Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Nuaym el-Mücmir şöyle demiştir: Ebu Hureyre ile birlikte mescidin üzerine çıktık. Ebu Hureyre abdest aldı ve şöyle dedi: Ben Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: Ümmetim kıyamet gününde bedenlerindeki abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları sekililer olarak çağrılacaklardır. Ebu Hureyre şöyle dedi: "Kim bu parlaklığı daha çok artırabilirse arttırsın."
Muhammed İbn Amr İbn Ata şöyle demiştir: "Bir defasında Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından bir kaç kişiyle birlikte oturuyordum. Bu sırada Resûlullah s.a.v. nasıl namaz kıldığı konusu açıldı ve Ebû Humeyd es-Sâidî şöyle dedi: Aranızda Resûl-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nasıl namaz kıldığını en iyi bilen kişi benim. O'nun şu şekilde namaz kıldığını gördüm; Namaza başlarken tekbir aldığında ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırırdı. Rüku'ya gittiğinde elleriyle dizlerini iyice kavrardı ve sırtını dümdüz tutardı. Rükû'dan doğrulup başını kaldırdığında vücûdunu tam olarak düzeltirdi; omurga kemikleri dimdik olurdu. Secde ettiğinde ellerini yere koyar fakat dirseklerini yere ve yanlarına yapıştırmazdı. Secdede iken ayak parmaklarının uçları kıbleyi gösterirdi. İlk iki rekatı kılıp birinci teşehhüde oturduğunda sağ ayağını diker ve sol ayağını yatırıp üzerine otururdu. Son teşehhüde oturduğunda ise sağ ayağını yine diker ve sol ayağını sağ ayağının altına yatırıp kalçası üzerinde yere otururdu."
Ömer r.a.'in şöyle dua ettiği nakledilmiştir: "Allah'ım bana senin yolunda şehit olmayı nasip et, şehadet nimeti ile rızıklandır ve bana Resulünün şehrinde ölmeyi lutfet!"
Hz. Aişe r.anha'nın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Melekler gökyüzünde bulutlar arasında yeryüzünde olacak işleri konuşurlar. Bu sırada şeytanlar da onlardan bir şeyler duymak için çalışırlar ve duydukları sözü tıpkı bir testinin doldurulması gibi kahinlerin kulaklarına aktarırlar. Bununla da kalmaz o söze kendilerinden yüz yalan daha katarlar."
Rabia b. Abdurrahman dedi ki: "Enes b. Malik r.a.'i Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in niteliklerini anlatırken gördüm. Dedi ki: O insanlar arasında ne uzun, ne kısa fakat uzuna daha yakın boylu idi. Kırmızıya çalan bir ten rengi vardı. Ne aşırı beyazdı, ne de esmerdi. Saçları ne dümdüz, ne de çok kıvrımlı idi (hafif dalgalı idi). Kırk yaşında iken ona vahiy indirildi. Mekke'de on yıl kaldığı süre boyunca vahiy ona nazil olup durdu. Medine'de de on yıl kaldı. Ruhu kabzedildiğinde başında ve sakalında yirmi beyaz tel yoktu. Rabia dedi ki: Saçlarından bir tel gördüm. O kırmızı idi. Sebebini sordum, kokuların etkisiyle renginin kırmızılaşmış olduğu söylendi." Tekrar: 3548 ve 5900
Nafi"den rivayete göre İbn Ömer kendisine şunu haber vermiştir: "O gün öldürülmüş olduğu halde Cafer'in yanı başında durdum. Mızrak ve kılıç darbesi olmak üzere onda elli yara saydım. Bunların hiçbirisi arkasında -yani sırtında- değildi. " Bu Hadis 4261 numara ile gelecektir.
Ebu Saıd'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Allah Teala sakını açar. Bütün inanan kadınlar ve erkekler hemen O'nun için secdeye kapanırlar. Dünyada gösteriş ve nam için secde edenler ise secde edemezler. Secde etmeye yeltenirler ancak bellerini bir türlü eğemezler.
Ebu Said el-Hudri r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde bütün yeryüzü tandırda pişirilen bir tek ekmek (gibi) olur. Cebbar olan Allah onu eliyle evirir çevirir alt üst eder. Sizin biriniz yolculukta bazlamasını (tandıra koyup pişirinceye kadar) evirip çevirdiği gibi. (Bu muazzam ekmek) cennet ehli için yolcuk konuk azığı olarak hazırlanır. " Ebu Said dedi ki: Bu sırada bir Yahudi geldi ve "Ya Ebe'I-Kasım! Rahman sana mübarek kılsın! Cennet ehlinin kıyamet günü yol azığının ne olduğunu sana haber vereyim mi?" dedi; Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet" buyurdu. Yahudi "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği gibi, yeryüzü bir tek ekmek yapılır!" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize baktı, sonra azı dişleri meydana çıkıncaya kqdar güldü. Sonra Yahudi "Sana cennet ehlinin ekmeklerinin katığını da haber vereyim mi?" dedi ve şöyle devam etti: Sahabiler "Bunlar nedir?" diye sordular. Yahudi "öküzle balıktır! Bu iki hayvanın ciğerlerinin en nefis uç parçalarını cennet ehlinden yetmiş bin kişi yiyecektir" diye cevap verdi
Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanında Abdullah isminde bir adam vardı. İnsanlar tarafından "himar" (eşek) lakabı ile lakaplandırılmıştı. Bu kişi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i arasıra güldürürdü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona içki içtiği için sapa vurma cezası uygulamışt!. Bir gün bu şahıs yine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna getirildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona sapa cezası uygulanmasını emretti. Bunun üzerine değnekle dövüldü. Topluluktan birisi "Ya Rabbi şu adam'a lanet et, içki yüzünden ne kadar da çok huzura getiriliyor!" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona lanet okumayınız! VAllahi kesin olarak bilmişimdir ki bu zat Allah'ı ve Resulünü sevmektedir" buyurdu.
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem namazında şöyle dua ederdi: ''Allah'ım! Ayyaş b. Ebi Rebia, Seleme b. Hişam ve el-Velid b. el-Velid'i kurtar! Allah'ım kafir/erin zulmü altında ezilen, kurtulmaya çare bulamayan diğer mu'minleri (müstaz'afları) kurtar! Allah'ım Mudar kabilesini ezip, iyice perişan et, onları yerle bir eyle, onlara Hz. Yusuf'un zamanındaki kıtlık yıllarını gönder. "
Aişe r.anha şöyle demiştir: Nebi sallallahu aleyhi ve seııem birisini bir müfrezenin başında kumandan yapıp göndermişti. Bu zat arkadaşlarına kıldırdığı namazıarda Kur'an okur ve kıraatini her zaman "Kul huvallahu ahad" suresiyle bitirirdi. Müfrezeye katılanlar gazadan döndüklerinde (kumandanın bu adetini) Nebie zikrettiler. Resulullah saııallahu aleyhi ve sellem onlara "Niçin böyle yapmakta olduğunu kendisine sorunuz" buyurdu. Onlar da gidip bunu kendisine sordular. Kumandan "Çünkü bu sure, Rahmanın sıfatıdır. Bu yüzden bu sureyi okumayı severim" diye cevap verdi. (Gelip bu cevabı haber verdiklerinde) Nebi sallallahu aleyhi ve seııem "Siz de ona Allah'ın kendisini sevmekte olduğunu haber veriniz" buyurdu.
Ebu Said el-Hudri şöyle demiştir: Biz "Ya Resulallah! Kıyamet gününde bizler Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordu k. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sizler gökyüzünde bulut olmadığı zaman güneşi ve ayı görmek için birbirinizi sıkıştınp, darlığa düşer misiniz?!! buyurdu. Biz "Hayır" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şüphesiz sizler güneş ile ayı görmekte birbirinizi sıkıştırıp, darlığa düşürmediğiniz gibi o gün Rabbinizi görmekte de hiç birbirinizi sıkıştırıp darlığa düşmeyeceksiniz!! buyurdu. Sonra şöyle devam etti: "Her bir kavmin dünyada ibadet edegeldiği şeye gitmesi için bir nidacı nida eder. Bunun üzerine haçlılar haçlarıyla, puta tapanlar putlarıyla her bir mabudun tapanları kendi mabudlarıyla giderler. Nihayet itaatkar olsun, günahkar olsun, hak üzere kalan kitap ehlinin geride kalanları olsun Allah'a ibadet etmekte olanlar kalır. Sonra cehenneme getirilirler, cehennem onlara gösterilir ki sanki cehennem onların nazarında bir seraptır. Yahudilere 'Sizler kime tapardınız?' diye sorulur. Onlar 'Biz Allah'ın oğlu Üzeyr'e tapardık' derler. Bunun üzerine onlara Siz yalan söylüyorsunuz. Allah Teala hiçbir eş, hiçbir oğul edinmiş değildir. Şimdi söyleyin iz istediğiniz nedir?' denilir. Yahudiler 'Ya Rab! Bize su içirmeni istiyoruz' derler. Onlara 'Haydi içiniz' denilir ve birbiri ardınca cehennemin içine dökülürler. Sonra Hıristiyanlara hitaben 'Sizler kime tapardınız?' diye sorulur. Onlar da 'Biz Allah'ın oğlu Mesih'e tapardık' derler. Bunun üzerine onlara 'Siz yalan söylüyorsunuz. Allah Teala hiçbir eş, hiçbir oğul edinmiş değildir. Şimdi söyleyin iz ne istiyorsunuz?' denilir. Onlar da 'Bize su içirmeni istiyoruz' derler. Onlara da 'Haydin su için!' denilir de birbiri ardınca cehennemin içine dökülürler. Nihayet itaatkar olsun, günahkar olsun Allah'a ibadet etmekte olanlar kalır. Onlara da 'İnsanlar hep gittikleri halde sizleri burada alıkoyan nedir?' denilir. Onlar 'Biz şimdikinden ziyade kendilerine muhtaç iken onlardan dünyada ayrılmıştık. (Şimdi nasılolur da onların arkasına takılırız?) Biz bir nidacının 'Her kavim vaktiyle ibadet ettiği ne idiyse ona kavuşsun!' diye nida ettiğini işittik. Bundan dolayı bizler Rabbimizi bekleyip duruyoruz!' derler." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Meydanda kalan mu'minlere cebbar olan Allah onları ilk defa gördükleri, tanıdıkları suretten başka bir surette gelir ve 'Ben sizin Rabbinizim!' der. Onlar da 'Sen bizim Rabbimizsin!' derler. Artık onunla Nebilerden başkası konuşamaz. Allah Teala 'Rabbinizi tanıyabilmek için aranızda bir alamet var mıdır?' diye sorar. Onlar 'Evet saktır!' demeleri üzerine Allah Teala sakını açacaktır. Bunun üzerine her mu'min Allah'a secde eder. Allah'a riya ve şöhret için secde eden kimseler kalır. Onlar da secde etmeye davranırlar fakat onların sırtı tek bir tahta gibi kaskatı bir tabakaya döner. Sonra köprü getirilir de cehennemin ortasına kurulur." Biz "Ya Resulallah! Köprü nedir?" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: :4yakların kayacağı bir yerdir ki üzerinde başları eğri demirden çengeller, dikenler, sert, keskin, enli şeyler vardır. Bunların Necid'de olan ve Sa'dan denilen dikenler gibi uçları kıurık, eğri dikenleri vardır. Mu'minlerin kimi onun üzerinden göz kırpacak kadar zaman içinde, kimi şimşek gibi, kimi rüzgar gibi, kimi iyi cins yörük at ve develer gibi süratle geçerler. Bunların kimi sapsağlam olduğu gibi kurtulur. Kimi tırmıklar içinde perişan olmuş olarak salıverilir. Kimi de cehennem ateşi içine sapır sapır düşer. Nihayet sonuncuları sürüklene sürüklene geçer, kurtulur. Bugün ortaya çıkmış hakkını kurtarmak için hiçbirinizin bana yalvarıp yakarması, o (dehşetli) günde asi mu'minin cebbar olan Yüce Allah'a yalvarıp yakarmasına benzemez. Onların kardeşleri arasında kurtulduklarını gördüklerinde 'Ey Rabbimiz! Bu kalanlar bizim kardeşlerimizdir. Onlar bizimle birlikte namaz kılar, oruç tutar, her türlü iyi işlerde bulunurlardı. ' Allah Teala 'Haydin gidin, kalbinde bir dinar ağırlığında iman olan her kimi bulursanız çıkarın!' buyuracaktır. Allah Teala onların suretlerini yakmayı ateşe haram edecektir. Artık bunlar kimi ayağının üstüne, kimi de yarı inciğine kadar ateşe gömülerek içeriye dalıp, tanıdıklarını çıkaracaklardır. Yine Yüce Allah 'Haydin bir daha gidin, kalbinde zerre ağırlığınca iman olan kimi bulursanız çıkarın!' buyuracaktır. Yine böyle olanlardan tanıdıklarını çıkarıp döneceklerdir. Yine Yüce Allah 'Haydin bir daha gidin, kalbinde zerre ağırlığınca iman olan kimi bulursanız çıkarın!'buyuracaktır. Yine böyle olanlardan tanıdıklarını çıkaracaklardır. " Ebu Said şöyle devam etti: "Eğer bu dediğime inanmıyorsanız "Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş eğer bir kötülük ise onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa, onu katlar (kat kat arttırır). Kendinden de büyük mükafat verir. "(Nisa 40) ayetini okuyunuz. "Kısacası Nebiler, melekler, mu'minler şefaat edeceklerdir. Derken cebbar olan Yüce Allah Artık sıra benim şefaatime geldi!' buyuracak ve ateşten bir kabza tutacak ve simsiyah yanmış olan birtakım kavimleri dışarı çıkaracak, akabinde bunlar cennetin yolları üzerinde olup, hayat nehri denilen bir nehrin içine atılacaklardır. Onlar o nehrin iki kıyısında sel uğrağında biten yabani (reyhan) tohumlarının bittiği gibi biteceklerdir. Sizler o tohumları taşın kenarında, ağacın yan tarafında görmüşsünüzdür. Onlardan güneşte olanları yeşildir, gölgeli olanları da beyazdır. Sonra onlar bu nehirden (beyaz ve parlak) inciler gibi çıkacaklar, boyunlarına kendileriyle tanınacakları (altın, gümüş türünden) hatemler takılacak ve cennete gireceklerdir. Cennet ahalisi 'İşte bunlar hiçbir amelleri, geçmiş hiçbir hayırları olmadığı halde Allah 'ın cennete koyduğu azaldıklarıdır!' diyeceklerdir."
Bana Harun b. Said el-Eyli'de rivayet etti. (Dediki): Bana İbni Vehb rivayet etti. (Dediki) : Bana Amr b. Haris, Said b. Ebi HiIal'den o da Nuaym b. AbdilIah'tan naklen haber verdi ki o Ebu Hureyte'yi abdest alırken görmüş, yüzünü ve ellerini neredeyse omuzlarına varıncaya kadar yıkamış sonra da ayaklarını ta baldırlarına kadar yıkamış sonra da şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Şüphesiz ümmetim kıyamet gününde abdestin etkisinden dolayı alınları sakar, baldırıarı sekili geleceklerdir. Bu sebeple sizden alnının sakarlığını uzun tutabilen yapsın. "
Amr demiş ki : Bana Said b. Ebi Hilal, Abdillah b. Ubeydillah b. Ebi Rafi'den, o da Ebu Gatafan'dan, o da Ebu Rafi'den naklen rivayet etti. Ebu Rafi: «Şahadet ederim ki: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e koyuıuııı ciğerini kızartırdım. Sonra namaz kılar, fakat abdest almazdı» demiş. İzah 359 nolu Hadiste.
Bize Ahmed b. Abdirrahmân b. Vehb rivayet etti, (Dediki): Bize amcam Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dediki): Bize Amru'bnü'l-Hâris, Saîd b. Ebî Hilâl'den naklen rivayet etti. Ona da Ebû'r-Ricâl Muhammed b. Abdirrahmân, annesi Amra binti Abdirrahmân'dan naklen rivayet etmiş. Amra, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Âişe'nin himayesinde bulunuyoımuş. O da Âişe'den rivayet etmişki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir zât'ı bir seriyyeye kumandan olarak gazaya göndermiş. Bu zât maiyyetindekilere namaz kıldırırken kırâetini dâima İhlâs sûresi ile bitirirmiş. Gazadan döndükleri vakit ashâb bunu Resûlullah (SallalIahu Aleyhi ve Sellem)'e söylemişler. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Ona sorun; bunu niçin yapıyormuş?» buyurmuşlar. Ashâb, o zâta sormuşlar; şu cevâbı vermiş: — Çünkü İhlâs sûresi Rahmân'ın sıfatıdır; ben de kirâetimi, o sıfatla yapmak isterim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Ona haber verin ki, Allah da onu seviyor.» buyurmuşlar.
Bize Amru'bnü Sevvâd El-Âmirî rivayet etti. Dediki: Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dediki): Bize Amru'bnü'l-Haris rivayet etti. Ona da Saîd b. Ebi Hilâl ile Bükeyr b. Eşecc, Ebû Bekir b. Müiv kedir'den, o da Amr b. Süleym'den, o da Abdurrahmân b. Ebî Saîd'il-Hudrî'den, o da babasından naklen rivayet etmişler kî, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); «Cuma gönü yıkanmak, her ihtilâm olana farzdır. Bir de misvak tutunmak!... Bulabildiği kadar koku da sürünür.» buyurmuşlar. Yalnız Bükeyr, Abdurrahmân'i zikretmemiş; koku hakkında da: demiştir. «Velev kadının kokusundan!..» demiştir.
Bize Abdül Melik b. Şuayb b. Leys rivayet etti. (Dediki): Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demişki): Bana Hâlid b. Yezîd rivayet etti. (Dediki): Bana Saîd b. Ebî Hilâl, Nubeyh b. Vehb'den naklen rivayet eyledi ki, Ömer b. UbeydiIIah b. Ma'mer oğlu Talha'ya, Şeybetü'bnu Cübeyr'in kızını hacda nikahlamak istemiş. Ebân b. Osman da o gün hacc cmiri bulunuyormuş. Ebân'a: Ben Talhatu'bnu Ömer'i evlendirmeye niyet ettim; senin de bu cemiyette bulunmanı dilerim, diye haber göndermiş. Ebân ona şu cevâbı vermiş : — Beri bak! Seni kof bir Iraklı sanıyorum. Ben Osman b. Affân'ı şunu söylerken işittim: Besulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «ihrâmlı bir kimse nikâh yapamaz» buyurdular.
Bize Abdülmelik b. Şüayb b. Leys b. Sa'd rivayet etti. (Dediki): Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demişki): Bana Hâlid b. Yezîd rivayet etti. (Demişki): Bana Saîd b. Ebî Hilâl, Avn b. Abdillah'dan, o da Âmir Eş-Şa'bî'den naklen rivayette bulundu, ki Şa'bî' Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sahabisi Nu'mân b. Beşîr b, Sa'd'ı Hıms'da halka hutbe îrâd ettiği sırada şunları söylerken işitmiş: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Helâl aşikâr, haram da aşikârdır. .» buyururken işittim... Müteakiben Zekeriyya'nın Şa'bî'den rivayet ettiği hadîs gibi tâ «İçine düşmesi yakıncacıktır...» cümlesine kadar rivayette bulunmuştur.
Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb, ishâk b. ibrahim ve ibni Ebî Ömer de toptan ibni Uyeyne'den rivayet ettiler. H. Bize Amr b. Sevvâd EI-Âmirî dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Amr b. Haris, Saîd b. Ebî Hilâl'den naklen haber verdi. H. Bana Muhammed b. Sehl Et-Temîmî de rivayet etti. (Dediki): Bana ibni Ebî Meryem rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed (yâni ibni Mutarrif) rivayet etti. Bunların hepsi Ebû Hâzim'den, o da Sehl b. Sa'd'dan bu hadîsi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etmişlerdir. ibni Ebî Hilâl'in hadîsinde: -Yüzü isabet aldı.» İbni Mutarrif hadîsinde ise : «Yüzü yaralandı.» ibareleri vardır.
{…} Bize Abdülmelik b. Şuayb b. Leys de rivayet etti. {Dediki): Bize babam dedemden rivayet etti. (Demişki): Bana Hâlid b. Yezid rivayet etti. (Dediki): Bana Saîd b. Ebi Hilal, ibni Münkedir'den rivayet etti. Ona da Ümame b. Sehl ibni Abbas'dan naklen haber vermiş. ibni Abbâs (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e, Meymûne'nin evinde ve yanında Hâlid b. Velid bulunduğu halde keler eti getirildi... Ve Zührî'nin hadîsi ma'nasında rivayette bulunmuştur.
Bana Harmele b. Yahya ile İbn-i Vehb'in kardeşi Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Hayve haber verdi. (Dediki): Bana Hâlid b. Yezid, Saîd b. Ebi Hilâl'den, o da Ömer b. Müslim El-Cündeî'den naklen haber verdi, ona da İbn-i Müseyyeb haber vermiş. Ona da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Ümmü Seleme haber vermiş. Ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i yukarkilerin hadîsi mânâsında anmış.
Bize Abdül-Melik b. Şuayb b, Leys rivöyet etti. (Dediki): Bana babam dedemden rivayet etti. (Demişki): Bana Halid b. Yezid rivayet etti. (Dediki): Bana Said b. Ebi Hilâl, Umara b. Gaziyye'den, o da Muhammed b. İbrahim'den, o da Ebû Seleme b. Abdirrahnıan'dan, o da Âişe'den naklen rivayet ettiki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kareyş'i hicvedin, çünkü bu onlara ok atmaktan daha ağır gelir.» buyurmuş ve İbni Revaha'ya haher göndererek: «Onları hicvet!» demiş. O da Kureyş'i hicivde bulunmuş, fakat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i razı edememiş, Bunun üzerine Ka'b b. Mâlik'e, daha sonra Hassan b. Sâbit'e haber göndermiş. Hassan onun yanına girince: Sizin için kuyruğu ile çarpan bu arslana (haber) göndermeniz zamanı gelmiştir, demiş. Sonra dilini çıkararak onu oynatmağa başlamış ve : — Seni Hak (din) ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, onları dilimle deri parçalar gibi parçalayacağım! demiş. Bunun üzerine Resûlullah (Sallaliahu Aleyhi ve Sellem): «Acele etme! Çünkü Eb& Bekr Kureyş'in neseblerini en iyi bilen kimsedir. Benim de onlar arasında nesebim var. Tâ ki, senin için benim nesebimi hülâsa etsin.» buyurmuş. Hassan hemen ona gitmiş sonra dönerek: — Yâ Resûlallah! Bana senin nesebini hülâsa etti. Seni hak (din) ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, seni onlardan hamurdan kıl çeker gibi çekip çıkaracağım, demiş. Âişe şunu söylemiş: Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i Hassân'a : «Sen Aliah ve Resulü namına müdafaada bulundukça hiç şüphesiz Ruhu'l-Kudüs seni te'yide devam edecektir!» buyururken işittim. Âişe şunu da söylemiş: Ben Resululhıh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Hassan onları hicvetti ve hem şifa verdi, hem şifa buldu.» buyururken işittim. Hassan şöyle demiş : «Sen Muhammed'i hicvettin. Ben de onun nâmına çevab veriyorum. Bunda Allah katında mükâfat vardır. Sen Muhammed'i nezih, mütteki, Resûlullah, ahlâkı vefakârlık olduğu halde hicvettin. Hiç şüphe yok ki, babam onun babası ve benim ırzım, Muhammed'in ırzını sizden korumak için muhafızdır. Eğer atlarımızı Kedâ yolunun iki tarafından toz kaldırırken görmezseniz kızcağızımı kaybedeyim. O atlar üzerinize gelirken gemlerini çekerler. Sırtlarında ince mızraklar vardır. Atlarımız pek hızlı koşarlar. Kadınlar baş örtüleriyie onların tozlarını alırlar. Şayet bizden yüz çevirirseniz umre yaparız. Fetih müyesser olur. Perde de kalkar. Aksi takdirde öyle bir günün çarpışması için sabredin ki, o günde Allah dilediğini aziz kılar. Allah: Ben hakkı söyleyen, bunda hiç bir gizlilik olmayan bir kul gönderdim, demiştir. Allah: Ben bir ordu hazırladım ki, onlar maksatları düşmanla karşılaşmak olan ensârdır, buyurmuştur. Bizler için ma'd'dan {yâni Kureyş'den) her gün ya sövmek, ya harb, yahut hiciv vardır. Ama Resûlullah'ı sizden hicvedenle medhedip yardımında bulunan müsavidir. Allah'ın Resulü Cibril aramızdadır. Rûhu'l-Kudüs'ün hiç bir dengi yoktur.
Bize Abdu'I-Melik b. Şuayb b. Leys rivayet etti. (Dediki): Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demişki): Bana Hâlid b. Yezid, Saîd b. Ebî Hilâl'den, o da Zeyd b. Eslem'den, o da Atâ' b. Yesâr'dan, o da Ebû Saîdi Hudrî'den, o da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar : «Kıyamet gününde yer bir çörek olacak. Onu Cebbar kendi yed-i kudretiyle sizden birinizin seferde çöreğini elden ele çevirdiği gibi, cennetliklere ikram olmak üzere çevirecektir.» Ebû Saîd demişki: Az sonra yahudilerden bir adam gelerek: —Rahman olan Allah sana bereket versin ey Eba'l-Kaâsım. Kıyamet giınünde cennetliklerin ağırlanacağı şeyi sana haber vereyim mi? dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hay hay!» buyurdular. Yahudi: (Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in buyurduğu gibi) : — Yer bir çörek olacak, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize baktı, sonra güldü, hattâ yan dişleri göründü. Yahudi: — Sana onların katığını haber vereyim mi? dedi. «Hay hay!» buyurdular. Yahudi: — Onların katıkları bâlâm ile nûn'dur, dedi. (Oradakiler) : — Bu ne demektir? diye sordular. —Öküzle balıktır. Onların ciğerlerinin kenarından yetmiş bin kişi yiypcektir, dedi.
Bana Yûnus b. Abdl'l-A'la Es-Sadefî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Amr b. Haris, Saîd b. Ebı Hilâl'den, o da Avn b. Abdillah'dan, o da babasından naklen haber verdi ki, İbni Mes'ud şöyle demiş: Bizim müsliiman oluşumuz ve Allah Teâlâ'nın bizi şu : «İman edenler için, kalblerinin Zikrullah'a yatışması zamanı gelmedi mİ?» [Hadis 16] âyetiyle muaheze buyurması arasında ancak dört sene vardır.