güzelce sabretmektir. Ne diyeyim, 01amazl"(Yusuf 18)
Abdullah İbn Mes'ud, Heyte lek'i okudu ve şöyle dedi: Bunu ancak bize öğretildiği gibi okuruz. Mesvahu "kalacağı yer," elfeya ise "buldular" anlamına gelir. [Nitekim şu ayetlerde de bu manada kullanılmıştır:] "Onlar atalarını haktan sapmış durumda buldular. "(Saffat 69) "Hayır, biz babalarımızı ne durumda bulduysak ona uyarız" derler. "(Bakara 170) İbn Mes'ud'un aşağıdaki ayeti şu şekilde okuduğu nakledilmiştir: Bel acibtu ve yesharun (Ne var ki ben onların haşri inkar etmelerine şaşarım, onlar ise seninle alayederler.)(Saffat 12)
Abdullah'tan nakledildiğine göre Kureyş, Müslüman olma konusunda kendisine ayak direyince Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle demişti: Ey Ulu Allahım! Yusuf Nebiin kavmine verdiği yedi kıtlık yılı ile onlara karşı bana yardım et! Bunun üzerine kıtlık meydana geldi. Kıtlık her şeyin tükenmesine neden oldu. Sonunda insanlar kemikleri yemeye başladılar. Durum öyle bir hal aldı ki; kişi, göğe baktığı zaman kendisi ile gök arasında bir duman görür hale geldi. Allah Teala şöyle buyurmuştur: Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle!"(Duhan 10) "Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. "(Duhan 15) Kıyamet günü onlardan hiç azap kaldırılır mı? Duman ve şiddetle yakalama sona erdi.
Ebu Hureyrelden rivayet edildiğine göre o, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir: Allah Lut'a rahmet etsin. o, sağlam bir rükne [Allah'a] sığınıyordu. Eğer Hz. Yusuf kadar zindanda kalsaydım, beni çıkarmak için gelen kimseye hemen uyardım. Şüphe konusunda bizim İbrahim'e göre daha haklı tarafımız var. Zira Rabbi ona "Yoksa inanmadın mı? dedi. O da: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi."(Bakara 260) İmam Buharlinin bu başlık altında verdiği hadisin açıklaması "Kitabu'lEnbiya'da İbrahim ve Lut bölümlerinde geçmişti
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, Urve İbnü'z-Zübeyr ona; "Nihayet Nebiler ümitlerini yitirip ... " ayetini sormuş. [Bundan sonrasını Urve İbnü'z-Zübeyr şöyle anlatıyor: Hz. Aişe'ye "Nebilere yalan mı söylendi, yoksa onlar yalanlandılar mı?" diye sordum. O da "Yalanlandılar," diye cevap verdi. Ben de şöyle dedim: "Nebiler toplumlarının kendilerini yalanladıkları nı zaten kesin olarak biliyorlardı. Onların bu bilgisi zan değildi." Hz. Aişe de "Evet, Yemin ederim ki onlar bunu biliyordu," dedi. Bu defa ben: "o halde onlar, kendilerine yalan söylendiğini zannediyorlardı," dedim. Bunun üzerine Hz. Aişe şöyle söyledi: [O ne biçim söz] Böyle okumaktan Allah'a sığınırım. Nebiler Rablerinin kendilerine yalan söylediğini asla düşünmezler." Ben de; "Öyleyse bu ayet hangi anlama gelir?" diye sordum. O da şöyle cevap verdi: Bu ayette, Rablerine iman eden ve Nebileri tasdik edip onlara bağlı olan kimseler kastedilmiştir. Uzun süren sıkıntıya maruz kalıp zafer de gecikince Nebiler, gönderildikleri toplumlardaıfkendilerini yalanlayanlardan ümit kesmişler ve kendilerine bağlı olan insanların da kendilerini yalanladıklarını zannetmişlerdi. İşte o zaman Allah'ın yardımı yetişmişti.
Urve'den şöyle rivayet edilmiştir: Hz. Aişe'ye bu fiilin şeddesiz olarak kuzibu şeklinde olabileceğini söyledim. O da "Bu şekilde okumaktan Allah'a' sığınırım!" dedi.
İbn Ömer'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Gaybın anahtarları beştir. Onları Allah'tan başkası bilemez. Yarın ne olacağını ancak Allah bilir. Rahimlerin neyi eksilteceğini yalnız Allah bilir. Yağmurun ne zaman yağacağını Allah'tan başkası bilemez. Hiçbir insan nerede öleceğini bilemez. Kıyametin ne zaman kopacağını sadece Allah bilir.
İbn Ömer'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında idik. Bize; "Müslüman birine benzeyen veya onun gibi olan, yaprakları dökülmeyen, [meyvesi eksik] olmayan, [gölgesi} sona ermeyen, [faydası] yok olmayan ve her zaman yemiş veren bir ağacı bana söyleyin," dedi. İbn Ömer şöyle dedi: "Bu ağacın hurma ağacı olduğu içime doğdu. Ama Ebu Bekir ile Ömer'e baktım, onlar konuşmuyordu. Ben de konuşmayı uygun görmedim. Onlar bir şey söylemeyince, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "O, hurma ağacıdır," dedi. Allah Resulü'nün meclisinden ayrıldıktan sonra Ömer'e "Babacığım! Allah'a yemin ederim ki, o ağacın hurma olduğu gönlüme doğmuştu," dedim. O da; "Konuşmana ne mani oldu?" diye sordu. Ben de şöyle cevap verdim: Sizin konuşmadığınızı gördüm. Ben de konuşmayı veya bir şey söylemeyi uygun görmedim. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: "Kuşkusuz bu cevabı söylemiş olman, bana şundan şu ndan daha sevimli gelirdL"
Bera İbn Azib'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Kabirde iken Müslümana sorulduğu zaman, o Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun elçisi olduğuna şehadet edecektir. İşte bu şu ayetin anlamıdır: Allah inananlan, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar.
İbn Abbas'ın "Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık verenleri görmedin mi?" ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bu ayette bahsedilenler, Mekkeli kafirlerdir.
Ebu Hureyre bu rivayet i Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştırdI. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah Teala semada bir konuya karar verdiği zaman melekler, pürüzsüz bir kayanın üzerine düşen, zincir sesine benzeyen O'nun buyruğuna olan saygılarından kanatlarını çırparlar. Ali İbnu'I-Medini şöyle dedi: Bir başkası [safvan'ı - pürüzsüz kaya parçasını] safevan şeklinde okudu. Allah Teala buyruğunu meleklere ulaştırır. Melekler, kalplerindeki korku giderilince [mukarrabUn meleklere]: "Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar. Onlar da kendilerine bu soruyu soran[lara] "Hakkı buyurdu. O, pek yücedir, çok büyüktür," diye cevap verir. Kulak hırsızları bu sözü işitir. Birbiri üzerine kümelenmiş olan kulak hırsızları bu sözleri duyar. Süfyan şeytanların bu şekilde kulak hırsızlığı yapmalarını elleriyle şöyle gösterdi: Sağ elinin parmaklarını açıp birbirinin üzerine gelecek şekilde dik tuttu. Kimi zaman meleklerin konuşmasını dinleyene bir alev topu ilişir ve işittiğini arkadaşına iletemeden onu yakar. Kimi zaman da ona bir ateş topu ilişmez. Sonunda meleklerin konuşmasını dinleyen, kendisinin bir altındakine işittiklerini iletir. Böylece şeytanlar işittiklerini yeryüzüne ulaştırırlar. Bazen Süfyan şöyle demiştir: Nihayet bu konuşmalar yeryüzüne ulaşır ve sihirbazlardan birine iletilir. Bu sihirbaz işittiklerine yüz yalan ekler ve tasdik edilir. Sihirbazdan bu haberi işitenler şöyle derler: O bize, falan günde şu şu olayların meydana geleceğini haber vermedi mi? Biz de söylediklerinin doğru çıktığını görmedik mi? Bu doğrulama sihirbazların gökten işittiği kelime sayesinde olmuştur. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4800, 7481.
Abdullah İbn Amr'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem Hicr halkı hakkında şöyle buyurmuştur: "Bu halk'ın yaşadığı bölgelere sadece ağlayarak girin. Eğer ağlayamazsanız, onlann başına gelen musibetlerin sizin de başınıza gelmemesi için o kimselerin yurduna girmeyin!"
Ebu Said İbnu'l-Mualla'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Namaz kıldığım bir sırada Hz. Nebi yanıma geldi ve beni çağırdı. Ben de namazımı bitirene kadar onun yanına gitmedim. [Namazımı bitirdikten] sonra onun yanına gittim. Hz. Nebi: "Yanıma gelmekten seni' ne alıkoydu?" diye sordu. Ben de; "Namaz kılıyordum," diye cevap verdim. Bunun üzerine; "Allah Teala: 'Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun, '(EnfaI,24) buyurmuyor mu?" dedi ve şunu ekledi: "Beni dinle! Mescid'den çıkmadan önce kuran'daki en büyük sureyi sana öğreteceğim." Sonra mescidden çıkmak üzere gitti. Kendisine bu sözünü hatırlatım. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "elHamdulilldhi Rabbi'l-alemın tekrarlanan yedi ve bana verilen Yüce Kur'dn'dır."
Ebu Hureyre'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ümmü'l-kuran, tekrarlanan yedi ve Yüce kuran'dır.
İbn Abbas'ın "O kuran'ı parça parça edenlerin" ayet i hakkında şöyle söylediği rivayet edilmiştir: kuran'ı parça parça edenler ehl-i kitabdır. Onlar kuran'ı bölümlere ayırdılar. Bir kısmına iman edip bir kısmını inkar ettiler.
İbn Abbas'ın "Tıpkı o bölüşenlere indirdiğimiz gibi, "(Hicr 90) ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yahudi ve Hıristiyanlar onun bir kısmına iman edip bir kısmını inkar ettiler.
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu şekilde dua ederdi: [Allahım!] Cimrilikten, tembellikten, ömrün en kötü çağından, kabir azabından, deccal fitnesinden, dirilerin ve ölülerin fitnesinden sana sığınmm.
İbn Mes'ud'un İsra, Kehf ve Meryem sureleri hakkında şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Bunlar, ilk inen ve ilk önce ezberlediğim surelerdendir. İbn Abbas, feseyunğidune ileyke ruusehum ayetinde geçen feseyunğidune fiilinin "sallıyorlar" anlamına geldiğini söylemiştir. Başka bir müfessir ise bu kelimenin neğadat sinnuke (dişin oynadı) ifadesinde geçen ve "oynadı" anlamına' gelen.neğada fiilinden türediğini ifade etmiştir.Tiladi ise ilk önce ezberlenen manasını ifade eder. Aslında bu kelime, yeninın zıddı olan eski mülk anlamına gelir. İbn Mes'ud bu sözü ile adı geçen surelerin Kur'an'dan ilk öğrendiği sureler olduğunu ve bu surelerin, içlerinde geçen kıssalar, Nebi haberleri ve önceki milletlerin yaşantılarına ilişkin bilgilerden dolayı ayrıcalıklı bir yere sahip olduklarını ifade etmek istemiştir. Bu hadisin açıklaması "Fezailu'l-Kur'an" bahsinde yapılacaktır.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem isra gecesinde Iliya'da iken kendisine şarap ve süt dolu iki kadeh getirildi. Onlara baktı, ardından süt dolu kadehi aldı. Bunun üzerine Cebrall aleyhisselam "Seni fıtrata yönelten Allah'a hamd olsun! Eğer şarap kadehini alsaydın ümmetin sapardı," dedi. (İliya, Beyt-i Makdis'in bir diğer adıdır.)
Cabir İbn Abdillahtan, Hz. Nebi'i şöyle buyururken işittiği rivayet edilmiştir: "Kureyş beni yalanladığı zaman, Hıcr'de ayağa kalktım. O an Allah Teala bana Beyt-i Makdis'i gösterdi. Ben de ona bakarak müşriklereAllah'ın ayetlerini anlatmaya başladım."
Abdullah'ın şöyle söyledjği rivayet edilmiştir: Cahiliyye döneminde çoğalan bir kabile için emira beni fülan (Falanoğulları çoğaldı,) derdik. [İmam Buhari şöyle demiştir:l Bize Humeydı tahdis etti. O da şöyle dedi: Süfyan bize tahdis etti ve bu fiili;i!emera şeklinde okudu.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygarnber'e et getirildi. Bir but ona sunuldu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem etin bu kısmını çok severdi. Sonra Hz. Nebi eti bir kez ısırdl. Ardından şöyle buyurdu: Ben, kıyamet günü insanların efendisi olacağım. Peki bunun sebebini biliyor musunuz? Kıyamet günü Allah Teala bir düzlükte ilk ve son insanları bir araya getirir. Bir tellal sesini herkese işittirecek. Herkes göz önünde olacak. Güneş de yaklaşacak. İnsanlar güç yetiremeyecekleri ve kaldıramayacakları üzüntü ve kedere boğulacaklar. Birbirlerine: "Geldiğiniz şu duruma bir bakın! Rabbinize karşı size şefaat edecek birine baksanıza!" diyecekler. Bunun üzerine bazı insanlar diğerlerine; "Hz. Adem'i bulmalısınız" derler, Bundan dolayı insanlar Hz. Adem'e gidip; "Sen, insanların atasısın. Allah Teala seni kendi eliyle yarattı, sana ruhundan üfledi ve meleklerin sana secde etmesini emretti. Bu yüzden melekler sana secde etti. [Şimdi] bize Rabbinin huzurunda şefaat et! İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? Ne hale düştük bir bakmıyor musun?" derler. O da "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır. O, bana bir ağaca yaklaşmayı yasaklamıştı. Ben de ona isyan etmiştim. [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim ... Siz başkasına gidin! Nuh'a gidin!" şeklinde cevap verir. Bunun üzerine insanlar Nuh Nebie gidip; "Ey Nuh! Kuşkusuz sen yeryüzüne gönderilmiş ilk Resul! elçisin. Allah Teala sana 'çok şükreden kul' adını verdi. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da; "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır. Benim gerçekleşmesi kesin olan bir dua hakkım vardı. Onu da halkıma beddua ederek kullandım ... [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Siz başkasına gidin! İbrahim'e gidin," diye karşılık verecektir. Bunun üzerine insanlar İbrahim Nebie gidip; "Ey İbrahim! Sen Allah'ın Nebii ve yeryüzünde yaşayan insanlar içerisinde O'nun halilisin. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da, "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır. Ben daha önce üç kez yalan söylemiştim. (Ravi Ebu Hayyan hadiste bunları anlatmıştır.) [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Siz başkasına gidip! Musa'ya gidin!" diye karşılık verecektir. Bunun üzerine insanlar, Musa Nebie gelip; "Ey Musa! Sen Allah'ın elçisisin! Allah Teala risaleti ve konuşması ile seni diğer insanlardan üstün kılmıştır. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da; "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha aslakızmayacaktır. Ben bir adamı öldürdüm. Halbuki onu öldürmem bana emredilmemişti. [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefs im muhtaç ... Siz başkasına gidin! Meryem'in oğlu İsa Nebie gidin," diye karşılık verecektir. Bunun üzerine insanlar, İsa Nebie gidip; "Ey İsa! Sen Allah'ın elçisi, Meryem'e ilka ettiği kelimesi ve O'ndan gelen bir ruhsun. Daha beşikteki bir bebekken insanlarla konuştun. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da; "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hıç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır," diyecek ve herhangi bir günahtan söz etmeden şunları ekleyecektir: "Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Siz başkasına gidin! Muhammed'e gidin!" Bunun üzerine insanlar, Muhammed'e gidip; "Ey Muhammed! Sen Allah'ın elçisi ve Nebilerin sonuncususun. Hak TeaıCı senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladı. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. Bunun üzerine gidip Arş'ın altına varacağım. Orada hemen Yüce Rabbim için secdeye kapanacağım. Sonra Allah Teala benden önce hiç kimseye nasip etmediği güzel sena ve hamdi bana ilham edecek. Ardından bana şöyle denilecek: "Ey Muhammed! Başını kaldır! Dile! Ne dilersen sana verilecek. Şefaat et! Şefaatin kabul edilecek." Bunun üzerine başımı secden kaldırıp; "Ey Rabbim! Ümmetim ... Ey Rabbim! Ümmetim ... Ey Rabbim! Ümmetim ... " diye yalvaracağım. O vakit şöyle denecek: "Ey Muhammed! Ümmetinden hesabı olmayan kullarını Cennetin sağ kapısından içeri sak! Ayrıca onlar, Cennetin diğer kapılarından girme konusunda diğer insanlarla aynı hakka sahiptirler." Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki; Cennet kapılarının iki kanadının arası, Mekke ile Hımyer veya Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadardır."
Ebu Hureyre'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Hz. Ddvud'a Zebur'u okuması kolaylaştınlmıştı. 0, bineğinin eğerlenmesini emrederdi. Eğerlenme işi bitmeden, o, okuyuşunu tamamlardı." Burada ....kıraat kelimesi Kur'an (okuma) anlamında kullanılmıştır.
Abdullah "Rablerine -hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar, "(İsra 57) ayeti hakkında şöyle demiştir: Bazı insanlar bir takım cinlere ibadet ederlerdi. Sonra o cinler Müslüman oldu. Ama o insanlar eski dinlerine tutunmaya devam ettiler.
Abdullah'ın "Onların yalvardıklan bu varlıklar Rablerine -hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar," ayeti hakkında şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Bazı cinlere ibadet ediliyordu. Sonra onlar Müslüman oldu.
İbn Abbas, "Sana gösterdiğimiz o ru'yayı (görüntüleri) ve Kur'an'da lanetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik, "(İsra 60) ayetinde geçen ru'ya kelimesi hakkında şöyle demiştir: Bu rüya, göz ile görmedir. Hz. Nebi'e İsra gecesi bazı görüntüler gösterilmiştir. eş-şecerate'lmel'une (lanetlenmiş ağaç) ise zakkum ağacıdır.
Ebu Hureyre'den, Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi beş kat daha üstündür. Gece ve gündüz melekleri sabah namazında toplanırlar." Ebu Hureyre şöyle derdi: Dilerseniz şu ayeti okuyun: "Çünkü sabah namazı şahitlidir. "(İsra 78)
İbn Ömer'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Kıyamet günü insanlar grup grup toplanırlar. Her ümmet Nebiinin peşine düşer. Herkes: "Ey falanca şefaat et!", "Ey filanca şefaat et!" der. En sonunda Hz. Nebi'den şefaat istenir. İşte o gün, Allah Teala onu övgüye değer bir makama - makam-ı mahmCıda ulaştırmıştır.
Cabir İbn Abdillah'tan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuşıur: Ezanı işittiği zaman "Allahumme Rabbe hdzihi'daaveti't-tamme ve's-salati'l-kaime ati Muhammeden vesflete ve'l-fadilete ve'b'ashü makamen mahmude ellezi vaadtehlEy büyük Allahım! Bu tam çağrının ve kılınacak namazın Rabbi! Muhammed'e vesileyi ve fazileti ver. Onu söz verdiğin makam-ı mahmuda ulaştır," şeklinde dua eden kimseye kıyamet günü şefaatim helal olur.
Abdullah İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de iken onun yanına gelmişti. O esnada Ka'be'nin etrafında 360 adet put vardı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem elindeki bir çubuk ile onlara dürtüyor ve şu ayetleri okuyordu: "Hak geldi, batı i yıkılıp gitti. Zaten batı i yıkılmaya mahkumdur. "(İsra 81) "Hak geldi, artık batıl ne bir şeyi başlatabilir, ne de geri' getirebilir. "(Sebe' 49)
Abdullah'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ben Hz. Nebi'le bir bahçede idim. O sırada Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem hurma dalından yapılmış bir değneğe yaslanıyordu. Derken Yahudiler geldi ve onlardan biri diğerlerine; "Ona ruh hakkında soru sorun!" dedi. Bunun üzerine içlerinden biri: "Bunu ona sormaya ne dersiniz?" diye sordu. Bir diğeri: "O, size hoşunuza gitmeyecek bir cevap vermez," dedi. Akabinde birbirlerine; "O'na sorun!" dediler. Nihayet Hz. Nebi'e ruhu sordular. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir müddet sustu. Onlara hiç cevap vermedi. Bu durumdan ona vahiy geldiğini anladım ve yerimden kalktım. Vahiy geldikten sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu ayeti okudu: Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size acak az bir bilgi verilmiştir.
İbn Abbas'tan "Namazında yüksek sesle okuma, onda sesini fazla da kısma" ayeti hakkında şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de faaliyetlerini gizlice sürdürdüğü dönemde ashabına namaz kıldırdığı zaman yüksek sesle Kur'anokuyordu. Müşrikler onu işitince Kur'an'a, onu indirene ve kendisine inene hakaret ediyorlardı. İşte bu sırada Kur'an indi. Allah Teala Nebii'ne "Namazda yüksk sesle okuma. Sonra müşrikler sesini işitir ve Kur'aİı'a hakaret eder. Sesini ashabının duyamayacağı şekilde kısma, sonra onlar duyamaz. Bu ikisinin ortasında bir yol tut!" buyurdu. Hadisin geçtiği diğer yerler: 7490, 7525, 7547. Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Salat
Hişam, babası kanalıyla Hz. Aişe'nin şöyle söylediğini nakletmiştir: "Bu ayet [İsra 171110] dua hakkında inmiştir." Tekrar:
6327,
7526.
Ali r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gece onun ve Hz. Fatıma'nın yanına gelmiş ve "Haydi namaz kılın," buyurmuştur. Racmen bi'l-ğayb (Kehf 22) "[kendilerine] belli olmadan" demektir. Furuta (Kehf 28) kelimesinin ise "pişmanlık" olduğu söylenir. Suradikuha (Kehf 29) ifadesinde geçen suradig, "geniş toplantı meknlarını çevre[eyen duvar ve bölmelere" benzer. Yuhaviruhu (Kehf 34) "karşılıklı konuşmak" kökünden türemiştir. lakinna huvellahu Rabbi (Kehf 38) [ifadesindeki lakinna'nin aslı] "lakin ene hüvellatıu Rabbi" şeklindedir. Önce elif harfi hazfedilmiş, ardından iki nun birbirine idgam edilmiştir. ve feccerna hilalehuma nehera (Kehf 33) [ayetinde geçen hılalehüme kelimesi] "ikisinin arasında" an!amına gelir. Zelekan (Kehf 40) "üzerinde ayağın sabit durmadığı yer" demektir. Hunalike'l-vilayetu [ifadesinde geçen vilayet], veliyy kelimesinin rrı'asdarıdır. Ukuba, akibet, ukba ve ukbe kelimeleri aynı manaya gelir ve ahiret" anlamını ifade eder. Kibele (Kehf 55), kubule ve kabale "başlangıç olarak" anlamına gelir. Li yudhidu (Kehf 56) "izale etmek için" demektir. [Bu fiilin türediği] dehd kelimesi "kaydırmak" anlamına gelir.
Said İbn Cübeyr'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: İbn Abbas'a; "Nevfen Bikalı, Hızır ile arkadaşlık eden Musa'nın, İsrailoğullarına Nebi olarak gönderilen Musa olmadığını iddia ediyor," dedim. Bunun üzerine İbn Abbas şöyle dedi: Allah'ın düşmanı yalan söylüyor! Zira Übey İbn Ka'b Hz. Nebi'in şöyle buyurduğunu bana anlattı: Hz. Musa ayağa kalkıp İsrailoğullarına hitap etti. O esnada kendisine "İnsanların en bilgilisi kim?" diye soruldu. O da "Benim," diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah Tedld onu uyardı. Çünkü ["Bunu en iyi Allah bilir," diyerek] bilgiyi Allah'a nispet etmemişti. Sonra Allah Tedld ona; "İki denizin birleştiği yerde bir kulum var. O senden daha bilgilidir, " diye vahyetti. Musa Nebi: "Yd Rabbi ona nasıl ulaşınm?" diye sordu. Allah Tedld da; "Yanına bir balık alırsın. Onu. bir sepete koyarsın. Ne-zaman ki o balığı kaybedersin, işte o kulum oradadır," buyurdu. Bunun üzerine Hz. Musa bir balık aldı. Sonra onu sepete koydu. Ardından yola koyuldu. Onunla birlikte genç yardımcısı Yuşa' İbn Nun da yola çıktı. Nihayet bir kayanın yanına geldiler. Başlarını koyup uyudular. Bu esnada sepetteki balık canlandı ve sepetten çıkıp denize sıçradı ve denizde bir yol tuttu. Allah Tedld suyun akışını balığa dokundurmadı ve su, balığın üstünde bir kemer gibi oldu. Hz. Musa uyanınca yardımcısı balık hakkında ona bilgi vermeyi gün oldu. Hz. Musa genç yardımcısına; "Öğle yemeğimizi getir. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi," dedi. -Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hz. Musa Allah'ın kendisine gitmesini em rettiği yeri geçinceye kadar bir sıkıntı hissetmemişti.- Musa'nın genç yardımcısı: "Gördün mü? O kayanın yanında mola verdiğimizde, ben balığı unutmuşum! Muhakkak ki onu sana söylememi unutturan da şeytandan başkası değildir. Doğrusu balık, çok acayip bir şekilde canlanıp sıyrıldı ve denizde yolunu tutup giti," dedi. -Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Denizde yol tutmak balığa, şaşa kalmak ise Musa ve genç yardımcısına düştü.- Bunun üzerine Hz. Musa: "İşte aradığımız o-idi," dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler. Nihayet kayanın yanına vardılar. Birde ne görsünler! .. Orada tamamen bir elbiseye bürünmüş bir adam var. Hz. Musa ona selam verdi. [Bundan sonra aralarında şu konuşma geçti] Hızır - Yaşadığın bölgede selamın aslı astarı nedir? Hz. Musa - Ben Musa'yım. Hızır - İsrailoğullarının Musa'sı mı? Musa - Evet. Sana öğretilen bilgiden doğruyu bulmama yardımcı olacak bir şeyleri bana öğretmen için geldim. Hızır - Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin. Ey Musa! Ben Allah'ın ilminden bana öğrettiği bir bilgiye sahibim. Sen, onu bilmezsin. Sen de Allah'ın sana öğrettiği bir başka ilme sahipsin. Ben de onu bilmem. Musa - Sabrettiğimi göreceksin, sana hiçbir işte karşı çıkmayacağım. Hızır - Eğer bana tabi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma! Musa ile Hızır deniz kenarında yürümeye başladılar. Derken biı gemiye rastladılar. Gemidekilerle kendilerini gemiye almaları konusurıda konuştular. Onlar Hızır'ı tanıdılar ve onu ücretsiz olarak gemiye bindirdiler. İkisi birden gemiye binmişti. Çok vakit geçmeden Hızır keserle geminin tahtalarından birini söktü. Hemen Musa: "Adamlar bizi ücretsiz gemiye aldı. Sen ise onların gemilerine kastettin ve yolcuları boğulsun diye gemiyi deldin! Doğrusu şaşılacak bir şey yaptın," dedi. Bunun üzerine Hızır: "Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?"diye karşılık verdi. Hz. Musa da şöyle dedi: Unuttuğum şeyden dolayı beni kınama; işimde bana güçlük çıkarma! Ravi şöyle demiştir: Hz. Nebi şöyle buyurdu: Bu, Musa'nın ilk unutmasıydı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olayı anlatmaya şöyle devam etti: Sonra bir serçe gelip geminin bir kenarına kondu. Ardından denizden bir yudum su içti. Bunun üzerine Hızır Musa'ya; "Allah'ın ilmi karşısında senin ve benim ilmim, şu serçenin deniz suyundan aldığı miktar kadardır," dedi. Sonra ikisi birden gemiden indiler. Sahilde yürürken Hızır, arkadaşlarıyla oynayan bir çocuk gördü. Sonra onun kafasından tuttu, eliyle kafasını kopardı ve onu öldürdü. Bunun üzerine Hz. Musa: "Ne yaptın? Masum ve günahsız bir canı, kısas hükmü ile bir can karşılığında olmaksızın mı öldürdön? Doğrusu görülmemiş derecede fena bir iş yaptın!" dedi. Hızır da şöyle karşılık verdi: Ben sana, benimle beraber {olacaklara} sabredemezsin, demedim mi? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Musa'nın bu sorusu, bir öncekine göre daha az mazur görülecek bir husustu. Bundan dolayı o şöyle dedi: Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık bana arkadaşlık etme. Artık mazeret beyan edemeyecek hale geldim. Hızır ile Musa tekrar yola koyuldular. Sonunda bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındı. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler. Bunun üzerine Hızır kalkıp duvarı eliyle düzeltti. Musa: "Biz bu insanlara geldik. Bize ne yemek verdiler, ne de bizi misafir ettiler. Dileseydin, elbet buna karşılık bir ücret alırdın," dedi. Hızır da: "İşte seninle ayrılmamızın vakti geldi," diye söze başladı ve "İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur, " diyerek sözlerini tamamladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Musa'nın, Allah TenIn'nın bize onların durumunu anlatıncaya kadar sabretmesini isterdik. Said İbn Cübeyr şöyle demiştir: İbn Mes'ud ........... (Çünkü peşlerinde her gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı,) ayetini], ..... (Çünkü önlerinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı,) şeklinde;....(Erkek çocuğa gelince; onun anne-babası, mu’min kimselerdi,) ayetini ise] ....... (Erkek çocuğa gelince, o kafirdi. Anne-babası ise, mümin kimselerdi,) şeklinde okurdu.
Said İbn Cübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İbn Abbas'ın evinde onunla birlikte idik. Bize; "Haydi bana sorun" dedi. Ben de; "Ey Abbas'ın babası! Allah beni sana feda etsin. Kufe'de Nevf adında bir kıssacı var. [Hızır ile arkadaşlık eden Musa'nın,] İsrailoğullarına gönderilen Musa Nebi olmadığını iddia ediyor. [Ne dersin?]" diye sordum. [Hadisin ravilerinden İbn Cüreyc,] Amr'ın kendisine İbn Abbas'ın şöyle söylediğini aktardığını belirtmiştir: Allah'ın düşmanı yalan söylemiş! [Hadisin ravilerinden İbn Cüreyc şöyle demiştir:] Ya'la ise bana İbn Abbas'ın şöyle söylediğini aktardı: Übey İbn Ka'b bana Hz. Nebi'in şöyle buyurduğunu anlattı: Allah'ın elçisi olan Musa, bir gün halkına vaaz etti. Vaazın tesirinden dinleyenlerin gözyaşları aktı, kalpler yumuşadı. Sonra dönüp oradan uzaklaştı. Bir adam peşinden yetişti ve "Ey Allah'ın elçisi! Yeryüzünde senden daha bilgili biri var mı?" diye sordu. O da; "Hayır," diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah Tedld onu uyardı. Çünkü ["Bunu en iyi Allah bilir," diyerek] bilgiyi Allah'a nispet etmemişti. Kendisine "Evet, [Senden daha bilgilisi var,] denildi. Hz. Musa: "Yd Rabbi! O nerede?" diye sordu. Hak Tedld: "İki denizin birleştiği yerde," buyurdu. Sonra Musa: "Yd Rabbı, benim için orayı sayesinde bileceğim bir aldmet var et," dedi. [Hadisin ravilerinden İbn Cüreyc şöyle demiştir:] Amr, Allah'ın şöyle buyurduğunu aktardı: "O, balığın sizden ayrılacağı yerde." Ya'la ise bana Allah Teala'nın Musa'ya şöyle buyurduğunu aktardı: "Yanına ölü bir balık al! O kişi, balığın seni terk edeceği yerde." Bunun üzerine Musa bir balık aldı. Ardından onu bir sepete koydu. Genç yardımcısına da; "Seni, sadece bu balığın senin yanından ayrıldığı yeri bana bildirmekle görevlendiriyorum!" dedi. O da; "Bana çok görev vermedin" dedi. Bu olaydan Allah'ın kelamında "Bir vakit Musa genç adamına demişti ki"(Kehf 60) şeklinde bahsedilmiştir. Musa'nın genç yardımcısı Yuşa' İbn Nun idi. [İbn Cüreyc şöyle demiştir:] Hz. Musa'nın genç yardımcısının ismini söylemek, Saıd İbn Cübeyr'den aktarılmamıştır. Musa bir kayanın gölgesinde serin bir yerde uyuyorken balık birden canlandı. Genç yardımcısı "Musa uyanana kadar onu uyandırmayayım," dedi. Sonra ona durumu bildirmeyi unuttu. Balık sıçramaya başladı ve nihayet denize atladı. Allah Tedld da balığın geçtiği yerlerden suyun akışını kesti. Öyle ki balığın izi, taş üzerinde bırakılmış iz gibi görünüyordu. [İbn Cüreyc şöyle demiştir:] Amr "İşte böyle sanki balığın izi taşın üstünde idi," dedi ve baş parmağı ile onun yanındaki iki parmağı birbirine bitiştirdi. Musa: "Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi," dedi. Musa'nın genç yardımcısı ise şöyle söyledi: Allah yorgunluğunu gidersin! [İbn Cüreyc] "Bu ifade Said İbn Cübeyr'den nakledilmemiştir," demiştir. Musa'nın genç yardımcısı balığın hareket edip denize sıçradığını ona haber verdi. Bunun üzerine ikisi birdengeri döndüler ve Hızır ile karşılaştılar. [İbn Cüreyc] şöyle demiştir: Osman İbn Ebi Süleyman bana şöyle dedi: Hızır denizin ortasında bir halının üstünde idi. Said İbn Cübeyr ise şöyle dedi: Hızır bir ucunu ayaklarının, diğer ucunu da başının altına aldığı bir elbiseye bürünmüştü. Musa Hızır'a selam verdi. Bunun üzerine Hızır, yüzünü açtı ve "Benim topraklanmda selam var mı? Sen de kimsin?" diye sordu. Musa: "Ben Musa'yım," diye cevap verdi. Hızır: "İsrailoğullarına Nebi olarak gönderilen Musa mı?" diye sordu. Musa da; "Evet," diye cevap verdi. Hızır: "Ne istiyorsun?" diye sordu. Musa: "Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için geldim," diye cevap verdi. Hızır: "Ey Musa! Tevnjt'ın elinde olması ve sana vahiy gelmesi yetmiyor mu? Benim bir ilmim var. Onu öğrenmek sana düşmez. Senin de bir ilmin var. Bana da onu öğrenmek düşmez," dedi. O esnada bir kuş, gagasıyla denizden bir yudum su içti. Hızır: "Allah'a yemin ederim ki, benim ve senin ilmin Allah'ın ilmi karşısında ancak şu kuşun gagasıyla denizden su almasına benzer," diye ekledi. Nihayet bir gemiye bindiler. Bu sahildeki insanları karşı sahile taşıyan bir çok küçük sandalla karşılaştılar. Gemidekiler onu tanımışlardı. Onun için "Allah'ın salih kulu" demişlerdi. [(Muhtemelen) Ya'lar30 Said İbn Cübeyr'e "Hızır için mi?" diye sorduk. O da "Evet," cevabını verdi. [Gemidekiler] "Onu ücret karşılığında, götürmeyiz," dediler. Ama Hızır, gemiyi deldi ve o deliğe bir kazık soktu. Musa: "Gemiyi, içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu şaşılacak bir şey yaptın," dedi. Mücahid [ayette geçen 1.;1****--****imren (şaşılacak bir şey) kelimesini] "kötü bir şey" olarak açıklamıştır. Hızır: "Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, _ demedim mi?" dedi. Hz.'Musa'nın ilk sorusu "bir unutma," ikincisi, "bir şart cümlesinin" yansıması, üçüncüsü ise "kasten" olmuştur. Musa: "Unuttuğum şeyden dolayı beni sorumlu tutma ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma," dedi. Derken bir çocukla karşılaştılar. Hızır onu öldürdü. Ya'la şöyle söyledi: Said şöyle anlattı: Hızır oynayan çocuklarla karşılaştı. Ağzı laf yapan ve kafir olan bir çocuğu alıp yere yatırdı. Ardından bıçakla onu boğazladı. Bunun üzerine Musa: "Masum ve günahsız bir canı, kısas hükmü ile bir can karşılığında olmaksızın mı öldürdün?" dedi. İbn Abbas bu ayeti, Müslüman anlamına gelen ..........zakiyyeten şeklinde okumuştur. Bu kelime .......ğulamen zekiyya sözünde olduğu gibi "Müslüman" anlamına gelir. ' Hızır ile Musa yola koyuldu. Derken yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler. Hızır, duvarı doğrulttu. Saıd: "Hızır duvarı eliyle doğrulttu," dedi. Sonra elini kaldırıp duvarın dümdüz olduğunu gösterip "Duvar düzgün hale geldi," diye ekledi. Ya'la da şöyle demiştir: Öyle zannediyorum ki Saıd, şunu dedi: Hızır elini duvara sürdü ve duvar düzgün hale geldi. Bunun üzerine Musa: "Dileseydin buna karşı bir ücret alabilirdin," dedi. Saıd [ayette geçen "ücret" için] "yiyeceğimiz bir karşılık" demiştir. ..............ve kane vraehum "onların önünde" anlamına gelir. Nitekim ıbn Abbas, bu ayeti .............emamehum me lik şeklinde okurdu. Said İbn Cübeyr dışındakiler bu hükümdarın adının Hüded İbn Büded, öldürülen çocuğun adının da "Ceysur" olduğunu iddia etmişlerdir. Hızır şöyle demiştir: Onların önünde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı. Onların, yanına geldiği zaman, kusurundan dolayı gemiye dokunmamalarını istedim. O zorba hükümdarı geçince gemilerini tamir ettiler. Böylece gemi ellerinde kaldı. Ravilerden biri: "Gemiciler, deliği şişe ile kapattılar," bir diğeri: "zift ile kapattılar," demiştir. Hızır şöyle demiştir: "Erkek çocuğa gelince; onun anne-babası, mümin kimselerdi. Ama o çocuk kafirdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından ko rktuk. Anne-babanın çocuklarına karşı besledikleri sevgiden dolayı, din konusunda ona tabi olmasından endişe ettik. Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temizini -Hızır bunu, Musa'nın "masum ve günahsız bir canı" sözü üzerine söylemiştir.- ve daha merhametlisini versin. Anne-baba'ya yeni verilecek çocuk, onlara Hızır'ın öldürdüğü ilk çocuktan daha fazla merhamet edecektir." Saıd dışındakiler, bu anne-babaya kız çocuğu verildiğini iddia etmişlerdir. Davud İbn Ebı Asım bir çok kimseden bu anne-babaya verilen çocuğun kız olduğu bilgisini nakletmiştir.
Said İbn Cübeyr'den rivayet edildiği ne göre, o şöyle demiştir: İbn Abbas'a; "Nevfen Bekaliy HlZır ile arkadaşlık eden Musa'nın, "srailoğullarına Nebi olarak gönderilen Musa olmadığını iddia ediyor," dedim. Bunun üzerine İbn' Abbas şöyle dedi: Allah'ın düşmanı yalan söylüyor! Zira Übey İbn Ka'b bana Hz. Nebi'in şöyle buyurduğunu anlattı: Hz. Musa ayağa kalkıp İsrailoğullarına hitap etti. O esnada kendisine "İnsanların en bilgilisi kim?" diye soruldu. O da "Benim" diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah Teala onu uyardı. Çünkü ["Bunu en iyi Allah bilir," diyerek] bilgiyi Allah'a nispet etmemişti. Sonra Allah Teala ona; "Evet, iki denizin birleştiği yerde senden daha bilgili bir kulum var," diye vahyetti. Musa Nebi: "Ya Rabbi ona nasıl ulaşınm?" diye sordu. Allah Teala da; "Bir balık alzp sepete koyarsın. Balığı kaybettiği n yerde ona tabi olt" buyurdu. Bunun üzerine Musa yola koyuldu. Onunla birlikte genç yardımcısı Yuşa' İbn Nun da yola çıktı. Balzkları da yanlarındaydı. Nihayet bir kayanın yanına gelip konakladılar. Musa başını koyup uyudu. Süfyan şöyle söyledi: Amr kanalıyla gelen rivayetin dışındaki hadislere göre Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Kayanın dibinde bir su kaynağı vardı. Bu su kaynağına "hayat" adı verilmişti. Bu su neye dokunsa o şey canlanıyordu. Balzğa da bu su kaynağından bir miktar sıçramıştı. Bundan dolayı balzk hareket edip sepetten dışarı sıçradı. Akabinde denize atladı. Musa uyanınca genç yardımcısına; "Kuşluk yemeğimizi getir bize. "dedi. Musa kendisine emredilen yeri geçinceye kadar bir yorgunluk hissetmemişti. Musa'nın genç yardımcısı Yuşa' İbn Nun: "Gördün mü? Kayaya sığındığımız sırada balzğı unuttum," dedi. Bunun üzerine ikisi birden geri döndüler ve geldikleri yolu izlemeye başladılar. Derken denizde balığın geçtiği yeri hilali andıran bir şekilde buldular. Bu şekil, Musa'nın genç yardımcısı için hayret vericiydi, balık için ise bir yololmuştu. Musa ile yardımcısı kayanın yanına vardıkları zaman, birde ne görsünler, orada bir elbiseye bürünmüş bir adam var. Musa ona selam verdi. Adam: "Yaşadığın bölgede selamın aslz astarı nedir?" diye sordu. Musa: "Ben Musa'yım," dedi. Adam: "İsrailOğullarının Musa'sı mı?" diye sordu. Musa: "Evet," dedi ve "Allah'ın sana öğrettiği bilgiden doğruyu bulmama yardımcı olacak bir şeyleri bana öğretmen için sana tabi olayım mı?" diye sordu. Bunun üzerine Hızır, ona; "Ey Musa! Senin Allah'ın ilminden gelen bir ilmin var. Onu sana Allah öğretti. Ben onu bilmem. Ben de Allah'ın ilminden gelen bir ilme sahibim. Onu da bana Allah öğretti. Sen de onu bilemezsin," dedi. Hz. Musa: "Yine de sana tabi olayım," diye karşılık verdi. Hızır: "Eğer bana tabi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma!" dedi. İkisi birden sahilde yürümeye başladılar. Derken bir gemi onlara yaklaştı. Hızır'ı tanımışlardı. Herhangi bir ücret almadan onları gemiye aldılar. Onlar da gemiye bindiler. Bir serçe gelip geminin bir kenarına kondu. Sonra gagasını denize batırdı. Bunun üzerine Hızır, Musa'ya, "Allah'ın ilmi karşısında senin, benim ve tüm insanların ilmi sadece şu serçenin denize batırdığı gagası kadardır, dedi. Musa'nın gemiye binmesinden uzun bir zaman geçmeden Hızır bir keser aldı, yöneldi ve gemiyi deldi. Musa ona; "Bu insanlar bizi ücretsiz olarak gemiye bindirdiler, sen ise onların gemilerine kastettin ve yolcularını boğmak için onu deldin. Doğrusu şaşılacak bir şey yaptın," dedi. İkisi birden yol almaya devam ettiler. Derken arkadaşlarıyla birlikte oynayan bir) çocuk ile karşılaştılar. Hızır, çocuğun boynunu tutup kesti. Hz. Musa: "Ne yaptın? Masum ve günahsız bir canı, kısas hükmü ile bir can karşılığında olmaksızın mı öldürdün? Doğrusu görülmemiş derecede fena bir iş yaptın!" dedi. Hızır: "Ben sana, benimle beraber (alacaklara) sabredemezsin, demedim mi?" diye karşılık verdi. [Musa: Eğer sana bir daha soracak olursam, bundan böyle benimle hiç arkadaşlık etme! Artık özür dileyemeyecek hale geldim," dedi. Tekrar yola devam ettiler. Nihayet bir şehre varıp o şehir halkından yiyecek istediler, ama ahali bunları misafir etmemekte direndi. Bu sırada Hızır orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördü ve onu düzeltiverdi.] Eliyle şöyle yapıp duvarı düzeltti. Musa: "Bu şehre girdik, insanları bizi ne misafir etti, ne de bize yiyecek verdi. İsteseydin elbette buna karşı iyi bir ücret alabilirdin," dedi. Bunun üzerine Hızır şöyle söyledi: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı) mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim." Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Allah onların durumlarını bize anlatıncaya kadar, Musa'nın sabır göstermesini çok arzu ederdik. " buyurmuştur. Ravi şöyle demiştir:. İbn Abbas.ayetini. şeklinde okurdu. (4725.hadisin son kısmına bak.)
Mus'ab ibn Sa'd ibn Ebî Vakkaas şöyle demiştir: Ben Bâbam Sa'd ibn Ebî Vakkaas'a"De kî: Ameller bakımından en çok ziyana uğrayanları size haber vereyim mi?" kavlinden sordum: Onlar Harûriyye taifesi midir? Dedim. Sa'd ibn Ebî Vakkaas (radıyallahü anh): Bu en çok ziyana uğrayanlar Harûrîler değildir. Bu büyük ziyana uğrayanlar Yahûdîler'le Nasrânîler'dir, Yahûdîler'e gelince, onlar Muhammed'i yalanlamışlardır. Nasrânîler ise cennete kâfir olmuşlar da cennette hiçbir yiyecek ve içecek yoktur demişlerdir. Harûrîler ise, kuvvetli bir te'mînât ile desteklemelerinin ardından Allah'ın ahdini (Allah'a verdikleri sözü) bozanlardır, dedi. onlara "Fâsıklardır" diye isim verir idi Allah'ın Şu Kavli: O en çok ziyana uğrayanlar, Rabb’lerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edip de (hayır nâmına bütün)yaptıkları boşa gitmiş olanlardır ki, biz kıyâmet gününde onlar için hiçbir ölçü tutmayacağız" (Âyet:)
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kesinlikle kıyamet günü şişman ve iriyarz bir adam gelecek. İşte bu adamın, Allah katında bir sivrisineğin kanadı kadar ağırlığı yoktur." Hz. Nebi veya Ebu Hureyre şöyle demiştir: Ey Müminler! Şu ayeti okuyun: Biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacağız.(Kehf 15)
Ebu Said Hudri, Hz. Nebi'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Kıyamet günü ölüm, beyazı siyahından çok bir koç suretinde getirilir. Derken biri: "Ey Cennet ehli!" diye seslenir. Cennet ehli başlarını uzatıp bakarlar. O zaman o kimse: "Bunu tanıyor musunuz?" diye sorar. Hepsi onu görerek; "Euet. Bu, ölümdür," diye ceuap uerir. Sonra o seslenen kişi "EyCehennem ehli!" diye seslenir. Cehennemlikler başlarını uzatıp bakarlar. O kimse: "Bunu tanıyor musunuz?" diye sorar. Hepsi onu görerek; "Evet. Bu, ölümdür," cevabını verir. Ardından koç kesilir. Sonra o seslenen kimse: "Ey Cennet ehli! [Sizin için] sonsuzluk var! Asla ölüm yok! Ey Cehennem ehli! [Sizin için de] sonsuzluk var. Asla ölüm yok!" diye seslenir. Sonra "(Resulüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir," ayetini okur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Gaflet içinde olanlar ehl-i dünyadır," buyurmuştur.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebrall'e; "Bizi daha fazla ziyaret etmekten seni alıkoyan nedir?" diye sormuştur. Bunun üzerine "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde ve arkamızda olan her şey O'na aittir, "(Meryem 64) ayeti inmiştir.
Mesruk'tan rivayet edildiğine göre, o, Habbab'ı şöyle derken işittim, demiştir: Alacağımı almak üzere As İbn Vail es-Sehmi'nin yanına gittim. Bana; "Muhammed'i inkar etmediği n sürece sana hiçbir ödeme yapmayacağım," dedi. Ben de "Asla! Sen ölüp dirilinceye kadar böyle bir şey yapmam!" dedim. elAs: "Ben öleceğim sonra dirilecek miyim?" diye şaşkınlığını ifade etti. Ben de; "Evet," dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: "O zaman orada benim hem malım, hem de çocuklarım olacak. O vakit sana borcumu öderim." İşte bunun üzerine, ".....ayetlerimizi inkar eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlat verilecek" diyen adamı gördün mü?" ayeti nazil oldu.
Habbab'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben, Mekke'de demirci idim. As bin Vail es-Sehmi için bir kılıç yaptım. Sonra alacağımı almak üzere yanına gittim. Bana; "Muhammed'i inkar edene kadar sana herhangi bir ödeme yapmayacağım!" dedi. Ben de; "Asla Muhammed'i inkar etmeyeceğim. Hatta Allah seni öldürüp diriltse bile!" şeklinde karşılık verdim. Bu defa; "Allah beni öldürüp sonra diriltince, o zaman benim malım ve evladım olur," dedi. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?" İmam Buhari şöyle demiştir: Eşcaı'nin Süfyan'dan aktardığı rivayette "Ayette geçen ahd kelimesi, 'söz' anlamına gelir," ifadesi ile "kılıç" kelimesi geçmemektedir."
Habbab'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Cahiliyye döneminde demirci idim. As bin Vail'den alacağım vardı. [Olayın bundan sonrasını ravi şöyle anlatmıştır:] Habbab borcunu ödemesi için el-As'ın yanına gitti. el-As ona; "Muhammed'i inkar etmediğin sürece sana herhangi bir ödeme yapmayacağım," dedi. Habbab da; "Allah'a yemin ederim ki; Muhammed'i inkar etmem! Hatta Allah seni öldürüp tekrar diriltse bile!" diye karşılık verdi. Buna karşın el-As şöyle dedi: "O zaman ölünce ve tekrar dirilinceye kadar bana mühlet ver. O vakit bana mal ve evlat verilecek. Ben de sana olan borcumu öderim." Bunun üzerine "Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız," ayeti nazil oldu.
HabbSb'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben demirci idim. el-As İbn VSil'den alacağım vardı. Alacağımı almak üzere onun yanına gittim. Bana; "Muhammed'i inkar edinceye kadar sana hiçbir ödeme yapmayacağım," dedi. Ben de; "Asla onu inkar etmeyeceğim! Hatta sen ölsen, sonra dirilsen bile!" diye karşılık verdim. Bu defa bana; "Elbette öldükten sonra diriltileceğim! Mala ve evlada kavuştuğum o zaman sana olan borcumu ödeyeceğim," dedi. Bunun üzerine: "(Resulüm!) Ayetlerimizi inkar eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlat verilecek" diyen adamı gördün mü? 0, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı? Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız, "(Meryem 77-79) ayeti indi. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1715-2 TAHA SURESİ. İbn Cübeyr şöyle demiştir: taha Nebatiyye dilinde "Ey Adam!" anlamına gelir. Bir harfi telaffuz edemeyen veya kekeleyen ya da pepeleyen kimse için "dilinde düğüm var" denir. Mücahid şöyle demiştir: Elka (Taha 65) "yaptı," ezri (Taha 31) sırtım," feyeshatekum (Taha 61) "sizi helak eder" demektir. Musla (Taha 63) " emsel (en üstün) kelimesinin müennesidir." Ayette geçen en "üstün yol," din anlamına gelir. Nitekim Arapçada "en iyi olana tutun" anlamında " huz emsel ve huz musla" denir. summetu saffa (Taha 64) [ayetinin açıklaması şu şekildedir:] Arapçada " hel eteyte's-saffe yevm" dendiği vakit, [saf kelimesi ile] namaz kılınan yer kastedilir. Feevcese fi nefsihi (Taha 67) "korkuyu içinde gizledi." Hı harfi kesreli olduğu için hifeten (Taha 67) kelimesindeki vav harfi ya'ya dönüşmüştür. Ficuzu' (Taha 71) ifadesindeki [fi - içinde harfi] ala - üzerinde anlamında kullanılmıştır. Hatbuke (Taha 95) "aklın" anlamına gelir. Misas (Taha 97).masse fiilinin masdandır. Lenensifennehu (Taha 97) "onu savuracağız" manasındadır. Kaan (Taha 106) "suyun üze;ine çıktığı yer," safsafa (Taha 106) ise "düz yer" anlamını ifade eder.:. Mücahid şöyle demiştir: Evzara (Taha 87) "ağırlıklar" anlamına gelir. Min zlneti'l-kavm (Taha 87) [ifadesinde geçen ziynet] "israiloğullannın Firavunun milletinden ödünç aldıkları süs eşyası" manasınadır. Fekazefnuha "onu attım" ve elka (Tana 87) "yaptım" anlamına gelir. Fenesiye (o unuttu (Tahiı 88) ifadesi ile İsrailoğulları, Hz. Musa'nın Rabbini şaşırdığını söylemişlerdir. La yerciu ileyhim kavla (Taha 89) [ayetinde geçen yerdu fiilinin öznesi] buzağıdır. Hemsa (Taha 108) "ayak sesi" anlamına gelir. Haşerteni a'ma (Taha 125) ise "Beni neden delilimi göremez haşrettin," ve kad kuntu besira (Taha 125) ise "dünyada görüyordum" manasını ifade eder. İbn Abbas şöyle demiştir: Bi kabes (Taha 10) [açıklaması şöyledir:] Hz. Musa ve beraberindekiler [Medyen'den d(inerken] yollarını şaşırdılar. Mevsim kıştı. Bu yüzden Hz. Musa, "Eğer ateşin yanında bize yol gösterecek birini bulamazsam, ısınmanız için size bir parça ateş getiririm," demiştir. İbn Uyeyne şöyle demiştir: Emseluhum tarikaten (Taha 104) "onların en adili anlamına" gelir. '. İbn Abbas şöyle demiştir: Hedm (Taha 112) "Ona haksızlık edilmez, böylece iyilikleri çiğnenmez," iveca (Taha 107) "vadi," emta (Taha 107) "tepe," sirateha (Taha 21) [ilk] haline, en-nuha (Tafa, 54) "takva;" danka (TaM. 124) "bedbaht," heva (Taha 81) "bedbaht oldu," vadi'l-mukaddes "mübarek vadi," tuva (Taha 12) "vadinin adı" bi milkina (Taha 87) "kendi isteğimizle " mekanen siva (Taha 58) "orta yerde " yebesa (Taha 77) "kuru" ala kaderin (Taha 40) "bir söze binaen" la teniya (Taha 42) "zayıflık göstermeyin!".yefruta (Taha 45) ise "cezalandırma bakımından aşırı gitmek" anlamına gelir. AÇiKLAMA: İkrime ve Dahhak, Taha harflerinin Nebatıyye dilinde "Ey Adam!" anlamına geldiğini söylemişlerdir. Hakim başka bir senetle lkrime kanalıyla Taha hakkında İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir: "Bu ifade Habeş dilinde 'Ey Muhammed!' sözüne benzer." Firyabi, ".min zlneti'l-kavm [ifadesinde geçen ziynet] 'İsrailoğullarının Firavunun milletindn ödünç aldıkları süs eşyası' manasınadır," yorumunu senetli olarak nakletmişti!'. Bu olay, Musa kıssasında daha önce geçmişti. Hakim ise Ali hadisinde geçen şu ifadeyi rivayet etmiştir: "Samirı gücünün yettiği kadar süs eşyası toplamaya yöneldi. Sonra onlardan buzağı yaptı. Ardından aldığı bir avuç toprağı onun içine attı. Yaptığı şekil birden böğüren buzağıya döndü." İmam Nesai, "Fitneler hadisi" adı verilen uzun bir hadiste İbn Abbas'tan şunları nakletmiştir: "Hz. Musa Rabbi ile olan randevusuna yöneldiği zaman Hz. Harun İsrailoğullarına şu şekilde bir konuşma yaptı: Kuşkusuz, Mısır'dan çıktınız. Firavun halkının size bıraktığı emanet ile size verdiği ödünç eşyalar var. Bence bir çukur kazalım ve onlardan aldığınız eşyaları içine atalım, sonra da onları yakalım." Samirı ineğe tapan bir toplumdandı. Aslında İsrailoğullarının komşusu idi. Onlarla birlikteeşyaları yüklendi. Derken bir iz gördü. Ondan bir avuç toprak aldı ve Hz. Harun'un yanına geldi. Hz. Harun ona; "Elindekini atsana!" dedi. Samiri"İstediğimin gerçekleşmesi için Allah'a dua etmediğin sürece bunu atmayacağım," dedi. Bunun üzerine Hz. Harun onun için dua etti. Sonra Samiri elindekini attı ve "İçinden ses gelen bir buzağı olmasını istiyorum," dedi. İbn Abbas şöyle demiştir: "Samirı'nin yaptığı buzağının ruhu yoktu. Rüzgar arkasından girip ağzından çıkıyordu. Bundan dolayı ses oluşuyordu. Buzağıdan ses çıkmaya başlayınca İsrailoğulları ikiye bölündü. Katade'nin.hemsa kelimesini "ayak sesi" şeklinde açıkladığı nakledilmiştir. ".Danka (Taha 124) 'bedbaht' anlamına gelir," yorumunu İbn Ebı Hatim, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'tan senediyle nakletmiştir. Kays İbn Ebı Hazim'in de bu ayet hakkında şöyle dediğini aktarmıştır:. Maişeten danka, "isyan ederek kazanılan rızık" anlamına gelir. '
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Hz. Adem ile Hz. Musa karşılaştılar. Musa, Adem'e; "İnsanlan bedbaht hale sen getirdin ve onlann Cennetten çıkmasına sen sebep oldun," dedi. Adem de; "Sen Allah'ın elçiliği ve kendisi için seçtiği ve Tevrat indirdiği Musa'sın, [değil mi?]" diye sordu. Musa, "Evet," cevabını verdi. Bunun üzerine Adem: "Peki [Tevrat'ta] bu yazgının ben yaratılmadan önce tespit edildiğini görmedin mi?" diye sordu. Musa'da"Evet," yanıtını verdi. Böylece Hz. Adem, Hz. Musa'ya üstün geldi."
Said İbn Cübeyr, İbn Abbas'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Hz. Nebi Medıne'ye geldiği zaman Yahudiler aşura orucu tutuyordu. Onlara bu orucu sordu. Onlar da, "Bu gün, Musa'nın Firavun'a üstün geldiği gündür," diye cevap verdiler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Biz Musa'ya onlardan daha yakımz. O halde siz de bugün oruç tutun!"
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Musa ile Adem tartıştı. Musa Adem'e; "Sen, insanları işlediği günah yüzünden Cennetten çıkartan ve onları bedbahtlığa sürükleyensin," demiş. Adem de; "Ey Musa! Sen Allah'ın Nebilik ve konuşmak için seçtiği birisin. Daha beni yaratmadan önce Allah'ın benim için yazdığı veya takdir ettiği bir şeyden dolayı beni mi kınıyorsun?" diye karşılık vermiş. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sonra şöyle buyurdu: "Böylece Adem, Musa'ya tartışmada üstün geldi."
Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İsra, Kehf, Meryem, Taha ve Enbiya sureleri ilk inen ve ilk önce ezberlediğim surelerdendir. Katade şöyle demiştir: Cuzaza (Enbiya 58) "[İbrahim'in putları] parça parça ettiğini gösterir. Hasan fi felek (Enbiya 33) "ip bükme aletinin döndüğü boşluğa benzer," yesbehun (Enbiya 33) "dönerler" anlamına gelir, demiştir. İbn Abbas şöyle demiştir; Nefeşet (Enbiya 78) "gece atladı," yushabun (Enbiya 43) "korunmazlar," ummetukum ummeten vahıde (Enbiya 92) "sizin dininiz bir tek dindir," anlamına gelir. İkrime şöyle demiştir: Hasabu (Enbiya 98) Habeşçe'de "odun" anlamına gelir. Bir başka müfessir de şunları söylemiştir: Ehassu (Enbiya 12) ehsestu kökünden gelir ve "beklediler," hamidine (Enbiya 15) "sönmüş haldeler," hasid "kökü kazınmış" anlamına geHi. Bu kelime bu şekilde tekil, tesniye ve çoğul için kullanılır. la yestahsirun (Enbiya 19) "yorulmazlar" manasındadır. Hasir (Mülk 4) (yorgun) ve hasartu bairi (devemi yordum) ifadeleri de bunun gibidir. Amik'''uzak,'' nukkisa "döndürüldüler" anlamına gelir. San'ate lebus (Enbiya 80) "[ifadesindegeçen lEbus kelimesi] "zırhlar" anlamına gelir; Tekattau emrahum (Enbiya 93) "ihtilaf ettiler," demektir. Hasis, hiss, cers ve hems kelimelerinin manası birdir ve bu kelimeler "cılız ses" anlamına gelir. Azennake (Enbiya 93) "sana bildirdik," azentukum (Enbiya 109) ["size bildirdim"], "bir bilgiyi ona bildirirsen, sen ve o eşit hale gelirsin ve aldatmamış olursun," demektir. Mücahid şöyle demiştir: Le,allekum tus'elun (Enbiya 13) "[umulur ki] anlaşılırsınız," irteda (Enbiya 28) "razı oldu," temasil (Enbiya 52) putlar ve sicill (Enbiya 104) "sayfa" anlamına gelir. ' AÇiKLAMA:.Sicill 'sayfa' anlamına gelir," yorumunu Firyaı senetli olarak nak!etmiştir. Ferra bu yorumun kesin olduğuna hükmetmiştir. Imam Taberi de Ali bin Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'ın ".ketayyi's-sicill" ayetini "sayfanın, yazılı tarafı içte kalacak şekilde dürürmesi" şeklinde izah ettiğini nakletmiştir. Taberi de şöyle demiştir: Bu ifade, "yazı içerde kalacak şekilde sayfanın rulo yapılması gibi" anlamına gelir. İbn Abbas'ın sözünde geçen.ala harf-i cerrinin.min harf-i cerri anlamına geldiği de ileri sürülmüştür. Buna göre ayetin anlamı şu şekilde olur: Yazı yüzünden kağıdın dürüldüğü gibi. Çünkü amel defteri, içindeki yazıdan dolayı iyilikleri katlar. İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Sicii, Hz. Nebi'in katiplerinden birinin adıdır. Ebu Davud, Nesaı ve Taberi', Amr İbn Malik ve Ebu'l-Cevza kanalıyla İbn Abbas'tan bu bilgiyi aktarmışlardır.
İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir konuşma,yaptı ve şöyle buyurdu: "Siz yalın ayaklı, çıplak ve sünnetsiz olarak Allah'ın huzurunda bir araya getirileceksiniz. 'Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (vadettiğimizi) yaparız.' Sonra kıyamet günü ilk giydirilen Hz. İbrahim olacak. Bakın, buna dikkat edin! Ümmetimden bazı insanlar getirilecek. Akabinde sol tarafa doğru götürülecekler. Bunun üzerine; 'Ya Rabbi! Onlar benim ashabım!' diyeceğim. Bana; 'Onların seniri ardından hangi bid'atleri çıkardığını bilmiyorsun,' denecek. Ben de salih kulun söylediği gibi 'İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerinde kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin,' diyeceğim. O vakit şöyle denecektir: Bunlar, sen onları terk ettikten sonra gerisin geri ökçeleri üzerine dönmeye devam ettiler." İmam Buhari bu başlık altındaİbn Abbas'tan nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin açıklaması "Kitabu'r-rikak"ta yapllacaktır inşallah. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1715-4 HAC SURESİ. İbn Uyeyne şöyle demiştir: Muhbitin (Hacc 34) "mutmain olanlar" anlamına gelir,. İbn Abbas iza temenna elka'ş-şeytanu fl ümniyyetih "(Hacc 52) ayeti hakkında şöyle demiştir: Konuştuğu zaman şeytan onun konuşmasına bir şeyler karıştırır karıştırmaz Allah Teala şeytan ın karıştırdıklarını iptal etti ve ayetlerini sapasağlam yaptı. Umniyyetuhu ifadesi "okuyuşu" şeklinde izah edilmiştir. İlla emaniyye (Bakara 78) ifadesi "okuyan fakat yazamayan insanlar" hakkında söYIenmlştir. Mücahid şöyle demiştir: Meşidun bi'l-kassati (Hacc 45) "kireçlenmiş" anlamına gelir.:. Bir başka müfessir de şöyle demiştir. yestune (Hacc 72) "saldırmak kökünden türemiş olup "saldırıda aşırı giderler," anlamına gelir." yestune (Hacc 72) "şiddetle saldırmak," ve hudu ile'ttayyib mine'l-kavI (Hacc 24) de "kendilerine güzel ilham edildi" şeklinde izah edilmiştir. İbn Ebi Halid ise Tayyib kelimesini "Kur'an," Sırat-ı hamid'i ise "İslam" olarak açıklamıştır. AÇiKLAMA:.Umniyyetuhu ifadesi "okuyuşu" şeklinde izah edilmiştir.İlla emaniyye ifadesi "okuyan fakat yazamayan insanlar" hakkında söyıenmiştfr. Bu yorumlar Ferra'ya aittir. O bu konuda şöyle demiştir: "Ayette (Hacc 52) geçen.temenna fiil'i 'tilavet etmek' anlamına gelir. (İçlerinde bir takım ümmfler vardır ki, Kitab'ı (Tevrat'l) bilmezler.' Bütun bildikleri kulaktan dolrr:a şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar,) ayetinde geçen.emaniyye kelimesi 'uyduruk sözler' anlamına gelir. Ümmi kimseler bu tür sederi büyüklerinden dinlerlerdi, Allah'ın kitabından okumazlardı.Temenna fiilinin bu anlama geldiğini gösteren delillerden biri de şu beyittir:.Gecenin başında Allah'ın kitabını okudu DavD.d'un Zebur'u elçilere okuduğu gibi." Ayrıca Ferra şöyle de demiştir: "Temenna kelimesi, kişinin içinden geçirdiği söZ/düşünceler anlamına da gelir." Ebu Ca'fer en-Nuhhas "Maani'l-Kur'an" adlı eserinde Ali İbn Talha kanalıyla İbn Abbas'tan gelen rivayeti verdikten sonra "Bu izah, ayetin yorumu hakkında yapılan en güzel, en iyi ve en ideal açıklamadır," demiş, ardından da senetli olarak Ahmed İbn Hanbel'in şöyle söylediğini aktarmıştır: "Mısır'da Ali İbn Ebi'. Talha'nın naklettiği tefsirle ilgili bir sahi'fe var. Şayet biri bu sahife için kalkıp Mısır'a gitse, bu çok görülmez." Bu nüsha (sahife) Leys'in katibi Ebu Salih'in yanında idi. Ebu salih bu sahifeyi Muaviye İbn Salih ve Ali İbn Ebi' Talha kanalıyla İbn Abbas'tan nakletmiştir. İmam Buhari', Ebu Salih nüshasını kullanmıştır. Yeri geldikçe işaret ettiğimiz gibi kitabının bir çok yerinde buna itimat etmiştir. İmam Taberi', İbn Ebi' Hatim ve İbnu'l-Münzir ise bu nüshayı Ebu Salih'ten sonra gelen raviler aracılığı ile nakletmişlerdir. Sai'd İbn Cübeyr'den gelen açıklama, İbn Abbas'ın bu yorumuna göre değerlendirilir. İbn Ebi' Hatim, Taberi' ve İbnu'l-Münzir, Şu'be ve Ebu Bişr kanalıyla onun şöyle söylediğini nakletmişlerdir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de iken 'Necm' suresini okudu. 'Şimdi baksanıza şu Lat'a, Uzza'ya. Ve bir de şu geride o/an üçüncü/eri Menat'a, '(Necm 19-20) ayetini okuduğu zaman, şeytan onun sözlerine 'Onlar yüce garanikler / kuğulardır. Elbette onların şefaati umulur,' ifadelerini karıştırdı. Bunun üzerine müşrikler, 'Muhammed, bugünden önce ilahlarımızı hiç iyilikle anmamıştı, i dediler. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem secde etti. Müşrikler de onunla birlikte secdeye vardı. İşte bunun üzerine bu ayet indi." [ĞARANİK OLAYI] Alimler bu konuda çeşitli görüşler benimsemişlerdir: 1- Bir görüşe göre, Hz. Nebi uyuklama esnasında farkında olmadan bu sözleri söylemiştir. Bunu öğrenince ise, Allah Teala ayetlerini sağlamlaştırmıştır. Bu yorumu Taberi' Katade'den nakletmiştir. Kadı Iyaz bunu reddetmiştir. Gerekçe olarak da Hz. Nebi'den böyle bir şeyin asla sadır olamayacağını ve uykuda bile şeytanın ona musallat olmasının mümkün olmadığını göstermiştir. 2- Bir başka görüşe göre, şeytan, Hz. Nebi'in kendi isteği olmadan ona bu sözleri söyletmiştir. İbnu'l-Arabi', Allah Teala'nın şeytandan aktardığı "Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu, "(İbrahim 22) sözünü gerekçe göstererek bunu reddetmiş ve şöyle demiştir: "Eğer şeytanın buna gücü yetseydi, hiç kimsenin itaat edecek kuvveti kalmazdı." 3- Bir diğer görüşe göre ise, müşrikler ilahlarından bahsettikleri zaman bu şekilde söz ediyorlardı. Bu ifadeler Hz. Nebi'in bilincine yerleşmişti. Bundan dolayıdır ki, ayette onların tanrılarından bahsederken, sehven dilinden bu ifadeler dökülmüştü. Kadı Iyaz bu görüşü gayet güzel biçimde reddetmiştir. 4- Bu konudaki bir başka görüşe göre ise, Hz. Nebi bu sözleri kafirleri paylamak için söylemiştir. Bu konuda Kadı lyaz şöyle demiştir. Hz. Nebi'in bunu kastettiğine dair bir karinenin bulunması durumunda, bu yorum doğru olabilir. Özellikle o dönemde namazda konuşmanın caiz olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır." Bakıllani, bu görüşe meyletmiştir. 5- Bu konudaki bir diğer görüşe göre ise, müşrikler, ayette isimleri geçen ilahlarının ardından onları kötüleyen bir ifadenin gelmesinden endişe ettiler ve hemen bunların peşinden bu sözü söyleyip Hz. Nebi'in insanlara okuduğu ayetlerin arasına bu sözü karıştırdılar. Çünkü onlar, "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınızf" diyorlardı. Böyle bir şey yapmaya onları şeytan sevkettiği için de bu durum, şeytana nispet edilmiştir. Ya da buradaki "şeytan" ile şeytanlaşmış insanlar kastedilmiştir. 6- "Yüce garanik / kuğular" ifadesi ile "melekler"in kastedildiği söylenmiştir. Çünkü Mekkeli müşrikler: "Melekler, Allah'ın kızlarıdır," deyip onlara ibadet ediyordu. "Erkek evlatlar size, kızlar O'na olsun, öyle mi?" (Necm 21) ayeti ile onların bu inançlarını yıkmak için meleklerin tamamından bahsedildi. Müşrikler bu ayeti işitince bu hükmü, ilahlarının tamamına şamil kıldılar ve "Muhammed ilahlarımızı yüceltti," deyip bundan dolayı memnun oldular. Bunun akabinde Allah Teala bu iki ayeti [Onlar yüce garanik / kuğulardır. Elbette onların şefaati umulur.] neshetti ve diğer ayetlerini muhkem olarak bıraktı. 7 - Nebi s.a.v. Kur'an okurdu. Şeytan ise okuyuşu esnasında onun duracağı yerleri kollardı. [Hz. Nebi okuyuşu esnasında durduğu bir sırada] şeytan, sesini onun sesine benzeterek bu ifadeleri telaffuz etti. Bunun üzerine Hz. Nebi'in yakınında bulunan kimseler bu sözlerin Hz. Nebi'den çıktığını zannedip etrafa bunu yaydılar. Bu son görüş, bu konudaki en güzel yorumdur. Konunun başında İbn Abbas'tan ".temenna 'okudu' demektir," şeklinde yapılan nakil de bunu desteklemektedir. İbnu'l-Arabi de bu yorumu güzel bulmuş, bu görüşünü belirtmeden önce de şöyle demiştir: "Bu ayet, Hz. Nebi'in kendisine nispet edilen şeylerden beri olduğu konusunda bizim görüşümüz için bir nastır. Ayette geçen.fi ümniyyetihi "ok'uyuşuna" anlamına gelir. Bu ayette Allah Teala, Nebileri hakkındaki şu sünnetini açıklamıştır: Nebiler bir şey söyledikleri zaman şeytan o söze kendi kafasına göre ilave de bulunur. Bu da gayet açık biçimde göstermektedir ki, şeytan, bu sözü Hz. Nebi'in kelamına eklemiştir. Hz. Nebi asla bu sözü söylememiştir. Bizden daha önce kadri yüce, ilmi pek derin ve araştırmacı yönü çok güçlü olan İmam Taberi bu görüşü tercih etmiştir. Bu yorumun doğru olduğunu belirtip bunun üzerinde yorumlar yapmıştır. Ebu Ubeyde ".yekadune yestune" ayeti hakkında şöyle demiştir:.Yestune "saldırmak" kökünden türemiş olup "saldırıda aşırı giderler" anlamına gelir. Ferra ise şöyle demiştir: Kureyşli müşrikler bir Müslümanın Kur'an okuduğunu işittikleri zaman neredeyse onlara saldıracak hale gelirlerdi. Bu açıklama Taha suresinde geçmişti. İbnu'l-Münzir, Ali İbn Ebi' Talha kanalıyla İbn Abbas'ın.yestune fiilini "şiddetle saldırmak' şeklinde izah ettiğini nakletmiştir. Abd İbn Humeyd, Ebu İshak ve Temi'mi kanalıyla İbn Abbas'ın Hac suresinin 15. ayeti hakkında şöyle söylediğini senetli olarak nakletmıştir: "Her kim Allah'ın Muhammed'e dünya ve ahirette yardım etmeyeceğini düşünüyorsa, evinin tavanına bir ip bağlasın ve kendini assın!.ve hüdu ile't-tayyib mine'l-kavl (Hacc 24) "kendilerine güzel ilham edildi" anlamına gelir ifadesi, Nesefi' nüshasında.ve hudu ile't-tayyib "kendilerine güzel ilham edildi" anlamına gelir, şeklinde geçmiştir. İbn Ebi' Halid'in "güzel sözüKur'an,sırat-ı hamidili de "İslam" olarak açıklaması gerçek bir araştırmanın sonucudur. İmam Taberi', Ali İbn Ebi' Talha kanalıyla İbn Abbas'ın.ve hudu ile't tayyib mine'l-kavl [ayetinde geçen hudu kelimesini] "kendilerine ilham edildi" şeklinde izah ettiğini nakletmiştir. İbnu'l-Münzir ise Süfyan ve İsmail kanalıyla İbn Ebi' Halid'in "güzel sözüKur'an,sırat-ı hami'd"i de "İslam" olarak açıkladığını nakletmiştir. Ebu Ubeyde.tezhelu kullu murdia (Hacc 2) [ayetinde geçen.tezhelu fiilini] "umitrnak" şeklinde açıklamıştır. ZühCılün korku yüzünden bir şey ile meşgulolmayı bırakmak anlamına geldiği de ileri sürülmüştür.
Ebu Said Hudrı'den rivayet edildiğine göre, o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu, demiştir: Kıyamet günü Allah Teala: "Ey Adem!" diye seslenecek. Adem: "Ey Rabbimiz buyur, emrine amadeyim," diye karşılık verecek. Sonra yüksek bir sesle "Allah Teala sana, zürriyetinden bir bölümü Cehennem için çıkarmanı emrediyor," diye seslenenilecek. Bunun üzerine Adem: "Ey Rabbim! Cehenneme ne kadarı gidecek?" diye soracak. Allah Teala da; "Her bin kişiden -öyle zannediyorum ki- dokuzyüz doksan dokuzu" buyuracak. İşte o vakit hamile kadın bebeğini düşürecek, çocuğun da saçı ağaracak. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu sözleri insanlara ağır geldi. Yüzlerinin rengi değişti. Bundan dolayı Hz. Nebi şöyle buyurdu: O dokuzyüz doksan dokuz Ye'cuc ve Me'cucdan, bir kişi ise sizdendir. Sonra siz, insanlar arasında beyaz öküzün bir tarafındaki siyah tüy gibi veya siyah öküzün bir tarafındaki beyaz tüy gibisiniz. Ben, Cennet ehlinin 4'te birinin sizlerden oluşmasını umarım." Bunun üzerine biz tekbir getirdik. Sonra Hz. Nebi Cennet ehlinin 3'te birinin bizlerden olmasını temenni etti. Biz yine tekbir getirdik. Sonra Hz. Nebi Cennet ehlinin yarısının bizlerden olmasını temenni etti. Biz yine tekbir getirdik. Bu hadisin açıklaması "Kitabu'r-rikak"ta yapılacaktır inşaallah
Said İbn Cübeyr'den İbn Abbas'ın "İnsanlardan kimi Allah'a yalnız bir yönden kul/uk eder," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Birisi, Medıne'ye gelir, şayet hanımı erkek evlat doğurur ve atları yavrularsa 'Bu, iyi bir dindir,' yok eğer hanımı doğurmaz ve atları yavrulamazsa, "Bu, kötü bir dindir,' derdi.
Ebu Zerr'den rivayet edildiğine göre, o, "Şu iki gurup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır," ayeti hakkında yemin ederek şöyle söylemiştir: Bu ayet, Bedir savaşında karşılıklı düelloya hakkında inmiştir.
Ali İbn Ebi Talib'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Kıyamet günü Rahman'ın huzurunda [müşriklerle] muhakeme olmak üzere ilk diz çöken ben olacağım. Kays şöyle demiştir: "Şu iki grup, Rab/eri hakkında çekişen iki hasımdır," ayeti onlar hakkında nazil olmuştur. Onlar, Bedir savaşında birbirleri ile düelloya çıkan, Ali, Hamza, Ubeyd ile Şeybe İbn Rabia, Utbe İbn Rabia ve Velit İbn Utbe'dir.
Sehl İbn Sa'd'dan rivayet edildiğine göre, Uveymir Aclan kabilesinin reisi Asım İbn Adiyy'in yanına gelip; "Eşiyle birlikte bir adamı yakalayan kimse hakkında ne düşünüyorsunuz? O adamı öldürebilir mi? Öldürdüğü takdirde siz de onu öldürür müsünüz? Ya da bu kimse ne yapmalı? Benim için bu konuyu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sorar mısın?" dedi. Bunun üzerine Asım Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldi ve "Ey Allah'ın elçisi!" [diye söze başlayıp bu meseleyi sordu.] Hz. Nebi bu sorulardan hoşlanmad!. Uveymir, Asım'a Hz. Nebi'in ne buyurduğunu sordu. O da; "Allah'ın elçisi bu sorulardan hoşlanmadı ve bu tür soruların sorulmasını ayıpladı," şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine Uveymir: "Allah'a yemin ederim ki; bu meseleyi Hz. Nebi'e sormaktan vazgeçmeyeceğim," dedi ve Rasulullah'ın sallallii.hualeyhi ve sellem yanına geldi. Sonra "Ey Allah'ın elçisi! Adamın biri, hanım ı ile birlikte bir erkeği yakalarsa, onu öldürebilir mi? Öldürdüğü takdirde kendisini öldürür müsünüz? Ya da bu adamın ne yapması gerekir?" diye sordu. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah Tea/d senin ve eşin hakkında ayet indirdi, " buyurdu. Akabinde, Allah'ın, kitabında belirlediği gibi onlara mülaane yapmalarını emretti. Uveymir karısına karşı mülaane yaptı ve "Ey Allah'ın elçisi! Ben bu kadını eş olarak tutmaya devam edersem, ona zulmetmiş olurum," dedi, sonra da onu boşadı. Onun bu şekilde boşaması daha sonra mülaane yapanlar için bir sünnet oldu. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Gözleyin bakalım. Eğer bu kadın çocuğunu esmer, iri kara gözlü, iri kalçalı ve baldırıarı kalın olarak doğurursa ben, Uveymir'in ona karşı kesinlikle doğru söylediğini düşünürüm. Yok eğer bu kadın çocuğunu kızıl kurtçuk gibi kızılca olarak doğurursa o zaman ben, Uveymir'in kadına kesinlikle iftira ettiğini düşünürüm," Nihayet kadın, Hz. Nebi'in Uveymir'i tasdik edeceğini ifade ettiği özelliklerde çocuğunu doğurdu. Bu yüzden, bu çocuk annesine nispet edildi.
Sehl İbn Sa'd'dan rivayet edildiğine göre, bir adam Hz. Nebi'e gelip; "Ey Allah'ın elçisi! Hanımı ile birlikte bir adamı yakalayan kimse hakkında ne düşünüyorsun? O adamı öldürmeli mi? Bu takdirde siz de onu öldürür müsünüz? Ya da o kimse ne yapmalı?" diye sordu. Bunun üzerine Allah Teala, onunla hanımı hakkında Kur'an'da bahsi geçen karşılıklı lanetleşme/mülaane hükmünü indirdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona; "Senin ve eşin hakkında hüküm verildi," buyurdu. Bunun üzerine ikisi birden mulaane yaptılar. O esnada ben, Hz, Nebi'in yanında bu olaya şahit oldum. Sonra adam karısını boşadı. Bu olay mülaane yapanların ayrılması konusunda bir sünnet oldu. Kadın hamile idi. Adam onun kendisinden hamile kaldığını kabul etmedi. Bu yüzden doğan çocuk kadına nispet edilmeye başlandı. Miras konusunda da çocuğun annesine ve Allah'ın tespit ettiği ölçüde kadının da çocuğuna mirasçı olması kanuni bir uygulama olarak yerleşti. İmam Buhari, bir önceki başlık altında Sehl İbn Sa 'd 'dan nakledilen hadisi uzun biçimde, bu başlık altında ise özet olarak verdi. Bu rivayetin açıklaması "Kitabu'l-lian" da yapllacaktır. İnşaallah.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Hilal İbn Ümeyye Hz. Nebi'in yanında hanımını Şerık İbn Sehma ile zina etmekle suçladı. Bunun üzerine Hz. Nebi; "Ya delil getirirsin, ya da sana had cezası uygulanm," dedi. Bunun üzerine Hilal "Ey Allah'ın elçisi! Bizden biri hanımının üzerinde birini görecek, [onları öylece bırakıp] delil aramaya mı koyulacak?" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya delil getirirsin, ya. da sana had cezası uygularım," demeye devam etti. Bunun üzerine Hilal: "Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, ben doğru söylüyorum! Andolsun ki, Allah Teala beni had cezasından kurtaracak bir ayet indirecektir," dedi. Sonra Cebrall aleyhisselam indi ve Hz. Nebi'e "Eşlerine zina isnadında bulunup da ... "(Nur 6) ayetinden başlayıp "Eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise" 899 ayetine kadar olan kısmı indirdi. Bunun üzerine Hz. Nebi oradan ayrıldı ve Hilal'in hanımına haber gönderdi. Sonra Hilal geldi ve şahitlik yaptı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Elbette Allah ikinizden birinin yalancı olduğunu biliyor. İçinizden tevbe edecek biri yok mu?" buyurdu. Sonra Hilal'in hanımı kalkıp şahitlik etti. Beşinci yeminine gelince onu durdurmak istediler. Etrafındakiler: "Bu beşinci yemin, azabı getirir," dediler. İbn Abbas olayı anlatmaya şöyle devam etti: Kadın duraksadı ve geri döndü. Hatta biz, vazgeçeceğini zannettik. Sonra kadın: "Bu günden sonra kavmimi rezil etmeyeceğim," dedi ve beşinci yeminini yaptı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu kadını takip edin. Eğer gözleri sürmeli, kalçaları iri ve baldırı kalın bir çocuk doğurursa, bilin ki, çocuğun babası Şerik İbn Sehma'dır." Kadın, Hz. Nebi'in tavsif ettiği tipte bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Eğer Allah'ın kitabında bu konuda hüküm/mülaane hükmü verilmemiş olsaydı, bu kadına vereceğim ceza başka olacaktı."
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde bir adam, hanımını zina yapmakla suçlamış ve onun çocuğunun kendisine ait olmadığını söylemişti. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara mülaane yapmalarını emretmişti. Neticede Allah'ın buyurduğu gibi mülaane yapmışlardı. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çocuğun sadece kadına ait olduğuna hükmetmiş ve mülaane yapan bu iki kişiyi birbirinden ayırmıştır. Hadisin geçtiği diğer yerler: 5306, 5313, 5314, 5315, 6748. Bu konuda geniş açıklama "Kitabu'l-Iian"da yapılacaktır. İnşaallah. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1717-2 NUR SURESİ
Aişe r.anha'dan rivayetedildiğine göre, o şöyle demiştir: "Bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse"(Nur 11) Abdullah İbn Ubeyy İbn Selul'dür.
İbn Şihab'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Urve İbnü'z-Zü.beyr, Said İbn Müseyyeb, A1kame İbn Kays, Ubeydullah İbn Abdillah İbn Utbe İbn Mes'ud, kendisi hakkında ifk ehlinin uydurdu ğu iftirayı yaydıkları ve Allah'ın onun bu iftiradan beri olduğunu açıkladığı Hz. Nebi'in eşi Hz. Aişe hadisini bana haber verdiler. Bu ravilerden her biri hadisin bir bölümünü bana anlattı. Her ne kadar içlerinden bir kısmı, diğerlerine göre doğrulayıcı niteliktedir. Urve'nin bana anlattığına göre, Hz. Nebi'in eşi Hz. Aişe şöyle demiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sefere çıkmak istediği zaman eşleri arasında kura çekerdi. Kura kime çıkarsa, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde onu götürürdü. Hz. Aişe anlatmaya şu şekilde devam etti: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem düzenleyeceği seferlerin birinde aramızda kura çekti. Kura bana çıktı. Hicab/örtü ayeti indikten sonra Hz. Nebi'le sefere çıktım. Ben hevdecimin içinde taşınır ve öylece indirilirdim. Bu şekilde devam ettik. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gazvesini tamamladı ve döndü. Dönüş yolunda Medıne'ye yaklaşmıştık. [KonakladığımlZ bir gece] Allah ResLılü saIJalliihu aleyhi ve seIJem harekete geçmeyi emretti. Yola çıkacağımlZı duyurdukları zaman kalkıp yürümeye başladım. Nihayet ordunun bulunduğu yerden uzaklaştım. İhtiyacımı giderdikten sonra yerime yöneldim. Tam o sırada Zafer boncuklarından yapılmış gerdanlığımın koptuğunu fark ettim. Hemen onu aramaya koyuldum. Ona aramak, beni meşgul etti. Beni taşımakla görevli grup, gelip benim içinde olduğumu düşünerek hevdecimi alıp üzerinde seyahat ettiğim deverne yüklemişler. O dönemde kadınlar zayıftı, henüz et onların kilo almalarına sebep olmamıştı. Zira gerçekten o dönemde çok az yemek yerlerdi. Bu yüzden beni taşımakla görevli grup, kaldırdıkları zaman hevdecin hafif olmasını normal kabul etmişlerdi. Ben de o sıralarda çok genç idim. [Hevdeci yerine koyduktan] sonra deveyi sürüp yolakoyulmuşlar. Ordu harekete geçtikten sonra gerdanlığımı buldum ve askerlerin konakladığı yere geldim. Bir de baktım ki, orada ne ses var, ne de soluk. Bunun üzerine bulunduğum yere doğru yöneldim. Beni almadıklarını anlayıp geri döneceklerini düşünüyordum. Konakladığım yerde otururken uykuya yenik düştüm ve uyudum. Safvan İbn Muattal es-Sülemı -daha sonraları ez-Zekvanı olmuş- ordunun arkasından gelirdi. Safvan gece boyu ilerlemiş, sabah vakti benim bulunduğum yere gelmişti. Uzaktan uyuyan bir insan karaltısı görmüş. Sonra yanıma gelince beni görüp tanımıştı. Çünkü o, hicab/örtü emrinden önce beni görürdü. Onun beni tanıyınca "İnna lillahi ve inna ileyhi raciCın" demesi ile uyandım. Cilbabım ile yüzümü kapattım. Allah'a yemin ederim ki, benimle bir kelime bile konuşmadı. Ben de ondan "İnna lillahi ve inna ileyhi raciCın" sözü dışında bir kelime dahi duymadım. Safvan deveyi çöktürdü ve ön ayaklarına bastı. Böylece ben, deveye bindim. Safvan önüme düşüp deveyi çekti. Nihayet güneşin tam tepe noktaya vardığı kızgın öğlen sıcağında konaklayan orduya yetişti k. İşte o zaman helak olanlar, helak oldu. İftirada başı çeken Abdullah İbn Übey İbn SelCıI olmuştu. Nihayet Medıne'ye geldik. Geldikten sonra bir ay rahatsızlandım. O sırada insanlar, iftira atan insanların sözlerini ağızdan ağıza dolaştırmaya başlamıştı. Ancak ben bu olup bitenlerin hiç farkında değildim. Fakat rahatsız olduğum dönemlerde Hz. Nebi'den görmeye alışık olduğum lütuf dolu ilgiyi bu hastalığımda göremernem beni işkillendiriyordu. Bazen Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma gelip selam veriyor, sonra da "O nasıl?" deyip çıkıyordu. İşte bu, beni iyice işkillendiriyordu. Ama kötü bir şey de aklıma gelmiyordu. Nekahet dönemine girince ihtiyacımızı giderdiğimiz yerlere doğru benimle birlikte Mistah'ın annesi de geldi. Buralara geceden geceye gelirdik. Bu durum, evlerimizin yakınına tuvalet yaptırmamızdan önce idi. O vakitler ihtiyacımızı gidermek için açık alanlara çıkma konusunda daha önceki Araplar gibi yapıyorduk. Evlerimizin yakınına tuvalet yapılmasından rahatsız oluyorduk. Neyse, Mistah'ın annesi ile birlikte ilerlemeye devam ettim. Mistah'ın annesi Ebu Ruhm İbn Abdimenaf'ın kızı idi. Annesi ise Ebu Bekir'in teyzesi Sahr İbn Amir'in kızı idi. Oğlunun adı ise Mistah İbn Üsase idi. İhtiyacımızı gidermiş olarak Mistah'ın annesi ile birlikte evime doğru ilerliyordum. Mistah'ın annesinin ayağı elbisesine takıldı. Bunun üzerine "Kahrolsun Mistah!" dedi. Ben de; "Söylediğin söz ne çirkin! Bedir savaşına katılmış birine karşı kötü söz mü söylüyorsun?" dedim. Bunun üzerine bana; "Ah saf kızım! Onun ne söylediğini duymadın mı?" diye sordu. Ben de; "Ne demiş ki?" şeklinde soruyla karşılık verdim. Bunun üzerine bana ifk ehlinin söylediklerini anlattı. Bu yüzden hastalığım iyice arttı. Evime döndüğüm zaman Hz. Nebi yanıma geldi ve selam verdi. Sonra da "O nasıl?" diye sordu. Tam o sırada "Annemin evine gitmeme müsaade eder misiniz?" dedim. O an annemden ve babamdan işin aslını öğrenmek istiyordum. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana izin verdi. Ben de anne-babamın evine gittim. Anneme; "Ey anneciğim! İnsanlar neler diyor?" diye sordum. O da şöyle cevap verdi: "Yavrucuğum! Kendini harap etme! Allah'a yemin ederim ki, pek çok kuması bulunan ve kocasının kendisini sevdiği güzel bir kadın aleyhinde kumalarının ileri geri konuşmadığı çok nadirdir." "Subhanallah!" diyerek şaşkınlığımı dile getirdim ve "İnsanlar bunu mu konuşuyor?" diye ekledim. O gece sabaha kadar ağladım. Gözyaşım asla dinmedi. Gözlerime hiç uyku girmedi. Ağlayarak sabaha çıktım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vahyin gelmesi gecikince, eşinden ayrılma konusunda istişare etmek üzere Ali İbn Ebi Talib ile Üsame İbn Zeyd'i yanına çağırmıştı. Üsame İbn Zeyd Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ailesi hakkında bildiği masumiyeti ve onlara karşı beslediği sevgiyi tavsiye ederek "Ey Allah'ın elçisi! Eşine sahip çık! Biz onun hakkında sadece iyilik biliriz," demiş. Hz. Ali ise, "Ey Allah'ın elçisi! Allah Teala sana zorluk çıkarmamıştır. Aişe'nin dışında bir çok kadın var. Dilersen onun cariyesine de sor, elbette o sana doğruyu söyler," demiş. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Berire'yi çağırmış ve ona; "Ey Berire! Seni kuşkulandıran bir şey gördün mü?" diye sormuş. Oda; "Hayır! Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, onu ayıplayacağım şu olaydan başkasır.a şahit olmadım: Daha Aişe yaşı küçük genç bir kızdı. Ailesinin hamurunu beklerken uyurdu. Bu sırada besledikleri koyun hamuru yerdi." O vakit Allah Resuü sallallahu a1eyhi ve sellem kalkıp Abdullah İbn Übey İbn Selo.l'e karşı kendisine yardım edecek birini istemiş ve kalkıp şöyle bir konuşma yapmıştı: "Ey Müslümanlar topluluğu! Aile efradım hakkında beni inciten birine karşı kim bana yardım eder? Allah'a yemin ederim ki, ben eşim hakkında sadece iyilik bilirim. Onlar bir adamın adını iftiralanna alet ettiler. Doğrusu ben onun hakkında da sadece iyilik bilirim. O adamın benimle birlikte olanlar hariç, ailemin yanma girdiğini bilmiyorum." Bunun üzerine ensardan Said İbn Muaz kalkıp; "Ey Allah'ın elçisi! Ona karşı ben sana yardım ederim! Eğer o adam Evs kabilesinden ise onun boynunu vururum. Eğer kardeşimiz Hazreç kablesinden ise bu defa bize bunu emredersin, biz de senin emrini yerine getiririz." demişti. Akabinde daha önce salih bir zat olan ancak Cahiliyye taassubuna kapılan Hazreç kabilesinden Said İbn Ubade kalkıp Said İbn Muaz'a dönerek şunları söylemişti: "Allah'a yemin ederim ki, yalan söyledin! Sen onu ne öldürebilirsin, ne de onu öldürmeye gücün yeter." Bu defa Sad İbn Muaz'ın amcasının oğlu Üseyd İbn Hudayr kalkıp Said İbn Ubade'ye şöyle demiş: "Asıl sen yalan söyledin. Allah'a yemin ederim ki, onu öldürürüz. Sen, münafıkları savunan bir münafıksın!" İşte böyle. Daha Hz. Nebi minberde iken iki kabile yani Evs ve Hazreç birbirlerine karşı diklenmiş ve birbirleriyle vuruşmaya kalkışmıştı. Allah ResLılü sallallahu aleyhi ve sellem onları sakinleştirmeye devam etmişti. Nihayet her iki tarafta sakinleşmişti. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de susmuştu. Hz. Aişe olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: O gün ne gözyaşı m dindi, ne de gözü me uyku girdi. Annemle, babam yanımda idi. İki gece bir gündüz ne gözümün yaşı dindi, ne de gözü me uyku girdi. Annemle, babam ağlamamın kalbimi parçalayacağını düşünüyorlardı. Onların yanımda oturduğu bir sırada ağlıyordum. Derken ensardan bir kadın yanıma gelmek için izin istedi. Ona izin verdim. Kadın gelip oturdu ve benimle birlikte ağladı. Biz bu halde iken Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza gelip selam verdi ve oturdu. Bana atılan iftiradan sonra yanımda oturmamıştı. Bir ay geçmişti, buna rağ, men benim hakkımda ona vahiy de gelmemişti. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturduktan sonra kelime-i şehadet getirdi. Sonra da şöyle buyurdu: "Ey Aişe! Bana seninle ilgili şunlar şunlar ulaştı. Eğer masumsan, şunu iyi bil ki; Allah Tedld senin masumiyetini açıklayacaktır. Eğer bir günaha bulaştıysan, Allah'tan bağışlanma dile ve O'na tevbe et! Çünkü bir kul günahını itiraf edip Allah'a tevbe ederse, Rabbim onun günahını bağışlar." Üzüntü mü n şiddetinden göz yaşım birden kesildi. Bir damla gözyaşı bile hissedemiyordum. Babama dönüp; "Söyledikleri konusunda Rasulullah'a cevap ver!" dedim. Babam: "Allah yemin ederim ki, Allah'ın elçisine ne diyeceğimi bilemiyorum," dedi. Bu kez anneme; "Rasulullah'a cevap ver!" dedim. O da; "Allah'ın elçisine ne diyeceğimi bilemiyorum," dedi. Henüz ben çok genç idim. Çok Kur'an okumamıştım. Yine de onlara şöyle dedim: "Allah'a yemin ederim ki, bu iftirayı işittiğiniz zaman, bu iftira kafanıza yerleşmiş, kendi iç dünyanlZda onu doğrulamışsınlZ, işte bunu öğrendim. Şimdi 'Ben suçsuzum,' -ki Allah benim suçsuz olduğumu iyi biliyor.- desem yine de bana inanmayacaksınlZ. Eğer size bir şeyi itiraf etsem -ki Allah benim ondan beri olduğumu çok iyi biliyor- siz bana inanacaksınız. Allah'a yemin ederim ki ben Yusuf'un babasının sözünden başka diyecek bir şey bulamıyorum: istenir.(Yusuf 18) Sonra dönüp yatağıma uzandım. O vakit masum olduğumu ve Allah'ın da benim masum olduğumu açıklayacağını biliyordum. Ama Allah'ın benim hakkımda okunan vahiy indireceğini zannetmiyordum. Bana göre bu durumum, Allah'ın okunan bir vahiyde benden bahsetmesi kadar büyük bir şey değildi. Ama Hz. Nebi'in, Allah Teala'nın benim masum olduğumu açıklayacağı bir rüya görmesini bekliyordum. Allah'a yemin ederim ki henüz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yerinden kalkmamıştı. Ev halkından herhangi biri de dışarı çıkmamıştı. İşte tam bu sırada vahiy indi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem daha önce olduğu gibi terlemeye başladı. Hatta kendisine inen sözün ağırlığından soğuk bir kış günü boncuk boncuk ter döküyordu. Vahiy tamamlanınca Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem güıümsedi. Ağzından çıkan ilk söz, "Ey Aişe! Allah senin masum olduğunu açıkladı," oldu. Bunun üzeri e annem: "Kalk ona git!" dedi. Ben: "Allah'a yemin ederim ki, ona gitmeyeceğim. Sadece Allah'a hamd edeceğim," dedim. Allah Teala "(Nebi'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın ... "(Nur 11) ayetinden itibaren on ayet indirdi. Ebu Bekir, Mistah İbn Üsase'ye hem akrabası, hem de yoksulolduğu için yardımda bulunuyordu. Allah Teala benim masum olduğumu açıklayınca "Allah'a yemin ederim ki, Aişe hakkında bu iftirayı attıktan sonra bundan böyle Mistah'a asla yardım etmeyeceğim!" dedi. Bunun üzerine Allah Teala "İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallanndan) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat göstersinier. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir, "(Nur 22) ayetini indirdi. Ebu Bekir de; Evet. Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın beni bağışlamasını daha çok severim," dedi ve tekrar ona yardım etmeye başladı. Sonra da şöyle dedi: Bir daha. asla ona yardımı kesmeyeceğim. Hz. Aişe olayı anlatmaya şöyle devam etti: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem benim durumum hakkında Zeyneb bint Cahş'a soru sorarmış. "Ey Zeyneb! Onun hakkında ne biliyorsun veya ne gördün?" dermiş. O da; "Ey Allah'ın elçisi! Kulağımı ve gözü mü koruyacağım. Onun hakkında sadece iyilik bilirim," diye karşılık verirmiş. Zeyneb, Rasulullah'ın eşleri arasında benimle en fazla rekabet edendi. Allah Teala takvası sayesinde onu korumuştu. Ama onun kız kardeşi Hamne, kızkardeşi adına benimle savaştı. Helak olan iftiracılarla birlikte o da helak oldu.
Aişe r.anha'nın annesi Ümmü Ruman'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Aişe'ye iftira atılınca bayılıp yere yığılmıştı.
İbn Ebı Müleyke'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Hz. Aişe'yi bu ayeti [en-Nur 15] .........iz telikunehu bi elsinetiküm şeklinde okurken işittim.
İbn Ebi Müleyke'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İbn Abbas, ölümünden kısa bir süre önce, ölümün emarelerinin görüldüğü bir sırada Hz. Aişe'nin yanına girmek üzere izin istedi. Hz.' Aişe, "Beni övmelerinden endişe ediyorum," diyerek [bu talebi geri çevirdi]. Bunun üzerine ona; "İzin isteyen Hz. Nebi'in amcasının oğlu ve Müslümanların önde gelenlerinden biri," dendi. Hz. Aişe de; "Öyleyse ona müsaade edin gelsin," dedi. İbn Abbas ona; "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu. Hz. Aişe de; "Eğer mütlaki isem iyiyim," şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine İbn Abbas şöyle dedi: "Allah'ın izni ile iyi olursun. Sen, Allah ResD.ıü'nün sallallahu aleyhi ve sellem eşisin. O senden başka bakire biriyle evlenmedi. Masum olduğunu bildirmek için hakkında ayet indi," dedi. İbn Abbas'tan sonra içeri İbnü'z-Zübeyr girdi. Hz. Aişe ona şöyle dedi: "İbn Abbas yanıma geldi ve beni övdü. Halbuki ben, unutulan biri olmayı dilemiştim."
Kasım, İbn Abbas'ın Hz. Aişe'nin yanına girmek için izin istediğini ve hadisin geri kalan kısmını nakletli. Ancak Hz. Aişe'nin "Halbuki ben, unutulan biri olmayı dilemiştim," sözünden bahsetmedi.
Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, o demiştir: Hassan İbn Sabit yanına girmek için izin istedi. [Mesruk] "Bu adama izin verecek misin?" diye sordum. Bunun üzerine Hz. Aişe: "O, büyük azaba uğrayanlardan değil miydi?" diye sordu. Süfyan, Hz. Aişe'nin bu sözü ile Hassan'in görme duyusunu yitirdiğini kastettiğini söylemiştir. [Nihayet Hassan onun yanına girip onun için] şu beyitleri okudu: Hiçbir şüphe ile itham edilmeyen iffetli've ağırbaşlı Habersiz kadınların etini yemeden aç çıkar sabahlara Bunun üzerine Hz. Aişe: "Ama sen ... " dedi.
Mesruk'tan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hassan İbn Sabit Hz. Aişe'nin yanına girdi ve ona iltifatta bulunup şu beyitleri okudu: Hiçbir şüphe ile itham edilmeyen iffetli ve ağırbaşlı Habersiz kadınların etini yemeden aç çıkar sabahlara Bunun üzerine Hz. Aişe şöyle söyledi: "Ama sen ... " Ben de Hz. Aişe'ye; "Allah Teala 'Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse' (Nur 11) buyurmuşken, böylelerinin yanına girmesi için izin mi veriyorsun?" dedim. O da; "Körlükten daha büyük azab mı olur!" dedi ve arkasından şunu ekledi: Hassan Hz. Nebi'i şiirleri ile savunurdu.
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayt edilmiştir: Hakkımda dedikodular çıkmıştı. Ben ise hiçbirşeyden haberdar değildim. İşte o zaman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim hakkımda insanlara bir konuşma yapmış. İlk önce kelime-i şehadet getirmiş. Akabinde Allah'a hamd edip O'nun layık olduğu övgüleri sıralamış. Sonra şöyle buyurmuş: "Esas meseleye gelince ... Şimdi bana, eşim hakkında ileri geri konuşan kimseye ne yapmam gerektiği konusunda düşüncelerinizi açıklayın. Allah'a yemin ederim ki; ben, eşim hakkında hiçbir kötülük bilmiyorum. Onu, Allah'a yeminle söylüyorum ki, hiç kötü olarak tanımadığım bir adamla suçladılar. O adam evime ancak ben varsam girerdi. Bir yolculuğa çıkarsam, o da benimle çıkardı." . Bunun üzerine Sa'd İbn Muaz kalkıp; "Ey Allah'ın elçisi! Bana müsaade et, onların boyunlarını vurayırn!" demiş. Peşinden Hazreç'ten biri kalkmış. Hassan İbn Sabit'in annesi bu adamla aynı kabiledendi. Sonra o adam şöyle demiş: "Yalan söyledin. allah'a yemin ederim ki, iftira atanlar Evs kabilesinden olsaydı, onların boyunlarının vurulmasını istemezdin!" Bunun üzerine neredeyse Evs ile Hazreç arasında mescidde bir çatışma meydana gelecekmiş. Bütün bu olup bitenlerden benim haberim yoktu. O günün akşamı bir ihtiyacımı gidermek için evden çıktım. Yanımda Ümmü Mistah vardı. Derken o tökezledi ve "Mistah kahrolsun," dedi. Ben de; "Anne, oğluna mı beddua ediyorsun?" diye sordum. Mistah'ın annesi sustu. Sonra bir kez daha tökezledi ve yine "Mistah kahrolsun!" dedi. Ona; "Anne, oğluna mı beddua ediyorsun?" diye sordum, yine sustu. Sonra üçüncü kez tökezledi ve yine "Mistah kahrolsun!" dedi. Bu defa ona çıkıştım. Bunun üzerine o: "Allah'a yemin ederim ki, ben ona ancak senden dolayı hakaret ettim," dedi. Ben de; "Benim hangi durumumdan dolayı?" diye sordum. Bunun üzerine hakkımda konuşulanları bana anlattı. Şaşkınlıkla, "Bunlar oldu mu?" diye sordum. O da; "Vallahi evet," diye cevap verdi. Hemen evime döndüm. Evimden çıktığım şeyin ne azını, ne de çoğunu hissediyordum. Hastalığım artmıştı. Bu yüzden allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Beni babamın evine gönder," dedim. O da bir çocukla birlikte beni gönderdi. Nihayet babamın evine girdim. O esnada Ümmü Ruman aşağıdaydı, Ebu Bekir ise yukarıda Kur'an okuyordu. Annem: "Kızım neden geldin?" diye sordu. Ben de ona durumu haber verdim ve hakkımda söylenenleri anlattım. Bir de baktım ki, annem benim kadar bu olaya üzülmüyor. Sonra annem şöyle dedi: "Kızım, bu konuyu bu kadar sorun etme. allah'a yemin ederim ki, kocası tarafından sevilen ve kumaları bulunan güzel bir kadına, kumalarının haset etmediği ve onun hakkında ileri geri konuşulmadığı pek nadirdir." Hayret, annem benim üzüldüğüm kadar üzülmemişti. Ona; "Babamın bu olaydan haberi var mı?" diye sordum. "Evet," diye cevap verdi. Bu defa, "Peki Allah Resulü'nün bundan haberi var mı?" diye sordum. "Evet, Rasululullah sallallahu aleyhi ve sellem de biliyor," diye cevap verdi. Birden gözümden yaşlar boşaldı ve ağlamaya başladım. Derken Ebu Bekir yukarıda Kur'an okurken sesimi işitti ve aşağı indi. Anneme; "Neyi var?" diye sordu. Annem de; "Hakkında söylenenlerden haberdar oldu ve gözleri doldu," diye cevap verdi. Bunun üzerine babam şöyle dedi: Allah aşkına kızım, mutlaka evine dön. Evime döndüm. Hz. Nebi evime geldi. Beni, hizmetçi me sordu. O da şöyle cevap verdi: "Ne münasebet! Allah'a yemin ederim ki, onun hiçbir ayıbını bilmiyorum. Ancak şu kadarı var ki, o uyur kalırdı. Nihayet koyun içeri girer mayalı hamurunu veya normal hamurunu yerdi." O an Hz. Nebi'in asahabından bazıları ona; "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e doğru söyle!" diye çıkıştılar. Hatta bizzat o meseleyi ona hatırlattılar. Bunun üzerine hizmetçim: "Subhfınallfıh! Allah'a yemin ederim ki, kuyumcu sarı altın külçesini nasıl biliyorsa, ben de onu öyle bilirim," dedi. Bu söylenti iftiraya maruz kalan adamın da kulağına ulaşmıştı. Bu yüzden o şöyle demiştir: "Subhanallah! Allah'a yemin ederim ki, ben hiçbir kadının elbisesini çıkarmadım." Hz. Aişe şöyle dedi: Bu adam, Allah yolunda şehit oldu. Annemle babam, yanı başımda sabahladılar, beni yalnız bırakmıyorlardı. Nihayet ikindi namazını kıldıktan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma geldi. Annemle babamın biri sağımda, diğeri solumda oturuyordu. O sırada Rasuluilah sallallahu aleyhi ve sellem içeri girdi. Sonra Allah'a hamd edip O'na övgüler sıraladı. Akabinde şöyle buyurdu: "Esas konuya gelince, Ey Aişe! Eğer bir kötülüğe bulaşmış veya zulmetmişsen Allah'a tevbe et! Çünkü Allah kullarının tevbesini kabul ederı" O sırada ensardan bir kadın geldi ve kapının önüne oturdu. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Bu meseleleri şu kadının yanında açmaktan hiç utanmıyor musun?" dedim. Yine de Rasulullah nasihatini tamamladı. Bunun üzerine babama dönüp; "Ona cevap ver!" dedim. Babam: "Ne cevap vereyim?" diye karşılık verdi. Bu defa annerne döndüm ve "Ona cevap ver dedim!" O da; "Ne diyeyim?" şeklinde cevap verdi. Her ikisi de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e cevap vermeyince kelime-i şehadet getirdim, Allah'a hamd edip O'na layık olduğu övgüleri sıraladım. Ardından şöyle söyledim: "Demem o ki; Allah'a yemin ederim ki, ben size 'bunu yapmadım,' desem -ki Allah benim doğru söylediğimi çok iyi biliyor.- yine de bu sözüm sizin yanınızda bana fayda vermez. Çünkü siz bu konuyu konuşmuşsunuz. Kalbiniz de bu meseleye iyice inanmış. Şayet 'ben bunu yaptım,' desem -ki Allah benim bunu yapmadığımı iyi biliyor.- 'Aişe suçunu nefsine karşı itiraf etti' diyeceksiniz. O sırada Hz. Yakub'un adını aklıma getirmeye çalıştım ama bir türlü getiremedim.-Bu yüzden Allah'a yemin ederim ki, ben sizinle benim durumum için Yusuf'un babasının şu sözünden başka bir söz bulamıyorum: "Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah'tır. " (Yusuf 18) Tam o esnada Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e vahiy geldi. Bizler sustuk ve vahiy tamamlandı. Ben, Hz. Nebi'in alnını silerken yüzündeki sevinci görüyordum. Hz. Nebi şöyle buyurdu: "EyAişe! Müjdeler olsun sana! Allah Tea/a masum olduğunu belirten vahiy indirdi." Ama ben, şimdi öncekinden daha öfkeli idim. Anne-babam: "Kalk Rasulullah'a git!" dediler. Ben: "Hayır! Allah'a yemin ederim ki, ona doğru kalkıp gitmem. Ne ona, ne de size hamd ederim. Ama benim masum olduğuma dair vahiy indiren Allah'a hamd ederim. Siz o iftirayı işittiniz, fakat ne inkar ettiniz, ne de değiştirdiniz," dedim. Hz. Aişe olayı anlatmaya şöyle devam etmiştir: Zeyneb bint Cahş'ı dine bağlılığı sayesinde Allah korumuştu. Bu yüzden benim hakkımda ancak hayır söylemişti. Ama kız kardeşi Hamne, helak olanlarla birlikte helak olmuştu. İfk hadisesi hakkında konuşanlar, Mistah, Hassan İbn Sabit ve münafık Abdullah İbn Übey idi. Hele Abdullah, bu iftiranın yayılmasını istiyordu. Sağda solda konuşulanları derliyordu. Bu iftirayı dillerine dolayanların başını o ve Hamne çekiyordu. Ebu Bekir asla Mistah'a bir yarar sağlamayacağına dair yemin etti. Bunun üzerine Allah Teala "İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine dair yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir, "(Nur 22) ayetini indirdi. Bu ayette "İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler" ifadesi ile Ebu Bekir; "yoksullara" ifadesi ile de Mistah kastedilmişti. Sonunda Ebu Bekir şöyle dedi: Evet, Allah'a yemin ederim ki; Ey Rabbimiz! Bizi bağışlarnam severiz," dedi veeskiden olduğu gibi Mistah'a yardım etti. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1717-3 NUR SURESİ
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Allah Teala ilk muhacir kadınlara merhametiyle muamele etsin. "Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler," ayetini indirince, onlar, elbiselerini yırtıp elde ettikleri parça ile başlarını örttüler.
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Baş örtülerini yakalarının üzerine {kadar} örtsünler," ayeti inince, kadınlar elbiselerini tutup alt uç kısımlarından yırttılar ve yırttıkları o parça ile başlarını örttüler.
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre, bir adam Hz. Nebi'e; "Ey Allah'ın elçisi! Kıyamet günü kafir yüzükoyun mu haşredilir?" diye sormuş. Bunun üzerine Allah ResLılü saIJaIJahu aleyhi ve seIJem şöyle buyurmuştur: "Dünyada onu ayaklarz üstünde yürütmeye kadir olan, kıyamet günü onu yüzükoyun yürütemez mi?" Katade şöyle demiştir: "Elbette. Rabbimin izzetine yemin ederim ki, öyledir."
Abdullah'tan rivayet edildiğine 'göre, o şöyle demiştir: "Allah katında en büyük günah hangisidir?" diye Hz. Nebile sordum veya soruldu. O da; "Seni yarattığı halde Allohio ortak koşman," buyurdu. "Sonra hangisidir?" diye sordum. Hz. Nebi; "Seninle birlikte yemesinden endişe ettiğin için çocuğunu öldürmen," buyurdu. "Sonra hangisidir?" diye yine sordum. Hz. Nebi;"Komşunun karısı ile zina etmen," buyurdu. Abdullah şöyle demiştir: Şu ayet-i kerıme, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e doğrularcasına inmiştir: "Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttuklan) başka bir tannya yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. "(Furkan 68)
Kasım İbn Ebı Bezze'den rivayet edildiğine göre, o Said İbn Cübeyr'e bir mümini kasten öldüren kimse için tevbenin olup olmadığını sormuş ve peşinden "Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar," ayetini okumuştur. Bunun üzerine Said şöyle cevap vermiştir: Bu ayeti senin bana okuduğun gibi, ben de İbn Abbas'a okudum. İbn Abbas şöyle söyledi: "Bu ayet, Mekkl'dir. Nisa suresindeki Medenı ayet bunu neshetmiştir."
Said İbn Cübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Kufe ehli, bir müminin öldürülmesi hakkında ihtilafa düştü. Bu konuyu öğrenmek için İbn Abbas'ın yanına gittim. İbn Abbas da şöyle dedi: "Bu konunun hükmünü belirten ayet, en son inen ayetler arasındadır. Bu ayeti de hiçbir nas neshetmemiştir."
Said İbn Cübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İbn Abbas'a "O'nun cezası Cehennemdir, "(furkan 68) ayetinin ne anlama geldiğini sordum. O da "Onun asla tevbe hakkı yoktur," şeklinde cevap verdi. Yine ona "Allah ile beraber (tuttuklan) başka bir tannya yalvarmazlar," ayetini sordum. O da şöyle cevap verdi: "Bu durum, Cahiliyye döneminde geçerli idi."
Said İbn Cübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İbn Ebza "İbn Abbas'a 'Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyerı kalacağı Cehennemdir, '(Nisa 93) ayeti ile 'AI/ahım haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ... Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır,'(furkan 68-70) ayetini sor!" dedi. Ben de İbn Abbas'a bu ayetlerin anlamını sordum. O da şöyle cevap verdi: Bu ayetler indiği zaman Mekke halkı "Biz Allah'a ortak koştuk, haksız yere O'nun saygıdeğer kıldığı cana kıydık ve kötü işler yaptık," dedi. Bunun üzerine Allah Teala "Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır. AI/ah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. AI/ah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir, "(furkan 90) ayetini indirdi.
Said İbn Cübeyr'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Abdurrahman İbn Ebza, İbn Abbas'a şu iki ayetin hangi anlama geldiğini sormamı emrettL Ben de ona sordum. [İlki] 'Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyyen kalacağı Cehennemdir,'(Nisa 93) [ayeti idi.] O da şöyle cevap verdi: Bu ayeti hiçbir şey neshetmemiştir. [İkincisi ise] "Allah ile beraber (tuttuklan) başka bir tannya yalvarmazlar," [ayeti idL] O da şöyle cevap verdi: Bu ayet, müşrikler hakkında inmiştir.
Mesruk'tan rivayet edildiğine göre, o, Abdullah [İbn Mes'lid] şöyle söyledi, demiştir: [Kıyamet alametlerinden şu] beşi gerçekleşmiştir: Duman, ayın yarılması, Rumiarın yenilmesi ve sonra üstün gelmesi, başta / şiddetle yakalama ve Iizamdır / azabın yapışması. Azap yakanızı bırakmayacaktır! (Furkan 77)
Ebu Hureyre'den, Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Kuşkusuz İbrahim aleyhisseldm kıyamet günü babasını, üzerinde toz ve siyahlığın bulunduğu bir halde görecek. Toz, siyahlıktan ibarettir.
Ebu Hureyre'den, Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: İbrahim aleyhisseldm [ahirette] babası ile karşılaşır. Bunun üzerine "Ya Rabbi! İnsanların diriltileceği günde beni mahçup etmeyeceğini vaad etmiştin," der. Allah Teala da şu şekilde karşılık verir: Ben Cenneti kafirlere haram kıldım.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "(Önce) en yakın akrabanı uyar, "(Şuara 214) ayeti nazil olunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safa tepesine çıktı. "Fihroğulları, Adiyoğulları ... " diye Kureyşin boylarını çağırdı. Nihayet hepsi toplandı. Hatta kendisi gelemeyen kimseler, olup biteni araştırması için bir temsilci gönderdi. Kureyşlebirlikte Ebu Leheb de geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Vadide size baskın yapmak isteyen bir süvari birliğinin olduğunu söylesem, bana inanır mısınız?" diye sordu. Orada bulunanlar: "Evet. Senin hep doğru söylediğini gördük," şeklinde cevap verdiler. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ben sizi, şiddetli bir azaba karşı uyaran bir uyarıcıyım!" buyurdu. Ebu Leheb hemen atılıp: "Artık bundan sonra ellerin kurusun! Bunun için mi bizi topladın!" dedi. İşte bunun üzerine; "Ebu Leheb'in iki eli kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi. .. "(Tebbet 1-2) ayetleri nazil oldu.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "(Önce) en yakın akrabanı uyar, "(Şuara 214) ayeti nazil olunca, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalkıp bir konuşma yaptı: "Ey Kureyş topluluğu!" dedi veya buna benzer bir ifade kullandı. Akabinde şöyle devam etti: "Nefislerinizi satın alın (Kendinizi kurtarın!) Allah'a karşı size hiçbir fayda sağlayamam! Ey Abdumenaf oğulları! Allah'a karşı size hiçbir fayda sağlayamam! Ey Abdulmuttalib'in oğlu Abbas! Allah'a karşı sana hiçbir fayda sağlayamam! Ey Allah'ın elçisinin halası Safiyye! Allah'a karşı sana hiçbir fayda sağlayamam! Ey Muhammed'in kızı Fatıma! Malımdan ne istersen iste. Ama Allah'a karşı sana hiçbir fayda sağlayamam!"
Said İbnu'l-Müseyyeb'den, babasının şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ebu Talib'in ölümü yaklaşınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun yanına geldi. Etrafında Ebu Cehil'i ve Abdullah İbn Ebı Ümeyye İbni'l-Muğıre'nin bulunduğunu gördü. Sonra "Ey amca! Bir tek la ilahe illallah cümlesini söyle, onunla Allah. katında seni savunayım. " dedi. Ebu Cehil ve Abdullah İbn Ebı Ümeyye hemen ona; "Abdulmuttalib'in dininden vaz mı geçiyorsun?" diye sordular. Hz. Nebi ona kelime-i tevhidi söylemesini teklif etmeye devam etti. Onlar da aynı cümleyi tekrarlamayı sürdürdüler. Nihayet Ebu Talib onlara son olarak Abdulmuttalib'in dini üzere olduğunu söyledi ve kelime-i tevhidi söylemeye yanaşmadı. Hz. Nebi, "Yasaklanmadığım sürece senin bağışlanmanı dileyeceğim," buyurdu. Bunun üzerine Allah Teala, "(Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne Nebie yaraşır ne de inananlara,"(Tevbe 113) ayetini indirdi. Yine Ebu Talib hakkında ayet indirip Hz. Nebi'e şöyle buyurdu: "(Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Bilakis, Allah dilediğine hidayet verir. " (Kasas 56) İbn Abbas şöyle demiştir: Uli'l-kuwe (Kasas 76) [ifadesi Karun'un anahtarlarını] güçlü kuwetli bir grup e'rkeği; kaldıramayacağı anlamını ifade eder. Letenuu (Kasas 76) "ağır gelirdi," anlamına gelir. Fariğa (Kasas 10) [kelimesi annesinin kalbinde] sadece Hz. Musa'nın düşüncesinin olduğu anlamına gelir. Ferihin (Kasas 76) "şımarıklar" manasını ifade eder. Kussihi "onun peşinden git" anlamına gelir. Bu kelime "bir sözü anlatmak'i anlamını da ifade edebilir. Nitekim şu ayette bu manada kullanılmıştır: Sana en güzel kıssaları anlatıyoruz."(Yusuf 3)" An cunub "uzaktan" anlamına gelir. Bunun gibi an cenabetin ve an ictinabin ibareleri de aynı anlamı ifade eder. Betaşe fiilinin muzarisi] yebtışu (Kasas 19) ve yebtuşu şeklinde gelir' Ye'temirune "görüş alış-verişinde bulunuyorlar" demektir. Udvan, (Kasas 28) ada ve teaddi aynı anlama gelir. Anese (Kasas 29) "gördü" demektir. Cezve "yalımı olmayan kalın odun parçası," şihab ise "yalımlı ateş"tir. ' Yılanlar çeşit çeşittir. Kimi cann,(Kasas 31) kimi efai, kimi de esaviddir. Rid'en (Kasas 34) "yardımcı" anlamına gelir. İbn Abbas ayeti yusaddikuni şeklinde okumuştur. (Kasas 34). Başka bir müfessir ise şöyle demiştir: Seneşuddu (Kasas 35) "sana yardım edeceğim" demektir. Bir şeyi desteklersen, onun için pazu yaparsın. Makbuhın (Kasas 42) "helak edilmişler" anlamına gelir. vessalna(Kasas 51) "açıkladık, tamamladık" demektir. " Yucba(Kasas 57) "celb edilir" batirat (Kasas 58) "şımardı" anlamına gelir. Fi ummiha rasula (Kasas 59) [ifadesinde geçen ümm kelimesi şöyle izah edilir:] Şehiririp anası, Mekke ve çevresidir. tukinnu (Kasas 69) "gizler" anlamına gelir. Eknentu'ş-şey'e cümlesi "O şeyi gizledim," demektir. Kenentuhu i;e hem "onu gizledim" hem de "onu açığa çıkardım" anlamına gelir. { veyke ennalIahe (Kasas 82) ifadesi elem tera ennallahe ifadesi gibidir. yebsutu'r-rizka Iimen yeşau ve yekdir ifadesi "Allah dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğininkini ise daraltır," (Kasas 82) anlamlPa gelir.
İkrime, İbn Abbas'ın eradduke ila mead ayetinde geçen mead - dönülecek yer kelimesini Mekke' olarak izah ettiğini nakletmiştir. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1718-5 ANKEBUT SURESİ. Mücahid, kanu müstebsirin(Ankebut 38) (Oysa bakıp görebilecekleri durumdaydılar.) ayetini yorumlarken, Ad ve Semud kavminin sapkın olduklarını ifade etmiştir. Başka bir müfessir ise (Ankebut 64) " hayevan ile hayyu kelimeleri aynı anlama gelir," demiştir. Yine ona göre, feleye'lemennallahu,(Ankebut 3) "Elbette Allah bunu bilir," manasındadır. Fakat bu ifade, li yemizallahu'l-habıse (Allah'zn m urdarı temizden ayık/aması için) (Enfal 37) ayetinde olduğu gibi, "ayırt etmek" anlamına gelir. Eskalen mea eskalihim (Ankebut 13) "günahlarıyla birlikte nice günahları da yüklenecekler" manasına gelir.
Mesruk'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Adamın biri Kinde'de konuşurken 'Kıyametin kopacağı gün bir duman çıkacak ve münafıkların duyma ve görme duyularını işlevsiz hale getirecek. Müminleri ise nezleye tutulmuş hale dönüştürecek,' dedi. Bu sözler yüzünden korkuya kapıldık. Hemen İbn Mes'ud'un yanına gittim, O esnada arkasına yaslanmış rahatça oturuyordu, (Duyduklarımı ona anlatınca) birden sinirlendi ve ciddi bir biçimde oturdu. Sonra şöyle dedi: Kim biliyorsa, konuşsun. Kim de bilmiyorsa, 'En iyi Allah bilir,' desin. Çünkü kişinin bilmediği bir konuda 'Ben bilmiyorum,' demesi, ilimdir, Allah Teala da Nebiine şöyle buyurmuştur: (Resulüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum, Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim. (Sad 86) Kureyş kabilesi İslam dinini kabul etmekte ağırdan almıştı. Bunun üzerine Allah Resulü onlara şu şekilde beddua etmişti: Ey Ulu Alla,hım! Onlara karşı, Yusuf Nebi döneminde uerdiğin yedi kıtlık yılı gibi yedi yıl kıtlık uererek bana yardım et! Bu bedduanın ardından kıtlık başladı. Bazı müşrikler kıt1ıkta helak oldu. Bazıları ölü eti ve kemik yemek zorunda kaldı. İnsanlar gökyüzü ile yeryüzü arasında dumana benzer bir karaltı görmeye başladılar. Bunun üzerine Ebu Süfyan, Hz. Nebi'e gelerek 'Ey Muhammed! Sen, akrabalık bağlarını gözetmemizi emretmek üzere bize geldin. Ama senin kavrnin helak oldu,' dedi. Sonra İbn Mes'ud "Şimdi sen, göğün, insanlan bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle! .. " şeklinde başlayıp "Ama siz, yine (eski"halinize) döneceksiniz, "(Duhan 10-15) kısmına kadar olan ayetleri okudu. Daha sonra şöyle dedi: Hiç ahiret azabı gelip çatınca onlardan kaldırılır da, onlar inkarlarına tekrar dönerler mi? Burada kastedilen şudur: Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, yani Bedir savaşının olacağı gün, intikamımızı alınz.(Duhan 16) (Ey inkarcılar! Size Resul'ün bildirdiklerini) kesinkes yalan saydmız. Onun için azap yakanızı bırakmayacak. (Furkan 77) Yani Bedir savaşının olacağı gün, azaptan kurtulamayacaksınız.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Doğan her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne-babası tarafından Yahudi veya Hıristiyan yahut Meclısf yapılır. (Her çocuğun fıtrat üzere doğması) hayvanların hayvan olarak bütün organları tastamam doğmasına benzer. Hiç onların organlarında bir eksiklik görebilir misiniz?" Daha sonra Allah Restıtü şu ayeti okudu: "[(Resulüm!) Sen yüzünü hanfj olarak dine], Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise, ona çevir. Allah'ın yaratışında hiçbir değişme yoktur. İşte dosdoğru din de, budur. "(Rum 30) İmam Buhar! burada Ebu Hureyre'den rivayet edilen fıtrat hadisini zikretti. Bu hadisin senet ve metni, şerhi ile birlikte "Müşriklerin Çocuklarının Durumu Hakkında İleri Sürülen Görüşler" başlığı altında KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1719-2 LUKMAN SURESİ
Abdullah [İbn Mes'udJ'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar [var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır, ]" (En'am 82) ayetinin nazil olması, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabına ağır geldi. "Hangimiz imanına zulüm bulaştırmıyar ki?" dediler. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu, zannettiğiniz gibi değildir. LukmAn'ın oğluna 'Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, '(Lukman 13) şeklinde yaptığı nasihati hiç işitmediniz mi?" imam Buhari ibn Mes'ud'dan nakledilen bu hadisi "inanıp Da imanlarına Herhangi Bir Zulüm Bulaştırmayanlar" ayetinin tefsirinde zikretmişti. Bu hadisin geniş açıklaması ise, "Kitabu'l-ıman"
Ebu Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların arasında iken, bir adam çıkageldi. 'Ey Allah'ın Resulü! İman nedir?' diye sordu. Hz. Nebi de, 'İman; Allah'a, meleklerine, Nebilerine, ahiret gününe ve son dirilişe iman etmendir,' şeklinde cevap verdi. Bu defa 'Ey Allah'ın Elçisi! İslam nedir?' diye sordu. Hz. Nebi 'İslam; Allah'a ibadet edip ona hiçbir şeyi ortak koşmaman, namaz kı/man, farz olan zekatı vermen ve Ramazan orucunu tutmandır,' şeklinde cevap verdi. Bu kez, 'Ey Allah'ın Elçisi! İhsan nedir?' diye sordu. Hz. Nebi 'İhsan; Allah'ı görüyormuşçasına O'na ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da, elbette o seni görüyor,' şeklinde cevap verdi. Adam son olarak 'Ey Allah'ın Elçisi! Kıyamet ne zaman kopacak?' diye sordu. Hz. Nebi de şöyle cevap verdi: Bu konuda soru sorulan, soru sorandan daha bilgili değildir. Ancak sana kıyametin alametlerinden bahsedebilirim: Bir kadın efendisini doğurursa, bu, kıyamet alametlerindendir. Yalın ayaklı, baldm çıplak kimseler, insanları yönetmeye başlarsa, bu da, kıyamet aıametidir. Kıyametin ne zaman kopacağı konusu, Allah'tan başka hiç kimsenin bilmediği konular arasındadır: 'Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir.'(Lukman 34) Sonra adam Hz. Nebi'in yanından ayrıldı. Bir müddet sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'O adamı bana geri getirin!' dedi. Ashabı kiram onu geri getirmek için aramaya koyuldular. Fakat kimse ondan bir ize rastlayamadı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: O, Cebrafl'di. İnsanlara dinlerini öğretmek için gelmişti."
Abdullah İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Gaybın anahtarları beştir," buyurdu, sonra şu ayeti okudu: "Kıyamet vaktihakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır ... "(Lukman 34) İmam Buhari burada, Cebraıl'in iman, İslam vb. konularda sorduğu sorulara ilişkin Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadise yer verdi. Bu hadiste Allah'tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği beş konu da geçmektedir. Bu hadisin
Ebu Hureyre Hz. Nebi'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah TeaIa şöyle buyurdu: Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve herhangi bir insanın aklına gelmeyen mükafatlar hazırladım." Ebu Hureyre (bu hadisi naklettikten sonra) "Dileyenler 'onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez, '(Secde 17) ayetini okusun, demiştir." Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Cennet
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah Teala şöyle buyurdu: Salih kullarım için size haber verilenlerin dışında hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve herhangi bir insanın aklına gelmeyen nice mükafatlar hazırladım." mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez," (Secde 17)ayetini okudu.
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Ne kadar mu’min varsa hepsine dünya ve ahirette en yakın insan benim. İsterseniz 'Nebi, mu’minlere kendi canlarından daha yakındır, (Ahzab 6) ayetini okuyun! O halde, kim geride miras olarak bir mal bırakırsa, asabesi kimlerse, o ma/z onlar paylaşsın. Kim de geride bir borç veya bakıma muhtaç kimseler bırakırsa, onlar bana gelsin. Zira onların koruyucusu benim!"
Abdullah İbn Ömer'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Zeyd İbn Harise Hz. Nebi'in azadlı kölesi idi. Bu yüzden onu sadece Zeyd İbn Muhammed diye çağırırdık. Bu durum 'Onları (evlatlık edindiklerinizi) babalarına nispet ederek çağırın. Allah yanında en doğrusu budur,' ayeti nazil oluncaya kadar devam etti."
Enes İbn Malik'ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Mürninler içinde Allah'a verdiği sözde duran nice erler var!" ayetinin Enes İbn Nadr hakkında nazil olduğunu biliyoruz.
Zeyd İbn Sabit'ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Mushafı çoğaltınca, Nebi'in sallallahu aleyhi ve sellem çok sık okuduğunu işittiğim Ahzab suresinden bir ayeti, Ensar'dan Huzeyme'nin dışında hiç kimsenin yanında bulamadım. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun şahitliğini iki kişinin şahitliğine denk tutmuştu. Bahsi geçen ayet şuydu: "Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. "(Ahzab 23)
Nebi s.a.v.'in eşi Aişe r.anha validemizden rivayet edildiğine göre, Allah Teala Hz. Nebi'e, eşlerine dünya ve ahiret arasında seçimde bulunmalarını teklif etmeyi emrettiği sırada, Hz. Nebi onun yanına gelmiştir. [Olayın bundan sonraki kısmını Hz. Aişe şöyle anlatır:] ilk olarak Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim yanıma geldi. Bana "Sana bir şey söyleyeceğim. Acele etmene gerek yok. Hatta anne-babanın görüşüne müracaat edebilirsin," dedi. Halbuki anne-babamın ondan ayrılmama razı olmayacağını çok iyi biliyordu. Sonra sözlerini "Allah Teala şöyle buyurdu: Ey Nebi! Eşlerine. söyle ... " diyerek sürdürdü ve iki ayeti de tamamen okudu. Ben de ona, 'Bunun neyini anne-babama danışacağım ki! Elbette Allah'ı, 'Nebii'ni ve ahiret yurdunu istiyorum,' dedim." Hadisin geçtiği diğer yer: 4786.
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerine tahyırde bulunmakla emredildiği zaman buna, ilk önce benimle başladı. Bana, 'Sana bir şey söyleyeceğim. Acele etmene gerek yok. Hatta anne-babanın görüşüne müracaat edebilirsin.' dedi. Halbuki anne-babamın bana, ondan ayrılmarnı emretmeyeceğini gayet iyi biliyordu." Hz. Aişe olayı anlatmaya şöyle devam etti: "Sonra bana, Allah Teala 'Ey Nebi! Eşlerine söyle: Eğer dünya ve dünya süsünü istiyorsanız [gelin size boşama bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıveriyim. Eğer Allah'ı, Nebiini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için] büyük mükCi!Cit [hazırlamıştır,)' buyuruyor, dedi. Ben de dedim ki: Bunun neyini anne-babama danışacağım ki! Elbette Allah'ı, Nebii'ni ve ahiret yurdunu istiyorum." Sonra Hz. Aişe şöyle dedi: " Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in diğer hanımları da benim gibi yaptı."
Enes İbn Malik'ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah'ın ortaya çıkaracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun," ayeti Zeyneb bint Cahş ile Zeyd İbn Harise hakkında indi." Hadisin geçtiği diğer yer: 7420.
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Kendilerini Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hibe eden (mehirsiz olarak evlenme teklif eden) kadınlara kıskançlık beslerdim. Onları 'Bir kadın kendisini hibe eder mi?' diyerek (ayıplardım). Allah Teala 'Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Bir süre ayrı/dığın hanım/arından arzu ettiğini tekrar yanına a/manda senin için bir günah yoktur, (Ahzab 51) ayetini indirince, [Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e], 'Bakıyorum da Rabbin her daim senin arzularını yerine getirmek için çabalıyor,' dedim. Hadisin geçtiği diğer yer: 5113.
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, [o şöyle demiştir:] "On/ardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Bir süre ayrıldığın hanım/arından arzu -etiğini tekrar yanına almanda senin için bir günah yoktur," ayeti nazil olduktan sonra Hz. Nebi, hanımlarının birinin sırasında diğer bir hanımına gitmek istediği zaman bizlerden izin isterdi. [Hadisin ravilerinden Muaze'den şöyle nakledilmiştir: Hz. Aişe'ye: 'Senden izin istediği zaman ne derdin?' diye sordum. O da şöyle dedi: Ona 'Ey Allah'ın Elçisi! Eğer bu mesele bana bırakılmışsa, sizi başka birine bırakmayı asla tercih etmem!' derdim."
Enes'ten Hz. Ömer'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e 'Yanına iyi ve kötü kimseler geliyor. Keşke mu'minlerin annelerine örtünmelerini emretsen ... " dedim. Bunun üzerine hicab ayeti nazil oldu.
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zeyneb bint Cahş ile evlendiği zaman, insanları [ziyafete] davet etti. İnsanlar gelip yediler, sonra oturup konuştular. Allah Resu.ıü sallallahu aleyhi ve sellem kalkmaya hazırlanır gibi oldu, ama onlar kalkmadılar. Hz. Nebi onların bu halini görünce kendisi kalktı. Onun kalkmasıyla cemaatte kalktı. Ancak üç kişi oturmaya devam etti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içeri girmek üzere geldi. Bir de ne görsün, adamlar hala orada oturuyorlar. Sonra adamlar kalktı. Hemen Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim ve ona insanların gittiğini haber verdim. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldi ve içeri girdi. Ben de içeri girmek için gittim. Ancak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onunla benim arama perde çekti. Bunun üzerine Allah Teala 'Ey iman edenler! Nebiin evlerine girmeyin! .. ' ayetini indirdi." Hadisin geçtiği diğer yerler: 4792, 4793, 4794, 5154, 5163, 5166
Ebu Kılabe, Enes İbn Malik'ten, onun şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Hicab ayetini en iyi ben bilirim. Hz. Zeyneb süslenip Rasulullah'a sallalla.hu aleyhi ve sellem getirildiği vakit, Hz. Nebi'le birlikte evde bulunuyordu. Allah Resulü [onunla evlenirken ziyafet olarak] yemek yaptırıp insanları davet etmişti. İnsanlar, konuşmak için oturup kaldılar. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem dışarı Çıkıyor, sonra tekrar dönüyordu. Çünkü insanlar oturmuş konuşuyorlardı. Bunun üzerine Allah Teala 'Ey iman edenler! Nebiin evlerine girmeyin! .. ' ayetini indirdi."
Enes İbn Malik'ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Zeyneb bint Cahş ile evlendiği zaman, ekmek ve etten oluşan ziyafet sofrası kuruldu. Yemeğe davet etmek üzere haberci olarak ben gönderildim. Bir grup gelip yemek yiyor, sonra gidiyordu. Daha sonra başka bir grup gelip yemek yiyor ve gidiyordu. Bu şekilde davet edecek birini bulamayıncaya kadar herkesi yemeğe çağırdım. Sonra Hz. Nebi'e 'Ey Allah'ın Elçisi! Davet edecek kimseyi bulamıyorum,' dedim. O da 'Sofranızı kaldırın!' dedi. Bu esnada üç kiJ evde kalıp konuşmaya devam etti. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıktı ve Hz. Aişe'nin odasına gitti ve ona 'Allah'm selamı ve rahmeti üzerinize olsun ey hane halkd' diyerek selam verdi. Hz. Aişe de şöyle karşılık verdi: Allah'ın selamı ve rahmeti sizin de üzerinize olsun. [Yeni] eşini nasıl buldun? Allah mübarek etsin. Sonra Allah Resu!ü sallallahu a1eyhi ve selle m diğer bütün hanımlarının odalarını yokladı. Hz. Aişe'ye selam verdiği gibi onlara da selam verdi. Onlar da Hz. Aişe gibi karşılıkta bulundular. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döndü. Bir de baktı ki, o üç kişi hala evde konuşmaya devam ediyor. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem son derece hayalı idi. Hz. Aişe'nin odasına gitmek üzere çıktı. İnsanların gittiğini Hz. Aişe mi haber verdi, yoksa başka biri mi, bilemiyorum. Nihayet RasuluIlah sallallahu aleyhi ve sellem döndü ve bir ayağını eşikten içeri attı. Daha diğer ayağı dışarıda iken benimle kendisi arasına perdeyi indirdi ve hicab ayeti nazil oldu."
Enes r.a.'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zeyneb bint Cahş ile evlendiği zaman, düğün yemeği vermişti. İnsanları et ve ekmekle doyurmuştu. Daha sonra, zifaf gecesinin sabahında yaptığı gibi, mü mini erin annelerinin odalarına gitti. Onlara selam verip dua etti. Onlar da selamını alıp kendisine dua ettiler. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem evine döndüğü vakit, iki adamın konuşmaya daldığını fark etti. Onları görünce eve girmekten vazgeçti. O iki adam Hz. Nebi'in evine girmekten vazgeçtiğini görünce hemen kalkıp hızlıca uzaklaştı. Onların girtiğini ben mi haber verdim, yoksa RasuluIlah sallallahu a1eyhi ve sellem başka birinden mi öğrendi, hatırlayamıyorum. Nihayet Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem döndü ve evine girdi. Benimle kendisi arasına örtü indirdi ve hicab ayeti nazil oldu."
Aişe r.anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Hicab farz kılındıktan sonra Sevde bir ihtiyacından dolayı dışarı çıktı. İri yarı bir kadın olduğu için, hemen tanınırdı. Bu yüzden Hz. Ömer onu tanımıştı ve ona şöyle demişti: Ey Sevde! Allah'a and olsun ki, (iyi örtünemediğin için) bizler tarafından tanınıyorsun. Baksana nasıl dışarı çıkmışsın. Hz. Sevde bundan sonrasını şöyle anlatıyor: Hemen gerisin geri eve döndüm. O esnada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem evimde idi. Oturmuş öğle yemeği yiyordu. Elinde de bir parça kemikli et vardı. Yanına vardım ve: 'Ey Allah'ın Elçisi! Bir ihtiyacımdan dolayı dışarı çıktım. Beni gören Omer, bana şunları şunları söyledi' dedim. Derken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e vahiy geldi. Daha sonra vahiy tamamlandı. Et parçası, hala elinde idi, onu bırakmamıştı. Sonra şöyle buyurdu: "Sizin ihtiyaçlarınızı gidermek için çıkmanıza izin veri/di,"
Aişe radiyallahu anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Hicab ayeti nazil olduktan sonra Ebu Kuays'ın kardeşi Eflah, yanıma girmek için izin istedi. 'Bu konuda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e sormadan ona izin veremem' dedim. Çünkü kardeşi Ebu Kuays beni emzirmemişti. Beni onun hanımı emzirmişti. Derken Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma geldi. Ona 'Ey Allah'ın Elçisi! Ebu Kuays'ın kardeşi Eflah yanıma gelmek için izin istedi. Ben de, sana danışıncaya kadar onun gelmesine izin vermedim,' dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de, "Neden izin vermedin ki! O senin amcan değil mi?" dedi. Bu defa ona, 'Adam beni emzirmedi, ki, beni Ebu Kuays'ın hanımı emzirdi,' dedim. O da şöyle buyurdu: Ona izin ver. Zira o, senin amcandır. Allah senin haynnı versin. " Urve şöyle demiştir: Bundan dolayı Hz. Aişe, "Nesep bağı dolayısıyla evlenilmelerini haram saydığınız kimselerin, emzirme yoluyla da evlenilmelerini haram sayın," derdi.
Ka'b İbn Ucra'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ey Allah'ın Resulü! Sana selam vermenin ne anlama geldiğini biliyoruz. Ancak sana salavat nasıl getirilir? [Bunu bilmiyoruz,]" diye sorulmuş. Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurmuş: Şöyle deyin:";. (Allahım! Hz. İbrahim'e ve onun yakınlarına rahmet ettiğin gibi, Muhammed'e ve onun yakınlarına da rahmet et! Şüphesiz övgüye ve yüceliklere layık olan ancak Sensin! A/lahım! Hz. İbrahim'e ve onun yakınlarına bereket verdiğin gibi, Muhammed'e ve onun.yakınlarına da bereket ver! Şüphesiz övgüye ve yüceliklere layık olan ancak Sensin.)"
Ebu Said-i Hudri r.a.'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Nebi'e "Ey Allah'ın Elçisi! Bu, selam, bunu anladık. Ancak sana nasıl salavat getireceğimizi bilmiyoruz?" diye sorduk. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şu cevabı verdi: "Şöyle diyerek bana salavat getirin: (Allahım! İbrahim Nebiin yakınlarına merhamet ettiğin gibi kulun ve "elçin Muhammed'e de merhamet et! ıbrahim Nebiin yakınlarına bereket ihsan ettiğin gibi, Muhammed'e ve onun yakınlarına da bereket ihsan et!) Hadisin geçtiği diğer yer: 6358.
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Hz. Musa son derece hayalı bir insan idi. Şu ayette bu duruma işaret edilmiştir: Ey iman edenler! Siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, dedikleri şeyden temize çıkardı. 0, Allah yanında şerefli idi. " (Ahzab 69)
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah Teala sema’da bir konuya hükmettiği zaman melekler itaatlerinden kanatlarını çırparlar. [Onların kanat sesleri] dümdüz bir kaya parçasına [çarpan] zincirin [sesine] benzer. Kalplerindeki korku geçince: 'Rabbiniz ne buyurdu?' diye sorarlar. Kendisine sorulan ise 'Hayr buyurdu. O pek yücedir, çok büyüktür,' diye cevap verir. Onun sözlerini kulak hırsızları işitir. Hadisin ravilerinden Süfyan eliyle şeytanların dizilişini gösterdi. Önce elini çevirdi ardından parmaklarının arasını açtı ve şöyle dedi. Kulak hırsızları bu şekilde üst üste sıralanmış haldedirler. En üsteki kulak hırsızı bir söz işitir. Hemen onu bir altındakine iletir, o da kendisinden altta olana iletir. Söz bu şekilde iletilmeye devam eder ve en sonunda sihirbaz ve kahine ulaşır. Kimi zaman kulak hırsızları işittiklerini aktarmadan bir şihab yıldızı onlara yetişir. Bazen de bu yıldız yetişmeden işittiğini aktarır. Bu bir söze bin yalan katarlar. Sonra 'Bunlar bize falanca gün şöyle şöyle dememişler miydi?' denir ve semadan işittikleri bir sözü yüzünden doğrulanırlar."
İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün Safa tepesine çıktı ve "Yetişin!" diye seslendi. Bunun üzerine Kureyşliler yanına gelip "Neyin var?" diye sordular. O da; "Size sabahreyin veya alajamleyin düşmanın saldıracağını söylesem bana inanır mısınız?" diye sordu. Onlar "Elbette," diye cevap verince şöyle buyurdu: "Ben şiddetli bir azap gelip çatmadan size gönderilr,iş bir, uyarıcıyım7Nebiim." Bunun üzerine Ebu Lehep çıkıp; "Yazıklar olsun sana! Bunun için mi bizi topladın!" dedi. Allah Teala da "Ebu Leheb'in iki eli kurusun," suresini indirdi. İmam Buhar! burada Şu ara suresinde geçen "(Önce) en yakın akrabanı uyar," ayetinin açıklamasında İbn Abbas'tan naklettiği hadisin bir bölümünü verdi. Bu hadisin açıklaması ayrıntılı olarak Şuara suresinin tefs!r edildiği bölümde yapılmıştı. (bk. Hadis no: 4770) KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1728-2 FATIR SURESİ. Mücahid " kıtmir (Fatır 13) 'çekirdeğin zarı,' muskale (Fatır 18) 'ağırlaştırılmış' anlamına gelir," demiştir. Bir başka müfessir ise " harur (Fatır 21) 'güneşli gün' anlamına gelir," demiştir. İbn Abbas ise şöyledemiştir: " harur 'gece lan sıcaklık,' semum (Tur 27) ise 'gündüz olan sıcaklık' anlamına gelir. ğarabib (Fatır 27) 'siyah'ın en koyu tonu,' ğirbib de 'koyusiyah' demektir.
Ebu Zer’ r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Güneşin batışı esnasında Mescid-i Nebevi'de Hz. Nebi'in yanında idim. Bana; "Ey Ebu Zerr, güneş nerede batzyor, biliyor musun?" diye sordu. Ben de; "Allah ve Resulü daha iyi bilir," şeklinde cevap verdim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Güneş gider ve nihayet Arş'zn altznda secde eder. İşte bu durum şu ayette ifade edilmektedir: Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar. İşte bu, azız ve alım olan Allah'zn takdiridir."
Ebu Zerr'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Hz. Nebie 'Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar' [ayetinde geçen yerin neresi 01duğudunu] sordum. O da şöyle buyurdu: Güneşin yeri, Arş'zn altzndadır.
Abdullah [İbn Mes'ud] radiyallahu anh, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Hiçbir kul’un Yunus bin Matta'dan daha hayırlı olması gerekmez."
Ebu Hureyre radiyallahu anh'dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Her kim 'Ben Yunus İbn Matta'dan daha üstünüm,' derse yalan söylemiştir." İmam Buhari bu başlık altında İbn Mes'ud'dan nakledilen hadis ile Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadisi verdi. Bunun açıklaması "Enbiya Bölümü"nde geçmiştL(Hadis no: 3416 da)
Avvam'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Mücahid'e Sad suresindeki secde ayetini sordum. O da şöyle cevap verdi: Bu konu İbn Abbas'a da sorulmuştu. O da "İşte o Nebiler, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy,"(En'am 90) ayetini okudu. Bu suredeki secde ayetinden dolayı da secde ederdi.
Awam'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Mücahid'e Sad suresindeki secde ayetini sordum. O da şöyle cevap verdi: Ben de bunu "Hangi delile göre secde ettin?"(En'am 90) diye İbn Abbas'a sordum. O da bana şu ayetleri okumuyor musun? diye cevap verdi ve ayetleri okudu. "O'nun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf u, Musa'yı ve Harun'u doğru yola iletmiştik. İşte o Nebiler, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy."(En'am 84-90) [Sonra şöyle dedi:] Davlid, Nebiinizin kendisine uyması emredilen elçilerdendi. Bu yüzden Davlid'un secde ettiği yerde Hz. Nebi'de secde etti. Ucab (Sad 5) "şaşılacak" anlamına gelir. Kitt (Sad 16) "sahife" demektir. Bu surede "hesap defteri" anlamına gelir. {
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Dün gece azgın bir cin (veya Allah Resulü buna yakın bir ifade kullandı) namazımı bozmak üzere birden önüme geçti. Allah Teala ona karşı bana yardım etti. Hepiniz uyanınca onu göresiniz diye mescidin sütünlarından birine bağlamak istedim. Sonra kardeşim Süleyman'ın "Bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağz bir hükümranlık ver," sözü aklıma geldi. Hadisin ravilerinden Ravh şöyle demiştir: "Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zelil bir haldeki o cini serbst bıraktı." Bu hadisin açıklaması Hz. Süleyman'dan bahseden Enbiya Bölümü'nde geçmişti. (Bk.3423.hadis)
Mesruk'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Mes'ud'un yanına gittik. O şöyle dedi: Ey insanlar! Kim bir şeyi öğrenirse, onu söylesin. Kim de bir şeyi bilmiyorsa, 'En iyi Allah bilir,' desin. Çünkü kişinin bilmediği bir şey hakkında 'En iyiAllah bilir,' demesi ilmin bir cüzüdür. Allah Teala Nebiine şöyle buyurmuştur: (Resulüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim. (Sad 86) Size duhandan/dumandan söz edeceğim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kureyşlileri İslam'a davet etti. Onlar İslam'a girmekte ağır davrandılar. Bunun üzerine Hz. Nebi "Ey Allahım! Onlara karşı Yusuf Nebiin dönemindeki yedi yıla benzer yedi yıl ile bana yardım et!" diye yakardı. Akabinde Kureyş için kıtlık başladı ve her şey tükendi. Hatta müşrikler ölmüş hayvan etlerini ve derileri yemeye başladılar. Kıtlık öyle bir hal aldı ki, insanlar açlıktan gök ile yer arasında duhan/duman görmeye başladılar. Bu hususta Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır. (İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler). Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğreti/miş bir deli! dediler. Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. "(Duhan 10-15) İbn Mes'ud şöyle devam etti: Kıyametgünü onlardan azab kaldırılır mı? Sonra şunları ekledi: Dünyada onların azabı kaldırıldı. Sonra müşrikler inkarlarına geri döndüler. Nihayet Allah Teala Bedir savaşında onları yakaladı. Nitekim bu konuda şöyle buyurmuştur: "Fakat biz, büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız. "(Duhan 16) İmam Buhar! bu başlık altında İbn Mes'ud'un duhan/duman hakkındaki sözlerini nakletti. Bu rivayetin açıklaması Rum suresinde geçmişti. Duhan suresinde de tekrar bu rivayete dönülecektir.(bk. 4822.hadis) Yağmur isteme ile ilgili kısmı da ilgili bölümde geçmişti.
İbn Abbas r.a.'den rivayet edildiğine göre, şirk ehlinden bir grup insan, adam öldürmüş, hem de birçok cana kıymış, zina etmiş, zinada da ileri gitmişti. Nihayet Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldiler ve "Senin söylediklerin ve davet ettiğin mı?" dediler . Bunun üzerine Allah Teala şu iki ayeti indirdi: "Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir ilaha yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı can’a haksız yere kıymazlar ve zina etmezler, " "Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin!"(Zumer 53)
Abdullah r.a.'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Yahudi alimlerinden biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip "Ey Muhammed! Bizim sahip olduğumuz bilgiye göre Allah Teala gökleri bir parmağına, yerleri diğer parmağına, ağaçları öteki parmağına, suyu ve toprağı bir başka parmağına ve diğer bütün mahlukatı da bir parmağına yerleştirip 'Ben kralım!' der." dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O alimin bu sözünü doğrulayıp arka dişleri gözükecek kadar güldü. Sonra şu ayeti okudu: Onlar Allah'! hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. 0, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir. Hadisin geçtiği diğer yerler: 7414, 7415, 7451, 7513.
Ebu Seleme'den Ebu Hureyre'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Allah Teala yeryüzünü avucunun içine alacak, sağ eliyle de gökleri dürecek. Sonra "BEN KIRALIM, YERYÜZÜNÜN KIRALLARI NEREDE?" buyuracak. İmam Buhari bu başlık altında Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadisi naklettL Bu hadisin ayrıntılı açıklaması "Kitabu't-Tevhid" de yapılacaktır.
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Sur'a son üflemeden sonra başını ilk kaldıran ben olacağım. Bir bakacağım ki Musa Arş'a yapışmış bir halde. Bilemiyorum o hep böyle miydi, yoksa son üflemeden sonra mı böyle oldu.
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sur'a iki üfleme arasında kırk vardır." Ebu Hureyre'nin yanında bulunanlar "kırk gün mü?" diye ona sormuşlar. [Olayın bundan sonraki kısmını Ebu Hureyre şöyle anlatıyor:] Ben hiç cevap vermedim. Bu defa "Kırk sene mi?" diye sordular. Ben yine hiç cevap vermedim. Bu kez "Kırk ay mı?" diye sordular. Ben yine hiç cevap vermedirrı.• [Ebu Hureyre Hz. Nebi'in sözünü şu şekilde tamamladı:] İnsanoğlunun kuyruk sokumundaki bir parçası hariç her şeyi çürür. İşte insanlar bu parçadan yeniden terkip edilir. Diğer tahric edenler: Müslim, fiten; Ebu Davud, sunne; Nesâi, cenâiz; İbn Mâce, zühd; Muvatta, cenâiz; Ahmed b. Hanbel’in Müsnedi, II, 322, 428, 499;III, 28.
Urve İbnu'z-Zübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Amr İbni'l-As müşriklerin Hz. Nebi'e yaptığı en kötü şeyi bana haber verdi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'nin avlusunda namaz kılıyordu. Derken Ukbe İbn Ebi Muayt ona doğru yürüdü, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir omuzundan tuttu ve elbisesini boynuna doladı. Var gücüyle onu boğmaya çalıştı. Hemen Ebu Bekir yetişti ve onu omuzlarından yakaladığı gibi Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den uzaklaştırdı. Abdullah İbn Amr daha sonra şu ayeti okudu: "Siz bir adamı "Rabbim Allah'tır" diyor diye öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirmiştir. "(Mu'min 28
İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, o "Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz," . ayeti hakkında şöyle demiştir: İki Kureyşli ve bir de onların hanım tarafından Sakif kabilesinden olan akrabaları veya iki Sak1f1i bir de onların hanım tarafından Kureyş kabilesinden olan akrabaları bir evde konuşuyorlardı. İçlerinden biri diğerlerine "Allah'ın bizim sözlerimizi işittiğini düşünüyor musunuz?" diye sordu. Diğeri "Bir kısmını işitiyor," diye cevap verdi. Diğer biri de "Eğer bir kısmını işitiyorsa, hepsini işitir," dedi. Bunun üzerine "Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz," ayeti nazil oldu. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4817, 7521.
Abdullah İbn Mes'ud r.a.'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ka'be'nin yanında iki Kureyşli bir Sakifli veya iki Sakifli bir Kureyşli bir araya gelmişti. Bu insanların göbekleri büyük, anlayışları kıt idi. İçlerinden biri "Sizce Allah söylediklerimizi duyuyor mu?" diye sordu. Diğeri "Yüksek sesle konuşursak duyar; alçak sesle konuşursak duymaz," şeklinde cevap verdi. Bir diğeri ise "Eğer yüksek sesle konuştuğumuz zaman bizi işitiyorsa, alçak sesle konuştuğumuz zaman da bizi işitir," dedi. Bunun üzerine Allah Teala "Siz ne kulaklarımzzn, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahittik etmesinden sakımyordunuz, "(Fussilet 22) ayetini indirdi.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, ona "Akrabalık sevgisinden başka," ayetinin anlamı sorulmuş. Said İbn Cübeyr devreye girip "Burada Hz. Nebi'in akrabaları kastediliyor," demiş. İbn Abbas ise ona şöyle demiş: "Cevap vermekte acele ettin. Hz. Nebi'in bütün Kureyş boyları ile akrabaIığı vardı. Dolayısıyla bu ayet 'Sizinle benim arasında bulunan akrabalık bağlarını gözetmenizden başka,' anlamına gelir.
Safvan İbn Ya'la, babasının, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in minberde "Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin! diye seslenirler, "(Zuhruf 77 ayetini okuduğunu işittiğini rivayet etmiştir. Katade şöyle demiştir: Meselen li'l-ahırın (Zuhruf 56) ifadesi "Onlardan sonra gelenler için ibret" anlamına gelir. Bir diğer müfessir ise şöyle demiştir: Mukrinin (Zuhruf 13) "zaptedenler" demektir. Arapçada fulanun mukrinun li flflanin dendiği zaman, bu "falanca kimse falanca'yı zapt.etti' anlamına gelir. Ekvab "emzikleri olmayan ibrikler" demektir.: Ewelu'l-abidın (Zuhruf 81) [ifadesinden önce geçen.in kane li'r-Rahmani veledün ifadesi] Rahman'ın çocuğu yoktur anlamına gelir. Bu ifade ise "O'nun çocuğu olduğu iddiasını reddenlerin ilki benim," anlamındadır.Abid ve.abid aynı manayı ifade eden iki farklı kullanımdır. Abdullah İbn Mes'lid.ve kllihi ya Rabbi ayetini (Zuhruf 88).ve kale'r-Raslilü ya Rabbi şeklin'de okumuştur. Bir görüşe göre er.ewelu'l-abidln ifadesindeki abidın kelimesi.abide-ya'bedu kökünden gelir ve "inkar edenler" anlamını ifade eder. '. Katade şöyle demişitr: fi ümmi'l-kitab (Zuhruf 4) "kitabın cümlesinden, kitabın aslından" anlamına gelir.
Abdullah (İbn Mes'ud r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: [Kıyametin alametlerinden] şu beş olay gerçekleşmiştir: Duman’ın çıkması, Rumların İranlılara üstün gelmesi, ayın yarılması, batşa (güçlü bir şekilde yakalama) ve lizam (helak etme veya esir alma) .
Mesruk Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Ayette sözü edilen azap gerçekleşmiştir. Kureyş'in kendisine karşı isyanı sürdürmek istemesi karşısında Hz. Nebi, Yusuf Nebi döneminde yaşanan yedi kıtlık yılının onların başlarına gelmesi için beddua etti. Bu yüzden müşrikler, kıtlık ve zorlukla karşı karşıya kaldılar. Öyle bir duruma düştüler ki, kemikleri yiyorlardı. Bu sırada içlerinden biri göğe baktığında, içinde bulundukları zor durumdan dolayı kendisi ile gök arasında duman görürdü. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır." (Duhan 10-11) İbn Mes'ud olayı anlatmaya şöyle devam etti: Sonra Hz. Nebi'in yanına geldiler ve ona; "Ey Allah'ın Elçisi! Allah'tan Mudar'a yağmur vermesini dile! Zira onlar helak oldu," dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de; "Mudar'a mı? Doğrusu sen çok ileri giden birisin!" dedi. Sonra Hz. Nebi onlar için yağmur diledi ve bunun üzerine yağmur yağdı. Akabinde de şu ayet indi: "Ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. "(Duhan 15) Kureyşli müşrikler refaha kavuşunca, refah döneminde içinde bulundukları hale döndüler. Bunun üzerine Allah Teala, "Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız, "(Duhan 16) ayetini indirdi. Bu ayetteki yakalama ile Bedir Savaşı kastedilmiştir.
Mesru.k'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Abdullah İbn Mes'ud'un yanına gittim. O şöyle dedi: Bilmediğin bir konuda "Allah daha iyi bilir," demen ilmin bir parçasıdır. Allah Teala Peygpmberi'ne sallallii.hu aleyhi ve selle m şöyle buyurmuştur: "(Resulüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim. "(Sad 86) Kureyş Hz. Nebi'e İslam'a girmeme konusunda üstün geldi ve ona karşı gelmeyi sürdürdü. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ey Allahım! Yusuf Nebi döneminde verdiğin yedi kıtlık yılının benzeri yedi yıl ile bana yardım et!" diyerek onlara beddua etti. Bunun üzerine kıtlık başladı. Müşrikler içinde bulundukları zor şartlardan dolayı kemikleri ve ölü hayvan etlerini yediler. Hatta kimi açlıktan kendisi ile gök arasında duman görmeye başladı. İşte böylesi bir halde iken "Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz, "(Duhan 12) dediler. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şöyle buyuruldu: "Biz bu azabı kaldınrsak, onlar tekrar eski hallerine dönerler." Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rabbine dua etti ve bunun üzerine Allah Teala onların azabını bitirdi. Onlar da tekrar eski hallerine döndüler. En sonunda Allah Teala Bedir savaşında onlardan intikamını aldı. İşte bu durum şu ayetlerde anlatılmaktadır: "Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır. İşte o zaman insanlar:} Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler). Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğreti/miş bir deli! dediler. Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikam!mız! alırız. "(Duhan
Mesruk'tan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Mes'Qd'un yanına gittim. Sonra o, şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini yalanlayıp ona karşı direnmeyi !,ilrdürmek isteyen Kureyş'e şöyle beddua etti: Ey Ulu Allahım! Yusuf Nebiin kavmine verdiğin yedi kıtlık yılına benzer yedi yıl ile onlara karşı bana yardım et! Bunun üzerine kıtlık oldu. Kıtlık, her şeyin tükenmesine neden oldu. Sonunda insanlar kemikleri yemeye başladılar. Durum öyle bir hal aldı ki; ayağa kalkan biri, açlık ve içinde bulunduğu zorlu durumdan dolayı göğe baktığı zaman, kendisi ile gök arasında dumana benzer bir şey görür hale geldi. Sonra şu ayetleri okudu: Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. "(Duhan 10) ... "Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. "(Duhan 15) Kıyamet günü onlardan hiç azap kaldırılır mı? Son olarak Abdullah İbn Mes'ud şöyle dedi: "Şiddetle yakalamaıldan maksat Bedir Savaşı'dır.
Mesruk'tan Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Allah Teala, Hz. Nebi'i gönderdi ve ona şöyle emretti: "(Resulüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim. " Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kureyş'in kendisine karşı direnmeyi sürdürdüğünü görünce şöyle beddua etti: "Ey Allahım! Yusuf Nebiin döneminde verdiğin yedi kıtlık yılına benzer yedi yıl ile bana yardım et!" Bunun üzerine kıthk başladı ve her şeyin tükenmesine neden oldu. Öyle ki insanlar kemikleri ve derileri yediler. Hatta biri onların derileri ve ölmüş hayvanların etini yediğini söylemiştir. Bu esnada yerden dumana benzer bir şey kalkmaya başladı. Bunun üzerine Ebu Süfyan Hz. Nebi'e geldi ve ona; "Ey Muhammed! Senin halkın helak oldu. Allah'a dua et de, onlardan bu azabı kaldırsın ... " dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Rabbine dua etti. [Hadisin ravilerinden] Mansur'dan nakledilen rivayete göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Bundan sonra dönersiniz," demiştir. İbn Mes'ud daha sonra şu ayetleri okudu: "Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açıkbir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır. İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler). Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğreti/miş bir deli! dediler. Biz azabı birazcıkkaldıracağız ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz."(Duhan 10-15) [Sonra İbn Mes'ud şöyle dedi:] Kıyamet günü verilecek azap onlardan kaldırılır mı hiç? Kıyametin alametlerinden duhan, yakalama ve lizam geçmiştir. Ravilerden biri kıyamet alametlerinden ayın yarılması hadisesinin, diğeri de Rumiarın İranhlara üstün gelmesinin gerçekleştiğini söylemiştir.
Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Kıyametin şu beş alameti gerçekleşmiştir: Uzam, Rumiarın İranlılara üstün gelmesi, yakalama, ayın yarılması ve duhan/duman.
Ebu Hureyre r.a.'den Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Allah Teala şöyle buyurdu: "İnsanoğlu bana eziyet ediyor. Zamana sövüyor. Halbuki zaman Ben'im. Bütün işler benim elimdedir. Gece ve gündüzü ben çeviririm. " Hadisin geçtiği diğer yerler: 6181, 7491.
Yusuf İbn Mahek'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Mervan, Hicaz bölgesinin yöneticisi idi. Onu, Muaviye vali yapmıştı. Mervan, hutbe okuyup babasından sonra Yezid İbn Muaviye'ye biat edilmesi için ondan bahsetti. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman ona [itiraz edip] bir şeyler söyledi. O da "yakalayın onu!" diye emir verdi. Abdurrahman hemen Hz. Aişe'nin evine sığındı, Mervan'ın adamları onu yakalayamadı. Bunun üzerine Mervan: "Bu adam, Allah'ın hakkında şöyle buyurduğu kimsedir: 'Anne ve babasına: Öf be size! Benden önce nice nesiller gelip geçmişken, beni mi tekrar dirilmekle tehdit ediyorsunuz? diyen.'(Ahkaf 17) Hz. Aişe örtünün arkasından ona şu şekilde cevap verdi: Allah Teala, benim masum olduğumu bildirdiği ayetlerin dışında hakkımızda hiçbir ayet indirmemiştir!
Aişe r.anha'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben Hz. Nebi'in küçük dilini göreceğim şekilde güldüğünü görmedim. Zira o, tebessüm ederdi. Hadisin geçtiği diğer yer: 6092
Aişe r.anha'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir bulut veya rüzgar görünce endişesi yüzünden okunurdu. Bunun üzerine Hz. Aişe ona; "Ey Allah'ın Elçisi! İnsanlar bulut gördükleri zaman yağmurun yağmasını umarak sevinirler. Bakıyorum da, bulut gördüğün zaman hoşnutsuzluğun yüzüne yansıyor," demiş. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuş: Ey Aişe! Bulutta, rüzgar ile azaba çarptınlan kavmin azabının olmadığına dair bir garantim yok! O insanlar bulutu gördükleri zaman "Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur," demişlerdi.
Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğU rivayet edilmiştir: Allah Teala tüm mahlukatı yaratıp yaratmayı bitirince, rahim/akrabalzk bağı kalkıp Rahmdn'zn (azamet izdnnzn) bir ucundan tuttu. Allah Teala ona; "Ne istiyorsun?" diye sordu. O da şöyle cevap verdi: "Benim bu şekildekalkmam, ilişkileri kesilen birinin kalkışıdır. Bunun üzerine Allah Teala: "Seninle bağ kuranlar ile bağ kurmama; seninle bağlarını koparanlarla bağlarımı koparmama razı olur musun?" buyurdu. O da; "Elbette Ey Rabbim!" diye karşılık verdi. Allah Ted/d da; "Bundan sonra böyle olacak ... " şeklinde hükmetti. Ebu Hureyre şöyle demiştir: Dilerseniz "Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlannı kesmeye dönmüş olmaz mısınız?" ayetini okuyun, Hadisin geçtiği diğer yerler: 4831, 4832, 5987, 7502.
Ebu Hureyre'den aynı şekilde rivayet edilmiştir. .. Rivayetin sonunda o şöyle demiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Dilerseniz 'Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlarını kesmeye dönmüş olmaz mısınız?' ayetini okuyun," buyurdu.
Muaviye İbn Ebi'l-Müzerrad'dan bu rivayet nakledilmiştir ... Rivayetin sonu şu şekildedir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Dilerseniz 'Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlarını kesmeye dönmüş olmaz mısınız?' ayetini okuyun," buyurdu.
Zeyd İbn Eslem babasından şöyle nakletmiştir: Bir gece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem düzenlediği seferlerden birinde yürüyordu. Hz. Ömer de onunla birlikte yürüyordu. Bu sırada Hz. Ömer ona bir soru sordu. Ancak Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem cevap vermedi. Hz. Ömer bir daha sordu, Hz. Nebi yine cevap vermedi. Sonra Hz. Ömer bir daha sordu, Hz. Nebi yine cevap vermedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ömerlin annesi oğluna ağıtlar yaksını [Ey Ömer] Üç defa Nebi'e ısrarla soru sordun, üçünde de Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sana cevap vermedi. .. " dedi. Hz. Ömer olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Sonra bineğimi hareket ettirdim ve insanların önüne geçtim. Hakkımda bir Kur'an inmesinden korkuyordum. Çok geçmeden birinin bana seslendiğini işittim. 'Korkarım hakkımda ayet indi,' dedim ve Hz. Nebi'in yanına gidip ona selam verdim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Bu gece bana bir sure indirildi. Bu sure, üzerine güneşin doğduğu her şeyden bana daha sevim/idir," buyurdu ve Fetih SuresiIni okudu
Enes'ten rivayet edildiğine göre, ........... (Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik.) (feth 1) ayetinde geçen fethin Hudeybiye antlaşması olduğunu söylemiştir
Abdullah İbn Muğaffel'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Mekke'nin fethedildiği gün Fetih Suresi'ni okudu ve kıraatinde terdl yaptı. Muaviye de şöyle söylemiştir: Eğer Hz. Nebilin kıraatini aynen size göstermek isteseydim, elbette bunu yapardım. Fethu'l-Bari Açıklaması: Hz. Nebi'in Hz. Ömer'in sorusuna cevap vermemesinden, her soruya cevap verilmeyeceği, aksine bazı sualler karşısında susmanın bazen cevap olacağı sonucuna varılır . Hz. Ömer, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisini duymadığını zannettiği veya soru konusu olan meselenin kendince önemli olduğu için sorusunu tekrarlamıştır. Muhtemelen Hz. Nebi sonra ona cevap vermiştir. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk başta ona cevap vermemesinin nedeni; kendisine inen vahiy ile meşgulolmasıdır. .......Sekile fiili kadının çocuğunu kaybetme si anlamına gelir. Hz. Ömer, ısrarla Nebi s.a.v.'e soru sorduğu için, kendisine beddua etmiştir. Ancak burada gerçekten kendisine beddua etmeyi kastetmemiş de olabilir. Çünkü bu söz, kızgınlık anında manası kastedilmeden söylenen sözlerdendir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, mağfiret ve fethi müjdelediği için, Fetih Suresirnin dünya ve içindekilerden daha hayırlı olduğunu ifade etmiştir. Katade, Enes'in Fetih Suresi'nin birinci ayetinde geçen "fetih" kelimesini Hudeybiye antlaşması olarak açıkladığını nakletmiştir. Çünkü Hudeybiye antlaşması, fethin başlangıcı ve ilk koşulu idi. Bu husus "Kitabu'l-megazı"de açıklanmıştı. (4150. hadis)
Muğire'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece namazına kalktı ve iki ayağı şişinceye kadar kıyamda durdu. Bunun üzerine kendisine, Allah Teala'nın geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışladığı hatırlatıldı, o da şöyle buyurdu: Rabbine şükreden bir kul olmayayım mı?
Aişe r.anha'dan şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece namazına kalkar, ayakları çat1ayıncaya kadar kıyamda dururdu. Bunun üzerine Hz. Aişe ona; "Ey Allah'ın Elçisi! Allah Teala senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde neden böyle yapıyorsun?" diye sormuştu. O da; "Rabbine şükreden bir kulolmayı istemeyeyim mi?" diyerek cevap vermişti. Hz. Nebi yaşı ilerleyince oturarak namaz kılardı. Rüku'a gitmek istediği zaman ayağa kalkar, Kurlanldan ayetler okur ve rukC'a varırdı. Fethu'l-Bari Açıklaması: .....Kesura lahmuhu ifadesini Davui' kabul etmemiş ve bu konuda şunları söylemiştir: "Aslında bu ifade .............felemma beddene (yaşı ilerledi) şeklindedir. Öyle anlaşılıyor ki, hadisin ravisi bu ifadeyi Hz.Nebi'in kilo alması şeklinde izah etmiştir." İbnu'l-Cevzi' de şu şekilde buna itiraz etmiştir: "Kesinlikle hiç kimse Hz. Nebi'li şişman olarak tavsif etmemiştir. Allah ResClü sallallahu aleyhi ve sellem ömründe bir gün içinde iki defa doya doya arpa ekmeği yememiştir. Öyle tahmin ediyorum ki, ravilerden biri, 0/beddene fiilini görünce bunun "eti çoğaldı" anlamına geldiğini zannetmiştir. Halbuki bu kelimenin anlamı bu değildir. Bu kelime "yaşlandı" anlamına gelir. Hz. Nebi'in oturarak namaz kılması, rükC' yapmak için ayağa kalkması, Kur'an okuyup rüku'a gitmesi "Kitabu taksi'ri's-salat"ta geçmişti.(1118. hadiste)
Abdullah İbn Amr İbni'l-As'tan rivayet edildiğine göıre. Ey Nebi! "Şüphesiz biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik, "(feth 8) ayeti Tevrat'ta şu şekilde geçmektedir: Ey Nebi! Biz seni şahid müjdeleyici ve ümmiler için bir koruyucu olarak gönderdik. Sen benim kulum ve elçimsin, sana Mütevekkil adını verdim. Bu Nebi ne kaba, ne de katıdır. çarşı-pazarda çığırtkanlık da yapmaz. Kötülüğe karşı kötülükle cevap vermez. İnsanları affedip hoş görür. İnsanların la ilahe illallah sözünü söylemesiyle bozulan dini düzeltip bu söz ile kör gözleri açana, sağır kulakları iyileştirene ve gafil kalpleri ayıltana kadar Allah Teala onun ruhunu almayacaktır. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayette geçen şahit kelimesi ile ümmete şahit olmelk, müjdeleyici kelimesi ile de itaat edenleri Cennetle, isyan edenleri Cehennemle müjdelemek kastedilmiştir. Şahit kelimesiyle, Hz. Nebi'in kendisinden önceki Nebilere tebliğ ile şahit olduğunun kastedildiği de söylenmiştir. Hadiste geçen ümmiler kelimesi ile "Araplar" kastedilmiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem aza kanaat getirdiği ve hoşuna gitmeyen şeylere katlandığı için, kendisine Mütevekkil denmiştir. Hz. Nebi'in yukarıda belirtilen kaba ve katı olmama özelliği şu ayet ile örtüşmektedir: "Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. "(AI-i imran 157) Bu rivayet, ..............(onlara karşı katı davran) (Tevbe 73; et-Tahrim 9) ayeti ile çelişmez. Şöyle ki, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kaba ve katı biri olmaması, yaratılış özellikleri açısından izah edilir. Katı davranmasını emreden ayet ise hemen bir tavır geliştirmesi ile açıklanır. Ya da Hz. Nebi'in kaba ve katı olmaması müminlere karşı, katı olması ise kafirlere ve münafıklara karşı şeklinde izah edilir. Nitekim bizzat ayette de bu açıklama vardır. (Tevbe 73) ..........Sehhab kelimesi bu rivayette ......sln harfi ile geçmiştir. Bu, Ferra ve daha başkalarının tespit ettiği bir lehçedir. Ancak meşhur olan kullanım .......sad harfi iledir. Hadiste geçen "kötülüğe karşı kötülükle savaş vermez," ifadesi şu ayete benzemektedir: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost Olur.(Fussılet 34) Nebi s.a.v.'in körlerı ve sagırları iyileştirmesi mecazi bir ifadedir ve bu ifade hakikat anlamında kullanılmamıştır
Bera'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından biri, atı evinin önünde bağlı iken Kur'an-ı Kerım okuyordu. Derken at huysuzlanmaya başladı. Adam çıkıp baktı, ancak hiçbir şey göremedi. (O Kur'an okudukçal at huysuzlanmaya başladı. Sabah olunca o sahabı bu olayı Hz. Nebi'e anlattı. O da şöyle buyurdu: İşte bu sekınedir, Kur'an ile inmiştir. İmam Buhari burada sekınenin inmesi hakkında Bera'dan nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin tamamı, açıklaması ile birlikte "Fezailu'l-Kur'an"da gelecektir. (Hadis no:)
Cabir'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Hudeybiye antlaşmasının yapıldığı gün biz, bin dört yüz kişi idik
Abdullah İbn Muğaffel Müzenl'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben o ağacın altında yaşananlara şahit olan kimselerdenim.' O gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki parmak ile tutarak küçük taşları atmayı yasaklamıştı
Ukbe bin Suhban şöyle demiştir. Abdullah ibn Muğaffel Müzenı'nin yıkamlan yere bevletmenin yasak olduğunu söylediğini işittim
Sabit İbn Dahhak'tan rivayet edildiğine göre, o, Rıdvan biatına katılan sahabllerdendir
Habib İbn Ebi' Sabit'ten rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Soru sormak üzere Ebu Vail'in yanına gittim. O şunları anlattı: Biz Sıff1n'de idik. Biri "Allah'ın kitabına çağınıanları görmedin mi?" diye sordu. Hz. Ali "Evet," cevabını verdi. Se hı İbn Huneyf hemen araya girip şöyle dedi: Tahkimi reddetme konusunda kendinizi suçlayın! Ben, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile müşrikler arasında yapılan Hudeybiye antlaşmasının gerçekleştiği günkü durumumuzu hatırlıyorum. O gün savaşmanın uygun olduğunu görseydik, mutlaka savaşırdık. Hz. Ömer Allah Resalü'ne sallallahu aleyhi ve sellem "Biz hak üzereyiz, onlar da batıl üzere değil mi? Bizim ölülerimiz Cennette, onların ölüleri Cehennemde değil mi?" diye sormuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet," demişti. Bu defa Hz. Ömer: "Öyleyse neden dinimiz uğruna basit bir şeye razı olup henüz Allah, onlarla bizim aramızda hüküm vermeden geri dönüyoruz," demişti. Hz. Nebi de şöyle buyurmuştu: "Ey Hattab'm oğlu! Ben, Allah'm e/çisiyim. Allah Tea/a asla beni zayi etmez." Hz. Ömer öfkeli bir halde oradan uzaklaştı. Bu duruma sabredemeyip Hz. Ebu Bekir'in yanına gitti ve ona "Ey Ebu Bekir! Biz hak üzereyi, onlar batıl üzere değil mi?" diye sordu. O da şu şekilde cevap verdi: "Ey Hattab'ın oğlu! O, Allah'ın elçisidir! Allah Teala asla onu zayi etmez!" İşte bunun üzerine Fetih Suresi nazil oldu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari burada dört hadis zikretti. Bunlardan ilki Cabir'den nakledilen hadistir ve bu hadisin açıklaması ayrıntılı biçimde "Kitabu'l-megazı" de geçmişti. (Hadis no: 4145) Hz.Nebi'in iki parmak ile taş atmayı yasaklaması konusu "Kitabu'ledebilde açıklanacaktır.(Hadis no: 6220) SIffin, Fırat kenarında Rakka ve Menbic arasında bulunan eski bir şehrin adıdır. Bu şehirde Hz. Ali ile Muaviye arasında bilinen hadise meydana gelmiştir. Son hadis Ahmed İbn Hanbel tarafından ayrıntılı olarak rivayet edilmiştir. Burada ismi belirtilmeyen kişi, Abdullah İbn Kewa'dır. Bu bilgiyi Taberi vermiştir. Bu rivayetin sebeb-i vürCıdu şu şekildedir: Irak halkının Şam halkına üstün gelmesine ramak kalmıştı. İşte tam bu sırada Amr İbnu'ı-As Mushaf1arın yükseltilmesi ve Mushaf'taki hükümlere göre amel etmeye çağırma konusunda Şamlılara bir fikir verdi. Bununla zaman kazanmayı, bu sayede içine dÜştükleri zor durumdan kurtulmayı amaçlamıştı. Nitekim amacına da ulaşmıştı. Şamlılar Mushaf1arı kaldırıp "Sizinle bizim aramızda Allah'ın kitabı var," demişler, Hz. A1i'nin askerleri de bunu işitmişti. Hz. A1i'nin askerlerinin çoğu dindar idi. Sözcüler, söylenenleri Hz. Ali'ye iletmişti. Bunun üzerine Hz. Ali, kendisinin hak üzere olduğundan emin olduğu için, onlara muvafakat edip tahkime müracaatı kabul etmişti. Nesaı bu rivayeti Ahmed İbn Süleyman kanalıyla Ya'la/İbeyd'den Buhari'nin senedi ile nakletmiştir. Ahmed İbn Hanbel'in rivayetinde ge2en ziyade bu rivayette de vardır. Ayrıca bu rivayette "Biz SIff1n'de idik," sözÜnQer{ sonra şu ziyade bulunmaktadır: Savaş klZlŞlp Şamiıların ölü sayısı artınca Amr İbnu'ı-As, Muaviye'ye "Mushaf'ı Ali'ye gönder ve onu Allah'ın kitabına davet et. O, bunu kabul edecektir," dedi. Nihayet biri Mushaf'ı Hz. Ali'ye getirip "Sizinle bizim aramızda Allah'ın kitabı var," dedi. Hz. Ali de; "Allah'ın hükümlerini uygulamaya herkesten daha yakın olan benim. Elimizde Allah'ın kitabı var," şeklinde karşılık verdi. Bu esnada bizim o dönemde kurra/okuyucular olarak nitelendirdiğimiz Hariciler, kılıçlarını kuşanmış olarak geldiler ve şöyle dediler: "Ey müminlerin emiri! Bi bu insanları beklemeyiz! Allah aramızda hüküm verene kadar bunların üzerine kllıçlarımlZla yürümeye ne dersin!" İşte bu esnada Sehl İbn Huneyf kalktı. ----İbn Hacer'e göre 4841. hadis ile 4842. hadis bir hadis olduğu için, o burada İmam Buharl'nin dört hadis zikrettiğini söyledi. Ancak ihtisarı yapan Ebu Suhayb Adevi bunu tek hadis olarak değil, farklı iki hadis olarak vermiştir. Dolayısıyla yukarıda beş hadis görünmektedir. Sehl'in "Tahkimi reddetme konusunda kendinizi suçlayın!" sözü Haridiere yöneliktir. Çünkü onların çoğu tahkimi kabul etmez ve "Allah'tan başka hiç kimsenin hükmü yoktur," der. Hz. Ali, onların "Allah'tan başka hiç kimsenin hükmü yoktur," sözleri hakkında "Bu, kendisiyle batıl kastedilen doğru bir sözdür," demiştir. Sahabenin önde gelenleri, onlara, Hz. Ali ile uyum içinde olmalarını ve maslahatIarı en iyi bilen olduğu için onun görüşlerine muhalefet etmemeyi tavsiye etmişti. Sehl de Hudeybiye'de yaşadıklarını onlara anlatmış, kendilerinin o gün savaşma konusunda kararlı ve kendilerine teklif edilen barışa yanaşmama eğiliminde olduklarını, ancak sonradan en uygun davranış ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tespit ettiği hareket tarzı olduğunun ortaya çıktığını ifade etmiştir. Bu olay hakkında "Kitabu istitabeti'l-mürteddın"de ayrıntılı açıklama yapılacaktır. Ayrıca bu olayın Hudeybiye antlaşması ile ilgili açıklamaları "Kitabu'şşurD.t"ta ayrıntılı biçimde yapılmıştı}
İbn Ebi Müleyke'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: En hayırlı iki kişi olan Ebu Bekir ile Ömer neredeyse helak olacaktı. Çünkü Temimoğulları kafilesi geldiği zaman, Hz. Nebi'in yanında seslerini yükseltmişlerdi. Onlardan biri Mücaşioğullannın kardeşi Akra' İbn Habis'in, diğeri de başka birinin onlarla ilgilenrnek üzere görevlendirilmesi yönünde kanaat belirtmişti. Hadisin ravilerinden Nafi' "Ben bu kişinin (Ebu Bekir'in önerdiği kişinin) ismini aklımda tutamıyorum," demiştir. Ebu Bekir, Ömer'e: "Sen sadece bana muhalefet etmek istiyorsun," dedi. Neticede ikisinin de bu konuda sesi yükselmeye başladı. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Ey iman edenler! Seslerinizi Nebi'in sesinin üstüne yükseltmeyin. "(Hucurat 2) İbnü'z-Zübeyr şöyle demiştir: Hz. Ömer bu ayetten sonra, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine bir şey sorup öğrenmek isteyineeye kadar sesini ona duyurmaz oldu. İbnü'z-Zübeyr dedesi Ebu Bekir hakkında böyle bir şey söylememiştir
Enes İbn Malik r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Sabit İbn Kays'ı göremedi. Bunun üzerine biri "Ey Allah'ın elçisi! Senin için onun hakkında bilgi edinirim," dedi ve ona gitti. Sabit'i, evinde başını öne eğmiş bir halde otururken buldu. Ona "Neyin var?" diye sordu. O da "Kötüyüm. [Kendisini kastederek bu adam] Hz. Nebi'den daha yüksek sesle konuşuyordu. Bu yüzden amelleri boşa gitti ve Cehennem ehlinden oldu," diye cevap verdi. Bunun üzerine adam Hz. Nebi'e gelip Sabit'in söylediklerini anlattı. Hadisin ravilerinden Musa olayın devamım şu şekilde anlatmıştır: Adam tekrar Sabife gitti ve ona büyük bir müjde verdi. Çünkü Hz. Nebi ona şu talimatı vermişti: Ona git ve 'Sen Cehenne ehlinden değilsin, bilakis Cennet ehlindensin,' de! Fethu'l-Bari Açıklaması: Temimoğulları kafilesi ifadesi Ahmed İbn Hanbel'in rivayetinde Temimoğulları heyeti şeklinde geçmiştir. Temimoğulları, Uyeyne İbn Hısn'ın Temim kabilesinin bir' kolu olan Anberoğullarını kırıp geçirmesinden sonra hicretin 9. yılında Medıne'ye gelmişti. Bu rivayetin ayrıntılı açıklaması "Kitabu'l-menakıb"da geçmiştj,(Hadis no:)
Abdullah İbnü'z-Zübeyr'den rivayet edildiğine göre, Temimoğulları kafilesi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelmişti. Ebu Bekir "Ey Allah'ın elçisi! Ka'ka' İbn Ma'bed'i onlarla ilgilenrnek üzere görevlendir," dedi. Ömer de "Yok yok, Akra' İbn Habis'i onlarla ilgilenrnek üzere görevlendir," dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir, Ömer'e "Sen sadece bana muhalefet etmek istiyorsun," diye karşılık verdi. Ömer de ona "Ben sana muhalefet etmeyi kastetmedim," dedi ve tartışmaya başladılar. Neticede sesleri yükseldi. Bunun üzerine "Ey iman edenler! Allah'zn ve Resulünün önüne geçmeyin, "(Hucurat 1) ayetinin tamamı nazil oldu
Enes'ten rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cehennem ehli ateşe atıldıkça Cehennem, 'Daha var mı?' der durur. Nihayet Allah Teala Cehennemi ayağının altına alır. Bunun üzerine Cehennem "yeter, yeter" der. Hadisin geçtiği diğer yerler: 6661, 7384.
Ebu Hureyre bu rivayeti merfCı' olarak nakletmiştir. Bunu, en fazla mevkCıf olarak nakleden Ebu Süfyan [Himyeri'dir]. Söz konusu rivayet şöyledir: "Cehenneme 'doldun mu?' diye sorulur. O da; 'Daha var mı?' diye cevap verir: Bunun üzerine Rab Tebareke ve Teala ayağını Cehennemin üstüne koyar. Bu defa Cehennem, 'yeter, yeter' der. " Hadisin geçtiği diğer yerler: 4850, 7449.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir: Cennet ile Cehennem tartıştı. Cehennem: "Ben, kibirli ve zorba kimselere tahsis edildim," dedi. Cennet ise; "Benim ne eksiğim var da, zayıf ve hakir görülen insanlar bana giriyor," diye karşılık verdi. Bunun üzerine Allah Teala Cennete; "Sen benim rahmetimsin. Seninle dilediğim kullanma merhamet ederim." Cehenneme de; "Sen de benim azabımsın. Seninle dilediğim kullanma azdb ederim," dedi. Cennet ve Cehennemin her birini dolduracak varlık vardır. Şöyle ki, Cehennem, Allah Teala ayağını üstüne basıncaya kadar dolmak bilmez. Allah Teala ayağını üstüne basınca "Yeter, yeter," der, dolar ve büzülür. Allah Teala kullanndan hiç birine haksızlık etmez: Cennetin dolması için ise Allah Teala başka varlıklar yaratır.
Cerir İbn Abdiilah'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Bir gece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte oturuyorduk. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayın on dördünde aya baktı ve [onu işaret ederek] şöyle buyurdu: Bunu gördüğünüz gibi elbette Rabbinizi göreceksiniz. Onu görme konusunda birbirinizle itişmeyeceksiniz. Artık engelleri ortadan kaldırabildiğiniz sürece, güneşin batışmdan ve doğuşundan önceki namazıarı kılın! Sonra Hz. Nebi şu ayeti okudu: "Güneşin doğuşundan önce de, batı şmdan önce de Rabbini hamd ile tesbih et."
Mücahid'den rivayet edildiğine göre, İbn Abbas, "Secdelerin ardından O'nu tesbih et,"(Kaf 40) ayetini kastederek şöyle demiştir: Allah Teala, Nebiine bütün namazıarın ardından kendisini tesbıh etmesini emretmiştir.
Ümmü Seleme'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: [Hac esnasında] Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dermansızlığımdan dert yandım. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bir deveye binerek insanların arkasından tavaf et," dedi. Ben de Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'nin yanı başında namaz kılarken ve "ve't-Tur ve kitabin mestur" suresini okurken tavaf yaptım.
Muhammed ibn Cübeyr ibn Mut'im babasından, onun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Akşam namazını kıldırırken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Tur suresini okuduğunu işittim. "Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattııar? Hayır! Onlar bir türlü anlayıp inanmazlar. Yahut Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hakim olan kendileri midir?"(Tur 36-37) ayetlerine gelince neredeyse kalbim yerinden fırlayacaktl. Fethu'l-Bari Açıklaması Ümmü Seleme zayıf yapılı biri idi. Bu yüzden yürüyerek tavaf edecek gücü yoktu. Bu rivayetin ayrıntılı açıklaması "Kitabu'l-Hacc"da geçmişti (Hadis no: 1632) Yukarıdaki ikinci rivayetin son cümlesi hakkında Hattabi şöyle demiştir: "Öyle anlaşılıyor ki, Muhammed'in babası Cübeyr bu ayetler in manasını anlayıp içeriğini idrak ettiği için irkilmiştir. Bu ayetin neye delil olduğunu tabiatının güzelliğinden kaynaklanan özelliği ile anlamıştı. Şöyle ki; a) 'Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattııar?' ifadesi insanların yaratılmasının yer ve göklerin yaratılmasından daha zor olmadığı anlamına gelir. Çünkü yer ile gök her hangi bir şeyden değil, doğrudan yaratılmışlardı. Bu durumda ayette şu mesaj vardır: İnsanlar kendilerine herhangi bir emir verilmeden ve hiçbir yasak getirilmeden başıboş mu yaratıldılar? b) 'Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar?' Böyle bir şey mümkün değildir. Mutlaka onların bir yaratıcısının bulunması gerekir. İnsanlar yaratıcıyı inkar ettikleri zaman, kendi kendilerini batıl bir iddia olur. Çünkü kendi varlığı olmayan biri nasıl yaratabilir. Her iki durumda da, bir yaratıcılarının bulunduğu konusunda inanmayanların aleyhine bir delil sabit olur. Ayetlerin devamında Allah Teala şöyle buyurmuştur: 'Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattııar?' Şayet onların iddia etsinler. Ancak bu, onlar için imkansızdır. Böylece onlara yönelik bir başka delil daha sabit oldu. Sonra Allah Teala şöyle buyurdu: 'Onlar bir türlü anlayıp inanmazlar.' Böylece onların iman etmelerini engelleyen nedeni açıkladı. Söz konusu neden, Allah'ın bir lütfu olan Ve sadece O'nun tevfiki ile elde edilebilen yakinden/anlayıp inanmadan onların yoksun olmalarıdır. İşte bu nedenlerden dolayı Cübeyr irkilmiş, neredeyse kalbi yerinden fırlayacak hale gelmiş ve İslam'a yönelmişti.
Mesruk'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hz. Aişe'ye "Ey Anneciğim! Hz. Muhammed Rabbini gördÜ mü?" diye sordum. O da şöyle cevap verdi: "Bu sözlerin yüzünden tüylerim diken diken oldu! Şu üç hususu nasıl bilmezsin! Kim sana şu üç konuda bir şeyler anlatırsa, bil ki o yalan söylemiştir. 1- Her kim sana Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Rabbini gördüğünü söylerse, bil ki o yalan söylemiştir." Sonra Hz. Aişe şu ayetleri okudu: "Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. 0, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır, " "Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. " 2- "Her kim Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yarın ne olacağını bildiğini söylerse, bil ki o yalan söylemiştir." Sonra Hz. Aişe şu ayeti okudu: "Hiç kimse yarın ne kazanacağın! bilemez. "(Lukman 34) 3- "Her kim Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vahiyden bir şey gizlediğini söylerse, bil ki o yalan söylemiştir." Sonra Hz. Aişe: "Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, "(Maide 67) ayetini okudu ve şöyle dedi: Fakat Hz. Nebi aslı suretinde CebralI'i iki kez görmüştür.
Şeybani şöyle demiştir: "Öyle ki araları yayın iki ucu arası kadar veya daha az kaldı, "(Necm 9) ayeti hakkında Zirr'den Abdullah İbn Mes'ud'un görüşü hususunda şunları işittim: Abdullah İbn Mes'ud bu ayet hakkında bize şunları anlattı: "Hz. Muhammed Cebrail'i altıyüz kanatlı olarak görmüştür."
Şeybani'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Zirr'e "Öyle ki araları yayın iki ucu arası kadar veya daha az kaldı. O da kuluna vahyetmek istediği her şeyi vahyetti, "(Necm 9) ayetlerini sordum. O da şöyle cevap verdi: Abdullah [İbn Mes'ud] bize Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebrail'i altıyüz kanatlı olarak gördüğünü haber verdi." .
Abdullah [İbn Mes'ud]'un "Ando/sun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Nebi ufku kaplayan yeşil ipek bir örtü gördü.
İbn Abbas'ın " [Şimdi baksamza şu] lat'a, uzza'ya," ayetinde geçen [Lat hakkında şöyle] söylediği rivayet edilmiştir: Lat, su ve yağ ile hacıların sevikini karan bir adamın adıdır.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim yemin eder ve yemininde 'Lat ve Uzza hakkı için' derse, hemen la ilahe illallah desin. Kim de arkadaşına 'haydi gel, kumar oynayalım' derse, hemen sadaka versin." Hadisin geçtiği diğer yerler: 6107, 6301, 6650.
Urve'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hz. Aişe'ye (Safa ve Merve arasında say yapmayı sordum). O da şöyle cevap verdi: Cahiliyye döneminde Müşellel mevkiindeki azgın Menat için ihram'a girenler Safa ile Merve arasında say yapmazlardı. Bunun üzerine Allah Teala: "Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır, "(Bakara 158) ayetini indirdi. Akabinde Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Müslümanlar tavaf yaptılar.
İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necm Suresi'ni okuyunca secde etti. Onunla birlikte Müslümanlar, müşrikler, cinler ve insanlar da secde ettiler.
Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İçinde secde ayeti bulunan surelerden ilk inen Necm Suresi'dir. [Bu suredeki secde ayeti sebebiyle] hemen Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve onun arkasındakiler secde ettiler. Sadece bir adam secdeye gitmedi ve bir avuç toprak alıp ona secde etti. Daha sonra onun kafir olarak öldürüldüğünü gördüm. Bu adam, Ümeyye İbn Halef idi.
İbn Mes'ud r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde ay, bir parçası dağın üst kısmında, bir parçası da onun alt tarafında olmak üzere ikiye ayrıldı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şahid olun!" dedi.
Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber iken ay yarıldı ve iki parçaya ayrıldı. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize; "Şahit olun! Şahit olun!" dedi.
İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında ay yarıldı.
Enes'in şöyle söylediği rivayet edildi: Mekkeli müşrikler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den kendilerine bir mucize göstermesini istediler, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara ayın yarılmasını gösterdi.
Enes'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ay, ikiye yarıldı. Bu olay hakkındaki ayrıntılı açıklama "es-Si'retu'n-Nebeviyye"nin başlarında yapılmıştı.
Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem [şu ayeti dal harfiyle] fehel min muddekir şeklinde okurdu. '
Abduııah İbn Mes'ud'dan, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in [şu ayeti] fehel min muddekir şeklinde okuduğu rivayet edilmiştir.
Ebu İshak'tan rivayet edildiğine göre, o, bir kişinin el-Esved'e [şu ayetin] fehel min muddekir şeklinde mi, yoksa müzzekir şeklinde mi okunduğunu sorduğunu işitmiştir. el-Esved de şöyle cevap vermiştir: Abullah İbn Mes'ud'un bu ayeti. fehel min muddekir şeklinde okuduğunu işittim. O bu hususta şöyle demişti: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ayeti dal harfi ile; fehel min muddekir şeklinde okuduğunu işittim.
Abdullah İbn Mes'ud r.a.'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem [şu ayeti]; fehel min muddekir şeklinde okumuştur.
Abdullah İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem [şu ayeti]. fehel min muddekir şeklinde okumuştur.
Abdullah İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem [şu ayeti] fe hel min muzzekir şeklinde okudum. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ayetin okunuşunun fe hel min muddekir şeklinde olduğunu söyledi.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir savaşının yapıldığı gün küçük bir çadırda şöyle dua etmiştir: "Allahım! Senden va'dini ve sözünü yerine getirmeni istiyorum. Allahım! Eğer sen dilersen bugünden sonra sana ibadet edilmez ... " Tam bu sırada Hz. Ebu. Bekir Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elini tuttu ve "Yeter Ey Allah'ın elçisi! Rabbine karşı ısrarcı oldun ... " dedi. O esnada Hz. Nebi zırhlı şekilde ayakta idi. Birden "O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklar," ayetini okuyarak dışarı çıktı.
Yusuf İbn Mahek'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Mu'minlerin annesi Hz. Aişe'nin yanında idim. O şöyle söyledi: Ben oyun oynayan küçük bir kız çocuğu iken "Bilakis kıyamet onlara vadedilen asıl saattir ve o saat daha belalı ve daha acıdır,'' ayeti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Mekke'de nazil olmuştu .. Hadisin geçtiği diğer yer: 4993.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir Savaşı'nın yapıldığı gün kendisine ait bir çadırda şöyle dua etmişti: "Allahım! Senden sözünü ve vadini yerine getirmeni istiyorum. Allahım! Sen dilersen bu günden sonra asla sana ibadet edilmez ... " Tam bu sırada Hz. Ebu Bekir onun elinden tuttu ve "Yeter Ey Allah'ın elçisi! Rabbine karşı ısrarcı oldun ... " dedi. O esnada Hz. Nebi zırhlı şekilde ayakta idi. Birden "O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklar. Bilakis kıyamet onlara vadedilen asıl saattir ve o saat daha belalı ve daha acıdır, "(Kamer 45-46) ayetlerini okuyarak dışarı çıktı.
Ebu Bekr İbn Abdillah İbn Kays babası(Ebu Musa el-Eş’ari)’den Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: İki Cennet vardır ki, bunların kapları ve içindekilerin tamamı gümüştendir. İki Cennet vardır ki, bunların kapları ve içindekilerin tamamı altındandır. Adn Cennetindeki topluluğun Rablerine bakmaları arasındaki tek engel O'nun vechinde bulunan büyüklük örtüsüdür. " Diğer tahric edenler: Tirmizi Cennet; Müslim, Cennet
Ebu Bekr İbn Abdiilah İbn Kays babası (Ebu Musa el-Eş'ari)'den Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Cennette içi boş inciden yapılmış bir çadır vardır. Bu çadırın eni 60 mildir. Her bir köşesinde Müslümanın birbirlerini görmeyen bir ailesi vardır. Mu'min kişi her birinin yanına varır.
İki Cennet vardır ki, bunların kapları ve içindekilerin tamamı gümüştendir. İki Cennet vardır ki, bunların kapları ve içindekilerin tamamı şu madendendir. Adn Cennetindeki topluluğun Rablerine bakmaları arasındaki tek engel O'nun vechinde bulunan büyüklük örtüsüdür.
Ebu Hureyre r.a.'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Cennet'te öyle bir ağaç var ki, binitli biri onun gölgesinde yüz yıl ilerler, yine de onun gölgesinin dışma çıkamaz. Dilerseniz "Uzamış gölgeler" ayetini okuyun. Bu hadisin açıklaması Bedu'l-halk bölümünde Sıfatu'l-cenne bahsinde geçmişti.(Hadis no: 3252) KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1744-3 HADİD SURESİ. Mücahid şöyle demiştir: Cealekum mustahlefln [ifade,indeki müstahlefın lafzı] "orada uzun süre yaşayanlardan" anlamına gelir. Mine'z-zulumat ile 'n-nur ifadesi "dalaletten hidayete". demektir. Fihi be'sun şedıd ve menMiu li'n-nas ifadesi ile "kalkan ve silah" kastedilmiştir. Mevlakum "size en yakın olan" demektir. '" Liella ya'leme ehlu'l-kitab ifadesindeki la zaiddir. Zahir "ilim bakımından her şeyin üstünde," batin da "ilim bakı mından her şeyin içinde" şeklinde açıklanmıştır. Enzıruna "bizi bekleyin" şeklinde izah edilmiştir.
Said bin Cübeyr'den rivayet edildiğine göre, onunla İbn Abbas arasında şöyle bir konuşma geçmiştir: Said İbn Cübeyr: Tevbe Suresi kimler hakkında indi? İbn Abbas: Tevbe Suresi mi? Bu surenin adı Fadıha (ayıpları sayıp döken)'dir. Onlardan bazıları, onlardan bazıları şeklinde başlayan ayetler inmeye devam etti. Hatta münafıklar istisnasız kendilerinden her birinin bu surede anlatılacağını düşünmeye başladılar. Said İbn Cübeyr: Peki Enfal Suresi hangi konuda nazil oldu? İbn Abbas: Bu sure Bedir Savaşı hakkında indi. Said İbn Cübeyr: Haşr Suresi hangi konuda nazil oldu? İbn Abbas: Bu sure Nadir oğulları hakkında indi
Said'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: İbn Abbas'a "Haşr Suresi" dedim, o da bu sure için "Nadir Suresi de!" dedi. AÇiKLAMA : Öyle anlaşılıyor ki, İbn Abbas haşr kelimesi ile kıyametin anlaşılmaması için bu sureye Haşr adının verilmesini uygun görmemiştir. Zira burada bu kelime ile Nadiroğullarının sürgün edilmesi kastedilmiştir.
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Nadiroğullarının Buveyra mevkiindeki hurmalarını yaktırmış ve kestirmişti. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirmiştir: Hurma ağaçlanndan herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep AIIah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir.
Hz. Ömer şöyle demiştir: Nadıroğullarının malları, Allah Teala'nın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Müslümanların at ve deve koşturmadan verdiği fey gelirlerindendir. Fey geliri, sadece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aitti. O, bundan ailesinin bir yıllık geçimini temin ederdi. Artan kısmını ise Allah yolunda bir hazırlık olarak silah ve atlara harcardı. AÇiKLAMA Bu rivayetin şerhi fey'in açıklamasında geçmişti. Fey ile ganimet arasındaki fark ise Kitabu'l-cihad'ın sonlarında yer almaktadır.
Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Allah Teala dövme yaptıran, dövme yapan, yüzlerindeki kılları alan, güzel görünmek için dişlerinin arasını ayrık hale getiren ve Allah'ın yarattığını değiştiren kadınlara lanet etmiştir." Onun bu sözü Esed kabilesinden Ümmü Ya'kub adındaki bir kadının kulağına gitti. Bunun üzerine Ümmü Ya'kub ona gidip "Bana senin şu, şu kadınlara la'net okuduğun haberi geldi," dedi. Bunun üzerine İbn Mes'ud şöyle dedi: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in lanetlediği ve Allah'ın kitabında lanetlenmiş olan insanları benim lanetlememde ne var ki?" Buna karşılık olarak kadın: "Yemin ederim ki, Mushaf'ın iki kapağı arasındaki ayetleri okudum. Ancak senin söylediğini Kur'an'da bulamadım," diyerek itiraz etti. İbn Mes'ud: "Şayet Kur'an'ı baştan sona okuduysan, benim söylediğimi Kur'an'da görmüşsündür. Allah Teala: 'Nebi size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının,' buyurmuyar mu?" dedi. Kadın: "Elbette buyuruyor," şeklinde cevap verdi. İbn Mes'ud: "Hz. Nebi bütün bunları yasaklamıştır," dedi. Bu defa kadın: "Ben senin eşinin de bunları yaptığını gördüm" dedi. Bunun üzerine İbn Mes'ud: "Git bak bakalım" dedi. Kadın gitti, ancak aradığını bulamadı. Bunun üzerine İbn Mes'ud şöyle dedi: "Eğer eşim bunlardan birini yapsaydı, onunla birlikte olmazdım!" Hadisin geçtiği diğer yerler: 4887, 5931, 5939, 5943, 5948.
Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Allah Teala başkasının saçını kendi saçına ekleyen kadına lanet etmiştir." Hadisin ravilerinden Abdurrahman şöyle demiştir: "Bu sözü, ravilerden Mansur'un rivayetindeki gibi Abdullah İbn Mes'ud'dan naklen Ümmü Ya'kub adında bir kadından işittim."
Amr İbn Meymun'dan rivayet edildiğine göre, Hz. Ömer şöyle demiştir: Benden sonraki halifeye ilk muhacirlerin haklarını tanımasını, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medıne'ye hicret etmesinden önce burayı yurt edinip imanı gönüllerine yerleştirmiş olan ensardan iyi kimselerin iyiliklerini kabul etmesini ve kötü işlere bulaşanları da hoş görmesini tavsiye ediyorum.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bir adam Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip: "Ey Allah'ın elçisi! Açlıktan takatim kesildi," dedi. Hz. Nebi de onu eşlerinin yanına gönderdi. Ama adamcağız mu'minlerin annelerinin yanında yiyecek bir şey bulamadı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu gece bu adamı misafir edecek yok mu? Misafir edecek kimseye Allah merhameti ile muamele etsin!" buyurdu. Bunun üzerine ensardan biri kalkıp "Ey Allah'ın elçisi! Onu ben ağırlayacağım" dedi ve hanımının yanına gidip ona; "Bu, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in misafiridir, ondan hiçbir şeyi esirgeme!" dedi. Hanımı: "Allah'a yemin ederim ki, elimde sadece çocukların yiyeceği var," diyerek [çaresizliğini anlattı]. Bunun üzerine adam şöyle dedi: Öyleyse çocuklar akşam yemeğini yemek istedikleri zaman onları uyut, sonra gel ve lambayı söndür. Biz de bu geceyi aç geçirelim." Kadın kocasının söylediklerini yaptı. Ertesi sabah misafir Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti. Allah Resıılü şöyle buyurdu: etti veya güldü. İşte bu olay üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler. (Haşr 9)
Hasan İbn Muhammed İbn Ali'nin, Hz. Ali'nin katibi Ubeydullah İbn Ebı Rafi'in şöyle söylediğini işittiği rivayet edilmiştir: Hz. Ali'nin şöyle dediğini duydum: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni, Zübeyr'i ve Mikdad'ı bir göreve gönderdi ve şöyle dedi: ''Ravza-i hah bölgesine varıncaya kadar yola devam edin. Orada yanında mektup olan ve Medine'den Mekke'ye giden bir kadın olacak. Ondan mektubu alın!" Bunun üzerine biz yola çıktık, at sırtında ilerledik. Nihayet Ravza bölgesine vardık. Bir de ne görelim, Medıne'den Mekke'ye giden kadın orada ... Hemen ona "Mektubu çıkart" dedik. Kadın: "Bende herhangi bir mektup yok!" diye karşılık verdi. Ona; "Allah'a yemin olsun ki, ya sen mektubu çıkartırsın ya da biz elbiselerini çıkartırız," dedik. Bunun üzerine kadın saç örgüsünün arasından mektuu çıkartp [bize verdi. Mektubu alıp] ab:r'e :allaııahu aleyhi ve sellem geldık. Bır de ne ile karşılaşalım ... Mektubun başında Hatıb ibn Ebi Beltea'dan Mekke'deki Müşrik insanlara" yazıyor. Hatıb bu mektup ile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir durumunu müşriklere haber veriya u. Bunun üzerine Hz. Nebi ona; - Ey Hatıb bu nedir? diye sordu. Hatıb: - Ey Allah'ın elçisi! Hakkımda hemen acele karar verme! Ben Kureyş'ten biriydim. Ancak onlar ile soy bağım yoktu. Senin yanında olan muhacirlerin Mekke'de ailelerini ve mallarını koruyacak akrabaları var. Ben de nesep bağı bakımından eksiğimi onlara bir güzellik yaparak telafi etmek istedim ve onların akrabalarımı korumalarını sağlamaya çalıştım. Bunu, inkar ettiğim ve dinimden döndüğüm için yapmadım, dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi orada bulunanlara; - O, size karşı doğru söyledi, dedi. Yine de Hz. Ömer: - Ey Allah'ın elçisi! İzin ver de şunun boynunu vurayım! dedi. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona hitaben şöyle buyurdu: - O, Bedir Savaşı'na katılmıştır. Nereden bileceksin, belki de Allah TealCı Bedir mücahidlerinin her hallerine muttali olup "Dilediğinizi yapın! Sizin günahlarınızı bağışladım," buyurmuştur. Amr şöyle demiştir: Onun hakkında "Ey iman edenler! Eğer benim yolumdu savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin, "(Mümtehıne 1) ayeti indi. Ravi Süfyan İbn Uyeyne şöyle demiştir: "Bu ayet, hadisin bir parçası mı yoksa Amr'ın sözü mü? Bunu bilmiyorum."
Urve'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Hz. Aişe ona şunları anlatmıştır: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem hicret ederek kendisine gelen mu'min hanımları şu ayet ile imtihan ederdi: Ey Nebi! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmem ek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, onları biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Mümtehine 12) Urve Hz. Aişe'nin şöyle söylediğini aktardı: Bu şartları kabul eden mu'min kadınların hepsine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sözlü olarak senin biatını kabul ettim" dedi. Allah'a yemin olsun ki, biat esnasında Allah Resulü'nün eli hiçbir kadıriın eline değmedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınların biatını, sadece "Bu esaslar üzerine senin biatını kabul ettim" sözü ile kabul etti.
Ümmü Atiyye radiyallahu anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e biat ettik, o da bize "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak ... " ayetini okudu ve ölü üzerine ağıt yakmamızı yasakladı. Bu sırada bir kadın hemen elini çekti ve şöyle dedi: - Falanca kadın ağıt yakmada bana yardım etmişti. Onun bu iyiliğine karşılık vermek istiyorum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona hiçbir şey söylemedi. Kadın gitti, sonra döndü ve biat etti.
İbn Abbas "İyi işi işlemekte sana karşı gelmemek" ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu, Allah'ın kadınlara getirdiği bir şarttır.
Ubade İbn Samit'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanındaydık, bize "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, zina ve hırsızlık etmemek üzere bana biat eder misiniz?" diye sordu ve kadınlar hakkında inen ayeti okudu. -Süfyan'dan gelen rivayetlerin çoğunda "kadınlar hakkında inen ayeti okudu" ifadesi yerine "ayeti okudu" ifadesi yer almaktadır.- Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İçinizden kim ahdini yerine getirirse, onu mükafatlandırmak Allah'a aittir. Kim bu suçlardan birini işler ve cezalandınlırsa, bu cezası onun için keffaret olur. Kim de bunlardan birini işler ve Allah tarafından suçu örtülürse, durumu Allah'a kalmıştır. O, dilerse cezalandınr, dilerse bağışlar.
İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman ile birlikte Ramazan Bayramı namazını kıldım. Onların her biri hutbeden önce namaz kılıp daha sonra hutbe okuyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eliyle işaret edip erkekleri oturttuğu, sonra onların arasından geçerek Bilal ile birlikte kadınların tarafına geldiği ve şu ayeti okuduğu hala gözlerimin önünde: "Ey Nebi! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. "(Mümtehıne 12) Nebi s.a.v. ayeti okumayı bitirdikten sonra kadınlara; "Siz, bu şartları kabul ediyor musunuz?" diye sordu. İçlerinden bir kadın "Evet, Ey Allah'ın elçisi!" dedi. Onun dışındakiler cevap vermediler. -Ravi Hasan, Hz. Nebi'e "evet" cevabını veren kadının kim olduğunu bilmiyordu.- Bunun üzerine Hz. Nebi onlara "Sadaka verin!" dedi. Silal elbisesini yayoı, onlar da büyük ve küçük yüzüklerini onun elbisesine atmaya başladılar.
Muhammed İbn Cübeyr İbn Mut'im babasının şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle söylediğini işittim: "Benim birçok ismim vardır. Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im, ben Allah'ın kendisiyle küfrü yok ettiği Mahfyim, ben insanların peşinden haşrolunacağı Haşir'im, ben Akib'ım."
Ebu Hureyre r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyorduk. Bu esnada ona Cuma Suresi nazil oldu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Mu'minIerden henüz kendilerine katılmamış bulunan diğer insanlara da ... "(Cumu'a 3) ayetini okudu. Ravi şöyle devam etti: Onlar kimdir ey Allah'ın Resulü? diye sordum. Ancak Hz. Nebi cevap vermedi. -Hatta Ebu Hureyre bu soruyu üç kez tekrarlamıştı.- O esnada içimizde Selman el-Farisı vardı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini Selman'ın üzerine koydu ve şöyle buyurdu: Eğer iman Süreyya yıldızının yanında olsaydı, elbette bu insanlardan bazıları veya biri onu elde ederdi. Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Fedail-üs Sahabe
Ebu Hureyre r.a.'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Bu insanlardan bazıları onu elde ederdi." AÇiKLAMA: Ebu Ubeyde ".............fes'av ila zikrillah" ifadesi hakkında şöyle demiştir: "Fes'av lafzı 'icabet edin' anlamına gelir, bununla koşmak manası kastedilmemiştir. "
Cabir İbn Abdillah'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte iken Cuma günü kervan geldi. On iki kişi hariç insanlar dağıldı. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: Onlar bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. AÇiKLAMA: Bu hadiste bahsi geçen kervan hakkındaki açıklamalar, hadis'in geri kalan kısmının şerhi ile birlikte Kitabu'l-cumua'da geçmişti.(Hadis no: 936)
Zeyd İbn Erkam r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Bir gazvede idim. Abdullah İbn Ubey'in "Allah Resıılü'nün yanında bulunanlara, onun etrafından dağılıncaya kadar maddi yardımda bulunmayın. Eğer buradan Medine'ye dönersek, güçlü ve şerefli olan zayıf ve zelil olanı elbette oradan çıkartacaktır," dediğini işittim. Hemen bu sözleri amcama veya Hz. Ömer'e anlattım. O da gidip bunları Hz. Nebi'e anlattı. Bunun üzerine Allah Resıılü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni çağırdı. Ben de duyduklarımı ona anlattım. Allah Resıılü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Abdullah İbn Ubey ve adamlarına haber gönderip onları çağırttı. Onlar, bu sözleri söylemediklerine dair yemin ettiler. Hz. Nebi beni yalanlayıp onu doğruladı. Bunun üzerine, daha önce hiç yaşamadığım derin bir üzüntüye kapıldım ve eve kapandım. Amcam bana "Sen bu davranışınla olsa olsa Hz. Nebi'in seni yalanlamasını ve sana kızmasını istemişsindir," dedi. Bunun üzerine Allah Teala: "Münafıklar sana geldiklerinde ... "(Münafikun 1) ayetini indirdi. Hz. Nebi de bana haber gönderdi. Yanına vardığım zaman bu ayeti okuyup: "Ey Zeyd! Allah Teala seni doğruladı," dedi. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4901, 4902, 4903, 4904. Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Sıfat-ül Münafıkîn
Zeyd İbn Erkam'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Amcamla birlikte idim. Abdullah İbn Ubey İbn Selul'ün şunları söylediğini işittim: "Allah Resulü'nün yanında bulunanlara, onun etrafından dağılıncaya kadar maddı yardımda bulunmayın." Şunları da ekledi: "Şayet Medıne'ye dönersek, güçlü ve aziz olan zayıf ve zelil olanı oradan elbette çıkartacaktır." Bu sözleri amcama anlattım. O da gidip bunları Hz. Nebi'e anlattı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni çağırdı. Ben de duyduklarımı ona anlattım. Allah Rest1lü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Abdullah İbn Ubey ve adamlarına haber gönderip onları çağırttı. Onlar, bu sözleri söylemediklerine dair yemin ettiler. Hz. Nebi beni yalanlayıp onu doğruladı. Bundan dolayı, daha önce hiç yaşamadığım derin bi.r üzüntüye kapıldım ve eve kapandım. Bunun üzerine Allah Teala: "Münafıklar sana geldiklerinde ... Onlar: Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı, " ayetlerini indirdi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bana haber gönderdi. Yanına vardığım zaman bu ayeti okuyup: "Ey Zeyd! Allah Teala seni doğruladı," dedi. Bir önceki başlık altında bu rivayetin açıklaması yapıldı.
Zeyd İbn Erkam'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Ubey "Allah'ın elçisinin yanında bulunanlara maddı yardımda bulunmayın! Şayet Medıne'ye dönersek. .. " dediği zaman, onun bu sözlerini Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haber vermiştim. Bunun üzerine ensar beni ayıplamıştı. Abdullah İbn Ubey de bu sözleri söylemediğine dair yemin etmişti. Ben de evime döndüm ve uyudum. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni çağırdı. Onun yanına gittim. Allah ResLılü şöyle buyurdu: "Kuşkusuz Allah Teala seni doğruladı ve şu dyeti indirdi: Fakat münafıklar bunu anlamazlar ... "
Zeyd İbn Erkam'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir sefere katıldım. Bu seferde insanlar zorlukla karşılaştılar. Abdullah İbn Ubey adamlarına: "Allah Resıllü'nün yanında bulunanlara, onun etrafından dağılıncaya kadar maddı yardımda bulunmayın," dedi ve şunları da ekledi: "Şayet Medıne'ye dönersek, güçlü ve aziz olan, zayıf ve zelil olanı oradan elbette çıkartacaktır." Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip bu sözleri ilettim. Allah Resıllü sallaııahu aleyhi ve sellem de Abdullah İbn Ubey'e yanına gelmesi için haber gönderdi. Abdullah gelince ona bu durumu sordu. O da bu sözleri söylemediğine dair güçlü yemin etti. İnsanlar "Zeyd, Allah Resıllü'ne yalan söyledi,' dediler. Onların bu sözü beni derinden etkiledi. Nihayet Allah Teala beni doğrulayan ifadeleri içeren "Münafıklar sana geldiklerinde. " şeklinde başlayan ayetleri indirdi. Bunun üzerine Allah Resıllü sallaııahu aleyhi ve sellem kendileri için bağışlanma dilemek üzere onları yanına çağırdı. Fakat onlar yönlerini çevirdiler. Huşubun musennede ifadesi hakkında Zeyd şöyle demiştir: Münafıklar güzel görünümlü kimselerdi.
Zeyd İbn Erkam'ın şöyle söylediği rviayet edilmiştir: Amcamla birlikte idim. Abdullah İbn Ubey İbn SelOI'ün "Allah Resulü'nün yanında bulunanlara, onun etrafından dağılıncaya kadar maddi' yardımda bulunmayın. Şayet Medi'ne'ye dönersek, güçlü ve aziz olan zayıf ve zelil olanı oradan elbette çıkartacaktır," dediğini işittim. Bu sözleri amcama anlattım. O da gidip bunları Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattı. Bunun üzerine Allah Resulü beni çağırdı. Ben de duyduklarımı ona anlattım. Allah Resulü, Abdullah İbn Ubey ve adamlarına haber gönderip onları çağırttı. Onlar, bu sözleri söylemediklerine dair yemin ettiler. Hz. Nebi beni yalanlayıp onları doğruladı. Bundan 'dolayı, daha önce hiç yaşamadığım derin bir üzüntüye kapıldım ve eve kapandım. Amcam bana "Sen bu davranışınla olsa olsa Hz. Nebi'in seni yalanlamasını ve sana kızmasını istemişsindir," dedi. Bunun üzepne Allah Teala: "Münafıklar sana geldiklerinde ... "(Münafikun 1) ayetini indirdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bana haber gönderdi. Yanına vardığım zaman bu ayeti oAllah Teala seni doğruladı," dedi. .
Cabir İbn Abdiılah r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Bir gazvede idik. -Süfyan bir defasında "Ordudaydık" demiştir.- Muhacirlerden biri ensardan birine bir tekme attı. Ensardan olan sahabi "Yetiş ey Ensari" Muhacir olan sahabi de: "Yetişin ey Muhacirler!" diye bağırdı. Bu sözleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem işitti ve "Bu dıhiliye davası nereden çıktı? Bu dava elbette kokuşmuş bir davadır," dedi. Bu sözü Abdullah İbn Ubey işitti ve: "Bunu da mı yaptılar? Andalsun Medine'ye döndüğümüz zaman, güçlü ve aziz olan zayıf ve zelil olanı oradan çıkartacaktır," dedi. Bu sözler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşır ulaşmaz Hz. Ömer: "Ey Allah'ın elçisi! Müsaade et, şu münafığın boynunu vurayım!" dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise şöyle buyurdu: "Ona ilişme! İnsanlar Muhammed kendi ashabını öla'!rüyor demesinler." Müslümanlar Medine'ye geldikleri zaman Ensarın nüfusu mu:mcirlerin nüfusundan daha fazla idi. Daha sonra muhacirlerin sayısı artmıştı.
Enes İbn Malik r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Harre olayında öldürülen insanlara üzülmüştüm. Derin üzüntümün ulaştığı Zeyd İbn Erkam bana bir mektup yazıp Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle söylediğini işittiğini bildirdi: "Ey Allahım! Ensarı ve ensarın çocuklarını bağışla!" İbnu'l-Fadl, Hz. Nebi'in ensarın torunlarına dua edip etmediği konusunda tereddüt etmiştir. Enes'in yanında bulunanlardan biri Zeyd'in kim olduğunu ona sordu. O da şöyle cevap verdi: O, Allah Reslilü'nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakkında "Bu, Allah'ın, işittikleri konusunda kendisini tasdik ettiği kimsedir," buyurduğu kişidir.
Cabir İbn Abdillah'dan rivayet edildiği ne göre, o şöyle demiştir: Bir gazvede idik. Muhacirlerden biri ensardan birine bir tekme attı. Ensardan olan adam "Yetiş ey ensar!" diye bağırdı. Muhcirlerden olan adam da "Yetişin ey muhcirler!" diye bağırdı. Allah Teala bu sözleri Nebiine işittirdi. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu nedir?" diye sordu. Orada bulunan sahabıler "Muhacirlerden biri ensardan birine bir tekme atmış, ensardan olan 'yetiş ey ensar!'; muhcirlerden olan da 'yetişin ey muhacirler' diye bağırmış," dediler. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Bırakın bu tür dav;anışları. Çünkü bunlar kokuşmuş adetlerdir," dedi. -Cabir şöyle dedi: Hz. Nebi Medıne'ye gel:liğiı:e ensarın nüfusu fazla idi. Daha sonra muhcirlerin sayısı arttı.- Abdullah Ibn Ubeyy "Bunu da mı yaptılar? Eğer Medıne'ye dönersek, güçlü ve aziz olan zayıf ve zelil olanı elbette oradan çıkartacaktır," dedi. Onun bu sözleri üzerine Ömer İbn Hattab: "Ey Allah'ın elçisi! İzin ver de, şu münafığın boynunu vurayım!" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: "Ona ilişme! İnsanlar Muhammed kendi adamlarını öldürüyor demesin ...
İbn Şihab'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bana Salim'in haber verdiğine göre, Abdullah İbn Ömer kendisine hayız halinde olan hanımını boşadığını, Hz. Ömer'in durumu Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattığını, Allah Resulü'nün bu olaydan dolayı çok kızıp onun için: "Tekrar eşine dönsün! Hayız hali bitip tekrar hayız olup hayızdan çıkıncaya kadar onu eş olarak tutsun. Sonra kendisinde boşama düşüncesi oluşursa, eşiyle birlikte olmadan hayızdan çıkmış bir halde iken onu boşasm. Bu, iddettir. Nitekim Allah Tea/a bunu emretmiştir, " buyurduğunu bildirmiştir. Hadisin geçtiği diğer yerler: 5251, 5252
Ebu Seleme'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ebu Hureyre yanında oturuyorken bir adam İbn Abbas'a gelip "kocası öldükten kırk gün sonra doğum yapan kadının [beklemesi gereken iddet] hakkında bana fetva ver" dedi. İbn Abbas da "O, iki iddetten süresinin sonunu bekler," şeklinde cevap verdi. Ebu Seleme ise şöyle demiştir: Ben, "Hamile olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır," ayetini okudum. Ebu Hureyre Ebu Seleme'yi kastederek şöyle demiştir: Yeğenim ile birlikteyim. Derken İbn Abbas kölesi Kureyb'i soru sormak üzere Ümmü Seleme'ye gönderdi. O da şöyle cevap verdi: Eslem kabilesinden SUbey'a'nın eşi öldürülmüştü. O esnada SUbey'a hamile idi, kocasının ölümünden kırk gün sonra doğum yaptı. Sonra onu istemeye başladılar. En sonunda Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu kendisine nikahladı. Ebu's-Senabil de onu isteyenler arasında idi. Hadisin geçtiği yer: 5318.
Muhammed [İbn Sirinl'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Abdurrahman İbn Ebi Leyla'nın da bulunduğu bir ilim meclisinde idim. Onun etrafındaki insanlar kendisine son derece saygı gösteriyoriardı. [Mecliste kocası ölen kadının iddetini tartışıyorlardı.] Bu esnada onun etrafındakiler kendisine görüşlerini söylediler. O da iki iddet süresinin sonuna kadar beklenmesini gerektiğini ifade etti. Ben de SUbey'a İbnu'I-Haris hadisini Abdullah İbn Utbe'den tahdis etmeye başladım. Bunun üzerine etrafındaki insanlardan biri dudaklarını ısırarak bana susmamı işaret etti. Onun bu görüşü inkar ettiğini fark ettim ve "Kufe'nin bir bucağında bulunan Abdullah İbn Utbe'ye yalan söz nispet ettiğim takdirde ben, gerçekten sınırı aşmış kimseyim," dedim. Bana işaret eden adam utandı. Bunun üzerine İbn Ebi Leyla şöyle dedi: Fakat onun amcası böyle bir şey demedi. Ebu Atiyye Malik İbn Amir ile karşılaştım ve bu meseleyi ona sordum. O da Subey'a hadisini nakletmeye başladı. Bunun üzerine ona; "Bu konuda Abdullah [İbn Mes'udl'dan bir rivayet işittin mi?" diye sordum. Biz Abdullah [İbn Mes'udl'un yanında idik. O şöyle söyledi: "Siz kadınlar için ruhsatı bırakıp ağır olan hükmü mü kabul ediyorsunuz? Allah'a yemin ederim ki, kadınlar hakkındaki kısa suref[alak Suresi uzun olan sureden/Bakara Suresinden daha sonra inmiştir. [Bu surede Allah Teala şöyle buyurmuştur:] Hamile olanlann bekleme süresi ise, yüklerini bırakmalan (doğum yapmalan)dır." (Talak 4)
İbn Abbas r.a.'dan rivayet edildiğine göre, o, "Bu bana haramdır" diyen kimsenin yemin keffareti ödemesi gerektiğini söylemiş ve Andolsun ki, Resulullah sizin için güzel bir örnektir (Ahzab 21) ayetini okumuştur. Hadisin geçtiği diğer yer: 6625.
Aişe r.anha'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zeyneb binti Cahş'ın yanında bal şerbeti içerdi ve bir müddet onun yanında kalırdı. Hafsa ile Hz. Nebi hangimizin yanına girerse "Meğafir yemişsin, senden meğafir kokusu alıyorum," demek üzere anlaştım. Hz. Nebi [kendisine bu söz söylenince] şöyle dedi: "Hayır, meğafir yemedim. Ancak Zeyneb binti Cahş'ın yanında bal şerbeti içmiştim. Bir daha asla içmem! Artık içmeyeceğime yemin ettim. Bunu hiç kimseye bildirme!" Hadisin geçtiği diğer yerler: 5216, 5267, 5268, 5431, 5599, 5614
İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Bir ayeti Hz. Ömer'e sorabilmek için bir yıl bekledim. Ondan korktuğum için bir türlü soramadım. Nihayet o, hac için yola Çıktı. Ben de onunla birlikte yola koyuldum. Hacdan dönerken yolun bir bölümünde Hz. Ömer ihtiyacını gidermek için misvak ağacına yöneldi. İbn Abbas olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Onu bekledim. Nihayet ihtiyacını giderdi, sonra onunla birlikte yürüdüm ve "Ey mu'minlerin emiri! Hz. Nebi'in hanımlarından hangi ikisi ona karşı birleşmişti?" diye sordum. O da "Hafsa ve Aişe" diye cevap verdi. İbn Abbas olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Ben: "Allah'a yemin ederim ki, muhakkak ki ben bir yıldan beri bu soruyu sana sormak istiyordum. Ama senden korktuğum için bir türlü soramadım," dedim. Bunun üzerine o şöyle dedi: "Asla böyle yapma! Benim bir şeyi bildiğimi düşünüyorsan bana soru sor! Şayet bir bilgim varsa sana söylerim." İbn Abbas olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Sonra Hz. Ömer şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki, biz Cahiliyye döneminde kadınları [kendilerine danışmaya layık] görmezdik. Nihayet Allah Teala onlar hakkındaki ayetleri indirdi ve onların paylarını verdi. Hz. Ömer şöyle devam etti: Ben bir konuda düşünürken birden eşim "Şöyle şöyle yapsan" dedi. Ona "Bu konu seni ne ilgilendirir. Neden benim yapmak istediğim bir konuyu kendine sıkıntı ediyorsun?" dedim. Bunun üzerine bana "HaYret sana ey Hattabın oğlu! Sen, sana karşı söz söylenmesini istemiyorsun. Halbuki kızın Hz. Nebi'e karşı söz söylüyor, hatta Allah Resulü'nün, gününü kızgın olarak geçirmesine neden oluyor," dedi. Hz. Ömer hemen kalkıp ridasını üzerine aldı, Hz. Hafsa'nın yanına gidip "Ey kızım! Sen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı söz söylüyormuşsun, bu yüzden o gününü kızgın bir halde geçiriyormuş," dedi. Hz. Hafsa ise "Allah'a yemin ederim ki, biz Hz. Nebi'e karşı düşüncelerimizi söyleriz," dedi. Hz. Ömer olayı anlatmaya şöyle devam etti: Bunun üzerine ona; "Biliyorsun, seni Allah'ın vereceği cezadan ve Hz. Nebi'in öfkesinden sakındmrım. Ey kızım! Güzelliği kendisini etkisi altına alan arkadaşın, yani Hz. Nebi'in ona karşı beslediği sevgi seni yanıltmasını Bu sözü ile Hz. Ömer, Hz. Aişe'yi kastediyordu. Hz. Ömer olayı anlatmaya devam etti: Hafsa'nın yanından ayrıldım. Sonra akrabam olması hasebiyle Ümmü Seleme'nin yanına gittim ve onunla konuştum. Ümmü Seleme şöyle dedi: "Hayret sana ey Hattab'ın oğlu! Her şeye karıştın, şimdi de Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile eşlerinin arasına mı girmek istiyorsun 7" Hz. Ömer olayı anlatmaya devam etti: Bu sözler -Allah'a yemin ederim ki-beni derinden etkiledi ve taşıdığım öfkenin dağılmasına vesile oldu. Sonra onun yanından ayrıldım. Ensardan bir arkadaşım vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinde bulunmadığım zaman o meclisten bana haber getirirdi. O olmadığı zaman da ben ona haber getirirdim. Üzerimize askeri' sefer düzenlemek istediği bize anlatılan Gassan krallarından birinden korkuyorduk. Kalbimizi onun korkusu kaplamıştı. İşte tam da bu sırada ensardan olan bu arkadaşım kapıyı çalıp "Aç! Aç!" dedi. Ben: "Gassanlı geldi," dedim. O ise "Bundan daha kötü bir gelişme oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerinden ayrı bir yerde kalmaya başladı," dedi. "Hafsa ve Aişe'nin burnu yere sürtülsün!" dedim ve elbisem i giyip çıktım. Sonunda Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım. Bir de ne ile karşılaşayım, Allah Resulü merdivenle çıkılan odasına çekilmiş, onun esmer uşağı da basamakların başına oturmuş bir halde ... Uşağa "Allah Resulü'ne, Hattab'ın oğlu Ömer geldi, de" dedim. Bana yukarı çıkmam için izin verildi. Hz. Ömer olayı anlatmaya şöyle devam etti: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu sözleri aktardım. Ümmü Seleme'nin söylediklerini aktarınca Allah Resulü tebessüm etti. O esnada hasmn üzerinde idi. Hasır ile arasında bir şey yoktu. Başının altında da lif ile doldurulmuş deriden yapılma bir yastık vardı. Ayakucunda dökülmüş karaz, başucunda ise asılı bir deri parçası vardı. Yan tarafına hasırın iz yaptığını gördüm ve ağladım. Bunun üzerine Allah Resulü bana "Neden ağlıyorsun?" diye sordu. Ben de "Ey Allah'ın elçisi! Kisra ve Kayser içinde bulundukları müreffeh yaşamı sürdürmekteler. Halbuki sen Allah'ın elçisisin ... " dedim. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dünyanın onlann, ahiretin de bizim olmasına razı olmaz mısın?"
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Hz. Ömer'e soru sormak istedim. Bu vesileyle ona "Ey mu'minlerin emiri! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı birleşen iki hanım kimdir?" diye sordum. Daha sözümü tamamlamadan o: "Onlar, Aişe ve Hafsaldır," diye cevap verdi.
İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hz. Ömer'e Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı birbirlerine arka çıkan iki kadının kim olduğunu sormak istiyordum. Bir yıl bekledim, ancak uygun bir fırsat bulamadım. Nihayet onunla birlikte hac yolculuğuna çıktım. Zahran mevkiine gelince Hz. Ömer ihtiyacını gidermeye gitti, bana da "Bana abdest suyu getir" dedi. Ona bir kap su getirdim ve ona su dökmeye başladım. Tam sırası deyip "Ey mu'minlerin emiri! Hz. Nebi'e karşı birbirlerine arka çıkan iki kadın kimdi?" diye sordum. İbn Abbas olayı anlatmaya şöyle devam etti: Daha ben sözümü tamamlamadan Hz. Ömer: "Onlar, Aişe ve Hafsa'dır," dedi.
Enes'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ömer radiyallahu anh şöyle dedi: Kendisini kıskanma konusunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımları birleştiler. Onlara "Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha iyi eşler verebilir," dedim. Bunun üzerine bu ayet indi. Buradaki kıskançlıkla ilgili açıklamalar Kitabu'n-nikah'ta yapılacaktır.(Hadis no: 6228) KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1751-2 MÜLK SURESİ tefavut (Mülk 3) "uyumsuzluk" demektir tefavut ile tefevvut aynı anlama gelir. temeyyezu (Mülk 8) "parçalanır," menakibiha (Mülk 15) "yanlarında/ üzerinde" demektir.tezzekkerun ve.tezkurun örneğinde olduğu gibi, teddeun (Mülk 27) ve ted'un aynı anlamdadır. Yakbidne (Mülk 19) "kanatlarını vururlar" anlamına gelir. Mücahid şöyle demiştir: Saffat (Mülk 19) "kanatlarını açanlar," nufur (Mülk 21) "inkar" demektir.
İbn Abbas'ın "Katı, bir de soysuz olana" ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bu ayet ile Kureyş kabilesinden olan ve kulağında koyunların kulağındaki fazlalığa benzer bir fazlalık bulunan bir adam kastedilmiştir.
Harise İbn Vehb el-Huzaı'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Beni iyi dinleyin! Size Cennet ehlinin haberini vereyim. Zayıf ve mütevazi her bir insan Allah'a yemin etse, Allah Teala onu yemininde haklı çıkartır. İyi dinleyin! Size Cehennem ehlinin haberini veriyorum. Cehennemlikler, kaba, çalımlı yürüyen, şişman ve büyüklük taslayan herkestir.
Ebu Saıd'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Allah Teala sakını açar. Bütün inanan kadınlar ve erkekler hemen O'nun için secdeye kapanırlar. Dünyada gösteriş ve nam için secde edenler ise secde edemezler. Secde etmeye yeltenirler ancak bellerini bir türlü eğemezler.
İbn Abbas r.a.'dan rivayet edildiğine göre; Nuh kavmindeki putlar daha sonra Arapların put'u oldu. Şöyle ki, Devmetu'l-cendel mevkiindeki Vedd, Kelb kabilesinin put'u; Suva, , Hüzeyl kabilesinin; Sebe' yakınlarındaki Cevf mevkiindeki Yeğus önceleri Murad kabilesinin daha sonraları Gutayf oğullarının; Yeuk, Hemdan kabilesinin; Nesr ise Himyer'in Zülkela ailesinin putu olmuştu. Bu putlara, Nuh kavmine mensup salih kimselerin isimleri verilmişti. Bu salih insanlar öldükleri zaman şeytan onların halkına "Bu insanların oturdukları meclislere onların birer heykellerini yapın! Bu heykellere de onların isimlerini verin " diye telkinde bulunmuştur. Onlar da şeytanın bu isteğini yerine getirmişlerdi. İlk başlarda bu putlara tapılmamıştı. Ancak bu putları diken nesiller ölüp ilim de kalma- . yın ca bunlara tapılmaya başlandı.
İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem Ukaz panayırına gitmek üzere bir grup ashabı ile yola çıktı. Bu esnada gökten gelen haber ile şeytanlar arasına engel konuldu ve onların üzerine alev huzmeleri gönderildi. Bunun üzerine şeytanlar geri döndüler, kendilerine "Neyiniz var? [Bir haber yakalayamadınız mı?]" diye sorulduğu zaman; "Bizim ile gökten gelen haber arasına engel konuldu ve üzerimize alev huzmeleri gönderildi," dediler. Bu defa oradakiler "Sizin ile gökten gelen haber arasına bir engel konulması gerçekten yeni bir gelişmedir. Öyleyse yeryüzünün doğu ve batı bölgelerini gezin ve sizinle gökten gelen haber arasına engel konulması meselesini bir araştırın!" dediler. Bunun üzerine şeytanlar yola çıkıp yeryüzünün doğu ve batı bölgelerini dolaştılar. Kendileri ile gökten gelen haber arasına giren engelin içi yüzünü araştırmaya başladılar. İbn Abbas olayı anlatmaya şöyle devam etti: Tihame tarafına yönelen şeytanlar, Nahle mevkiinde Ukaz panayırına doğru yola çıkmış olan Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldiler. O esnada Hz. Nebi ashabı ile birlikte sabah namazını kılıyordu. Şeytanlar Kur'an'ı duyunca onu dinlemeye başladılar ve "Sizin ile gökten gelen haber arasına giren engel budur," dediler. Sonra oradan kavimlerinin yanına dönüp "Ey Halkımız! Gerçekten biz, doğru yola ileten harikulade güzel bir Kur'an dinledik de ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız," dediler. Bunun üzerine Allah Teala Hz. Nebi'e şu ayet i indirdi: "(Resulüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur'an'ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur. "(Cin 1) Hz. Nebi'e vahyedilen, cinlerin sözüdür.
Yahya İbn Ebı Kesir'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ebu Seleme İbn Abdirrahman'a ilk olarak hangi Kur'an bölümünün indiğini sordum. O da ..... Ya eyyuhe'l-müddessir" diye cevap verdi. Ben, insanların "ikra' bismi rabbikellezi halakılın ilk inen ayetler olduğunu söylediklerini ifade ettim. Bunun üzerine o şöyle dedi: Bu konuyu Cabir İbn Abdillah'a sordum ve senin bana söylediklerini ben de ona söyledim. Bunun üzerine Cabir şöyle dedi: Ben sana sadece Allah. buyurmuştu: Bir müddet Hira mağarasında itikafa girdim. İtikafımılamamlayınca dağdan indim. Birden bana seslenildi. Hemen sağıma baktım, fakat hiç kimseyi görmedim, sonra soluma baktım, yine hiç kimseyi görmedim, ardından önüme baktım, yine hiç kimseyi görmedim, daha sonra ardıma baktım yine hiç kimseyi görmedim. En sonunda başımı kaldırdım ve bir şey gördüm. Hemen Hatice'nin yanına gittim ve "Beni örtün! Üzerime soğuk su serpin!" dedim. Ev halkı beni örttü ve üzerime soğuk su serpti. İşte bunun üzerine şu ayetler indi: "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an!" Müddessir 1-3
Yahya İbn Ebi Kesir, Ebu Seleme kanalıyla Cabir İbn Abdillah'tan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Hira'da i'tikafa girdim."
Yahya'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Ebu Seleme'ye; - İlk önce Kur'an'ın hangi bölümü indirildi? diye sordum. O da; - Müddessir suresi, diye cevap verdi. Bunun üzerine; - Bana ilk inen surenin Alak suresi olduğu haber verildi, dedim. O da şöyle dedi: - Cabir İbn Abdillah'a ilk inen Kur'an ayetlerini sordum. O da "Müddessir suresi," diye cevap verdi. Ben de bana ilk inen surenin İkra suresi olduğunun haber verildiğini ifade ettim. Bunun üzerine Cabir şöyle dedi: Sana sadece Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediklerini haber veriyorum. O şöyle buyurmuştu: Hira mağarasında itikafa çeki/dim. İtikafzmz tamamlayınca oradan indim ve vadiye girdim. Birden bana ses/eni/di. Önüme, arkama, sağıma ve so/uma baktım. Bir de ne göreyim, gök ile yer arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Hemen Hatice'nin yanına gittim ve "Beni örtün ve üzerime soğuk su serpin!" dedim ve bana "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa ka/k ve insan/arz uyar! Rabbinin büyüklüğünü an!"(Müddessir 1-3) ayet/eri indirildi. AÇiKLAMA : Müddessir suresinin ilk defa inmesi, fetret-i vahiy veya uyarının emredilmesi meselesi ile tahsis edilmiştir. İkra suresinin ilk inen sure olduğunu söyleyen kimse, mutlak olarak onun ilk inen sure olduğunu kastetmiştir. Müddessir Suresi'nin ilk inen sure olduğunu söyleyenler ise risalet görevinin başlaması bakımından bu surenin ilk inen sure olduğunu kastetmişlerdir.
Cabir İbn Abdillah'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Fetret-i vahiyden bahsederken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konuşması esnasında şöyle buyurduğunu işittim: Yürürken gökten bir ses duydum. Hemen başımı kaldırdım. Bir de ne göreyim, Hira mağarasında bana gelen melek gök ile yeryüzü arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Ondan çok korktum. Hemen eve dönüp "beni örtün, beni örtün!" dedim. Onlar da beni örttüler. Bunun üzerine "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanlan uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddf manevf kirlerden ann, pis ve murdar olan her şeyden kaçın!"(Müddessir 1-5) ayetleri indi. Bu ayetteki temizlik emri, henüz namaz farz kılınmadan önce verilmişti. Ayette geçen pis ve murdar olan" lafzı ile putlar kastedilmiştir.
Ebu Seleme'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Cabir İbn Abdillah bana şöyle haber verdi: Fetret-i vahiyden bahsederken Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Yürürken gökten bir ses duydum. Hemen bakışlarımı göğe çevirdim. Bir de ne göreyim, Hira mağarasında bana gelen melek gök ile yeryüzü arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Ondan öyle korktum ki, korkumdan yere yığıldım. Sonra ailemin yanına geldim ve "beni örtün, beni örtün!" dedim. Onlar da beni örttüler. Bunun üzerine "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa ka/k ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddf manevf kir/erden arın, pis ve murdar o/an her şeyden kaçın!"(Müddessir 1-5) ayetleri indi. Ebu Seleme şöyle demiştir:.Ricz "putlar" demektir. Fetret-i vahiyden sonra vahiy yeniden başladı ve peşpeşe geldi. AÇiKLAMA Ricz ve rics kelimeleri "azab" anlamına gelir," yorumu Ebu Ubeyde'ye aittir. Bir önceki rivayette ricz kelimesinin "putlar" anlamına geldiği ifade edilmişti. Bu açıklama şu anlamın tefsiridir: "Azabın nedeni olan putları terk et!" KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1753-6 KIYAMET SURESİ: 1. "(RESULÜM!) ONU (VAHYİ) ÇARÇABUK ALMAK İÇİN DİLİNİ KIMILDATMA,"(Kıyame 16) AYETİNİN TEFSİRİ. İbn Abbas şöyle demiştir: Liyefcura emameh (Kıyame 5) [ifadesindeki fucur/ günah işleme kişinin] "tevbe edeceğim, salih amel işleyeceğim" diye diye kendisini kandırması ile olur. la vezera (Kıyame 11) "sığınacak yer, suda (Kıyame 36) "başıboş" anlamına gelir.
İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine vahiy geldiği zaman dilini kımıldatırdı. --Süfyan bunu tasvir etmiştir.-- Böylece Kur'an'! ezberlemeyi istiyordu. Bunun üzerine Allah Teala "(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma, "(Kıyame 16) ayetini indirdi.
Musa İbn Ebi Aişe'den rivayet edildiğine göre, o Said İbn Cübeyr'e: "(Resulüm!) Dilini kımııdatma, "(Kıyame 16) ayetini sormuş, o da şu şekilde cevap vermiştir: Bu konuda İbn Abbas şöyle dedi: Hz. Nebi kendisine vahiy geldiği zaman dilini kımıldatıyordu. Bunun üzerine ona şöyle buyuruldu: Vahyi ezberleyememe korkusu ile "(Resulüm!) Dilini kımıldatma.(Kıyame 16) Şüphesiz onu toplamak ve onu okutmak bize aittir. "(Kıyame 17) Yani onu senin hafızana yJ'rleştirmek ve senin okumanla okutmak bize aittir. "Biz onu okuduğumuz zaman "(Kıyame 18) yani indirdiğimiz zaman, "sen onun okunuşunu takip et. Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir. "(Kıyame 19) Senin dilinle onu açıklamak bizim işimizdir.
"(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımııdatma, "(Kıyame 16) ayeti hakkında İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cebrall aleyhisselam kendisine vahiy getirdiği zaman dilini ve dudaklarını kımıldatır bir hal alırdı. Bu yüzden vahiy alması kendisine ağır gelirdi. Onun bu hali biliniyordu. Bundan dolayı Allah Teala La uksimu biyevmi'l-kıyame suresinde "(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımııdatma. Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir, "(Kıyame 16-17) ayetlerini indirdi. Burada Allah Teala şöyle buyurmuştur: Kur'an'ı senin hafızanda toplamak ve okutmak bize aittir. "O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. "(Kıyame 18) Yani biz Kur'an'ı indirdiğimiz zaman onu dinle! "Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir. "(Kıyame 19) [Ey Muhammed!] Senin dilinle Kur'an'ı açıklamak bize düşer. İbn Abbas şöyle devam etmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cebrall aleyhisselam kendisine geldiği zaman susar, Cebrall aleyhisselam ayrıldığı zaman ise gelen vahyi Allah'ın kendisine vaad ettiği gibi okurdu. "Layıktır (o azap) sana, layıkl"(Kıyame 34) ayeti tehdit içermektedir.
Abdullah ibn Mes'ûd (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Bizler Rasûlüllah'ın beraberinde idik. Kendisine "Vel-murselâti" Sûresi indirildi. Biz de hemen bu sûreyi O'nun ağzından almağa çalışıyorduk. Bu sırada bir yılan çıktı. Biz hemen onu öldürmeğe koşuştuk, fakat yılan bizleri geçti ve kovuğuna girdi. Bunun üzerine Rasûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem): "Sizler onun şerrinden korunduğunuz gibi, o da sizin şerrinizden korundu" buyurdu
Buhârî burada bu Abdullah ibn Mes'ûd hadîsinin rivayet edildiği ayrı ayrı beş senedi tam olarak vermiş, metin vermemiştir
4931. hadisin kaynakta aynı numara altında verilen, farklı senedle gelen 2. rivayetidir.
Abdullah İbn Mes'ud r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte mağarada idik. Bu esnada Mürselat Suresi indi. Bu sureyi onun ağzından öğrendik. Hz. Nebi bu sureyi daha yeni bitirmişti ki, birden bir yılan peyda oldu. BUnun üzerine Allah Reslilü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Onu öldürmeniz gerekir" dedi. İbn Mes'ud olayı anlatmaya şöyle devam etti: Hemen yılanı öldürmek için harekete geçtik. Ancak yılan bizden hızlı çıktı. İbn Mes'ud şöyle devam etti: Hz. Nebi şöyle buyurdu: "Siz yılanın şerrinden korunduğunuz gibi, yılan da sizin şerrinizden korundu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Hakim sahih bir senede Ebu Hureyre'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: .......... Ve'l-murselati urfen ayeti "iyilikle gönderilen meleklere yemin olsun" anlamına gelir. Mücahid ............elem nec'ali'l-erda kifata ayetinde (Mürselat 25) geçen .........kifat kelimesi hakkında şöyle demiştir: Insanlar yeryüzünde yaşarlar ve ölünce de oraya gömülürler. Yine Mücahid şöyle demiştir: .........Furata (Mürselat 27) "tatlı su," .....cimalat (Mürselat 33) ise "köprü halatı" anlamına gelir. Bu son açıklamayı Firyabi, Ebu Nüceyh kanalıyla Mücahid'den senetli olarak nakletmiştir. İbnu't-TIn ise şöyle demiştir: "Mücahid şöyle dedi: ..........Cimalat kelimesi hem cim harfinin dammesi, hem de kesresi ile okunur ve "siyah develer" anlamına gelir. Bu kelime ...........cimale'den türemiştir. ...........Cimale de ....cemel kelimesinin çoğuludur. Tıpkı .....hacer kelimesinin çoğulunun ........hicara olması gibi." Bu kelimeyi ............cimalat şeklinde çoğulokuyanlar, bunun anlamının "kalın ip" olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Nitekim Mücahid ............hatta yelice'l-cemelu fi semmi'l-hiyat ayetinde (A'raf 40) geçen ........cemel kelimesini "gemi halatı" olarak açıklamıştır. Ferra da bu kelimenin "kalın ip" anlamına geldiğini söylemiştir. Abd İbn Humeyd, Ali İbn Zeyd kanalıyla Ebu'd-Ouha'nın şöyle söylediğini nakletmiştir: Nafi' İbn Erzak ile Atıyye, İbn Abbas'a gelip "Bize ......la yentikun, (Mürselat 35) ........sümme innekum yevme'l-kıyameti ınde Rabbikum tahtesimun,(Zümer 31) .............vallahi Rabbina ma kunna müşrikin (En'am 23) ve ...........vela yektumunallahe hadısa ayetlerini açıkla" dediler. İbn Abbas da şöyle cevap verdi: Yazıklar olsun sana İbn Erzak! Kıyamet günü uzun bir gündür. Bu günde çeşitli merhaleler olacaktır. Bir an gelecek mü şrikler konuşamayacak, sonra onlara müsaade edilecek, onlar da davalaşacaklar. Ardından Allah dilerse yemin ve inkar edecekler. Bunu yaptıkları zaman Allah Teala onların ağızlarını mühürleyecek. Bundan sonra organlarına emredilecek, onlar da kendilerinin yaptığı amellere şahitlik edecekler. Sonra dilleri kendilerinin yaptıklarını aleyhlerine şahitlik ederek söyleyecek. İşte bu durum; 'Allah'tan hiçbir haberi gizleyemezler, '(Nisa 42) ayeti ile açıklanmıştır
Abdurrahman İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir. İbn Abbas'ın şu ayeti ...........inneha termi bişerarin ke'l-kasari şeklinde okuduğunu ve ardından şunları söylediğini işittim: Biz odunu üç zira' uzunluğunda veya bundan daha kısa bir uzunlukta kaldırıp kış için saklardık. Bu şekildeki odun parçalarına da "kasar" derdik. Tekrarı:
4933 Fethu'l-Bari Açıklaması: .........Kasar kelimesi .........kasra kelimesinin çoğuludur. Deveboynu uzunluğundaki odun anlamına gelir. İbn Abbas'ın ............kasar kıraati de bunu desteklemektedir. Bir görüşe göre ağacın gövdesine, bir başka görüşe göre ise devenin boynuna kasar denir
Abdurrahman İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İbn Abbas'ın ........termi bişerar (kıvılcım saçar)(Mürselat 32) ayetini okuduğunu ve şöyle söylediğini işıttim: Biz üç zira' uzunluğunda veya bundan daha uzun odunları arar ve onları kış için kaldırıp saklardık. Bunlara da "kasar" adını verirdik. ........Keennehu cimalatun sufr ayetinde geçen .........cimalat kelimesi "gemi halatları" anlamına gelir. Bu halatlar birbirlerine eklenirdi, nihayet bir adam boyuna ulaşırdl
Abdullah (İbn Mes'ud)'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir mağarada idik. Bu esnada Mürselat suresi indi. Hz. Nebi okuyor, ben de onun ağzından bu sureyi öğreniyordum. Hz. Nebi sureyi daha yeni bitirmişti ki, birden üzerimize bir yılan sıçradı. Hz. Nebi: "Onu öldürün!" dedi. Hemen onu öldürmeye koyulduk. Ancak yılan kaçtı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Siz onun şerrinden korunduğunuz gibi, o da sizin şerrinizden korunmuştur." Ömer İbn Hafs İbn Gıyas şöyle demiştir: Babamdan bu rivayeti "Minadaki bir mağarada" şeklinde ezberlemiştim
Ebû Hureyre (radıyallahü anh) şöyle demiştir:Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Sûra iki üfleme arasında kırk vardır" buyurdu. Arkadaşlarından biri Ebû Hureyre'ye: Bu, kırk gün mü? diye sordu. Hureyre dedi ki: Ben cevâb vermekten çekindim. O kimse: Kırk ay mı? dedi. Hureyre dedi ki: Ben cevâb vermekten çekindim. O soran: Kırk yıl mı? dedi. Hureyre: Ben yine cevâb vermekten çekindim, dedi. Rasûlüllah: Allah semâdan bir su indirir de (ölü olan) sizler yeşil otun bitmesi gibi -kabirlerinizden- bitersiniz. İnsan bedeninden herşey çürür, yalnız bir tek kemik parçası çürümez. O da kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyâmet günündeki (ikinci) yaratma, bu parçadan terkîb olunur" buyurdu
Sehl İbn Sa'd'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in işaret parmağı ile orta parmağını yan yana getirdiğini gördüm ve: "Benim gönderildiğim dönem ile kıyametin kopması arasında bu kadar mesafe vardır," buyurduğunu işittim. Hadisin geçtiği diğer yerler: 5301, 6503
Aişe radiyallahu anha Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Hafız olarak Kur'an', okuyan, iyilik timsali değerli elçilerle beraberdir. Zorlana zorlana heceleyerek Kur'an okuyan kimse için ise iki ecir vardır.
Abduııah İbn Ömer r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Öyle bir gün ki, insanlar o günde alemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır," ayeti hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "O gün insanların her biri iki kulağının yarısına kadar kendi terinde kaybolacaktır. " Tekrar:
6531. Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Cennet
Aişe radiyallahu anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hesaba çekilen herkes mutlaka helak olur" buyurdu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Canım sana feda olsun! Allah Teala: 'Hesap defteri sağ eline verilen kimsenin hesabı kolayca görülür, '(İnşikak 7-8) buyurmuyor mu?" diye sordum. O da şöyle buyurdu: "Bu ayette insanların hesaba sunulacakları arz'dan bahsedilmektedir. Kimin hesabı uzarsa o kişi helak olur. "
Mücahid'den nakledildiğine göre, İbn Abbas r.a. leterkebunne tabakan an tabakin ayetini "Siz halden hale geçeceksiniz, "(İnşikak 19) şeklinde açıklamış ve şöyle demiştir: Bu ayetteki hitap Nebiiniz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yöneliktir.
Bera’ r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından bize ilk gelenler, Mus'ab İbn Umeyr ile İbn Ümmi Mektum idi. Her ikisi de bize Kur'an öğretiyordu. Sonra Ammar, Bilal ve Sa'd, daha sonra yirmi kişi ile birlikte Ömer İbnu'l-Hattab geldi. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldi. Medine halkının onun gelişine sevindikleri kadar başka bir şeye sevindiklerini görmedim. Hatta kız ve erkek çocukları "İşte bu Allah'ın elçisi! [şükürler olsun] geldi" diyorlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelmeden önce A'la suresi ile bu sureye benzer sureleri okumuştum.
Abdullah İbn Zem'a'dan rivayet edildiğine göre, o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hutbesini dinlemiştir. Bu hutbede Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Salih Nebiin devesinden ve bu deveyi kesen kimseden bahsedip şöyle buyurmuştur: "İçinden en azgını ileri atılınca."(Şems 13) Yani onun kavmi içinde ileri gelenlerden, şirret ve arkası güçlü bir adam ileri atıldı. Bu adamın kavmi içindeki durumu Ebu Zem'a'nın Mekke'deki durumuna benziyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hutbesinde hanımlardan da bahsetti ve şöyle buyurdu: İçinizden biri hanımını köle döver gibi dövmek ister, belki de günün sonunda onunla birlikte olacaktır. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yellenme karşısında gülen erkeklere nasihat etti ve şöyle buyurdu: Sizden biri neden yellenenin yaptığından dolayı güler ki! Ebu Muaviye'nin rivayetine göre Ebu Zem'a, ZUbeyr İbn Awam'ın amcasıdır. Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Cennet
Alkame'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Mes'ud'un ashabından bir grup ile birlikte Şam'a gittim. Ebu'd-Oerda bizim geldiğimizi duymuş. Bunun üzerine yanımıza geldi ve: "İçinizde Kur'an okuyan var mı?" diye sordu. Biz de "Evet," diye cevap verdik. Bunun üzerine o; "Hanginiz en iyi okur?" diye sordu. Orada bulunanlar beni işaret ettiler. Bunun üzerine Ebu'd-Oerda "Oku!" dedi. Ben de Leyl Suresi'ni .............. ve'l-leyli iza yağşa ve'n-nehari iza tecella ve'z-zekeri ve'l-unsa şeklinde okumaya başladım. O "Sen hocandan bunu böyle mi öğrendin?" diye sordu. Ben de; "Evet," dedim. Ebu'd-Oerda; "Ben de bu sureyi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağzından bu şekilde öğrendim. Ancak bu insanlar [Şam halkı] bu kıraati kabul etmeye yanaşmıyorlar," dedi.
İbrahim'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Abdullah İbn Mes'ud'un öğrencileri Ebu'd-Oerda'nın bulunduğu şehre geldiler. Ebu'd-Oerda onları aradı ve buldu, sonra onlara "Hanginiz Abdullah İbn Mes'ud'un kıraatine göre okur?" diye sordu. [Hadisin ravilerinden Alkame de] "Hepimiz okuruz," diye cevap verdi. Bu defa o; "Hanginiz daha iyi okur?" diye sordu. Orada bulunanlar Alkame'yi gösterdiler. Bunun üzerine Ebu'd-Oerda ona; .........ve'l-leyli iza yağşa suresini nasılokurdu?" diye sordu. Alkame de sureyi okurken şu ayeti ..........ve'z-zekeri ve'l-ünsa şeklinde okudu. Bunun üzerine Ebu'dOerda şöyle dedi: Tanıklık ederim ki, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ayeti böyle okuduğunu işittim. Ancak bu insanlar, benim bu ayeti ...........vema halaka'z-zekera ve'l-ünsa şeklinde okumamı istiyorlar. Allah'a yemin ederim ki, onlara uymayacağım.
Ali r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Bakl'u'l-gargad mezarlığında bir cenaze de idik. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Sizin hepinizin Cennet ve Cehennemde oturacağı yeri yazılmıştır!" buyurdu. Orada bulunanlar "Ey Allah'ın elçisi! Öyleyse bu yazıya itimad etmeyelim mi?" diye sordular. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Çalışın! Her şey kolay kılınmıştır." Ardından şu ayetleri okudu: "Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en ko/aya hazırlanz (onda başanlı kı/anz). "(LeyI 5-7) İmam Buhari burada Hz. AIi'den nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin açıklaması Kitabu'l-kader'de yapllacaktır.
4945. hadisin kaynakta aynı numara altında verilen, farklı senedle gelen 2. rivayetidir.
AIi radiyallahu anh'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyorduk. .. [Daha sonra Hz. Ali] yukarıdaki olayı anlatmıştır
Ali r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir cenaze'ye katılmıştı. Bu esnada eline bir değnek aldı, onunla toprağa vurup çizgiler çizdi ve: "Sizin her birinizin Cehennem veya Cennetteki yeri yazılmıştır," buyurdu. Orada bulunanlar; "Öyleyse bu yazıya itimad etmeyelim mi?" diye sordular. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Çalışın! Her şey kolay kılınmıştır." Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, [biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız)"(LeyI 5-7)
Ali r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyorduk. Derken o; "Sizin her birinizin Cennette oturacağı yer ile Cehennemde oturacağı yer yazılmıştır," buyurdu. Biz: "Ey Allah'ın Resulü Öyleyse bu yazıya itim ad etmeyelim mi?" diye sorduk. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Çalışın! Her şey kolay kılınmıştır." Ardından şu ayetleri okudu: "Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız). Kim de cimrilik eder, kendini müstağni sayar, en güzeli de yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlanz. " (LeyI 5-7)
Ali r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Baki'ı'l-gargad mezarlığında bir cenazeye katılmıştık. Bu esnada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza geldi ve oturdu! Biz de onun etrafında oturduk. Onun elinde bir değnek vardı, başını eğdi ve değneği ile yere vurmaya başladı, sonra da şöyle buyurdu: "Sizin her birinizin, kendisine can verilmiş her varlığın Cennet ve Cehennemdeki yeri yazı/mıştır. Yine kimin bedbaht, kimin de mutlu olacağı yazılmıştır." Bir adam: "Ey Allah'ın elçisi! Öyleyse bizim için yazılana itimat edip çalışmayı bırakalım mı? Zira bizden mutlu olacak kimseler, mutlu olacak insanların amelini işleyecek; bedbaht olacak kimseler de bedbaht olacak insanların amelini işleyeek," dedi. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Mutlu olacak insanlara, mutlu olacak insan/ann yapacaklan işler; bedbaht olacak insanlara da bedbaht olacak insan/ann yapacakları işler kolaylaştırılacak," buyurdu. Sonra şu ayetleri okudu: "Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse ... "(LeyI 5-6)
Ali r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir cenazeye katılmıştı. Bu esnada bir şey alıp onunla yere bir şeyler çizmeye başladı ve şöyle buyurdu: "Sizin her birinizin ateşte oturacağı ve Cennette oturacağı yer yazılmıştır." Orada bulunanlar: "Ey Allah'ın Resulü! Öyleyse bizim için yazılana itimat edip çalışmayı bırakalım mı" dediler. Bunun üzerine Allah Resu!ü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Çalışın. Her şey yaratıldığı şey için kolaylaştınlmıştır. Kim mutlu olacak insanlardansa, mutlu olacak insanların işini yapmak ona kolay olur; kim de bedbaht olacak insanlardan alacaksa, bedbaht olacak insanların işleri ona kolayolur," buyurdu ve şu ayetleri okudu: "Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse. "(LeyI 5-6) KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1759-3 DUHA SURESİ. Mücahid şöyle demiştir: İza seca "dümdüz oldu"(Duha 2) anlamına gelir. Bir başka müfessir ise şöyle demiştir: Seca "karardı ve süklina erdi," aila (Duha 8) "kendisine muhtaç kimseler bulunan kişi" anlamına gelir. AÇiKLAMA: Aila (Duha 8) 'kendisine muhtaç kimseler bulunan kişi' anlamına gelir," yorumu Ebu Ubeyde'ye aittir. Ferra ise bu kelimeyi "fakir" olarak açıklamıştır. Abdullah' İbn Mes'ud mushafında bu kelimenin.adima şeklinde olduğunu gördüm. Bu ayetteki zenginlikten maksat, çok mal' sahibi yapmak değil, razı etmektir.
Cündüb İbn Süfyan'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem rahatsızlandı, iki veya üç gece ibadete kalkamad!. Bu sırada bir kadın gelip: "Ey Muhammed! Şeytanının seni terk ettiğini umuyorum. İki veya üç gecedir yanına gelmediğini görüyorum," dedi. Bunun üzerine Allah Teala; "Kuşluk vaktine ve sükuna erdiğinde geceye yemin ederim ki, Ey Resulüm! Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da, "(Duha 1-3) ayetlerini indirdi.
Cündüb el-Beceli'den rivayet edildiğine göre, bir kadın Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e; "Ey Allah'ın elçisi! Oyle tahmin ediyorum ki arkadaşın sana uğramakta gecikti" demiş. Bunun üzerine de: "Ey Resulüm! Rabbin seni terk etmedi, sana danlmad! da, "(Duha 3) ayeti inmiştir.
Bera' radiyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seferde iken yatsı namazının iki rekatının birinde Tin Suresi'ni okumuştur. takvim(Tin 4) "yaratma" anlamına gelir.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı Aişe r.anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ilk gelen [vahiy] uykuda gördüğü sadık rüya şeklinde idi. O'nun gördüğü bütün rüyalar sabahın aydınlığı gibi gerçek olurdu. Derken ona yalnızlık sevdirildi. Hira mağarasına gidip ailesinin yanına dönüp tekrar bunun için azık almadan önce sayıları belli geceler boyu orada ibadet ederdi.-[Ravi Zührl] .u.l/tehannüs kelimesinin ibadet etmek anlamına geldiğini söylemiştir.- Sonra Hz. Hatice'nin yanına döner ve yine aynı süre için azık alırdı. Sonunda hiç beklemediği bir anda hak ile karşılaştı. O esanda Hira mağarasında idi. Birden melek kendisine geldi ve "Oku!" dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben okuma nedir bilmem!" diye karşılık verdi. [Olayın bundan sonraki kısmını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlattı:] Melek beni tutup takatim kesilene kadar sıktı, sonra serbest bıraktı ve "Oku!" dedi. Ben yine "Ben okuma nedir bilmem!" diye karşılık verdim. Sonra ikinci kez takatim kesilinceye kadar beni sıktı, sonra serbest bıraktı ve "Oku!" dedi. Ben "Ben okuma nedir bilmem!" diye karşılık verdim. Üçüncü kez beni tuttu ve takatim kesilinceye kadar sıktı, sonra serbest bıraktı ve ..........Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı 6ir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! Insana bilmediklerini öğreten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir, (Alak 1-5) dedi. [Aişe r.anha şöyle devam etti:] Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ayetler ile birlikte korkudan omuzunun üst tarafındaki etleri titrer bir halde döndü, nihayet Hz. Hatice'nin yanına vardı ve ona "Beni örtün! Beni örtün! Beni örtün!" dedi. En sonunda korkusu gitti ve Hz. Hatice'ye; "Ey Hatice! Bana ne oldu? Kendimden endişe ettim," dedi ve ona olanları anlattı. Hz. Hatice "Hayır, endişeye gerek yok! Sevin! Allah'a yemin ederim ki, Allah Teala asla seni utandırmaz. Çünkü sen, Allah'a yemin ederim ki, akrabalık bağlarını gözetir, doğru söz söyler, işini görmekten aciz olanların yükünü üstlenir, hiçbir şeyi olmayanlara/veya iflas etmiş kimselere yardımcı olur, misafiri ağırlar ve musibete uğrayanların yanında yer alırsın" dedi. Sonra Hz. Hatice onu götürdü. Nihayet Varaka İbn Nevfel'e vardılar. Varaka, Hz. Hatice'nin amcasının oğlu idi, Cahiliyye döneminde Hıristiyanlığı benimsemiş biriydi, Arapça yazar ve Allah'ın dilediği kadarıyla İncil'in bazı bölümlerini Arapça olarak yazardı. Varaka'nın yaşı ilerlemiş ve gözleri görmez olmuştu. Hz. Hatice "Ey Amcamın oğlu! Yeğenini dinle!" dedi. Varaka "Yeğenim! Ne görüyorsun?" diye sordu. Bunun üzerine Nebi s.a.v. gördüklerini anlattı. Varaka: "Bu, Musa'ya inen Namus'tur. Keşke senin çağrını insanlara ulaştıracağın günlerde delikanlı olaydım. Keşke o günlerde hayatta olsam!" dedi ve bir cümle daha kullandı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Selem: "Onlar beni yurdumdan çıkaracaklar mı?" diye sordu. Varaka: "Evet, senin getirdiğin mesajı insanlara ulaştıran herkes işkenceye maruz kaldı. Şayet o günlerde hayatta olursam elbette sana çok yardım ederim," dedi. Aradan çok geçmeden Varaka öldü. Vahiy de bir müddet kesildi. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem çok üzüldü.
Cabir İbn Abdillah el-Ensari"den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Fetret-i vahiy'den bahsederken Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem konuşması esnasında şöyle buyurdu: Yürürken gökten bir ses işittim. Bakışlarım! göğe çevirdim, bir de ne göreyim! Hira'da bana gelen melek gökyüzü ile yeryüzü arasında bir kürsüde oturmuş halde orada. Ondan çok korktum ve evime dönüp "Beni örtün! Beni örtün!" dedim. Onlar da beni örttüler. Bunun üzerine Allah Teala: "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddf manevf kirlerden ann, pis ve murdar olan her şeyden kaçın!"(Müddessir 1-5) ayetlerini indirdi. Ebu Seleme şöyle demiştir: Ayette geçen ...........ricz (pis ve murdar olan) kelimesinden maksat Cahiliyye halkının taptığı putlardır. Cabir şöyle dedi: Sonra vahiy peşpeşe inmeye başladı.
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ilk gelen [vahiy] uykuda gördüğü sadık rüya şeklinde idi. Sonra melek geldi ve şu ayetleri okudu: "Yaratan Rabbinin adıyla oku! İnsanı yapışkan bir hücreden yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. "(Alak 1-3)
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Allah Reslılü'ne Sallallahu Aleyhi ve Sellem ilk gelen [vahiy] uykuda gördüğü sadık rüya şeklinde idi. Melek geldi, sonra şu ayetleri okudu: "Yaratan Rabbinin adıyla oku! İnsanı yapışkan bir hücreden yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğretendir. "(Alak 1-4)
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz. Hatice'ye döndü ve: "Beni örtün! Beni örtün!" dedi. Ravi daha sonra hadisin geri kalan kısmını anlattı.
İkrime'den rivayet edildiğine göre, İbn Abbas şöyle demiştir: Ebu Cehil; "Eğer Muhammed'i Ka'be'nin yanında namaz kılarken görürsem, ayağımı boynuna basarım," dedi. Onun bu sözleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştı. Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurdu: Şayet o böyle bir şey yapsaydı, melekler onu yakalardı. Diğer tahric eden: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân
Enes İbn Malik r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ubey'e "Allah Teala sana lem yekunillezıne keferu (Beyyine) suresini okumamı emretti," demiş, Ubey de, "Rabbim adımı andı mı?" diye sormuştur. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Selem: "Evet," demiş, bunun üzerine Ubey ağlamıştır.
Enes İbn Malik r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ubey'e ‘‘Allah Tea/a sana Kur'an okumamı emretti," dedi. Ubey; "Allah Teala sana benden ismimle mi bahsetti?" diye sordu. Allah Resulü; "Allah Tea/a bana senden ismen söz etti, " buyurdu. Bunun üzerine Ubey ağlamaya başladı.
Enes İbn Malik r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ubey'e "Allah Teala sana Kur'an okutmamı emretti," dedi. Ubey; "Allah Teala sana benden ismimle mi bahsetti?" diye sordu. Allah Resulü; "Evet," diye cevap verdi. Ubey; "Öyleyse alemlerin Rabbi katında anıldım" dedi. Hz. Nebi de "Evet" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Ubey'in gözlerinden yaş boşaldı.
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Atlar şu üç kimseye aittir; bir kimse için sevap, bir kimse için engel, bir kimse için de günah olur. Atın kendisi için sevab olduğu kimseye gelince; o atını Allah yolunda (cihad için) bağlamıştır, atın ipini de bol otlu geniş bir çayırlıkta veya bahçede uzatmıştır. Atın bu bol otlu çayırlıktan veya bahçeden uzun ipi sayesinde yediği her ot, sahibi için bir iyilik olur. Eğer bu at, bir de ipini koparıp şahlanarak sağa sola koşsa, bu esnada onun yerde toynakları ile bıraktıgı izleri ve gübreleri de sahibi için iyilik olur. Şayet at bu arada bir nehre uğrayıp da su içse -sahibi onu sulamak istememiş olsa bile- bu su da sahibi için iyilikler haline gelir. İşte bu at, sahibi için büyük bir sevaba dönüşür. Bir kimse de atını başkalarına muhtaç olmamak ve isteme zahmetinde bulunmamak için bağlar, sonra onunla ilgili (zekat, cihad vs. gibi konularda) Allah'ın hakkını unutmazsa, bu at da o kimse için fakirliğe karşı bir perde olur. Bir kimse de atını öğünmek için, gösteriş için ve Müslümanlara düşmanlık için bağlarsa, bu hayvan da ona büyük bir günah olur. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e merkeplerin durumu soruldu, o da şöyle cevap verdi: Onlar hakkında Allah Teala bana kapsamlı ve eşsiz olan şu ayetten başka birşey indirmedi: "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür. " (Zilzal 7-8)
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eşekler hakkında sorulmuş, o da şöyle buyurmuştur: Onlar hakkında Allah Teala bana kapsamiz ve eşsiz olan şu ayetten başka birşey indirmedi: "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür. "(Zilzal 7-8) AÇiKLAMA: Ebu Ubeyde.bi enne Rabbeke evha leha ayeti hakkında şöyle demiştir: "Accac bu ayeti şu 'şekilde açıkladı: Allah Teala yeryüzüne durmasını vahyetti, o da durdu." Buhari burada Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi verdi. Bu rivayetin açıklaması "Kitabu'l-cihad"da yapılmıştı. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1760-5 ADİYA, KARİA, TEKASUR VE ASR SURELERİ ADİYAT SURESİ:. Mücahid şöyle demiştir: Kenud (Adiyat 6) "nankör" anlamına gelir. Feesarne bihi nek'a (Adiyat 4) "Ve tozu dumana katanlara" şeklinde açıklanmıştır. Lihubbi'l-hayr"(Adiyat 8) "mal sevgisi yüzünden" anlamına gelir Leşedid ' cimridir" demektir. Zira cimri birine şedid denir. Hussile (Adiyat 10) "ayrıldı" anlamına gelir. AÇiKLAMA: Adiyat/koşanlar kelimesinden maksat atlardır. Bu kelime ile develerin kastedildiği de söylenmiştir. Taberani, Ebu Ümame kanalıyla şu hadisi nakletmiştir: "KenCıd, tek başına yiyen, yardımını esergeyen ve kölesini döven kimsedir." feesarne bihi nek'a (Adiyat 4) "Ve tozu dumana katanlara" şeklinde açıklanmıştır. 'Bu yorum Ebu Ubeyde'ye aittir. O bu konuda şöyle demiştir: Sabah vakti hücuma kalkan atlar, ortalığı toz dumana katar. İbn Merdııye bu rivayetten daha sahih bir senet ile İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir: Bir adam bana "Adiyat"ın ne anlama geldiğini sordu. Ben de ona "Atlar" anlamına geldiğini söyledim. Sonra adam Hz. Ali'ye gidip aynı soruyu sormuş ve benim cevabımı da ona iletmiş. Bunun üzerine Hz. Ali beni yanına çağırıp "Adiyat, Arafat'tan Müzdelife'ye giden develer anlamına gelir," dedi. Said İbn Mansıır, Harise İbn Midrab kanalıyla Hz. Ali'nin "Adiyattan maksat, develerdir," İbn Abbas'ın da "Adiyattan maksat atlardır," dediğini nakletmiştir. İkrime'nin onlardan naklettiği rivayette de şöyle geçmektedir: "Adiyat, hac döneminde develer, cihadda atlar anlamına gelir." Sahih bir senetle Abdullah İbn Mes'ııd'un şöyle söylediği nakledilmiştir: "Adiyat develer demektir." Yine sahih bir senetle İbn Abbas'ın şöyle söylediği nakledilmiştir: "Soluk soluğa koşmak sadece köpeklere ve atlara muhsustur." KARİA SURESİ: Ke'l-feraşi'l-mebsus (Karia 4) "Birbiri üzerine binen çekirge sürüsü gibi" anlamına gelir. O gün insanlar, çekirge sürüsü gibi birbirlerinin istikametinde dolaş ır dururlar.Ke'l-ihn (Kaıria 5) "yünün renkleri gibi" anlamına gelir. Abdullah İbn Mes'ud bu kelimeyi ke's-suf şeklinde okumuştur. AÇiKLAMA: Kıyamet günündeki insanların kelebeklere benzetilmesi birçok güel münasebetle olmuştur. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür: Şaşkın şaşkın dolaşmak, yayılmak, çok olmak, zayıflık, basitlik, geri dönüşü olmayan yola girmek, seslenene yönelmek, acele etmek, birbirinin üzerine çıkmak ve ateşe doğru uçuşmak. TEKASUR SURESİ:. İbn Abbas şöyle' demiştir: Tekasur (Tekasur 1) "mal ve evlat çokluğu"nu ifade eder. ASR SURESİ:. Yahya şöyle demiştir: Asr "zaman" demektir. Allah Teala ona yemin etmiştir.
Enes İbn Malik r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem semaya yükseltildiği zaman [gördüklerini anlatırken] şöyle buyurmuştur: "Bir ırmağın kenarına geldim. ırmağın iki yakası, içi boşaltılmış inci kubbelerden meydana gelmişti. - 'Bu nedir Ey Cebrail?' diye sordum. O da; - 'Bu kevserdir,' diye cevap verdi." Diğer tahric eden: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân
Ebu Ubeyde'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hz. Aişe'ye ............inna a'taynake'l-kevser ayetini sordum. O da şöyle cevap verdi. Kevser Sizin Nebiinize verilen bir ırmaktır. Bu ırmağın iki yakası, içi boşaltılmış incilerden meydana gelmiştir, kapları ise yıldızların sayısı kadardır.
İbn Abbas r.a.'ın Kevser hakkında şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Kevser, Allah'ın Hz. Nebi'e verdiği hayırdır. Ebu Bişr de şöyle demiştir: Said İbn Cübeyr'e "İnsanlar, Kevser'in Cennette bir ırmak olduğunu iddia ediyorlar," dedim. Bunun üzerine Said şöyle dedi: Cennetteki ırmak da Allah'ın Hz. Nebi'e verdiği hayrın bir parçasıdır." Hadisin geçtiği diğer yer: 6578
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ...........iza cae nasrullahi ve'l-feth suresi indikten sonra kıldığı bütün namazıarda ............subhaneke Rabbena vebihamdike Allahumme'ğfir II duasını okurdu.
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem rükul ve secdelerinde ...........subhaneke Rabbena vebihamdike Allahummelğfir II duasını çok okurdu. Böylece Kurlanlı yorumladı.
İbn Abbas r.a.'dan rivayet edildiğine göre, Ömer radiyallahu anh ashab'a .........iza cae nasrullahi ve'l-feth ayetinin anlamını sordu. Onlar da "Burada şehirlerin ve sarayların fethi kastedilmiştir" diye cevap verdiler. Hz. Ömer, İbn Abbas'a; "Ey İbn Abbas! Sen ne dersin?" diye sormuş, o da şöyle cevap vermiştir: "Bu, Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem ecelini haber vermektedir veya bu, Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölümünü kendisine bildirmek için verilmiş bir örnektir."
İbn Abbas r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Ömer beni, Bedir Savaşı'na katılan ve yaşlanmış olan insanların meclisine alırdı. İçlerinden biri bundan dolayı rahatsız olmuş olacak ki; "Bunu neden bizim yanımıza getiriyorsun? Bizim onun gibi çocuklarımız var!" demişti. Bunun üzerine Hz. Ömer ise "O, sizin bildiğiniz kimsedir," demişti. Bir gün onu davet edip yine onların meclisine aldı. [Olayın bundan sonraki kısmını İbn Abbas şöyle anlatmıştır:] O gün beni onlara göstermek için çağırdığını anladım. Hz. Ömer onlara; "Allah Teala'nın ..........iza cae nasrullahi ve'l-feth' suresinin anlamını sordu. Bazıları 'T3u surede yardıma mazhar olup fetih bize nasip olunca Allah'a hamd etmemiz ve ondan bağışlanma dilememiz bize emrediidi," dedi. Bazıları ise sustu ve hiçbir şey söylemedi. Sonra Hz. Ömer bana; "Ey İbn Abbas! Sen de mi böyle düşünüyorsun?" diye sordu. Ben de "Hayır," dedim. Hz. Ömer: "Peki sen ne düşünüyorsun?" diye sorunca şöyle cevap verdim: Burada Hz. Nebi'in vefatı anlatılmıştır. Allah Teala bunu Nebiine bildirmiştir. Şöyle ki; "Allah'ın yardım ve zaferi" -ki bu senin vefatının alametidir- "Rabbine hamd ile tesbih et ve O'ndan af dile. Çünkü O tevvabdır, tövbeleri çok kabul eder," buyurmuştur. Hz. Ömer de "Ben de bu surenin anlamını sadece söylediğin gibi biliyorum," demiştir.
İbn Abbas r.a.'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Önce en yakın akrabalarını (onlardan samimiyet sahibi olanları) uyar, "(Şuara 214) ayeti inince Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem gitti ve Safa tepesine çıktı. İnsanlara "Yetişin!" diye bağırdı. İnsanlar; "Bu da kim?" dediler ve onun etrafında toplandılar. Hz. Nebi; "Şu dağın ardından süvarilerin çıkacağını size söylesem, beni tasdik eder misiniz? Bu konuda ne dersiniz?" diye sordu. Toplanan insanlar; "Senin bize yalan söylediğine tanık olmadık" dediler. Bunun üzerine Hz. Nebi; "Öyleyse bilin ki, ben, şiddetli bir azab öncesinde size gönderilmiş bir uyarıcıyım!" dedi. Hemen Ebu Leheb "Yazıklar olsun sana! Bizi sadece bunun için mi çağırdın?" dedi ve kalkıp gitti. İşte bunun üzerine .........tebbet yeda Ebi Leheb ve teb (Tebbet 1) ayeti indi. Ebu Leheb'in iki eli gerçekten kurumuştu.
İbn Abbas r.a.'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Batha'ya gitti, sonra dağa çıkıp "Yetişin!" diye bağırdı. Kureyşliler onun etrafında toplandı. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sabah vakti veya akşam vakti düşman size saldıracak desem, bana inanır mısınız?" diye sordu. Etrafındakiler: "Elbette" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Öyleyse bilin ki, ben, şiddetli bir azab öncesinde size gönderilmiş bir uyancıyım!" dedi. Hemen Ebu Leheb "Bunun için mi bizi topladın! Yazıklar olsun sana!" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Allah Teala Tebbet Suresi'nin tamamını indirdi. İmam Buhari bu başlık altında, bir önceki başlık altında zikrettiği hadisi bir başka senede nakletti.
İbn Abbas r.a.'dan rivayet edildiğine göre, Ebu Leheb Hz. Nebi'e "Yazıklar olsun! Bizi bunun için mi topladın!" dedi. Bunun üzerine Tebbet Suresi'nin tamamı indi.
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah Teala'nın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "İnsanoğlu beni yalanladı. Halbuki onun buna hakkı yoktu. İnsanoğlu bana haraket etti. Halbuki onun buna hakkı yoktu. İnsanın beni yalanlaması 'Allah beni yarattığı gibi diri/temez!' sözüyle olmuştur. Oysa ilk yaratma onu yeniden yaratmaktan daha basit değildir. İnsanın bana hakaret etmesi ise 'Allah çocuk edindi,' sözüyle gerçekleşmiştir. Halbuki Ben, tek ve samedim. Ne doğdum, ne de çocuğum oldu. Benim hiçbir dengim yoktur."
Ebu Hureyre r.a.'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah Teala'nın şöyle buyurduğunu bildirdi: "İnsanoğlu beni yalanladı. Halbuki onun buna hakkı yoktu. İnsanoğlu bana haraket etti. Halbuki onun buna hakkı yoktu. İnsanın beni yalanlaması kendisini yarattığım gibi diriltemeyeceğimi söylemesiyle olmuştur. İnsanın bana hakaret etmesi ise 'Allah çocuk edindi, sözüyle gerçekleşmiştir. Halbuki Ben, tek ve samedim. Ne doğdum, ne de çocuğum oldu. Benim hiçbir dengim yoktur."
Zirr İbn Hubeyş'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ubey İbn Ka'b'a Muawizeteyn'i sordum. O da şöyle cevap verdi: "Ben de bunu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sormuştum. Allah ResLılü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu sure Cebrafl'in diliyle bana okundu" şeklinde cevap vermişti. Ben de şöyle dedim: Bundan böyle Allah Rest1lü'nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem söylediği gibi okuruz.
Zirr'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ubey İbn Ka'b'a: "Ey Ebu'lMünzir! Kardeşin İbn Mes'ud şöyle şöyle diyor. [Ne dersin?] diye sordum. Ubey şöyle cevap verdi: Ben de bunu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sordum. O da şöyle cevap verdi: Bana böyle okundu. Ben de şöyle dedim: Bundan böyle Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği gibi okuruz.
Hz. Aişe ve İbn Abbas'tan şöyle dedikleri rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vahiy inmeye başladıktan sonra Mekke'de on yıl kaldı. Medine'de de on yıl kaldı."