Sahîh-i Buhârî 64. Kitâbu'l-Megâzî (Gazveler)

İpuçları: tırnak içindeki kelimeler zorunludur ("namaz vakti"); Arapça yazarak metinde arayabilirsiniz; sadece sayı yazarsanız o numaralı hadise gidilir.
كتاب المغازى
Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi)
3949-4473. hadisler (526 hadis)
Ebu İshak'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Zeyd b. Erkam'ın yanında idim. Ona, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kaç gazvede bulundu, diye soruldu. O, ondokuz diye cevap verdi. Soruyu soran, sen onunla beraber kaç gazvede bulundun, diye sordu. On yedi diye cevap verdi. Ben, bunların hangisi ilk gazve idi, diye sordum. O da el-Uşeyr yahut el-Uşeyra, dedi." Ravi Şu'be dedi ki: Ben bunu Katade'ye nakledince, o el-Uşeyre diye cevap verdi. Bu Hadis 4404 ve 4471 numara ile gelecektir. Diğer tahric edenler: Tirmizi Cihad; Müslim, Cihâd Fethu'l-Bari Açıklaması: "Megazi Bölümü, el-Uşeyre Gazvesi" el-Uşeyre denilen yer Yenbu'da hacıların konakladığı yere yakındır. Onunla şehir arasında Sadece yol vardır. 150 kişi ile birlikte bu gazveye çıkmıştır. 200 kişi ile beraber çıktığı da söylenmiştir. Medine'ye Ebu Seleme b. Abdu'l-Esed'i vekil bırakmıştır. Burada Megazi'den maksat, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bizzat kafirler üzerine gittiği yahut da kendisinin ordu gönderdiği gazalardır. Bununla kastettikleri ise kafirlerin beldelerine yahut da konaklamış bulundukları yerlere gaza tertiplemekten daha geneldir. Öyle ki, Uhud ve Hendek gibi gazveler de bunun kapsamına dahildir. "İbn İshak dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk gazvesi Ebva, sonra Buvat, sonra el-Uşeyre'dir." (İbn İshak) der ki: Bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk gazvesidir. Medine'den Safer ayında Medine'ye geldikten 12. ayın başında Kureyşlilerin üzerine gitmek amacıyla yola çıktı. Kinanelilerden Oamra b. Bekr b. Abdi Menat oğulları ile barış antlaşması yaptı. Onunla başkanları olan Mucdi b. Amr ed-Oamrı barış yaptı ve savaşmaksızın geri döndü. İbn Hişam der ki: Medine'ye de Sad b. Ubade'yi ve kil bırakmıştı. (İbn Hişam'ın) Sıret'inde kaydedilen ile Buhari'nin İbn İshak'tan diye naklettikleri arasında bir tutarsızlık yoktur .. Çünkü el-Ebva ile Veddan birbirine yakın iki yerdir. Aralarında 6 ya da 8 millik mesafe vardır. "19 gazve" Evet, Zeyd b. Erkam böyle demiştir .. Fakat onun maksadı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in savaşsın ya da savaşmasın bizatihi çıktığı gazalardır. Ama Ebu Ya'la, Ebu'z-Zubeyr yoluyla Cabir'den rivayet ettiğine göre gazvelerin sayısı 21 tanedir. Buna dair senedi sahihtir ve bunun asıl rivayeti de Müslim'de bulunmaktadır. Buna göre Zeyd b. Erkam iki gazveyi hatırlayamamıştır. Muhtemelen bunlar da Ebva ile Buvat'tır. Belki de yaşının küçüklüğü sebebiyle bunların farkında olmamıştır […]
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Muhammed Vehb Şu'be b. el-Haccâc Ebû İshâk
Ebu. İshak dedi ki: Bana Amr b. Meymun'un anlattığına göre Abdullah b. Me'sud r.a.'l şunları söylerken dinlemiştir: Kendisi, Umeyye b. Halefin arkadaşı idi. Umeyye'nin Medine'ye yolu düştü mü Sad'a misafir olurdu. Sad da Mekke'ye gitti mi Umeyye'nin yanında misafir olurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye gelince, Sad umre yapmak üzere gitmişti. Mekke'de Umeyye'nin yanında misafir oldu. Umeyye'ye, Beyt'i tavaf edebilmem için bana tenha olduğu bir zamanı göster, dedi. Günün ortasına yakın onu alıp çıktı. Ebu Cehil ile karşılaştılar. Ebu Cehil: Ey Ebu Safvan, bu beraberindeki kimdir, diye sordu. Umeyye: Bu Sad'dır dedi. Ebu Cehil ona: Sizler dinlerinden dönenleri barındırıp, onlara yardım ettiğinizi, onlara destek olduğunuzu iddia ettiğiniz halde Mekke'de güvenlik içerisinde tavaf ettiğini görüyorum, öyle mi? Allah'a yemin ederim. Eğer sen Ebu Safvan ile birlikte olmasaydın sağ salim ailene (ailene) geri dönemezdin. Sa'd ona karşı sesini yükselterek dedi ki: Allah'a yemin ederim, eğer beni bu işten alıkoymaya kalkışacak olursan ben de seni, senin için bu işten daha ağır gelecek bir işten alıkoyarım. Yolun Medine üzerindendir, dedi. Bunun üzerine Umeyye ona: Ey Sa'd! Bu vadi halkının efendisi olan Ebu'l-Hakem'e sesini yükseltme, dedi. Bunun üzerine Sa'd: Bu lakırdıları bırak ey Umeyye, Allah'a yemin ederim, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i, şüphesiz onların seni öldüreceklerini söylerken dinledim. Mekke'de mi diye sordu, bilemiyorum dedi. Bundan dolayı Umeyye oldukça korktu. Umeyye ailesinin yanına geri dönünce: "Ey Ümmü Safvan!" dedi. Sa'd'ın bana neler söylediğini biliyor musun? Hanımı: Sana ne dedi, diye sordu. Umeyye: Onun iddia ettiğine göre Muhammed, beni öldüreceklerini onlara haber vermiş, dedi. Ben ona Mekke'de mi, diye sordum. Sa'd: Bilemiyorum dedi. Bunun üzerine Umeyye: Allah'a yemin ederim, Mekke'den dışarı çıkmayacağım, dedi. Bedir'e gitmek üzere Ebu Cehil herkesin savaşa katılmasını istedi ve haydi kervanınıza yetişin, dedi. Umeyye çıkmak istemedi. Ebu Cehil yanına giderek dedi ki: Ey Ebu Safvan, sen öyle birisin ki, insanlar senin bu vadinin efendisi olduğun halde savaştan geri kaldığını görecek olurlarsa onlar da seninle birlikte geri kalırlar. Ebu Cehil ona ısrar edip durdu. Sonunda şunları söyledi: Madem sen beni mecbur ettin, Allah'a yemin ederim Mekke'deki en asil deveyi satın alacağım. Sonra Umeyye (hanımına) dedi ki: Ey Üriımü Safvan, hazırlıklarımı yap. Hanımı ona: Ey Ebu Safvan, Yesrib'li kardeşinin sana neler söylediğini unuttun mu yoksa? Umeyye: Hayır. Fakat ben sadece onlarla birlikte çok yakın bir yere kadar gitmek istiyorum. Umeyye yola çıkınca nerede konaklarlarsa devesini mutlaka bağlıyordu. Yüce Allah'ın takdiri ile Bedir'de öldürülünceye kadar bu halini sürdürüp gitti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Bedir'de öldürülecekleri sözkonusu etmesi" Yani Bedir vakası olmadan bir süre önce bunları söyle,miştir ve dediği gibi olmuştur. Müslim'de Enes yoluyla gelen rivayete göre Ömer şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir'de öldürüleceklerin ölü olarak yıkılacakları yerleri gösteriyor ve: Burası yüce Allah'ın izniyle yarın filan kişinin ölüp yıkılacağı yerdir, burası filanın ölüp yıkılacağı yerdir, diyordu. Onu hak ile gönderene yemin olsun ki o sınırları aşmadılar." "Ebu'I-Hakem" Ebu Cehl'in künyesidir. Ona Ebu Cehil lakabını veren de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. "Allah'a yemin ederim, Resulullah sallalliihu aleyhi ve sellem'i: Onlar seni öldüreceklerdir, derken dinlemişimdir." Kastedilen kimseler de Müslümanlar yahut Nebi sallalliihu aleyhi ve sellem'dir. Ondan bu şekilde çoğulolarak söz etmesi ise onu tazim içindir. "Bundan dolayı Umeyye oldukça korktu." Onun korkma sebebini İsrail yoluyla gelen rivayette açıklamıştır. Orada şöyle denilmektedir: "(Urneyye) dedi ki: Allah'a yemin ederim, Muhammed konuştu mu yalan söylemez." "Bedir günü olunca" İsrail: "Ve savaş için feryat edici de gelince" fazlalığını eklernektedir. Bilindiği gibi bu feryat eden kişinin adı Gıfar'lı Damdam b. Amr'dır. İbn İshak'ın senetleriyle zikrettiğine göre Damdam Mekke'ye varınca, devesinin kulaklarını kesmiş, eğerini ters çevirmiş, gömleğini yırtarak şöyle bağırıp feryat etmişti: Ey Kureyşliler, mallarınız Ebu Süfyan ile birlikte iken Muhammed onlara baskına çıkmıştır. İmdada yetişin imdada! "Kervanınıza yetişin." Ebu Süfyan ile birlikte bulunan kafileye yardıma koşun. "Sen bu vadinin halkının efendisi iken" Vadiden kasıt Mekke vadisidir. Daha önce Umeyye'nin, Ebu Cehil'i Sad ile konuşurken bu şekilde nitelediği geçmiş bulunmaktadır. Orada şöyle dediği belirtilmiştir: "Bu vadi ahalisinin efendisi olan Ebu'I-Hakem'e karşı sesini yükseltme!" Böylelikle karşılıklı olarak birbirlerini övmüş oldular. Her birisi kendi kavmi arasında bir efendi idi. "Ebu Cehil arkasını bırakmadı." İbn İshak, Ebu Cehil'in Umeyye'ye karşı tedbirini de anlatmış ve sonunda Umeyye'nin Mekke'den çıkmama hususundaki kararına muhalefet etmiş olduğunu belirtmiştir. İbn İshak der ki: Bana İbn Ebi Necih'in anlattığına göre Umeyye b. Halef çıkmama kararını vermiştir. O oldukça iri cüsseli, yaşlı birisi idi. Ukbe b. Ebi Muayt bir buhurdanı alıp onun yanına gitti ve önüne bırakarak: Sen ancak kadınlardan sayılırsın, dedi. Bu sefer Umeyye: Allah seni kahretsin dedi." Sanki Ebu Cehil, Ukbe'yi ona karşı kışkırtmış ve o da Umeyye'ye bunu yapmıştır. Ukbe sefihin teki idi. "Andolsun Mekke'deki en asil deveyi satın alacağım." Yani herhangi bir zor durum karşısında onun üzerinde kolaylıkla kaçabilmek için hazırlanacağım. Hadis-i şerifte Nebi sallalliihu aleyhi ve sellem'in apaçık bir takım mucizeleri vardır. Ayrıca Sad b. Muaz'ın ruhen ne kadar güçlü ve ne kadar büyük bir yakıne sahip olduğu da görülmektedir. Yine hadisten anlaşıldığına göre umre eskiden beri bilinen bir ibadettir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi de ashab-ı kirama -hacdan farklı olarakkendisi umre yapmadan önce umre yapmalarına izin verilmişti. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 3. BEDİR GAZVESİ KISSASI […]
Abdurrahman b. Abdullah b. Ka'b'dan rivayete göre Abdullah b. Ka'b dedi ki: Ben, Ka'b b. Malik r.a.'ı şöyle derken dinledim: Tebuk gazvesi dışında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in katılmış olduğu hiçbir gazveden geri kalmış değilim. Ancak Bedir gazvesinde geri kalmıştırn .. Fakat o gazveden geri kalan hiçbir kimseye bundan dolayı sitem edilmedi .. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Kureyş'in kervanı üzerine gitmek maksadıyla çıkmıştı. Nihayet Allah onları daha önce aralarında belirlenmiş bir vakit olmaksızın düşmanları ile karşı karşıya getirdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bedir" ünlü bir kasabadır. Oradaki kuyunun adı olduğu da söylenmiştir. Kuyunun ağzının yuvarlaklığı yahut da suyunun berraklığı dolayısıyla bu ad verilmiştir. Suyu berrak olduğundan dolayı ondördündeki ay o suda görülebiliyordu. "Siz zayıfken" karşılarına çıkan müşriklere nispetle az idiler. Aralarındaki çok az sayıdaki kişi dışında piyade olmaları, silahlarının da yokluğu bakımından zayıf idiler. Müşriklerin ise durumu tam bunun aksine idi. Bunun sebebi ise, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in insanları Ebu Süfyan'ın karşısına çıkmak için çağırmış olması idi. Onunla birlikte Kureyş'e ait mallar alınacaktı. Nebiin beraberindekiler de sayıca azdı. Ensarın çoğu bir savaş olacağını sanmamıştı. Bundan dolayı Ensardan onunla birlikte çok az kişi gitmişti. Hazırlıklarını da gerektiği gibi yapmamışlardı. Müşriklerin durumu bunun aksine idi. Onlar mallarını korumak üzere hazırlanarak çıkmışlardı. "Hani Allah size o iki taifeden birinin sizin olacağını vaat ediyordu. Siz ise kuwet ve silah bulunmayan (kervanın) kendinizin olmasını arzu ediyordunuz. "[Enfal, 7] Bu ayet-i kerimenin Bedir olayı ile ilgili olarak indiği hususunda görüş ayrılığı yoktur. Hatta Enfal suresinin tamamı yahut da büyük bir bölümü Bedir olayını zikretmek üzere inmiştir. İleride Said b. Cubeyr'in: "İbnAbbas'a: (Ya) Enfal suresi dedim, o, Bedir hakkında inmiştir, dedi." şeklindeki sözleri açıklanırken gelecektir İki taifeden maksat, kervan ile savaşa çıkan ordudur. Kervanda Ebu Süfyan ile Amr b. As, Mahreme b. Nevfel gibi kimseler ile beraberindeki mallar bulunuyordu. Yardıma gelenler arasında ise Ebu Cehil, Utbe b. Rabia ve Kureyş'in diğer ileri gelenleri vardı. Bunlar silahları ile hazırlık yapmış ve savaş için donanmışlardı. Müslümanlar ise onların kervanlarını ele geçirmek eğiliminde-idi. Yüce AIlah'ın: "Siz ise kuvvet ve silahı bulunmayan (kervan)ın kendinizin olmasını arzu ediyordunuz."[Enfal, 7] buyruğu ile kastedilen de budur. " Silahı olan" ile kastedilenler ise .. silahları bulunan kesimdir […]
Tarık b. Şihab'dan dedi ki: "İbn Mes'ud'u şöyle derken dinledim: Ben el-Mikdad b. el-Esved'in bir konumuna şahit oldum ki o konumda bulunmuş olmayı, ona denk görülen daha başka konumlara tercih ederim. Müşriklere beddua ederek Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldi. Ve dedi ki: Biz Musa'nın kavminin dedikleri gibi: "Sen ve Rabbin gidiniz ve savaşınız" demeyiz. Aksine bizler senin sağında, solunda, önünde, arkanda savaşırız. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünün aydınlandığını ve onun --bu sözlerinin-- onu sevindirdiğini gördüm." Tekrarı: 4609
İkrime, İbn Abbas'tan rivayetle dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir günü şöyle buyurdu: "Allah'ım, ben bana olan ahdini ve vadini gerçekleştirmeni diliyorum. Allah'ım dilersen sana ibadet olunmaz. Ebu Bekir elinden tutarak, bu kadarı sana yeter, dedi. Dışarıya, "Pek yakında bu topluluk bozguna uğrayacak ve arkalarını dönerek kaçacaklardır"[Kamer, 45] diyerek çıktı."
İbn Abbas'tan rivayete göre o şöyle demiştir: "Yüce Allah'ın: "mu'minlerden ... oturanlarla ... bir olmaz." [Nisa, 95] buyruğunda kastedilenler, Bedir'e çıkmayıp oturanlarla, Bedir'e çıkanlardır. '' Tekrarı: 4595
Ebu İshak, Bera'dan rivayetle dedi ki: "Ben ve İbn Ömer yaşça küçük görüldük. .. " Tekrarı: 3956
Rivayet zinciri: Buhârî Müslim b. İbrâhîm Şu'be b. el-Haccâc Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Bera' dedi ki: "Bedir günü ben ve İbn Ömer yaşça küçük görüldük. Bedir gününde muhacirler altmıştan fazla kişi, Ensar da ikiyüz kırk kişiden fazla idiler."
Rivayet zinciri: Buhârî Mahmûd b. Gaylen Vehb Şu'be b. el-Haccâc Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Ebu İshak dedi ki: "Bera' (r.a.)'ı şöyle derken dinledim: Muhammed'in Bedir'e katılmış olan ashabının bana anlattığına göre sayıları, Talut ile birlikte nehri geçen kimselerin sayısı kadardı. Üçyüz on küsur kişi idiler." Bera' dedi ki: Evet, Allah'a yemin ederim ki Talut ile birlikte mu'min olan kimseler dışında nehri geçen olmamıştır. Tekrarı: 3958 ve 3959
Rivayet zinciri: Buhârî Amr b. Hâlid Züheyr b. Muâviye Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Bera' dedi ki: "Bizler yani Muhammed'in ashabı kendi aramızda şöyle konuşurduk: Bedir ashabının sayısı Talut ile birlikte nehri aşıp geçenlerin sayısı kadardı. Onunla beraber mu'min olmayan bir kimse nehri aşmış değildir. Sayıları da üçyüz on küsur idi."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Recâ' İsrâîl b. Yûnus Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Bera' r.a. dedi ki: "Kendi aramızda şöyle konuşurduk: Bedir ashabı üçyüz on küsur kişi yani Talut ile birlikte nehri aşan kimselerin sayısı kadardılar. Onunla birlikte de mu'min olmayan kimse nehri geçmiş değildir."
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Abdullah b. Ebû Şeybe Yahyâ b. Saîd İbn Uyeyne Sa'd b. İbrâhîm Berâ b. Âzib
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Muhammed b. Kesîr Süfyân Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Abdullah b. Me'sud r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'ye yönelerek Kureyş'li bazı kimselere, Şeybe b. Rabia'ya, Utbe b. Rabia'ya, el-Velid b. Utbe'ye ve Ebu Cehil b. Hişam'a beddua etti. Allah adına şahitlik ederim ki, ben onları güneşin hallerini değiştirmiş şekilde yerlere ölü olarak yıkılmış olduklarını gördüm. O gün sıcak bir gündü."
Abdullah r.a.'dan rivayete göre o, Bedir günü Ebu Cehil can çekişirken yanından geçti. Ebu Cehil: "Sizin böyle bir adamı öldürmenizden daha hayret verici bir şey var mıdır, dedi."
Enes r.a.'den rivayetle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ebu Cehil ne yaptı diye kim bakacak? İbn Mes'ud kalkıp gitti ve Afra'nın iki oğlunun, yere hareketsiz yıkılıncaya kadar onu vurmuş olduklarını gördü. İbn Mes'ud: Sen misin Ebu Cehil, dedi. (Enes) dedi ki: Onun sakalını tuttu. (Ebu Cehil) dedi ki: Bir adamı öldürmenizden yahut bir adamın kavmi tarafından öldürülmesinden daha başka ne olabilir?" Tekrarı 3963 ve 4020
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Ahmed b. Yûnus Züheyr b. Muâviye Süleymân et-Teymî Enes b. Mâlik
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Amr b. Hâlid Züheyr b. Muâviye Süleymân et-Teymî Enes b. Mâlik
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir günü, Ebu Cehil'in ne yaptığına kim bakacak, diye buyurdu. İbn Mes'ud gitti. Ebu Afra'nın iki oğlunun hareketsiz yere yıkılıncaya kadar vurmuş olduklarını gördü. Sakalından tutarak, sen ha, ey Ebu Cehil, dedi. Ebu Cehil: Kavmi tarafından öldürülen --yahut sizin kendisini öldürdüğünüz, dedi-- bir adamdan daha başka ne olabilir, dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Müsennâ İbn Ebû Adî Süleymân et-Teymî Enes b. Mâlik
Salih b. İbrahim'in, Bedir ile ilgili rivayetini yani Afra'nın iki oğluyla ilgili hadisi nakletti.
Ali b. Ebi Talib r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:"Kıyamet gününde davalaşmak için Rahman'ın huzurunda dizleri üzerine çökecek ilk kişi benim." (Ravilerden) Kays b. Ubad dedi ki: Yüce Allah'ın: "Bu ikisi Rableri hakkında davalaşan iki hasımdırlar."[Hacc,19 ] buyruğu onlar hakkında inmiştir. (Devamla) dedi ki: "Bunlar Bedir günü teke tek çarpışanlar (mübareze edenler)dır. Hamza, Ali ve Ubeyde --yahut da Ebu Ubeyde b. el-Haris-- ile onlara karşı çıkan Şeybe b. Rabia, Utbe b. Rabia ve el-Velid b. Utbe'dirler." Tekrarı: 3967 ve 4744
Ebu Zer' r.a. dedi ki: "Bu ikisi Rableri hakkında davalaşan iki hasımdırlar." [Hacc,19] buyruğu Kureyş'ten şu altı kişi hakkında inmiştir: Ali, Hamza ve Ubeyde b. el-Haris ile karşılarına çıkan Şeybe b. Rabia, Utbe b. Rabia ve el-Velid b. Utbe'dirler." Tekrarı: 3968, 3969, 4743
Rivayet zinciri: Buhârî Kabîsa b. Ukbe Süfyân Ebû Hâşim Ebû Miclez Kays b. Ubâd Ebû Zer
Kays b. Ubad'dan rivayetle: Ali r.a. dedi ki: Şu: "Bu ikisi Rableri hakkında davalaşan iki hasımdır. "[Hacc 19] ayeti bizim hakkımızda inmiştir.
Kays b. Ubad dedi ki: "Ebu Zer' r.a.'i şuna dair yemin ederken dinledim: Andolsun şu ayetler Bedir günü şu altı kişi hakkında inmiştir ... " diyerek hadisi buna yakın zikretmiştir.
Rivayet zinciri: Buhârî Yahyâ b. Ca'fer Vekî' Süfyân es-Sevrî Ebû Hâşim Ebû Miclez Kays b. Ubâd
Kays b. Ubad dedi ki: "Ben Ebu Zer'i yemin ederek (şöyle dediğini) dinledim: Şüphesiz şu: "Bu ikisi Rableri hakkında davalaşan iki hasımdırlar."[Hacc, 19] ayeti Bedir günü teke tek çarpışan şu kimseler hakkında inmiştir: Hamza, Ali ve Ubeyde b. Haris ile (karşılarındaki) Rabia'nın oğulları Utbe ve Şeybe ile el-Velid b. Utbe."
Rivayet zinciri: Buhârî Ya'kûb b. İbrâhîm Hüşeym b. Beşîr Ebû Hâşim Ebû Miclez Kays b. Ubâd
Ebu İshak'dan rivayete göre bir adam Bera'ya --ben de dinlerken şunu sordu: "Ali Bedir'de bulundu mu? Bera: Hem mübareze etti (teke tek çarpıştı), hem de üst üste zırhlar da giyindi."
Salih b. İbrahim b. Abdurrahman b. Avf, babasının, o da dedesi Abdurrahman b. Avfın şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Umeyye b. Halef ile yazıştım. Bedir günü olunca -onun ve oğlunun öldürülüşünü sözkonusu ederekdedi ki: Bilal: Eğer Umeyye kurtulursa ben kurtulmayayım, dedi."
Abdullah r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ve'n-necmi" (suresin)i okudu ve surenin sonunda o da, onunla beraber olanlar da secde etti. Ancak yaşlıca birisi bir avuç toprak alıp onu alnına doğru kaldırdı ve: Bu benim için yeter, dedi." Abdullah (b. Mes'ud) dedi ki: "Andolsun daha sonra onun kafir olarak öldürülmüş olduğunu gördüm."
Urve dedi ki: Zübeyr'in vücudunda biri omzunda olmak üzere üç kılıç darbesi (izi) vardı. Andolsun ben onların içine parmaklarımı sokuyordum. İki darbeyi Bedir günü, birini de Yermuk günü almıştı. Abdulmelik b. Mervan da Abdullah b. Zübeyr öldürüldüğünde bana şunları demişti: Ey Urve, sen Zübeyr'in kılıcını tanıyor musun? Ben, evet dedim. Onda ne var, diye sordu. Ben, Bedir günü keskin tarafında meydana gelen bir pürüz, diye cevap verdini: Doğru söyledin dedi. "Kılıçlarında birliklerle çarpışmalarından ötürü pürüzler .... , vardır." Sonra o kılıcı Urve'ye geri verdi. Hişam dedi ki: Biz ona kendi aramızda üçbin kıymet biçtik. Onu birimiz (o bedele) aldı, keşke onu ben almış olsaydım, diye temenni ediyorum.
Rivayet zinciri: Buhârî İbrâhîm b. Mûsâ Hişâm b. Yûsuf Ma'mer b. Râşid Hişâm Urve b. Zübeyr
Hişam, o babasından rivayetle dedi ki: "Zübeyr'in kılıcı gümüş ile bezenmiş idi." Hişam dedi ki: "Urve'nin kılıcı gümüş ile bezenmiş idi."
Rivayet zinciri: Buhârî Ferve b. Ebü'l-Magrâ' Ali b. Müshir Hişâm babası
Hişam b. Urve'nin, babasından rivayetine göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı Yermuk günü Zubeyr'e: Sen bir hamle yapsan da biz de seninle birlikte hamle yapsak olmaz mı, dediler. O da gerçek şU ki ben bir hamle yapacak olursam, siz yalancı çıkarsınız, dedi. Hayır, böyle bir şey yapmayız, dediler. Onlara (Rumlar üzerine) saflarını yarıncaya kadar bir hamle yaptı. Beraberinde hiç kimse olmadığı halde onları geride bırak(ıp bu hamleyi yapmış)tı. Daha sonra geri dönüp geldi. (Rumlar) bineğinin yularını yakaladılar ve omzu arasına iki darbe indirdiler. Bu iki darbe arasında ise Bedir günü aldığı bir darbe(nin izi) vardı. Urve dedi ki: Ben küçükken parmaklarımı o darbelerin izlerine sokarak oynardım. O gün henüz on yaşında bulunan (oğlu) Abdullah b. ez-Zubeyr de onunla birlikte idi. Onu bir ata bindirmiş ve onu gözetsin diye de birisini görevlendirmişti. "
Rivayet zinciri: Buhârî Ahmed b. Muhammed Abdullah b. Mübârek Hişâm b. Urve Urve b. Zübeyr
Katade dedi ki: "Enes b. Malik'in bize Ebu Talha'dan naklettiğine göre Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir günü verdiği emir ile Kureyş'in ileri gelenlerinden yirmi dört kişi Bedir'deki suyu çekilmiş kuyulardan berbat mı berbat, kötü mü kötü bir kuyuya atıldılar. Allah Resulü bir topluluğa karşı zafer kazandı mı meydanda üç gün ikamet ederdi. Bedir'de üçüncü gün olunca de vesinin hazırlanmasını emretti ve devesi üzerine koşu takımları bağlandı. Daha sonra yürüdü. Ashabı da onun arkasından gidip şöyle dediler: Görüşümüze göre bir ihtiyacını karşılamak için gidiyor. Nihayet o kuyunun ağzında durdu. Kuyudakilere kendilerinin ve babalarının isimlerini söyleyerek seslenmeye başladı: Ey filan oğlu filan, ey filan oğlu filan (keşke) Allah'a ve Resulüne itaat etmiş olsaydınız. Bu hal sizi sevindirmez miydi? Şüphesiz biz Rabbimizin bize vaad ettiğinin bir hak olduğunu gördük. Siz de Rabbinizin size vaad ettiğinin bir hak olduğunu gördünüz mü? (Ebu Talha) dedi ki: Bunun üzerine Ömer, ey Allah'ın Resulü, sen ancak ruhları olmayan bir takım cesetlere sesleniyorsun, dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki, sizler benim bu söylediklerimi onlardan daha iyi işitmiyorsunuz." Katade dedi ki: Allah onlara azar olsun, onları küçültsün, azap olsun, hasret ve pişmanlık sebebi olsun diye Allah Resulünün sözlerini onlara işittirmek üzere kendilerini diriltmişti.
İbn Abbas r.a.: "Küfür olmak üzere Allah'ın nimetini değiştirenler."[İbrahim,28] buyruğu hakkında dedi ki: Bunlar Allah'a andolsun ki Kureyş kafirleridir. Amr dedi ki: Bunlar Kureyşlilerdir. Allah'ın nimeti ise Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. "Ve kendi kavimlerini de helak yurduna sokanları görmez misin?" [İbrahim, 28] Dedi ki: Bedir günü kavimlerini ateşe sokanlar diye açıklamıştır. Tekrarı 4700
Hişam, Urve'den rivayetle dedi ki: "Aişe r.anha'nın huzurunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: Ölü kabrinde yakınlarının ağlaması sebebiyle azap edilir dediğini söylediği zikredilince Aişe: Bu hususta yanlışlık var. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in söyledikleri şunlardan ibarettir: Şüphesiz ki o, günahı ve vebali dolayısıyla azap görmektedir. Onun yakınları ise şu anda ona ağlamaktadır."
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeyd b. İsmâil Ebû Üsâme Hişâm babası
(Aişe) dedi ki: "Bu da onun şöyle demesi gibidir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem içinde Bedir'de öldürülen müşriklerin bulunduğu kuyunun başında durdu ve onlara şunları söyledi. ... Fakat, onlar benim söylediklerimi işitiyorlar, demedi. O Sadece şunları söyledi: Şüphesiz onlar şu anda benim daha önce kendilerine söylediklerimin hak olduğunu artık biliyorlar. Daha sonra Aişe r.anha: "Şüphesiz ki sen ölülere işittireme'zsin. "[Neml, 80]; "Sen kabirdekilere işittiremezsin. " (Urve) diyor ki: Ateşteki yerlerini aldıktan sonra (işittiremezsin) demektir."
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeyd b. İsmâil Ebû Üsâme Hişâm babası
İbn Ömer r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir kuyusunun başında durarak dedi ki: Rabbinizin vaat ettiğinin hak olduğunu gördünüz mü? Daha sonra şöyle buyurdu: Şu anda onlar benim söylediklerimi işitiyorlar. Bu Aişe r.anha'ya söylenince dedi ki: Hayır, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece şunları söyledi: Onlar şu anda kendilerine daha önce söylediklerimin hakkın kendisi olduğunu biliyorlar. Sonra da Aişe: "Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin. "[Neml, 80] ayetini tamamen okudu.
Rivayet zinciri: Buhârî Osman b. Ebû Şeybe Abde b. Süleymân Hişâm babası İbn Ömer
İbn Ömer r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir kuyusunun başında durarak dedi ki: Rabbinizin vaat ettiğinin hak olduğunu gördünüz mü? Daha sonra şöyle buyurdu: Şu anda onlar benim söylediklerimi işitiyorlar. Bu Aişe r.anha'ya söylenince dedi ki: Hayır, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece şunları söyledi: Onlar şu anda kendilerine daha önce söylediklerimin hakkın kendisi olduğunu biliyorlar. Sonra da Aişe: "Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin. "[Neml, 80] ayetini tamamen okudu.
Rivayet zinciri: Buhârî Osman b. Ebû Şeybe Abde b. Süleymân Hişâm babası İbn Ömer
Humeyd dedi ki: Enes (r.a.)'i şöyle derken dinledim: "Harise, Bedir günü genç bir delikanlı olduğu halde isabet aldı (şehit oldu). Annesi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, Harise'nin benim için ne kadar değerli olduğunu biliyorsun. Eğer cennette ise sabreder ve ecrini ümit ederim. Eğer başka türlü ise ne yapacağımı göreceksin. Allah Resulü şöyle buyurdu: Vay sana -yahut aklın başında değil mi?- O cennet tek bir cennet midir (sanıyorsun)? Pek çok cennetler vardır ve şüphesiz ki o Firdevs cennetindedir"
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Muhammed Muâviye b. Amr Ebû İshâk Humeyd Enes b. Mâlik
Ali r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni ve Ebu Mersed'i ve Zubeyr'i --ki üçümüz de atlı idik- gönderdi ve bize dedi ki: Ravdatuhah denilen yere varıncaya kadar gidiniz. Orada beraberinde Hatıb b. Ebi Beltaa'dan, müşriklere yazılmış bir mektup bulunan müşrik bir kadın olacaktır. Biz o kadını devesi üzerinde yol alırken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dediği yerde yetiştik. Ona, mektubu ver, dedik. Beraberimizde mektup diye bir şey yoktur, dedi. Devesini çöktürdük, araştırdık,. Fakat mektup diye bir şey görmedik. Bunun üzerine: Resulullah asla yalan söylememiştir. Andolsun ya mektubu çıkartırsın yahut da seni çırılçıplak soyacağız, dedik. Bizim kararlı olduğumuzu görünce -beline bağlamış olduğu bir kuşağı vardı- elini beline uzattı ve mektubu çıkardı. Biz de onu alıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdük. Ömer: Ey Allah'ın Resulü bu Allah'a, Resulüne ve mu'minlere hainlik etti. Beni bırak da bunun boynunu vurayım, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Hatıb'a): Bu işi yapmana seni iten nedir, diye sordu. Hatıb: Allah'a yemin ederim ben ancak Allah'a ve Resulüne iman eden bir kişiyim. Onlara bir iyilik yapayım da böylelikle onlar bana minnettar kalarak Allah'ın bu yolla ailemi ve malımı himaye etmesini istedim. Senin ashabından herkesin orada mutlaka Allah'ın o kimseler vasıtası ile ailesini ve malını koruyacağı aşiretinden kimseler vardır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Doğru söylüyor, ona hayırdan başka bir şey söylemeyin, dedi. Ömer: Şüphesiz ki o Allah'a ve mu'minlere hainlik etti. Bırak beni de boynunu vurayım deyince, Allah Resulü: O Bedir'e katılanlardan değil midir, diye sordu ve: Belki de Allah, Bedir'e katılanlara muttali olarak: İstediğiniz ameli işleyiniz. Size cennet vacip olmuştur -yahut da size mağfiret buyurdum- demiştir, diye ekledi. Bunun üzerine Ömer'in gözlerinden yaş aktı ve: Allah ve Resulü en iyi bilir, dedi."
Ebu Esid r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve rastgele atıp bitirmeyiniz, dedi."
Ebu Esid r.a. dedi ki: "Bedir günü Resulullah Sallallahu geldiklerinde- onlara atınız ve oklarınızı rastgele atarak bitirmeyiniz, diye buyurdu."
Ebu İshak dedi ki: Bera' b. Azib (r.a.)'ı şöyle derken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud günü okçuların başına Abdullah b. Cubeyr'i kumandan tayin etti. Müşrikler bizden yetmiş kişiyi şehit ettiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı da Bedir günü müşriklerden yetmişi esir, yetmişi de maktulolmak üzere yüz kırk kişiyi musibete uğratmışlardı. Ebu Süfyan: Bugün Bedir gününe karşılıktır. Zaten savaş değişkendir, dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî Amr b. Hâlid Züheyr b. Muâviye Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Ebu Musa -zannederim, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den, dedi- dedi ki: "Meğer hayır ondan sonra Allah'ın bize getireceği hayır ve Bedir gününden sonra da bize gelen doğruluğun sevabı imiş."
Abdurrahman b. Avf dedi ki: "Bedir günü ben safta duruyor iken yanıma baktığımda sağımda ve solumda iki taze genç delikanlının durduğunu gördüm. Onların durdukları yer bana kendileri için güvenli gelmedi. Aniden onlardan birisi diğerinden gizlice bana: Amcacığım, bana Ebu Cehil'i gösterebilir misin, dedi. Kardeşimin oğlu onu ne yapacaksın, dedim. O, onu gördüğüm takdirde ya onu öldüreceğim yada bu uğurda ben öleceğim, diye Allah'a söz verdim dedi. Bu sefer diğeri de ondan gizlice onun söylediği gibi bana söyledi. (Abdurrahman b. Avf) dedi ki: Onların yerine daha başka iki kişinin arasında olmak beni bu kadar sevindiremezdi. Her ikisine de Ebu Cehil'i işaret ederek gösterdim. İkisi de onun üzerine birer kartal gibi hücum ettiler ve nihayet ona darbelerini indirdiler. Bu ikisi Afra'nın oğulları idi."
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem on kişiyi düşmana casusluk etmek üzere gönderdi. Başlarına da Ömer b. el-Hattab'ın oğlu Asım'ın dedesi olan Ensardan Asım b. Sabit'i kumandan tayin etti. Nihayet onlar Usfan ile Mekke arasındaki el-Hed'e denilen yerden Lihyan oğulları diye anılan Huzeyl'li bir kabile kolundan onlara söz edildi. Bunlar da yaklaşık yüz okçu adam ile birlikte onların üzerine gitmek üzere yola çıktılar. İzlerini takip ettiler, nihayet onların konaklamış oldukları bir yerde yedikleri hurma çekirdeklerini buldular. Bu Yesrib hurması deyip, izlerini takip ettiler. Asım ve arkadaşları onları fark edince bir yere sığındılar. Onları takip edenler etraftarını kuşatarak onlara: İniniz ve teslim olunuz, sizden kimseyi öldürmeyeceğimize dair de size söz veriyoruz, dediler. Asım b. Sabit: Ey arkadaşlarım, ben hiçbir zaman bir kafir'in verdiği bir himaye üzerine inmem, dedi. Sonra: Allah'ım, sen Nebi'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bizim durumumuzu bildir, diye ekledi. Onlara ok attılar. Asım'ı öldürdüler. Sonra onlardan üç kişi, verilen yemin ve sözlere güvenerek indi. Bunlar Hubeyb ile Zeyd b. ed-Desine ve bir başka adamdı. Onları tam ele geçirdikten sonra yaylarının kirişlerini çözerek onları o kirişlerle bağladılar. Üçüncü adam: Bu sözde durmamanın başlangıcıdır. Allah'a yemin ederim sizinle birlikte gelmeyeceğim. -Öldürülmüş olan arkadaşlarını kastederek-- bunlar da bana örnektir, dedi. Onu çekiştirmeye ve onunla uğraşmaya koyuldularsa da onlarla beraber gitmeyi kabul etmedi. Hubeyb ile Zeyd b. ed-Desine'yi götürerek Bedir vakasından sonra onları sattılar. el-Haris b. Amir b. Nevfel oğulları Hubeyb'i satın aldı. -Hubeyb ise Bedir günü el-Haris b. Amir'i öldürmüştü.-- Hubeyb onların yanında bir süre esir kaldı. Sonra onu öldürmeyi kararlaştırdılar. el-Haris'in kızlarından birisinden etek traşı olmak üzere bir ustura istedi. O da ona ustura verdi. Haris'in kızının küçük oğlu, o fark etmeksizin sıvışıp Hubeyb'in yanına gidiverdi. Hubeyb'in, elinde ustura bulunduğu halde çocuğu uyluğu üzerine oturtmuş olduğunu görünce (el-Haris'in kızı) dedi ki: Ben öyle bir dehşete kapıldım ki, Hubeyb de benim bu halimi fark edince şunları söyledi: Onu öldüreceğimden mi korktun? Böyle bir şey yapacak değilim. el-Haris'in kızı der ki: Allah'a yemin ederim Hubeyb'den daha hayırlı bir esir asla görmüş değilim. Allah'a yemin ederim bir gün o zincirlere bağlı bulunduğu halde elinde bir üzüm salkımı bulunduğunu ve ondan yemekte olduğunu gördüm. Halbuki Mekke'de meyve namına da bir şey yoktu. (el-Haris'in kızı) şöyle derdi: Şüphesiz ki o, Allah'ın Hubeyb'e verdiği bir rızık idi. Hubeyb'i hill {haremin dışın)da öldürmek üzere alıp haremin dışına Onlar da ona izin verince iki rekat namaz kıldı ve şunları söyledi: Allah'a yemin ederim, eğer benim korktuğumu zannetmeyecek olsaydınız daha da kılardım. Sonra şöyle dua etti: Allah'ım, tek tek onları helak et. Onları paramparça et, onlardan kimseyi sağ bırakma. Daha sonra şu beyitleri söylemeye koyuldu: "Ne önemi vardır, yere her nasıl yıkıldığım Allah için öldürülmek değil mi aradığım Dilerse mübarek kılar elbet uğrunda Rabbim Parçalanmış bir vücudu olsa da darmadağın." Daha sonra Ebu Sirvaa, Ukbe b. el-Haris kalkıp onu öldürdü. Hubeyb bu şekilde davranarak idam edilecek müslümanın idamından önce namaz kılması adetini ilk başlatan olmuştur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de öldürüldükleri günü ashabına onlara dair haberleri bildirdi. Asım b. Sabit'in öldürüldüğü haberi kendilerine anlatılan Kureyşlilerden bazı kimseler, onun tanınmasına yarayacak bir şeyler getirsinler diye bir takım kişileri gönderdiler .. Çünkü Asım onların büyüklerinden birisini öldürmüştü. Allah ise Asım'ı Kureyş'in elçilerine karşı koruyan bulut gibi bir arı sürüsü gönderdi. Ondan hiçbir şey koparma imkanını bulamadılar." Ka'b b. Malik dedi ki: "Bana her ikisi de Bedir'e katılmış salih iki kişi olan Murare b. er-Rabi el-Amri ile Hilal b. Umeyye el-Vakıfi'nin adını verdiler."
Nafi'den rivayete göre İbn Ömer (r.a.)'a Bedir'e katılmışlardan olan Said b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl'in bir Cuma günü hastalanmış olduğunu söylediler. O da gün iyice yükseldikten sonra ve Cuma vakti de yaklaşmış olduğu halde bineğine binip ona gitti ve cumayı kılamadı."
Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den rivayete göre (babası) Ömer b. Abdullah b. el-Erkam Zühri'ye mektup yazarak ona Eslemli Haris kızı Subey'a'nın yanına gitmesini ve ona kendisi ile ilgili hadisi ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den fetva istemesi üzerine kendisine neler söylediğini sormasını emretti. Bunun üzerine Ömer b, Abdullah b. el-Erkam, Abdullah b. Utbe'ye mektup yazarak şunu haber verdi: el-Haris'in kızı Subey'a'nın kendisine haber verdiğine göre o Sad b. Havle'nin nikahı altında idi. -O da Amir b. Luey oğullarından olup Bedir'e katılanlardandı.- Veda Haccında kendisi hamile iken kocası vefat etmişti. Vefatının akabinde fazla zaman geçmeden doğum yaptı. Loğusalığı bitince kendisine talip olacaklar için süslenmeye başladı. Abdu'd-Dar oğullarından bir adam olan Ebli's-Senabil b. Ba'kek de onun yanına gitti ve ona: Bu halin ne oluyor, nikahlanmayı ümit ederek sana talip olanlara süslendiğini görüyorum. Şüphesiz sen Allah'a yemin ederim ki üzerinden dört ay on gün geçmedikçe nikahlanamazsın. Subey'a dedi ki: O bana bunları söyleyince, akşam olur oImaz elbiselerimi giyindim, Resulullah (s.a.v.)'e gidip ona durumu sordum. O da bana doğum yapınca (evlenmemin) helal olduğunu bana fetva verdi ve uygun gördüğüm takdirde evlenebileceğimi söyledi." Tekrarı 5319
Muaz b. Rifaa b. Rafi' ez-Zuraki, babasından rivayetle -ki babası Bedir'e katılanlardandı- dedi ki: "Cibril, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Siz aranızda Bedir'e katılanları nasıl görüyorsunuz, diye sordu. Allah Resulü: Müslümanların en faziletlilerinden, dedi --ya da buna yakın bir söz söyledi.-- Cibril: Meleklerden Bedir'e katılanlar da böyle, dedi." Tekrarı 3994
Muaz b. Rifaa b. Rafi --ki (babası) Rifaa Bedir'e katılanlardandı-- (onun da babası) Rafi' -Akabe'de bulunanlardandı- oğluna şöyle derdi: Akabe yerine Bedir'de bulunmuş olmak beni daha çok sevindirmez. Rafi': Cibril Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sordu ... deyip, bu hadisi zikretti.
Yahya'dan rivayete göre Muaz b. Rifaa'yı şöyle derken dinlemiştir: "Bir melek Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sordu ... Yahya'dan da Yezid b. el-Had'ın kendisine haber verdiğine göre o (yani Yahya) onunla (yani Yezid b. el-Had) ile Muaz'ın kendisine bu hadisi naklettiği zaman beraber idi. Yezid dedi ki: "Muaz dedi ki: Soruyu soran Cibril aleyhisselam'ın kendisi idi."
İkrime'nin, İbn Abbas r.a.'dan rivayetine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir günü: "İşte Cibril üzerinde savaş araçları bulunduğu halde atının başını tutmuş olarak (geliyor), diye buyurdu." Tekrarı 4041
Enes r.a. dedi ki: "Ebu Zeyd, geriye kimseyi bırakmaksızın vefat etti ve o Bedir'e katılmış birisi idi."
İbn Habbab'dan rivayete göre "Said b. Malik el-Hudri r.a. bir seferden döndü. Aile halkı ona kurban etlerinden bir miktar et takdim etti. O, sormadan bunu yemem dedi. Bunun üzerine kalkıp Bedir'e de katılmış bulunan anne bir kardeşi Katade b. en-Nu'man'ın yanına gitti, ona sorunca, o da kendisine şu cevabı verdi: Senden sonra, daha önce üç günden sonra kurban etlerinin yenilmesini kendilerine yasaklayan hükmü nakzeden bir durum ortaya çıktı, dedi. " Tekrarı 5568
Hişam b. Urve, babasından rivayetle dedi ki: "Zübeyr dedi ki: Bedir günü Ubeyde b. Said b. el-As'ı gözleri dışında hiçbir tarafı görülmeyen bir şekilde silahlara bürünmüş olduğunu gördüm. Künyesi de Ebu Zati'l-Kerş idi. O, ben Ebu Zati'l-Kerş'im dedi. Ben de üzerimdeki harbe ile ona bir hamle yaparak harbemi gözüne sapladım ve derhal ölüverdi. Hişam dedi ki: Bana haber verildiğine göre Zübeyr dedi ki: Andolsun ayağımı üzerine koydum. Sonra da bütün gayretimle (harbeyi) çekiştirdim. Nihayet yerinden çıkardığımda iki ucu bükülmüştü. Urve dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O harbeyi ondan istedi, o da ona verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat edince tekrar onu aldı. Daha sonra ondan Ebu Bekir onu istedi, ona da verdi. Ebu Bekir vefat edince bu sefer Ömer onu ondan istedi, o da o harbeyi ona verdi. Ömer vefat edince (Zübeyr) onu aldı. Sonra o harbeyi ondan Osman istedi. Ona da o harbeyi verdi. Osman öldürülünce harbe Ali'nin çocuklarının yanında kaldı. Abdullah b. Zübeyr onu istedi ve öldürülünceye kadar o harbe onun yanında kaldı."
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeyd b. İsmâil Ebû Üsâme Hişâm b. Urve Urve b. Zübeyr
Ebu İdris Aizullah b. Abdullah'tan rivayete göre Ubade b. es-Samit -ki Bedir'de bulunmuş idi- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:"Bana bey'at ediniz" diye buyurdu.
Nebi (s.a.v.)'in zevcesi Aişe r.anha'dan rivayete göre; Ebu Huzeyfe Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Zeyd'i evlatlık edindiği gibi Ebu Huzeyfe de Salim'i --ki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte Bedir'de bulunanlardandı-- evlatlık edinmiş ve ona kızkardeşinin oğlu Velid b. Utbe'nin kızı olan Hind'i nikahlamıştı. --Salim o sırada Ensardan bir kadının kölesi idi.-- Cahiliye döneminde bir kimseyi evlatlık edinen olursa insanlar onu evlatlık edinenin oğlu olarak çağırırlar ve evlatlık da ebeveyninin mirasını alırdı. Nihayet yüce Allah: "Onları babalarına nispet ederek çağırın."[Ahzfıb, 5] buyruğunu indirince Sehl'e, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelerek. .. " deyip, hadisin geri kalanını zikretti. Tekrarı 5088
Muavviz'in kızı Rubeyyi dedi ki: "Benimle gerdeğe girildiği gecenin sabahında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma geldi. Senin şu şekilde yanımda oturduğun gibi o da yatağımın üzerine oturdu. Yanımda def çalarak Bedir günü öldürülmüş olan babalarının güzelliklerini sayarak şiir söyleyen birkaç kızcağız da vardı. Nihayet bir kız: Aramızda yarın ne olacağını bilen bir Nebi vardır deyince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Böyle söyleme, daha önce söylediklerini söyle, diye buyurdu. " Tekrarı 5147
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabından olan ve Resulullah ile birlikte Bedir'de bulunmuş olan Ebu Talha (r.a.)'ın bana haber verdiğine göre Allah Resulü şöyle buyurdu: İçinde bir köpeğin ve suret'in bulunduğu bir eve melekler girmez." (İbn Abbas dedi ki:) Suret ile can’ı bulunan timsalleri kastetmektedir.
Ali r.a. dedi ki: "Bedir günü alınan ganimetlerden bana isabet eden yaşlıca bir deve vardı. Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da o gün Allah'ın kendisine fey' olarak vermiş olduğu beşte birden de bir şeyler vermişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatıma (aleyhesselam) ile evlenmek isteyince, Kaynuka oğullarından kuyumcu bir adam ile benimle birlikte gelip beraber izhir getirelim diye sözleştim. Onu kuyumculara satarak böylece düğünüm için vereceğim ziyafette onun bir faydası olsun istedim. Ben develerim için eğerler, çuvallar ve ipler toplamakta iken, iki devem de Ensardan bir adamın odasının yakınında çökmüş, toplayacaklarımı toplamışken bir de ne göreyim: İki devemin de hörgüçlerinin kesilmiş olduğunu ve böğürlerinin de delinerek ciğerlerinden bir parça alınmış olduğunu gördüm. Manzarayı görünce göz yaşlarımı tutamadım. Kim bunu yaptı, dedim. Bunu Hamza b. Abdulmuttalib yaptı. O şu anda bu evde Ensardan bazı kimselerle içki içmektedir, dediler. Yanında şarkıcı bir kadın ve arkadaşları vardı. Bu şarkıcı kadın şarkı söylerken: Ey Hamza, yaşlı ve semiz develere koş, diyordu. Hamza bunun üzerine kılıcına atılmış, her iki devenin hörgüçlerini kesmiş, böğürlerini delerek ciğerlerinden kesip -almıştı. Ali dedi ki: Kalktım, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdim. Yanımda da Zeyd b. Harise vardı. Nebi sallallahualeyhivesellem ne ile karşılaştığımı anlayarak, ne oluyor dedi. Ben: Ey Allah'ın Resulü, bugün gibisini görmedim. Hamza develerime hücum etti, hörgüçlerini kesti, böğürlerini deldi. İşte şimdi o bir evde içki içtiği arkadaşlarıyla beraber bulunuyor dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ridasının getirilmesini istedi, ridasını giydi. Sonra yürüyerek yola koyuldu. Ben ve Zeyd b. Harise de arkasından gidiyorduk. Nihayet Hamza'nın bulunduğu eve geldi, yanına girmek üzere izin istedi ona izin verdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yaptığından dolayı Hamza'yı kınamaya koyulurken, Hamza'nın sarhoş olmuş ve gözleri kızarmış bir halde olduğunu gördük. Hamza, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e baktı. Sonra da aşağıdan yukarıya doğru onu süzdü. Dizine doğru baktı, tekrar başını kaldırarak yüzüne kadar onu süzdü. Sonra Hamza dedi ki: Sizler babamın kölelerinden başka ne olabilirsiniz ki? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun sarhoş olduğunu anladı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gerisin geri dönüp gitti. Dışarı çıktı, biz de onunla birlikte dışarı çıktık."
İbn Ma'kil'den rivayete göre Ali r.a., Sehl b. Huneyf üzerine (cenaze namazında) tekbir getirerek: O, Bedir'de bulunmuştur, dedi."
Salim b. Abdullah'tan rivayete göre o Abdullah b. Ömer r.a.'ın Ömer b. el-Hattab'dan şunu anlatmaktadır: Ömer'in kızı Hafsa Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından olup, Bedir'e katılmış bulunan ve Medine'de vefat eden Huneys b. Huzafe es-Sehmi'den dul kalışını anlatan Ömer b. el-Hattab dedi ki: Sonra Osman b. Affan ile karşılaştım. Ona Hafsa ile evlenmesini teklif ederek: Dilersen sana Ömer kızı Hafsa'yı nikahlayayım dedim. Osman: Durumumu bir gözden geçireceğim, dedi. Birkaç gün geçtikten sonra bugün için evlenmemeyi uygun gördüm, dedi. Ömer dedi ki: Sonra Ebu Bekir ile karşılaştım. Dilersen sana Ömer'in kızı Hafsa'yı nikahlayayım dedim. Ebu Bekir sustu ve bana hiçbir cevap vermedi. Ona Osman'dan çok kızmıştım. Birkaç gün geçtikten sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona talip oldu, ben de Hafsa'yı ona nikahladım. Ebu Bekir benimle karşılaşınca dedi ki: Bana Hafsa ile evlenmeyi teklif edip ben sana karşılık vermeyince bana kızmış olabilirsin. Ben, evet dedim. Dedi ki: Bana yaptığın teklif ile ilgili olarak sana bir cevap vermeyişimin tek sebebi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu sözkonusu etmiş olduğunu bilmiş olmamdı. Benim de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sırrını açıklamam mümkün değildi. Eğer o, onu istememiş olsaydı ben onu elbette kabul edecektim." Tekrarı: 5122, 5129 ve 5145
Abdullah b. Yezid'den rivayete göre o Ebu Mes'ud el-Bedri'yi, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu naklederken dinlemiştir: "Kişinin aile halkına nafakası (harcaması) bir sadakadır."
Zühri'den rivayete göre "Ben Urve b. Zübeyr'den işittim: Ömer b. Abdulaziz'e emirliği sırasında (Muaviye'nin) Kufe valiliğini yapan Muğire b. Şu'be'nin ikindi namazını geciktirdiğini anlatıyordu. Bedir'de bulunmuş ve Zeyd b. Hasen'(b. Ali b. Talib)in dedesi olan Ebu Mes'ud Ukbe b. Amr el-Ensari girerek (Muğire'ye) dedi ki: Andolsun sen de biliyorsun ki Cibril indi ve namaz kıldı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da beş vakit namaz kıldı, sonra: İşte ben böylece emrolundum dedi. (Urve dedi ki): İşte Beşir b. Ebi Mes'ud, hadisi babasından böylece naklediyordu."
Rivayet zinciri: Buhârî Ebü'l-Yemân Şuayb b. Ebû Hamze İbn Şihâb (ez-Zührî)
Ebu Mes'ud el-Bedri r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bakara suresindeki son iki ayeti bir gecede okuyana bu iki ayet yeterli gelir." Abdurrahman dedi ki: Ebu Mes'ud ile o Beyti tavaf ederken karşılaştım ve ona (bu hadisi) sordum. O da bana bu hadisi nakletti." Tekrarı: 5008, 5009, 5040 ve 5051
İbn Şihab: Bana Mahmud b. er-Rabi'in haber verdiğine göre "İtban b. Malik --ki Nebi s.a.v.'in sahabesidir, Bedre katıldı ve Ensari idi-- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti ... "
İbn Şihab dedi ki: Sonra el-Husayn b. Muhammed'e --ki o Salim oğullarının ileri gelenlerinden birisidir-- Mahmud b. er-Rabi'in, Itban b. Malik'ten diye naklettiği hadise dair sordum. O da onu tasdik etti.
Zühri dedi ki: Bana Abdullah b. Amir b. Rabia'nın --ki Adiy oğullarının en büyüklerinden idi ve onun babası Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Bedir'e katılmış idi- haber verdiğine göre; "Ömer, Kudame b. Maz'un'u Bahreyn'e amil olarak tayin etti -ki Bedir'e katılmış birisi idi ve Abdullah b. Ömer ile Hafsa'nın da dayısı idi.- Allah hepsinden razı oIsun."
Zühri'den rivayete göre Salih b. Abdullah kendisine haber vererek dedi ki: "Rafi' b. Hadlc'in, Abdullah b. Ömer'e haber verdiğine göre iki amcasının --ki ikisi de Bedir'de bulunmuşlardı-- kendisine haber verdiğine göre; Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarlaların kiralanmasını yasaklamıştı. Ben Salim'e: Sen kiraya veriyor musun, diye sordum. O: Evet, dedi. Şüphesiz Rafi' kendi aleyhine olarak işi ileriye götürmüştür, dedi."
Zühri'den rivayete göre Salih b. Abdullah kendisine haber vererek dedi ki: "Rafi' b. Hadlc'in, Abdullah b. Ömer'e haber verdiğine göre iki amcasının --ki ikisi de Bedir'de bulunmuşlardı-- kendisine haber verdiğine göre; Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarlaların kiralanmasını yasaklamıştı. Ben Salim'e: Sen kiraya veriyor musun, diye sordum. O: Evet, dedi. Şüphesiz Rafi' kendi aleyhine olarak işi ileriye götürmüştür, dedi."
Husayn b. Abdurrahman dedi ki: Ben Abdullah b. Şeddad b. el-Had b. el-Leysı'yi şöyle derken dinledim: "Ben Rifaa b. Rafi' el-Ensari'yi --ki Bedir'de bulunmuştu-- gördüm ... "
Zühri'den rivayete göre Urve b. Zübeyr kendisine şunu haber vermiştir: el-Misver b. Mahreme'nin kendisine haber verdiğine göre "Ömer b. Avf -ki bu Amir b. Luey oğulları ile antlaşmalı ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Bedir'de bulunmuş birisi idi- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Ubeyde b. el-Cerrah'ı Bahreyn'e oranın cizyesini getirmek üzere göndermişti. Bahreynlilerle bizzat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sulh yapmış ve onlara el-Ala b. el-Hadrami'yi emir tayin etmişti. Ebu Ubeyde Bahreyn'den bir miktar mal getirip geldi. Ensar Ebu Ubeyde'nin gelişini duydu. Sabah namazını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte kıldılar. (Namazdan sonra) kalkıp gidince onun karşısına çıktılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları görünce gülümsedi, sonra şöyle buyurdu: Zannaderim Ebu Ubeyde'nin bir şeyler getirerek geldiğini duydunuz. Onlar: Evet ey Allah'ın Resulü, dediler. O şöyle buyurdu: Size müjdeler veriyorum. Sizi sevindirecek şeyleri ümit edebilirsiniz. Allah'a yemin ederim ben sizin için fakirlikten korkmuyorum,. Fakat sizden öncekilere bolca yayıldığı gibi dünyanın sizin de önünüze yayılacağından, onların bu dünyalıkta yarışacağınızdan, Allah'ın onları helak ettiği gibi sizi de helak edeceğinden korkuyorum."
Nafi'den rivayete göre "İbn Ömer r.a. bütün yılanları öldürürdü''
Nihayet Bedir'e katılmış bulunan Ebu Lubabe el-Bedri ona (İbn Ömer'e) "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evlerde barınan küçük yılanların öldürülmesini yasakladığını anlatınca, o da onları öldürmekten vazgeçti."
Enes b. Malik'ten rivayete göre "Ensardan bazı adamlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den izin isteyerek: Bize izin versen de kızkardeşimizin oğlu Abbas'ın fidyesini almayalım dediler. O: AIlah'a yemin ederim onun fidyesinden bir dirhem dahi terk etmeyeceksiniz, diye buyurdu."
Ata b. Yezid el-Leysi ve sonradan el-Cundal'den rivayete göre Ubeydullah b. Adiy b. el-Hiyar'ın kendisine haber verdiğine göre "Mikdad b. Amr el-Kindi'nin -Zühre oğulları ile antlaşmalı ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Bedir'de bulunanlardan idi- kendisine haber verdiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dedi ki: Ben kafirlerden bir adam ile karşılaşsam, onunla çarpışsak, kılıcıyla bir elimi vurup koparsa, sonra da benden kurtulmak için bir ağaca sığınarak, ben Allah'a teslim oldum dese ne dersin? O bu sözü söyledikten sonra ey Allah'ın Resulü, onu öldüreyim mi? Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Hayır, onu öldürme, diye buyurdu. O: Ey Allah'ın Resulü o bir elimi kopardı, sonra da onu kopardıktan sonra bu sözü söyledi, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine şu cevabı verdi: Hayır, onu öldürme. Eğer onu öldürecek olursan, o sen onu öldürmeden önceki senin konumuna geçer. Sen de onun o sözü söylemeden önceki konumuna düşersin." Tekrarı: 6865
Süleyman et-Temimi, o Enes r.a.'dan rivayetle dedi ki: "Bedir günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kim Ebu Cehil'in ne yaptığına bakacak? Bunun üzerine İbn Mes'ud kalktı, Afra'nın iki oğlunun darbeleriyle onu hareketsiz yere yıkmış olduklarını gördü. İbn Mes'ud: Sen ha ey Ebu Cehil dedi. (Ravilerden) İbn Umeyye Süleyman'dan rivayetle dedi ki: Bunu Enes böylece söyledi. Sen ha ey Ebu Cehil diye. Ebu Cehil: Durum sizin bir adamı öldürmenizden ileri bir şey midir? Süleyman dedi ki: Ya da kavminin kendisini öldürdüğü ... dedi. (Yine Süleyman) dedi ki: Ebu Miclez dedi ki: Ebu Cehil dedi ki: Keşke bir çiftçiden başkası beni öldürmüş olsaydı."
Rivayet zinciri: Buhârî Ya'kûb b. İbrâhîm İbn Uyeyne Süleymân et-Teymî Enes b. Mâlik
İbn Abbas'tan, o Ömer (r.a.)'dan: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat edince Ebu Bekir 'e dedim ki: Kalk seninle beraber kardeşlerimiz Ensarın yanına gidelim. Onlardan Bedir'e katılmış, salih iki adam ile karşılaştık. (İbn Abbas dedi ki): Ben bunu Urve b. ez-Zubeyr'e anlattım, o' da: O iki kişi Uveym b. Saide ile Ma'n b. Adiy idiler, dedi."
Kays'tan rivayete göre "Bedir'e katılmış olanların atiyyesi (Ömer'in onlara bağladığı ödeme) beşer bin beşer bin idi. Ayrıca Ömer: Andolsun ben onları, onlardan sonrakilerden üstün tutacağım, demişti."
Rivayet zinciri: Buhârî İshâk b. İbrâhîm Muhammed b. Fudayl İsmâil Kays b. Ebû Hâzim
Muhammed b. Cubeyr, babasından rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i akşam namazında Tur suresini okurken dinledim. Bu da benim kalbime imanın yer ettiği ilk zamanlardır."
Muhammed b. Cubeyr b. Mut'im, babasından rivayetine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir'de alınan esirler hakkında şöyle demişti: Şayet Mut'im b. Adiy hayatta olsaydı da sonra bu pis herifler hakkında (onları serbest bırakayım diye) konuşmuş olsaydı, hepsini ona bırakırdım." وقال ليث، عن يحيى بن سعيد، عن سعيد بن المسيب: وقعت الفتنة الأولى - يعني مقتل عثمان - فلم تبق من أصحاب بدرا أحدا، ثم وقعت الفتنة الثانية - يعني الحرة - فلم تبق من أصحاب الحديبية أحدا، ثم وقعت الثالثة، فلم ترتفع وللناس طباخ. Said b. el-Müseyyeb'den rivayete göre "ilk fitne -Osman'ın öldürülmesini kastediyor- ortaya çıktığında Bedir ashabından geriye kimseyi bırakmadı. Daha sonra ikinci fitne -yani el-Harre vakası- meydana geldi, bu da Hudeybiye'ye katılmışlardan kimseyi bırakmadı. Sonra üçüncü fitne vaki olur(sa) insanlar güçlü olmakla birlikte bir daha doğrulamayacaklardır."
Yunus b. Yezid dedi ki: Zühri'yi şöyle derken dinledim: Ben Urve b. ez-Zubeyr ile Said b. el-Müseyyeb'i, Alkame b. Vakkas'ı ve Ubeydullah b. Abdullah'ı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'nın durumunu anlatan hadisi nakletmelerini dinledim. Her biri bana hadisin bir bölümünü naklederek dedi ki: "Ben ve Mistah'ın annesi gittik. Mistah'ın annesi örtündüğü carına ayağı takılarak tökezledi. Kahrolsun Mistah, dedi. Ben: Ne kadar kötü bir söz söyledin? Bedir'de bulunmuş bir adama mı sövüyorsun, dedim" diyerek hadisin geri kalan bölümünü zikretti.
İbn Şihab dedi ki: "İşte bunlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Meğazisi (gazveleri)dir. .. " deyip hadisi zikretti: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları (Bedir'de öldürülmüş müşrikleri kuyuya) atarken: Rabbinizin size vaad ettiğinin hak olduğunu gördünüz mü, diye buyurdu," Musa dedi ki: Nafi' dedi ki: Abdullah dedi ki: Ashabından bazı kimseler: Ey Allah'ın Resulü, sen ölmüş insanlara mı sesleniyorsun deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz, diye buyurdu." قال أبو عبد الله: فجميع من شهد بدرا من قريش، ممن ضرب له بسهمه، أحد وثمانون رجلا، وكان عروة بن الزبير يقول: قال الزبير: قسمت سهمانهم، فكانوا مائة، والله أعلم. Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: Kureyş'ten Bedir'e katılarak kendilerine ganimetten payları verilenler 81 erkektir. Urve b. Zübeyr de şöyle derdi: Zubeyr dedi ki: "Onların payları verildi. 100 kişi idiler." Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Zübeyr'den dedi ki: "Bedir günü muhacirlere yüz pay ayrıldı."
İbn Ömer r.a.'dan dedi ki: "Kurayza ve Nadir oğulları savaş açtı. Nadir oğullarını sürgüne gönderdi, Kurayzalıları yerlerinde bıraktı ve Kurayza savaşana kadar onlara lütfetti. (Savaşınca) erkeklerini öldürttü, hanımlarını, çocuklarını, mallarını Müslümanlar arasında paylaştırdı. Böyle olmayan bazıları ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yetişti, o da onlara em an verdi ve Müslüman oldular. Medine'deki bütün Yahudileri de -Abdullah b. Selam'ın kabilesi olan Kaynuka oğullarını, Harise oğulları Yahudilerini ve Medine'deki Yahudilerin hepsini- sürgüne gönderdi.."
Said b. Cubeyr dedi ki: İbn Abbas'a Haşr suresi(ni sordum). O: "en-Nadr suresi de." dedi. Huşeym, Ebu Bişr'den diye ona mutabaatta bulunmuştur. Tekrarı: 4645, 4882 ve 4883
Rivayet zinciri: Buhârî Hasan b. Müdrik Yahyâ b. Hammâd Ebû Avâne Ebû Bişr Saîd b. Cübeyr
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "(Medine'de Ensardan) bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e birkaç hurmayı tahsis ederdi (ve mahsulünü ona verirdi). Nihayet Kurayzalılar ile en-Nadr'e karşı zafer kazanıldı. Bundan sonra Nebi onlara (vermek istediklerini) geri gönderiyordu."
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem el-Buveyre diye bilinen Nadir oğullarının hurmalıklarını (bir kısmını) yaktı ve (bir kısmını) kesti. Bunun üzerine: "Herhangi bir hurma ağacı kesmeniz yahut onu kökleri üzere dikili bırakmanız hep Allah'ın izni ile olmuştur." (Haşr, 5) ayeti nazil oldu.
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Nadir oğullarının hurma ağaçlarını yaktı. (İbn Ömer) dedi ki: Bunun için de Hassan b. Sabit şöyle demiştir: "Luey oğullarının efendilerine önemsiz geldi el-Buveyre'de hızlıca yayılan yangın." Ebu Süfyan b. Haris de ona şöylece cevap verdi: "Allah böyle bir işi devamlı kılsın Ve onun her tarafını alevli ateş sarsın. Pek yakında bileceksin hangimizin ondan uzak durduğunu Ve her ikimizin topraklarından hangisinin zarar göreceğini."
Zühri dedi ki: "Bana Malik b. Evs b. el-Hadesan en-Nasri'nin haber verdiğine göre Ömer b. el-Hattab r.a. kendisini çağırdı. Bu sırada onun hacibi (teşrifatçısı) Yerfe' gelerek dedi ki: Osman, Abdurrahman, Zubeyr ve Sa'd huzuruna gelmek için izin istiyorlar ne dersin? Ömer: Olur, onları içeri al dedi. bir süre geçtikten sonra yine geldi ve bu sefer: Abbas ve Ali izin istiyorlar, gelsinler mi, diye sordu. Evet, dedi. Abbas ile Ali girince Abbas: Ey mu'minlerin emiri, benimle bu kişi arasında hüküm ver, dedi. --İkisi yüce Allah'ın Nadir oğullarından Resulüne fey' olarak verdikleri hususunda davalaşıyorlardı.-- Ali ve Abbas karşılıklı olarak birbirlerine ağır sözler söyledi. Orada bulunanlar: Ey mu'minlerin emiri, bu ikisi arasında hükmünü ver de her birisinin diğerinden dolayı rahat etmesini sağla, dediler. Ömer: Yavaş olunuz dedi. Göklerin ve yerin izni ile ayakta durduğu Allah adına size söz veriyorum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: 'Bize mirasçı olunmaz, biz neyi bırakırsak o bir Sadakadır' dediğini ve bununla da bizzat kendisini kastettiğini biliyor musunuz? Orada bulunanlar: Evet bunu söylemiştir dediler. Bu sefer Ömer, Abbas'a ve Ali'ye yönelerek dedi ki: Her ikinize de Allah adına söz veriyorum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu söylediğini biliyor musunuz? İkisi de: Evet deyince, dedi ki: Şimdi ben size bu işi anlatayım. Şüphesiz yüce Allah bu fey' hususunda Resulüne Sallallahu Aleyhi ve Sellem özel olarak tahsiste bulunmuş ve ona tahsis ettiği bu şeyi ondan başkasına da vermemiştir. Şanı yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'ın onlardan Resulüne verdiği fey'e gelince siz onun için ne at oynattınız, De de deveye bindiniz ... Allah her şeye gücü yetendir." [Haşr, 6] Bu sebeple bu yalnızca Resulullah'a aitti. Daha sonra Allah'a yemin ederim o sizi dışarıda tutarak, tek başına bunlara el koymadı ve kendisini size üstün tutup, tercih ederek sizi dışarıda bırakmadı. Andolsun onu size verdi ve aranızda paylaştırdı. Nihayet geriye ondan şu miktar mal kaldı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hanımlarına bu maldan yıllık nafakalarını harcardı. Daha sonra geri kalanını alıp bunu Allah'ın mallarının harcanması gereken yerlere harcardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatı boyunca bu şekilde uygulama yaptı. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat etti. Ebu Bekir de dedi ki: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in velisiyim. Ebu Bekir bu malı eline aldı ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onun ile ilgili olarak yaptığı uygulamayı aynen sürdürdü. Sizler de o vakit -bu sırada Ali ve Abbas'a yönelerek şunları söyledi- bunu hatırlarsınız. Nitekim Ebu Bekir'in bu şekilde malda uygulamayı sürdürdüğünü siz de söylediniz. Allah da biliyor ki o bu hususta doğru idi, eksiksiz iyi davranıyordu, doğru yoldaydı ve hakka tabi oluyordu. Daha sonra yüce Allah Ebu Bekir'in de canını aldı. Ben de: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ve Ebu Bekir'in velisiyim de-o dim. Emirliğimin ilk iki senesinde onu elimde tuttum ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir'in ona yaptığı uygulamayı ben de yaptım. Allah da bilir ki ben bu hususta doğruydum, iyi yapıyordum, doğru yoldaydım ve hakka tabi idim. Daha sonra ikiniz de sözbirliği etmiş olarak ve ittifak halinde yanıma geldiniz. -Abbas'ı kastederek- yanıma geldin, ben de ikinize dedim ki: Şüphesiz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'Bize mirasçı olunmaz, bizim bıraktığımız bir Sadakadır' demiştir. Daha sonra ben o malı size teslim etmeyi uygun görünce: Dilerseniz o malı size teslim ederim. Ancak o malda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Ebu Bekir'in ve ben emirliğe getirildiğimden bu yana yaptığım uygulamaya uygun olarak tatbikat yapmanız üzere sizden Allah adına söz ve ahit alarak size teslim edeyim dedim, her ikiniz de: Bu şartlarla o malı bize ver, dediniz. Ben de onu size verdim. Şimdi sizler bundan başka bir hüküm vermemi mi bekliyorsunuz? Göklerin ve yerin izniyle ayakta durduğu Allah adına yemin ederim ki, kıyamet kopacağı zamana kadar bu hususta bundan başka bir hüküm vermeyeceğim. Eğer siz o maldaki sorumluluğunuzu yerine getirmekten acze düştüyseniz onu bana geri veriniz, ben de sizi bu husustaki külfetinizden kurtarayım."
(Zühri) dedi ki: Bu hadisi Urve b. Zubeyr'e anlattım, o da dedi ki: Malik b. Evs doğru söylemiştir. Ben Nebi s.a.v.'in zevcesi Aişe r.anha'yı şöyle derken dinledim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımları Osman'ı, Ebu Bekir'e yüce Allah'ın Resulüne fey' olarak bıraktığı maldan paylarına düşen sekizde bir mirası istemek üzere gönderdiler. Ancak ben onları vazgeçirmek istiyordum. Bu sebeple onlara şöyle demiştim: Allah'tan korkmaz mısınız? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatta iken: Bize mirasçı olunmaz, bizim geriye bıraktığımız bir Sadakadır, dediğini --ve bunu derken de kendisini kastettiğini-- bilmiyor musunuz? Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımları bu maldan geleni yiyorlardı. Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımları da sonunda Aişe'nin kendilerine haber verdiği noktaya geldiler ve kabul ettiler." (Urve) dedi ki: "Bu Sadaka olarak kalan mal, Ali'nin elinde (onun mütevelliliğinde) idi.. Fakat Ali bundan Abbas'a payını vermedi ve bu hususta onu mahrum etti. Daha sonra bu --gerçek anlamda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bıraktığı bir Sadaka olduğu halde-- Hasan b. Ali'nin eline (mütevelli olarak idaresine), sonra Hüseyn b. Ali'nin, sonra Ali b. Hüseyn ile Hasan b. Hasan'ın eline (idaresine) geçti. İkisi de bunu münavebe ile idare ediyorlardı. Daha sonra da Zeyd b. Hasan'ın eline geçti." Tekrarı: 6727 ve 6730
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Fatıma (a.s.) ile Abbas, Ebu Bekir'in yanına (Nebi'in) Fedek'teki arazisinden ve Hayber'deki payından miraslarını istemek üzere geldiler."
Ebu Bekir dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Bize mirasçı olunmaz. Bizim geriye bıraktığımız bir Sadakadır. Şüphesiz Muhammed'in hanımları bu maldan yerler. Allah'a yemin ederim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in akrabalık bağını gözetmeyi, kendi akrabalarımı gözetmekten daha çok severim."
Amr Cabir b. Abdullah r.a.'l şöyle derken dinledim: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ka'b b. Eşrefin işini kim bitirebilir, diye sordu. Çünkü o Allah'a ve Resulüne eziyet vermiş bulunuyor. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Resulü, onu öldürmemi ister misin, dedi. O: Evet diye buyurdu. O halde bir şeyler söyleyebilmem için bana izin ver, dedi. Allah Resulü: Söyleyebilirsin, dedi. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme, Ka'b'ın yanına giderek dedi ki: Şu adam bizden Sadaka (zekat) vermemizi istedi. O artık bizden ağır işler istiyor. Ben de yanına senden ödünç istemeye geldim. Ka'b: Yine mi? Allah'a yemin ederim. Ondan çok usanacaksınız. Muhammed: Biz ona tabi olmuş olduk. Bundan dolayı durumu nereye varır görmeden onu terk etmek istemiyoruz. Senden bir ya da iki ve sk ödünç vermeni istiyoruz. -(Ravi dedi ki): Amr bize bir başka sefer de bu hadisi nakletti,. Fakat "bir ya da iki vesk"i sözkonusu etmedi. Ben ona: Hadiste "bir ya da iki vesk" var mı, diye sordum. O: gördüğüm kadarıyla "bir ya da iki vesk" vardır dedi.- Bunun üzerine Ka'b; olur. Fakat bana rehin veriniz, dedi. (Muhammed ve beraberindekiler): Ne istiyorsun, diye sordular. O: Bana hanımlarınızı rehin verin dedi. Sen Arapların en güzeli iken hanımlarımızı sana nasıl rehin verebiliriz, dediler. Bu sefer: O halde evlatlarınızı bana rehin bırakınız, dedi. Onlar: Sana evlatlarımızı nasıl rehin bırakabiliriz? Onların her birisine sövülmek istendiği vakit, bir vesk yahut iki veske karşılık rehin bırakıldı denilecek. Bu bizim için utanılacak bir şeyolur .. Fakat bunun yerine biz sana zırhlarımızı rehin bırakalım, dediler. -Süfyan bu laflZIa silahları kastediyor diye açıkladı.- Daha sonra yanına gelmek üzere onunla sözleşti. Beraberinde Ebu Naile bulunduğu halde geceleyin ona geldi. -Ebu Naile, Ka'b'ın süt kardeşi idi.- Ka'b onları kaleye çağırdı. Onların yanlarına inince hanım i ona: Bu saatte nereye çıkıp gidiyorsun, dedi. O: Gelenler Muhammed b. Mesleme ile kardeşim Ebu Naile'den başkası değildir, diye cevap verdi. -Amr'dan başkasının rivayetine göre- karısı şöyle demiştir: Ben sanki kendisinden kan damlayan bir ses işitiyorum. Ka'b da: Gelenler kardeşim Muhammed b. Mesleme ile süt kardeşim Ebu Naile'den başkası değildir. Şüphesiz asaletli bir kimse geceleyin bir hançer darbesine çağınlacak dahi olsa bu çağrıya icabet eder, dedi. (Cabir) dedi ki: Muhammed b. Mesleme beraberinde iki adamı da içeri aldı. -Süfyan'a: Amr bunların adlarını verdi mi, diye soruldu. Amr onların birisinin adını verdi, dedi. Amr dedi ki: Beraberinde iki adamla geldi. Amr'dan başkası ise Ebu Abs b. Cebr el-Haris b. Evs ve Abbad b. Bişr adlarını verdiler.- Amr dedi ki: Beraberinde iki adamla geldi. (Muhammed b. Mesleme beraberindekilere) dedi ki: (Ka'b) geldi mi ben onun saçını yakalayacak ve koklayacağım. Benim onun başını iyice yakaladığımı görürseniz siz de hemen gelip başını vurunuz. Bir seferinde de şunları da söyledi: Sonra size de koklatacağım. Ka'b örtülerine bürünmüş olarak yanlarına girdi. Hoş kokuları etrafa ya yılıyordu. (Muhammed): Ben bugün gibi hoş bir koku almış değilim. Amr'dan başkaları ise şöyle rivayet ettiler: (Ka'b): Yanımda arap kadınlarının en hoş koku sürüneni ve Arapların en mükemmeli vardır, dedi. Amr dedi ki: (Muhammed) dedi ki: Başını koklamama izin verir misin? Ka'b: Evet deyince, Muhammed başını kokladı. Sonra da arkadaşlarına koklattı, sonra da: Bana izin verir misin, dedi. Ka'b: Peki dedi. Muhammed onu iyice yakalayınca, haydi geliniz dedi ve onu öldürdüler. Sonra da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına giderek ona durumu haber verdiler."
Bera' b. Azib r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Rafi"e birkaç kişi gönderdi. Geceleyin o uyurken Abdullah b. Atik evine girdi ve onu öldürdü […]
Bera b. Azib dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Yahudi Ebu Rafi"e Ensardan birkaç kişiyi gönderdi. Onların başlarına da Abdullah b. Atik'i kumandan tayin etti. Ebu RMi' Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eziyet ediyor ve ona karşı (düşmanlara) yardım ediyordu. Hicaz'da kendisine ait bir kalede kalıyordu. --Güneşin battığı ve insanların davarları ile birlikte geri döndükleri bir sırada-- yanma yaklaştıklarında Abdullah arkadaşlarına: Yerinizde oturunuz. Ben kapıcmın yanma gidip içeri girebilirim ümidiyle onunla güzelce konuşacağım, dedi. Sonra kapıya yaklaşıncaya kadar yürüdü. Daha sonra bir ihtiyacını gideriyormuş gibi elbisesine büründü. Herkes içeri girmiş bulunuyordu. Kapıcı kendisine: Ey Allah'ın kulu, eğer içeri girmek istiyorsan haydi gir,. Çünkü ben kapıyı kapatmak istiyorum, dedi. Ben de içeri giriverdim ve saklandım. Herkes içeri girdikten sonra kapıcı kapıyı kapattı, sonra da anahtarları bir direğe astı. (Abdullah b. Atık) der ki: Kalkıp anahtarları aldım, kapıyı açtım ve Ebu Rafi"in yanmda -ki kalenin üst taraflarında bir yerde olurdu- geceleyin sohbet yapılırdı. Gece sohbet arkadaşları yanından ayrılıp gidinceonun yanma çıkmaya. başladım. Her bir kapı açtıkça onu içeriden üzerime kapatıyordum. Kendi kendime: Eğer kavmi beni fark edecek olsalar dahi onu öldürmeden benim yanıma ulaşamazlar, diye düşündüm. Nihayet onun yanına vardım. Karanlık bir odada ailesi arasında bulunuyordu .. Fakat onun odanın neresinde olduğunu bilemiyordum. 'Ebu Rafi" diye seslendim. Bu kim, dedi. Ben de sesin olduğu tarafa atıldım ve kılıcımla ona ilk darbeyi indirdim .. Fakat dehşet içinde olduğumdan o darbem bir işe yaramadı. Ebu Rafi' feryadı bastırdı. Ben de odadan dışarıya çıktım. Fazla uzağa gitmeden geri dönüp yine yanına girdim. Bu sefer: Ey Ebu Rafi', bu ses ne oluyor, dedim. 'Vay senin ananın haline bundan önce bir adam bu odada bana bir kılıçla bir darbe indirdi' dedi. (Abdullah b. Atık) dedi ki: Ben de ona bir darbe daha indirdim, ağır yaralamakla birlikte tam öldüremedim. Daha sonra kılıcın keskin tarafını karnına sapladım ve sırtına kadar ulaştı. Böylece onu öldürdüğümü anladım. Kapılan teker teker açmaya (ve kaçmaya) başladım. Nihayet ben basamaklar bitmiş, yere varmış olduğumu zannedip ayağımı uzatırken son basamak olduğunu bilmediğimden ayın etrafı aydınlattığı o gecede düştüm ve baldırımı kırdım. Hemen bir sank ile onu sardım, sonra yürüdüm ve nihayet kapının önünde oturdum. Onu öldürüp öldürmediğimi anlayıncaya kadar bu gece çıkmayacağım, dedim. Horoz ötmeye başlayınca, ölümü ilan eden kişi, surun üzerine dikilerek: Hicaz halkının tüccan Ebu Rafi"in ölümünü ilan ederim, dedi. Ben de arkadaşlarımın yanına giderek: Haydi koşunuz,Allah Ebu Rafi"i katletti, dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım, ona olanları anlattım. Bana: Ayağını uzat, dedi. Ben de ayağımı uzattım (eliyle) onu sıvazladı. Sanki hiç ağnsını duymamış gibi oldum […]
Ebu İshak dediki: Bera' bin A'zib r.a.'ı şöyle derken dinledim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Rafi'in üzerine Abdullah bin Atik ve Abdullah bin Utbe'yi beraberlerinde bir kaç kişi ile birlikte gönderdi. Onlarda yola koyuldular. Nihayet kale'ye yaklaştıklarında Abdullah bin Atik arkadaşlarına: Siz burada burada durun, ben gidip bir bakayım, dedi. (Abdullah) dediki: Ben gizlice kaleye girmeye çalıştım. Bir eşeklerini bulamamışlardı. Bir çıra ile çıkıp onu aramaya koyuldular. Tanınmaktan korktuğum için ihtiyacımı gideriyormuş gibi başımı örttüm. Daha sonra kapıcı: İçeri girmek isteyen ben kapıyı kilitlemeden girsin, diye seslendi. Ben de içeri girdim. Sonra da kapının yanında bir eşek ahırında saklandım. Ebu Rafi"in yanında akşam yemeğini yediler ve gecenin bir bölümü geçinceye kadar sohbet ettiler. Sonra da evlerine geri döndüler. Sesler dinip artık hiçbir kıpırdama sesi duymayınca çıktım. (Abdullah b. Atık) dedi ki: Ben kapıcının kale kapısının anahtarını duvardaki bir oyuğa koyduğunu görmüştüm. Hemen o anahtarı aldım ve onunla kalenin kapısını açtım. (Abdullah b. Arık) dedi ki: Kendi kendime eğer bunlar beni fark edecek olurlarsa istifimi bozmadan giderim, diye düşündüm. Sonra da odalarının kapılarına yöneldim. Dışardan bu kapıları üzerlerine kapattıktan sonra bir merdiven ile Ebu Rafi"in yanına çıktım. Odanın kandilinin söndürülmüş olduğunu ve karanlık olduğunu gördüm. Bu sebeple adamın nerede olduğunu bilemediğimden: Ey Ebu Rafi' diye seslendim. O kim, dedi. Ben de sesin geldiği tarafa doğru yöneldim ve ona bir darbe indirdim. Kendisi feryadı bastı,. Fakat o darbem bir işe yaramamıştı. (İbn Atik) dedi ki: Az sonra, yanına yardımına gelmişim gibi döndüm. Sesimi değiştirerek: Neyin var Ebu Rafi', dedim. Annenin kahrolması hoşuna gider mi? Az önce yanıma bir adam girdi ve bana bir kılıçla bir darbe indirdi. (İbn Atik) dedi ki: Yine ona doğru gittim ve ona bir darbe daha indirdim,. Fakat bu da bir işe yaramadı. Yine feryadı bastı, hanımı da kalktı. (İbn Arık devamla) dedi ki: Daha sonra tekrar yardım etmeye gelmiş birisi imişim gibi sesimi değiştirerek geldim. Onu sırtüstü uzanmış gördüm, kılıcımı karnına sapladım. Sonra da kemik sesini duyuncaya kadar kılıcın kabzası üzerine abandım. Daha sonra dehşetle çıktım. Nihayet aşağı inmek için merdivenlere geldim .. Fakat merdivenden aşağı düştüm. Ayağım çıktı, ben de onu bağladım. Sonra arkadaşlarımın yanına topallayarak gittim. Haydi gidin, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e müjdeyi verin. Ben ölüm ilanını yapanları duyuncaya kadar buradan ayrılmayacağım, dedim. Sabaha doğru ölüm ilanını yapan kişi (sura) çıktı ve: Ebu Rafi"in öldüğünü ilan ediyorum, diye seslendi. (İbn Atık) dedi ki: Ben de en ufak bir rahatsızlık olmadığı halde kalktım ve yürümeye koyuldum. Daha Nebi sallallShu aleyhi ve sel• lem'in yanına arkadaşlarım ulaşmadan onlara yetiştim ve ona müjdeyi verdim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Elbisesine" tanınmasın diye kendisini gizlemek için örtünüp "büründü." "Saklandı" gizlendi. "Sonra anahtarları bir sopanın üzerine astı. Ben de kalkıp anahtarları aldım." (Anahtarlar anlamı verilen) el-ekal1d "iKid"in çoğuludur. "Kalenin üst taraflarında" maksat yüksekçe yerdeki odalardır. "Beni fark ederlerse" durumumu anlarlarsa. "Hiçbir faydası olmadı" yani onu öldüremedi. "Hızlıca koşunuz" dedi. Hadisten Çıkartılacak Bazı Sonuçlar 1. Davet kendisine ulaşmış olmakla birlikte şirk üzere ısrar eden müşriğin suikast ile öldürülmesi caizdir. 2. Eliyle, malıyla ya da diliyle Reslilullah sallalU,hu aleyhi ve sellem'e karşı (düşmanlarına) yardımcı olanın da öldürülmesi caizdir. 3. Savaş ehli olan kimselere karşı casusluk yapmak ve onların gafil zamanlarını kollamak, müşrikler ile savaşta işi sıkı tutmak caizdir. 4. Bir masıahat sebebiyle üstü kapalı konuşmak ve az sayıdaki Müslümanların çok sayıdaki müşriklere taarruz etmeleri caizdir. 5. Aynı şekilde delil ve alamete dayanarak hüküm de verilebilir .. Çünkü İbn Atık, Ebli Rafi"in sesi ile onun nerede olduğunu bulmaya çalışmış ve onun ölümünü, ölümü ilan eden kişinin sesine güvenerek gerçek olarak kabul etmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır […]
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud günü şöyle buyurdu: İşte Cibril! üzerinde savaş araçları bulunduğu halde, atının başını tutmuş olarak geliyor […]
Ukbe b. Amir dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hem hayatta olanlara, hem ölmüş olanlara veda edercesine sekiz yıl sonra Uhud'da öldürülenIere namaz kıldı. Sonra minbere çıkarak şöyle buyurdu: Ben sizin önünüzden, sizin faydanız için gidiyorum. Ben size karşı bir şahidim. Sizinle buluşma yerimiz Havz'dır. Ben şu anda bulunduğum bu yerden onu görüyor gibiyim. Sizin için (Allah 'a) ortak koşacaksınız diye korkmuyorum,. Fakat sizin dünyalık uğrunda birbirinizle yarışacağınızdan korkuyorum." (Ukbe) dedi ki: Bu, benim Resulullah saIlaIliihu aleyhi ve seIlem'i son görüşüm oldu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hayattakilere de, ölmüşlere de veda eder gibi." Hayatta olanlarla vedalaşmanın nasılolduğu açıkça anlaşılmaktadır ... Çünkü hadisin akışı bunun hayatının son dönemlerinde olduğunu hissettirmektedir. Ölülerle vedalaşması da muhtemelen bedenen artık ölüleri ziyaret etmesinin kesilmiş olacağını kastetmiş olmalıdır .. Çünkü ölümden sonra diri ise de, onun bu hayatı uhrevı bir hayattır. Dünya hayatına benzemez. Doğrusu en iyi bilen Allah'tır. Bir diğer ihtimale göre ölüler ile vedalaşması, Aişe'den rivayet edilen hadiste işaret olunan Baki'de medfun bulunanlar için mağfiret dilemesi de olabilir. Bu hadise dair açıklamalar hem Cenazeler bahsinde, hem de Nübüwetin Alametleri'nde geçmiş bulunmaktadır.(Bk. 3596 nolu hadis)
Bera r.a. dedi ki: "O gün müşriklerle karşılaştık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem okçulardan oluşan bir askeri birliği konuşlandırdı ve başlarına Abdullah (b. Cubeyr)'ı kumandan tayin ederek, buradan ayrılmayın, bizim onlara karşı zafer kazandığımızı görseniz dahi yine ayrılmayın. Onların bize karşı zafer kazandıklarını görseniz gelip bize yardım etmeyin, dedi. Birbirimizle karşı karşıya gelince müşrikler kaçtılar. Öyle ki kadınların dağa doğru hızlıca koştuklarını gördüm. Elbiselerinin eteklerini yukarı doğru çektiklerinden baldırıarı, halhalları görününceye kadar açılmıştı. (Okçular): Haydi ganimete, haydi ganimete koşalım, demeye koyuldular.. Fakat Abdullah (b. Cubeyr): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana buradan ayrılmayın diye emretmişti, dediyse de onun dediğini kabul etmediler, ama yerlerinde durmayı kabul etmeyince de nereye gideceklerini şaşırdılar. Yetmiş kişi öldürüldü. Ebu Süfyan yüksekçe bir yere çıkarak: Hayattakiler arasında Muhammed var mıdır, diye sordu. Allah Resulü: Ona karşılık vermeyin, diye buyurdu. Peki, hayattakiler arasında Ebu Kuhafe'nin oğlu (Ebu Bekir) var mı, diye sordu. Allah Resulü: Ona cevap vermeyin, diye buyurdu. Bu sefer: Hayattakiler arasında Hattab'ın oğlu (Ömer) var mı, diye sordu. (Cevap alamayınca) bunlar öldürüldüler. Hayatta olsalardı karşılık verirlerdi, dedi. Fakat Ömer kendisini tutamayarak: Yalan söylüyorsun ey Allah'ın düşmanı, Allah seni üzecek şekilde bunları hayatta bıraktı, diye cevap verdi. Ebu Süfyan: Yücel ey Hubel, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ona cevap veriniz, diye buyurdu. Ne diyelim, diye sordular. Allah Resulü: Allah. daha üstün, daha. yücedir, (deyiniz diye buyurdu. Ebu Süfyan: Bizim Uzza'mlZ var, sizin Uzza'nız yok dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ona cevap veriniz diye buyurdu. Ne diyelim, diye sordular. Allah Resulü: Allah bizim mevlamızdır, sizinse mevlanız yok deyiniz, diye buyurdu. Ebu Süfyan dedi ki: Bedir'e karşılık (işte böyle) bir gün. Savaş danöbetleşedir. Ölülerin azalarının kesilmiş olduğunu göreceksiniz. Böyle yapılmasını ben emretmediğim gibi bundan rahatsız da oITadım'. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Emre itaat etmeyince nereye gideceklerini de bilemediler." Şaşırıp kaIdıIar, nereye doğru gidecekIerini bilemediler. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte oniki kişi dışında kimse sebat etmedi. TaberTde, es-Süddt yoIuyIa şöyle dediği nakledilmektedir: "Ashab etrafa dağıldı. Kimileri Medine'ye girdi, kimileri dağa çıktı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise yerinde sebat ederek insanları Allah'a davet etti. İbn Kamia denilen kişi ona bir taş attı, burnunu ve ön dişini kırdı, yüzünü de ağır bir şekilde yaraladı. Otuz kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geri döndü ve onu korumaya başladılar. Aralarından Talha ile SehI b. Huneyf onu taşıdı. TaIha'ya bir ok atıIdı, bundan doIayı eli felç oIdu. Dağa doğru kaçanIardan bazıIarı: Keşke bizden bir elçi Abdullah b. Ubey'e giderek bizim• için Ebu Süf)an'dan em an istemesini söyIesr; dediler. Enes b. en-Nadr ise şöyIe dedi: ArkadaşIar, eğer Muhammed öldürüldü ise Muhammed'in Rabbi öIdürüImedi. Haydi o ne için savaştıysa siz de onun uğrunda savaşınız." Daha sonra -birazdan geIeceği gibi- onun öldürüIme oIayını kaydetmektedir. ResuIullah sallallahu aleyhi ve sellem dağa yönelince ashabından bir adam ona bir ok atmak istedi. Ona: Ben Allah'ın RasuIuyüm dedi. Onlar da bunu işitince buna sevindiler, etrafında topIandılar, kaçanIar da geri döndüIer. İIeride ayrı bir başlıkta Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzünü kimin yaraIadığı ile ilgili açıklamaIar geIecektir. "Yetmiş kişi şehit oIdu." Zuheyr'in rivayetinde "onIardan bir kesim isabet aldı" denilmektedir ki, Müslümanlardan bir kesim anlamındadır. Said b. Mansur da Ebu'd-Duha'dan mürseI bir rivayet oIarak şöyle dediğini rivayet eder: "O gün -Uhud günü- yetmiş kişi öIdürüIdü, dördü muhacirlerdendi. BunIar: Hamza, Mus'ab b. Umeyr, Abdullah b. Cahş ve Şemmas b. Osman'dır, diğerleri ise Ensardandı." "AlIah senin üzüImene sebep olacak kimseleri hayatta bıraktı." Zuheyr ayrıca: "Senin saydıkIarının hepsi şüphesiz hayattadırla: " ilavesini yapmaktadır. "YüceI ey HubeI!" İbn İshak dedi ki: YüceI ey HubeI, sözü, senin dinin muzaffer oldu, demektir. "MüsIe" ile ilgili oIarak İbn Faris şöyIe demektedir: ÖIdürüIene müsIe yapmak onun kuIağını, burnunu ve benzeri azalarını kesrnek demektir. İbn İshak dedi ki: Bana Salih b. Keysan anIatarak dedi ki: "Hind ve beraberindeki kadınIar (savaş meydanına) çıkıp ölenIerin kulaklarını, burunlarını kr;serek müsle yaptıIar. Hatta Hint bunIardan kemer ve gerdanlık dahi yaptı. Kemerini ve gerdanlığını -yani üzerinde bulunan kemer ve gerdanlığı- da Vahşi'ye Hamza'yı öldürmesine karşılık mükafat olarak verdi. Hamza'nın karnını deşerek ciğerini çıkardı ve çiğnemeye başladı. Onu yutamadığı için ağzından attı. "Yapılmasını emretmediğin ve rahatsız almadığın (bir müsle göreceksiniz)." Yani bu iş her ne kadar benim emretmediğim halde yapıldıysa da bundan rahatsız olmadım. Hadisten Çıkartılacak Bazı Sonuçlar 1- Ebu Bekir 'in ve Ömer'in Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nezdinde özel bir konumu vardı. Öyle ki onun düşmanları bile başkalarının bu konumda olmadığını biliyorlardı.. Çünkü Ebu Süfyan onların dışında kimseyi sormadı. 2- Kişi Allah'ın nimetini hatırlarnaiı ve onun şükrünü eda etmekten aciz olduğunu itiraf etmeli .. 3- Yasaklanan bir şeyi işlemenin uğursuz olduğu ve bunun zararının emre itaat etmeyen kimseleri dahi kapsayabileceği. Nitekim yüce Allah: "Aranızdan yalnızca zulmedenlere gelip çatmakla kalmayacak bir fitneden sakınınız" [Enfal, 25] diye buyurmaktadır. 4- Dünyasını tercih eden bir kimse ahiretine zarar verir, üstelik dünyalığını da elde edemez. Ashab-ı kiram, başa gelen bu musibetten yararlanmış ve benzeri bir hale dönmekten alabildiğine sakınmış, itaatte oldukça hassas davranmış ve aslında kendilerinden olmamakla birlikte kendilerindenmiş gibi görünen düşmanlarına karşı gerektiği gibi korunmaya çalışmışlardır. İşte şam yüce Allah yine Ali İmran suresinde buna şöylece işaret etmektedir: "İşte o günleri biz, insanlar arasında döndürür dururuz ... Bir de Allah mu'minleri temizlesin, kafirleri de helak etsin." (Ali İmran, 140-141) Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah mu'minleri üzerinde bulunduğumuz bu hale rağmen asla terk etmez. Nihayet murdarı temizden ayıracaktır." (Ali İmn3n)
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeydullah b. Mûsâ İsrâîl b. Yûnus Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Bera r.a. dedi ki: "O gün müşriklerle karşılaştık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem okçulardan oluşan bir askeri birliği konuşlandırdı ve başlarına Abdullah (b. Cubeyr)'ı kumandan tayin ederek, buradan ayrılmayın, bizim onlara karşı zafer kazandığımızı görseniz dahi yine ayrılmayın. Onların bize karşı zafer kazandıklarını görseniz gelip bize yardım etmeyin, dedi. Birbirimizle karşı karşıya gelince müşrikler kaçtılar. Öyle ki kadınların dağa doğru hızlıca koştuklarını gördüm. Elbiselerinin eteklerini yukarı doğru çektiklerinden baldırıarı, halhalları görününceye kadar açılmıştı. (Okçular): Haydi ganimete, haydi ganimete koşalım, demeye koyuldular.. Fakat Abdullah (b. Cubeyr): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana buradan ayrılmayın diye emretmişti, dediyse de onun dediğini kabul etmediler, ama yerlerinde durmayı kabul etmeyince de nereye gideceklerini şaşırdılar. Yetmiş kişi öldürüldü. Ebu Süfyan yüksekçe bir yere çıkarak: Hayattakiler arasında Muhammed var mıdır, diye sordu. Allah Resulü: Ona karşılık vermeyin, diye buyurdu. Peki, hayattakiler arasında Ebu Kuhafe'nin oğlu (Ebu Bekir) var mı, diye sordu. Allah Resulü: Ona cevap vermeyin, diye buyurdu. Bu sefer: Hayattakiler arasında Hattab'ın oğlu (Ömer) var mı, diye sordu. (Cevap alamayınca) bunlar öldürüldüler. Hayatta olsalardı karşılık verirlerdi, dedi. Fakat Ömer kendisini tutamayarak: Yalan söylüyorsun ey Allah'ın düşmanı, Allah seni üzecek şekilde bunları hayatta bıraktı, diye cevap verdi. Ebu Süfyan: Yücel ey Hubel, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ona cevap veriniz, diye buyurdu. Ne diyelim, diye sordular. Allah Resulü: Allah. daha üstün, daha. yücedir, (deyiniz diye buyurdu. Ebu Süfyan: Bizim Uzza'mlZ var, sizin Uzza'nız yok dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ona cevap veriniz diye buyurdu. Ne diyelim, diye sordular. Allah Resulü: Allah bizim mevlamızdır, sizinse mevlanız yok deyiniz, diye buyurdu. Ebu Süfyan dedi ki: Bedir'e karşılık (işte böyle) bir gün. Savaş danöbetleşedir. Ölülerin azalarının kesilmiş olduğunu göreceksiniz. Böyle yapılmasını ben emretmediğim gibi bundan rahatsız da oITadım'. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Emre itaat etmeyince nereye gideceklerini de bilemediler." Şaşırıp kaIdıIar, nereye doğru gidecekIerini bilemediler. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte oniki kişi dışında kimse sebat etmedi. TaberTde, es-Süddt yoIuyIa şöyle dediği nakledilmektedir: "Ashab etrafa dağıldı. Kimileri Medine'ye girdi, kimileri dağa çıktı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise yerinde sebat ederek insanları Allah'a davet etti. İbn Kamia denilen kişi ona bir taş attı, burnunu ve ön dişini kırdı, yüzünü de ağır bir şekilde yaraladı. Otuz kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geri döndü ve onu korumaya başladılar. Aralarından Talha ile SehI b. Huneyf onu taşıdı. TaIha'ya bir ok atıIdı, bundan doIayı eli felç oIdu. Dağa doğru kaçanIardan bazıIarı: Keşke bizden bir elçi Abdullah b. Ubey'e giderek bizim• için Ebu Süf)an'dan em an istemesini söyIesr; dediler. Enes b. en-Nadr ise şöyIe dedi: ArkadaşIar, eğer Muhammed öldürüldü ise Muhammed'in Rabbi öIdürüImedi. Haydi o ne için savaştıysa siz de onun uğrunda savaşınız." Daha sonra -birazdan geIeceği gibi- onun öldürüIme oIayını kaydetmektedir. ResuIullah sallallahu aleyhi ve sellem dağa yönelince ashabından bir adam ona bir ok atmak istedi. Ona: Ben Allah'ın RasuIuyüm dedi. Onlar da bunu işitince buna sevindiler, etrafında topIandılar, kaçanIar da geri döndüIer. İIeride ayrı bir başlıkta Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzünü kimin yaraIadığı ile ilgili açıklamaIar geIecektir. "Yetmiş kişi şehit oIdu." Zuheyr'in rivayetinde "onIardan bir kesim isabet aldı" denilmektedir ki, Müslümanlardan bir kesim anlamındadır. Said b. Mansur da Ebu'd-Duha'dan mürseI bir rivayet oIarak şöyle dediğini rivayet eder: "O gün -Uhud günü- yetmiş kişi öIdürüIdü, dördü muhacirlerdendi. BunIar: Hamza, Mus'ab b. Umeyr, Abdullah b. Cahş ve Şemmas b. Osman'dır, diğerleri ise Ensardandı." "AlIah senin üzüImene sebep olacak kimseleri hayatta bıraktı." Zuheyr ayrıca: "Senin saydıkIarının hepsi şüphesiz hayattadırla: " ilavesini yapmaktadır. "YüceI ey HubeI!" İbn İshak dedi ki: YüceI ey HubeI, sözü, senin dinin muzaffer oldu, demektir. "MüsIe" ile ilgili oIarak İbn Faris şöyIe demektedir: ÖIdürüIene müsIe yapmak onun kuIağını, burnunu ve benzeri azalarını kesrnek demektir. İbn İshak dedi ki: Bana Salih b. Keysan anIatarak dedi ki: "Hind ve beraberindeki kadınIar (savaş meydanına) çıkıp ölenIerin kulaklarını, burunlarını kr;serek müsle yaptıIar. Hatta Hint bunIardan kemer ve gerdanlık dahi yaptı. Kemerini ve gerdanlığını -yani üzerinde bulunan kemer ve gerdanlığı- da Vahşi'ye Hamza'yı öldürmesine karşılık mükafat olarak verdi. Hamza'nın karnını deşerek ciğerini çıkardı ve çiğnemeye başladı. Onu yutamadığı için ağzından attı. "Yapılmasını emretmediğin ve rahatsız almadığın (bir müsle göreceksiniz)." Yani bu iş her ne kadar benim emretmediğim halde yapıldıysa da bundan rahatsız olmadım. Hadisten Çıkartılacak Bazı Sonuçlar 1- Ebu Bekir 'in ve Ömer'in Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nezdinde özel bir konumu vardı. Öyle ki onun düşmanları bile başkalarının bu konumda olmadığını biliyorlardı.. Çünkü Ebu Süfyan onların dışında kimseyi sormadı. 2- Kişi Allah'ın nimetini hatırlarnaiı ve onun şükrünü eda etmekten aciz olduğunu itiraf etmeli .. 3- Yasaklanan bir şeyi işlemenin uğursuz olduğu ve bunun zararının emre itaat etmeyen kimseleri dahi kapsayabileceği. Nitekim yüce Allah: "Aranızdan yalnızca zulmedenlere gelip çatmakla kalmayacak bir fitneden sakınınız" [Enfal, 25] diye buyurmaktadır. 4- Dünyasını tercih eden bir kimse ahiretine zarar verir, üstelik dünyalığını da elde edemez. Ashab-ı kiram, başa gelen bu musibetten yararlanmış ve benzeri bir hale dönmekten alabildiğine sakınmış, itaatte oldukça hassas davranmış ve aslında kendilerinden olmamakla birlikte kendilerindenmiş gibi görünen düşmanlarına karşı gerektiği gibi korunmaya çalışmışlardır. İşte şam yüce Allah yine Ali İmran suresinde buna şöylece işaret etmektedir: "İşte o günleri biz, insanlar arasında döndürür dururuz ... Bir de Allah mu'minleri temizlesin, kafirleri de helak etsin." (Ali İmran, 140-141) Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah mu'minleri üzerinde bulunduğumuz bu hale rağmen asla terk etmez. Nihayet murdarı temizden ayıracaktır." (Ali İmn3n)
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeydullah b. Mûsâ İsrâîl b. Yûnus Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Sa'd b. İbrahim'in, babası İbrahim'den rivayet ettiğine göre Abdurrahman b. Avf'a oruçlu iken bir yemek getirildi, bunun üzerine şöyle dedi: Mus'ab b. Umeyr -ki o benden hayırlıdır- öldürüldü de öyle bir elbise ile kefenlendiki, baş tarafından örtülürse ayakları dışarıda kalırdı. Ayakları tarafından örtülürse başı görüıürdü." Zannederim şöyle de dedi: "Hamza da öldürüldü -ki o benden hayırlıdırsonra bize şu dünyalıktan verilen bolluklar verildi -ya da: Şu dünyalıktan bize verilenler verildi dedi- ama hasenatımızın bize peşin verilmiş olacağından korkuyoruz." Daha sonra ağlamaya başladı ve nihayet yemeği yemedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Oruçlu iken" İbn Abdilberr'in naklettiğine göre bu, ölümü ile neticelenen hastalığında idi. "Mus'ab b. Umeyr öldürüldü." Nesebi ve ona dair bilgiler, Hicret bahsinin b arafla!ında geçti. İslama ilk girenlerden, e{en, dönen:de hicret egenlerd.n bırısı oldugu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mene ye teşrıf etmeden once Muslümanlara Kur'an öğrettiği de kaydedilmişti. Mus ab, Uhud günü şehid edilmişti. "Ki o benden hayırlıdır." Muhtemelen bunu alçak gönüllülüğünden söylemiştir. Bununla birlikte cennetle müjdelenen on kişinin başkalarından faziletli olduğuna dair nihai hükmün, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in döneminde öldürülmemiş olan kimselere göre olma ihtimali de vardır. Nitekim Ebu Bekir esSıddık'in başından da benzeri bir olay geçmiştir. "İbn Hişam'ın naklettiğine göre bir adam Ebu Bekir es-Sıddık'ın yanına . girdiğinde henüz küçük yaşta bulunan Sa'd b. er-Rabi'in kızı da yanında imiş. Adam: Bu kız kim diye sorunca, Ebü. Bekir: Bu benden daha hayırlı olan bir adamın, Sa'd b. er-Rabi'in kızıdır. O Akabe'deki nakiblerden idi, Bedir'de bulunmuştu ve Uhud günü şehit düştü, demiştir." "Bir elbise ile kefenleRdL" Buna dair açıklamalar Cenazeler bölümünde (1274. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Sonra dünyalıktan bize verilen bolluklar verildL" Bununla kendileri döneminde gerçekleştirilmiş olan fetihlere, kazanılan zaferlere, ganimetlere ve ellerine geçen mallara işaret etmektedir. Abdurrahman b. Avf'ın da dünyalıktan payı pek büyüktü. Hadis-i şerifte zühdün faziletine, din hususunda fazilet sahibi olanın hasenatının eksilmemesi için dünyalıktan geniş çapta yararlanmaktan uzak durması gerektiğine işaret vardır. İşte Abdurrahman radıyall€ıhu anh: "Hasenatımızın" karşılıklarının "bize dünyada peşin olarak verildiğinden korktuk" sözü ile buna işaret etmektedir. İleride yüce Allah'ın izniyle Rikaak bahsinde (6448. hadiste) buna dair başka açıklamalar da gelecektir. İbn Battal der ki: Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Salih kimselerin yaşantılarını, onların dünyalıktan oldukça az payalmalarını da hatırlamak gerekir. Böylelikle kişinin dünyalığa rağbeti azalmış olsun. İşte Abdurrahman'ın ağlayış i kendisinden önce geçmiş olanlara erişememek korkusundan ileri geliyordu […]
Amr'dan rivayete göre o Cabir b. Abdullah r.a.'l şöyle derken dinlemiştir: "Uhud günü bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Ne dersin,ı ben öldürülecek olursam nereye gideceğim, diye sordu. Allah Resulü: Cennet'e deyince, (adam) elinde bulunan birkaç hurmayı attı, sonra da öldürülünceye kadar çarpıştı."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Muhammed İbn Uyeyne Amr b. Dînâr Câbir b. Abdullah
Habbab b. el-Erett r.a. dedi ki: "Allah'ın rızasını arayarak ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hicret ettik. Bizim ecrimizi vermek Allah'a ait oldu. Bizden kimimiz ecrinden hiçbir şey yemeden geçti -yahut gitti. Mus'ab b. Umeyr bunlardan birisi idi. Uhud günü öldürüldüğünde geriye sadece çizgili bir elbise bırakmıştı. Onunla baş tarafını örtersek ayakları dışarıda kalıyordu. Ayakları onunla örtülecek olursa başı açıkta kalıyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere: Onunla baş tarafını örtünüz, ayaklarının üzerine de izhir koyunuz. -Yahut da: Ayakları üzerine izhir bırakınız diye buyurdu.- Kimimiz için de meyveleri olgunlaştı ve işte o, o meyvelerini devşirip toplamaktadır."
Enes r.a.'dan rivayete' göre, amcası Bedir'e katılmamıştı. Bu sebeple: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk savaşına katılamadım. Andolsun eğer Allah, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bulunmarnı nasip ederse, şüphesiz Allah benim nasıl bir gayret göstereceğim i görecektir, dedi. Uhud günü (düşmanla) karşılaştı. Müslümanlar bozguna uğrayınca sana açıklıyorum. Sonra kılıcını alıp ileri atıldı. Sa'd b. Muaz ile karşılaştı. Ona: Nereye ey Sa'd! Şüphesiz ben cennetin kokusunu Uhud'un berisinden alıyorum, dedi. İleri atıldı ve öldürüldü. Kimse onu tanıyamadı. Ancak kızkardeşi onu bir beninden -ya da parmak uçlarından- tanıyabildi. Mızrak yarası, kılıç darbesi ve isabet eden ok yarasından oluşan seksen küsur yara görülmüştü."
Rivayet zinciri: Buhârî Hassân b. Hassân Muhammed b. Talha Humeyd et-Tavîl Enes b. Mâlik
Zeyd b. Sabit r.a. dedi ki: "Mushafı istinsah ettiğimiz vakit Ahzab suresinden bir ayeti bulamadım .. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ayeti okuduğunu da işitiyordum. Biz onu (yazılı olarak) aradık. Ensardan Huzeyme b. Sabit'in yanında onu bulduk. (Bu ayet yüce Allah'ın): "mu'minler arasında Allah'a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır. Onlardan kimisi adağını yerine getirdi, kimisi de beklemektedir."[Ahzab, 23] ayetidir. Biz de bunu mushafta bulunduğu sureye koyduk."
Zeyd b. Sabit r.a. dedi ki: ygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud gazvesine çıktıktan sonra onunla birlikte çıkım kimselerden bir kısmı geri döndü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de ashabı\iki gruba ayrıldı: Bir kesim, onlarla savaşırız diyor, diğer kesim onlarla savaşmayız, diyordu. Bunun üzerine de: "Münafıklar hakkında ne diye iki gruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları kazandıkları yüzünden baş aşağı yıkıvermiş bulunuyor."[Nisa, 88] buyruğu indi ve (Allah Resulü) şöyle buyurdu: O Taybe'dir. Ateşin gümüşün yaramaz kısımlarını silip süpürdüğü gibi, o da günahları siler süpürür."
Cabir r.a. dedi ki: "Hani sizden iki zümre bozulmaya yüz tutmuştu."[Ali İmran, 122] buyruğu, bizler yani Selime oğulları ile Harise oğulları hakkında inmiştir. Hiçbir zaman bu ayetin inmemiş olmasını arzu etmem .. Çünkü yüce Allah: "Halbuki Allah, o ikisinin velisidir" diye buyurmaktadır." Bu Hadis ileride 4558 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Yûsuf İbn Uyeyne Amr Câbir b. Abdullah
Cabir dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Ey Cabir, evlendin mi, diye sordu. Ben: Evet dedim. Nasıl bir hanım ile, bakire ile mi yoksa dul ile mi, diye sordu. Ben, bakire değil duldur, dedim. Allah Resulü: Niye genç bir kızla evlenmedin ki onunla oynaşırdın, diye buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Resulü, benim babam Uhud günü öldürüldü, geriye de benim kızkardeşim olan dokuz kız bıraktı. Onların yanına bir şey beceremeyen küçük bir kız daha getirmek yerine, onların saçlarını tarayacak, onları gözetecek bir hanım bulunsun istedim. Allah Resulü: İsabet ettin diye buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd İbn Uyeyne Amr b. Dînâr Câbir b. Abdullah
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre; babası Uhud günü şehit düştü. Geriye de ödenmesi gereken bir miktar borç ile altı kız çocuğu bıraktı. Hurmaların toplanma zamanı gelince (Cabir) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim ve, benim babamın Uhud günü şehit düştüğünü ve geriye çok miktarda borç bıraktığını biliyorsun. Ben alacaklıların da seni görmelerini istiyorum, dedim. Allah Resulü: Git ve her bir hurmayı ayrı bir yerde topla, dedi. Ben de dediğini yaptım. Sonra onu çağırdım. (Alacaklılar) onu görünce o anda sanki bana güvenmediler (alacaklarının hemen ödenmesini istediler). Allah yaklaşarak etrafında üç defa dolaştı. Sonra onun yanıbaşında oturdu, sonra da bana: Arkadaşlarını çağır, dedi. Babamın emanetini (alacaklarını) ödemeyi Allah nasip edinceye kadar onlara ölçerek verip, durdu. Ben de babamın emanetinin (borçlarının) eksiksiz olarak ödenmesi halinde geriye tek bir meyveyi dahi kızkardeşlerime götürmemeye razı idim .. Fakat yüce Allah harman yerindeki bütün hurma kümelerini esenliğekavuşturdu. Öyle ki ben, Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in yanıbaşında oturduğu hurma kümesine bakıyordum da tek bir hurma tanesi dahi eksilmemiş gibi geldi.
Sa'd b. Ebi Vakkas r.a. dedi ki: "Uhud günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. Beraberinde onun önünde savaşan iki adam vardı. Üzerlerinde beyaz elbiseler vardı. Bu iki kişi alabildiğine şiddetli çarpışıyorlardı. Onları ne daha önce görmüştüm, ne de sonra gördüm." Bu Hadis 5826 numara ile gelecektir.
Sa'd b. Ebi Vakkas dedi ki: "Uhud günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ok torbasındaki okları benim önüme açarak: Anam babam sana feda olsun, ok at, diye buyurdu."
Yahya b. Said dedi ki: Said b. el-Müseyyeb 'i şöyle derken dinledim: "Ben Sa'd'i şöyle derken dinledim: Uhud günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ana ve babasını bir arada benim için zikretti ve onlar sana feda olsun, diye buyurdu."
İbn el-Müseyyeb'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Sa'd b. Ebi Vakkas r.a. dedi ki: Uhud günü Resulullah sallal1ahu aleyhi ve sellem savaşırken benim için anne babasının her ikisini de bir arada zikretti -o bu sözleriyle, babam ve anam sana feda olsun dediği zamanı kastetmektedir.- […]
İbn Şeddad dedi ki: "Ali r.a.'ı şöyle derken dinledim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sa'd'in dışında herhangi bir kimse için (babam anam sana feda olsun, diyerek) baba ve annesini bir arada zikrettiğini hiç işitmedim."
Ali r.a. dedi ki: "Ben Sa'd b. Malik dışında kimseye baba ve annesini bir arada zikir {ederek, sana feda olsunlar deldiğini duymadım. Ben Uhud günü onu: Ey Sa'd ok at, babam anam sana feda olsun derken dinledim."
Mu'temir, babasından rivayetle dedi ki: "Ebu Osman, o günlerin birisinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte kalıp da savaşmış Talha ve Sa'd'ın dışında kimse kalmamış olduğunu --onlardan rivayet ettiği iki hadislerine göre- söylemiştir.
Rivayet zinciri: Buhârî Mûsâ b. İsmâil Mu'temir b. Süleymân Süleymân et-Teymî
Mu'temir, babasından rivayetle dedi ki: "Ebu Osman, o günlerin birisinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte kalıp da savaşmış Talha ve Sa'd'ın dışında kimse kalmamış olduğunu --onlardan rivayet ettiği iki hadislerine göre- söylemiştir.
Rivayet zinciri: Buhârî Mûsâ b. İsmâil Mu'temir b. Süleymân Süleymân et-Teymî
Muhammed b. Yusuf dedi ki: es-Saib b. Yezid'i şöyle derken dinledim: "Ben, Abdurrahman b. Avf, Talha b. Ubeydullah, el-Mikdad ve Said (Allah onlardan razı olsun) ile birlikte arkadaşlık ettim. Onlardan birisinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hadis naklettiğini duymadım. Ancak ben Talha'nın Uhud gününden söz ettiğini dinledim."
Kays dedi ki: "Ben Talha'nın Uhud günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kendisiyle koruduğu elinin felç olmuş olduğunu gördüm."
Enes r.a. dedi ki: "Uhud gününde insanlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafından dağıldılar. Ebu Talha ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünde, kalkanı ile onu koruyordu. Ebu Talha oldukça hızlı bir şekilde ok atan bir kişi idi. O gün iki ya da üç yay kırdı. Bir adam beraberindeki ok torbası ile yanından geçiyor, Nebi ona: O ok torbasını Ebu Talha'nın önüne bir saç, diyordu. (Enes) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de uzanıp oradakileri gözetliyor idi. Ebu Talha ise: Babam anam sana feda olsun, öne uzanıp bakma, sana düşmanın attığı oklardan birisi isabet eder. Benim göğsüm sana siper olsun, diyordu. Ebu Bekir'in kızı Aişe ile Ümmü Süleym'in ise elbiselerini toplamış oldukları halde onların baldırlarındaki halhallarının göründüğünü ve tekrar geri dönüp o kırbalarını doldurduklarını, sonra gelerek o kırbaların elinden kılıç (uyuklamaktan dolayı) iki ya da üç defa düştü."
Aişe r.anha dedi ki: "Uhud gününde (ilkin) müşrikler bozguna uğradı. İblis --üzerine Allah'ın Ianeti olsun--: Ey Allah'ın kulları, arkanıza dikkat ediniz, diye feryat etti. Bunun üzerine onların önlerinde olanlar geri döndü, arkada kalanlarıyla birlikte şiddetlice savaştılar. Huzeyfe bakınınca babası el-Yeman'ı görüverdi. Ey Allah'ın kulları babam, babam (onu sakın öldürmeyin) dedi. (Urve) dedi ki: Aişe r.anha dedi ki: Allah'a yemin ederim onu öldürmekten geri durmadılar. Bunun üzerine Huzeyfe: Allah size mağfiret buyursun, dedi. Urve dedi ki: Allah'a yemin ederim, Huzeyfe'de Allah'a kavuşuncaya kadar hayır hep devam etti."
Osman b. Mevheb'den dedi ki: Beytullah'ı hacceden bir adam geldi. Bir takım kimselerin oturmakta olduğunu görünce: Bu oturanlar kimlerdir, diye sordu. Bunlar Kureyş'tendir, dediler. Peki bu yaşlı kişi kimdir, diye sordu. O, İbn Ömer'dir, dediler. Onun yanına giderek: Ben sana bir hususa dair soru soracağım. Bana anlatır mısın dedi ve sordu: Bu Beyt'in hürmeti ile sana söz veriyorum. Osman b. Affan'ın Uhud günü kaçtığını biliyor musun? İbn Ömer: Evet dedi. Yine sordu: Bedir günü de bulunmadığını ve Bedir'e katılmadığını da biliyor musun? İbn Ömer: Evet dedi. Bu sefer: Onun Rıdvan Bey'atinde de bulunmayıp, ona katılmadığını da biliyor musun, diye sordu. İbn Ömer yine: Evet deyince, adam tekbir getirdi. İbn Ömer: Gel de senin bana sorduğun hususları bildirip açıklayayım dedi ve şunları ekledi: Onun Uhud günü kaçtığını sordun. Şehadet ederim ki Allah bundan ötürü onu affetmiştir. Bedir'de bulunmayışına gelince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı onun nikahı altında idi ve o sırada hastaydı. Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Sana Bedir'e katılmış olan birisinin ecri ve payı verilecektir" diye buyurdu. Rıdvan bey'atinde bulunmayışına gelince, eğer Mekke vadisinde Osman b. Affan'dan daha güçlü birisi bulunsaydı, şüphesiz onun yerine onu gönderirdi. (Fakat olmadığından) Osman'ı göndermişti. Rıdvan bey'ati ise Osman Mekke'ye gittikten sonra oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da sağ elini göstererek: Bu Osman'ın elidir deyip, onu kendi elinin üzerinekoyup: Bu da Osman için (bey'at) olsun, dedi. Haydi şimdi bu söylediklerimi de öğrenmiş olarak gidebilirsin."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdân b. Muhammed Ebû Hamze Osman Hû b. Mevheb
Ebu İshak dedi ki: Bera' b. A'zib r.a.'ı şöyle derken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud günü piyadelerin başına Abdullah b. Cubeyr'i kumandan tayin etti. Bunlar geriye dönüp kaçtılar. İşte yüce Allah'ın: "Nebi arkanızdan size seslenip dururken" [Ali İmran, 153] buyruğu bunu anlatmaktadır.
Rivayet zinciri: Buhârî Amr b. Hâlid Züheyr b. Muâviye Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Enes, Ebu Talha'dan rivayetle (Allah ikisinden de razı olsun) dedi ki: "Ben de Uhud günü uyuklamanın kendisini bürüdüğü kimselerden idim. O kadar ki kılıç elimden defalarca düştü. O düşüyor, ben onu alıyordum, o düşüyor ben onu alıyordum." Bu Hadis 4562 numara ile gelecektir.
Salim babasından rivayet ettiğine göre; "Babası Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i sabah namazının ikinci rek'atinde başını rüku'dan kaldırınca şöyle derken dinlemiştir: Allah'ım, filana, filana ve filana lanet olsun. O bu sözlerini 'semi'allahu limen hamideh, Rabbena ve leke'l-hamd' dedikten sonra söylüyordu. Bunun üzerine yüce Allah: 'O işten sana hiçbir şey düşmez ... Zalim olduklarından dolayı onlara azap eder' buyruğunu indirdL" Bu Hadis 4070,4559, 7346 numara ile gelecektir.
Hanzala b. Ebi Süfyan'dan dedi ki: Ben Salim b. Abdullah'ı şöyle derken dinledim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safvan b. Umeyye, Suheyl b. Amr ve Haris b. Hişam'a beddua ediyordu. Bunun üzerine: 'O işten sana hiçbir şey düşmez ... Yahut zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.' [Ali İmran, 128] buyruğu nazil oldu."
Rivayet zinciri: Buhârî Hanzale b. Ebû Süfyân Sâlim b. Abdullah
Sa'lebe b. Ebi Malik'ten rivayete göre Ömer b. el-Hattab r.a. Medinelilerin hanımları arasında örtüler dağıttı. Bunlardan iyice bir örtü geri kaldı. Yanında bulunanlardan birisi ona: "Ey mu'minlerin emiri, sen bunu senin nikahın altında bulunan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızına --bu sözleriyle Ali'nin kızı Ümmü Külsum'u kastediyorlardı-- ver, dediler. Ömer: Hayır, Ümmü Selit buna daha bir hak sahibidir, dedi. --Ümmü Sellt de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at eden Ensar hanımlarından birisi idi.-- Ömer dedi ki:. Çünkü o Uhud günü bize sırtında kırbalarla su taşıyordu."
Amr b. Umeyye ed-Oamri dedi ki: "Ben Ubeydullah b. Adiy b. el-Hiyar ile birlikte (yola) çıktım. Hıms'a geldiğimizde Ubeydullah b. Adiy bana: Ne dersin Vahşi'nin yanına gidip ona Hamza'yı nasıl öldürdüğünü soralım mı, dedi. Ben: Peki, dedim. Vahşi, Hıms'da kalıyordu. Biz de onun nerede olduğunu sorduk, bize: İşte orada, evinin gölgesinde bir tulum gibi duruyor, denildi. (Amr) dedi ki: Biz de ona doğru gittik ve onun yakınında durduk. Selam verdik, selamı aldı. (Amr) dedi ki: Ubeydullah da sarığına sarılmış Vahşi onun sadece gözlerini ve ayaklarını görebiliyordu. Ubeydullah: Beni tanıyor musun, diye sordu. (Amr) dedi ki: Ona baktıktan sonra: Allah'a yemin ederim ki hayır deyip şöyle devam etti: Ancak şunu biliyorum Adiy b. el-Hiyar Ebu lys kızı Ümmü Kıtal adında birisi ile evlendiğini ve bu kadından onun Mekke'de bir erkek evlat doğurduğunu biliyorum. Ben de ona süt anne bulmaya çalışıyordum. İşte bu çocuğu annesiyle birlikte taşıyıp götürüp babasına verdik. Sanki ben senin ayaklarına (bakarken onun ayaklarını) görür gibiyim. (Amr) dedi ki: Ubeydullah yüzünü açtı, sonra: Hamza'yı nasıl öldürdüğünü bize anlatır mısın, dedi. Vahşi: Olur dedi. Hamza Bedir'de Tuayme b. Adiy b. el-Hiyar'ı öldürmüştü. Bunun üzerine efendim olan Cubeyr b. Mut'im bana: Şayet amcama karşılık Hamza'yı öldürürsen sen de hür olacaksın, dedi. (Vahşi) dedi ki: Herkes' Ayneyn -ki Ayneyn Uhud karşısında bir dağ olup, onunla Uhud arasında bir vadi vardır- senesi sefere çıkınca, ben de savaşa katılmak üzere onlarla birlikte çıktım. Savaşmak üzere saf tuttuklarında Siba' ileri atılarak: Benimle teke tek kim çarpışır dedi. (Vahşi) dedi ki: Karşısına Hamza b. Abdulmuttalib çıktı. Ey Siba', ey kadınların bızırlarını kesen (kadın sünnetçisi) Ümmü Enmar'ın oğlu, sen Allah'a ve onun Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'E muhalefet mi ediyorsun, dedi. (Vahşi) dedi ki: Sonra üzerine bir hamle yaptı. Herif, geçip gitmiş dün gibi oluverdi (Yokolup gitti). (Vahşi devamla) dedi ki: Ben de bir kayanın altında Hamza'ya tuzak kurup, saklandım. Bana yaklaşınca ona harbemi attım, mızrağımı Hamza'nın kasığına yerleştirdim, mızrak Hamza'nın iki uyluğu arasından (öbür tarafa) çıkmıştı. (Vahşi) dedi ki: İşte bu mızrak, Hamza'yı olduğu yere çökertti. Herkes geri dönünce ben de onlarla birlikte geri döndüm. İslam Mekke'de yayılıncaya kadar ben de Mekke'de kaldım. Sonra Taife çıkıp gittim. Taifliler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e elçiler gönderdiler. Bana: O kendisine elçi olarak gidenleri rahatsız etmez, denildi. Ben de Taif heyetiyle beraber çıkıp gittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardım, beni görünce: Sen Vahşi değil misin, diye sordu. Ben: Evet dedim. Sen Hamza'yı öldürdün öyle mi, diye sordu. Ben: iş sana ulaşan haberde olduğu gibi oldu, dedim. Allah Resulü: Bana yüzünü hiç göstermeyebilir misin, diye sordu. (Vahşi) dedi ki: Ben de çıkıp gittim. Resulullah s.a.v. vefat ettikten sonra Müseylimetu'l-Kezzab ortaya çıktı, kendi kendime dedim ki: Andolsun Müseylime'nin üzerine ben de gideceğim. Belki onu öldürür, böylelikle Hamza'yı öldürmekle yaptığım kötülüğün karşılığı bir iyilik yapmış olurum .. (Vahşi) dedi ki: Ben de ona karşı savaşa gidenlerle birlikte çıktım ve onun ile ilgili olarak olanlar oldu. (Vahşi) dedi ki: Bir de ne göreyim, yıkık bir duvarın bir kenarında bir kişinin durduğunu gördüm. Sanki esmer bir deveyi andırıyordu. Saçı başı dağınıktı. (Vahşi) dedi ki: Hemen harbemi ona attım. Harbemi iki memesi arasına yerleştirdim ve harbem arkadan iki kürek kemiği arasından çıktı. (Vahşi) dedi ki: Ensardan bir adam ileri atıldı ve onun tepesine kılıçla bir darbe indirdi." (Abdu'I-Aziz b. Abdullah b: Seleme) dedi ki: Abdullah b. el-fadl dedi ki: Bana Süleyman b. Yesar'ın haber verdiğine göre o Abdullah b. Ömer'i şöyle derken dinlemiştir: "Bir evin damında bulunan bir kız şöyle seslendi: Ey mu'minlerin emiri, haberin olsun, onu o siyah i köle öldürdü."
Hemmam'dan riv€lyete göre o Ebu Hureyre r.a.'ı şöyle derken dinlemiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem --küçük azı dişini işaret ederek- Allah'ın gazabı Nebiine bu işi yapan bir kavme çok şiddetlidir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah yolunda öldüreceği bir kimseye de Allah'ın gazabı çok şiddetli olur."
İbn Abbas r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah yolunda öldürdüğü bir kimseye Allah'ın gazabı pek şiddetli olur. Allah'ın nebisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü kanatmış bir kavme karşı da Allah'ın gazabı pek şiddetli olur. " Bu Hadis 4076 numara ile gelecektir.
Ebu Hazimiden rivayete göre o Sehl b. Sa'd'a --Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaralanmasına dair soru sorulurken-- şöyle derken dinlemiştir: "Allah'a yemin ederim ki ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü kimin yıkadığını, kimin o vakit su döktüğünü ve ne ile tedavi edildiğini çok iyi biliyorum. (Devamla) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatıma (selam ona) onu yıkıyor, Ali de kalkanından ona su döküyordu. Fatıma suyun kanamayı arttırmaktan bir işe yaramadığını görünce, bir hasırdan bir parça alıp onu yaktı ve onu (külünü) yarasına bastırdı. Böylece kanın akması durdu. O gün onun küçük azı dişi de kırıldı, yüzü yaralandı ve başındaki miğfer de kırıld!."
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd Ya'kûb b. Abdurrahman Ebû Hâzim
İbn Abbas dedi ki: "Bir Nebi tarafından öldürülen kimseye Allah'ın gazabı pek şiddetli olur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü kanatan kimseye de Allah'ın gazabı pek şiddetli olur."
Rivayet zinciri: Buhârî Amr b. Ali Ebû Âsım İbn Cüreyc Amr b. Dînâr İkrime Mevlâ b. Abbâs İbn Abbâs
Aişe r.anha'dan rivayete göre: "Yaralandıktan sonra yine Allah'ın ve Resulünün davetine icabet edenler, onlardan iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir mükfaat vardır."[Ali İmran, 172] buyruğu ile ilgili olarak Urve'ye şunları söylemiştir: Kardeşimin oğlu, senin iki baban Zübeyr ve Ebu Bekir bunlar arasında idi. Uhud günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başına gelenler gelip çatınca müşrikler de onu bırakıp geri dönünce tekrar (Müslümanların üzerine) geri geleceklerinden korktu. Kim onların arkasından gider, diye sordu. Aralarından yetmiş kişi bunun için öne çıktı." (Urve) dedi ki: Aralarında Ebu Bekir ve Zübeyr'de vardı.
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed Ebû Muâviye Hişâm babası Âişe (Nebî'nin zevcesi)
Katade dedi ki: "Kıyamet gününde arap kabileleri arasında Ensardan nurlu şehitleri daha çok olacak olan herhangi bir kabile bilmiyorum. Katade dedi ki: Ayrıca bize Enes b. Malik'in anlattığına göre Uhud günü Ensardan 70 kişi öldürüldü. Bi'ri Maune'de 70 kişi, kıyamet gününde 70 kişi şehit düştü. (Enes) dedi ki: Bi'ri Maune, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatta iken olmuştu, Yemame günü de Ebu Bekir'in halifeliği döneminde Müseylimetu'I-Kezzab'ın öldürüldüğü gündür."
Rivayet zinciri: Buhârî Amr b. Ali Muâz b. Hişâm Hişâm b. Ebû Abdullah Katâde b. Diâme
Cabir b. Abdullah r.a.'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud'da öldürülenlerden iki kişiyi aynı kefene sarıyar, sonra bunların hangisi daha çok Kur'an'ı biliyordu diye soruyordu. Ona herhangi birisi işaret edilecek olursa lahde onu öne yerleştiriyor ve şöyle buyuruyordu: Kıyamet gününde bunlara ben şahit olacağım. Allah Resulü şehit1erin kanlarıyla gömülmesini emretti, onlara namaz kılmadı ve gusül de edilmediler."
Cabir dedi ki: Babam öldürülünce ağlamaya ve yüzü üzerindeki örtüyü açmaya başladım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı ise benim bu işimi engellemek istedikleri halde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem engellemedi. Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Onun için ağlama!. Çünkü kaldırılıncaya kadar melekler kanatlarıyla onu gölgelendirip durdu."
Ebu Musa r.a. --zannederim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye nakletti- dedi ki: "Rüyamda bir kılıç salladığımı gördüm. Ön tarafının ortası kırıldı. Meğer o Uhud günü mu'minlerden isabet alacak olanlar demekmiş. Sonra onu bir daha salladım, önceki halinden daha güzel bir hale geldi. Meğer o da Allah'ın nasip edeceği fetih ve mu'minlerin bir araya gelip toplanmaları demekmiş. Rüyamda ayrıca birtakım inekler gördüm. Şüphesiz Allah en hayırlı olandır. Meğer onlar da Uhud günü (şehid düşecek) mu'minler demekmiş."
Habbab r.a. dedi ki: "Bizler yüce Allah'ın vechini (rızasını) arayarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hicret ettik. Ecrimizi vermek Allah'a aittir. Aramızdan kimisi ecrinden hiçbir şey yemediği haldegeçip gitti. Bunlardan birisi Mus'ab b. Umeyr idi. Uhud günü öldürüldüğünde geriye sadece çizgili bir elbise bırakmıştı. Onunla baş tarafından onu örttüğümüz takdirde ayakları dışarıda kalıyordu. O örtüyle ayakları örtülecek olursa başı dışarıda kalırdı. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bizlere: Onunla baş tarafından onu örtün üz ve ayakları üzerine de izhir otu bırakınız, diye buyurdu. Ya da, ayakları üzerine izhirden bir miktar bırakınız, dedi. Kimisinin de meyveleri kendisi için olgunlaştı. İşte o da onları toplamaktadır."
Katade, Enes r.a.'l şöyle derken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Uhud bizi seven, bizim" de kendisini sevdiğimiz bir dağdır."
Rivayet zinciri: Buhârî Nasr b. Ali babam Kurre b. Hâlid Katâde b. Diâme Enes b. Mâlik
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud'u görünce şöyle buyurdu: Bu bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağdır. Allah'ım, gerçek şu ki İbrahim Mekke'yi haram belde kıldı. Ben de onun (Medine'nin) iki kara taşlığı arasını haram (belde) kılıyorum."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Yûsuf Mâlik b. Enes Amr b. Ebû Amr Enes b. Mâlik
Ukbe'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün çıkıp Uhud'da şehit düşenler üzerine cenaze namazı kıldı. Daha sonra minbere çıkıp şöyle buyurdu: "Ben sizden önce gideceğim. Ben size karşı bir şahidim. Andolsun şu anda Havz'ıma bakıyorum. Bana yeryüzü hazinelerinin anahtarları -ya da yeryüzünün anahtarları- verildi. Ben Allah'a yemin ederim ki sizin hakklnlzda benden sonra şirk koşacağınızdan korkmuyorum,. Fakat sizin için onda (dünyaIık hususunda) birbirinizle yarışa gireceğinizden korkuyorum."
Rivayet zinciri: Buhârî Amr b. Hâlid Leys b. Sa'd Yezîd b. Ebû Habîb Ebü'l-Hayr Ukbe b. Âmir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gözcülük yapmak üzere bir seriyye gönderdi. Başlarına da Asım b. Sabit'i -ki bu da Ömer b. el-Hattab'ın oğlu Asım'ın dedesidir- kumandan tayin etti. Onlar da yola koyuldular. Usfan ile Mekke arasında bir yerde iken Huzeyllilere mensup Lihyan oğulları diye anılan bir kola onlardan bahsedildi. Bunlar da yaklaşık yüz okçu ile birlikte onların peşlerine düştüler, izlerini takip ettiler. Nihayet onların konakladıkları bir yere vardılar. Orada Medine'den beraberlerinde azık olarak almış oldukları hurma çekirdeklerini buldular. Bu Yesrib (Medine) hurması(nın çekirdiği)dir, dediler. Onların izlerini takip Fedfed denilen yere sığındılar. Onları takip edenler gelip, etraflarını sardılar ve, eğer yanımıza inip gelecek olursanız sizden hiçbir kimseyi öldürmeyeceğimize dair size söz ve teminat veriyoruz, dediler. Asım: Ben bir kafirin himayesini kabul ederek yerimden inmem. Allah'ım sen bizim durumumuzu Nebiine bildir, dedi. Onlarla aralarında Asım'ın da bulunduğu yedi kişiye atılan oklarla öldürünceye kadar çarpıştılar. Geriye Hubeyb, Zeyd ve bir başka kişi kaldı. Bunlara da söz ve teminat verdiler. Söz ve teminat vermeleri üzerine yanlarına indiler. Onları ellerine geçirince yaylarının kirişlerini çözerek kirişlerle onları bağladılar. Bu ikisiyle birlikte olan o üçüncü şahıs: Bu sözde durmayışın başıdır diyerek, onlarla birlikte gitmek istemedi. Kendileriyle beraber gelsin diye onu sürükleyip uğraştılarsa da o bunu kabul etmeyince onu öldürdüler. Hubeyb ile Zeyd'i alıp Mekke'ye götürüp orada sattılar. Hubeyb'i, el-Haris b. Amir b. Nevfel oğulları satın aldı. Bedir günü el-Haris'i öldüren kişi Hubeyb'in kendisi idi. Bu sebeple onların yanında bir süre esir kaldı. Nihayet onu öldürmek üzere ittifak ettiklerinde o da etek traşı olmak üzere el-Haris'in kızlarından birisinden bir ustura istedi. O da ona verdi. (el-Haris'in kızı) dedi ki: Ben fark etmeden küçük bir çocuğum onun yanına suzülüverdi ve yanına varınca alıp onu uyluğu üzerine oturttu. Onu görünce öyle bir korkuya kapıldım ki Hubeyb de benim korktuğumu anladı. Ustura da elinde idi. Bu çocuğu öldüreceğimden mi korkuyorsun? Ben inşallah böyle bir şey yapmayacağırTı dedi. el-Haris'in kızı şöyle derdi: Ben hiçbir. zaman Hubeyb'den daha hayırlı bir esir görmüş değilim. Andolsun onu bir üzüm salkımından üzüm yerken gördüm. Halbuki o gün Mekke'de meyve namına bir şey yoktu. Üstelik o zincirler de vurulmuştu. Şüphesiz ki o Allah'ın ona ihsan ettiği bir rızıktan başka bir şey değildi. Onu öldürmek üzere alıp Harem'in dışına çıktılar. Hubeyb: Bırakın da iki rekat namaz kılayım dedi. Daha sonra yanlarına döndüğünde şunları söyledi: Şayet benim ölümden korktuğumu zannetmeyecek olsaydınız daha da kılacaktım. Böylelikle Hubeyb öldürülme esnasında iki rekat namaz kılma sünnetini başlatan ilk kişi oldu. Daha sonra: Allah'ım, onları sayılarıyla tek tek biliyorsun. (Hepsini helak eyle), diye dua ettikten sonra şunları söyledi: "Aldırmam Müslüman olarak öldürülsem Allah için hangi yanım üzere yıkılsam Dilerse mübarek kılar (elbet) uğrunda Rabbim Parçalanmış bir vücudu, olsa da darmadağın" Daha sonra Ukbe b. el-Haris kalkıp onu öldürdü. Kureyş onu (öldürüldüğünü) tanımak amacıyla cesedinden bir parça getirsinler diye bazılarını gönderdiler. Asım da Bedir günü onların büyüklerinden birisini öldürmüştü. Yüce Allah bulutu andıran bir arı sürüsünü gönderdi ve Kureyşlilerin elçi olarak gönderdikleri kimselere karşı onu korudular. Ondan hiçbir şeyalamadılar."
Amr'dan rivayete göre o Cabir'i şöyle derken dinlemiştir: "Hubeyb'i öldüren kişi Ebu Sirvaa'dır."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Muhammed Süfyân Amr Câbir b. Abdullah
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine kurra denilen yetmiş kişiyi bir iş için gönderdi. Süleym oğullarından olan Ri'L ve Zekvan adındaki iki boy Bi'r Maune diye anılan bir kuyuya yakın bir yerde . karşılarına çıktılar. Kurra onlara: Allah'a yemin ederiz, bizim kastımız sizin üzerinize gelmek değildir. Biz sadece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir işini görmek üzere buradan geçip gidiyoruz, dediler .. Fakat onları öldürdüler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ay boyunca sabah namazında onlara beddua etti. İşte kunut böyle başladı. Daha önce biz kunut yapmazdık." Abdulaziz dedi ki: Bir adam Enes'e kunuta dair: Rüku'dan sonra mı yapılır, yoksa kıraatin bitirilmesinden sonra mı, diye sordu. Enes: Hayır, kıraatin bitirilmesinden sonra, diye cevap verdi.
Enes dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ay boyunca rüku'dan sonra bazı Arap kabilelerine beddua ederek kunut yapt!."
Rivayet zinciri: Buhârî Müslim Hişâm Katâde b. Diâme Enes b. Mâlik
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre Ri'l, Zekvan, Usayya ve Lihyan oğulları bir düşmanlarına karşı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den yardım istediler. O da bizim kendilerini döemıerinde Kurra diye adlandırdığımız Ensardan yetmiş kişiyi onlara yardımcı olmak üzere gönderdi. Bunlar gündüzün odun topluyorlar, geceleyin namaz kılıyorlardı. Nihayet Bi'ri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haberleri ulaşınca bir ay boyunca sabah namazında Arap kabilelerinden bazı kabileler olan Ri'l'e, Zekvan'a, Usayya'ya ve Lihyan oğullarına beddua ederek kunut yaptı. Enes dedi ki: Biz onlar hakkında (indirilmiş) Kur'an('dan bir bölüm dahi) okuduk. Daha sonra bu kaldırıldı. (O bölüm şöyleydi:) 'Bizim adımıza kavmimize şunu tebliğ ediniz. Biz Rabbimize kavuştuk. O bizden razı olduğu gibi bizi derazı etti. ", وعن قتادة، عن أنس رضي الله عنه حدثه: أن نبي الله صلى الله عليه وسلم قنت شهرا في صلاة الصبح يدعو على أحياء من أحياء العرب، على رعل وذكوان وعصيه وبين حيان. زاد خليفة: حدثنا يزيد بن زريع: حدثنا سعيد، عن قتادة: حدثنا أنس: أن أولئك السبعين من الأنصار قتلوا ببئر معونة. قرآنا: كتابا. نحوه. Katade'nin rivayetine göre Enes b. Malik de kendisine şunu nakletmiştir: "Allah'ın Nebii sabah namazında bir ay boyunca Arap kabilelerinden olan Ri'l, Zekvan, Usayya ve Lihyan oğullarına beddua ederek kunut yaptı." (Ravilerden) halife şunu da eklemektedir: "Bize İbn Zurayı anlattı, bize Said'in Katade'den naklettiğine göre Enes onlara şunu anlatmıştır: "Ensardan olan bu yetmiş kişi Bi'ri Maune'de öldürüldüler ... Kitap olarak Kur'an (okuduk} ... diye rivayeti ona yakın zikretmiştir."
Enes'ten rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem --Ümmü Süleym'in bir kardeşi olan-- dayısını da yetmiş süvari ile birlikte gönderdi. Müşriklerin başında Amir b. et-Tufeyl vardı. (Nebi efendimizi) şu üç husustan birisini seçmekte serbest bırakarak dedi ki: Çöı ahalisi senin olsun, şehir halkı da benim olsun yahut ben senden sonraki halife olayım ya da bini böyle diğer bini böyle olan Gatafanlılar ile üzerine gelip gazada bulunacağım. Fakat Amir Ümmü Fulan'ın evinde bir tauna yakalanınca: Filan oğullarına mensup bir kadının evinde bir devenin guddesi gibi bir gudde ile musibete uğradım. Haydi bana atımı getirin, dedi ve atının üzerinde öldü. Ümmü Suleym'in kardeşi olan Haram -ki o da topa! birisi idi- ile filan oğullarından bir adam (Haram) dedi ki: Ben onların yanına gideceğim. Siz de yakında durunuz. Eğer bana em an verirlerse siz de (yakınımda bulunmuş) olursunuz. Eğer beni öldürürlerse siz de arkadaşlarınızın yanına gidersiniz. (Haram) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in risaletini size tebliğ edeyim diye bana em an veriyor musunuz? Onlarla konuşmaya koyuldu. Bir adama bir işaret verdiler. O da bunun üzerine arkasından dolanarak ona (silahını) sapladı. Hemmam: -Zannederim ön tarafından çıkıncaya kadar mızrağını sapladı, dedi.- (Haram): Allahuekber Ka'be'nin Rabbine yemin ederim ki kurtuldum, dedi. Bunun üzerine (Haram ile beraber bulunan) o adam (diğer arkadaşlarına) yetişti. O sakat adam dışında hepsi öldürüldü. O da bir dağın tepesinde bulunuyordu. Bunun üzerine yüce Allah üzerimize -ki sonra neshedilen buyruklardan oldu- şunu indirdi: "Şüphesiz biz Rabbimize kavuştuk. O bizden razı olduğu gibi bizi de razı ettL" Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de otuz gün boyunca sabahleyin Ri'l, Zekvan, Lihyan oğulları ve Allah'a ve Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e isyan eden Usayya'ya beddua etti."
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Haram b. Milhan --ki Enes'in dayısı idi- Bi'ri Maune gününde mızrak saplanarak öldürülünce kanını şöyle yapıp yüzüne ve başına sürdükten sonra: Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki kurtuldum, dedi."
Aişe r.anha dedi ki: "Ebu Bekir ileri derecede şiddete maruz kalınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den (hicret etmek için) izin istedi. Allah Resulü ona: Kal, gitme diye buyurdu. Ey Allah'ın Resulü sana da hicret için izin verileceğini mi ümit ediyorsun, diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Gerçek şu ki, ben bunu ümit ediyorum; diye cevap verdi. Aişe r.anha dedi ki: Bunun üzerine Ebu Bekir de onu beklemeye başladı. Bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğle vakti yanına gelip, onu çağırdı. Yanında kim varsa dışarı çıkar, dedi. Ebu Bekir: Yanımdakiler benim iki kızımdır deyince, Allah Resulü şöyle buyurdu: Biliyor musun, bana çıkrnam için izin verildi. Ebu Bekir: Ey Allah'ın Resulü, ben de beraber miyim, diye sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Berabersin diye buyurdu. Ebu Bekir: Ey Allah'ın Resulü, çıkmak için hazırlamış olduğum iki tane dişi devem var, dedi. Onlardan birisini -ki el-Ced'a diye bilinendir- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e verdi. İkisi de develerine binip Sevr'deki mağaraya varıncaya kadar yollarına devam ettiler. O mağarada saklandılar. Amir b. Fuheyre, Aişe'nin anne bir kardeşi olan Abdullah b. et-Tufayl b. Sahbere'nin kölesi idi. Ebu Bekir 'in de sağmal koyunları vardı. Amir akşama doğru onları alır ve sabaha doğru yanlarına ulaşırdı. Gecenin son vakitlerinde yanlarına ulaşıp, sabalileyin erkenden geri dönerdi. Bu sebeple de çobanlarda[l kimse onu fark etmezdi. (Nebi) yola çıkınca o da onlarla birlikte yola çıktı. Sırayla onu terkilerine bindiriyorlardı. Nihayet Medine'ye geldiler. Amir b. Fuheyre, Bi'ri Maune günü öldürüldü. وعن أبي أسامة قال: قال هشام بن عروة: فأخبرني أبي قال: لما قتل الذين ببئر معونة، وأسر عمرو بن أمية الضمري، قال له عامر ابن الطفيل: من هذا فأشار إلى قتيل، فقال له عمرو بن أمية: هذا عامر بن فهيرة، فقال: لقد رأيته بعد ما قتل رفع إلى السماء، حتى إني لأنظر إلى السماء بينه وبين الأرض، ثم وضع، فأتى النبي صلى الله عليه وسلم خبرهم فنعاهم، فقال: (إن أصحابكم قد أصيبوا، وإنهم قد سألوا ربهم، فقالوا: ربنا أخبر عنا إخواننا بما رضينا عنك ورضيت عنا، فأخبرهم عنهم). وأصيب يومئذ فيهم عروة بن أسماء بن الصلت فسمي عروة به، ومنذر بن عمر سمي به منذرا. Ebu Usame dedi ki: Hişam b. Urve dedi ki: Bana babam haber vererek dedi ki: Bi'ri Maune'de şehit düşenler öldürülüp Amr b. Umeyye ed-Damri de esir alınınca Amir b. et-Tufeyl ona: Bu kim diye sorup, öldürülmüş birisine işaret etti. Amr b. Umeyye ona: Bu Amir b. Fuheyre'dir dedi. (Amir b. et-Tufeyl) bunun üzerine dedi ki: Andolsun ben bunun öldürüldükten sonra semaya doğru kaldırıldığını gördüm. Öyle ki onun sema ile yer arasında duruşunu gördüm, sonra tekrar yere bırakıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e onların haberleri verildi. O da onların şehit düştüklerini bildirerek dedi ki: Sizin arkadaşlarınız öldürüldü. Onlar Rablerinden dilekte bulunarak şöyle dediler: Rabbimiz, bizim yerimize kardeşlerimize sen, bizim senin mükafatından hoşnut olduğumuzu, senin de bizden razı olduğunu haber ver. Yüce Allah da onlara, onların bu haberlerini iletti. O gün aralarında Esma b. es-Salt'ın oğlu Urve de şehit düşmüştü. Urve'ye onun adı verilmiştir. Münzir b. Amr da (şehit düştü). Münzir'e de onun adı verilmiştir."
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeyd b. İsmâil Ebû Üsâme Hişâm babası Âişe (Nebî'nin zevcesi)
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ay boyunca rüku'dan sonra Ri'l ve Zekvan'a beddua ederek kunut yaptı. Usayya'da Allah'a ve Resulüne isyan etti diyordu."
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed Abdullah b. Mübârek Süleymân et-Teymî Ebû Miclez Enes b. Mâlik
Enes b. Malik dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bi'ri Maune'de şehit düşenleri öldüren kimselere otuz gün boyunca sabahleyin dua ettiğinde Ri'l'e, Lihyan'a ve Allah'a ve Resulüne isyan eden Usayye'ye beddua etti." Enes dedi ki: Bunun üzerine şam yüce Allah, Bi'ri Maune'de öldürülen kimseler hakkında Nebiine daha sonra nesh olununcaya kadar okuyup durduğumuz Kur'an{'dan şu buyrukları) indirdi: "Bizim kavmimize tebliğ ediniz. Rabbimize kavuştuk. O bizden razı oldu, biz de ondan razı olduk."
Asım el-Ahvel dedi ki: Enes b. Malik r.a.'e namazda kunut yapmaya dair soru sordum, o: Evet (Nebi kunut yaptı), dedi. Ben: rüku'dan önce mi idi yoksa sonra mı idi, diye sordum. O: Önce dedi. Ben: Filan kişinin senden naklen bana haber verdiğine göre sen rüku'dan sonra demişsin, dedim. Enes: Yalan söylüyor dedi.. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ancak rüku'dan sonra bir ay boyunca kunut yaptı.. Çünkü o el-Kurra denilen -ki altmış kişi idiler- kimseleri müşriklerden bir topluluğa göndermişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile onlar arasında da bunlar hakkında bir ahit yapılmıştı. Kendileri ile Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem arasında ahit bulunan bu kimseler (ahitlerine uymayarak) onlara üstünlük sağladılar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ay boyunca rüku'dan sonra kunut yapıp, onlara beddua etti."
Rivayet zinciri: Buhârî Mûsâ b. İsmâil Abdülvâhid b. Ziyâd Âsım el-Ahvel
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud günü kendisini teftiş ettiğinde ondört yaşında idi. Savaşa katılmasına izin vermedi.. Fakat Hendek günü teftiş ettiğinde onbeş yaşında idi. Savaşa katılmasına izin verdi."
Sehl b. Sa'd r.a. dedi ki: "Hendek'te Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Hendeği kazıyorlar, bizler de omuzlarımız üzerinde toprak taşıyorduk. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'ım, hayat dediğin şey ahiret hayatıdır. Muhacirlerle Ensara mağfiret et."
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd Abdülazîz b. Ebî Hâzim Ebû Hâzim Sehl b. Sa'd
Enes r.a. dedi ki: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek'e çıktığında muhacirlerle Ensarın soğuk bir sabah vaktinde hendeği kazdıklarını gördü .. Çünkü onların kendileri için bu işi yapacak köleleri yoktu. Onların oldukça yorgun ve aç olduklarını görünce dedi ki: Allah'ım, gerçek hayat ahiret hayatıdır. Sen Ensara ve muhacirlere mağfiret et. Bunun üzerine onlar da ona cevap vererek: 'Bizler Muhammed'e bey'at edenleriz. Hayatta kaldığımız sürece. cihat etmek üzere.' dediler."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Muhammed Muâviye b. Amr Ebû İshâk Humeyd Enes b. Mâlik
Enes r.a. dedi ki: "Muhacirlerle Ensar Medine'nin etrafında hendeği kazıyor, sırtlarında toprakları taşıyorken diğer taraftan şöyle diyorlardı: 'Bizler Muhammed'e bey'at edenleriz, Kaldığımız sürece ebediyyen İslam üzere.' (Enes) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara cevap olmak üzere şöyle diyordu: Allah'ım, ahiretin hayrı dışında hayır yoktur. Sen Ensarı ve muhadrleri mübarek kıL. (Enes) dedi ki: Onlara iki avuç dolduracak kadar arpa getirilir. Tadı değişmiş bir yağ ile onlara pişirilir, acıkmış oldukları halde önlerine koyulurdu. Yendiğinde de boğazı yakacak kadar kötü bir tadı ve kötü bir kokusu vardı."
Abdulvahid b. Eymen, babasından rivayetle dedi ki: "Cabir r.a.'ın yanına gittim. Dedi ki: Biz Hendek günü (hendeği) kazıyorken karşımıza oldukça sert bir kaya çıktı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e giderek: Hendek'te karşımıza sert bir kaya çıktı, dediler. O da: Ben de (hendeğe) iniyorum, dedi. Daha sonra ayağa kalktığında karnına taş bağlamış olduğunu gördük. Üç gün ağzımıza hiçbir şey koymadan kalmıştık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kazmayı aldı ve o kayaya vurdu. Birbirini tutmayan darmadağın bir kum yığını oluverdi. Ey Allah'ın Resulü eve gitmem için bana izin verir misin, dedim. Ben de gidip hanımıma dedim ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir halini gördüm ki bundan dolayı dayanamadım. Yanında bir şey var mı (diye sordum). Yanımda bir miktar arpa ve bir dişi keçi var dedi. Keçiyi kesiverdim, o da arpayı öğüttü. Nihayet eti tencereye koyduk. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gittiğimizde hamur da mayalanmış idi. Tencere de ocak taşları üzerinde az kalsın pişiyordu. Ben: Azıcık bir yemeğimiz var ey Allah'ın Resulü, sen ve yanında bir ya da iki adam buyurun, dedim. O: Yemeğin ne kadar, diye sordu. Ben de ona söyleyince, pek çok ve pek hoştur, dedi. (Devamla) şöyle buyurdu: Hanımına söyle, ben gelinceye kadar tencereyi ocaktan indirmesin, ekmeği de tandırdan almasın. Daha sonra: Haydi kalkın dedi. Muhacirle Ensar kalktı. (Cabir) hanımının yanına girince: Vay sana dedi, işte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem muhacirlerle Ensarla ve beraberindekilerle birlikte geliyor. Hanımı: Sana sordu mu dedi. Ben: Evet dedim. (Allah Resulü): Giriniz. Fakat sıkışmayınız, diye buyurdu. Ekmeği kırıp üzerine et koymaya ve içlerinden bir şey aldıktan sonra tencerenin ve tandırın üstünü kapatmaya koyuldu. Ashabına ikram ediyor, sonra onlara yiyecek hazırlıyordu. Hepsinin doyduklarını anlayıncaya kadar. ekmek kırmaya devam edip durdu. Geriye de bir miktar kaldı. Bu sefer (Cabir'in hanımına): Bunu da sen ye ve hediye et.. Çünkü insanlar açlıkla karşı karşıya kaldılar, diye buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî Haled b. Yahyâ Abdülvâhid b. Eymen Câbir b. Abdullah
Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "Hendek kazıldığında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in karnının ileri derecede içeriye çekilmiş olduğunu gördüm. Ben de kalkıp hanımımın yanına gittim. Yanında (yiyecek) bir şey var mı diye sordum .. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (açlıktan dolayı) karnının ileri derecede içeriye çekilmiş olduğunu gördüm, dedim. Bana içinde bir sa' arpa bulunan bir torba çıkardı. Ayrıca bizim evde küçük bir hayvanımız vardı. Onu da kestim, hanımım da arpayı öğüttü. Ben işimi bitirdiğimde, o da işini bitirmişti. Kestiğim hayvanı parçalayıp tenceresine koydum. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim. Hanımım: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraberindekileri getirerek beni onlara karşı mahcup etme, dedi. Ben de onun yanına gidip gizlice ona: Ey Allah'ın Resulü, Bir hayvancığımız vardı, onu kestik ve evimizde bulunan bir sa' kadar arpayı da öğüttük. Sen ve beraberinde birkaç kişi ile birlikte (bize) buyurun, dedim. Bu sefer Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey hendektekiler, Cabir bize yiyecek bir şeyler hazırlamış bulunuyor, haydi gidelim diye seslendikten sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (bana) dedi ki: Ben gelinceye kadar sakın tencerenizi indirmeyiniz, hamurunuzu da pişirmeyiniz. Ben ve misafirlerin önünde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bulunduğu halde geldik. Nihayet hanımımın yanına varınca o: Şöyle şöyle olasın dedi. Ben ona: Ben senin dediğini yaptım dedim. Hanımım bir miktar hamur çıkarıp Nebi'in önüne koydu, o da ona tükürdü ve bereketlenmesi için dua etti. Daha sonra tenceremize doğru gitti, ona da tükürdü ve bereketlenmesi için dua ettikten sonra şöyle buyurdu: Ekmek pişirecek bir kadın daha çağır da seninle birlikte o da ekmek pişirsin. Tencerenizden de kepçeyle al,. Fakat onu ocaktan indirme. Onlar da bin kişi idiler. Allah adına yemin ederim ki hepsi de (doyduklarından dolayı) yemeği bırakıp bir kenara çekilinceye kadar yediler. Tenceremiz ise olduğu gibi kaynayıp taşıyor, hamurumuz da pişirilip durduğu halde olduğu gibi duruyordu."
Aişe r.anha: "Hani onlar size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. O vakit gözler yerinden kaymış, yürekler de gırtlaklara varmıştı. "[Ahzab, 10] buyruğu hakkında: O Hendek günü idi, demiştir.
Bera r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek günü toprak taşıyordu. O kadar ki toprak karnını örtmüştü --ya da karnı tozlanmıştı-- ve şöyle diyordu: "Andolsun Allah'a, Allah olmasaydı hidayet bulmazdık Sadaka vermezdik, namaz kılmazdık Üzerimize bir sükunet indir. (Düşmanla) karşılaştığımızda sebat ver ayaklarımıza O berikiler bize haksızlık ettiler Bir fitne istediklerinde biz kabul etmedik." Bu son lafz,! (kabul etmedik anlamındaki ebeyna lafzım) iki defa tekrarlayarak sesini yükselterek söyledi. .
Rivayet zinciri: Buhârî Müslim b. İbrâhîm Şu'be b. el-Haccâc Ebû İshâk Berâ b. Âzib
İbn Abbas r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söyledi: "Saba rüzgarı ile bana yardım olundu, Ad kavmi ise (batıdan esen) Debur rüzgarı ile helak edildi."
Ebu İshak dedi ki: Bera'yı hadis naklederken şöyle dediğini dinledim: "Ahzab ve Hendek gününde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hendekten çıkan toprağı taşırken gördüm. O kadar ki toprak karnının derisini örttüğünden ötürü onu göremez oldum -ki (karnının) kılları çoktu- onun toprak taşırken İbn Revaha'nın recez veznindeki sözlerini söylediğini duydum: "Allah'ım sen olmasaydın eğer hidayet bulmazdık Sadaka vermez, namaz kılmazdık Artık bir sükunet indir üzerimize (Düşmanla) karşılaştığımızda sebat ver ayaklarımıza Şüphesiz onlar bize haksızlık ettiler Bir fitne(ye düşürmek) istediklerinde kabul etmedik." Bera dedi ki: "Daha sonra da son kelimeyi söylerken sesini uzatıyordu."
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Benim hazır bulunduğum ilk gün (savaş) Hendek günüdür."
İbn Ömer'den dedi ki: "(Kızkardeşim) Hafsa'nın yanına girdim. Zülüflerinden su damlıyordu. Ben, insanların hali gördüğün gibi cereyan etti. Bu işten bana hiçbir şey verilmedi, dedim. O: Hadi yetiş .. Çünkü onlar seni beklemektedirIer. Senin onların yanına gitmekte gecikmenin bir tefrikaya sebep olacağından korkuyorum, dedi. (Hafsa öyle diyerek) gidinceye kadar onun peşini bırakmadı. İnsanlar dağılınca Muaviye bir hutbe vererek dedi ki: Bu iş hakkında konuşmak isteyen bize kamlını (boynuzunu yani kendisini) göstersin. Şüphesiz biz bu işe ondan da, onun babasından da daha bir hak sahibiyiz. Habib b. Mesleme: Peki niçin ona cevap vermedin, dedi, Abdullah: Ben boynuma bağladığım elbiseyi çözdüm ve şunları söylemek istedim: Bu işe senden daha layık olan kimse İslam için seninle ve babanla savaşan kimselerdir.. Fakat topluluğu tefrikaya düşürecek, kanların dökülmesine sebep olacak birşey söylemekten ve maksadın dışında sözlerin benim adıma nakledileceğinden korktum. Allah'ın cennetlerde neler hazırladıklarını hatırladım, dedi. Habib dedi ki: "Korundun ve yanlışlıktan muhafaza edildin." Mahmud, Abdurrezzak'tan: "(Zülüfleri anlamındaki kelimeyi 'nesevatiha' değil de): Nevsatiha" diye nakletmiştir.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî İbrâhîm b. Mûsâ Hişâm Ma'mer b. Râşid İbn Şihâb (ez-Zührî) Sâlim b. Abdullah İbn Ömer
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî İbn Tâvûs İkrime b. Hâlid İbn Ömer
Süleyman b. Surad dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ahzab günü, (Bundan sonra) biz onların üzerine gazaya gideceğiz,. Fakat onlar gaza ederek üzerimize gelemeyeceklerdir diye buyurdu." Bu Hadis 4110 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri: Buhârî Ebû Nuaym Süfyân Ebû İshâk Süleymân b. Sured
Süleyman b. Surad dedi ki: "Ahzab, etrafından uzaklaştırılınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Şimdirden sonra) biz onların üzerine gazada bulunacağız,. Fakat onlar üzerimize gelip gaza edemeyeceklerdir. Biz onların üzerine gideceğiz."
Ali r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hendek günü şöyle buyurduğunu nakletti: "Güneş batıncaya kadar bizi meşgul ederek vusta namazını kılmamıza fırsat vermedikleri için Allah da onların üzerine evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun."
Rivayet zinciri: Buhârî İshâk Revh b. Ubâde Hişâm Muhammed b. Sîrîn Abîde es-Selmânî Ali b. Ebû Tâlib
Cabir b. Abdullah'tan rivayete göre "Ömer b. el-Hattab r.a. Hendek günü güneş battıktan sonra geldi. Kureyş kafirlerine sövüp saymaya başladı ve: Ey Allah'ın Resulü dedi. Neredeyse namaz kılamayacaktım:. Çünkü güneşin batmasına çok az kalmıştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Allah'a yemin ederim, ben de o namazı henüz kılamadım, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Buthan'a indik, o namaz için abdest aldık. Güneş battıktan sonra ikindi namazını kıldı, daha sonra da arkasından akşamı (kıldı)."
Cabir den dedi ki: "Ahzab günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemi bu kavme dair haberleri bize kim getirecek, diye buyurdu. Zubeyr: Ben dedi. Daha sonra tekrar: Bu kavme dair haberleri bize kim getirecek, diye sordu. Yine Zubeyr ben dedi. Sonra (tekrar): Bu kavme dair haberleri bize kim getirecek, diye buyurdu. Yine Zubeyr: Ben dedi: Daha sonra Allah Resulü şöyle sordu: Şüphesiz her bir nebinin bir havarisi vardır. Muhakkak benim havarim de Zubeyr'dir. "
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Kesîr İbn Uyeyne Muhammed b. Münkedir Câbir b. Abdullah
Ebu Hureyre r.a. rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle derdi: لا إله إلا الله وحده، أعز جنده، ونصر عبده، وغلب الأحزاب وحده، فلا شيء بعده La ilahe illailah vahdeh, eazze cundeh ve nasara abdeh ve ğalebe'l-ahzabe vahdeh fela şeyle ba'deh: Bir ve tek olan Allah'tan başka ilah yoktur. Askerlerini aziz kıldı. Kuluna yardım etti. Tek başına Ahzabı mağlup etti. Ondan sonra hiçbir şey yoktur."
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd Leys b. Sa'd Saîd el-Makbürî babası Ebû Hureyre
Abdullah b. Ebi Evfa r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ahzaba beddua ederek şöyle buyurdu: اللهم منزل الكتاب، سريع الحساب، اهزم الأحزاب، اللهم اهزمهم وزلزلهم Ey kitabı indiren, hesabı pek çabuk gören Allah'ım! Ahzab'ı bozguna uğrat! Allah'ım, onları bozguna uğrat ve onları sarstıkça sars!"
Abdullah r.a. rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gazadan yahut hacdan ya da umreden geri döndü mü ilk olarak üç defa tekbir getirir, sonra da şöyle derdi: Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O bir ve tektir, onun ortağı yoktur. Mülk yalnız O'nundur, hamd yalnız O'nadır. O her şeye güç yetirendir. Dönüyoruz, tevbe edenleriz, Ona ibadet edenleriz, Ona secde edenleriz, Rabbimize hamd edenleriz. Allah vaadini gerçekleştirdi, kuluna zafer verdi ve tek başına Ahzabı bozguna uğratt!." AÇiKLAMA : "Yahut hac ya da umreden ... " İleride buna dair açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Dualar bölümünde (6385. hadiste) gelecektir. KİTABU’L-MEĞAZİ EK SAYFA – 1590-2 باب: مرجع النبي صلى الله عليه وسلم من الأحزاب، ومخرجه إلى بني قريظة ومحاصرته إياهم. 30. NEBİ S.A.V.'İN AHZAB DÖNÜŞÜ, KURAYZA OĞULLARI ÜZERİNE ÇiKMASI VE ONLARI MUHASARA ETMESİ […]
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Muhammed b. Mukâtil Abdullah Mûsâ b. Ukbe Ebü'n-Nadri Mevlâ Ömer b. Ubeydullah
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Nâfi' Mevlâ Abdullah b. Ömer b. Hattâb İbn Ömer
Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek'ten geri dönüp silahlarıhı bırakıp, guslettikten sonra Cibril aleyhisselam ona gelerek dedi ki: Sen silahını bıraktın. Fakat Allah'a yemin ederim biz silahı bırakmadık. Haydi onların üzerine çık, git dedi. Allah Resulü: Nereye, diye sordu. Cibril: İşte buraya, diye buyurdu ve Kurayzahları işaret etti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların üzerine gitmek üzere çıkt!."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Ebû Şeybe İbn Nümeyr Hişâm babası Âişe (Nebî'nin zevcesi)
Enes r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kurayza oğulları üzerine yürüdüğünde Ganm oğulları sokağında yükselen tozu ve Cibril'in binekli kafilesini (hala) görüyor gibiyim."
Rivayet zinciri: Buhârî Mûsâ b. İsmâil Cerîr b. Hâzim Humeyd b. Hilel Enes b. Mâlik
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ahzab günü: Hiç kimse Kurayza oğulları diyarı dışında bir yerde ikindiyi kılmasın, diye buyurdu. Bazıları yolda iken ikindi namazını kıldı. Bazıları: Onların diyarına varmadan namaz kılmayız, dedi. Diğerleri ise: Hayır namazımızı kılalım. Çünkü o bizden böyle bir şey istemedi, dediler. Durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlatılınca onlardan hiç birisini azarlamadı."
Enes r.a. dedi ki: "(Hurma bahçeleri olanlardan) bir kimse Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bazı hurma ağaçlarını tahsis ederdi. Nihayet AlIah Kurayza ve Nadir oğulları diyarlarını fethetmeyi nasip etti. Benim aile haIkım da bana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip daha önce kendisine verdikIerini ya da bir kısmını istememi emrettiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da o payı Ümmü Eymen'e vermişti. Ümmü Eymen gelip eIbiseyi boynuma daIayarak dedi ki: Kendisinden başka hiçbir ilah oImayana yemin ediyorum ki asIa onu bana vermişken size (onu geri) vermeyecektir -ya da buna benzer bir söz söyIedi.- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise: Sana şunu vereceğim, diyor. O, asla AlIah'a yemin ederim oImaz diyordu. Nihayet ona -zannederim- on mislini -ya da bana nasıl söyIediyse öyIe- verdL"
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Abdullah b. Ebi'l-Esved Mu'temir b. Süleymân
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Halîfe Mu'temir b. Süleymân Süleymân et-Teymî Enes b. Mâlik
Ebu Said el-Hudri r.a. dedi ki: "Kurayzalılar, Sa'd b. Muaz'ın hükmünü kabul ederek indiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Sa'd 'e haber gönderdi. O da bir eşek üzerinde geldi. Mescide yaklaştığında Ensara: Efendiniz için -yahut en hayırlınız için- ayağa kalkınız, diye buyurdu. (Sa'd'e de): Bunlar senin hükmünü kabul ederek indiler, dedi. Sad: Savaşçıları öldürülsün, kadın ve çocukları esir alınsın, dedi. Allah Resulü: Sen Allah'ın hükmüine uygun bir hüküm) ile hükmetlin. -Bazen de: el-Melik'in hükmü ile (hükmetlin) demiştir.-"
Aişe r.anha dedi ki: "Sa'd, Hendek günü isabet aldı. Hibban b. el-Arika diye anılan Kureyşli bir adam ona bir ok atmış ve bu oku onun (Ekhal diye bilinen) kolundaki atar damara isabet etmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu, yakınında bulunup kolaylıkla ziyaret edebilmek için ona mescidde bir çadır kurdurmuştu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hendekten geri dönüp silahlarını çıkarıp guslettikten sonra Cibril aleyhisselam onun yanına başındaki tozu silkeleyerek geldi ve: Silahını mı çıkardın? AIlah'a yemin ederim ben silahımı çıkarmadım. Haydi onların üzerine çık git, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Nereye, diye sordu. Cibril Kurayza oğullarını işaret etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların üzerine yürüdü ve hükmünü kabul ederek indiler. O da hüküm vermeyi Sa'd'e havale etti. Sa'd dedi ki: Benim onlar hakkındaki hükmüm şudur: Savaşçılar öldürülecek, kadınlar ve çocuklar esir alınacak, malları paylaştırılacak." Hişam dedi ki: Babamın bana Aişe'den naklen haber verdiğine göre Sa'd dedi ki: "Allah'ım, sen de biliyorsun ki Resulünü yalanlamış, onu dışarı çıkarmış bir kavme karşı senin uğrunda cihad etmekten daha çok sevdiğim bir şey yoktur. Allah'ım, ben öyle anlıyorum ki artık bizlerle onlar arasında savaşı sona erdirmiş bulunuyorsun. Eğer bundan sonra Kureyş ile savaşılacaksa beni de o savaşa kadar yaşat ki senin uğrunda onlarla cihad edeyim. Şayet onlarla savaşı sona erdirmiş isen benim bu yaramın kanaması durmasın ve bundan dolayı öleyim. Hemen akabinde kan boynundan fışkırdı. Onlar -ki mescidde Gıfar oğullarına da ait bir çadır da vardı- kendilerine doğru akan kandan başka bir şeyden tedirgin olmadılar. Bunun üzerine: Ey çadır ahalisi, sizin tarafınızdan bize bu gelen nedir, diye seslendiler. Bir de baktılar ki Sa'd'in yarasından kanlar akıyor. Said ondan dolayı vefat etti. -Allah ondan razı olsun.-"
Bera r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hassan'a: Onları hicvet -ya da onlarla hicivleş- Cibril de seninle beraberdir, diye buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî Haccâc b. Minhâl Şu'be b. el-Haccâc Adî b. Sâbit Berâ b. Âzib
Bera b. A'zib dedi ki: "Kurayza günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hassan b. Sabit'e: Müşrikleri hicvet, şüphesiz Cibril seninle beraberdir, diye buyurdu."
Cabir b. Abdullah r.a. rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabı ile birlikte yedinci gazve olan Zatu'r-Rika' gazvesinde korku namazı kıldı." İbn Abbas dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zi Kared' de namaz -yani korku namazı- kıldı. "
Ebu Musa'dan rivayete göre Cabir kendilerine "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Muharib ve Sa'lebe günü kendilerine (korku) namaz(ını) kıldırdığını anlatmıştır. "
Rivayet zinciri: Buhârî Bekir Ziyâd b. Nâfi' Ebû Mûsâ (el-Eş'arî) Câbir b. Abdullah
Cabir'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Nahl denilen yerde Zatu'r-Rika' (gazvesin)a çıktı. Gatafanlılardan bir topluluk ile karşılaştı. Fakat arada savaş olmadı. Bununla birlikte insanlar birbirlerini korkuttu. Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki rekat (olarak) korku namazı kıldı." Yezid, Seleme'den naklen dedi ki: "Ben Kared günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gazaya katıldım."
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. İshâk Vehb b. Keysân Câbir b. Abdullah
Ebu Musa r.a. dedi ki: "Bir gazada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte çıktık. Biz altı kişi idik ve bizim nöbetleşe bindiğimiz bir tek devemiz vardı. Ayaklarımız delindi. Benim de ayaklarım delindi, tırnaklarım düştü. Bu sebeple ayaklarımıza bez bağlıyorduk. Bundan dolayı yani ayaklarımıza bez bağladığımız için buna Zatu'r-Rika' (yamalar) gazvesi adı verilmiştir." Ebu Musa bu hadisi naklettikten sonra bundan hoşlanmadl ve: "Bunu zikretmek ne işime yaradı ki" dedi. Sanki amelinden gizli olan bir şeyi ifşa etmesinden hoşlanmamlştı.
Salih b. Havvat, Zatu'r-Rika' günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte korku namazına tanık olanlardan birisinden naklettiğine göre; bir grup onunla birlikte saf bağlamış, bir diğer grup ise düşmana karşı dizilmişti. Allah Resulü kendisi ile birlikte olanlarla bir rekat kıldıktan sonra ayakta kalmaya devam etti, onlar da namazıarını kendi kendilerine tamamladılar. Daha sonra yerlerinden aynlıp düşmana karşı saf tuttular. Diğer grup geldi. Allah Resulü onlarla birlikte kendi namazından geriye kalan re kati kıldı. Sonra yerinde oturup kaldı. Onlar da namazlannı kendi kendilerine tamamladıktan sonra onlarla birlikte selam verdi."
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd Mâlik b. Enes Yezîd b. Rûmân Sâlih b. Havvât
Cabir'den: "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Nahl denilen mevkide bulunuyorduk" diyerek korku namazını nakletti. Malik dedi ki: Bu benim korku namazına dair işittiklerimin en hasen olanıdır. el-Kasım b. Muhammed'den de: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Beni Enmar gazvesinde (korku) namaz(ı) kıldı" dediği rivayet edilmektedir.
Rivayet zinciri: Buhârî Muâz Hişâm Ebü'z-Zübeyr Câbir b. Abdullah
Sehl b. Ebi Hasme dedi ki: "İmam kıbleye dönerek namaza durur. Askerlerden bir grup da onunla birlikte dururken bir diğer grup yüzleri düşmanlara dönük olarak düşmanın karşısında dururlar. Kendisiyle birlikte olanlarla bir rekat kılar. Sonra onlar kalkıp kendi kendilerine ve bulundukları yerde bir rekat kılıp, iki secde yaparlar. Daha sonra bunlar öbürlerinin yerine gider. Öbürleri gelir (imarnın arkasında dururlar.) O da onlarla bir rekat kılar. Böylelikle o iki rekat kılmış olur. Daha sonra onlar (sonra gelenler) rüku edip, iki defa secde yaparlar."
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid'e doğru bir gazaya katıldım. Tam düşmana karşı geldiğimizde onların önünde saf halinde durduk."
Salim b. Abdullah b. Ömer, babasından rivayetle "Resfılullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki kesimden birisine namaz kıldırırken diğer kesim düşmana karşı durmuştu. Daha sonra arkasında namaz kılanlar gidip diğer arkadaşlarının yerinde durdular. Öbürleri gelince onlara da bir rekat kıldırdı, sonra onlar arkasında iken selam verdi. Onlar ayağa kalkıp geri kalan rekatlerini kaza ettiler (kıldılar). Öbürleri de kalkıp diğer rekatlerinin kazasını yaptılar."
Sinan ve Ebu Seleme'den rivayete göre Cabir: "Kendisinin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid taraflarına doğru bir gazaya katılmış olduğunu ... " haber vermiştir.
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre "o, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid taraflarına doğru bir gazaya katılmıştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem geri döndüğünde kendisi de onunla birlikte geri dönmüştü. Arabistan kirazı gibi oldukça yüksek ağaçların bulunduğu bir vadide gün ortası sıcağı vaktinde yetişmiş oldular. Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bineğinden indi. Herkes ağaçların gölgesinden istifade etmek üzere ağaçların altına çekilerek dağılmış oldu. Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da bir Arabistan kirazı ağacının altına oturdu ve kılıcını da o ağaca astı. Cabir dedi ki: Bir uykuya daldık ki uyandığımızda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in seslenerek bizi çağırdığını işittik. Onun yanına vardık. Yanında bedevi bir arap oturuyordu. Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ben uyuyorken bu gelip benim kılıcımı çekti. Uyandığımda kılıcımın kınından sıyrılmış olduğu halde elinde olduğunu gördüm. Bana: Seni elimden kim kurtarabilir, dedi. Ben: Allah deyiverdim. İşte şu oturan adam odur. Daha sonra Allah Reslilü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu cezalandırmadı. " Tekrarı (2910, 2913, 4139), Diğer tahric: Hadisi Nesai (s.kübra) siyer (8719, 8801) Müslim 4/1786 (13), Ahmed, Müsned (14335) ve İbn Hibban (4537) rivayet etmişlerdir.
Cabir dedi ki: "Zatu'r-Rika"da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Gölgesi etrafa iyice yayılmış bir ağacın yanından geçtik. Onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bıraktık. Müşriklerden bir adam geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kılıcı da ağaca asılı bulunuyordu. O kılıcı kınından sıyırdı ve ona: Benden korkuyor musun, dedi. Allah Reslilü ona: Hayır diye cevap verdi. Adam: Peki, seni elimden kim kurtarabilir, dedi. Allah Reslilü: Allah diye buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı onu tehdit ettiler. Sonra namaz için kamet getirildi. Bir kesim ile iki rekat kıldı. Sonra onlar geri çekildiler. Diğer kesime de iki rekat kıldırdı. Böylelikle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dört rekat, diğerleri ikişer rekat kılmış oldular." Müsedded'in, Ebu Avane'den, onun da Ebu Bişr'den rivayetine göre "bu adamın adı Gavres b. el-Haris'tir. (Allah Resulü) onda (o gazvede) Hasfelilerden olan Muhariblilere karşı savaşmıştı."
Rivayet zinciri: Buhârî Ebân b. Yezîd Yahyâ b. Ebû Kesîr Ebû Seleme Câbir b. Abdullah
Cabir'den rivayete göre "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Nahl denilen mevkide bulunuyorduk. Korku namazı kıl(dır)dı." Ebu Hureyre de şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid gazvesinde korku namazını kıldım." Ebu Hureyre de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına Hayber günlerinde gelmiştir.
Rivayet zinciri: Buhârî Ebü'z-Zübeyr Câbir b. Abdullah
İbn Muhayrİz'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Mescide girdim. Ebu Said el-Hudri'yi gördüm. Onun yanına oturdum. Ona azil yapmaya dair soru sordum. Ebu Said dedi ki: Mustalik oğulları gazvesinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte çıktık. Arap kadın esirlerinden bir takım esirler aldık. Canımız kadınlarla beraber olmayı çekti. Bekarlık da bize ağır gelmeye başladı. Bununla birlikte de azilde bulunmayı yani azl yapmayı istedik. Kendi aramızda: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem aramızda bulunuyorken ona sormadan nasıl azl yapabiliriz, diye konuştuk. Ona bu hususa dair soru sorduk. O da şöyle buyurdu: Bunu yapmamanızda bir beis yoktur (yani azl yapmamak sizin için vacip değildir). Çünkü kıyamet gününe kadar var olacağı takdir edilmiş herbir can mutlaka var olacaktır. "
Cabir b. Abdullah dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid gazvesine katıldık. Öğle sıcağı bastırınca dikenleri Arabistan kirazı ağacı gibi iri ağaçların çokça bulunduğu bir vadide idi. Bineğinden inip bir ağacın altına geçip o ağacın gölgesinde oturdu, kılıcını da (ağaca) astı. Herkes gölgelenrnek üzere ağaçların arasına çekilip dağıldı. Biz bu halde iken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bizi çağırdığını duyduk. Yanına gittik. Önünde bedevi bir arab’ın oturduğunu gördük. Bize dedi ki: Ben uyuyorken bu yanıma geldi. Kılıcımı kınından çekti. Uyandığımda başıma dikilmiş ve kılıcımı kınından sıyırmış olduğu halde duruyordu. Seni elimden kim kurtarabilir, dedi. Ben: Allah dedim. Sonra onu (kılıcımı) kınına yerleştirdi ve yerine oturdu. İşte bu adam odur." (Cabir) dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu cezalandırmadı bile."
Cabir b. Abdullah el-Ensari dedi ki: Ben Enmar gazvesinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i devesi üzerinde doğuya doğru yüzünü dönmüş olduğu halde nafile namaz kılarken gördüm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Huzaalılardan Mustalık oğulları gazvesi -ki el-Mureysı' gazvesidir-" Mustalık Huzaa oğullarından bir kolun lakabıdır. el-Mureysı' ise Huzaa oğullarına ait bir su olup bu su ile el-Fera' denilen yer arasında bir günlük mesafe vardır. "en-Numan b. Raşid, ez-Zühri'den naklen dedi ki: İfk hadisesi el-Mureysı' gazvesinde olmuştur." İbn İshak da, megazi alimlerinden daha başkaları da böyle demiştir. Bunlara göre İfk hadisesi Mureysl' gazvesinden döndükleri zaman meydana gelmiştir. İbn İshak'ın hocaları Asım b. Ömer b. Katade ile başkalarından ona rivayet edildiğine göre Nebi s.a.v. Mustalık oğullarının kendisi ile savaşmak üzere karar aldıklarını ve bunun için savaşçıları toplayıp bir araya getirdiklerini, kumandanlarının da el-Haris b. Ebi Oırar olduğunu haber aldı. Bu sebeple üzerlerine gitmek üzere yola çıktı ve nihayet onlarla kendilerine ait bir suyun yakınında karşılaştı. Bu su sahile yakın ve el-Mureysı' diye bilinen bir su idi. Orduların biri diğerinin üzerine yürüdü ve savaştılar. Yüce Allah onları bozguna uğrattı ve onlardan bir takım kimseler öldürüldü. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlarını, çocuklarını, mallarını da ganimet olarak aldı. İbn İshak mürsel bir takım senetlerle bu gazayı böylece zikretmiş bulunmaktadır. Fakat daha 'önce İtk (köle azadı) bölümünde geçtiği üzere Sahih(-i Buharil'de yer alan İbn Ömer'in rivayet ettiği hadise göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onların üzerine gafil bulundukları bir sırada baskın yapmış, onlara büyük çapta zararlar vermiştir. Bu hadis lafzen şöyledir: "Nebi s.a.v. gafil bulundukları bir sırada davarları su içmekte iken Mustalık oğullarına baskın düzenledi, savaşçılarını öldürdü, kadınlarını ve çocuklarını da esir aldı. .. " O halde onlara baskın düzenlediği esnada az bir süre karşı durup direnmiş olmaları ihtimal dahilindedir. Onlardan pek çok kimsenin öldürülmesi üzerine bozguna uğramışlardır. Böylelikle onlar su kenarında iken Allah Resulü onlara baskın düzenleyince karşı durmuş, saf halinde dizilmiş ve her iki kesim arasında da savaş meydana gelmiş, bundan sonra ise yenik düşmüşlerdir. Bu olayı İbn Said da İbn İshak'ın naklettiğine yakın bir şekilde zikretmiş bulunmaktadır. Buna göre el-Haris askerler toplamış ve Müslümanların durumları ile ilgili kendisine haber getirmek üzere cas us dahi göndermiştir. Ancak Müslümanlar bu casusu ele geçirerek onu öldürmüşlerdi. el-Haris bunu haber alınca korkmuş, drafındaki kalabalıklar dağılmış, Nebi sallallfıhu aleyhi ve sellem da el-Mureysı' diye bilinen suyun yanına varmış idi. Ashabını savaşmak üzere saf halinde dizip, onlara ok attılar. Sonra da onlara tek bir hamle yaptılar. Onlardan kurtulan olmadı. Daha doğrusu onlardan on kişiyi öldürüp, diğerlerini erkekleriyle kadınlarıyla esir aldı. İleride yüce Allah'ın izniyle buna dair açıklamalar Nikah bölümünde(5210. hadiste) gelecektir […]
(İbn Şihab dedi ki): Bana Urve b. Zübeyr, Said b. el-Museyyeb, Alkame b. Vakkas ile Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes'ud, Nebi s.a.v.'in zevcesi Aişe r.anha'dan diye, ifkde bulunanlar (ona iftira edenlerlin o iftiralarını söyledikleri ile ilgili olarak naklettiği hadisinde, onların her biri bana bir bölümünü anlattı. Onların kimi onun hadisini diğerinden daha iyi bellemiş, ona dair anlattıklarını daha sağlam bir şekilde hıfzetmiş idi. Ben de bu adamların her birisinin Aişe'den diye bana anlattığı hadisi ayrı ayrı belledim. Onların naklettikleri hadisin her bir bölümü diğerini -her ne kadar onların kimisi bir diğerinden onu daha iyi bellemiş ise de- tasdik ediyordu. Dediler ki: "Aişe dedi ki: Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sefere çıkmak istediği takdirde zevceleri arasında kura çekerdi. Kura hangisine isabet ederse Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O zevcesini de beraber alıp sefere çıkardı. Aişe dedi ki: Çıktığı bir gazada aramızda kura çekti. O gazada kur'a bana isabet etti. Bu sebeple ben de hicab emri nazil olduktan sonra. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte (sefer) çıktım. Ben hevdecimde olduğum halde taşınıyor (deveye yükleniyor)dum ve hevdecimin içinde olduğum halde (devemin üzerinden) yere indiriliyor idim. Bu şekilde yolumuza devam ettik. Nihayet Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O gazasını tamamlayıp geri dönünce biz de dönüş yolunda Medine'ye yaklaştığımız sırada gecelerden birisinde yola koyulmak için ilan verildi. Yola çıkma ilanı verilince ben de kalktım ve askerin bulunduğu karargahın dışına Çıkacak şekilde yürüyüp gittim. İşimi gördükten sonra bineğimin yanına geri döndüm. Elimle göğsümü yoklayınca Zafar boncuğumdan gerdanlığımın kopmuş olduğunu gördüm. Geri dönüp gerdanlığımı aramaya başladım. Onu arayışım beni alıkoydu. (Aişe devamla) dedi ki: Beni (hevdecimi) deveye yüklemekle görevli olanlar gelip hevdecimi taşıyarak üzerine bindiğim deveye yerleştirdiler. Beni de hevdecim içinde zannediyorlardı. O dönemde kadınlar hafifti, kilolu değillerdi, yağ ve et bağlamamışlardı. Onlar ancak çok az miktarda yemek yerlerdi. Bundan dOlayı hevdeci taşımakla görevli olanlar onu kaldırıp deveye yüklediklerinde hevdecin hafifliğinin farkına varmamışlardı bile. Ben de henüz yaşı küçük birisi idim. Deveyi çöktüğü yerden kaldırıp yola koyuldular. Ben ise ordu yoluna koyulup gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Geriye askerlerin konakladıkları yere geldim, orada onlardan hiç kimse kalmamış, hiçbir eser bırakmamışlardı. Ben de daha önce kaldığım yere yöneldim ve onların benim hevdecte olmadığımı anlayacaklarını ve dönüp beni arayacaklarını bildiğimden orada kalakaldım. Bulunduğum yerde oturmakta iken uyku beni bastırdı ve uyudum. Safvan b. el-Muattal es-Sülemı ve daha sonra (onlara nispeti sonunda) ezZekvanı ordunun ardından gidiyordu. Sabahleyin benim kaldığım yere ulaştı. Uyumakta olan bir insanın karartısını görmüş. Beni görür görmez tanımış. Çünkü hicap (örtünme) emrinden önce beni görmüştü. Beni tanıyınca istirca'da bulunması üzerine ben de uyandım. Hemen cilbabımla yüzümü örttüm. Allah'a yemin ederim, birbirimizle tek kelime konuşmadık. Onun da istirca'dan başka bir söz söylediğini de duymadım. Hemen devesinden indi ve devesini çöktürdü. Üzerine kolaylıkla bineyim diye de devesinin ön ayağına bastı. Ben de kalkıp deveye bindim. O da devenin yularını tutup önden çekmeye başladı. Nihayet tam öğle vaktinde öğle sıcağının bastırdığı bir sırada askerin konaklamış olduğu karargaha vardık. (Aişe) dedi ki: Böylece helak (olması mukadder) olan helak oldu. İftiranın en büyüğünü üstlenen kişi Abdullah b. Ubey b. Selliloldu." Urve dedi ki: "Bana bildirildiğine göre bu iftira onun (İbn Sellil'un) huzurunda yayılıyor, dile dolanıyordu, kendisi de bunu doğruluyor, anlatılanları dinliyor ve başkasına da anlatıyordu." Yine Urve dedi ki: "Bu ifke karışanlar arasında Hassan b. Sabit, Mistah b. Usase ve Cahş kızı Hamne dışında kimselerin ismi verilmemiştir. Bunlar kim olduklarını bilmediğim daha başka kimseler ile birlikte (bu iftiraya) katılmışlardı. Ancak bunlar yüce Allah'ın da buyurduğu gibi bir usbe (8, LO kişilden ibaret idiler. Denildiğine göre bu işte en büyük mesu1iyet Abdullah b. Ubey b. Sellil'e aittir." Urve dedi ki: "Aişe, huzurunda Hassam'a ağır sözler söylenmesinden hoşlanmaz ve: "Şüphesiz benim babam ve babamın babası ile benim ırzım Muhammed'in ırzını size karşı korumaya feda olsun." beyitini söyleyen odur, derdi." Aişe dedi ki: "Nihayet Medine'ye geldik. Medine'ye geldikten sonra bir ay süreyle hastalandım. insanlar ifki (iftirayı) uyduran kimselerin sözlerini konuşup duruyorlardı. Bense bunlardan hiçbir şeyin farkında değildim. Fakat hastalığım halinde daha önce hastalandığım vakit Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'tan görmeye alıştığım ince muameleyi görmeyişim beni şüpheye düşürüyordu. Resulullah'ın bütün yaptığı yanıma gelip selam vermesinden ibaretti. Sonra da: Şu sizin kızınız nasıldır, diye sorup gidiyordu. işte bu durum beni şüpheye düşürüyordu. Fakat ben o kötülüğün farkına bile varmamıştım. Nihayet nekahet döneminde dışarı çıktım. Mistah'ın annesi ile birlikte elMenası' denilen yere doğru çıkmıştım. Orası bizim ihtiyaçlarımızı görmek üzere gittiğimiz bir yerdi. Oraya ancak geceleri giderdik. Bu hal ise evlerimize yakın yerlerde tuvaletler yapımına başlanmadan önce idi. O sırada ilk Arapların durumu gibi uzak çöllük arazilerde ihtiyaçlarımızı defeder ve evlerimize yakın yerde hivalet yapmaktan rahatsız olurduk. Bu sebeple ben ve Mistah'ın annesi -ki o Ebu Ruhm b. Abdulmuttalib b. Abdi Menafın kızı idi. Annesi de Sahr b. Amir'in kızı olup, Ebu Bekir es-Sıddik'in teyzesi idi. Oğlu da Mistah b. Üsase b. Abbad b. el-Muttalib'dir.- ihtiyacımızı gördükten sonra ben ve Mistah'ın annesiodama doğru geliyorduk. Mistah'ın annesinin ayağı çarşafına takıldı. Kahrolası Mistah, dedi. Ben ona: Ne kötü bir söz söyledin. Bdir'de bulunmuş bir adama mı ağır söz söylüyorsun, dedim. Annesi bana: Be kızım, sen onun neler söylediklerini duymadın mı, dedi. Aişe dedi ki: Neler söyledi, diye sordum. Annesi bana ifk hadisesini dillerine dolayanların neler söylediklerini bildirdi. (Aişe devamla) dedi ki: Bu sebeple mevcut hastalığım daha da arttı. Ben evime dönünce Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bulunduğum yere girdi, selam verdi. Sonra da: Şu sizin kızınız nasıldır, dedi. Ben de ona dedim ki: Bana annemin babamın yanına gitmeme izin verir misin, dedim. Ben anlatılanlara dair haberleri onlardan dinleyip, kesin bir bilgi sahibi olmak istemiştim. Rsulullah sallallahu aleyhi ve selle da bana izin verdi. Anneme: Anacığım dedim. Bu insanlar neleri dillerine dolamış anlatıyorlar, dedim. Annem: Kızcağım kendine acı! Allah'a yemin ederim kumaları bulunan, kocası tarafından sevilen her bir güzel kadının aleyhine mutlaka çokça söz söylenmiştir. Bunlardan kurtulan pek azdır, dedi. (Aişe) dedi ki: Ben: Subhanallah, insanlar bunları da dillerine doladı mı, dedim. O gece sabaha kadar ağlayıp durdum. Ne gözyaşım dindi, ne de gözüme uyku girdi. Sabah olduğunda yine ağlıyordum. (Bu hususta) vahyin gelmesi gecikince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine sormak ve hanımından ayrılmak hususunda onlara danışmak üzere Ali b. Ebi Talib ile Üsame b. Zeyd'j çağırdı. Üsame Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hanımının tamamıyla temiz ve suçsuz olduğuna dair ve kendisinin onlar ile ilgili özel kanaati doğrultusunda görüş belirtti. Üsame: O senin hanımındır. Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz, dedi. Ali: Ey Allah'ın Resulü! Allah bu hususta işi senin aleyhine daraltmış değildir. Hem onun dışında pek çok kadın da vardır. Sen cariyeye sor, o sana doğruyu söyleyecektir dedi. (Aişe) dedi ki: Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Berire'yi çağırdı ve: Ey Berire sen, seni kuşkulandıracak herhangi bir şey gördün mü, diye sordu. Berire ona: Seni hak ile gönderene yemin ederim. Ben kesinlikle onun aleyhine değerlendirebileceğim hiçbir şey görmüş değilim. Şu kadar var ki o yaşı küçük bir kızdır. Ailesine hamur yoğururken uyur da evdeki ecil hayvan gelir ondan yer (onda gördüğüm kusur bundan ibarettir), dedi. Aişe dedi ki: Allah Resulü aynı gün kalkıp minber üzerinde Abdullah b. Ubey konusunda (yapacaklarından) mazur görülmesini isteyerek dedi ki: Ey Müslümanlar topluluğu, aile halkıma ağır sözler söyleyecek kadar eziyeti bana ulaşmış bir kimseye karşı (yapacaklarım dolayısıyla) beni kim mazur görür? Allah'a yemin ederim ben aile halkım hakkında hayırdan başka hiçbir şey bilmiyorum. Andolsun onlar yine hakkında hayırdan başka hiçbir şey bilmediğim bir adamı sözkonusu ediyorlar. O benim aile halkımın yanına ancak benimle beraber girer. (Aişe) dedi ki: Abdull-Eşhel oğullarından olan Sa'd b. Muaz kalkarak: Ey Allah'ın Resulü, bu hususta ben seni mazur görürüm (sana yardım ederim). Eğer o kişi Evslilerden ise boynunu uçururum. Şayet kardeşlerimiz olan Hazredilerden ise sen bize emret, biz de senin emrini yerine getiririz, dedi. (Aişe) dedi ki: Hazredilerden bir adamayağa kalktı. -Hassan'ın annesi ise onunla aynı boydan olup amcasının kızı idi. Bu kişi Hazredilerin efendisi Said b. Ubade idi.- O bundan önce de salih bir insandı. Fakat hamiyetinin etkisi altında kaldı ve Sa'd'e şu cevabı verdi: Allah'a yemin ederim yalan söylüyorsun. Onu sen öldüremezsin, onu öldürmeye gücün de yetmez. Eğer senin kabilenden olsaydı öldürülmesini de arzu etmezdin. Sa'd'ın amcasının oğlu olan Useyd b. Hudayr kalkarak Said b. Ubade'ye: Allah hakkı için yalan söylüyorsun. Andolsun onu öldüreceğiz, sen bir münafıksın ve münafıkları savunmak üzere tartışıyorsun, dedi. (Aişe) dedi ki: Evs ve Hazrec kabileleri galeyana geldi. Öyle ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minberin üzerinde ayakta duruyorken az kalsın birbirleriyle vuruşacak1ardı. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları teskin edip durdu. Nihayet onlar da sustular, o da sustu. (Aişe) dedi ki: O gün, gün boyunca ağlayıp durdum. Ne gözyaşlarım dindi, ne de gözü me uyku girdi. Annem babam da yanıbaşımda sabahı etti. İki gece ve bir gündüz devamlı gözyaşım kesilmeksizin ağlayıp durdum ve bu süre boyunca da gözüme uykU girmedi. Öyle ki ağlamaktan dolayı ciğerim parçalanacak sandım. Annem babam yanımda oturuyordu, ben ağlıyorken Ensardan bir kadın yanıma girmek için izin istedi. Ben de ona izin verdim, o da gelip oturdu ve benimle birlikte ağlamaya başladı. Biz bu halde iken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza geldi. Selam verdikten sonra oturdu. Bundan önce o söylenenlerin söylendiğinden beri yanımda oturmuş değildi. Ona hakkımda hiçbir vahiy gelmeksizin bir ay geçmişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturun ca teşehhüd getirdikten sonra dedi ki: İmdi ey Aişe! Senin hakkında bana şunlar şunlar ulaştı. Eğer sen bunlardan uzak ve beri isen şüphesiz Allah da seni temize çıkaracaktır. Eğer bir günah işledinse Allah'tan mağfiret dile ve ona tevbe et. Şüphesiz kul (günahını) itiraf ettikten sonra tevbe ederse Allah da onun tevbesini kabul eder. Aişe dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sözlerini bitirince gözyaşlarım kesiliverdi. Öyle ki bir damla gözyaşı dahi hissetmiyordum. Babama: Söyledikleri hususunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e benim ile ilgili olarak cevap ver, dedim. Babam: Allah'a yemin ederim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ne söyleyeceğimi bilemiyorum, dedi. Anneme: Söyledikleri ile ilgili olarak Resulullah'a cevap ver dedim. Annem de: Allah'a yemin ederim Rsulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ne diyeceğimi bilemiyorum dedi. Bu sefer ben -henüz yaşı küçük ve okuyup bildiği Kur'an miktarı pek çok olmayan bir kızcağız olduğum halde- dedim ki: Allah'a yemin ederim kesinlikle biliyorum ki siz bu sözleri işitip durdunuz ve nihayet bu sözler içinizde yer etti ve anlatılanları tasdik edecek hale geldiniz. Andolsun ki sizlere suçsuz, günahsız olduğumu söyleyecek olsam beni tasdik etmeyeceksiniz. Eğer herhangi bir hususa dair size itiraf ta bulunacak olsam -ki Allah benim ondan beri ve uzak olduğumu biliyor- o takdirde beni doğrulamaya kalkışacaksınız. Allah'a yemin ederim bana ve size dair bulduğum tek örnek Yusuf'un babasının söylediği: "Bana düşen güzelce sabretmektir. Sizin o anlattık1arınıza karşı Allah'tan yardım dilerim" demekten ibarettir. Daha sonra yüzümü öbür tarafa çevirdim ve yatağıma yattım. Allah da biliyor ki gerçekten ben suçsuz idim ve şüphesiz Allah benim günahsız olduğumu bildirecektir, diyordum. Ama Allah'a yemin ederim yüce Allah'ın benim durumum ile ilgili olarak okunacak (tilavet olunacak) bir vahiy indireceğini hiç zannetmiyordum. Çünkü ben kendimi, yüce Allah'ın herhangi bir husus hakkında benim ile ilgili söz söylemeye değmeyecek kadar küçük görüyordum. Bununla birlikte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e uykuda bir rüya göstermesini ve bununla Allah'ın beni temize çıkartacağını ümit ediyordum. Allah'a yemin ederim, Resulullah oturduğu yerden kalkmadan ve ev halkından hiç kimse dışarıya çıkmadan üzerine vahiy nazil oldu. Bu sebeple sıtmayı andıran aşırı hararet onu yakaladı. Öyleki kış gününde bile ona indirilen sözün (vahyin) ağırlığından dolayı üzerinden inci taneleri gibi terler döküıüyordu. (Aişe) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O hali geçtiğinde o gülüyordu. Söylediği ilk sözler şunlar oldu: Ey Aişe, Allah senin suçsuz olduğunu bildirdi. (Aişe) dedi ki: Annem bana: Haydi onun huzurunda ayağa kalk dedi. Ben: Hayır, Allah'a yemin ederim onun huzurunda ayağa kalkmam. Şüphesiz ben aziz ve celil olan Allah'tan başkasına hamdetmem, dedim. (Aişe devamla) dedi ki: Yüce Allah da: "O olmadık iftirada bulunanlar sizden bir topluluktur ... "[Nur, 11] buyruğundan itibaren on ayet-i kerimeyi indirdi. Daha sonra yüce Allah bu buyrukları benim günahsız olduğuma dair indirmiş oldu. Ebu Bekir es-Sıddtk -ki yakınlığı ve fakirliği dolayısıyla Mistah b. Üsase'ye infakta bulunuyordu-: Allah'a yemin ederim Aişe için o söylediklerinden sonra ebediyyen Mistah'a hiçbir infakta bulunmayacağım, dedi. Bunun üzerine yüce Allah: "Sizden fazilet ve imkan sahipleri. .. yemin etmesin ... Allah gafUrdur, rahfmdir."[Nur, 22] buyruğunu indirdi. Ebu Bekir es-Sıddtk: Evet Allah'a yemin ederim. Allah'ın bana mağfiret etmesini severim, dedi ve daha önce Mistah'a yaptığı infakı yeniden yapmaya başladı ve: Allah'a yemin ederim bu infakı ondan ebediyyen kesmeyeceğim, dedi. Aişe dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cahş kızı Zeyneb'e benim durumum hakkında soru sormuştu. Zeyneb'e: Senin bildiğin ve gördüğün nedir demişti. Zeyneb şu cevabı vermişti: Ey Allah'ın Resulü, ben gözümü ve kulağımı korumak istiyorum. Allah'a yemin ederim hayırdan başka bir şey bilmiyorum, dedi. Aişe dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevceleri arasında benimle boy ölçüşebilecek tek kadın o idi. Allah da onu vera' ve takvası sayesinde korudu. (Aişe) dedi ki: "Ama kızkardeşi Hamne onun adına mücadeleye koyuldu. Fakat o da helak olanlar arasında helak oldu." İbn Şihab dedi ki: İşte sözünü ettiğim bu kimselerin anlattıkları hadisten bana ulaşanlar bunlardır. Daha sonra Urve Aişe'den rivayetle dedi ki: "Allah'a yemin ederim hakkında o sözlerin söylendiği kişi, subhanallah deyip duruyordu. Nefsim elinde olana yemin ederim ki asla bir dişinin örtüsünü açmış değildir." Bundan sonra da Allah yolunda öldürüldü […]
Zühri Velid b. Abdulmelik'ten rivayetle dedi ki: Ali'nin Aişe'ye iftira eden kimseler arasında bulunduğuna dair sana bir haber ulaştı mı? Ben: Hayır dedim. Fakat senin kavminden iki kişi -Ebu Seleme b. Abdurrahman ile Ebu Bekir b. Abdurrahman b. el-Haris'in- bana haber verdiklerine göre Aişe r.anha bu ikisine şunları söylemiştir: Ali onun ile ilgili durumda selamete kavuşturulmuş idi. Bu hususta ez-Zühri'ye defalarca soru sordukları (ve farklı bir şey söylemesini istedikleri) halde o başka türlü cevap vermedi. Burada "müsellem" lafzında şüphe sözkonusu olmaksızın böylece olduğu söylenmiştir. el-Atik'in asıl nüsnasında da bu şekilde idi […]
Aişe r.anha'nın annesi olan Ümmü Ruman dedi ki: "Ben ve Aişe birlikte oturuyorken Ensardan bir kadın içeri girip dedi ki: Allah filana şunu etsin, filana şunu etsin. Ümmü Ruman: Bu da ne demek oluyor deyince, kadın dedi ki: Benim oğlum da o sözleri söyleyenler arasındadır. Ne söyledi diye sordu, kadın: Şunları şunları söyledi, dedi. Aişe dediki: Peki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (bunu) işitti mi? Kadın: Evet deyince, peki ya Ebu Bekir de işitti mi, diye sordu. Kadın yine: Evet deyince Aişe bayılarak yere düştü. Ayıldığında ateşi yükselmiş ve titriyordu. Ben de üzerlerine elbiselerini atarak onu örttüm. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelip: Bunun hali ne diye sordu. Ben: Ey Allah'ın Resulü titremekle birlikte onu bir sıtma yakaladı, dedim. Şöyle buyurdu: Belki de dile dolanıp anlatılan bir takım sözler dolayısıyladır, dedi. (Ümmü Ruman): Evet dedi. Aişe oturduktan sonra dedi ki: Allah'a yemin ederim ben yemin edecek olursam beni doğrulamazsınız. Söyleyecek olursam beni mazur görmezseniz. Benim misalim ile sizin misaliniz Yakup ve oğullarının misaline benzer. Söylediklerinize karşı Allah'tan yardım dilerim. (Ümmü Ruman) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir şey demeden kalkıp gitti. Yüce Allah onun suçsuz olduğuna dair vahiy indirdi. Aişe: Bundan dolayı Allah'a hamdederim. Ne kimseye hamdederim, ne de sana hamdederim dedi […]
Aişe r.anha'dan rivayete göre o yüce Allah'ın: "O zaman siz o sözü birbirinizin dilinden alıp duruyordunuz." [Nur. 15] buyruğunu okuyor ve: "el-velk, yalandır" diyordu. 122 İbn Ebi Müleyke dedi ki: "O bunu başkalarından daha iyi biliyordu. Çünkü bu buyruk onun hakkında inmiştir […]
Rivayet zinciri: Buhârî Yahyâ Vekî' Nâfi' b. Ömer İbn Ebî Müleyke Âişe (Nebî'nin zevcesi)
Hişam, babasından rivayetle dedi ki: "Ben, Aişe'nin huzurunda Hassan'a ağır sözler söylemeye koyulunca, hayır ona sövme dedi. Çünkü o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i savunan birisi idi. Aişe ayrıca dedi ki: (Hassan) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den müşrikleri hicvetmek üzere izin istedi. Allah Resuıü: Peki ya benim (onlarla akraba olmam nedeniyle) benim nesebim ne olacak, diye sordu. Hassan dedi ki: Hamurdan kılın çekilmesi gibi seni de aralarından öylece çekip çıkaracağım." Hişam babasından rivayetle dedi ki: "Hassan'a ağır sözler söyledim. Çünkü o, onun (Aişe'nin) aleyhine çokça konuşanlardan birisi idi […]
Rivayet zinciri: Buhârî Osman b. Ebû Şeybe Abde b. Süleymân Hişâm b. Urve Urve b. Zübeyr
Mesruk dedi ki: "Aişe r.anha'nın huzuruna girdik. Yanında Hassan b. Sabit vardı. Ona kendisinin söylediği ve gazel türünden bir takım beyitler ihtiva eden bir şiiri okuyordu. Bu şiirinde diyordu ki: "O kendisini erkeklere karşı koruyan oldukça vakarlı, en ufak bir şüphe ile itham edilmeyen bir hanımefendidir. Üstelik kendileri hakkında söylenenlerden habersiz bulunan kadınların etlerinden yana her zaman açtır. (Yani etlerini yemek demek olan onların gıybetini yapmaz.)" Bunun üzerine Aişe ona: Fakat sen böyle değilsin diye karşılık verdi. Mesruk dedi ki: Ben ona, peki yüce Allah: "Aralarından sözün en büyüğünü söyleyene ise çok büyük bir azap vardır." [Nur, 11] diye buyurduğu halde senin huzuruna girmesine ne diye izin veriyorsun diye sordum, şu cevabı verdi: Kör olmaktan daha ağır hangi azap vardır ki! Aişe ona (Mesruk'a) dedi ki: O Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i savunan -yahut da ona yapılan hicivlere karşılık cevap veren- birisi idi, dedi." Bu Hadis ileride 4755 ve 4756 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ali onunla ilgili durumda selamete kavuşturulmuş idi, dedi" ibaresi Buhari'nin nüshalarında bu şekilde "müsellimen" suretinde lam harfi kesreli olarak kaydedilmiştir. el-Hamevı rivayetinde ise lam harfi fethalı olarak "musellemen" şeklindedir. lyad'ın zikrettiğine göre Nesefi bunu Buhari'den "musien (kötülük yapan kimse)" lafzı ile rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Ebu Ali b. es-Seken bunu el-Firedri'den böylece rivayet etmiştir. el-AsiI1 ise bunu "musellemen" lafzı ile rivayet ettikten sonra, "biz bunu böyle okuduk" demiştir. Fakat daha çok bilinen başka türlüsüdür. Aişe'nin onu (Ali radıyalli'ıhuanh'ın sözlerini) isae'ye (kötülük yapmaya) nispet etmesinin sebebi Üsame gibi: "O senin hanımındır ve hayırdan başka bir şey (onun hakkında) bilmiyoruz" şeklinde bir söz söylememiş olmasıdır. Aksine Berire'ye baskı yaparak (bir şeyler söylemesini sağlamaya çalışmış) ve şunları eklemiştir: "Allah bu hususta işi senin aleyhine daraltmış değildir. Onun dışında kadınlar da pek çoktur" demiştir. Buna benzer daha başka açıklamalar yeri gelince genişçe sözkonusu edilecektir. Ali r.a.'ın mazur oluşu da şöylece açıklanabilir: Sanki Nasıbilerden hayırsız bazı kimseler bu yalanı ileri sürerek Umeyye oğullarına yakınlaşmak istemiştir. Bu sebeple Aişe'nin sözlerini başka tarafa çekerek tahrif etmişlerdir. Çünkü onlar Emevilerin Ali'den uzak düştüklerini biliyorlardı. Böylelikle onun hakkında bu sözlerin sahih olduğunu zannetmişlerdir. Hatta ez-Zühri, Velid'e gerçeğin buna muhalif olduğunu beyan etmiştir. Yüce Allah ona hayırlı mükatatlar versin. ez-Zühri'den rivayet edildiğine göre Hişam b. Abdulmelik de bu kanaatte idi. Yakub b. Şeybe'nin Müsned'inde el-Hasen b. Ali el-Halvanl'den, onun eşŞafi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Bize amcam anlattı, dedi ki: Süleyman b. Yesar, Hişam b. Abdulmelik'in huzuruna girdi. Hişam, Süleyman'a, ey Süleyman, o iftiranın büyüğünü üstlenen kişi kimdir? Süleyman, Abdullah b. Ubey'dir dedi. Hişam: Yalan söylüyorsun, o Ali'dir dedi. Süleyman, mu'minlerin emiri ne söylediğini daha iyi bilir, diye cevap verdi. ez-Zühri de onun yanına girince yine Hişam, ey İbn Şihab, o sözün büyüğünü söyleyen kimdir, diye sordu. ez-Zühri, İbn Ubey'dir deyince, yine Hişam, yalan söyledin o kişi Ali'dir deyince, ez-Zühri dedi ki: Hay babasız kalasıca! Ben mi yalan söylüyorum? Allah'a yemin ederim semadan bir münadi Allah yalan söylemeyi helal kılmıştır diye çağırsa dahi yalan söylemem […]
Zeyd b. Halid r.a. dedi ki: "Hudeybiye yılı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yola çıktık. Bir gece bize yağmur isabet etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize sabah namazını kıldırdıktan sonra yüzünü bize doğru dönerek şöyle buyurdu: Rabbinizin ne buyurduğunu biliyor musunuz? Bizler: Allah ve Resulü daha iyi bilir dedik. Şöyle buyurdu: Allah buyurdu ki: Kullarımdan kimisi bana iman etmiş, kimisi de bana kafir olmuş olarak sabahı etti. Bize Allah'ın rahmetiyle, Allah'ın rızkıyla, Allah'ın lutfu ile yağmur yağdırıldı, diyen kimseler bana iman etmiş ve yıldızı inkar etmiş kimselerdir. Fakat şu yıldız sebebiyle bize yağmur yağdırıldı diyen kimse yıldıza iman etmiş, beni inkar etmiş olur."
Katade'den rivayete göre Enes r.a. kendisine haber vererek dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem -haccıyla birlikte yaptığı müstesna olmak üzere- hepsi de Zilka'de ayında dört tane umre yapmıştır. Bir umresini Hudeybiye'den Zilka'de ayında (ihrama girerek) yapmıştır. Diğer umresini ertesi sene Zülka'de ayında yapmıştır, bir diğer umresini ise yine Zülka'de ayında Huneyn ganimetierini paylaştırdığı yer olan el-Ci'rane'den (ihrama girerek) yapmıştır. (Zilka'de ayında yapmadığı) diğer umresini ise haccıyla birlikte yapmıştır."
Rivayet zinciri: Buhârî Hüdbe b. Hâlid Hemmâm b. Yahyâ Katâde b. Diâme Enes b. Mâlik
Abdullah b. Ebi Katade'den rivayete göre babası kendisine tahdis ederek dedi ki: "Biz Hudeybiye yılı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gittik. Ashabı ihrama girdikleri halde ben ihrama girmemiştim."
Bera' r.a. dedi ki: "Siz fethi Mekke'nin fethi olarak sayıyorsunuz. Evet, Mekke'nin fethi gerçekten bir fetih idi. Fakat biz Hudeybiye günü yapılan Rıdvan bey'atini fetih olarak sayıyoruı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte 1400 kişi idik. Hudeybiye bir kuyunun adıdır. O kuyunun suyunu çektik ve onda tek bir damla bırakmadık. Durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştı. Kuyunun başına geldi ve kuyunun ağzına oturdu. Sonra içinde su bulunan bir kap getirilmesini istedi. Abdest aldı, daha sonra ağzına su alıp çalkaladı ve dua etti. Sonra da ağzındaki suyu o kuyuya boşalttı. Uzun olmayan bir süre o kuyuya ilişmedik. Daha sonra oradan ayrılıp gittiğimizde biz de dilediğimiz kadar ondan su almıştık, bineklerimizi de sulamıştık."
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeydullah b. Mûsâ İsrâîl b. Yûnus Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Ebu İshak dedi ki: "Bize Bera b. Azib r.a.'ın haber verdiğine göre Hudeybiye günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte 1400 kişi ya da daha fazla idiler. Bir kuyunun yanında konakladılar ve o kuyunun suyunu tamamen çektikten sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittiler. O da kuyunun yanına varıp ve kuyunun ağzının başına oturduktan sonra bana: Bu kuyunun suyundan bir kova getiriniz dedi. Ona bir kova su getirildi. Tükürüp dua ettikten sonra, bir saat ona ilişmeyiniz diye buyurdu. Oradan ayrılıp gidinceye kadar .kendileri de kana kana su içtiler, bineklerini de suladılar."
Cabir r.a. dedi ki: "Hudeybiye günü insanlar susuz kaldı. Resulullah sallalliihu aleyhi ve sellem'in önünde de içinde su bulunan bir kırba bulunuyordu. Ondan abdest aldı. Daha sonra insanlar ona doğru yöneldiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Neyiniz var diye sordu. Onlar, ey Allah'ın Resulü senin şu kırbandaki su dışında kendisiyle abdest alacağım ız ve içeceğimiz suyumuz yok, dediler. (Cabir) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini kırbanın içine koydu. Su parmakları arasından tıpkı pınar gözeleri gibi kaynayıp coşmaya başladı. (Cabir) dedi ki: Hem içtik, hem abdest aldık. (Salim) ben de Cabir'e: O gün kaç kişi idiniz diye sordum. O şu cevabı verdi: Yüzbin kişi dahi olsaydık, o su bize yetecekti. O gün binbeşyüz kişi idik."
Katade: "Said b. el-Müseyyeb'e dedim ki: Bana ulaştığına göre Cabir b. Abdullah şöyle derdi: (Hudeybiye'de) 1400 kişi imişler. Bunun üzerine Said bana dedi ki: Bana Cabir'in anlattığına göre Hudeybiye günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at eden kimseler 1500 kişi idiler."
Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "Hudeybiye günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize dedi ki: Sizler yeryüzündekilerin en hayırlılarısınız. O sırada biz 1400 kişi idik. Eğer bugün gözlerim görmüş olsaydı, size ağacın bulunduğu yeri gösterirdim." Bu hususta el-A'meş de ona mutabaat ederek: "Salim'den dinlediğini, onun da Cabir'den 1400 kişi olduklarını söylediğini işitmiştir."
Rivayet zinciri: Buhârî Ali İbn Uyeyne Amr b. Dînâr Câbir b. Abdullah
Abdullah b. Ebi Evfa r.a.'dan "Ağaç ashabı (ağaç altında bey'at edenler) 1300 kişi idiler. Eslemliler de muhacirlerin sekizde biri kadardılar."
Kays'dan rivayete göre o Mırdas el-Eslemt'yi -ki ağaç altında bey'at eden ashabdandı- şöyle derken dinlemiştir: "Salih olan kimseler(in ruhu} öncelikle kabzedilecektir. Geriye ise Allah'ın kendilerini hiçbir şekilde önemsemediği, hurma ve arpadan geriye kalan çörçöpü andıran süprüntüler kalacaktır." Bu Hadis 6434 numara ile gelecektir.
Zühri, Urve'den, o da Mervan ve Misver b. Mahreme'nin şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hudeybiye yılı ashabından onbin küsur kişi ile çıktı. Zülhuleyfe'ye varınca hediy kurbanlıklarına gerdanıık taktı, onları işaretledi ve oradan ihrama girdi. Ben bu hadisi Süfyan'dan kaç defa dinlemiş olduğumu sayamıyorum. Nihayet onu şöyle derken dinledim: Ben Zühri'den işaretlemeyi ve gerdanlık takmayı ezberlemiş, bellemiş değilim. Ancak ben bu sözleriyle işaretleme ve gerdanlık takma yerini mi kastettiğini yoksa hadisin (bundan sonraki bölümünün) tamamını mı kastettiğini bilemiyorum." (Parantez arası bu ibare Fethu'l-Bari, VII, 519'daki açıklamalardan hareketle eklenmiştir. )
Zühri, Urve'den, o da Mervan ve Misver b. Mahreme'nin şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hudeybiye yılı ashabından onbin küsur kişi ile çıktı. Zülhuleyfe'ye varınca hediy kurbanlıklarına gerdanıık taktı, onları işaretledi ve oradan ihrama girdi. Ben bu hadisi Süfyan'dan kaç defa dinlemiş olduğumu sayamıyorum. Nihayet onu şöyle derken dinledim: Ben Zühri'den işaretlemeyi ve gerdanlık takmayı ezberlemiş, bellemiş değilim. Ancak ben bu sözleriyle işaretleme ve gerdanlık takma yerini mi kastettiğini yoksa hadisin (bundan sonraki bölümünün) tamamını mı kastettiğini bilemiyorum." (Parantez arası bu ibare Fethu'l-Bari, VII, 519'daki açıklamalardan hareketle eklenmiştir. )
Abdurrahman b. Ebi Leyla Ka'b b. Ucre'den rivayetine göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini bitleri yüzüne düşerken görmüş ve ona: Senin bu haşerelerin seni rahatsız ediyor mu diye sorunca, Ka'b: Evet diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona başını traş etmesini emretti. O sırada Hudeybiye'de idi. Henüz kendilerine Hudeybiye'de ihramlarından çıkacaklarını beyan etmemişti. Mekke'ye gireceklerini ümit ediyorlardı. Bunun üzerine yüce Allah (traş olmaya dair) fidye verme hükmünü indirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona ya ferak denilen bir ölçek (buğday)ı altı yoksula yedirmesini yahut bir koyunu hediy kurbanlık olarak göndermesini ya da üç gün oruç tutmasını emretti."
Zeyd b. Eslem, babasından rivayetle dedi ki: "Ömer b. elHattab r.a. ile birlikte pazara çıktım. Genç bir kadın Ömer'e arkasından yetişerek dedi ki: Ey mu'minlerin emiri kocam öldü. Geriye de küçük çocuklar bıraktı. Allah'a yemin ederim bir koyun paçasını dahi pişiremezler. Ziraatleri de yok, davarları da yok. Sırtlanın onları yiyeceğinden korkuyorum. Ben de Hufaf b. Ima el-Gıfarı'nin kızıyım. Babam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hudeybiye'de bulunmuştu. Ömer onunla birlikte durmuş yürümemişti. Sonra: Nesebin bize yakın birisi olarak merhaba sana! dedi. Daha sonra evin avlusunda bağlı bulunan güçlü bir deveye yöneldi, onun üzerine yiyecekle doldurduğu iki heybe yükledi. İki heybe arasına da nafakaları için harcayacakları bir mal ve giyecek elbiseler yükledi. Sonra da devenin yularını kadının eline verdikten sonra şunları söyledi: Haydi, bu deveyi çek, götür. Daha bunlar bitmeden Allah'tan size hayırlar gelecektir . Bir adam: Ey mu'minlerin emiri, buna çok verdin.deyince, Ömer: Anan seni kaybedesice! Allah'a yemin ederim (şu anda) onun babasının ve kardeşinin bir süre bir kaleyi muhasara etmiş hallerini görüyor gibiyim. Daha sonra kaleyi fethettiler. Daha sonra artık biz o kaledeki paylarımızı şimdi almaya devam. ediyoruz."
Rivayet zinciri: Buhârî İsmâil b. Abdullah Mâlik b. Enes Zeyd b. Eslem Eslem b. Zeyd
Zeyd b. Eslem, babasından rivayetle dedi ki: "Ömer b. elHattab r.a. ile birlikte pazara çıktım. Genç bir kadın Ömer'e arkasından yetişerek dedi ki: Ey mu'minlerin emiri kocam öldü. Geriye de küçük çocuklar bıraktı. Allah'a yemin ederim bir koyun paçasını dahi pişiremezler. Ziraatleri de yok, davarları da yok. Sırtlanın onları yiyeceğinden korkuyorum. Ben de Hufaf b. Ima el-Gıfarı'nin kızıyım. Babam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hudeybiye'de bulunmuştu. Ömer onunla birlikte durmuş yürümemişti. Sonra: Nesebin bize yakın birisi olarak merhaba sana! dedi. Daha sonra evin avlusunda bağlı bulunan güçlü bir deveye yöneldi, onun üzerine yiyecekle doldurduğu iki heybe yükledi. İki heybe arasına da nafakaları için harcayacakları bir mal ve giyecek elbiseler yükledi. Sonra da devenin yularını kadının eline verdikten sonra şunları söyledi: Haydi, bu deveyi çek, götür. Daha bunlar bitmeden Allah'tan size hayırlar gelecektir . Bir adam: Ey mu'minlerin emiri, buna çok verdin.deyince, Ömer: Anan seni kaybedesice! Allah'a yemin ederim (şu anda) onun babasının ve kardeşinin bir süre bir kaleyi muhasara etmiş hallerini görüyor gibiyim. Daha sonra kaleyi fethettiler. Daha sonra artık biz o kaledeki paylarımızı şimdi almaya devam. ediyoruz."
Rivayet zinciri: Buhârî İsmâil b. Abdullah Mâlik b. Enes Zeyd b. Eslem Eslem b. Zeyd
el-Müseyyeb, babasından rivayetle dedi ki: "Andalsun ben (altında bey'atin yapıldığı) ağacı gördüm. Sonra ise onun hangisi olduğu bana unutturuldu.. Fakat onu tanıyamadım." Mahmud dedi ki: "Sonra o bana unutturuldu." Bu Hadis 4163,4164,4165 numara ile gelecektir.
Tarık b. Abdurrahman dedi ki: "Hacca giderken yolda namaz kılmakta olan bir topluluğa rastladım. Bu namaz kılınan yer ne oluyor, diye sordum. Bana: Burası Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Rıdvan bey'atini yaptığı yerde bulunan ağac(ın bulunduğu) yerdir, dediler. Bunun üzerine Said b. el-Müseyyeb'in yanına gittim, ona durumu haber verince Said dedi ki: Babamın bana anlattığına göre kendisi de o ağacın altında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at edenlerle birlikte idi. Ertesi sene (hacca gitmek üzere) yola çıktığımızda o ağacın hangisi olduğunu unutluk. Onu bir türlü bulamadık, dedi. Said dedi ki: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı onu bilmezken onu siz mi bileceksiniz? Siz mi daha iyi bilirsiniz?"
Rivayet zinciri: Buhârî Mahmûd b. Gaylen Ubeydullah İsrâîl b. Yûnus Târık b. Abdurrahman
Said b. el-Müseyyeb, babasından rivayetine göre babası ağacın altında bey'at edenlerden idi. "Biz ertesi sene ona (ağacın yanına) döndük de biz onu tanıyamadık (dedi.)"
Rivayet zinciri: Buhârî Mûsâ Ebû Avâne Târık Saîd b. Müseyyeb el-Müseyyeb b. Hazn
Tarık dedi ki: "Said b. el-Müseyyeb'in huzurunda ağaçtan sözediidi, o gülerek dedi ki: "Babam onda (o bey'atte) bulunmuştu ...
Rivayet zinciri: Buhârî Kabîsa b. Ukbe Süfyân Târık
Amr b. Murre dedi ki: Ben -ağacın (altında bey'at eden) ashabdan olan- Abdullah b. Ebi Evfa'yı şöyle derken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir topluluk bir sadaka getirecek olursa şöyle derdi: Allah'ım, onlara salat et. Babam ona sadakasını götürüp verince: Ailah'ım, EbU Evfa ailesine salat et, diye buyurdu." Mahir: Buradaki 'salat' kelimesi genelde -rahmet - diye yorumlanmakta, bununla beraber Nebi s.a.v.'in rahmet yerine salat kelimesini kullanması manidar olduğu için lafız aynen korunmalıdır.
Abbad b. Temim dedi ki: "Harre günü olup da insanlar Abdullah b. Hanzala'ya bey'at ettiklerinde İbn Zeyd: İnsanlar ile Hanzala'nın oğlu ne üzerinde bey'atlaşıyor dedi. Ona: Ölüm üzere, denilince şu cevabı verdi: Ben Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra bu esas üzere kimseye bey'at etmem. O (İbn Zeyd) Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hudeybiye'de bulunanlardan idi."
Rivayet zinciri: Buhârî İsmâil Ahîh Süleymân b. Bilâl Amr b. Yahyâ Abbâd b. Temîm
İyas b. Seleme b. el-Ekva dedi ki: Babam -ki ağacın altında bey'at eden ashabtan idi- bana anlattı, dedi ki: "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Cuma namazını kıldıktan sonra ayrılırdık da (o sırada) duvarların, altlarına sığınacağımız gölgeleri de olmazdı."
Yezid b. Ebi Ubeyd dedi ki: "Ben Seleme b. el-Ekva'a: Hudeybiye günü Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ne üzerine bey'at ettiniz diye sordum, o: Ölüm üzerine dedL"
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd Hâtim b. İsmâil Yezîd b. Ebû Ubeyd
Ala b. el-Müseyyeb, babasından rivayetle dedi ki: "el-Bera' b. A'zib r.a. ile karşılaştım. Ne mutlu sana, dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile sohbetin oldu ve ağacın altında onunla bey'atleştin. Dedi ki: Kardeşimin oğlu, sen bizim ondan sonra neler yaptığımızı bilmezsin." .
Ebu Kılabe'den rivayete göre "Sabit b. ed-Dahhak, kendisine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ağacın altında bey'at ettiğini haber vermiştir."
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre: "Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih nasib ettik."[Feth, 1] buyruğu hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bu fetih" Hudeybiye'dir. Bunun üzerine Nebi'in ashabı: Bu fetih sana mübarek olsun. Peki, bizim için ne var, dediler. Bu sefer yüce Allah: "Mu'min erkeklerle, mu'min kadınları altlarında nehirler akan cennetlere ... soksun diye."[Feth,5] buyruğunu indirdi." Şu'be dedi ki: Ben kufe'ye gittim ve bütün bunları Katade'den diye rivayet ettim. Sonra geri dönüp, ona bunları söyleyince bu sefer: "Gerçekten biz sana apaçık bir fetih nasib ettik"e dair açıklamayı Enes'ten diye rivayet ettim ama "bu fetih sana mübarek olsun" sözlerini İkrime'den diye (rivayet ettim) dedi. Bu Hadis 4384 numara ile gelecektir.
Meczee b. Zahir el-Eslemi babasından rivayetle -ki ağaç (altındaki bey'atte) hazır bulunanlardan idi- dedi ki: "Ben eşek etlerinin bulunduğu tencerenin altını yakmakta iken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in münadisi şöyle seslendi: Şüphesiz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizlere eşek etlerini yasaklamaktadır."
Meczee, kendilerinden (Eslemli) olan ve Nebi ashabından olup Uhban b. Evs adındaki bir adamdan rivayet ettiğine göre (Uhban) dizinden rahatsızlanmıştı. Secdeye vardığı vakit dizinin altına bir yastık koyardı.
Suveyd b. en-Nu'man -ki ağaç(ın altında bey'at eden) ashabdandı dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabına bir (miktar) sevik getirildi de onu çiğnediler."
Ebu Cemre dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından (ve) ağaç(ın altında bey'at eden) ashabdan olan Aiz b. Amr r.a.'a: Vitir nakz edilir mi diye sordum. O dedi ki: Sen gecenin başlangıcında vitir kıldığın takdirde sonlarında vitir kılma."
Zeyd b. Eslem, babasından rivayetine göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferlerinden birisinde (geceleyin) yol alırken -ki Ömer b. el-Hattab geceleyin onunla birlikte yol alırdı- Ömer b. el-Hattab ona bir hususa dair soru sordu. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona cevap vermedi. Sonra yine ona soru sordu, yine ona cevap vermedi. Ömer b. el-Hattab (kendi kendine) dedi ki: Anan seni kaybedesice ey Ömer! Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ısrarla üç defa soru sorduğun halde her seferinde o sana cevap vermedi. Bunun üzerine devemi harekete geçirdim. Sonra da Müslümanların önüne geçtim. Hakkımda Kur'an nazil olur diye korktum. Aradan fazla zaman geçmeden birisinin yüksek sesle beni çağırdığını işittim. (Kendi kendime) andolsun hakkımda bir Kur'an ineceğinden korkmuştum dedim. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım. Ona selam verdim. Dedi ki: Andolsun bu gece bana öyle bir sure indirildi ki ben onu üzerinde güneşin doğduğu her şeyden daha çok seviyorum diye buyurdu. Sonra da: "Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih nasibettik. ''' [Feth, 1] okudu. Bu Hadis 4833 ve 5012 numara ile gelecektir. Hadisin metninin şerhi yüce Allah'ın izniyle ileride Fetih suresinin tefsirinde (4833. hadiste) gelecektir. Diğer tahric eden: Tirmizi Tefsirul Kur’an)
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Yûsuf Mâlik b. Enes Zeyd b. Eslem Eslem b. Zeyd
Misver b. Mahreme ile Mervan b. Hakem'den -birinin rivayetinde, diğerininkine göre bazı fazlalıklar bulunmaktadır- dediler ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hudeybiye yılı ashabından bin küsur kişi ile çıktı. Zu'l-huleyfe'ye varınca hediyy kurbanlıklarına gerdanlık taktı ve onları işaretledi. Oradan umre niyetiyle ihrama girdi. Huzaalılardan birisini de casus gönderdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da Gadiru'l-Eştat denilen yere varıncaya kadar yoluna devam etti. Orada iken gönderdiği casusun yanına vardı ve dedi ki: Kureyş sana karşı çok büyük kalabalıklar toplamış bulunuyor. Ehabış denilen Arapları da sana karşı topladılar. Onlar seninle savaşacak, senin Beytullah'a varmanı engelleyecek ve man i olacaklardır. Bunun üzerine (Allah Resuıü) şöyle buyurdu: Ey insanlar, bana Beytullah'a gitmekten alıkoymak isteyen bu kimselerin çocuklarının üzerine bir baskın yapmama ne dersiniz? Eğer (bundan sonra) bize gelecek olurlarsa yüce Allah müşriklerden bir göz (aydınlığını) kesmiş olacaktır. Aksi takdirde de onları mahrum olarak bırakmış oluruz. Ebu. Bekir dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, sen bu Beyte gitmek kastı ile çıktığında kimseyi öldürmek ya da kimseyle savaşmak isteği n yoktu. Dolayısıvla sen yine ona doğru git. Bizi ona ulaşmaktan alıkoyan kimse olursa onunla savaşınz. Allah Resulü: Allah'ın adı ile yolunuza devam ediniz, diye buyurdu."
Misver b. Mahreme ile Mervan b. Hakem'den -birinin rivayetinde, diğerininkine göre bazı fazlalıklar bulunmaktadır- dediler ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hudeybiye yılı ashabından bin küsur kişi ile çıktı. Zu'l-huleyfe'ye varınca hediyy kurbanlıklarına gerdanlık taktı ve onları işaretledi. Oradan umre niyetiyle ihrama girdi. Huzaalılardan birisini de casus gönderdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da Gadiru'l-Eştat denilen yere varıncaya kadar yoluna devam etti. Orada iken gönderdiği casusun yanına vardı ve dedi ki: Kureyş sana karşı çok büyük kalabalıklar toplamış bulunuyor. Ehabış denilen Arapları da sana karşı topladılar. Onlar seninle savaşacak, senin Beytullah'a varmanı engelleyecek ve man i olacaklardır. Bunun üzerine (Allah Resuıü) şöyle buyurdu: Ey insanlar, bana Beytullah'a gitmekten alıkoymak isteyen bu kimselerin çocuklarının üzerine bir baskın yapmama ne dersiniz? Eğer (bundan sonra) bize gelecek olurlarsa yüce Allah müşriklerden bir göz (aydınlığını) kesmiş olacaktır. Aksi takdirde de onları mahrum olarak bırakmış oluruz. Ebu. Bekir dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, sen bu Beyte gitmek kastı ile çıktığında kimseyi öldürmek ya da kimseyle savaşmak isteği n yoktu. Dolayısıvla sen yine ona doğru git. Bizi ona ulaşmaktan alıkoyan kimse olursa onunla savaşınz. Allah Resulü: Allah'ın adı ile yolunuza devam ediniz, diye buyurdu."
Urve b. Zübeyr'den rivayete göre o Mervan b. el-Hakem ile Misver b. Mahreme'yi Hudeybiye umresinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ilgili haberlerden bir haberi naklederken dinlemiştir. Urve'nin bana (İbn Şihab'a) ikisinden haber verdiğine göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hudeybiye günü Suheyl b. Amr ile barış süresi hakkında yazışınca Suheyl b. Amr'ın koştuğu şartlar arasında şu hususlar da vardı: Bizden herhangi bir kimse sana gelecek olursa senin dinin üzere olsa dahi onu bize geri vereceksin ve bizi onunla başbaşa bırakacaksın. Suheyl bu şart olmaksızın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile anlaşmak istemedi. Mu'minler bundan hoşlanmadı, bu onlara çok ağır geldi ve bu hususta (görüşlerini beyan için) konuştular. Suheyl, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bu olmadan antlaşmayı kabul etmeyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla (bu şartı kabul ederek) yazıştı. Resulullah o gün Suheyl'in oğlu Ebli Cendel'i babası Suheyl b. Amr'a geri iade etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu süre zarfında Müslüman dahi olsa gelen her bir erkeği de mutlaka geri çevirdi. Mu'min kadınlar da hicret ederek geldiler. Ukbe b. Ebi Muayt'ın kızı Ümmü Külsum da henüz yeni ergenlik yaşına girmişken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına çıkıp geldi. Yakınları gelerek Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den onu kendilerine geri vermesini istediler. Nihayet yüce Allah mu'min kadınlar hakkında o indirdiği buyruklarını indirdi."
Urve b. Zübeyr'den rivayete göre o Mervan b. el-Hakem ile Misver b. Mahreme'yi Hudeybiye umresinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ilgili haberlerden bir haberi naklederken dinlemiştir. Urve'nin bana (İbn Şihab'a) ikisinden haber verdiğine göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hudeybiye günü Suheyl b. Amr ile barış süresi hakkında yazışınca Suheyl b. Amr'ın koştuğu şartlar arasında şu hususlar da vardı: Bizden herhangi bir kimse sana gelecek olursa senin dinin üzere olsa dahi onu bize geri vereceksin ve bizi onunla başbaşa bırakacaksın. Suheyl bu şart olmaksızın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile anlaşmak istemedi. Mu'minler bundan hoşlanmadı, bu onlara çok ağır geldi ve bu hususta (görüşlerini beyan için) konuştular. Suheyl, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bu olmadan antlaşmayı kabul etmeyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla (bu şartı kabul ederek) yazıştı. Resulullah o gün Suheyl'in oğlu Ebli Cendel'i babası Suheyl b. Amr'a geri iade etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu süre zarfında Müslüman dahi olsa gelen her bir erkeği de mutlaka geri çevirdi. Mu'min kadınlar da hicret ederek geldiler. Ukbe b. Ebi Muayt'ın kızı Ümmü Külsum da henüz yeni ergenlik yaşına girmişken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına çıkıp geldi. Yakınları gelerek Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den onu kendilerine geri vermesini istediler. Nihayet yüce Allah mu'min kadınlar hakkında o indirdiği buyruklarını indirdi."
Urve b. Zubeyr'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem mu'min kadınlardan hicret edenleri şu: "Ey nebi mu'min kadınlar ... sana beylat etmeye geldiklerinde ... "[Mumtehine, 12] ayeti ile imtihan ediyordu." Yine o (İbn Şihab'ın kardeşinin oğlu) amcasının (İbn Şihab,ez-Zühri'den) şöyle dediğini nakletmektedir: "Bize ulaştığına göre yüce Allah, Resulüne Sallallahu Aleyhi harcamaları geri vermesini emr edince ... Yine bize ulaştığına göre Ebu Basir... diye hadisi uzun uzadıya zikretmiştir."
Nafi'den rivayete göre Abdullah b. Ömer r.a., fitne döneminde umre yapmak üzere çıktı. Dedi ki: Eğer Beytle ulaşmam engellenecek olursa biz de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yaptığımız gibi yaparız. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hudeybiye yılında umre niyeti ile ihrama girdiğinden ötürü o da umre için ihrama girmiştL"
İbn Ömer'den rivayete göre o ihrama girmiş ve şöyle demişti: "Eğer benimle onun (Beyte ulaşmamını arasına engelolunacak olursa ben de Kureyş kMirlerinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i "Andolsun ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de sizin için güzel bir örnek vardır." [Ahzab,21] ayetini okudu."
Nafi'den rivayete göre "Abdullah'ın oğullarından birisi kendisine: Bu sene ikamet etsen (gitmesen). Çünkü senin Beyt'e ulaşmayacağından korkarım demişti. Bunun üzerine Abdullah dedi ki: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte çıkıp gittik. Kureyş kafirleri Bey te ulaşmamıza engeloldular. Bunun üzerine Nebi sallallfıhu aleyhi ve sellem da hediyelik kurbanlıklarını kesti ve saçlarını traş etti. Ashabı da saçlarını kısalttı ve devamla dedi ki: Sizi şahit tutuyorum: Ben bir umre yapmayı (kendime) vacip kıldım (niyet ettim). Eğer Beytullaha ulaşmama engel olunmazsa tavaf ederim. Eğer benimle Beytullah'ın arasına engelolunursa Resulullah sallallfıhu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi yaparım. Bir süre yol aldı, sonra dedi ki: Benim görüşüme göre her ikisinin durumu aynıdır. Sizi şahit tutuyorum ki ben umrem ile birlikte kendime bir haccı da vacip kıldım (hacca da niyet ettim). Tek bir tavaf yaptı ve tek bir sa'y yaptı, sonra da her ikisinden bir arada ihramdan çıktı."
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Mûsâ b. İsmâil Cüveyriye b. Esmâ Nâfi' Mevlâ Abdullah b. Ömer b. Hattâb
Nafi dedi ki: "Halk İbn Ömer'in, Ömer'den önce Müslüman olduğunu konuşuyor. Oysa durum böyle değildir. Fakat Ömer Hudeybiye günü Abdullah'ı Ensardan bir adamın yanında bulunan bir atını, üzerinde savaşmak üzere getirsin diye göndermişti. Resullullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ağacın yanında bey'atleşiyordu. Ömer ise bunu bilmiyordu.- Abdullah Resullullah'a bey'at etti. Sonra gidip atı alıp, Ömer'e getirdi. Ömer ise o sırada savaş için silahlarını kuşanıyordu. Ona Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağacın altında bey'atleştiğini haber verdi. (Nafi) dedi ki: Bunun üzerine Ömer onunla gitti ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bey'atIeşti. İşte insanların İbn Ömer, Ömer'den önce Müslüman olmuştur diye sözünü ettikleri şey bundan ibarettir."
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Hudeybiye günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bulunan insanlar ağaçların gölgeleri altına çekilerek dağılmışlardı. Herkes Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafını sarmış, ona bakıyordu. (Ömer) ey Abdullah dedi. Bir bak insanlar ne diye Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafını sarmış bulunuyorlar. Abdullah onların bey'atleştiklerini görünce kendisi de bey'at etti, sonra da Ömer'in yanına döndü, Ömer de çıkıp bey'at etti." AÇlKLAMA : "İnsanlar Nebi s.a.v.'in etrafını sarmış, ona bakıyorlardı." Gözlerini ona dikmiş halde idiler. "Ey Abdullah, dedi." Ey Abdullah diyen kişi Ömer'dir.
Abdullah b. Ebi Evfa r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem umre yaptığında biz de onunla beraber idik. O tavaf yaptı, onunla beraber biz de tavaf ettik. O namaz kıldı, biz de onunla beraber namaz kıldık. Safa ile Merve arasında da sa'y etti. Biz herhangi bir kimse ona bir şeyatıp isabet ettirmesin diye Mekkelilere karşı onu saklıyor (koruyor)duk."
Ebu Husayn Ebu Vail'den rivayetle dedi ki: "Sehl b. Huneyf Sıffin'den döndüğünde yanına gidip ondan haberleri öğrenmek istedik. Dedi ki: Görüşlerinizi itham ediniz (kişisel görüşlerinize güvenmeyiniz). Ben Ebu Cendel günü kendimi şu halde görmüştüm: Eğer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrini geri çevirebilecek olsaydım onu geri çevirecektim. Fakat Allah ve Resulü daha iyi bilir. Bizi dehşete düşüren bir iş dolayısıyla kılıçlanmızı omuzlanmıza ne kadar koyduysak mutlaka bildiğimiz bir işe bizi kolaylıkla ulaştırmıştır. Bu işten önce. (hep böyleydi). Ancak biz bu işten bir gediği kapatır kapatmaz mutlaka bizim aleyhimize ona nasıl karşı duracağımızı bilemeyeceğimiz daha başka gedikler açıld!."
Rivayet zinciri: Buhârî Hasan b. İshâk Muhammed b. Sâbik Mâlik b. Migvel Ebû Hasîn Ebû Vâil
Ka'b b. Ucre r.a. dedi ki: "Hudeybiye zamanında bitler (başımdan) yüzüme saçılıp dökülürken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma gelerek: Başındaki haşereler seni rahatsız ediyor mu, diye sordu. Ben: Evet dedim. Şöyle buyurdu: O halde saçlarını traş et, üç gün oruç tut yahut altı yoksula yemek yedir ya da bir kurban kes." Eyyub dedi ki: "Bunların hangisi ile (söze) başladığını bilmiyorum."
Ka'b b. Ucre dedi ki: "Hudeybiye'de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte -ihramlı halde- idik. Müşrikler bizi (Beyte ulaşmaktan) alıkoymuştu. (Ka'b) dedi ki: Benim de kulaklarımın yumuşaklarına kadar varan saçlarım vardı. Haşereler (bitler) yüzüme dökülmeye başladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımdan geçince: Başındaki haşereler seni rahatsız ediyor mu, diye sordu. Ben: Evet dedim ve şu: "Artık içinizde her kim hasta olur yahut başında bir eziyet bulunursa ona oruç, sadaka yahut da kurbandan (biriyle) fidye gerekir. "[Bakara, 196] ayeti nazil oldu."
Katade'den rivayete göre Enes r.a. kendilerine şunu anlatmıştır: "Ukl ve Ureyne'den bir takım kimseler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldiler ve Müslüman olduklarını ifade ederek: Ey Allah'ın Nebisi! Bizler hayvancılıkla uğraşan kimselerdik. Ancak ziraat yapan kimseler değildik dediler. Medine'nin havasını da ağır bulduklarından Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara bir kaç deve ve bir çobanın tahsis edilmesini emretti. Onlara da bunlarla birlikte (Medine'nin dışına) çıkmalarını ve develerin sütlerinden ve sidiklerinden içmelerini emretti. Onlar da çıkıp gittiler. Nihayet el-Harre denilen yerin bir tarafına geldiklerinde İslama girdikten sonra kafir oldular, Nebiin çobanını öldürdüler, develeri de önlerine katıp götürdüler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haber ulaşınca o da peşlerinden onları takip edecek kimseler gönderdi. Onlar hakkında verdiği emir üzere kızdırılmış çivilerle gözlerini dağladılar, ellerini kestiler. Kendi halleriyle ölünceye kadar elHarre'nin bir kenarına terk edildiler." Katade dedi ki: "Bize ulaştığına göre bundan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemin Sadaka vermeyi teşvik ettiği ve müsle yapmayı yasakladığı haberi ulaşmıştır."
Ebu Kilabe'nin azadlısı Ebu Reca'dan rivayete göre Ömer b. Abdulaziz bir gün etrafındakilerle istişare etti ve: Şu kasame hakkında ne dersiniz, dedi. Onlar: O, bir haktır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona göre hüküm vermiştir. Senden önceki halifeler de böylece hüküm vermişlerdir, dediler. (Ebu Reca) dedi ki: "Ebu Kilabe de onun tahtı arkasında bulunuyordu. Anbese b. Said: Peki, Enes'in Uranller hakkında rivayet ettiği hadisi nerede kaldı, deyince Ebu Kilabe: O hadisi bana Enes b. Malik nakletmiştir, dedi ."
Seleme b. el-Ekva diyor ki: "Sabah ezanı okunmadan dışarı çıktım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sağmal develeri de zi Kared denilen yerde otluyorlardı. (Seleme) dedi ki: Abdurrahman b. Avfın bir kölesi karşıma çıktı, bana: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sağmal develeri alındı, dedi. Ben: Onları kim aldı, diye sordum. Gatafan(lılar) dedi. (Seleme) dedi ki: Üç defa, ya sabahah (sabah baskınına uğradık) diye yüksek sesle bağırdım. (Seleme devamla) dedi ki: Medine'nin iki kara taşlı ğı arasında bulunanlara sesimi işittirdim. Sonra da yüzümün doğrultusunda gittim ve nihayet onlara yetiştim. Su çekmeye koyulmuşlardı. Ben de onlara ok atmaya koyuldum. -Ben iyi ok atan birisi idim- bu arada: Ben el-Ekva"ın oğluyum. Bugün de adi heriflerin helak olacağı gündür, diyordum. Bu şekilde recez vezninde sözler söyledim, nihayet sağmal develeri ellerinden kurtardım. Ayrıca onlardan otuz tane de burde (çizgili kumaştan yapılmış elbise) selb ettim (ganimet olarak aldım). (Devamla) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile diğer insanlar gelince: Ey Allah'ın Nebisi dedim. Ben susuz oldukları halde onların su içmelerini engelledim. Derhalonların üzerlerine (asker) gönder. Allah Resulü: Ey Ekva'ın oğlu sen işi eline geçirecek olursan müsamaha göster, dedi. (Seleme) dedi ki: Sonra geri döndük. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye girinceye kadar beni terkisine bindirmişti."
Buşeyer b. Yesar'dan rivayete göre Suveyd b. Nu'man kendisine şunu haber vermiştir: "Hayber senesi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte çıkmıştık. Nihayet -Hayber'e oldukça yakın- Sahba denilen yere vardığımızda ikindi namazını kıldı. Sonra azıkların getirilmesini emretti. Sadece sevik getirildi. Verdiği emir üzerine sevik ıslatıldı. O da yedi, biz de yedik. Daha sonra akşam namazını kılmak üzere kalktı. O da ağzını çalkaladı, biz de çalkaladık. Sonra da abdest almaksızın namaz kıl(dır)dı."
Seleme b. el-Ekva' r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hayber'e çıktık. Geceleyin yol aldık. Ordu ile birlikte bulunanlardan bir adam Amir'e: Ey Amir o şeylerinden bize dinletmez misin, dedi. Amir şair bir adamdı. Bineğinden inip askerlere nağmeli olarak şunları söylemeye koyuldu: "Allah'ım, sen olmasaydın eğer hidayet bulmazdık. Sadaka vermezdik, namaz kılmazdık Sakınmamız gereken şeyleri -canım sana feda- mağfiret buyur Düşmanla karşılaşırsak sebat ver ayaklarımıza ve bir sekinet indir üzerimize Çünkü bizler imdada çağırıldığımız vakit hemen koşarız Zaten: İmdada yetişin, feryadı ile bizleri kastettiler." Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu sürücü (ezgi söyleyen) kimdir, diye sordu. Amir b. el-Ekva'dır dediler. Allah Resulü: Allah ona rahmet etsin, dedi. Orada bulunanlardan bir adam: Ey Allah'ın Nebisi vacip oldu, keşke onunla bizi faydalandırsaydın, dedi. Hayber'e gittik, Hayberlileri muhasara ettik. İleri derecede açlıkla karşı karşıya kaldık. Daha sonra yüce Allah onlara orayı fethetmeyi nasip etti. Hayber'in fethedildiği günü akşam olunca askerler çok miktarda ateş yaktılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu ateşler de ne, diye sordu. Siz ne için bu ateşi yakıyorsunuz? Onlar: Et pişirmek için diye cevap verdiler. Ne eti pişiriyorsunuz, diye sordu. Evcil eşek etleri, diye cevap verdiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Onların (kazanların) içindekileri dökünüz ve o kapları kırınız, diye buyurdu. Bir adam: Ey Allah'ın Resulü, ya da içindekileri dökelim, kazanları yıkayalım (olmaz mı) deyince, Allah Resulü: Ya da böyle olsun, die buyurdu. Askerler (savaş için) saf tuttu. Amir'in kılıcı kısa idi. Bir yahudinin baldırına vurmak üzere kılıcını eline aldı,.Fakat kılıcının keskin tarafı geri döndü, Amir'in dizkapağının tam üstüne isabet etti ve ondan öldü. (Yezid b. Ubeyd) dedi ki: Geri döndüklerinde Seleme dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni gördü, elimdentuttu, sana' ne oluyor, dedi. Ben de ona: Babam anam sana feda olsun! Amir'in amelinin. boşa çıktığını ileri sürüyorlar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Kim söylediyse yalan söylüyor dedi. Şüphesiz onun -iki parmağını bir araya getirerek- iki ecri vardır. Çünkü o hem cahid, hem mücahid idi. Onunla (ya da orada) onun gibi yürümüş bir Arap pek azdır." Bize Kuteybe anlattı ve dedi ki: Bize Hatem şöyle anlattı: "Onda yetişmış ...
Enes r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber'e geceleyin ulaştı. -Bir kavmin bulunduğu yere geceleyin ulaştığı takdirde sabahı edinceye kadar onlara yaklaşmazdı.- Sabah olunca Yahudiler çapalarıyla ve zembilleriyle dışarı çıktılar. Onu gördüklerinde: Allah'a yemin ederiz ki Muhammed (geldi). Muhammed ve beşli (beş kollu ordusu) geldi, dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hayber harap oldu! Şüphesiz biz bir kavmin sahasına indik mi artık uyarılanların sabahı çok kötü olur, diye buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Yûsuf Mâlik b. Enes Humeyd et-Tavîl Enes b. Mâlik
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Hayber'e sabah oldukça erken vardık. Hayberliler çapalarıyla dışarı çıktılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i görür görmez: Allah'a andolsun! Muhammed, Muhammed ve beşli ordusu, dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Allahu ekber, harap oldu Hayber, şüphesiz biz bir kavmin düzlüğüne indik mi artık uyarılanların sabahı çok kötü olur, diye buyurdu. Orada elimize eşek eti geçti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in münadisi de: Şüphesiz Allah ve Resulü sizlere eşek etlerini (yemeyi) yasaklamaktadırlar. Çünkü o bir pisliktir, diye seslendi."
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına birisi gelerek: Eşek (etleri) yenildi, dedi. Allah Resulü sesini çıkarmayıp, sustu. İkinci defa onun yanına geldi ve: Eşek (etleri) yenildi dedi. Yine sesini çıkarmayıp sustu. Sonra üçüncü defa ona gelerek: Eşekler yok edildi, bitirildi, dedi. Bunun üzerine bir münadiye emir verince münadi: Şüphesiz Allah ve Resulü size ehli eşek etlerini yasaklamaktadır, diye seslendi. Bunun üzerine içinde etlerin kaynadığı kazanlar döküldü."
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber'e yakın bir yerde sabahın erken saatlerinde sabah namazını kıldıktan sonra: Allahu ekber, harap oldu Hayber! Şüphesiz biz bir kavmin düzlüğüne indik mi artık inzar edilenlerin sabahı çok kötü olur, diye buyurdu. Onlar da evlerinden dışarıya çıkıp yollarda koşmaya başladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem savaşçıları öldürdü, kadın ve çocuklarını esir aldı. Alınan esirler arasında Safiyye de vardı. Dıhye el-Kelbi'nin payına düştü. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in payı oldu. Allah Resulü onu azad etmeyi mehri olarak saydı." (Ravilerden) Abdulaziz b. Suhayb, Sabit'e: Ey Muhammed'in babası, Enes'e sen mi: Ona ne mehir verdi, diye sordun, dedi. Sabit ona: Evet manasına başını salladı.
Rivayet zinciri: Buhârî Süleymân b. Harb Hammâd b. Zeyd Sâbit el-Bünânî Enes b. Mâlik
Enes b. Malik r.a. dedi ki; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safiyye'yi esir aldı. Onu azad ettikten sonra onunla evlendi. Sabit, Enes'e: Ona ne mehir verdi diye sordu. Enes: Ona kendisini (hürriyete kavuşturmayı) ona mehir olarak verdi ve bu sebeple onu azad etti, dedi."
Sehl b. Sa'd es-Saidi r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem müşrikler ile karşılaştı. Birbirleriyle savaştılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi askeri karargahına, diğerleri de kendi askeri karargahlarına döndüler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı arasında öyle birisi vardı ki onun elinden hiçbir şey kurtulmazdı. Gördüğü herkesin peşine mutlaka takılır ve kılıcıyla onu öldürürdü. Bunun üzerine: Filan kişinin bize sağladıklarını bugün hiç kimse bize yapmış değildir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ama o cehennem ehlindendir, buyurdu. Orada bulunanlardan birisi (kendi kendine): Ben onun peşine takılacağım dedi. (Said) dedi ki: Bu adam onunla birlikte çıktı. O durursa onunla beraber durur, hızlı giderse onunla beraber hızlı giderdi. (Sehl) dedi ki: O adam çok ağır bir yara aldı. Ölümün kendisine çabuk gelmesini istediğinden kılıcının kabza kısmını yere, sivri ucunu da memeleri arasına yerleştirdikten sonra ağırlığını vererek kılıcı üzerine eğildi ve kendisini öldürdü. (Peşine takılan) adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelip: Şehadet ederim ki sen Allah'ın Resulüsün, dedi. Allah Resulü: Bu neden gerekti, diye sordu. Adam dedi ki: Sen az önce o adamdan cehennemliklerden olduğunu zikredince herkes bunu büyük bir iş olarak gördü. Ben de: Sizin adınıza ben onu takip edeceğim dedim ve onun arkasından çıktım. Daha sonra ağır bir yara aldı, ölümün erken gelmesini istediğinden ötürü kılıcının kabza kısmını yere, sivri ucunu da memeleri arasına yerleştirdikten sonra ağırlığını ona verip bir hamle yaptı ve kendisini öldürdü. Resulullah bunun üzerine şöyle buyurdu: Şüphesiz kişi insanların gördükleri kadarıyla cennet ehlinin ameli ile amel işler. Halbuki o cehennem ehlindendir. Şüphesiz kişi insanların gördükleri kadarıyla cehennemliklerin am eliyle amel eder. Halbuki o cennetliklerdendir."
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd Ya'kûb b. Abdurrahman Ebû Hâzim Sehl b. Sa'd
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Hayber'de bulunduk. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, beraberinde bulunup da Müslüman olduğu iddiasında bulunan bir adam için: Bu cehennem ehlindendir, dedi. Savaş başlayınca o adam oldukça ileri derecede çarpıştı ve hatta pek çok yara da aldı. Bazı kimseler şüpheye düşecekti neredeyse! Adam yaraların acısını duyunca ok torbasına elini uzatıp, oradan bir kaç ok çıkardı ve onlarla intihar etti. Müslümanlardan birkaç kişi hızlıca gidip: Ey Allah'ın Resulü, Allah senin . söylediğini tasdik etti, filan kişi intihar etti, dediler. Bunun üzerine Allah Resulü: Ey filan kalk ve şöyle seslen dedi:. Cennete mu'minden başkası girmeyecektir ve şüphesiz Allah bu dini facir bir adamla da destekler. "
Ebu Hureyre dedi ki: "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birljkte Hayber'de bulunduk. .. "
Ebu Musa el-Eş'arı r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber gazasına gidince -ya da: Resulullah Hayber'e getirerek: Allahuekber Allahuekber la ilahe illallcth demeye koyuldular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da: Kendinize acıyınız, sizler ne sağır birisine, ne da gaib olan birisine dua ediyorsunuz. Sizler her şeyi çok iyi işiten, pek yakın olan ve sizinle beraber olan birisine dua ediyorsunuz, diye buyurdu. O sırada ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bineğinin arkasında idim. Benim: La havle ve la kuwete illa billah dediğimi işitince, bana: Ey Abdullah b. Kays, dedi. Ben: Buyur ey Allah'ın Resulü dedim. Şöyle buyurdu: Ben sana cennet hazinelerinden bir hazine olan bir sözü ağreteyim mi? Ben: Buyur ey Allah'ın Resulü, babam anam sana feda olsun deyince, o: La havle ve kuwete illa billah demektir, diye buyurdu."
Yezid b. Ebi Ubeyd dedi ki: "Seleme'nin baldırında bir darbe izi gördüm de: Ey Ebu Müslim dedim. Bu darbe neyin nesi? O: Bu Hayber günü baldırıma isabet eden bir darbe(nin) izidir. Herkes: Seleme isabet aldı, dedi. Ben de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim. Oraya üç defa üfledi. Şu ana kadar hiçbir rahatsızlığını duymadım, dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî el-Mekkî b. İbrâhîm Yezîd b. Ebû Ubeyd
Sehl dedi ki: "Gazvelerinden birisinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile müşrikler karşı karşıya geldiler. Birbirleriyle çarpıştıktan sonra herkes kendi askerı karargahına geri döndü. Müslümanlar arasında ise kim olursa olsun önüne çıkan hiçbir kimseyi terk etmeyerek mutlaka takip eden ve kılıcıyla vuran birisi vardı. -Ey Allah'ın Resulü, denildi. Bu adamın yaptığını bugün kimse yapmadı. Allah Resulü: O cehennem ehlindendir, diye buyurdu. Ashab: Eğer bu cehennem ehlinden ise hangimiz cennet ehlindeniz ki, dediler. Aralarından bir kişi: Andolsun ben onun peşinden gideceğim, dedi. İster süratli gitsin, ister yavaş gitsin onunla beraber olacağım. Nihayet adam yaralandı ve çabuk ölmek istedi. Bundan dolayı kılıcının kabzasını yere, sivri tarafını da memeleri arasına yerleştirdi. Daha sonra ağırlığını onun üzerine verip, hamle yaptı ve kendisini öldürdü. (Peşine takılan) adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Şehadet ederim ki sen Allah'ın Resulüsün, dedi. Allah Resulü: Bu neden icap etti, diye sordu. Ona olanı haber verince şöyle buyurdu: Şüphesiz adam insanlara göründüğü kadarıyla cennet ehlinin ameli ile amel eder. Halbuki o cehennem ehlindendir. Yine insanlara göründüğü kadarıyla cehennem ehlinin ameli ile amel eder, halbuki o cenı1et ehlindendir."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Mesleme Abdülazîz b. Ebî Hâzim babası Sehl b. Sa'd
Ebu İmran dedi ki: "Cuma günü Enes insanlara bir baktı da Taylasan (denilen giysileri çokça giyinmiş olduklarını) görünce: Bunlar şu anda Hayber Yahudilerini andırıyorlar, dedi."
Seleme r.a. dedi ki: "Ali r.a. Hayber'de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den geri kalmıştı. Gözlerinde bir rahatsızlık vardı. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den geri kalacağım ha deyip, arkasından yetişti. Hayber'in (sabahında) fethedileceği gecede (Allah Resulü): Andalsun yarın bu sancağı Allah'ın ve Resulünün sevdiği ve kendisine fethin nasip kılınacağı bir adama vereceğim -yahut da: Yarın bir adam bu sancağı alacak (diye buyurdu.)- Hepimiz sancağı almayı ümit ediyorduk. İşte Ali (geldi), denilince sancağı ona verdi ve fetih ona hasip oldu."
Sehl b. Sa'd r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü şöyle buyurdu: "Yarın bu sancağı Allah'ın kendisine fetih nasip edeceği bir adama vereceğim. O Allah'ı ve Resulünü sever, Allah ve Resulü de kendisini sever. (Sehl) dedi ki: İnsanlar o geceyi, acaba bu sancak kime verilecek diye tartışarak geçirdiler. İnsanlar sabahı edince hepsi de sancağın kendisine verileceği ümidiyle erkenden Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gittiler. Allah Resulü: Nerede Ali b. Ebi Talib, dedi. Ey Allah'ın Resulü, o gözlerinden rahatsız, diye cevap verildi. (Se hı) dedi ki: Bunun üzerine ona haber gönderdiler. Ali geldi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gözlerine tükürdü ve ona dua etti. İyileşiverdi, adeta hiçbir rahatsızlık hissetmemiş gibi oldu. Sonra ona sancağı verdi. Ali: Ey Allah'ın Resulü, onlar da bizim gibi oluncaya kadar onlarla savaşacak mıyım, dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Sen onların düzlüklerine varıncaya kadar ağır ağır git. Sonra onları İslama davet et ve Müslüman olarak Allah'ın hakkı olarak yerine getirmeleri gerekenleri onlara bildir. Allah'a yemin ederim, Allah'ın senin vesilen ile tek bir kişiyi dahi hidayete erdirmesi, senin kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır."
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd Ya'kûb b. Abdurrahman Ebû Hâzim Sehl b. Sa'd
Enes b. Malik r.a.'dan dedi ki: "Hayber'e geldik. Allah ona kaleyi fethetmeyi nasip edince ona Huyey b. Ahtab'ın kızı Safiyye'nin güzelliğinden söz ediidi. Kocası da öldürülmüştü. Kendisi de yeni gelindi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu kendisi için seçti (ıstıfa). Onunla birlikte (yola) çıktı. Nihayet biz Sed es-Sahba denilen yere vardığımızda temizlendi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla gerdeğe girdi. Sonra da deriden küçük bir sofra üzerinde yağ ve un karıştırılmış bir yemek yaptı. Daha sonra bana: Etrafında bulunanları çağır, dedi. İşte onun Safiyye ile evlenmesi dolayısıyla verdiği ziyafet bu olmuştu. Sonra Medine'ye gitmek üzere yola çıktık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, arkasında bir abayı etrafında dola- "Allah'a yemin ederim ki Allah'ın senin vasıtanla bir adama hidayet vermesi. .. " Bundan Müslüman oluncaya kadar kMirin kalbinin İslam'a ısınmasını sağlamanın, eli çabuk tutup onunla savaşmaktan daha evla olduğu anlaşılmaktadır. "Kırmızı tüylü develer." Bu da beğenilen, sevilen develerin renkleri arasındadır. Bir açıklamaya göre bundan maksat, senin böyle develere sahip olup, onları . Sadaka olarak dağıtmaktan senin için daha hayırlıdır. Bir diğer açıklamaya göre böyle develeri barındırıp, onlara malik olmandan hayırlıdır .. Çünkü bu tür develer Arapların kendileriyle birbirlerine karşı öğündükleri mallardandı.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Abdülgaffâr b. Dâvüd Ya'kûb b. Abdurrahman
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Ahmed b. Sâlih İbn Vehb Ya'kûb b. Abdurrahman Amr b. Ebû Amr Enes b. Mâlik
Humeyd et-Tavll'den rivayete göre o "Enes b. Malik r.a.'ı şöyle derken dinlemiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber yolunda Huyey kızı Safiyye için üç gün kaldı ve onun ile gerdeğe girdi. Böylece o da hicab arkasına geçenlerden oldu."
Rivayet zinciri: Buhârî İsmâil Ahî Süleymân Yahyâ Humeyd et-Tavîl Enes b. Mâlik
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber ile Medine arasında Safiyye ile gerdeğe girmek üzere üç gece kaldı. Ben de Müslümanları onun düğün ziyafetine davet ettim. O ziyafette ekmek ve etten başka bir şey yoktu. Yine o ziyafette Bilal'e emir verdi ve sofraların serilmesini söyledi. Sofralara hurma, keş ve tereyağı bırakıldı. Müslümanlar: Acaba mu'minlerin annelerinden birisi mi yoksa sağ eliyle malik olduğu (cariyeleri)nden mi olacak, dediler. Yine şöyle dediler: Eğer onu h icab ın arkasına alırsa mu'minlerin annelerinden birisi demektir. Eğer onu hicabın arkasına almazsa o sağ elinin sahip olduklarından birisi olacak demektir. Yola koyulunca arkasında ona yer hazırladı ve hicabı gerdL"
Abdullah b. Muğaffel r.a. dedi ki: "Biz Hayber'i muhasara ediyorduk. Bir kişi, içinde iç yağı bulunan bir torba attı. Onu almak için ileri atıldım. Yana dönüp bakınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm ve utandım."
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Ebü'l-Velîd Şu'be
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Abdullah b. Muhammed Vehb b. Cerîr Şu'be b. el-Haccâc Humeyd b. Hilel Abdullah b. Mugaffel
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü sarımsak yemeyi ve yerli merkeplerin etlerini yemeyi nehyetti."
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeyd b. İsmâil Ebû Üsâme Ubeydullah Nâfi' Vesâlim İbn Ömer
Ali b. Ebi Talib r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü kadınlarla mut'a (nikahı) yapmayı ve ehll merkep etlerini yemeyi nehyetti." Bu Hadis 5115,5523 ve 6961 numara ile gelecektir.
İbn Ömer r.a.'den rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü ehll merkeplerin etlerini (yemeyi) nehyetti."
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ehll merkeplerin etlerini yemeyi nehyetti."
Rivayet zinciri: Buhârî İshâk b. Nasr Muhammed b. Ubeyd Abdullah b. Ömer Nâfi' Vesâlim İbn Ömer
Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü eşek etlerini yasakladı, at etlerine ruhsat verdi." Bu Hadis 5520 ve 5524 numara ile gelecektir.
İbn Ebi Evfa r.a.'dan rivayete göre "Hayber günü açlık ile karşı karşıya kaldık. Tencereler de (içindeki etlerle) kaynıyordu. -Bazıları da: Pişmişti, dedi.- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in münadisi gelerek: Eşek etlerinden hiçbir şey yemeyiniz ve onları dökünüz, (dedi)." İbn Ebi Evfa dedi ki: Bizler kendi aramızda bunları yasaklamasının sebebi'nin bunların beşte birlerinin alınmamasından başka tir şey olmadığını söyledik. Bazıları da: Hayır, kesinlikle onları nehyetti dedi.. Çünkü onlar pislik yiyorlard!."
Bera' ile Abdullah b. Ebi Evfa r.a.'dan rivayete göre onlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idiler. Ellerine eşekler geçince onları pişirdiler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin münadisi: "Kazanları (içindekileri) dökünüz, diye nida etti." Bu Hadis 4223,4225,4226,5525 numara ile gelecektir.
Bera' ile Abdullah b. Ebi Evfa r.a.'dan rivayete göre onlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idiler. Ellerine eşekler geçince onları pişirdiler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin münadisi: "Kazanları (içindekileri) dökünüz, diye nida etti." Bu Hadis 4223,4225,4226,5525 numara ile gelecektir.
Bera' ve İbn Ebi Evfa r.a.'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin: "Hayber günü -kazanları ocaklara yerleştirmişlerken-: Kazanları dökünüz, diye buyurduğunu nakletmişlerdir."
Bera' ve İbn Ebi Evfa r.a.'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin: "Hayber günü -kazanları ocaklara yerleştirmişlerken-: Kazanları dökünüz, diye buyurduğunu nakletmişlerdir."
Bera': "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gazada bulunduk. .. " diye hadisi buna yakın zikretmektedir.
Rivayet zinciri: Buhârî Müslim b. İbrâhîm Şu'be b. el-Haccâc Adî b. Sâbit Berâ b. Âzib
Bera' b. Azib r.a. dedi ki: "Hayber gazvesinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere çiğ olsun, pişmiş olsun ehli eşeklerin etlerini atmamızı buyurdu. Bundan sonra da onları yememizi de emretmedi."
Rivayet zinciri: Buhârî İbrâhîm b. Mûsâ İbn Ebû Zâ'ide Âsım Âmir eş-Şa'bî Berâ b. Âzib
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in on (ları yemey)i insanların yüklerini taşıdıklarından ve (yenilmeleri halinde) yüklerini taşıyacak bu hayvanların telef olmasından hoşlanmadığından dolayı mı nehyettiğini yoksa onları Hayber günü ehl1: merkeplerin etlerini haram kılmak suretiyle haram mı kıldığını bilemiyorum."
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Ebû Hüseyin Ömer b. Hafs babam Âsım Âmir eş-Şa'bî İbn Abbâs
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre, o şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü süvari gazilerin atları için iki pay, yayalara da bir pay verdL" Nafi' bunu açıklayarak şöyle demiştir: Yayanın beraberinde at olması durumunda ona üç pay; at yoksa bir pay verildL […]
Cubeyr b. Mut'im dedi ki: "Ben ve Osman b. Affan birlikte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gittik. Muttalib oğullarına Hayber'in beşte birinden pay verdiğin halde bizi bıraktın. Oysa biz sana aynı derecede yakınız, dedik. Şöyle buyurdu: Şüphesiz Haşim oğulları ile Muttalib oğulları aynı şeydir. Cubeyr dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Abdi Şems oğulları ile Nevfel oğullarına (beşte birden) hiçbir pay vermedL"
Ebu Musa r.a.'dan rivayete göre (dedi ki): "Bizler Yemen'de iken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (Mekke'den Medine'ye) çıktığı haberini alınca ben -ki en küçükleri de ben idim- ve iki kardeşim muhacir olarak onun yanına gitmek üzere çıktık. İki kardeşimin birisi Ebu Burde, diğeri de Ebu Ruhm idi -ya kavmimden birkaç kişiyle ya elli üç kişi ile ya da ellibeş kişi ile birlikte (çıktık) demiştir.- Bir gemiye bindik. Bindiğimiz gemimiz bizi Habeşistan'da Necaşi'ye götürdü. Orada Cafer b. Ebi Talib'e rastladık. Hepimiz geri dönünceye kadar onunla birlikte kaldık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'i fethettiği sırada yanına ulaştık. Bazı insanlar bizlere -yani biz gemi ile gidenlere-: Biz sizden önce hicret ettik, diyorlardı. Bizimle birlikte gelenlerden birisi olan Umeys kızı Esma, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Hafsa'nın yanına onu ziyaret etmek üzere girdi. Esma da Necaşi'ye (Habeşistan'a) hicret edenler arasında idi. Esma, Hafsa'nın yanında bulunuyor iken Ömer de Hafsa'nın yanına geldi. Ömer, Esma'yı görünce: Bu kadın kim, diye sordu. Hafsa: Bu Umeys kızı Esma'dır dedi. Ömer: Şu Habeşli mi, şu deniz yoluyla (hicret eden) mi dedi. Esma: Evet diye cevap verdi. Ömer: Biz sizden önce hicret ettik. Dolayısıyla size göre biz Resulullaha daha yakınız, dedi. Esma kızarak: Hayır, Allah'a yemin ederim böyle bir şeyolmaz. Siz ResuluIlah s.a.v. ile birlikte kaldınız. Aranızdan aç olanlara yemek yediriyor, cahil olanlarınıza öğüt veriyordu. Bizler ise Habeşistan'da uzak bir diyarda -ya da bir yerde- ve buğz edilenler olduğumuz halde bulunuyorduk ve bu da Allah için ve Resulü için idi. Allah'a yemin ederim ki söylediklerini Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söylemedikçe hiçbir şey yemeyeceğim, hiçbir şey içmeyeceğim. Bizlere eziyet ediliyordu, biz korkutuluyorduk. Ben bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söyleyecek ve ona soracağım. Allah'a yemin ederim ne yalan söyleyeceğim, ne haktan uzaklaşınm, ne de ona bir şeyeklerim, dedi."
"Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelince dedi ki: Ey Allah'ın Nebisi! Ömer şöyle şöyle dedi. Allah Resulü: Peki sen ona ne cevap verdin, diye sordu. Esma: Ben de ona şunları şunları söyledim, dedi. Şöyle buyurdu: O bana sizden daha yakın değildir. Onun ve (benzeri) arkadaşlarının bir tek hicreti vardır. Sizin ise ey gemi halkı, iki hicretiniz vardır. Esma dedi ki: Andolsun Ebu Musa'nın ve gemidekilerin yanıma peyder pey gelip bana bu hadisi sorduklarını gördüm. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onlar için söylediklerinden daha çok kendilerini sevindirecek ve gözlerinde daha büyük dünyada hiçbir şey yoktu." Ebu Burde dedi ki: "Esma: Andalsun Ebu Musa'nın bu hadisi benden tekrarlamamı defalarca istediğini gördüm, dedi."
Ebu Musa dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ben Eş'arıler topluluğunu geceleyin (evlerine) girdikleri vakit (okudukları) Kur'an'dan tanırım. Geceleyin okudukları Kur'an seslerinden onların kaldıkları yerleri bilirim. İsterse gündüzün onların konakladıkları yerleri görmemiş olayım. Bunlardan birisi de Hakim'dir. O süvarilerle -ya da: Düşmanla dedi- karşılaştığı vakit onlara: Arkadaşlarım sizlere kendilerini beklemenizi emrediyor, derdi."
Rivayet zinciri: Buhârî Ebû Bürde Ebû Mûsâ (el-Eş'arî)
Ebu Musa dedi ki: "Hayber'i fethettikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardık. O da bize (ganimetten) pay verdi. Bizim dışımızda fetihte hazır bulunmamış kimseye pay vermedi."
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Biz Hayber'i fethettik ama ganimet olarak ne altın ne de gümüş aldık. Biz ganimet olarak sığır, deve, eşya ve bahçeleri aldık. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Vadi'l-Kura'ya gittik. Beraberinde de kendisine Dibab oğullarına mensup birisinin hediye ettiği Mid'am adında da bir köle vardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yükünü indirirken kim tarafından atıldığı bilinmeyen bir ok gelip, o köleye isabet etti. Herkes: "Ne mutlu ona! Şehit oldu, dedi. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hayır, nefsim elinde olana yemin ederim ki paylaştırılmadan önce Hayber günü ganimetierden aldığı o maşlah onun üzerinde ateş olarak alevlenmiş bulunuyor. Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den bu sözlerini işitince bir ya da iki ayakkabı bağı getirip geldi ve: Bu benim (ganimetin payedilmesinden önce) aldığım bir şeydi, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da: (Bunlar) Cehennem ateşinden bir ya da iki ayakkabı bağıdır, diye buyurdu." Bu Hadis 6707 numara ile gelecektir.
Ömer b. el-Hattab r.a. dedi ki: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, eğer sonradan gelecek insanları büsbütün yoksul bırakmayacak olsaydım fethi nasip olan her bir kasabayı mutlaka Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'i paylaştırdığı gibi paylaştırırdım. Fakat ben onu (fethettiğim yerleri) Müslümanlara, aralarında paylaştıracakları bir hazine olarak bırakacağım."
Ömer r.a. dedi ki: "Eğer sonradan gelecek Müslümanlar olmasaydı, onlara bir kasabanın fethi nasip oldukça mutlaka onu da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'i paylaştırdığı gibi paylaştıracaktım."
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip bir şeyler vermesini istedi. Said b. el-As oğullarından birisi ona: "Ona bir şey verme dedi. Bu sefer Ebu Hureyre: Bu İbn Kavkal'in katilidir deyince, o adam: Kadum ed-da'n'dan sarkıp gelmiş böyle bir yaban kedisine hayret doğrusu, dedi."
Ebu Hureyre, Said b. el-As'a haber vererek dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Eban'ı Medine'den Necid taraflarına doğru bir seriyenin başında kumandan olarak gönderdi. Ebu Hureyre dedi ki: Eban ve arkadaşları Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına Hayber'i fethettikten sonra Hayber'de kavuştu. Atlarının yularları liften yapılmıştı. Ebu Hureyre dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, onlara pay verme, dedim. Eban dedi ki: Bu sözü sen mi söylüyorsun, ey Da'n'ın tepesinden yuvarlanıp gelmiş yabani kedi! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: Ey Eban otur, dedi ve onlara ganimetten pay ayırmad1."
Yahya b. Said dedi ki: Bana dedem haber verdi: "Eban b. Said, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi, ona selam verdi. Ebu Hureyre: Bu İbn Kavkal'ın katilidir dedi. Eban da Ebu Hureyre'ye: Hayret sana ey Kadum-ı Da'n'dan yuvarlanıp gelmiş yabani kedi! Allah'ın ellerimle kendisini şereflendirdiği elleriyle de beni hakir düşürmesine engel olduğu bir adam dolayısıyla mı beni ayıplıyorsun?"
Rivayet zinciri: Buhârî Mûsâ b. İsmâil Amr b. Yahyâ b. Saîd Saîd b. Amr
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatıma aleyhesselam Ebu Bekr'e haber göndererek yüce Allah'ın, Medine ve Fedek'te Resulüne fey" olarak verdiğinden kendisine düşen mirası ve Hayber'in beşte birinden kalanları ondan istedi. Ebu Bekr dedi ki: Resulullah: 'Bize mirasçı olunmaz. Geriye neyi bırakırsak o bir Sadakadır. Muhammed'in ailesi ise bu maldan (ihtiyacı olanı) yer' diye buyurmuştur. Ben de Allah'a yemin ederim, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sadakası olan bir şeyi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dönemindeki haliyle bırakıp değişikliğe uğratmayacağım. Onlar hakkında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem neyi yaptıysa andolsun ben de aynısını yapacağım. Bu sebeple Ebu Bekr ondan (bıraktığı Sadakadan) Fatıma'ya bir şey ödemeyi kabul etmedi. Bundan dolayı Fatıma, Ebu Bekr'e kızdı, ona darıldı. Vefat edinceye kadar da onunla konuşmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra altı ay yaşadı. Vefat edince kocası Ali geceleyin onu defnetti ve onun vefat ettiğini Ebu Bekr'e haber vermedi. Onun cenaze namazını da o kıldı. Fatıma hayatta olduğu sürece Ali insanlar nezdinde itibarlı idi ama Fatıma'nın vefatından sonra Ali insanların yüzlerinin kendisine karşı değiştiğini fark etti. Bu sebeple Ebu Bekr ile barışmanın ve ona bey'at etmenin yollarını aradı. Geçen o aylar zarfında henüz bey'at etmemişti. Ebu Bekr'e: Bize gel ve seninle birlikte de kimse gelmesin, diye haber gönderdi. Çünkü Ömer'in de hazır bulunmasını istemiyordu. Bu sefer Ömer: Hayır, Allah'a yemin ederim tek başına onların yanına gitmeyeceksin, dedi. Ancak Ebu Bekr: Size göre onlar bana ne yapabilirler ki! Allah'a yemin ederim onların yanına gideceğim, dedi. Ebu Bekr gidip onların yanına girdi. Ali şehadet getirerek dedi ki: Şüphesiz biz senin faziletini ve Allah'ın sana verdiklerini biliyoruz. Allah'ın sana sunduğu bir hayır dolayısıyla da seni kıskanmıyoruz. Fakat sen bu işi bizi dışarıda tutarak tek başına elinde tuttun. Bizler ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e olan yakınlığımız dolayısıyla (bu işte) bir pay sahibi olduğumuz görüşünde idik. Nihayet Ebu Bekr'in gözleri yaşardı. Ebu Bekr konuşunca şunları söyledi: Nefsim elinde olana yemin ederim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in akrabaları(nı görüp gözetmeyi) kendi akrabalarımı görüp gözetmekten daha çok severim. Fakat bu mallar ile ilgili olarak benimle sizin aranızda ortaya çıkan anlaşmazlık hususunda da hayırlı olanı yapmaktan geri durmadım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunlar hakkında ne yaptığını gördüysem mutlaka ben de onu yapmışımdır. . Bunun üzerine Ali, Ebu Bekr'e: Yarın öğleden sonra bey'atleşmek üzere seninle sözleşiyoruz, dedi. Ebu Bekr ögle namazını kıl(dır)dıktan sonra minbere çıktı, şehadet kelimesini getirdikten sonra Ali'nin durumunu, onun bey'at etmekten geri kalışını ve kendisine mazeret olarak belirttiklerini bu hususta onun mazereti olarak zikretti. Sonra da Allah'tan yardım diledi. Ali de şehadet kelimesini getirdi. Ebu Bekr'in hakkının büyüklüğünü ifade etti. Bu şekilde davranmaya kendisini itenin Ebu Bekr'i kıskanmak olmadığını, Allah'ın kendisine vermiş olduğu fazileti de reddetmek için yapmadığını anlattı. Fakat biz bu işte bir payımızın olduğu görüşünde idik. Ancak o bizi dışarıda tutarak bu işi tekeline aldı. Bundan dolayı içimizde bir şeyler hissettik, diye ekledi. Müslümanlar buna sevinerek: İsabet ettin dediler. Ali bu hususta bariz olana (Müslümanların hilafet ile ilgili genel tutumlarına) uygun olanı yapınca Müslümanlar da Ali'ye daha bir yakınlaştılar."
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatıma aleyhesselam Ebu Bekr'e haber göndererek yüce Allah'ın, Medine ve Fedek'te Resulüne fey" olarak verdiğinden kendisine düşen mirası ve Hayber'in beşte birinden kalanları ondan istedi. Ebu Bekr dedi ki: Resulullah: 'Bize mirasçı olunmaz. Geriye neyi bırakırsak o bir Sadakadır. Muhammed'in ailesi ise bu maldan (ihtiyacı olanı) yer' diye buyurmuştur. Ben de Allah'a yemin ederim, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sadakası olan bir şeyi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dönemindeki haliyle bırakıp değişikliğe uğratmayacağım. Onlar hakkında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem neyi yaptıysa andolsun ben de aynısını yapacağım. Bu sebeple Ebu Bekr ondan (bıraktığı Sadakadan) Fatıma'ya bir şey ödemeyi kabul etmedi. Bundan dolayı Fatıma, Ebu Bekr'e kızdı, ona darıldı. Vefat edinceye kadar da onunla konuşmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra altı ay yaşadı. Vefat edince kocası Ali geceleyin onu defnetti ve onun vefat ettiğini Ebu Bekr'e haber vermedi. Onun cenaze namazını da o kıldı. Fatıma hayatta olduğu sürece Ali insanlar nezdinde itibarlı idi ama Fatıma'nın vefatından sonra Ali insanların yüzlerinin kendisine karşı değiştiğini fark etti. Bu sebeple Ebu Bekr ile barışmanın ve ona bey'at etmenin yollarını aradı. Geçen o aylar zarfında henüz bey'at etmemişti. Ebu Bekr'e: Bize gel ve seninle birlikte de kimse gelmesin, diye haber gönderdi. Çünkü Ömer'in de hazır bulunmasını istemiyordu. Bu sefer Ömer: Hayır, Allah'a yemin ederim tek başına onların yanına gitmeyeceksin, dedi. Ancak Ebu Bekr: Size göre onlar bana ne yapabilirler ki! Allah'a yemin ederim onların yanına gideceğim, dedi. Ebu Bekr gidip onların yanına girdi. Ali şehadet getirerek dedi ki: Şüphesiz biz senin faziletini ve Allah'ın sana verdiklerini biliyoruz. Allah'ın sana sunduğu bir hayır dolayısıyla da seni kıskanmıyoruz. Fakat sen bu işi bizi dışarıda tutarak tek başına elinde tuttun. Bizler ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e olan yakınlığımız dolayısıyla (bu işte) bir pay sahibi olduğumuz görüşünde idik. Nihayet Ebu Bekr'in gözleri yaşardı. Ebu Bekr konuşunca şunları söyledi: Nefsim elinde olana yemin ederim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in akrabaları(nı görüp gözetmeyi) kendi akrabalarımı görüp gözetmekten daha çok severim. Fakat bu mallar ile ilgili olarak benimle sizin aranızda ortaya çıkan anlaşmazlık hususunda da hayırlı olanı yapmaktan geri durmadım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunlar hakkında ne yaptığını gördüysem mutlaka ben de onu yapmışımdır. . Bunun üzerine Ali, Ebu Bekr'e: Yarın öğleden sonra bey'atleşmek üzere seninle sözleşiyoruz, dedi. Ebu Bekr ögle namazını kıl(dır)dıktan sonra minbere çıktı, şehadet kelimesini getirdikten sonra Ali'nin durumunu, onun bey'at etmekten geri kalışını ve kendisine mazeret olarak belirttiklerini bu hususta onun mazereti olarak zikretti. Sonra da Allah'tan yardım diledi. Ali de şehadet kelimesini getirdi. Ebu Bekr'in hakkının büyüklüğünü ifade etti. Bu şekilde davranmaya kendisini itenin Ebu Bekr'i kıskanmak olmadığını, Allah'ın kendisine vermiş olduğu fazileti de reddetmek için yapmadığını anlattı. Fakat biz bu işte bir payımızın olduğu görüşünde idik. Ancak o bizi dışarıda tutarak bu işi tekeline aldı. Bundan dolayı içimizde bir şeyler hissettik, diye ekledi. Müslümanlar buna sevinerek: İsabet ettin dediler. Ali bu hususta bariz olana (Müslümanların hilafet ile ilgili genel tutumlarına) uygun olanı yapınca Müslümanlar da Ali'ye daha bir yakınlaştılar."
Aişe r.anha dedi ki: "Hayber fethedilince, şimdi karnımız hurmaya doyacak, dedik."
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Hayber'i fethedinceye kadar karnımız doymadı."
Ebu Said el-Hudri ile Ebu Hureyre (r.anhuma)'dan rivaye.te göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adamı Hayber'e amil tayin etti. O da ona cenib türü hurma getirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Hayber'in bütün hurmaları böyle midir deyince, adam: Ey Allah'ın Resulü, Allah'a yemin ederim ki hayır. Biz bundan bir sa' hurmayı diğer tür(ler)den iki üç sa' karşılığında alıyoruz dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Hayır, böyle yapma, sen cem' türünü (ya da bütün topladıklarını) dirhemler karşılığında sat, sonra da o dirhemlerle cenıb türü hurma al."
Ebu Said el-Hudri ile Ebu Hureyre (r.anhuma)'dan rivaye.te göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adamı Hayber'e amil tayin etti. O da ona cenib türü hurma getirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Hayber'in bütün hurmaları böyle midir deyince, adam: Ey Allah'ın Resulü, Allah'a yemin ederim ki hayır. Biz bundan bir sa' hurmayı diğer tür(ler)den iki üç sa' karşılığında alıyoruz dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Hayır, böyle yapma, sen cem' türünü (ya da bütün topladıklarını) dirhemler karşılığında sat, sonra da o dirhemlerle cenıb türü hurma al."
Said'den rivayete göre Ebu Said ve Ebu Hureyre kendisine şu hadisi nakletmişlerdir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan Adiy oğullarına mensup birisini Hayber'e gönderdi ve onu oraya emir olarak tayin ettLI […]
Said'den rivayete göre Ebu Said ve Ebu Hureyre kendisine şu hadisi nakletmişlerdir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan Adiy oğullarına mensup birisini Hayber'e gönderdi ve onu oraya emir olarak tayin ettLI […]
Abdullah b. Ömer r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber'i, orayı işleyip, ekmeleri karşılığında oradan çıkacak mahsullerin yarısını onlara vermek üzere yahudilere verdL"
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Hayber fethedilince ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e zehir katılmış bir koyun hediye edildi."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Yûsuf Leys b. Sa'd Saîd Ebû Hureyre
İbn Ömer r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Usame'yi bir topluluğa kumandan tayin etti. Onun kumandanlığına tenkitler yönelttiler. (Allah Resı1lü) bunun üzerine şöyle buyurdu: Siz bunun kumandanlığını tenkit ediyörsunuz. Ondan önce babasının kumandanlığını da tenkit etmiştiniz. Allah'a yemin ederim o kumandanlığa layık birisi idi ve şüphesiz insanlar arasında en sevdiklerimden birisi idi. Şüphesiz bu da ondan sonra insanlar arasında en çok sevdiğim kimseler arasındadır."
Bera r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zilka'de ayında umre yapmak isteyince Mekke halkı onun Mekke'ye girmesine izin vermedi. Nihayet onlarla Mekke'de üç gün ikamet etmek üzere antlaşma yaptı. Taraflar antlaşma metnini yazdıklarında: Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in yaptığı antlaşmadır, diye yazdılar. Ancak onlar: Biz bunu kabul etmiyoruz. Senin Allah'ın Resulü olduğunu bilseydik hiçbir şeyini engellemezdik. Fakat sen Abdullah'ın oğlu Muhammed'sin dediler. Allah Resulü: Ben hem Allah'ın Resulüyüm, hem de Abdullah'ın oğlu Muhammed'im diye buyurduktan sonra Ali'ye: "Allah'ın Resulü" ibaresini sil, dedi. Ali: Hayır, Allah'a yemin ederim ebediyyen seni (rasulolduğunu ifade eden ibareyi) silmeyeceğim, dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem belgeyi aldı -güzelce yazı yazamıyordu- ve: Bu Abdullah'ın oğlu Muhammed'in yaptığı antlaşmadır, diye yazdı: Kınlarında olmak şartıyla kılıç dışında Mekke'ye silah sokmayacaktır. Arkasından gelmek istese dahi Mekke halkından kimseyi beraberinde götürmeyecektir. Ashabından herhangi bir kimse Mekke'de kalmak isterse ona engelolmayacaktır. Allah Resulü Mekke'ye girip belirlenen süre geçtikten sonra Ali'ye giderek: Arkadaşına bizi bırakıp çıkmasını söyle. Çünkü süre bitmiş bulunuyor, dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıktı. Hamza'nın kızı arkasından: Amca amca diye seslenerek yürüdü. Ali onun elinden tuttu ve Fatıma aleyhesselam'a: Amcanın kızını al ve onu bineğe bindir dedi. Fakat Ali, Zeyd ve Cafer (onu yanlarına almak) hususunda birbirleri ile anlaşmazlığa düştüler. Ali: Onu ben aldım ve o benim amcamın kızıdır, dedi. Ca'fer de: O hem benim amcamın kızıdır, hem de teyzesi benim eşimdir, dedi. Zeyd de: Bu benim kardeşimin kızıdır dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun teyzesine verilmesine dair hüküm verdi ve: Teyze de anne konumundadır, diye buyurdu. Ali'ye: Sen bendensin, ben de sendenim; Cafer'e: Sen hilkatinle de, ah: 'kınla da bana benzemişsin; Zeyd'e de: Sen hem bizim kardeşimizsin, hem bizim mevlamızsın, dedi. Ali: Hamza'nın kızıyla evlenmez misin, deyince, Allah Resulü: O benim süt kardeşimin kızıdır, diye buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeydullah b. Mûsâ İsrâîl b. Yûnus Ebû İshâk Berâ b. Âzib
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem umre yapmak üzere çıktı. Fakat Kureyş kafideri kendisinin Beyte ulaşmasına engeloldu. Bu sebeple Hudeybiye'de hediyelik kurbanlıklarını kesti ve başını traş etti. Mekkelilerle de gelecek sene umre yapmak ve yanlarında kılıç dışında silah taşımamak, Mekke'de istedikleri süreden fazla kalmamak üzere antlaştı. Ertesi sene umre yaptı ve onlarla barış antlaşmasında belirtildiği şekilde Mekke'ye girdi. Orada üç gün ikamet ettikten sonra Mekke'den çıkmasını istediler, o da çıktı."
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Muhammed b. Râfi' Süreyc b. en-Nu'mân Füleyh b. Süleymân
Mücahid dedi ki: "Ben ve Urve b. Zubeyr mescide girdik. Abdullah b. Ömer r.a.'ın Aişe'nin hücresi yakınında oturduğunu gördük. Sonra (Urve): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kaç umre yaph diye sordu. Abdullah: Biri Receb ayında olmak üzere dört, dedi."
Daha sonra Aişe'nin dişlerini misvaklamakta olduğunu duyduk. Urve: Ey mu'minlerin annesi dedi. Abdurrahman'ın babasının dediğini işitmiyor musun? (Güya) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem biri receb ayında olmak üzere dört umre yapmış. Aişe: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne kadar umre yaptıysa mutlaka o da onunla birlikte bulunmuştur. Fakat asla Receb'de de umre yapmış değildir, dedi."
İbn Ebi Evfa dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem umre yapınca onu müşriklerin gılmanına (kölelerine), serseri çocuklarına ve bizzat müşriklerin kendilerine karşı -Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eziyet vermesinler diye- onu setrettik (etrafını kapattık.)"
Said b. Cubeyr, İbn Abbas r.a.'tan rivayetle dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı (Mekke'ye) geldiklerinde müşrikler: Sizin yanınıza, Yesrib hummasının güçlerini tükettiği bir heyet geliyor, dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ilk üç şavtta remel yapmalarını, iki rükün arasında da yürümelerini emretti. Onlara tavafın bütün şavtlarında remel yapmalarını emretmesini engelleyen, sadece onların güçlerini korumalarını istemesi olmuştu." İbn Seleme, Eyyub'dan, o Said b. Cubeyr'den, o İbn Abbas'dan rivayetle şöyle dediğini de eklemektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem güvenlik (içerisinde umre yapmak) için teminat aldığı yıl gelince, müşrikler gücünüzü görsünler diye remel yapınız, diye buyurdu. Müşrikler de o sırada Kuaykı'€m dağı tarafında bulunuyorlardı. "
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Beyt'in etrafında ve Safa ile Merve arasında müşriklere gücünü göstermek için sa'yetti."
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Yûsuf İbn Uyeyne Amr b. Dînâr Atâ b. Yesâr İbn Abbâs
İbn Abbas dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı olduğu halde Meymune ile evlendi ve ihramdan çıktıktan sonra onunla gerdeğe girdi. Meymune Serif de vefat etti."
İbn Abbas dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Umretu'I-Kaza esnasında Meymune ile evlendi."
Nafi"den rivayete göre İbn Ömer kendisine şunu haber vermiştir: "O gün öldürülmüş olduğu halde Cafer'in yanı başında durdum. Mızrak ve kılıç darbesi olmak üzere onda elli yara saydım. Bunların hiçbirisi arkasında -yani sırtında- değildi. " Bu Hadis 4261 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Ahmed İbn Vehb Amr b. Dînâr Saîd b. Ebû Hilel
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Nâfi' Mevlâ Abdullah b. Ömer b. Hattâb İbn Ömer
Nafi', Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayetle dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mute gazvesinde Zeyd b. Harise'yi emir (kumandan) tayin etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Zeyd öldürülürse Cafer, Cafer öldürülürse Abdullah b. Revaha (kumandan olsun). Abdullah: Ben de o gazvede bulunanlardan idim, dedi. Cafer b. Ebi Talib'i aradık da onu öldürülenler arasında bulduk. Vücudunda kılıç ve mızrak yarası olmak üzere doksan küsur yara bulduk."
Enes r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şehadet haberleri kendilerine gelmeden önce insanlara Zeyd'in, Cafer'in ve İbn Revaha"nın şehit düştükleri haberini vererek şöyle buyurdu: Sancağı Zeyd aldı o isabet aldı, sonra Cafer aldı o da isabet aldı, sonra İbn Revaha' aldı o da isabet aldı. -Bu arada gözlerinden yaş akıyordu.- Sonra sancağı Allah'ın kılıçlarından bir kılıç aldı ve nihayet Allah onlara zafer nasip etti."
Aişe r.anha dedi ki: "İbn Harise, Cafer b. Ebi Talib ve Abdullah b. Revaha' r.'ın ölüm (haber)leri gelince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturdu, üzüntülü olduğu belli oluyordu. Ben de kapı aralığından bakıyordum. Bir adam gelerek: Ey Allah'ın Resulü, Cafer'in hanımları ... diyerek ağladıklarını söyledi. Allah Resulü ona ağlamalarından vazgeçmelerini söylemesini emetti. Adam gidip geldikten sonra ben onlara yapmamalarını söyledim dedi ve hanımların kendisine itaat etmediğini anlattı. Allah Resulü yine aynı emri verdi, yine adam gidip geldikten sonra: Allah'a yemin ederim onlar daha baskın çıktılar, dedi. Bunun üzerine Resulullah (Git) ağızlarına toprak doldur dedi. Aişe dedi ki: (Ben o adam için) Allah burnunu yere sürtsün. Allah'a yemin ederim sen üzerine düşeni yapmadığın gibi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i de yordun, dedim." Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Ölenin ölümünü haber vermek caizdir. Böyle bir şey de yasaklanmış ağıt türünden sayılmaz. Buna dair açıklamalar Cenazeler bölümünde geçmiş bulunmaktadır. 2- Emirliği (kumandanlığı) şarta bağlı olarak vermek caizdir. 3- Sıraları belirtilerek birden çok kumandan görevlendirmek caizdir. İkinci velayetin (kamu görevinin) derhal mi verilmiş olacağı yoksa olmayacağı hususu ise ihtilaflıdır. Göründüğü kadarıyla ikincisi de derhal tahakkuk eder. Fakat sıraya uymak da şarttır. Bir diğer görüşe göre emirlik (kumandanlık ve benzeri kamu görevi) muayyen olmamak üzere tek bir kişi için tahakkuk eder. İmamın da sırasını tayin ettiği kimse için kesinlik kazanır. Sadece birincisinin emirliği tahakkuk eder de denilmiştir. İkincisi ise seçmek yoluyla başa gelir. İmamın seçmesi ise başkasının seçmesinden önceliklidir. Çünkü o kamu masıahatını daha iyi bilir. 4- Savaşta yetkili kimse tarafından emir tayin edilmediği halde emirliği (kumandanlığı) almak caizdir. Tahavı der ki: Bu esastan hareketle, Müslümanların imamın (halifenin) gaib olması halinde onun yerine geçecek bir başka adamı geri gelinceye kadar öne geçirmeleri gerektiği hükmü de çıkartılır. 5- Nebi s.a.v.'in hayatında idihad etmek caizdi. 6- Bu hadiste nübüwetin oldukça açık bir alameti olduğu gibi, Halid b. elVelid'in ve sözü edilen ashab-ı kiramın açıkça görülen bir fazileti de vardır. 7- Nakil bilginleri Nebi efendimizin: "Nihayet Allah ona zafer nasip etti" buyruğunda maksadın, acaba o takdirde müşriklerin bozguna uğradığı bir savaş mı olmuştuki yksa fetihten (zaferden) maksat onun Müslümanları alıp sanmen geri dönmelerini sağlariıak mı, olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir "Kederli olduğu belli oluyordu." Çünkü Allah onun kalbine merhamet vermişti. Bu durum ilahı takdire rıza göstermeye aykırı değildir. Hadisten Çıkarılan Diğer Bazı Sonuçlar . 1- Herhangi bir musibet ile karşı karşıya kalan bir kimsenin üzüntüsünü belli etmesi, -kalbi mutmain olduğu takdirde- o kimseyi sabredici ve kadere razı olan birisi olmanın dışına çıkarmaz. Hatta şöyle dahi denilebilir: Musibetten dolayı üzülen ve kendisini rızaya ve sabra zorlayan bir kimsenin mertebesi, musibetin meydana gelişine hiçbir şekilde aldırmayandan daha yüksektir. Buna Taberi işaret etmiş ve bunu uzun uzadıya açıklamıştır. 2- Hadisten, bir münkeri ahkoymak durumunda olup da bu işi bir çeşit sürüncemede bırakan kimseye uygun bir şekilde sitem etmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır .. Nevevi der ki: Aişe'nin sözlerinin anlamı şudur: Sen münkeri değiştirme emrini yerine getiremedin. O halde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu durumunu haber vermen gerekirdi. Böylece o da senden başkasını gönderecek, sen de yorulmaktan kurtulacaktın. Yine Aişe'nin rivayet ettiği hadisten başka sonuçlar da çıkmaktadır: 3- Musibete uğrayan kimseye daha uygun olan durum açıklanır. 4-Uygun şekliyle yas tutmak meşrudur. Bununla birlikte vakarı ve sebatı elden bırakmamahdır. 5- Bir kimsenin beddua ettiği kişiye o bedduasının isabet etmesini kastetmediği bir lafızia mutlak olarak beddua yapılabilir. Çünkü Aişe: "Allah burnunu yere sürtsün" sözünü söylemiş olsa dahi hakikatini kastetmemiştir. Çünkü Araplar böyle bir sözü muhatap olan kimseye kızgınlık halinde kullanmayı adet edinmişlerdir. Ağlamanın ortaya çıktığı yer gözler olmakla birlikte, Allah Resulünün "ağızlarına toprak doldur" buyurmasının sebebi de bu yasaklamanın mücerred ağlama hakkında sözkonusu olmadığına işaret edilmesidir. Aksine yasak ağlamanın da ötesinde edilen feryatlara ya da ağıt yakmaya dairdi. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Amir dedi ki: "İbn Ömer, Cafer'in oğlunu selamladığı vakit: "Ey Zulcenaheynin (iki kanatlının) oğlu, es-selamu aleyke" derdi.
Kays b. Ebi Hazim dedi ki: "Halid b. Velid'i şöyle derken dinledim: Mute günü elimde dokuz kılıç parçalandı. Elimde Sadece Yemen'in enli bir kılıcı kalabildi. " Bu Hadis 4266 numara ile gelecektir.
Kays dedi ki: "Halid b. Velid'i şöyle derken dinledim: Mute günü elimde dokuz kılıç paramparça oldu. Benim elimde Yemen işi kılıcım kalabiidi."
Nu'man b. Beşir r.a. dedi ki: "Abdullah b. Revaha baygın düştü. Kızkardeşi Amra: Ey benim dağ gibi kardeşim, ey şöyle olan, ey böyle olan deyip onun için ağlayarak ağıt yakmaya başladı. Kendisine gelince: Sen ne dedinse mutlaka bana: Vay, sen böyle miymişsin denilmiştir, dedi." Bu Hadis 4268 numara ile gelecektir.
Nu'man b. Beşir dedi ki: "Abdullah b. Revaha' bayıldı. .. " diye hadisi bu lafızlarla zikretti (devamında dedi ki): "Bu sebeple öldüğünde onun için ağlamadı."
Usame b. Zeyd r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi el-Huraka'ya gönderdi. Onlara sabahleyin bir baskın yaptık ve onları bozguna uğrattık. Ben ve ensardan bir adam onlardan birisine yetiştik. Onu yakalayınca la ilahe illallah deyiverdi. Ensardan olan kişi ona ilişmedi. Ben ise öldürünceye kadar mızrağımı ona sapladım. Medine'ye döndüğümüzde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haber ulaşınca şöyle buyurdu: "Ey Usame la ilahe illallah dedikten sonra onu öldürdün öyle mi? Ben: Böylelikle canını kurtarmak istemişti, dedim. Ama Allah Resulü o sözünü o kadar tekrarladı ki sonunda, keşke o günden önce Müslüman olmamış olsaydım, diye temenni ettim." Bu Hadis 6872 numara ile gelecektir.
Yezid b. Ebi Ubeyd dedi ki: "Seleme b. el-Ekva'ı şöyle derken dinledim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yedi gazve yaptım. Ayrıca göndermiş olduğu askeri birlikler arasında da dokuz gazvede bulundum: Bir sefer üzerimize Ebu Bekr'i kumandan tayin etmişti, bir sefer de üzerimize Usame'yi kumandan tayin etmişti." Bu Hadis 4271, 4272 ve 4273 numara ile gelecektir.
Seleme dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yedi gazvede bulundum. Göndermiş olduğu askeri birlikler arasında da dokuz gazveye katıldım. Bir defa üzerimize Ebu Bekr (kumandan olumuştu), bir sefer de Usame."
Seleme b. el-Ekva r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte dokuz gazvede bulundum. İbn Harise ile de gazveye katıldım, onu bize kumandan tayin etmiştL"
Rivayet zinciri: Buhârî Ebû Âsım Yezîd b. Ebû Ubeyd Seleme b. el-Ekva'
Seleme b. el-Ekva r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte dokuz gazvede bulundum. -Hayber, Hudeybiye, Huneyn günü ve elKared günü (gazvelerini) zikretti- Yezid dedi ki: Diğerlerini ise unuttum." KİTABU’L-MEĞAZİ EK SAYFA – 1621-2 باب: غزوة الفتح. 46. FETİH (MEKKE'NİN FETHİ) GAZVESİ وما بعث به حاطب بن أبي بلتعة إلى أهل مكة يخبرهم بغزو النبي صلى الله عليه وسلم. Ve Hatıb b. Ebi Beltaaının Mekke halkına Nebi s.a.v.'in gazasım haber vermek üzere gönderdiği (mektup)
UbeydulIah b. Ebi Rafi dedi ki: "Ali r.a.'i şöyle derken dinIedim: ResululIah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni, Zubeyr'i ve el-Mikdad'ı göndererek dedi ki: Ravzatuhah denilen yere varıncaya kadar gidiniz. Orada beraberinde bir mektup bulunan bir kadın bulacaksınız. O mektubu ondan alınız. (Ali) dedi ki: Atlarımızı hlZlıca koşturarak yola koyulduk ve Ravda'ya vardık. Karşımızda o kadını buluverdik. Ona mektubu çıkart dedik. Beraberimde mektup yok, dedi. Biz ya mektubu çıkartırsın yahut da elbiselerini çıkartırız, dedik. (Ali) dedi ki: Saçlarının örüğünün arasından mektubu çıkardı. Onu alıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirdik. Mektupta şunlar yazılıydı: Hatıb b. Ebi Beltaa'dan -Mekke müşriklerinden birkaç kişiye- ResululIah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in durumunu onlara kısmen haber veriyordu. Bunun üzerine ResululIah: Ey Hatıb bu da ne, diye sordu. Hatıb: Ey Allah'ın Resulü bana (ceza vermekte) acele etme. Ben sonradan Kureyş arasına katılmış bir kişi idim -yani ben onlarla antlaşmalı birisi idim, Kureyşli değildim demek istiyor.- Beraberinde bulunan muhacirlerin ise Mekke'de hanımlarını, mallarını koruyacak akrabaları vardı. Ben de onlarla nesep akrabalığın olmazsa dahi bu vesile ile onlara akrabalarımı koruyacaklarına sebep olacak bir iyilikte bulunmak istedim. Ben bu işi ne dinimden irtidad ettiğim için, ne de Müslüman olduktan sonra küfre razı olduğum için yapmış değilim. Resulullah sallalliıhu aleyhi ve sellem: Bu size doğru söylüyor, diye buyurdu. Fakat Ömer: Ey Allah'ın Resulü, bana müsaade et de bu münafığın boynunu vurayım, dedi. Allah Resulü: Ama o Bedir'de bulundu. Allah'ın Bedir'de bulunmuş olanlara muttali olup, dilediğinizi yapınız, size mağfiret buyurdum, dememiş olduğunu nereden bileceksin dedi. Bunun üzerine yüce Allah: "Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlan -kendilerine sevgi ile {haber} ulaştırarak ve onlar size gelmiş olan hakkı inkar etmişken- veliler edinmeyin ... Şüphesiz yolun ta ortasında sapmış olur. "[Mümtehine, 1] diye başlayan sureyi indirdi."
Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den rivayete göre İbn Abbas kendisine şunu haber vermiştir: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih gazvesini Ramazanda yaptı." (Zühri) dedi ki: Ben İbnu'l-Müseyyeb'i de bunun gibi derken dinledim. Ayrıca Ubeydullah b. Abdullah'ın da kendisine -yani ez-Zührı'ye- haber verdiğine göre İbn Abbas r.a. dedi ki: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (yolda) oruç tuttu. Nihayet Kudeyd ile Usfan arasındaki su olan el-Kedid'e varınca orucunu açtı ve ay bitene kadar oruç açmış haliyle devam ettL"
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ramazan ayında Medine'den çıktı ve onbin kişi vardı. Bu da Medine'ye gelişinden sekiz buçuk yıl sonra olmuştu. Beraberindeki Müslümanlarla Mekke'ye yürüdü. O da oruçluydu, onlar da oruçluydu. Nihayet -Usfan ile Kudeyd arasında bir su olan- el-Kedid'e ulaşınca, kendisi de orucunu açtı, onlar da oruç açtılar." Zühri dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uygulamaları […]
İbn Abbas dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ramazan ayında Huneyn'e gitmek üzere çıktı. İnsanlar ise farklı farklı halde idiler. Kimisi oruçlu idi, kimisi oruçlu değildi. O bineğine binince içinde süt ya da su bulunan bir kap getirilmesini emretti. Onu avucuna -yahut da bineğin üzerine- koydu. Sonra insanlara baktı: Bunun üzerine oruç açanlar oruç tutmuş olanlara, orucunuzu açınız dediler,"
İbn Abbas r.a.'tan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih yılı (Mekke'ye gitmek üzere) çıktL"
İbn Abbas dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ramazan ayında sefere çıktL Usfan'a varıncaya kadar oruç tuttu. Daha sonra içinde su bulunan bir kap getirilmesini istedi. İnsanlar kendisini görsün diye gündüzün su içti ve Mekke'ye varıncaya kadar oruç açmış haliyle devam etti'." (Tavus) İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etti: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferde hem oruç tutmuştur, hem oruç açmıştır. Buna göre isteyen oruç tutar, isteyen oruç açar," ,.
Hişam, babasından rivayetle dedi ki: "Fetih yılı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkınca durum Kureyş'e ulaştı. Bu sefer Ebu Süfyan b. Harb ile Hakım b. Hizam ve Budeyl b. Verka, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dair haberleri öğrenmek üzere çıktılar. Yola koyuldular ve nihayet Merru'z-Zahran denilen yere vardılar. Orada Arafafta (hacılar tarafından) yakılan ateşleri andıran ateşler gördüler. Ebu Süfyan: Bunlar da ne? Sanki Arafat'ta yakılan ateşleri andırıyor, dedi. Budeyl b. Verka: Bunlar Amr oğullarının ateşleridir, dedi. Ebu Süfyan: Amr (oğulları) bundan daha azdır, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nöbetçilerinden bir takım kimseler onları görüp arkalarından yetiştiler ve onları yakalayarak ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna getirdiler. Ebu Süfyan Müslüman oldu. Yola çıkınca (Allah Resulü) Abbas'a: Ebu Süfyan'ı dağ geçidinin daraldığı bir yerde alıkoy ki Müslümanları görsün, dedi. Abbas da onu orada alıkoydu. Kabileler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte geçmeye başladı. Ebu Süfyan'ın yanından birlikler teker teker geçiyordu. Bir birlik geçince: Ey Abbas, bunlar kim diye sordu. Bunlar Gıfarlılardır dedi. Gıfar'dan bana ne, diye cevap verdi. Daha sonra Cuheyneliler geçti, yine bunun gibisini söyledi. Arkasından Sa'd b. Huzeym geçti, daha önce söylediğini tekrarladı. Suleym geçti, önce dediğini tekrarladı. Nihayet benzerini görmediği bir birlik geçince, bunlar kim dedi. Abbas: Bunlar ensardır. Başlarında da elinde sancağı tutan Sa'd b. Ubade vardır dedi. Sa'd b. Ubade: Ey Ebu Süfyan, bugün savaş günüdür, bugün Kabe('de kan dökmek) helalolacaktır, dedi. Ebu Süfyan: Ey Abbas bugün helak olacağımız gündür desene, dedi. Sonra bir başka birlik geldi. Bu, birliklerin sayıca en az olanıydı. Aralarında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı da bulunuyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sancağı da Zubeyr b. el-Awam tarafından taşınıyordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Süfyan'ın yanından geçince: Sa'd b. Ubade'nin ne dediğini bilmiyor musun, diye sordu. Allah Resulü: Ne dedi diye sorunca, Ebu Süfyan şunları şunları söyledi, dedi. Allah Resulü: Sa'd doğru söylemiyor dedi. Aksine bugün Allah'ın Kabe'yi tazim edeceği bir gündür. Kabe'nin üstünün örtülerle kapatılacağı bir gündür." (Urve) dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sancağının el-Hacun'a dikilmesini emretti." Urve dedi ki: "Bana Nafi' b. Cubeyr b. Mut'im de haber vererek dedi ki:, elAbbas'ın, Zubeyr b. el-Awam'a şöyle dediğini dinledim: Ey Abdullah'ın babası, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sana sancağı tam buraya mı dikmeni emretti?" (Urve) dedi ki: "O gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Halid b. Velid'e Mekke'nin üst tarafından Keda'dan girmesini emretti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da Kuda'dan girdi. Halid b. Velid r.a.-'ın atlılarından o gün Hubeyş b. el-Eş'ar ile Kurz b. Cabir el-Fihri adında iki adam öldürüldü."
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeyd b. İsmâil Ebû Üsâme Hişâm babası
Muaviye b. Kurra dedi ki: "Abdullah b. Muğaffel'i şöyle derken dinledim: Ben Mekke'nin fethedildiği günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i devesi üzerinde fetih suresini okuyup, terci' yaparken gördüm. Ayrıca (Abdullah) dedi ki: Şayet insanlar etrafımda toplanmayacak olsalardı, onun terci' yaptığı gibi ben de terci' yapardım." Bu Hadis 4835,5034,5047 ve 7540 numara ile gelecektir.
Usame b. Zeyd'den rivayete göre o Mekke fethi sırasında şöyle demiştir: Ey Allah'ın Resulü yarın (Mekke'de) nerede konaklayacaksın? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Akil bize konaklayabileceğimiz bir ev bıraktı mı ki, diye buyurdu."
"Sonra da: mu'min kafire mirasçı olmaz, kafir de mu'minden miras almaz, diye buyurdu." Zühri'ye: Peki, Ebu Talib'e kim mirasçı oldu diye soruldu. Ona Akil ve Talib mirasçı oldu, dedi. Ma'mer de Zühri'den şöyle dediğini nakletmektedir: -Haecettiği sırada- yarın nerede konaklayacaksın (diye soruldu). Fakat (ravilerden) Yunus, haccettiği zamandan da, fetih zamanından da sözetmemiştir.
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İnşallah Allah fethi nasip ettiğinde konaklagacağımız yer, küfür üzere yeminleştikleri yer olan el-Hayf olacaktır."
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn'e gitmek isteyince şöyle buyurdu: Yarın inşallah konaklayacağımız yer, küfür üzere yeminleştikleri yer olan Kinane oğullarının Hayri olacaktır."
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih günü Mekke'ye başında miğfer bulunduğu halde girdi. Miğferi başından çıkarınca bir adam ona gelerek: İbn Hatal Kabe'nin örtülerine asılmış bulunuyor dedi. Allah Resulü: Onu öldür dedi." (Ravilerden) Malik dedi ki: "Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ya, görüşümüze göre o gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı değildi."
Rivayet zinciri: Buhârî Yahyâ b. Kaza'a Mâlik b. Enes İbn Şihâb (ez-Zührî) Enes b. Mâlik
Abdullah r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih günü Mekke'ye girdiğinde Beyt'in etrafında üçyüz altmış dikili put vardı. Elinde bulunan bir sopa ile o putları dürterken: Hak geldi, batıl da can çekişerek yok oldu. Hak geldi, batıl ise ne bir şeyi baştan var edebilir, ne de tekraren bir şeyi iade edebilir, diyordu."
İbn Abbas r.a. rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye gelince içinde putlar bulunduğu halde Beyt'e girmek istemedi. Emir vererek o putlar dışarı çıkartıldı. Beytin içinden İbrahim'in ve İsmail'in suretleri ellerinde falokları bulunduğu halde çıkartılınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah kahretsin onları! Onlar da biliyor ki her ikisi de asla bu fal oklarıyla kısmet aramamlşlardır. Daha sonra Beyt'in içine girdi, Beyt'in etrafında tekbir getirdi ve içinde namaz kılmaksızın dışarı çıktı."
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih günü bineği üzerinde arkasına Usame b. Zeyd'i bindirmiş olduğu halde Mekke'nin üst tarafından geldi. Onunla beraber Bilal ve yine onunla beraber Haciblerden Osman b. Talha da vardı. Nihayet mescidde (devesini) çöktürdü. (Osman'a) Beyt'in anahtarlarını getirmesini emretti. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde Usame b. Zeyd, Bilal ve Osman b. Talha bulunduğu halde (Beyt'e) girdi. Orada gündüzün uzun bir süre kaldıktan sonra çıktı. İnsanlar da birbirleriyle yarışırcasına ileri atıldılar. İçeriye ilk giren kişi Abdullah b. Ömer oldu. Bilal'in kapının arkasında ayakta durduğunu görünce ona: Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem nerede namaz kıldı, diye sordu. Bilal ona Allah Resulünün namaz kıldığı yeri işaret etti. Abdullah: Ona kaç rekat namaz kıldığını sormayı unuttum dedi."
Hişam b. Urve, babasından rivayete göre "Aişe r.anha'nın kendisine haber verdiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethi yılında Mekke'nin üst tarafındaki Keda denilen yerden girdi." Ebu Usame ve Vuheyb "Keda" lafzında ona (Hafs b. Meysere'ye) mutabaat etmişlerdir.
Hişam, babasından rivayetine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethi yılında Mekke'nin üst taraflarından Keda'dan girmiştir."
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeyd b. İsmâil Ebû Üsâme Hişâm babası
Amr b. Ebi Leyla dedi ki: "Ümmü Hani dışında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kuşluk namazını kılarken gördüğümü bize hiç kimse haber vermiş değildir. O, onun Mekke'nin fethedildiği günü evinde yıkandıktan sonra sekiz rekat namaz kıldığını söylemiştir ve şunları eklemiştir: Onun bu namazdan daha çabuk namaz kıldığını görmüş değilim. Bununla birlikte o rüku' ve süclidunu da eksiksiz yapardL"
Rivayet zinciri: Buhârî Ebü'l-Velîd Şu'be b. el-Haccâc Amr Abdurrahman b. Ebû Leylâ
Aişe r.anhas dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem rüku' ve sücudunda: سبحانك اللهم ربنا وبحمدك، اللهم اغفر لي 'Subhanekellahumme Rabbena ve bi hamdike Allahummağfirli' derdi. Meali: Allah'ım, Rabbimiz seni hamd ile tesbih ederiz. Allah'ım, bana mağfiret et.
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Ömer beni Bedir'e katılmış yaşlılarla birlikte (meclisine) sokuyordu. Onlardan birisi: Bu genç delikanlıyı -bizim onun gibi oğullarımız varken- ne diye bizimle birlikte (meclisine) sokuyorsun, dedi. Ömer: Bu sizin de bildiğiniz bir sebepten dolayıdır, dedi. Bir gün onları çağırdı. Beni de onlarla birlikte çağırdı. (İbn Abbas) dedi ki: Kanaatime göre o günde beni çağırmasının tek sebebi benim durumumu onlara göstermekti. Sizler "Allah'ın yardımı ve fethi geldiğinde insanların da Allah'ın dinine fevc fevc girdiklerini gördüğünde ... " -diye sureyi sonuna kadar okuduktan sonra- buyruğu hakkında ne dersiniz, diye sordu. Onlardan birisi: Bize yardım edilip, zafer nasip edildiği takdirde Allah'a hamdetmemiz, ondan mağfiret dilememiz emredildi, dedi. Bir başkaları: Bilemiyoruz dedi -ya da onlardan kimisi bir şey demedi-o Bunun üzerine (Ömer) bana: Ey İbn Abbas, sen de böyle mi diyorsun, diye sordu. Ben: Hayır, dedim. Peki, sen ne diyorsun dedi. Ben: Bu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ecelidir. Allah ecelini ona Allah'ın yardımı geldiği zaman diyerek (yaklaştığını) bildirmiş oldu dedim. Buradaki fetih ise Mekke'nin fethidir. Mekke'nin fethi onun ecelinin alameti idi. "Rabbini hamd ile tesbih et ve ondan mağfiret dile. Çünkü o tövbeleri pek çok kabul edendir." Ömer de: Ben de bunun hakkında senin bildiğinden başkasını bilmiyorum, dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî Ebü'n-Nu'mân Ebû Avâne Ebû Bişr Saîd b. Cübeyr İbn Abbâs
Ebu Şureyh el-Adevl'den rivayete göre o, Amr b. Said'e Mekke üzerine asker birlikleri gönderirken şöyle dedi: Ey emir, bana müsaade et de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mekke fethinin ertesi günü ayağa kalkıp söylediği sözleri sana nakledeyim. O bu sözlerini söylerken bu iki kulağı m onu işitmiş, kalbim o sözlerini bellemiş, gözlerim kendisini görmüştü: O Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: Şüphesiz Allah Mekke'yi haram kılmıştır. Fakat insanlar onun haram kılınmış olmasına riayet etmediler. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin Mekke'de bir kan dökmesi helal değildir. Mekke'nin bir ağacını koparamaz. Eğer herhangi bir kimse Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu şehirde savaşmış olduğunu ileri sürerek buna dair bir ruhsat olduğunu kabul edecek olursa ona deyiniz ki: Şüphesiz Allah, Resulüne izin verdiği halde size izin vermemiştir. Hem ona bir günün bir saatinde izin vermiştir. Artık dünkü haramlığı ne ise bugün de hürmeti aynı şekilde geri gelmiştir. Burada hazır olan, hazır olmayana bildirsin." Ebu Şureyh'e: Peki, Amr sana ne dedi, diye soruldu. Ebu Şureyh dedi ki: "Bana: Ey Ebu Şureyh, ben bunu senden daha iyi biliyorum dedi. Şüphesiz harem bölgesi bir isyankarı, bir kan davasıyla kaçmış olan birisini yahut da bir tahribat yaparak kaçmış olanı himaye etmez." Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: Tahribat'tan kasıt beliyedir.
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre "Mekke fethi yılında Mekke'de iken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle derken dinlemiştir: Şüphesiz Allah da, Resulü de içki alışverişini haram kılmıştır."
"Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte on gün ikamet ettik. (Bu sürede) hep namazı kısaıtarak kılardık."
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de 19 gün ikamet etti. (Dört rekatlı farzları) ikişer rekat olarak kılıyordu."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdân b. Muhammed Abdullah Âsım İkrime Mevlâ b. Abbâs İbn Abbâs
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir seferde ondokuz gün ikamet ettik, namazı hep kasrettik. Bizler de ondokuz güne kadar (ikamet ettiğimiz takdirde) hep kasr ile kılarız. Daha fazla ikamet edersek tamam kılanz."
Rivayet zinciri: Buhârî Ahmed b. Yûnus Ebû Şihâb Âsım İkrime Mevlâ b. Abbâs İbn Abbâs Akamnâ Ma'
İbn Şihab: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Fetih yılı yüzünü sıvazladığı kişi olan Abdullah b. Sa'lebe b. Suayr bana haber verdi. .. " dedi. Bu Hadis 6356 numara ile gelecektir.
Ma'mer, Zühri'den, o Süneyn Ebu Cemile'den haber verdi. (Zührl) : Biz İbnu'l-Müseyyeb ile birlikte iken (Ebu Cemile) bize haber verdi, dedi. Yine Zühri dedi ki: Ayrıca Ebu Cemile, fetih yılı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i yetişerek onunla birlikte çıktığını söylemiştir."
Amr b. Selime dedi ki: "(Eyyub dedi ki): Ebu Kılabe bana: Onunla (yani Amr b. Seleme ile) karşılaşıp da ona sormaz mısın? (Amr) dedi ki: Bizler insanların geçip gittiği bir yerde idik. Binekliler bizim yanımızdan geçer, biz de onlara insanların durumu nedir, bu adam neyin nesidir diye sorar, onlar da: Bu adam Allah'ın kendisine risalet verdiğini, Allah'ın kendisine vahyettiğini yahut da Allah'ın ona bunu vahyettiğini söylüyor, diyorlardı. Ben de o sözleri ezberliyordum. Sanki kalbime iyice yerleştiriliyordu. Araplar ise Müslüman olmayı geciktiriyor ve: Onu kavmiyle baş başa bırakınız, diyorlardı. Eğer onlara karşı muzaffer olursa o doğru sözlü bir nebi demektir. her bir kavim Müslüman olmak için elini çabuk tuttu. Benim babam da kavminden önce elini çabuk tutarak Müslüman oldu. Geri döndüğünde dedi ki: Allah'a yemin ederim, yanınıza gerçekten Nebi oIan birisinin yanından geIiyorum.• O (bize) dedi ki: Şu namazı şu vakitte klIınız, şu namazı şu vakitte klIınız. Namaz vakti girdiğinde biriniz ezan okusun, aranızda en çok Kur'an bileniniz de size imam oIsun. Benden daha çok Kur'an bilen kimse yoktu. Çünkü ben gidip geIen kafiIeIer iIe karşılaşıyordum. Bu sebepIe beni önIerine (imam oIarak) geçirdiler. O sırada da altı yahut yedi yaşındaydım. Üzerimde bir eIbise vardı. Fakat secdeye vardığımda kenarları düşüyor, üzerim açılıyordu. Kabileden (cemaate geIen) bir kadın: Şu Kur'an okuyucunuzun edep yerini görmeyelim diye örtmeycek misiniz, dedi. Bunun için bana bir gömIek biçtiler. O gömIeğe sevindiğim kadar hiçbir şey için sevinmiş değilim.
Aişe dedi ki: Utbe b. Ebi Vakkas kardeşi Sa'd'a, Zem'a'nın cariyesinin oğlunu almasını vasiyet etmiş ve: O benim oğlumdur demişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethi sırasında (Mekke'ye) gelince Sa'd b. Ebi Vakkas da Zem'a'nın cariyesinin oğlunu alıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirmişti. Onunla birlikte Zem'a'nın oğlu Abd da geldi. Sa'd b. Ebi Vakkas dedi ki: Bu benim kardeşimin oğludur. O bana bunun kendi oğlu olduğunu söylemişti. Zem'a'nın oğlu Abd da: Ey Allah'ın Resulü, bu benim kardeşimdir. Bu Zem'a'nın oğludur. Onun döşeğinde doğmuştur, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zem'a'nın cariyesinin oğluna bir baktı, onun Utbe b. Ebi Vakkas'a insanlar arasında en çok benzeyen birisi olduğunu gördü. Bunun üzerine Resulullah: O senindir ey Zem'a'nın oğlu Abd, o Zem'a'nın döşeği üzerinde doğduğundan ötürü senin kardeşindir, diye buyurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ayrıca: Ey Sevde, sen de bundan hicabın arkasına gir (ona görünme) diye buyurdu. Buna sebep ise Utbe t. Ebi Vakkas'a çokça benzediğini görmüş olmasıdır." İbn Şihab Aişe den rivayetle ResQlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söyledi: "Çocuk döşeğe aittir. Zina eden için de mahrumiyet ve zarar söz konusudur." İbn Şihab dedi ki: Ebu Hureyre bunu yüksek sesle söylüyordu.
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Leys b. Sa'd Yûnus b. Yezîd İbn Şihâb (ez-Zührî) Urve b. Zübeyr Âişe (Nebî'nin zevcesi)
Urve b. Zubeyr'den rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde fetih gazvesi sırasında bir kadın hırsızlık yaptı. Onun kavmi Usame b. Zeyd'e başvurdu, onun iltimasta bulunmasını istediler. Urve dedi ki: Usame o kadın hakkında onunla (Allah Resulü ile) konuşunca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünün rengi değişti ve: Allah'ın hadlerinden bir had hakkında mı benimle konuşuyorsun, dedi. Usame: Ey Allah'ın Resulü benim için mağfiret dile dedi. Öğleden sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hutbe ira d etmek üzere ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekilde övgülerde bulunduktan sonra dedi ki: İmdi, şunu bilin ki, sizden önce insanları helak eden şu olmuştur: Aralarından soylu bir kimse hırsızlık yaptı mı ona ilişmezlerdi. Fakat güçsüz bir kimse hırsızlık yaptı mı ona had uygularIardı. Muhammed'in nefsi elinde olana yemin ederim ki eğer Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık yapmış olsaydı andolsun onun elini dahi keserdim. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem emir vererek o kadının eli kesildi. Bundan sonra da güzel bir şekilde tövbesine bağlı kaldı ve evlendi. Aişe dedi ki: Daha sonra bu kadın yanıma gelir, ben de onun ihtiyacını (maruzatını) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sorardım."
Mücaşi dedi ki: "Mekke fethinden sonra kardeşimi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdüm. Ey Allah'ın Resulü, hicret üzere bey'at etmesi için kardeşimi sana getirdim, dedim. Allah Resulü şöyle buyurdu: Hicret ehli olanlar, hicrette bulunanları (sevabı) alıp gittiler, diye buyurdu. Ben: Peki, ne üzerine onunla bey'at edersin, diye sordum. Allah Resulü: İslam, iman ve cihad üzere onunla bey'atleşirim dedi. (Ravilerden Ebu Osman dedi ki): (Ayni, XVII, 291) Daha sonra -ikisinin de yaşça büyükleri olan- Mabed ile karşılaştım, ona (bunu) sordum da, Mücaşi' •doğru söylemiştir, dedi.
Mücaşi dedi ki: "Mekke fethinden sonra kardeşimi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdüm. Ey Allah'ın Resulü, hicret üzere bey'at etmesi için kardeşimi sana getirdim, dedim. Allah Resulü şöyle buyurdu: Hicret ehli olanlar, hicrette bulunanları (sevabı) alıp gittiler, diye buyurdu. Ben: Peki, ne üzerine onunla bey'at edersin, diye sordum. Allah Resulü: İslam, iman ve cihad üzere onunla bey'atleşirim dedi. (Ravilerden Ebu Osman dedi ki): (Ayni, XVII, 291) Daha sonra -ikisinin de yaşça büyükleri olan- Mabed ile karşılaştım, ona (bunu) sordum da, Mücaşi' •doğru söylemiştir, dedi.
Mücaşi' b. Mes'ud'dan "Ebu Mabed ile hicret üzere bey'atleşsin diye Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanınagittim. Şöyle buyurdu: Hicret, ehli olanlar için geçip gitmiştir. Ama ben İslam ve cihad üzere onunla bey'atleşeyim." (Ebu Osman dedi ki): Ebu Mabed ile karşılaştım, ona sordum. Mücaşi' doğru söylemiştir dedi." Halid de Ebu Osman'dan, o Mücaşi'den rivayetle dedi ki: O kardeşi Mücalid ile (Allah Resulünün huzuruna) gitti."
Mücaşi' b. Mes'ud'dan "Ebu Mabed ile hicret üzere bey'atleşsin diye Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanınagittim. Şöyle buyurdu: Hicret, ehli olanlar için geçip gitmiştir. Ama ben İslam ve cihad üzere onunla bey'atleşeyim." (Ebu Osman dedi ki): Ebu Mabed ile karşılaştım, ona sordum. Mücaşi' doğru söylemiştir dedi." Halid de Ebu Osman'dan, o Mücaşi'den rivayetle dedi ki: O kardeşi Mücalid ile (Allah Resulünün huzuruna) gitti."
Mücahid: "İbn Ömer r.a.'a: Ben Şam'a hicret etmek istiyorum dedim. O: Hicret yoktur. Fakat cihad vardır. Git, kendi durumunu gözden geçir. Eğer (uygun) bir halde olduğunu görürsen (gidersin), değilse dönersin, dedi."
Mücahid "İbn Ömer'e (Şam'a hicret etmek istiyorum) dedim: O da: Bugün -ya da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra- hicret yoktur dedi (ve hadisin) benzerini (zikretti.)"
Rivayet zinciri: Buhârî İbn Şümeyl Şu'be b. el-Haccâc Ebû Bişr Mücâhid
Abdullah b. Ömer r.a. o şöyle diyordu: "Fetihten sonra hicret yoktur."
Ata b. Ebi Rebah dedi ki: Ubeyd b. Umeyr ile birlikte Aişe'yi ziyarete gittim. (Ubeyd) ona hicrete dair sordu. O da dedi ki: Bugün hicret yoktur. mu'minierden her bir kimse fitneye maruz kalır korkusuyla dini ile Allah'a ve Resulüne kaçıyordu. Bugün ise Allah İslama üstünlük vermiştir. mu'min dilediği her yerde Rabbine ibadet edebilir. Fakat cihad ve niyet vardır."
Rivayet zinciri: Buhârî İshâk b. Yezîd Yahyâ b. Hamze Ebû Amr Evzâî Atâ b. Ebû Rebâh
Mücahid, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fetih günü ayağa kalkarak şöyle buyurduğunu söyledi: "Şüphesiz Allah gökleri ve yeri yarattığı gün Mekke'yi baram kılmıştır. Allah'ın haram kılmasıyla o kıyametgününe kadar haramdır. Benden önce hiçbir kimseye helal olmamıştır. Benden sonra da helal olmayacaktır. Bana da zamanın ancak kısa bir vakti dışında helal kılınmamıştır. Onun av hayvanları ürkütülmez, ağaçları kesilmez, otları yolunmaz, ilan etmek maksadıyla alan dışında yitiğini almak hela! değildir. Abbas b. Abdulmuttalib: Ey Allah'ın Resulü izhir otu müstesna dedi. Çünkü demireilerin ve evlerin yapımı için ona mutlak bir ihtiyaç vardır. Allah Resulü bir süre sustuktan sonra: İzhir müstesna, o(nu koparmak) helaldir diye buyurdu." Bu hadise dair açıklamalar hac bölümünde (1834 numara ile) geçmiş bulunmaktadır.
Rivayet zinciri: Buhârî İshâk Ebû Âsım İbn Cüreyc Hasan b. Müslim Mücâhid b. Cebr el-Mekkî
Yezid b. Harun: "Bize İsmail haberverdi, dedi ki: Ben İbn Ebi Evfa'nın elinde bir (kılıç) darbe(si izi) gördüm. Dedi ki: Huneyn günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bu darbeyi aldım. Ona: Sen Huneyn'e katıldın mı, diye sordum. O: Bundan öncesine de (şahit olmuşumdur), dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr Yezîd b. Hârûn İsmâil
Ebu İshak dedi ki: Bera' r.a.'ya' bir adam gelerek: Ey Ebu Umare sen de Huneyn günü geri kaçmış mıydın, diye sorarken ona şöyle dediğini dinlemişimdir: Bana gelince şahadet ederim ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem arkasını geri dönüp kaçmadı. Fakat aralarından aceleci olanlar çabucak geri çekildiler. Hevazinliler onlara ok yağdırdı. Ebu Süfyan b. el-Haris de onun (Nebiin) beyaz katırının yularlarını tutmuş olduğu halde (Allah Resulü) şöyle diyordu: "Ben şüphesiz gerçek Nebiim. Ben Abdulmuttalib'in oğlu(nun oğlu)yum."
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Kesîr Süfyân Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Ebu İshak: "Bera'ya benim de işittiğim bir halde: Huneyn günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte geri mi döndünüz, diye soruldu. O şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i soruyorsan asla! Onlar (Hevazinliler) iyi ok atan kimselerdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ben şüphe yok ki Nebiim. Ben Abdulmuttalib'in oğluyum, diye buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî Ebü'l-Velîd Şu'be b. el-Haccâc Ebû İshâk
Ebu İshak, Kayslılardan bir adam Bera'ya: Huneyn günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bırakıp kaçtınız mı, diye bir soru sorması üzerine, ona şöyle cevap verdiğini işitmiştir: "Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kaçmadı. Hevazinliler iyi ok atıyorlardı. Bizler onlara bir hamle yapınca geri çekildiler. Bu sefer biz de ganimet toplamaya koyulduk. Arkasından bize atılan oklarla karşılaştık. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i beyaz katırı üzerine gördüm. Ebu Süfyan b. Haris de yularından tutmuştu. Bu arada: Şüphesiz ben Nebiim, diyordu." (Ravilerden) İsrail ve Zuheyr: Nebi katınndan indi, dediler.
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Beşşâr Gunder Şu'be b. el-Haccâc Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Muhammed b. Şihab dedi ki: Urve b. Zubeyr'in dediğine göre Mervan ile Misver b. Mahreme kendisine şunu haber vermişlerdir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hevazin heyeti kendisine Müslümanlar olarak geldiklerinde ayağa kalkmış, kendisinden mallarını ve alınan esirlerinin geri verilmesini istemişlerdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da şöyle buyurmuştu: Benimle beraber gördüğünüz kimseler de vardır. Benim en sevdiğim söz de doğru olanıdır. Şu iki şeyden birisini seçiniz ya esirlerinizi ya da mallarınızı. Çünkü ben size süre tanımış bulunuyorum. -Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taiften döndükten sonra onlara on küsur gece mühlet vermişti.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine ancak iki şeyden birisini geri vereceğini açıkça anlayınca bizler esirlerimizi tercih ediyoruz, dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlara hitap etmek üzere ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekilde övgülerde bulundu, sonra şöyle buyurdu: İmdi şüphesiz kardeşleriniz bize tevbe edenler olarak geldiler. Ben de onlara esirlerini geri vermeyi uygun gördüm. Aranızdan bunu gönül hoşluğuyla yapmak isteyen yapıversin. Fakat aranızdan hakkını elinde tutmak isteyenler de yüce Allah'ın bize ihsan edeceği ilk fey"den (ganimetten) ona vermemizi beklemek şartıyla yapıversin. Herkes: Ey Allah'ın Resulü, biz bunu gönül hoşluğuyla verdik, dedi. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bizler bu hususta aranızda kimlerin izin verdiğini, kimin vermediğini bilemiyoruz. Bunun için geri dönün de arifleriniz sizin kanaatlerinizi bize bildirsinIer. İnsanlar geri döndü, arifleri de onlarla konuştu. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dönerek gönül hoşluğuyla kabul ettiklerini ve izin verdiklerini ona haber verdiler. İşte Hevazinlilerden alınan esirler ile ilgili olarak bana ulaşan budur."
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Saîd b. Ufeyr Leys b. Sa'd Ukayl b. Hâlid İbn Şihâb (ez-Zührî)
Muhammed b. Şihab dedi ki: Urve b. Zubeyr'in dediğine göre Mervan ile Misver b. Mahreme kendisine şunu haber vermişlerdir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hevazin heyeti kendisine Müslümanlar olarak geldiklerinde ayağa kalkmış, kendisinden mallarını ve alınan esirlerinin geri verilmesini istemişlerdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da şöyle buyurmuştu: Benimle beraber gördüğünüz kimseler de vardır. Benim en sevdiğim söz de doğru olanıdır. Şu iki şeyden birisini seçiniz ya esirlerinizi ya da mallarınızı. Çünkü ben size süre tanımış bulunuyorum. -Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taiften döndükten sonra onlara on küsur gece mühlet vermişti.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine ancak iki şeyden birisini geri vereceğini açıkça anlayınca bizler esirlerimizi tercih ediyoruz, dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlara hitap etmek üzere ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekilde övgülerde bulundu, sonra şöyle buyurdu: İmdi şüphesiz kardeşleriniz bize tevbe edenler olarak geldiler. Ben de onlara esirlerini geri vermeyi uygun gördüm. Aranızdan bunu gönül hoşluğuyla yapmak isteyen yapıversin. Fakat aranızdan hakkını elinde tutmak isteyenler de yüce Allah'ın bize ihsan edeceği ilk fey"den (ganimetten) ona vermemizi beklemek şartıyla yapıversin. Herkes: Ey Allah'ın Resulü, biz bunu gönül hoşluğuyla verdik, dedi. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bizler bu hususta aranızda kimlerin izin verdiğini, kimin vermediğini bilemiyoruz. Bunun için geri dönün de arifleriniz sizin kanaatlerinizi bize bildirsinIer. İnsanlar geri döndü, arifleri de onlarla konuştu. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dönerek gönül hoşluğuyla kabul ettiklerini ve izin verdiklerini ona haber verdiler. İşte Hevazinlilerden alınan esirler ile ilgili olarak bana ulaşan budur."
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Saîd b. Ufeyr Leys b. Sa'd Ukayl b. Hâlid İbn Şihâb (ez-Zührî)
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Huneyn'den geri döndüğümüzde Ömer Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e cahiliye döneminde iken yapmış olduğu bir itikaf adağı hakkında soru sordu. Allah Resulü de ona o adağını yerine getirmesini emretti."
Ebu Katade dedi ki: "Huneyn yılı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte (sefere) çıktık. Düşman ile karşılaş tığımızda Müslümanlar bir ileri bir geri gitti. Müşriklerden bir adamın Müslümanlardan birisinin tepesine çıkmış olduğunu gördüm. Ben de arkasından omzunun üzerine kılıçla bir darbe indirdim. Zırhını kopardım. Üzerime gelerek beni öyle bir kucakladı ki, ondan ölümün kokusunu aldım. Fakat sonra ona ölüm yetişince beni bıraktı. Ömer'e yetişerek: İnsanlara ne oluyor, dedim. O, yüce Allah'ın emri dedi. Sonra (kaçışanlar) geri döndüler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da oturup şöyle buyurdu: Kim ona dair bir delili bulunduğu halde birisini öldürmüş ise onun selebi ona aittir. Bunun üzerine ben kalkıp: Benim lehime Kim şahitIik eder dedim, sonra oturdum. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yine bir önceki sözünü tekrarladı. Yine ayağa kalktım. Allah Resulü: Neyin var, ey Ebu Katade dedi. Ben de ona durumu haber verdim. Bir adam: O doğru söylüyor, onun selebi bende bulunuyor. Benim yerim e onu sen razı et, dedi. Bu sefer Ebu Bekr: Allah'a yemin olsun böyle bir şeyolmaz, dedi. Allah'ın arslanlarından bir arslan kalkacak, Allah ve Resulü için savaşacak ve (öldürdüğü kimsenin) selebini de sana verecek. (Böyle bir şeyolmaz.) Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Doğru söylüyor, selebini ona ver dedi, o da bana selebimi. verdi. Onun karşılığında Selime oğullarından bir bahçe satın aldım. Şüphesiz o benim Müslüman olarak edindiğim ilk mal olmuştu."
Ebu Katade'nin azadlısı Ebu Muhammed'den rivayete göre Ebu Katade dedi ki: "Huneyn gününde Müslümanlardan bir adamın müşriklerden bir adam ile savaşmakta olduğunu gördüm. Müşriklerden bir başkasının ise arkasından o müslümanı öldürmek üzere ona tuzak kurmaya çalıştığını gördüm. Ben onu tuzağa düşürmek isteyenin üzerine hızlıca gittim. Bana darbe indirmek üzere elini kaldırınca ben de eline kılıcımı indirdim ve elini kopardım. Daha sonra beni yakalayıp öyle bir kucakladı ki korkuya kapıldım. Sonra diz üstü çöktü ve çözülüp gevşeineye başladı. Üzerimden onu ittikten sonra öldürdüm. Müslümanlar geri kaçınca ben de onlarla birlikte geri kaçtım. Diğer Müslümanlarla birlikte Ömer b. el-Hattab'ı da gördüm. Ona: İnsanlann bu hali nedir diye sordum. O: Allah'ın emri dedi. Daha sonra herkes Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geri döndü. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Her kim birisini öldürdüğüne dair bir delil ortaya koyacak olursa o öldürdüğün ün selebi ona aittir, diye buyurdu. Ben de öldürdüğüm o kişiye dair bir delil aramak amacıyla ayağa kalktım. Bana şahitlik edecek kimseyi görmeyince oturdum. Sonra içimden onu söylemek geldi, ben de durumunu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattım. Yanımda oturanlardan bir adam: Onun sözünü ettiği o maktulün silahı benim yanımda bulunuyor. Ona karşılık benim yerim e sen onu razı et, dei. Ebu Bekr: Asla! Allah ve Resulü uğrunda çarpışan Allah'ın arslanndan bir arslanı bırakıp da Kureyş'ten zayıf, güçsüz birisine onu vermeyecektir, dedi. (Ebu Katade) dedi ki: Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalktı ve onu bana verdi. Ben de onun bedelinden bir bahçe satın aldım. Benim İslam'da edindiğim ilk mal o oldu."
Ebu Musa r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn'deki işlerini bitirince Ebu Amir'i bir orduya kumandan tayin ederek Evtaslıların üzerine gönderdi. (Ebu Amir) Dureyd b. es-Sımme ile karşılaştı. Dureyd öldürüldü ve Allah onunla beraber olanları da bozguna uğrattı. Ebu Musa dedi ki: Beni de Ebu Amir ile birlikte göndermişti. Ebu Amir'e diz kapağına isabet eden bir ok atıldı. Cuşemli birisi ona bir ok atmış ve o oku diz kapağına isabet ettirmişti. Ben onun yanına giderek: Amca, sana kim ok attı, dedim. Ebu Musa'ya işaret ederek: İşte şu benim katilimdir, bana ok atan odur, dedi. Ben de onun üzerine gittim ve ona yetiştim. Beni görünce geri dönüp kaçtı. Arkasından gittim ve ona: Yerinde durup sebat göstermemekten utanmıyor musun deyince, kaçmayı bıraktı. Karşılıklı olarak birbirimize iki (şer) darbe indirdik ve ben onu öldürdüm. Daha sonra Ebu Amir'e: Allah sana ok atan adamı katletti dedim. Ebu Amir: Bu oku çek çıkar dedi. Oku çekip çıkarınca yerinden su boşaldı. Kardeşimin oğlu, benden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam götür ve ona: Bana mağfiret dilemesini söyle, dedi. Ebu Amir de beni yerine askerlere kumandan tayin etti. Kısa bir süre kaldıktan sonra vefat etti. Geri dönüp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanesinde huzuruna girdim. Resulullah hasırdan örülmüş ve üzerine ince bir döşek serilmiş bir taht üzerinde yatıyordu. Bununla birlikte tahtın üzerindeki has ır yanlarında ve sırtında iz bırakmıştl. Ben de ona bizim ve Ebu Amir'in durumu ile ilgili haberleri bildirdim. Ebu Amir'in: Ona bana mağfiret dilemesini söyle, dediğini naklettim. (Allah Resulü) su getirilmesini istedi ve abdest aldı. Sonra ellerini. kaldırarak: Allah'ım, Ebu Amir kulcağıza mağfiret et, dedi ve ben (ellerini yukarıya çokça kaldırdığından) koltuk altlarının beyazını gördüm. Sonra şöyle buyurdu: AlIah'lm kıyamet gününde onu yaratmış olduğun insanların bir çoğunun üstüne çıkar. Ben de: Benim için de mağfiret dile, dedim. Bunun üzerine: Allah'ım, Abdullah b. Kays'ın günahlarını mağfiret et. Kıyamet gününde de onu oldukça üstün ve şerefli bir makama yerleştir, diye buyurdu." Ebu Burde dedi ki: "Onların (mağfiret dileklerinin) biri Ebu Amir'e, diğeri ise Ebu Musa'ya yapıldı."
Ümmü Seleme r.a.'dan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim bulunduğum yere geldi. Yanımda hunsa birisi vardı. O hunsa kişinin Abdullah b. Ebi Umeyye'ye şunları söylediğini işittim: Ey Abdullah, yarın Allah size Taifi fethetmeyi nasip edecek olursa, sen Gaylan'ın kızını ele geçirmeye bak. Çünkü o gelince (şişmanlıktan) dört (büklüm) ile gelir, giderken (sağ ve sollarında dörder büklüm olmak üzere) sekiz (büklüm) ile gider. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bunlar siz kadınların huzuruna asla girmemeli, diye buyurdu." İbn Uyeyne dedi ki: İbn Cureyc dedi ki: Sözü edilen hunsa kişi Hit diye bilinir. Hişam'dan da böylece rivayet edilmiş olup, ayrıca şu fazlalığı da zikretmiştir: "O gün Taifi muhasara etmekte idi." Bu Hadis 5235 ve 5887 numara ile gelecektir.
Abdullah b. Ömer dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taifi muhasara ettiği halde onlardan yenildiklerine dair kendisine bir haber ulaşmayınca: İnşailah yarın geri dönüyoruz, -(Ravi) bir seferinde de: Geri döneceğiz, demiştirdemişti. Bu ashaba ağır geldi ve: Taifi fethetmeden mi geri gideceğiz? dediler. Allah Resulü (ertesi gün): Haydi sabah erkenden savaşa gidiniz, diye buyurdu. Onlar da sabahleyin gittiler. Fakat pek çok kimse yara aldı. Bunun üzerine: İnşailah yarın geri dönüyoruz, diye buyurdu. Bu sefer bu hoşlarına gitti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de (buna) güldü." Süfyan bir keresinde de: "Tebessüm etti" demiştir. Bu Hadis 6086 ve 7480 numara ile gelecektir.
Asım dedi ki: Ebu Osman'ı şöyle derken dinledim: "Ben Sa'd'i -ki o Allah yolunda ok atan ilk kişidir- ve Ebu Bekre'yi -o da Taif kalesinden bir kaç kişi ile birlikte aşağıya inmiş ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelmişti- şöyle derken dinledim: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledik: Her kim bilerek babasından başka birisinden olduğunu iddia ederse cennet ona haramdır." Asım da: "Dedim ki: Senin önünde (sana bu hadisi rivayet etmek suretiyle) iki adam şehadette bulunmuşlardır ki bu ikisinin şahitliği sana yeter. O da: Evet, onlardan birisi Allah yolunda ok atan ilk kişidir, diğeri ise Taiften inen yirmi iki kişinin yirmi üçüncüsüdür, dedi. " 4326 nolu hadis ileride 6776 numara ile 4327 nolu hadiste 6767 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Beşşâr Gunder Şu'be b. el-Haccâc Âsım Ebû Osman Sa'd
Asım dedi ki: Ebu Osman'ı şöyle derken dinledim: "Ben Sa'd'i -ki o Allah yolunda ok atan ilk kişidir- ve Ebu Bekre'yi -o da Taif kalesinden bir kaç kişi ile birlikte aşağıya inmiş ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelmişti- şöyle derken dinledim: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledik: Her kim bilerek babasından başka birisinden olduğunu iddia ederse cennet ona haramdır." Asım da: "Dedim ki: Senin önünde (sana bu hadisi rivayet etmek suretiyle) iki adam şehadette bulunmuşlardır ki bu ikisinin şahitliği sana yeter. O da: Evet, onlardan birisi Allah yolunda ok atan ilk kişidir, diğeri ise Taiften inen yirmi iki kişinin yirmi üçüncüsüdür, dedi. " 4326 nolu hadis ileride 6776 numara ile 4327 nolu hadiste 6767 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Beşşâr Gunder Şu'be b. el-Haccâc Âsım Ebû Osman Sa'd
Ebu Musa r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke ile Medine arasında Ci'rane'de konaklamış iken yanında idim. Beraberinde Bilal vardı. Bir bedevi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Bana vermiş olduğun sözü yerine getirmeyecek misin, dedi. Allah Resulü ona: Sana müjde olsun, dedi. Bedevi: Bana çokça sana müjde olsun dedin, dedi. Ebu Musa ile Bilal'e kızgın gibi baktı ve: Bu kişi müjdeyi kabul etmedi. Haydi siz ikiniz bunu kabul ediniz, buyurdu. Her ikisi de: Kabul ettik dediler. Daha sonra içinde su bulunan bir kap getirilmesini istedi. O kapta ellerini ve yüzünü yıkadı ve ağzındaki suyu ona boşalttıktan sonra: Bundan içiniz, içindeki sudan yüzlerinize, gerdanlarınıza boşaltınız ve her ikinize de müjde olsun, diye buyurdu. İkisi de o kabı aldılar ve (Allah Resulünün emrettiğini) yaptılar. Ümmü Seleme perde arkasından: Annenize de bir miktar bırakınız, dedi. Onlar da Ümmü Seleme'ye o sudan bir miktar artırdılar."
Safvan b. Ya'la b. Umeyye'den rivayete göre (Ya'la) şöyle derdi: Keşke Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e vahiy nazil olurken onu görebilsem. (Ya'la) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ci'rane'de bulunuyorken üzerinde onunla birlikte ashabından bir takım kimselerin de gölgesi altında sığındığı bir elbise vardı. Bu sırada koku sürünmüş ve üzerinde bir cübbe bulunan bir bedevi yanına gelerek: Ey Allah'ın Resulü, koku sürundükten sonra bir cübbe giyinerek ihrama umre niyetiyle giren bir adam hakkındaki görüşün nedir, dedi. Ömer eliyle Ya'la'ya: Gel diye işaret etti. Ya'la geldi ve başını soktu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünün kızarmış olduğunu, biraz da hırıltı çıkarmakta olduğunu gördü. Bu halde bir süre kaldıktan sonra o hali geçince: Bana az önce umreye dair soru soran kişi nerede, diye sordu. O adam aranıp bulundu, huzuruna getirildikten sonra ona: Sürünmüş olduğun kokuyu üç umrede yap, diye buyurdu."
Abdullah b. Zeyd b. Asım dedi ki: "Allah, Resulüne Huneyn günü fey' (ganimet) nasip edince (ganimetieri) insanlar arasındaki müellefetu'l-kulub arasında paylaştırdı. Ensara hiçbir şey vermedi. Diğerlerine isabet eden pay kendilerine de isabet etmediğinden ötürü içten içe rahatsız olmuş gibi idiler. Onlara hutbe irad ederek: Ey ensar topluluğu! Ben sizi yolunuzu şaşırmış bulup da benim sayemde Allah sizi hidayete iletmedi mi? Sizler tefrika içinde iken benimle Allah sizi bir araya getirmedi mi? Fakir iken benimle Allah sizi zengin kılmadı mı, dedi. Allah Resulü her bir şey dedikçe, onlar: Allah'ın ve Resulünün lütuftan daha çoktur, diyorlardı. Allah Resulü: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e cevap vermenize engelolan ne, diye sordu. -(Abdullah b. Zeyd) dedi ki: O bir şey dedikçe onlar Allah ve Resulünün lutfu daha çoktur, diyorlardı.- Şöyle buyurdu: Dileseydiniz şöyle diyebilirdiniz: Sen bize şu şu halde geldin. (Şimdi söyleyin) insanlar koyunları ve develeri alıp giderken sizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte evlerinize geri dönmeye razı değil misiniz? Eğer hicret olmasaydı, andolsun ensardan bir kişi olurdum. Eğer bütün insanlar bir vadiden ya da bir dağ yolundan gidecek olsalar şüphesiz ben de ensarın gittiği vadiden ve dağ yolundan giderdim. Ensar doğrudan vücudun üstüne giyilen elbisedir, diğer insanlar ise onun üstüne giyilenlerdir. Şüphesiz sizler benden sonra (sizlere) başkalarının tercih edildiğini göreceksiniz. Havz üzerinde benimle karşılaşıncaya kadar sabrediniz. " Bu Hadis 7245 numara ile gelecektir.
Zühri dedi ki: Bana Enes b. Malik r.a. haber vererek dedi ki: "Yüce Allah, Resulüne Hevazinlilerin mallarını fey' olarak verip, o da bazı kimselere yüz deveyi vermeye başlayınca ensardan bazıları: Allah Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e mağfiret et. Kılıçlarımızdan kanları damlıyorken Kureyş'e (bunca mal) veriyor da bizi bırakıyor, dedi. Enes dedi ki: Onların söyledikleri bu sözler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aktarılınca ensara haber gönderdi. Onları deriden yapılmış bir çadırda topladı. Beraberlerinde onlardan olmayan kimseyi de çağırmadı. Ensar bir araya gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalkarak şöyle buyurdu: Söylediniz diye hakkınızda bana nakledilen sözler ne oluyor? Ensardan derin bilgi sahibi olanlar: Ey Allah'ın Resulü, bizim ileri gelenlerimiz hiçbir şey söylemiş değildir. Fakat aramızdan yaşı genç bazı kimseler: Allah Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e mağfiret etsin, onların kanları kılıçlarımızdan damlıyorken Kureyş'e veriyor da, bizi bırakıyor demişler, dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şüphesiz ben küfürden henüz yeni dönmüş bir takım kimselere kalplerini ısındırmak için bir şeyler veriyorum. Diğer insanların mal alıp giderken sizler evlerinize Nebi s.a.v. ile birlikte gitmeye razı olmaz mısınız? Allah'a yemin ederim, sizin beraberinizde alıp gittiğiniz onların beraberlerinde alıp gittiklerinden daha hayırlıdır. Ensar: Ey Allah'ın Resulü, biz buna razı olduk deyince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle dedi: Pek yakında başkalarının size oldukça ileri derecede tercih edildiğini göreceksiniz. Allah'a ve Resulüne Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kavuşuncaya kadar sabrediniz. Ben Havz'ın başında olacağım. Enes dedi ki: Fakat sabretmediler."
Enes dedi ki: "Mekke fethedildiği günde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Kureyşliler arasında bazı ganimetIeri paylaştırdı. Ensar öfkelendi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Diğer insanların dünyalık alıp giderken sizler Resulullah saIlaIl&hu aleyhi ve sellem ile birlikte gitmeye razı değil misiniz? Onlar: Razıyız, deyince: Sair insanlar bir vadiden yahut bir dağ yolundan geçecek olsa şüphesiz ben ensarın gittikleri vadiden yahut onların dağ yolundan giderim, buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî Süleymân b. Harb Şu'be b. el-Haccâc Ebü't-Teyyâh Enes b. Mâlik
Enes r.a. dedi ki: "Huneyn gününde Hevazinliler (Müslümanlarla) karşılaştılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte onbin asker ve aynıca tulaka bulunuyordu. Fakat gerisin geri döndüler. Allah Resulü: Ey ensar topluluğu, diye seslendi. Onlar: Buyur ey Allah'ın Resulü, emrine hazırız, buyur biz senin huzurunda bulunuyoruz deyince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bineğinden indi ve: Ben Allah'ın kulu ve Resulüyüm, dedi. Müşrikler bozguna uğrayıp geri çekildi. Tulaka'ya ve muhacirlere (ganimetIerden) verdiği halde ensara hiçbir şey vermedi. Bu sebeple onlar (ileri geri sözler) söylediler. Bunun üzerine onları çağırdı ve bir çadıra alarak dedi ki: Sair insanlar koyunlar ve develerle çekip giderken siz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gitmeye razı olmaz mısınız? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sonra şöyle buyurdu: Eğer sair insanlar bir vadiden gitse, ensar da bir dağ yolundan gitse hiç şüphesiz ensarın gittiği dağ yolunu tercih ederim."
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan bir takım insanları toplayarak şöyle buyurdu: Kureyş henüz cahiliyeden yeni kurtuldu ve kısa bir süre önce bir musibete uğradı. Ben de onların kırılan gönüllerini onarmak ve kalplerini ısındırmak istedim. Sair insanlar dünyalık ile geri dönerken siz Resulullah sallallahu aleyhi ve selle m ile birlikte evlerinize dönmeye razı değil misiniz? Onlar: Razıyız deyince, şöyle buyurdu: Sair insanlar bir vadiden gitse, ensar ise bir dağ yolundan gitse şüphesiz ben ensarın gittiği vadiyi ya da dağ yolunu tercih eder,ordan giderim."
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Huneyn gününde Hevazinliler, Gatafanlılar ve başkaları davarlarıyla ve çoluk çocuklarıyla birlikte geldiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber de onbin kişi ve tulakadan bazıları vardı. Allah Resulünü bırakıp geri kaçtılar ve nihayet tek başına kaldı. İşte o gün birini diğerine karıştırmaksızın iki defa nida ederek: Sağına dönerek: Ey ensar topluluğu diye seslendi. Onlar: Buyur ey Allah'ın Resulü! Müjde olsun sana, biz seninle beraberiz dediler. Daha sonra soluna dönerek: Ey ensar topluluğu, diye seslendi, onlar: Buyur ey Allah'ın Resulü, müjde olsun sana biz seninle beraberiz, dediler. Allah Resulü beyaz katırı üzerinde idi. Bineğinden inerek: Ben Allah'ın kulu ve Resulüyüm dedi. Müşrikler bozguna uğrayıp geri çekildi. O gün çok miktarda ganimet aldı. Ganimetieri muhacirlerle, tulaka arasında paylaştırdığı halde ensara hiçbir şey vermedi. Bundan dolayı ensar dedi ki: Zorlu ve sıkıntılı bir iş olursa biz çağınlınz. Fakat ganimetler bizden başkalarına verilir. Bu sözler ona ulaşınca onları bir çadırda toplayıp şöyle buyurdu: Ey ensar topluluğu, sizden bana ulaşan sözler ne oluyor? Ensar sustu. Ey ensar topluluğu, diye buyurdu. İnsanlar dünyalığ! alıp giderken sizler Resulullah sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte onu alıp evlerinize gitmeye razı değil misiniz? Onlar: RazıylZ deyince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sa ir insanlar bir vadiden gitseler, ensar ise bir dağ yolundan gitse elbette ki ben ensarın gittiği dağ yolundan giderim." Hişam dedi ki: "(Ben Enes radıyallahu an he hitaben:) Ey Ebu Hamza, dedim ve sen bu olaya tanık oldun mu? O: Ben nasıl bu olayda hazır olmayabilirdim ki, dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî Kabîsa b. Ukbe İbn Uyeyne Süleymân A'meş Ebû Vâil Abdullah b. Mes'ûd
Abdullah (b. Mes'ud) dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn (ganimetini) paylaştırınca ensardan bir adam: Bununla Allah'ın rızasını murad etmedi, dedi. Ben de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip ona (bunu) haber verdim. Yüzü değişti, sonra: Allah'ın rahmeti Musa'nın üzerine olsun. Andolsun ona bundan daha çok eziyet edildiği halde sabretmişti, dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd Cerîr b. Abdülhamîd Mansûr Ebû Vâil Abdullah b. Mes'ûd
Abdullah (b. Mes'ud) r.a. dedi ki: "Huneyn gününde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bazı kimseleri tercih etti. (Kimisine) yüz deve verdi, Uyeyne'ye de o kadar verdi. Bir takım kimselere de (çok miktarda) verdi. Bir adam: Bu paylaştırma ile Allah'ın rızası gözetilmemiştir, dedi. Ben: Andolsun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haber vereceğim, dedim. Allah Resulü şöyle buyurdu: Allah'ın rahmeti Musa'nın üzerine olsun, ona bundan daha çok eziyet edildiği halde sabretmişti."
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Beşşâr Muâz b. Muâz İbn Avn Hişâm b. Zeyd Enes b. Mâlik
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necid tarafına bir seriye (askeri birlik) gönderdi. Ben de o seriyede bulunuyordum. Bize düşen paylarımız onikişer deveyi buldu, ayrıca her birimize birer deve de nefil olarak verildi. Böylece onüçer deve ile geri dönmüş olduk."
Salim, babasından rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Halid b. Velid'i Cezime oğullarına gönderdi. Onları İslama davet etti. Fakat onlar: Eslemna: Teslim olduklMüslüman olduk, demeyi güzel bir şekilde beceremediler. Bu sebeple: Saba'na (dinimizi terk ettik) demeye koyuldular. Halid b. elVelid de onlardan kimisini öldürmeye, kimisini esir almaya koyuldu. Bizden her birisine de esirini teslim etti. Nihayet bir gün Halid bizden her bir adamın esirini öldürmesini emretti. Ben: Allah'a yemin ederim kendi esirimi öldürmeyeceğim. Arkadaşlarımdan hiçbir kimse de kendi esirini öldürmeyecek, dedim. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardık. Olanı ona anlattık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ellerini kaldırarak iki defa: arzediyorum, diye buyurdu." Bu Hadis 7189 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Mahmûd b. Gaylen Abdürrezzâk b. Hemmâm Ma'mer b. Râşid
Ali r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seriye gönderdi. Ona ensardan birisini kumandan tayin etti ve onlara ona itaat etmelerini emretti. (Bir sebeple) kızıp: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem size bana itaat etmenizi emretmemiş miydi deyince, onlar: Evet diye cevap verdiler. Kumandanları: O halde bana odun toplayınız, dedi. Onlar da odun topladılar. Haydi bir ateş yakınız, dedi. Ateş yaktılar. Sonra: Bu ateşe giriniz dedi. Girmek istediler ama biri diğerini tutarak: Bizler ancak ateşten kurtulmak için Nebie kaçtık, demeye koyuldular. Nihayet ateş de dindi, kumandanlarının da öfkesi dindi. Durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca: Eğer o ateşe girmiş olsalardı, kıyamet gününe kadar ondan çıkamazlardı. İtaat maruftadır, diye buyurdu. Bu Hadis 7145 ve 7257 numara ile gelecektir.
Ebu Burde dedi ki: "Resulullah sallallilhu aleyhi ve sellem Ebu Musa ile Muaz b. Cebel'i Yemen'e gönderdi. (Ebu Burde) dedi ki: Onların her birisini ayrı bir bölgeye gönderdi. (Ebu Burde devamla) dedi ki: Yemen ise iki ayrı bölgedir. Daha sonra (Allah Resulü) şöyle buyurdu: Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Akabinde onların her biri işinin başına gitti. Onlardan her biri kendi bölgesinde dolaşırken arkadaşına yaklaştı mı onunla dostluğun u yenilemek üzere gider ona selam verirdi. Muaz bir sefer kendi bölgesinde dolaşıp, arkadaşı Ebu Musa'ya yaklaşınca katırı üzerinde onun yanına geldi. Onu oturmuş etrafında da insanlar toplanmış olduğu halde gördü. Yanında da elleri boynuna bağlanmış bir adam duruyordu. Bu sebeple Muaz ona: Ey Abdullah b. Kays, bu ne diye sordu. Ebu Musa: Bu daha önce Müslüman iken kafir olmuş bir adamdır, dedi. Muaz: Öldürülmedikçe bineğimden inmem dedi. Ebu Musa: Onun buraya getiriliş sebebi de budur, haydi in deyince, Muaz: Hayır, öldürülmedikçe inmem dedi. Ebu Musa emir vererek öldürüldü. Sonra Muaz inerek: Ey Abdullah sen Kur'2m'l nasılokursun diye sordu. Ebu Musa: Onu zaman zaman değışik aralıklarda kısım kısım okurum, dedi. Sonra Ebu Musa: Peki ey Muaz ya sen nasılokursun, diye sordu, Muaz: Gecenin ilk saatlerinde uyurum. Sonra uykumun bir kısmını almış olarak kalkarım. Allah'ın bana takdir buyurmuş olduğu kadarını okurum. Ben ayakta duruşumun mükafatını ümit ettiğim gibi uyku halimin mükafatını da ümit ederim, dedi." Bu Hadis 4345 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri: Buhârî Mûsâ Ebû Avâne Abdülmelik b. Umeyr Ebû Bürde
Ebu Burde dedi ki: "Resulullah sallallilhu aleyhi ve sellem Ebu Musa ile Muaz b. Cebel'i Yemen'e gönderdi. (Ebu Burde) dedi ki: Onların her birisini ayrı bir bölgeye gönderdi. (Ebu Burde devamla) dedi ki: Yemen ise iki ayrı bölgedir. Daha sonra (Allah Resulü) şöyle buyurdu: Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Akabinde onların her biri işinin başına gitti. Onlardan her biri kendi bölgesinde dolaşırken arkadaşına yaklaştı mı onunla dostluğun u yenilemek üzere gider ona selam verirdi. Muaz bir sefer kendi bölgesinde dolaşıp, arkadaşı Ebu Musa'ya yaklaşınca katırı üzerinde onun yanına geldi. Onu oturmuş etrafında da insanlar toplanmış olduğu halde gördü. Yanında da elleri boynuna bağlanmış bir adam duruyordu. Bu sebeple Muaz ona: Ey Abdullah b. Kays, bu ne diye sordu. Ebu Musa: Bu daha önce Müslüman iken kafir olmuş bir adamdır, dedi. Muaz: Öldürülmedikçe bineğimden inmem dedi. Ebu Musa: Onun buraya getiriliş sebebi de budur, haydi in deyince, Muaz: Hayır, öldürülmedikçe inmem dedi. Ebu Musa emir vererek öldürüldü. Sonra Muaz inerek: Ey Abdullah sen Kur'2m'l nasılokursun diye sordu. Ebu Musa: Onu zaman zaman değışik aralıklarda kısım kısım okurum, dedi. Sonra Ebu Musa: Peki ey Muaz ya sen nasılokursun, diye sordu, Muaz: Gecenin ilk saatlerinde uyurum. Sonra uykumun bir kısmını almış olarak kalkarım. Allah'ın bana takdir buyurmuş olduğu kadarını okurum. Ben ayakta duruşumun mükafatını ümit ettiğim gibi uyku halimin mükafatını da ümit ederim, dedi." Bu Hadis 4345 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri: Buhârî Mûsâ Ebû Avâne Abdülmelik b. Umeyr Ebû Bürde
Ebu Musa el-Eş'ari r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini Yemen'e gönderdi. Ebu Musa, ona Yemen'de yapılan bir takım içkilere dair soru sordu. Nebi: Onlar nedir diye sorunca, Ebu Musa: Bunlar el-bit' ve el-mizr'dir, dedi." -Ben (Said b. Ebi Burde), Ebu Burde'ye: Bit' nedir diye sordum. O: Bal nebizidir dedi. Mizr ise arpanın nebizidir.- Bunun yerine Allah Resulü: "Sarhoşluk verici her bir şey haramdır" diye buyurdu.
Said b. Ebi Burde, o babasından rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedesi Ebu Musa ile Muaz'ı Yemen'e göndererek: Kolaylaştırın, zorlaştırm ay ın , müjdeleyin, nefret ettirmeyin ve birbiriniz ile uyumlu olun, diye buyurdu. Ebu Musa: Ey Allah'ın nebisi! Bizim topraklarımlZda arpadan yapılan ve el-mizr diye bilinen bir içki ile baldan yapılan ve el-bit' diye adlandırılan bir içki vardır, dedi. Allah Resulü: Sarhoşluk veren her bir şey haramdır diye buyurdu. Sonra her ikisi de yola koyuldu. Muaz, Ebu Musa'ya: Kur'fm'ı nasılokursun diye sordu. (Ebu Musa): Ayakta iken, otururken, bineğimin üzerinde iken (hep okurum) ve onu zaman zaman okurum, dedi. (Muaz) dedi ki: Ben ise önce uyurum, sonra kalkarım. Ayakta duruşumun ecrini ümit ettiğim gibi uyumamın da ecrini ümit ederim. Büyükçe bir çadır kurdu. Birbirlerini ziyaret etmeye başladılar. Muaz, bin defa Ebu Musa'yı ziyaret ettiğinde zincirlere bağlı bir adam görünce: Bu da ne, diye sordu. Ebu Musa: Müslüman olduktan sonra irtidad eden bir yahudidir dedi. Muaz: Andolsun onun boynunu vuracağım, dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî Müslim b. İbrâhîm Şu'be b. el-Haccâc Saîd b. Ebû Bürde babası
Said b. Ebi Burde, o babasından rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedesi Ebu Musa ile Muaz'ı Yemen'e göndererek: Kolaylaştırın, zorlaştırm ay ın , müjdeleyin, nefret ettirmeyin ve birbiriniz ile uyumlu olun, diye buyurdu. Ebu Musa: Ey Allah'ın nebisi! Bizim topraklarımlZda arpadan yapılan ve el-mizr diye bilinen bir içki ile baldan yapılan ve el-bit' diye adlandırılan bir içki vardır, dedi. Allah Resulü: Sarhoşluk veren her bir şey haramdır diye buyurdu. Sonra her ikisi de yola koyuldu. Muaz, Ebu Musa'ya: Kur'fm'ı nasılokursun diye sordu. (Ebu Musa): Ayakta iken, otururken, bineğimin üzerinde iken (hep okurum) ve onu zaman zaman okurum, dedi. (Muaz) dedi ki: Ben ise önce uyurum, sonra kalkarım. Ayakta duruşumun ecrini ümit ettiğim gibi uyumamın da ecrini ümit ederim. Büyükçe bir çadır kurdu. Birbirlerini ziyaret etmeye başladılar. Muaz, bin defa Ebu Musa'yı ziyaret ettiğinde zincirlere bağlı bir adam görünce: Bu da ne, diye sordu. Ebu Musa: Müslüman olduktan sonra irtidad eden bir yahudidir dedi. Muaz: Andolsun onun boynunu vuracağım, dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî Müslim b. İbrâhîm Şu'be b. el-Haccâc Saîd b. Ebû Bürde babası
Ebu Musa el-q'ari r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni kavmimin diyarına gönderdi. (Geri geldiğimde) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i devesini el-Abtah'da çöktürmüş buldum. Allah Resulü bana: Ey Abdullah b. Kays hac ettin mi, diye sordu. Ben: Evet ey Allah'ın Resulü dedim. Nasıl dedin, diye sordu. Ben: Senin ihlalin (ihrama girişin) gibi bir ihlal ile lebbeyk (buyur Allah'ım) dedim. Peki beraberinde hediyelik kurbanı getirmiş miydin, diye sordu. Ben: Getirmedim dedim. O halde Beyt'i tavaf et. Safa ile Merve arasında sa'y et, sonra ihramdan çık, dedi. Ben de onun dediğini yaptım. Hatta Kays oğulları hanımlarından olan benim bir hanım ım saçlarımı taradı. Biz, Ömer halifeliğe getirilinceye kadar bu şekilde (haccetmeye) devam ettik."
İbn Abbas radıyaııtıhu anh dedi ki: Resulullah sallaııtıhu aleyhi ve sellem Muaz b. Cebel'e onu Yemen'e gönderdiği sırada dedi ki: Sen kitap ehlinden olan bir kavmin yanına gideceksin. Onlara vardığında onları Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın ResCdü olduğuna dair şehadette bulunmaya davet et. Eğer bu hususta sana itaat edecek olurlarsa kendilerine yüce Allah'ın her gün ve gecede beş vakit namaz farz kılmış olduğunu haber ver. Eğer bu hususta da sana itaat ederlerse onlara yüce Allah'ın zenginlerinden alınıp fakirlerine verilen bir sadakayı (zekatı) üzerlerine farz kılmış olduğunu haber ver. Eğer bu hususta da sana itaat edecek olurlarsa sakın mallarının değerli olanlarını almaya kalkışma. Mazlumun bedduasından da kendini koru. Çünkü onun (bedduası) ile Allah arasında bir perde yoktur."
Amr b. Meymun'dan rivayete göre "Muaz r.a. Yemen'e ulaşınca onlara sabah namazını kıldırdı: "Allah İbrahim'i Halil edindi. "[Nisa, 125] buyruğunu okudu. Cemaat arasından bir adam: İbrahim'in anasının gözü aydın olmuştur, dedi." Muaz (b. Muaz el-Basri), Şube'den, o Habib'den, o Said'den, o Amr'dan şu fazlalığı zikretmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Muaz'ı Yemen'e gönderdi. Muaz sabah namazında Nisa süresini okudu. "Allah İbrahim'i Halil edindi" buyruğunu okuyunca arkasından bir adam: İbrahim'in anasının gözü aydın olmuştur, dedi."
Ebu İshak: Bera r.a.'ın şöyle dediğini aktarmıştır: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizleri Halid b. Velid ile birlikte Yemen'e gönderdi. (Bera) dedi ki: Daha sonra bunun akabinde onun yerine Ali'yi gönderdi ve dedi ki: Halid ile birlikte bulunanlara şunu emret: Onlardan kim seninle beraber yola devam etmek isterse devam etsin, dileyen de geri dönsün. Ben de onunla birlikte kalanlar arasında oldum. Çok miktarda ukiye (para), ganimet aldım."
Büreyde b. el-Husayb-ı Eslemi r.a. şöyle dediği rivayet olunmuştur: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Haccetü`l-Veda` `dan önce) Ali`yi (ganimet malının) beşte birini almak için (Yemen`e) Halid İbn-i Velid`e göndermişti. Bu seferde ben de Ali`den hoşlanmaz oldum. Çünkü Ali (ganimetten hissesine bir cariye almış, sabahleyin de) gusletmişti. Ben de sinirlenerek Halid İbn-i Velid`e: Şu Ali`yi görmüyor musun dedim. En sonu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem`in huzuruna geldiğimizde Ali`nin bu hareketini Resulullah`a da arzettim. Bunun üzerine Resulullah: Ey Büreyde, Ali`ye sinirleniyor musun? buyurdu. Ben de: Evet! diye tasdik ettim. Resulullah: Hayır Ali`ye darılma!. Çünkü onun ganimet malının beşte birindeki hissesi, aldığı cariyeden daha çoktur, buyurdu.
Abdurrahman b. Ebi Nu'in dedi ki: Ebu Said el-Hudrı r.a.'l şöyle derken dinledim: "Ali b. Ebi Talib r.a., Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Yemen'den tabaklanmış bir deri içerisinde toprağından ayrıştırılmamış azıcık bir altın gönderdi. (Ebu Said) dedi ki: Bunu şu dört kişi arasında paylaştırdı: Uyeyn b. Bedr, Akra b. Habis ve Zeyd el-Hayl ile dördüncüleri ise ya Alkame ya da Amir b. et-Tufayl idi. Ashabından bir adam: Biz buna bu adamlardan daha bir hak sahibi idik dedi. Bu söyledikleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca şöyle buyurdu: Ben gökte bulunanın emini iken, bana sabah akşam semanın haberi geliyorken, bana güvenmiyar musunuz? (Ebu Said) dedi ki: Gözleri çökük, yanağının elmacık kemikleri çıkık, alnı yüksek, gür sakallı, başı traşlı, izarını yukarı çekmiş bir kişi ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Resulü, Allah'tan kork, dedi. Allah Resulü ona: Yazıklar olsun sana! Yeryüzündekilerin arasında Allah'tan en çok korkması gereken kişi ben değil miyim, dedi. (Ebu Said) dedi ki: Sonra adam arkasını dönüp gitti. Halid b. Velid: Ey Allah'ın Resulü, bu adamın boynunu vurayım mı, dedi. Allah Resulü: Hayır, belki namaz kılıyordur, dedi. Halid dedi ki: Ama nice namaz kılan var ki kalbinde olmayan şeyleri diliyle söylüyor. Allah Resulü şöyle buyurdu: Ben ne insanların kalplerini açmakla, ne de onların karınıarını yarmakla emrolundum. (Ebu Said) dedi ki: Sonra Resulullah o kişi dönüp giderken arkasından bakıp şöyle buyurdu: Şunun soyundan öyle bir nesil türeyecektir ki bunlar Allah'ın kitabını güzel bir şekilde okuyacaklar. Fakat Kur'an'ın lezzeti onların hançerelerinden ileri geçmeyecektir. Onlar ok’un hedefini delip geçtiği gibi din’den çıkacaklardır. Zannederim: Eğer onlara yetişecek olursam Semud kavminin helak edildikleri gibi andolsun onları öldürürüm diye de buyurdu."
Ata, Cabir'den rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ali'ye ihramlı halini sürdürmesini emretti." Muhammed b. Bekr de Cureyc'den şu fazlalığı rivayet etmektedir: Ata, Cabir'den rivayetle dedi ki: "Ali b. Ebi Talib radıyall"hu anh tahsil etmekle yükümlü olduğu ganimeti n beşte birini alarak geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Ey Ali, ihrama ne diyerek girdin, diye sordu. Ali: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ne diyerek ihrama girdiyse ben de öyle (diyerek ihrama giriyorum, dedim), diye cevap verdi. Allah Resulü: (Zamanı gelince) hediyelik kurbanını kes ve şimdiki gibi ihramlı olarak kalmaya devam et, diye buyurdu. (Cbir): Ali bundan dolayı bir hediye kurbanı kesti, dedi."
Humeyd et-Tavil'den bize Bekr'in anlattığına göre o "İbn Ömer'e şunu nakletmiş: Enes'in kendilerine anlattığına göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir umre ve bir hac yapmak üzere ihrama girdi. (Enes) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (önce) hac için ihrama girdi, biz de onunla beraber ihrama girdik. Mekke'ye varınca şöyle buyurdu: Beraberinde hediy{elik) kurbanı bulunmayan kimse bunu (ihramını) umre olarak eda etsin. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hediy(elik kurban) bulunuyor idi. Bu sırada Ali b. Ebi Talib yanımıza -Yemen'den hac için ihrama girmiş olarak- geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ne diye ihrama girdin? Çünkü senin ehlin (zevcen Fatıma aleyhesselam) bizimle beraber bulunuyor, dedi. Ali: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne diye ihrama girmiş idiyse ben de aynı şekilde ihrama girdim (dedim) diye cevap verince, Allah Resuıü: Bu halin üzere devam et. Çünkü bizimle beraber hediy{elik kurban) bulunmaktadır, diye buyurdu."
Humeyd et-Tavil'den bize Bekr'in anlattığına göre o "İbn Ömer'e şunu nakletmiş: Enes'in kendilerine anlattığına göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir umre ve bir hac yapmak üzere ihrama girdi. (Enes) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (önce) hac için ihrama girdi, biz de onunla beraber ihrama girdik. Mekke'ye varınca şöyle buyurdu: Beraberinde hediy{elik) kurbanı bulunmayan kimse bunu (ihramını) umre olarak eda etsin. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hediy(elik kurban) bulunuyor idi. Bu sırada Ali b. Ebi Talib yanımıza -Yemen'den hac için ihrama girmiş olarak- geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ne diye ihrama girdin? Çünkü senin ehlin (zevcen Fatıma aleyhesselam) bizimle beraber bulunuyor, dedi. Ali: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne diye ihrama girmiş idiyse ben de aynı şekilde ihrama girdim (dedim) diye cevap verince, Allah Resuıü: Bu halin üzere devam et. Çünkü bizimle beraber hediy{elik kurban) bulunmaktadır, diye buyurdu."
Kays, Cerir'den rivayetle dedi ki: "Cahiliye döneminde Zulhalasa, el-Kabetu'I-Yemaniye ve el-Kabetu'ş-Şamiye diye anılan bir ev vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Beni Zulhalasa'dan kurtarıp, rahat ettirmez misin, dedi. Ben de yüzelli atlı ile birlikte yola koyuldum. Onu kırdık, yanında bulduklarımızı da öldürdük. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına dönerek ona durumu haber verince, bize v.Ahmesle dua etti […]
Kays Cerir r.a.'ın kendisine şöyle dediğini nakletti: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Beni Zulhalasa'dan kurtarıp, rahat ettirmez misin, dedi. -Zulhalasa, Has'am diyarında el-Kabetu'l-Yemaniyye diye adlandırılan bir evdi.- Ben de Ahneslilerden yüz elli atlı ile birlikte yola koyuldum. Onlar ata iyi binen kimseler idi. Ben ise atın üzerinde sebat edemiyordum. (Nebi sallallhu aleyhi ve sellem) göğsüme öyle bir vurdu ki parmaklarının bıraktığı izleri göğsümde gördüm ve şöyle buyurdu: Allah'ım, ona sebat ver, onu hidayete ileten ve hidayete erdirilmiş kıl. (Cerir) Zulhalasa üzerine gitti, onu kırıp yaktı. Daha sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve selle m da haberci gönderdi. Cerir'in elçisi dedi ki: Seni hak ile gönderene yemin ederim ki onu uyuz bir deve imiş gibi bir halde bırakmadan yanına gelmedim. (Ravi) dedi ki: (Resulullah) Ahmeslilerin atlarının da, adamlarının da mübarek kılınmaları için beş defa dua buyurdu […]
Kays, Cerir'den rivayetle dedi ki: "Resulullah sallallahu aleyhi ve selle m bana: Beni Zulhalasa'dan kurtarıp, rahata erdirmez misin, dedi. Ben: Olur diyerek Ahmeslilerden yüzelli atlı ile birlikte yola koyuldum. Onlar ata iyi binen kimselerdi. Ben ise atın üzerinde sebat edemiyordum. Durumu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söyleyince eli göğsümde iz bırakacak şekilde eliyle göğsüme vurdu ve: Allah'ım ona sebat ver, onu hidayete ileten ve hidayete erdirilmiş birisi kıl, diye buyurdu. (Cerir) dedi ki: Bundan sonra asla bir atın üzerinden düşmedim. (Cerir) dedi ki: Zulhalasa Yemen'de Has'amlılar ile Becile'ye ait ve içinde ibadet olunan dikili putların bulunduğu bir ev idi. Ona Kabe adı veriliyordu. (Ravi) der ki: Cerir o Zulhalasa'ya gitti, onu ateşle yaktı ve kırıp parçaladı. Cerir Yemen'e gelince, orada fal oklarıyla kısmet arayan bir adam vardı. Ona: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elçisi buradadır. Seni ele geçirecek olursa boynunu vurur, denildi. (Ravi) der ki: O falcı faloklarını çekerken Cerir de onun yanıbaşına geliverdi ve: Ya bu okları kırar ve Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getirirsin yahut da boynunu vururum dedi. Bunun üzerine falcı akları kırdı ve şehadet getirdi. Daha sonra Cerir Ahmes'den Ebu Ertee künyeli bir adamı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu müjdeyi vermek üzere gönderdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına varınca adamdedi ki: Ey Allah'ın Resulü, seni hak ile gönderene yemin ederim ki ben onu (Zulhalasa'yı) uyuz bir deve gibi bir halde bırakmadan gelmedim. Bunun üzerine Nebi s.a.v. Ahmeslilerin atlarının da, adamlarının da mübarek kılınmaları için beş defa dua etti. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cahiliye döneminde Zulhalasa diye anılan bir ev vardı." Zulhalasa, hakkında Buhari ve Müslim tarafından kaydedilmiş Fiten bölümünde Ebu Hureyre yoluyla gelmiş ve Nebie merfu olarak nakledilen şu rivayet de yer almaktadır: "Devs kadınlarının kalçaları Zulhalasa etrafında sallanmadıkça kıyamet kapmayacaktır." Zulhalasa cahiliye döneminde Devslilerin ibadet ettikleri bir put idi. Anladığım kadarıyla burada kastedilen ile bu başlıkta kastedilen farklıdır. İbn Dihye'nin naklettiğine göre Ebu Hureyre yoluyla gelen hadiste kastedilen Zulhalasa'yı Amr b. Luhay Mekke'nin alt tarafında dikmiş idi. Onlar da buna gerdanlıklar takıyordu. Böylelikle farklı oldukları ortaya çıkmış, birden çok Zulhalasa olduğu görüşü güç kazanmış olmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Beni ondan kurtararak rahat ettirmez misin?" Bu, emir ihtiva eden bir istektir. Özellikle Cerir'e bu emri vermesinin sebebi bu putun kavminin bulunduğu diyarda bulunması ile kendisinin de onların eşrafı olmasındandI. Rahata kavuşmaktan maksat da kalbin rahat etmesidir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kalbini en çok rahatsız eden şey ise Allah'ın dışında ona ortak koşulan şeylerin varlıklarını sürdürmeleridir. "Bize ve Ahneslilere dua etti." Ahnesliler Bedle'nin kardeşleri olup, Cerir'in mensup olduğu kabiledir. Bunların nesebi Ahnes b. el-Gavs b. Enmar'a ulaşır. "Onu kırıp yaktL." Yani Zulhalasa'nın üzerindeki binayı yıktı ve içinde bulunan keresteleri ateşe verdi. Üçüncü rivayetteki: "Cerir Yemen'e gelince ... " ifadesi Zulhalasa gazvesindeki olaylar ile onun Yemen'e gidişi ile ilgili olayın aynı olduğu izlenimini vermektedir. Sanki o Zulhalasa'nın işini bitirip, elçisini müjdelemek üzere Allah Resulüne gönderdikten sonra bir başlık sonra zikredilecek olan sebepten ötürü Yemen'e gitmeye devam etmiş görünmektedir. "Kısmet arayan" yani yapmak istediği işin hayır mı, şer mi olduğuna dair gaybi bilgiyi ortaya çıkarmaya çalışan ... Yüce Allah ise: "Ve fal oklarıyla kısmet aramanız." [Maide, 3] buyruğu ile bu işi haram kılmıştır. "Uyuz bir deve gibi" Bu putla{ın ziynetlerinin alınarak onların gözalıcı halIerinin giderildiğini anlatan kinayeli bir ifadedir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- İnsanların kendisi sebebiyle fitneye maruz kaldıkları bina ve daha başka şeylerin ortadan kaldırılması meşrudur. Bunun insan, hayvan ya da cansız bir varlık olmaları arasında fark yoktur. 2- İnsanların kalplerini onlardan birisini kumandanlık konumuna getirmek suretiyle kazanmak, zaferlerde dua, övgü ve müjdelemelerde bulunmakla kalplerini kazanmak meşrudur. 3- Savaşta ata binmek faziletli bir iştir. 4- Vahid haber (bir kişinin getirdiği haber) kabul edilebilir. 5- Düşmanlara ibretli cezalar vermekte ileri gitmek (meşrudur). 6- Cerir'in ve kavminin bir takım menkıbeleri olduğu da anlaşılmaktadır. 7 - Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eli ve duası bereketli kılınmıştır […]
Ebu Osman'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Amr b. As'ı Zatu's-Selasil('e gönderdiği) ordusuna (kumandan olarak) göndermişti. (Amr b. el-As) dedi ki: Allah Resulünün yanına gittim ve: En çok sevdiğin insan kimdir diye sordum. O: Aişe'dir dedi. Ben: Ya erkeklerden, diye sordum, babasıdır dedi. Sonra kimdir diye sordum. Ömer deyip, daha sonra da başka bir takım kimseleri saydı. Beni en sonuncuları olarak sayar korkusuyla sustum." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zatu's-Selasil gazvesi" Denildiğine göre buna Zatu's-Selasil denilmesinin sebebi müşriklerin, kaçarlar korkusuyla birbirlerini zincire bağlamalarından dolayıdır. İbn Sa'd'ın naklettiğine göre burası Vadi'l-Kura'nın ötesinde onunla Medine arasında on günlük mesafede bir yerdir. (İbn Sa'd) der ki: Bu gazve hicretin sekizinci yılı cumade'l-ahire ayında olmuştur. "İbn İshak, Yezid'den, o Urve'den diye rivayet ettiğine göre burası Bem, Uzra ve Benu Kayn'in diyarıdır." Burada sözü geçen Yezid, Yezid b. Ruman olup, Medineli meşhur birisidir. Urve, Zubeyr b. el-Awam'ın oğludur. Sözü edilen kabileler ise Kuzaalılardan üç kolun adıdır. İbn Sa'd'ın naklettiğine göre Kuzaahlardan bir topluluk bir araya gelerek Medine'nin yakın çevresine yaklaşmak istediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Amr b. el-As'ı çağırarak ona beyaz bir sancak vermiş ve onu muhacir ve ensarın ileri gelenlerinden üçyüz kişinin başına kumandan tayin etmiştir. Daha sonra ona ikiyüz kişilik bir yardımcı kuwetin başında Ebu Ubeyde b. el-Cerrah'ı da göndermiş, Amr'a yetişmesini ve birbirleriyle herhangi bir anlaşmazlığa düşmemelerini emretmiştir. . İbn İshak'ın naklettiğine göre Amr b. el-As'ın annesi Bem'den idi. Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Amr'ı insanları İslam için savaşa çıkmaya çağırmak ve bu yolla onların kalplerini İslama ısındırmak istemişti. İshak b. Rahuye (Rahaveyh) ile el-Hakim, Bureyde yoluyla rivayet ettiklerine göre Amr b. el:As onlara bu gazvede onlara (askerlerine) hiçbir ateş yakmamalarını emretmiş idi. Ancak Ömer buna karşı çıkmıştı. Ebu Bekr ise ona: Ona ilişme. Çünkü ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu başımıza kumandan olarak göndermesinin tek sebebi savaş ilmini bilmesidir deyince, Ömer susup bir şey söylemekten vazgeçti. İbn Hibban,Kays b. Ebi Hazim yoluyla, onun da Amr b. el-As'tan rivayet ettiğine göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini Zatu's-Selasil'e (kumandan olarak) gönderdi. Arkadaşları ona ateş yakmak istediklerini söyledilerse de o onlara engeloldu. Bu sefer bu hususta Ebu Bekr ile konuştular. Ebu Bekr de buna dair onunla konuşunca Amr: Onlardan kim bir ateş yakarsa onu o yaktığı ateşin içine atarım, dedi. (Ravi) dedi ki: Sonra düşmanla karşılaştılar. (Amr) onları yendi. Düşmanın peşine takılmak istediler, Amr onlara engeloldu. Geri döndüklerinde bu hususları Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlatınca ona sebebini sordu. Amr da şu cevabı verdi: Benim onlara ateş yakmalarına müsaade etmeyişimin sebebi, düşmanlarının onların sayıca az olduklarını görmelerini istemeyişim idi. Arkalarından onları takip etmelerinden hoşlanmayışım ise, o kaçanların yardımcı kuwetlerinin bulunma ihtimalini düşündüğümden idi, diye cevap verince Allah Resulü onun bu yaptıklarını övdü." Hadisten Çıkarılan Bazı Sonuçlar 1-faziletçe dahaı,aşağıda olan kimsenin -başına getirildiği o görev ile alakah ayrı bir niteliğe sahip olduğu biliniyor ise- daha faziletli olana amir tayin edilmesi caizdir. 2- Ebu Bekr'in erkekler üzerinde, kızı Aişe'nin de kadınlara göre bir üstünlüğü vardır. Buna daha önce Menkıbeler bölümünde işaret edilmiş bulunmaktadır. 3- Aralarından Ebu Bekr ile Ömer'in bulunduğu bir orduya kumandan tayin edilmesi Amr b. el-As için bir menkıbe değerindedir. Her ne kadar bu onun onlardan daha faziletli olmasını gerektirmiyar ise de belli bir hususta onun bir üstünlüğe sahip olmasını da gerektirmektedir. 64. CERİR'İN YEMEN'E GİDİŞİ […]
Rivayet zinciri: Buhârî İshâk Hâlid b. Abdullah Hâlid el-Hazzâ' Ebû Osman
Kays, Cerir'den rivayetle dedi ki: "Yemen'de bulunuyordum. Yemenlilerden -Zulkela' ve zi Amr adında- iki adam ile karşılaştım. Onlarla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakkında konuşmaya koyuldum. zi Amr bana: Eğer senin o arkadaşının durumu hakkında söylediklerin doğru ise, onun ecelinin gelişi üzerinden üç (gün) geçmiş bulunuyor, dedi. ikisi de benimle birlikte geldi. Nihayet yolun bir kısmında iken Medine tarafından gelen bir kafile ile karşılaştık. Onlara sorduk, onlar bizlere: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu kabzedildi, Ebu Bekr halifelik makamına getirildi, insanların durumu da iyidir, dediler. (Medine'ye vardığımızda) Zu Kela ile Zu Amr bana: Arkadaşına gelmiş olduğumuzu haber ver. inşallah belki hemen döneriz deyip, Yemen'e geri döndüler. Ben de Ebu Bekr'e onların söylediklerini haber verdim. Niçin onları alıp gelmedin, dedi. Daha sonra Zu Amr bana dedi ki: Ey Cerir, senin benim nezdimde bir değerin vardır ve ben sana bir şeyi haber vereceğim. Sizler ey Araplar bir emiriniz vefat etti mi hemen onun arkasından bir başkasını seçtiğimiz sürece hayır içinde kalmaya devam edersiniz. Fakat bu iş kılıçla (ele geçirilen bir şey) olursa onlar melik olurlar, meliklerin öfkelenmesi gibi öfkelenir, meliklerin hoşnut olmaları gibi hoşnut olurlar." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Senin arkadaşının durumu ile anlattıkların eğer" gerçek "ise ... " "Ecelinin üzerinden üç gün geçmiş demektir." Yani eğer sen bana bunun durumunu haber veriyorsan, ben de sana bunu haber vermiş olayım. Bu sözü zi Amr eski kitaplara dair bilgisinden hareketle söylemiştir. Çünkü Yemen'de Yahudilerden bir topluluk yerleşmiş ve Yemen ahalisinden pek çok kimse Yahudi dinine girmiş ve onlardan bilgi öğrenmişlerdi. Bu husus Nebi s.a.v. Muaz'ı Yemen 'e gönderdiğinde ona söylediği şu sözlerinde açıkça ifade edilmiştir: Sen kitap ehli olan bir kavmin yanına gideceksin ... Kermani der ki: O Medine'den gelmiş bazı kimselerden bunu gizlice öğrenmiş de olabilir. Yahut da o cahiliye döneminde bir kahin de olabilirdi ya da o islama girdikten sonra muhaddes (bir takım ilhami bilgilere mazhar olan) birisi de olmuş olabilir. Muhaddes kelimesinin daha önce ilhama mazhar olan kimse diye açıklandığı geçmiş bulunmaktadır. Derim ki: Hadisin anlatımı benim tespit ettiğim hususa delil teşkil etmektedir. Çünkü onun Nebiin vefatı ile ilgili verdiği haberi, Cerir'in onun halleri ile alakalı verdiği haberlere bağlı olarak söylemiştir. Eğer bu husus benim sözünü ettiğim hususlar dışında anlaşılan bir şeyolsaydı, ayrıca bunu o noktaya dayandırmasına ihtiyacı olmazdı. Çünkü ilk iki ihtimal katıksız bir habere dayalıdır. Üçüncüsü ise kastıolmayan bir şekilde insanın içine doğmasıyla alakalı olan bir şeydir. "Eğer" emirlik (yöneticiliğe gelmek) "kılıçla" yani diğerlerini kahretmek ve onlara galip gelmek suretiyle "olursa onlar melik olurlar." Yani artık halifeler melikleşirler. Bu da benim tespit ettiğim şekilde Zu Amr'ın eski kitaplarda bulunan haberleri bildiğinin bir delilidir. Bu sözleriyle işareti Ahmed'in ve Sünen sahiplerinin rivayet ettiği, İbn Hibbanlın da başkalarının da sahih olduğunu söyledikleri Sefinelnin rivayet ettiği Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu hadisine de uygun düşmektedir: "Halifelik benden sonra otuz yıldır. Ondan sonra ise ısırıcı bir meliklik olur […]
Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahile doğru bir askeri birlik gönderdi. Başlarına da Ebu Ubeyde b. el-Cerrahlı kumandan tayin etti. üçyüz kişi idiler. Biz de yola çıktık. Yolun bir kısmında iken azık tükendi. Ebu Ubeyde ordudaki erzağın getirilmesini emretti. İki dağarcık oldu. O azık tükenineeye kadar hergün bize azar azar gıdalanacak bir şey veriyordu. Her birimize birer hurmadan fazla isabet etmiyordu. Ben (Cabir'den rivayet eden Vehb b. Keysan): Bir hurmanın size faydası ne oluyordu ki, diye sordum. O dedi ki: Artık o da tükenince onun yokluğunu hissettik. Nihayet daha sonra denize vardık. Kıyıda küçük bir dağı andıran bir balıkla karşılaştık. Bizimle seferde bulunanlar onsekiz gün boyunca o balıktan yedi. Daha sonra Ebu Ubeyde'nin verdiği emir üzere balığın kaburga kemiklerinden ikisi dikildi. Sonra yine onun emriyle bir süvari bu iki kemiğin altından geçti. Fakat bu kemikler onlara isabet etmedi."
Rivayet zinciri: Buhârî İsmâil b. Mûsâ Mâlik b. Enes Vehb b. Keysân Câbir b. Abdullah
Amr b. Dinar dedi ki: Cabir b. Abdullah'ı şöyle derken dinledim: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem üçyüz süvari olarak bizi gönderdi. Kumandammız da Ebu Ubeyde b. el-Cerrah idi. Kureyşlilerin kervanını gözetliyorduk. Bir ayın yarısı kadar bir süre sahilde kaldık. İleri derecede açlık musibetine uğradık ve nihayet ağaçlardan silkelenen yaprakları yedik. Bu nedenle o orduya (silkelenen yapraklar ordusu anlamında) Ceyşu'l-Habat adı verildi. Deniz, bize anber diye adlandırılan bir hayvanı attı. Biz de bir ayın yarısı kadar bir süre ondan yedik. Onun yağından da yağlandık. Nihayet vücut!arımız eski haline döndü. Ebu Ubeyde onun kaburga kemiklerinden birisini alarak onu yere dikti. Beraberinde bulunan en uzun adamı seçti. (Ravilerden) Süfyan bir seferde: Onun kaburga kemiklerinden büyükçe birisini alıp dikti. Bir adam ve bir deve de alarak onun altından geçti. Cabir dedi ki: Askerlerle birlikte bulunanlardan bir adam üç deve kesmişti. Daha sonra bir üç deve daha kesti, sonra bir üç deve daha kesti. Daha sonra Ebu Ubeyde ona (deve kesmesini) yasakladı. Amr derdi ki: Bize Ebu Salih'in haber verdiğine göre Kays b. Said babasına dedi ki: Ben orduda idim. Asker aç kaldı. (Ebu Ubeyde): (Deve) kes dedi. (Said) dedi ki: Ben de kestim. Sonra yine aç kaldılar, kes dedi, ben de kestim. Tekrar aç kaldılar, yine kes dedi, ben de kestim. Sonra yine aç kaldılar, kes dedi, (Said) dedi ki: (Sonra kesmem) nehyolundu."
Amr'dan rivayete göre o Cabir r.a.'ı şöyle derken dinlemiştir: "Biz el-Habat ordusu gazaya çıktık. Ebu Ubeyde bize kumandan tayin edilmişti. Oldukça ileri derecede aç kaldık. Deniz anber denilen benzerini görmediğimiz ölü bir balığı kıyıya attı. Onbeş gün boyunca ondan yedik. Ebu Ubeyde kemiklerinden birisini aldı, bineği üzerinde suvari altından geçti. Ebu'z-Zubeyr'in bana haber verdiğine göre o Ca.bir'i şöyle derken dinlemiştir: Ebu Ubeyde: (Bu balığın etinden) yiyiniz, dedi. Medine'ye geldikten sonra biz bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattık. O da: Yiyiniz, o Allah'ın (denizden) çıkardığı bir rlZıktır. Eğer beraberinizde (ondan kalmış) bir şeyler varsa bize de verin yiyelim, diye buyurdu. Onlardan birisi ona bir parça getirdi, o da onu yedi."
Ebu Hureyre'den rivayete göre Veda Haccından önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ebu Bekr es-Sıddik r.a.'ı hac emiri olarak tayin ettiği hac esnasında kendisini (Ebu Hureyre'yi) Nahr (kurban bayramı birinci) gününde birkaç kişi ile birlikte insanlara: Bu yıldan sonra müşrik bir kimse haccetmeyecektir ve Beytullah'ı çıplak olarak kimse tavaf etmeyecektir, ilanını yapmak üzere görevlendirmiştL"
Bera r.a. dedi ki: "Bütünüyle son nazil olan sure Berae (Tevbe) suresidir. Yine son nazil olan sure Nisa suresinin sonlarındaki: "Senden fetva isterler. De ki: Allah size kelale hakkındaki hükmünü şöylece açıklar ... "[Nisa, 176] buyruğudur. " Bu Hadis 4605, 4654 ve 6744 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Recâ' İsrâîl b. Yûnus Ebû İshâk Berâ b. Âzib
İmran b. Husayn radıyallShu anh dedi ki: "Temim oğullarından bir heyet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi. Onlara: Ey Temim oğulları müjdeyi kabul ediniz, diye buyurdu. Onlar: Ey Allah'ın Resulü bize müjde verdiğine göre bir de bize bir şeyler ver, dediler. Ancak onların bu sözlerinin etkisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünde görüldü. Yemen'den bir grup kişi gelince: Madem Temim oğulları kabul etmedi, siz müjdeyi kabul ediniz, diye buyurdu. Onlar da: Onu kabul ettik ey Allah'ın Resulü, dedileL" 68. BAB İbn İshak dedi ki: Uyeyne b. Hısn b. Huzeyfe b. Bedr (el-Fezarı'n)in Temim oğullarından olan Anber oğullarına yaptığı gazve (şöyle olmuştur): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu Temim oğulları üzerine yolladı. O ve beraberindekiler onlara baskın yaptı, onlardan çok kimseye zarar verdi ve onlardan pek çok kadın da esir aldı.
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu üç hususu Temim oğulları hakkında söylediğini işittiğimden beri Temim oğullarını hep sevmişimdir: Onlar ümmetim arasında Deccal'e karşı en çok mukavemet edecek olanlardır. Onlardan esi alınmış bir kadın Aişe'nin yanında iken Allah Resulü: Onu azad et. Çünkü o ısmail soyundandır, diye buyurmuştu. (Üçüncü hususa gelince) onların zekatları getirildiğinde: Bu bir kavmin -yahut da benim kavmimin- zekatlarıdır, diye buyurmuş olmasıdır."
Ebu Muleyke'den rivayete göre Abdullah b. Zubeyr kendilerine şunu haber vermiştir: "Temim oğullarından binekli bir heyet gelmişti. Ebu Bekr: el-Ka'ka b. Mabed b. Zurare'yi emir tayin et, dedi. Ömerise: Hayır, el-Akra b. Habis'i emir tayin et, dedi. Ebu Bekr: Senin bana muhalefet etmekten başka bir isteğin yoktur, dedi. Ömer: Hayır sana muhalefet etmek istemedim diyerek birbirleriyle tartıştılar. Hatta sesleri bir parça yükselmişti. Bunun ile ilgili olarak: "Ey iman edenler! Allah'ın ve Resulünün huzurunda öne geçmeyin ... " buyruğu nihayetine kadar indi." Bu Hadis 4845,4847 ve 7302 numara ile gelecektir.
Ebu Cemre'den: "İbn Abbas r.a.'a dedim ki: Benim testiler arasında nebizini tatlı olarak içtiğim nebiz yaptığım bir testim vardır. Eğer o nebizden çokça içip de (bu halde) arkadaşlarla uzun boylu oturacak olursam rezil ve rüsvay olmaktan korkarım. İbn Abbas dedi ki: Abdu'l-Kayslıların heyeti Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelince Allah Resutü şöyle buyurdu: Bu gelenlere merhaba! (Allah sizi) utandırmasın, pişmanetmesin .. Onlar da: Ey Allah'ın Resulü dediler. Bizlerle senin aranda Mudarlılardan olan müşrikler bulunmaktadır. Bu sebeple biz sana ancak haram aylarda ulaşabiliyoruz. Sen bize öyle bir takım emirler söyle ki, onları davet edelim. Allah Resulü şöyle buyurdu: Size dört şeyi emrediyor, dört şeyi de nehyediyorum: (Emrettiklerim) Allah'a iman -ki Allah'a imanın ne olduğunu biliyor musunuz? Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getirmektir.- Namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek, Ramazan orucu nu tutmak ve ganimetlerin beşte birini vermenizdir. Size şu dört hususu da nehyediyorum: (Bunlar) kabaklardan yapılmış kaplarda, içi oyulmuş kütüklerde, sırlı testilerde ve zift ile sıvanmış kaplarda yapılmış nebizleri de (içmek)."
Ebu Cemra'den dedi ki: İbn Abbas'ı şöyle derken dinledim: "Abdu'l-Kayslıların heyeti Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelerek: Ey Allah'ın ResQlü bizler Rabialılardanız, bizimle senin aranda da Mudar kafirleri bulunmaktadır. O bakımdan biz senin yanına ancak haram kendilerine (uymaya) davet edeceğimiz bazı hususları emir buyur, dediler. Allah ResQlü şöyle buyurdu: Size dört husus emrediyorum ve size dört husl\su nehyediyorum: (Emrettiklerim) Allah'a iman etmek -Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getirmek- (deyip eliyle) bir diye bağladı, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek ve aldığınız ganimetierin beşte birini Allah için vermektir. Size kabak kaplarda, oyulmuş kaplarda, sırlı testilerde ve ziftlenmiş testilerde (yapılmış şaraplar)ı da nehyederim."
Rivayet zinciri: Buhârî Süleymân b. Harb Hammâd b. Zeyd Ebû Cemre İbn Abbâs
Amr b. el-Haris, Bukeyr'den rivayet ettiğine göre İbn Abbas'ın azatlısı Kureyb kendisine şunu nakletmiştir: "İbn Abbas, Abdurrahman b. Ezher ile elMisver b. Mahreme (kendisini) Aişe r.anha'ya göndererek dediler ki: Ona hepimizin selamını söyle ve ona ikindiden sonraki iki rekat namazın durumunu sor. Çünkü bize senin bu iki rekat namazı kıldığına dair haber ulaşmış bulunuyor. Oysa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de bu iki rekatı kılmayı yasakladığına dair de haber bize ulaşmış bulunuyor. (İbn Abbas devamla) der ki: Halbuki ben Ömer ile birlikte bu namazı kılmasınlar diye insanları dövüyordum. Kureyb dedi ki: Ben de Aişe'nin huzuruna girdim ve benimle gönderdikleri haberi ona ulaştırdım. Aişe: Ümmü Seleme'ye sor, dedi. Ben de gidip onlara durumu haber verince beni daha önce Aişe'ye gönderirken söylediklerinin benzerini söyleyerek Ümmü Seleme'ye geri gönderdiler. Ümmü Seleme dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bu iki rekatı kılmayı nehyederken dinlemişimdir. (Ama) o (bir defa) ikindi namazını kıldıktan sonra benim yanıma geldi. Yanımda da ensardan Haram oğullarından birkaç kadın vardı. Bu iki rekatı kıldı. Ben de hizmetçiyi ona göndererek: Onun yanıbaşında dur ve şöyle de dedim: Ümmü Seleme diyor ki: Ey Allah'ın Resulü, ben senin bu iki rekati kılmayı yasakladığını duymamış mıydım? Eğer eliyle sana işaret ederse geri çekiL. Cariye (hizmetçi) dediğimi yaptı, eliyle işarette bulununca cariye yanından geri çekildi. Namazını bitirince: Ey Ebu Umeyye'nin kızı sen ikindiden sonra kıldığın iki rekatin durumunu soruyorsun, sebebi şudur: Abdu'l-Kayslılardan bazı kimseler kavimlerinin Müslüman olduklarını söyleyerek geldiler. Bu sebeple onlar beni meşgul ettiklerinden öğleden sonraki iki rekati kılamadım. İşte bu iki rekat onlardır."
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Yahyâ b. Süleymân İbn Vehb Amr b. Dînâr
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Bekir b. Mudar Amr b. el-Hâris Bükeyr b. el-Eşecc كريبا مولي ابن عباس
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mescidinde kılınan Cuma namazından sonra bir araya gelinerek kılınan ilk Cuma, Cuvasa denilen yerde -ki bu Bahreyn'de bir kasabadır- Abdu'l-Kayslıların mescidinde kılınmıştır."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Muhammed Ebû Âmir İbrâhîm b. Tahmân Ebû Cemre İbn Abbâs
Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necid taraflarına bir atlı birlik gönderdi. Bunlar Hanife oğullarından Süma.me b. Üsa.ı diye anılan bir adam getirdiler. Onu mesciddeki direklerden bir direğe bağladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescide onun yanına çıkarak: Ey Sümame ne haber, diye sordu. Sümame: Ey Muhammed, bende (senden) hayır (ümidi) vardır. Eğer beni öldürecek olursan kanlı bir caniyi öldürmüş olacaksın. Eğer bana nimet ve ihsanda bulunursan teşekkürle karşılık verecek birisine ihsanda bulunmuş olacaksın. Şayet isteğin mal ise ondan dilediğini iste, diye cevap verdi. Sümame ertesi güne kadar bu halde bırakıldı. Sonra ona: Sende ne haber ey Sümame, diye sordu. O da: Daha önce söylediğim gibi, eğer sen (bana) nimet ve ihsanda bulunursan teşekkürle karşılık verecek bir kimseye nimet ve ihsanda bulunmuş olacaksın, dedi. . Allah Resulü yine onu (kendi haline) bıraktı. Ertesi gün: Ne haber ey Sümame diye sordu. Sümame: Haberim daha önce söylediklerimden ibarettir, dedi. Allah Resulü: Sümame'yi çözün üz diye buyurdu. Sümame mescide yakın bir yerde bulunan suya gidip yıkanıverdi, sonra gelip mescide girerek: Eşhedu en la ilah e illallah ve eşhedu enne Muhammeden Resulullah, dedi (ve şöyle devam etti): Ey Muhammed! Allah'a yemin ederim, yeryüzünde senin yüzünden daha çok buğzettiğim bir yüz yoktu. Artık senin yüzün en sevdiğim yüz oluverdi. Allah'a yemin ederim senin dininden daha çok buğzettiğim bir din yoktu. Artık senin dinin benim en sevdiğim din oluverdi. Allah'a yemin ederim senin şehrinden daha çok buğzettiğim bir şehir yoktu. Artık senin şehrin benim en sevdiğim şehir oldu. Ben umre yapmak isterken atlı birliğin beni yakaladı. Şimdi ne dersin? Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona müjde verdi ve umre(sini) yapmasını emretti. Mekke'ye varınca birisi ona: Sen dininden mi döndün, dedi. O: Allah'a yemin ederim ki hayır dedi. Fakat ben Muhammed Resulullah ile birlikte Müslüman oldum. Hayır, Allah'a yemin ederim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hususta izin vermedikçe size Yemame'den bir buğday tanesi dahi gelmeyecektir.
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Yûsuf Leys b. Sa'd Saîd el-Makbürî Ebû Hureyre
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatta iken Museylimetu'l-Kezzab geldi ve şöyle demeye koyuldu: Eğer Muhammed (yönetim) işini kendisinden sonra bana bırakırsa ona uyarım. Museylime kavminden pek çok kimseyle Medine'ye gelmişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde Sabit b. Kays b. Şemmas olduğu -elinde de hurma dalından bir parça bulunduğu- halde Museylime'nin yanına geldi ve nihayet arkadaşları arasında bulunan Müseylime'nin karşısında durarak: Şayet benden bu ağaç parçasını isteyecek olsan dahi onu sana verınem ve sen Allah'ın senin hakkındaki hüküm ve takdirinin dışına çıkamazsın. Eğer (itaatten) yüz çevirecek olursan andolsun ki Allah seni helak edecektir ve ben rüyamda bana gösterilen o kişi olduğun kanaatindeyim. İşte Sabit burada, benim adıma o sana cevap verecektir, diye buyurduktan sonra yanından ayrılıp gitti."
İbn Abbas dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: 'Ve ben rüyamda bana gösterilen o kişinin sen olduğunu görüyorum' buyruğuna dair soru sordum da Ebu Hureyre'nin bana haber verdiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Ben uykuda iken elimde iki altın bilezik olduğunu gördüm. Onların bu durumları beni düşünceye sevketti. Rüyamda bana bu bileziklere üflemem emrediidi. Bende onları üfledim ve ikisi de uçtu. Bu iki bileziği benden sonra ortaya çıkacak iki yalancı (Nebi) diye yorumladım. Bunlardan birisi (Esved) el-Ansfdir, diğeri ise Müseylime (el-Kezzab) 'dır.
Hemmam'dan rivayete göre o Ebu Hureyre r.a.'l şöyle derken dinlemiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ben uykuda iken yeryüzü hazineleri bana getirildi. Benim elime iki altın bilezik konuldu. Onların bu hali bana ağır geldi. Bana, onları üfle diye vahyedildi, ben de onları üfleyince ikisi de gitti. O iki bileziği benim aralarında bulunduğum iki yalancı olan San'a'lı (Esved el-Ansı) ile Yemame'li (Museylime) 'dir diye tevil ettim."
Ebu Reca el-Utaridi diyor ki: "Biz taş(lar)a ibadet ederdik. Eğer ibadet ettiğimizden daha hayırlı bir taş bulacak olursak Onu fırlatır, diğerini alırdık. Taş bulmadığımız takdirde bir miktar toprağı bir araya getirip toplar, daha sonra koyunu alıp gelir, o yığdığımız toprağın üzerine sütünü sağardık. Sonra da onun etrafında dönerdik. Receb ayı girdi mi: Mızrakların başındaki sivri uçlarını çıkaralım der ve üzerinde demir bulduğumuz her mızrağın, her okun demiririi çeker çıkarırdık. Receb ayında bunları bir tarafa bırakırdık."
Rivayet zinciri: Buhârî es-Salt b. Muhammed Mehdî b. Meymûn Ebû Recâ'
Ebu Reca'yı şöyle derken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Nebilik verildiği gün ben yakınlarım için deve otIatan bir çocuk idim. Biz onun çıkışını işitince ateşe yani Müseylimetu'l-Kezzab'a kaçıp gittik."
Rivayet zinciri: Buhârî es-Salt b. Muhammed Mehdî b. Meymûn Ebû Recâ'
İbn Ubeyde b. Neşlt' -ki onun başka yerde ismi Abdullah'dır-den rivaye te göre Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe dedi ki: "Bize ulaştığına göre Müseylimetu'l-Kezzab Medine'ye gelerek el-Haris'in kızının evinde konakladı. el-Haris b. Kureyz'in kızı onun nikahı altında idi. O da Abdullah b. Amir'in annesidir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde Sabit b. Kays b. Şemmas -ki o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hatibi diye anılırdı- ile birlikte geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de elinde bir sopa bulunurdu. Onun karşısında durarak onunla konuştu. Müseylime ona: Dilersen biz seni bu (yönetim) işiyle baş başa bırakırız. Sonra da bu işi sen, senden sonra bize bırakırsın, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Benden bu çubuğu dahi isteyecek olsan onu sana vermem. Benim gördüğüm kadarıyla hakkında (rüyamda) bana bir takım şeyler gösterilen kişi sensin. İşte bu, Sabit b. Kays'dır. Benim yerime o sana cevap verecektir deyip, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem oradan ayrılıp gitti.
Ubeydullah b. Abdullah dedi ki: "Abdullah b. Abbas'a Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sözünü ettiği rüyayı sordum. İbn Abbas dedi ki: Bana nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ben uyurken rüyamda elimde altından iki bilezikbulunduğu bana gösterildi. Bundan dolayı ürktüm ve o bileziklerden hoşlanmadım. Bana izin verildi de ben de onlara üfledim, her ikisi de uçup gitti. Ben de bunları ortaya çıkacak iki yalancı diye yorumladım. Ubeydullah dedi ki: Bunlardan birisi Yemen'de Feyruz'un öldürdüğü el-Ansı'dir, diğeri ise Müseylimetu'I-Kezzab'tır."
Huzeyfe dedi ki: "Necran'ın iki sahibi el-ıAkib ile es-Seyyid Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e onunla lanetleşmek isteyerek geldiler. (Huzeyfe) dedi ki: Onlardan biri diğerine: Yapma, Allah'a yemin ederim eğer bu bir nebi olduğu halde. bizimle lanetleşecek olursa biz de, bizden sonra soyumuzdan gelecek olanlar da asla iflah olmazlar, dedi. Her ikisi (Nebi efendimize) dedi ki: Bizden istediğini sana verelim. Bizimle birlikte emin bir adam gönder. Bizimle birlikte emin olmayan kimseyi gönderme, dediler. Allah Resulü: Andolsun sizinle beraber gerçekten emin mi emin bir adam göndereceğim, diye buyurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından herkes kendi adına bu iş için ümitlendi. Allah Resulü: Kalk, ey Ebu Ubeyde b. Cerrah diye buyurdu. Ebu Ubeyde ayağa kalkınca, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: İşte bu, bu ümmetin eminidir, diye buyurdu."
Sila b. Zufer, Huzeyfe r.a.'dan rivayetle dedi ki: "Necranlılar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Bize emin (güvenilir) bir adam gönder, dediler. Allah Resulü: Andolsun sizlere gerçekten emin mi emin bir adam göndereceğim, diye buyurdu. Herkes bu işe (kendisi olur ümidiyle) ümitlendi. Allah Resulü Ebu Ubeyde b. el-Cerrah'ı gönderdi.
Enes'ten rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Her ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini de Ebu Ubeyde b. el-Cerrah'tır. "
Rivayet zinciri: Buhârî Ebü'l-Velîd Şu'be b. el-Haccâc Hâlid el-Hazzâ' Ebû Kılebe Enes b. Mâlik
Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Eğer Bahreyn malı gelecek olursa -üç defa- sana böyle ve böyle veririm diye buyurdu. Ancak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ruhunu teslim edinceye kadar Bahreyn malı gelmedi. Bahreyn malı Ebu Bekr r.a.'a gelince, o bir münadiye emir vererek şöyle seslendi: Her kimin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nezdinde bir alacağı yahut da ona verilmiş bir sözü varsa yanıma gelsin. Cabir dedi ki: Ebu Bekr r.a.'ın yanına gittim ve ona Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: Eğer Bahreyn'den mal gelecek olursa sana -üç defa- şöyle ve şöyle veririm diye buyurduğunu haber verdim. (Cabir) dedi ki: (Ebu Bekr) bunun üzerine bana verdi. Cabir dedi ki: Bundan sonra Ebu Bekr ile karşılaştım, ondan bana bir şeyler vermesini istediğim halde vermedi. Sonra yine yanına gittim, yine bana vermedi. Üçüncü defa yanına gittim, yine bana vermedi. Bunun üzerine ona dedim ki: Ben senin yanına• geldiğim halde bana vermedin. Sonra bir daha yanına geldim, yine bana vermedin, sonra yine yanına geldim, yine bana vermedin. Ya bana verirsin yahut da bana karşı cimrilik yapmış olursun. Ebu Bekr: Bana karşı cimrilik etmiş olursun mu dedin. Cimrilikten daha kötülük hangi hastalık olabilir, dedi. Bu sözlerini üç defa tekrarladı. (Devamla şunları söyledi): Sana vermediğim her seferinde mutlaka sana vermek istemişimdir." Amr, Muhammed b. Ali'den rivayetle dedi ki: "Cabir b. Abdullah'ı şöyle derken dinledim: Onun yanına gittim, Ebu Bekr bana: Sayonu dedi. Ben de onun verdiklerini saydım, beş yüz olduğunu gördüm. Bu sefer: Bunun iki katını da al, diye buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd İbn Uyeyne Câbir b. Abdullah
Ebu Musa r.a. dedi ki: "Ben ve kardeşim Yemen'den geldikten sonra uzun bir süre, İbn Mes'ud ile annesinin ancak ehl-i Beytten olduğu kanaatine sahip olduk. Buna sebep ise onun huzuruna çokça girmeleri ve yanından ayrılmayışları idi."
Zehdem dedi ki: Ebu Musa (Kufe'ye vali olarak geldiğinde) Cerm'lilerden bu kabileye ikramda bulundu. Bizler onun yanında oturuyorken kendisi de öğlen yemeğinde tavuk yiyordu. Orada bulunanlar arasında oturan birisini yemeğe çağırdı. O da: Ben o tavuğu bir şeyler yerken gördüm de bundan dolayı ondan tiksindim dedi. Ebu Musa ona: Gel dedi, ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i tavuk yerken görmüşümdür. Adam: Ben onu yememeğe dair yemin ettim deyince, Ebu Musa: Gel de sana yeminine dair haber vereyim, dedi (ve şöyle devam etti): Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna Eş'arilerden birkaç kişi olarak vardık. Ondan bize, bizi taşıyacak binek vermesini istedik. O bize binek vermek istemedi. Yine ondan bize binek vermesini istedik, bize binek vermemek üzere yemin etti. Daha sonra aradan fazla zaman geçmeden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ganimet olarak alınmış bir takım develer getirildi. Bunun üzerine bize beş tane yük taşıyacak deve verilmesini emretti. O develeri ele geçirdikten sonra bizler: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yeminini unutturduk, bundan sonra asla iflah olmayacağız dedik. Onun yanına gittim ve: Ey Allah'ın Resulü dedim. Sen bize bizi taşıyacak binek vermemek üzere yemin etmiştin. Şimdi ise bize binek verdin. Şöyle buyurdu: Evet, ben herhangi bir hususa dair yemin eder de başkasının ondan hayırlı olduğunu görürsem mutlaka ondan hayırlı olduğunu gördüğüm işi yaparım."
İmran b. Husayn dedi ki: "Temim oğulları Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelince şöyle buyurdu: Ey Temim oğulları sizlere müjdeler olsun. Onlar: Madem bize müjde verdin. O halde bize (dünyalık) bir şeyler ver dediler. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzü değişti. Yemen ahalisinden de bazı kimseler gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Müjdeyi siz kabul ediniz. Çünkü Temim oğulları onu kabul etmediler. Yemenliler de: Kabul ettik ey Allah'ın Resulü, dediler."
Ebu Mes'ud'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İman işte buradadır. -Bu arada eliyle Yemen'e işaret buyurdu.- Uzaklaşmak ve kalplerin katılığı ise şeytanın iki boynuzunun doğacağı yerde, Rabia ile Mudar kabilelerinde develerin kuyruklarının diplerinde şiddetle haykıranlardadır."
Ebu Hureyre r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu aktardı: "Size Yemen halkı geldi. Onlar yürekleri en yufka, kalpleri en yumuşak olanlardır. İman Yemenlidir, hikmet Yemenlidir, böbürlenmek ve büyüklenmek deve sahiplerinde, ağır başlılık ve sükunet ise koyun sahiplerindedir." Diğer tahric edenler: Tirmizi Menakib; Müslim, İman […]
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İman Yemenlidir, fitne ise işte şuradandır. İşte şuradan şeytanı n boynuzu çıkacaktır."
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Size Yemen halkı geldi. Onlar kalpleri en zayıf, yürekleri en yufka olanlardır. Fıkıh Yemenlidir, hikmet Yemenlidir."
Alkame dedi ki: İbn Mes'ud ile birlikte oturuyorduk. Habbab gelerek: Ey Ebu Abdurrahman, şu gençler senin okuduğun gibi okuyabilirler mi diye sordu. İbn Mes'ud dedi ki: Eğer arzu edersen onlardan birisine sana okumasını emrederim. Habbab: Peki dedi. İbn Mesud: Oku ey Alkame dedi. Ziyad b. Hudeyr'in kardeşi olan Zeyd b. Hudayr: O aramızda en iyi okuyan kişi olmadığı halde Alkame'ye mi okumasını emrediyorsun, dedi. İbn Mes'ud: Sana gelince, eğer istersen sana senin kavmin ile onun kavmi hakkında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in neler söylediğini haber verebilirim. Ben (Alkame): Meryem suresinden 50 ayet okudum (dedi.) Abdullah: Nasıl buldun diye (Habbab'a) sordu. Habbab: Pek güzel dedi. Abdullah dedi ki: Ben ne okursam muhakkak onu Alkame de okur. Sonra Habbab'a doğru yöneldi. Habbab'ın üzerinde (elinde) altın bir yüzük vardı. Artık bu yüzüğün atılma zamanı gelmedi mi, diye sordu. Habbab: Sana şunu söyleyeyim ki bugünden sonra bu yüzüğü üzerimde asla görmeyeceksin deyip, o yüzüğü attı."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdân b. Muhammed Ebû Hamze Süleymân A'meş İbrâhîm Alkame
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "et-Tufeyl b. Amr, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Devs helak oldu. İsyan etti, yüzçevirdi. Allah'a onlar için beddua et, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Allah'ım Devs'e hidayet ver ve onlann (huzuruma) gelmelerini sağla, diye buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî Ebû Nuaym Süfyân Ebü'z-Zinâd Abdurrahman b. Hürmüz Ebû Hureyre
Ebu Hureyre dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldiğim zaman yolda şu beyiti söylemiştim: "Bu uzun gecenin uzunluğundan ve meşakkatinden (Allah'a sığınırım). Bununla birlikte beni küfür diyarından kurtaran odur." Yolda benim bir kölem de kaçtı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelince, ona bey'at ettim. Onun yanında iken birden o köle çıkageldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Ey Ebu Hureyre, işte bu senin kölendir, dedi. Ben de: O Allah için hürdür, diyerek onu hür bıraktım."
Adiy b. Hatim dedi ki: "Biz (halifeliği döneminde) Tay kabilesinden bir heyet ile birlikte Ömer'in yanına geldik. O isimlerini söyleyerek birer birer adamları çağırmaya başladı. Ben: Beni tanımıyor musun, ey mu'minlerin emiri dedim. O: Tanıyorum. Onlar kMir iken sen Müslüman olmuştun. Onlar geri dönüp gittikleri zaman sen hakka yüzünü çevirerek gelmiştin. Onlar ahidıerinde durmayıp, gadrettikleri zaman ahdinin gereğini eksiksiz yerine getirdin. Onlar hakkı tanımayıp, inkar ettiklerinde sen hakkı bilip tanıdın, dedi. Adiy bunun üzerine: O halde artık hiçbir şeye aldırış etmem, dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî Mûsâ b. İsmâil Ebû Avâne Abdülmelik b. Umeyr Amr b. Hureys Adî b. Hâtim
Aişe radıyaIlilhu anhil dedi ki: "Veda haccında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yola çıktık. Bir umre yapmak üzere ihrama girdik. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Beraberinde kurbanlık bulunan kimse umre ile birlikte hac niyetiyle ihrama girsin. Daha sonra her ikisinin de ihramından çıkıncaya kadar ihram dolayısıyla yasak olan şeyleri helal bilmesin. Ben de ay hali olduğum halde onunla birlikte Mekke'ye geldim. Bu sebeple Beytin etrafında tavaf etmediğim gibi Safa ile Merve arasında da sa'y etmedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e durumumdan rahatsız olduğumu söyleyince, o: Saçlarını çöz, taran ve hac niyetiyle ihrama gir, umreyi de bırak, diye buyurdu_ Ben de onun dediğini yaptım. Haccı bitirdiğimiz vakit Resulullah salı allah u aleyhi ve sellem beni Ebu Bekr es-Sıddik'in oğlu Abdurrahman ile birlikte Ten'im'e gönderdi ve oradan umre yaptım. Bunun üzerine Allah Heslilü: Bu senin (daha önce ifaetmediğin) umrenin yerinedir, diye buyurdu. Aişe dedi ki: Umre niyetiyle ihrama girmiş olanlar Beyt'i tav af etti, Safa ile Merve arasında sa'y etti, sonra da ihramdan çıktılar. Daha sonra ise Mina'dan döndükten sonra bir başka tavaf daha yaptılar. Hac ile umreyi bir arada ifa edenler ise sadece bir tavaf yaptılar."
İbn Abbas'tan rivayete göre kişi Beyt'i tavaf etti mi ihramdan çıkmış olur. Ben (Ata'dan rivayet eden İbn Cüreyc): İbn Abbas bunu nereden söyledi diye sordum. O: Yüce Allah'ın: "Sonra (o kurbanlıkların) varacakları yer el-Beytu'I-Atik'dir." [Hac, 33] buyruğu ile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabına Veda haccında ihramdan çıkmalarını emretmiş olduğundan hareketle söylemiştir, dedi. (İbn Cureyc) ben: Ama bu ancak el-Muarraftan (Arafat'ta vakfe yaptıktan) sonradır dedim. (Ata) dedi ki: İbn Abbas Arafat'ta durmadan önce de, sonra da bu (ihramdan çıkma) görüşte idi."
Rivayet zinciri: Buhârî Amr b. Ali Yahyâ b. Saîd İbn Cüreyc Atâ b. Ebû Rebâh İbn Abbâs
Ebu Musa el-Eş'ari r.a. dedi ki: el-Batha denilen yerde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardım. Hac ettin mi diye sordu Ben: Evet dedim. Ne şekilde ihrama girdin, diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ihrama girişi gibi ihrama giriyorum deyip, telbiye getirdim dedim. Allah Resulü: Beyt'i tavaf et, Safa ile Merve arasında sa'y et, sonra ihramdan çık, diye buyurdu. Ben de Beyt'i tavaf ettim, Safa ile Merve arasında sa'y ettim, sonra Kayslılardan bir kadının yanına gittim, o kadın benim başımı (başımdaki biti) ayıkladı.
Nafi"den rivayete göre İbn Ömer kendisine şunu bildirmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı Hafsa r.a.a'nın ona haber verdiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Veda haccı yılında zevcelerine ihramdan çıkmalarını emretti. Bunun üzerine Hafsa: Peki senin ihramdan çıkmana engelolan ne, dedi. Allah Resulü: Ben başıma (yapışkan zamk sürerek) telbıd ettim. Ayrıca kurbanlarıma da gerdanlık takttm. Bu sebeple kurbanlıklarımı kesinceye kadar ihramdan çıkamam, diye buyurdu."
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre "Has'amlılardan bir kadın Veda haccında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den fetva sordu. -O sırada el-fadl b. Abbas da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bineğinin arkasında idi.- Kadın: Ey Allah'ın Resulü yüce Allah'ın kullarına (haccı) farz etmesi, babamın çok yaşlı bir ihtiyar haline yetişti. O binek üzerinde duramıyar, benim onun yerine hac yapmam kafi gelir mi diye sordu. Allah Resulü: Evet diye buyurdu."
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Ebü'l-Yemân Şuayb b. Ebû Hamze İbn Şihâb (ez-Zührî)
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Muhammed b. Yûsuf Ebû Amr Evzâî İbn Şihâb (ez-Zührî) Süleymân b. Yesâr İbn Abbâs
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Mekke fethi yılında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Usame'yi el-Kasva adlı devesi üzerinde arkasına bindirmiş olarak geldi. -Beraberinde de Bilal ve Osman b. Ebi Talha vardı.- Devesini Beyt'in yakınında çöktürdü. Sonra Osman'a: Bize anahtarı getir dedi. Osman anahtarı getirerek ona (Kabe'nin) kapısını açtı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Usame, Bilal ve Osman (Kabe'nin içine) girdiler. Sonra da üzerlerine kapıyı kapattılar. Kabe'nin içinde uzunca bir süre kaldılar. Daha sonra Nebi çıktı, insanlar da Kabe'ye girmek için harekete koyuldular. Ben onların önüne geçtim. Bilal'i kapının arkasında ayakta buldum. Ona: Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem nerede namaz kıldı, diye sordum. O: Şu ön taraftaki iki direğin ara,sında, dedi. Kabe'nin iki sıra halinde altı direği vardı. O öndeki sıranın iki direği arasında namaz kıldı ve Kabe'nin kapısını arkasına alarak yüzünü de sen Kabe'ye girdiğinde karşına gelen duvara doğru çevirdi. (İbn Ömer) dedi ki: Ona kaç rekat kıldığını sormayı unuttum. Resulullah'ın namaz kıldığı yerde kırmızı bir mermer vardı."
Urve b. Zübeyr ile Ebu Seleme b. Abdurrahman'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.a.a her ikisine şunu haber vermiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Huyey kızı Safiyye Veda haccında ay hali oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: Safiyye bizi (Medine'ye dönmekten) alıkoyacak mı, diye buyurdu. Aişe dedi ki: Ey Allah'ın Resuıü o Beyt'i tavaf ettikten sonra ay hali oldu dedim. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Öyleyse (Medine'ye) hareket etsin, diye buyurdu."
İbn Ömer r.a. dedi ki:. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem aramızda bulunduğu halde biz Veda haccı hakkında konuşurduk, fakat Veda haccının ne demek olduğunu bilmiyorduk. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'a hamd ve senada bulunduktan sohra el-Mesih ed-Deccal'i sözkonusu ederek ondan uzun uzadıya bahsetti ve şöyle buyurdu: Allah'ın gönderdiği her bir nebi mutlaka (Deccal'i zikrederek) ümmetini inzar etmiştir. Onun gelişini Nuh da, ondan sonraki nebiler de bildirip uyarmışlardır. Şüphesiz ki o sizin aranızda çıkacaktır. Onun bazı halleri size gizli kalacak olsa dahi sizin Rabbiniz sizin için gizli kalacak şeylerden değildir. -Bu sözünü üç defa tekrarladl.- Muhakkak sizin Rabbinizin tek gözü kör değildir. Oysa o, sağ gözü kör olan birisidir, onun gözü üzüm salkımı arasında dışarı fırlamış bir üzüm tanesi gibi (patlak)dır."
Rivayet zinciri: Buhârî Yahyâ b. Süleymân İbn Vehb Ömer b. Muhammed babası İbn Ömer
"Şunu bilin ki şüphesiz Allah kanlarınızı, mallarınızı sizlere bu beldenizde ve bu ayınızda, bu gününüzü haram kıldığı gibi haram kılmıştır. Dikkat edin, tebliğ ettim mi? Onlar: Evet ettin dediler. Allah Resulü üç defa: Şahit ol Allah'ım, dedi. Veyl -yahut vah- size! Dikkat edin, benden sonra biriniz diğerinin boynunu vuran . kafirler olarak gerisin geri dönmeyin."
Rivayet zinciri: Buhârî Yahyâ b. Süleymân İbn Vehb Ömer b. Muhammed babası İbn Ömer
Zeyd b. Erkam'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem. dokuz gazve yaptı ve o hicret ettikten sonra sadece bir defa hac yaptı, ondan sonra da hac etmedi. Bu Veda haccıdır." Ebu İshak dedi ki: Mekke'de de bir başka hac yapmıştır.
Rivayet zinciri: Buhârî Amr b. Hâlid Züheyr b. Muâviye Ebû İshâk Zeyd b. Erkam
Cerir'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Veda haccında Cerir'e: İnsanlara susup dinlemelerini söyle, diye buyurdu. Daha sonra Allah Resulü: Benden sonra biriniz diğerinin boynunu uuran kafirler olarak gerisin geri dönmeyin, diye buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî Hafs b. Ömer Şu'be b. el-Haccâc Ali b. Müdrik Ebû Zür'a Cerîr b. Abdullah
Ebu Bekre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Zaman Allah'ın gökleri ue yeri yarattığı günkü haline dönmüş bulunuyor. Yıl on iki aydır. Bunların dördü haram aylardır. Üçü ardı arkasına gelen Zulkade, Zulhicce ue Muharrem aylarıdır. Dördüncüleri ise Cumada ile Şaban arasındaki Mudarlıların Receb ayıdır. Bu ay hangi aydır? (diye sordu) Biz: Allah ve ResLılü daha iyi bilir dedik. O kadar sustu ki bu aya isminden başka bir isim vereceğini zannettik. Bu ay zulhicce ayı değil midir diye sordu. Biz: Evet zulhicce ayıdır, dedik. Peki, bu hangi beldedir diye sordu. Biz Allah ve Resulü daha iyi bilir dedik. O sustu, öyle ki ona isminden başka bir isim vereceğini zannettik. Bu bilinen adı ile o belde değil midir, diye sordu, biz öyledir dedik. Peki, bugün hangi gündür diye sordu. Biz: Allah ve Resulü daha iyi bilir dedik. Allah Resulü sustu, öyle ki ona isminden başka bir isim verecek diye zannettik. Bugün Nahr günü değil midir diye sordu. Biz, evet dedik. Şöyle buyurdu: Şüphesiz kanlarınız ve mallarınız ravilerden Muhammed: zannederim ve namuslarınız da dedi- size bu şehrinizde, bu ayınızda, bu gününüzün haram olduğu gibi haramdır. Yakında Rabbinizin huzuruna çıkacaksınız. Size amellerinizi soracak. Dikkat edin, benden sonra biriniz diğerinin boynunu vuran, dalalet ehli olarak gerisin geri dönmeyiniz. Dikkat edin, hazır bulunan burada bulunmayana tebliğ etsin. Olur ki tebliğ ettiği bazı kimseler bu sözlerimi işiten bazı kimselerden daha iyi belleyebilir. -(Ravilerden) Muhammed bunu zikrettiği vakit şöyle derdi: Muhammed sal• lallahu aleyhi ve sellem doğru söylemiştir.- Daha sonra: -iki defa- Tebliğ ettim mi diye buyurdu."
Tarık b. Şihab'dan rivayete göre "Yahudilerden bir takım kimseler şöyle dedi: Eğer bu ayet bize inmiş olsaydı, şüphesiz o günü bayram edinirdik. Bunun üzerine Ömer: Hangi ayeti kastediyorsunuz, diye sordu. Onlar: "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İsıamı beğenip seçtim."[MSide, 3] ayetidir dediler. Ömer: Ben bu ayetin nerede indiğini çok iyi biliyorum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Arafat'ta vakfede iken nazil olmuştur."
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Yûsuf Süfyân es-Sevrî Kays b. Müslim Târık b. Şihâb
Aişe r.anha dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte çıktık. Bizden kimimiz umre niyetiyle ihrama girmiş, kimimiz hac niyetiyle ihrama girmişti. Kimimiz de hem umre, hem de hac yapmak üzere ihrama girmişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise hac niyetiyle ihrama girmişti. Hac niyetiyle . yahut da haccı ve umreyi birlikte eda etmek niyetiyle ihrama girenler Nahr günü (kurban bayramının birinci günü)ne kadar ihramdan çıkmadılar."
Amir b. Sa'd, babasından (Sa'd b. Ebi Vakkas'tan) rivayetle dedi ki: "Veda haccında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni adeta ölümün kıyısına kadar geldiğim bir rahatsızlığım dolayısıyla ziyaret etti. Ey Allah'ın Resulü dedim. Benim rahatsızlığı m gördüğün şu dereceye kadar ulaşmış bulunuyor ve ben malı çok birisiyim. Bir tek kızımdan başka da mirasçım yoktur. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi? Allah Resulü: Hayır dedi. Peki onun yarısını sadaka olarak dağıtayım mı diye sordum. O, hayır diye buyurdu. Ya üçte birini diye sordum. O, üçte birdir çoktur ya diye buyurdu (ve şöyle devam etti): Çünkü senin mirasçılarını zengin olarak bırakman onları insanlara avuç açacak şekilde yoksul bırakmandan daha hayırlıdır. Allah'ın rızasını arayarak herhangi bir nafaka harcayacak olursan mutlaka onun karşılığında sana ecir verilir. Hatta hanımının ağzına koyduğun lokma bile. Ben: Ey Allah'ın Resulü ben (burada) arkadaşlarımdan geride mi bırakılacağım, dedim. O şöyle buyurdu: Hayır, sen asla geri bırakılmayacaksın. Eğer (geri kalır da) Allah'ın rızasını arayarak herhangi bir amelde bulunacak olursan mutlaka o amel sebebiyle derecen artar ve daha da yükselirsin. Ümit ederim ki sen hayatta kalaeaksın. Öyle ki bir takım kimseler senden yararlanacak, başkaları da senin vasıtanla zarar göreceklerdir. Allah'ım, sen ashabımın hicretlerini tamamına erdir, onları ökçeleri üzerinde gerisin geri döndürme. Fakat zavallı Sa'd b. Havle! Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözleriyle Mekke'de vefat etti diye onun için üzüntü ve kederini dile getirmiş oluyordu."
Nafi"den rivayete göre İbn Ömer r.a. kendilerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Veda haccında başını traş ettiğini haber vermişti.
İbn Ömer'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ashabından bir takım kimseler saçlarını traş ettikleri gibi bazıları da kısaltmışlardı."
Ubeydullah b. Abdullah'tan rivayete göre Abdullah b. Abbas r.a. kendisine şunu haber vermiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Veda haccında Mina'da ayakta durmuş insanlara namaz kıldınyar iken kendisi (İbn Abbas) bir eşeğin üzerinde yürüyerek geldi. Eşek bir safın önünden yürüyüp gitti. Sonra (İbn Abbas) eşeğinden inerek diğer insanlarla birlikte safta durdu."
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Yahyâ b. Kaza'a Mâlik b. Enes İbn Şihâb (ez-Zührî)
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Leys b. Sa'd Yûnus b. Yezîd İbn Şihâb (ez-Zührî) Ubeydullah b. Abdullah İbn Abbâs
Hişam dedi ki: Bana babam anlattı dedi ki: "Benim huzurumda Usame'ye, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Veda haccında yol alışma dair soru soruldu. Usame: Süratle yavaşlık arasında, ama geniş bir alan buldu mu hızlıca hareket ederdi, dedi."
Abdullah b. Yezid el-Hatmı'deri rivayete göre "Ebu Eyyub ona şunu bildirmiştir: Kendisi Veda haccında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte akşam ile yatsı namazını birlikte kılmıştır."
Ebu Musa r.a. dedi ki: "Arkadaşlarım (olan Eş'ariler) beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kendilerini ve eşyalarını taşımak üzere ondan binek istemek üzere göndermişlerdi. Çünkü onlar da Teblik gazvesi diye bilinen Ceyşu'l-Usra (zorluk ordusun)da onunla birlikte (bulunmak istiyorlar) idiler. Ey Allah'ın Nebii dedim. Benim arkadaşlarım beni sana kendilerini ve yüklerini taşıyacak binek istemek üzere gönderdiler. Allah Resulü: Allah'a yemin ederim sizi ve yüklerinizi taşıyacak binek vermeyeceğim, diye buyurdu. Farkında olmadan gidişim onun öfkeli zamanına denk gelmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in binek vermeyişinden ve onun için de bana karşı menfi duygular hissetmiş olmasından dolayı üzülerek geri döndüm . Arkadaşlarımın yanına dönüp onlara Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediklerini haber verdim. Kısacık bir zaman henüz geçmişti ki Bilal'in: Ey Abdullah b. Kays diye seslendiğini işittim. Hemen yanına gittim, o: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seni çağırıyor, yanına git dedi. Onun yanına varınca bana -o sırada SaId (b. Ubade)'den satın almış olduğu- altı deveyi göstererek: Şu çiftleri al ve onları arkadaşlarına götür ve onlara: Allah -ya da Allah'ın Resulü, dedi- sizi ve eşyalarınızı taşımak üzere size bunları gönderdi, bunlara bininiz diye buyurdu de, dedi. Ben de o develeri alıp gittim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizi ve eşyalarınızı taşımak üzere bunları gönderdi. Fakat Allah'a yemin ederim sizden birinizi benimle birlikte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana söylediklerini işitmiş kimselerin yanına götürmedikçe bırakmayacağım ta ki benim size Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söyLemediği bir şeyi aktardığımı zannetmeyesiniz, dedim. Arkadaşlarım bana: Biz senin doğru söylediğine inanıyoruz. Bununla birlikte senin istediğini de yapacağız, dediler. Ebu Musa onlardan bir kaç kişi ile Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine binek vermeyeceğini söylediği sözlerini, ondan sonra da onlara binek verdiğin) Ifade eden buyruklarını işitmiş kimselerin yanına gitti. Onlar da Ebu Musa'nın arkadaşlarına Ebu Musa'nın kendilerine söylediklerinin bir benzerini söylediler."
Mus'ab b. SaId, babasından rivayetine göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Tebukle çıktı, yerine Ali'yi halife (vekil) bıraktı. Ali: Sen beni çocuklarla, kadınlar arasında mı geri bırakıyorsun, deyince, Allah Resulü: Harun'un Musa'ya konumu ne ise senin de bana göre aynı konumda olmaya razı gelmez misin? Şu kadar var ki benden sonra bir nebi gelmeyecektir, diye buyurdu."
Ya'la. b. Umeyye, babasından rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Usra gazvesine katıldım. (Ravi) dedi ki: Ya'iş': İşte o gazve bana göre benim en güvendiğim amelimdir derdi." Ata, Safvan'dan, o da Ya'la'dan rivayetle dedi ki: "Benim bir işçim vardı. Bir insan ile kavga etti. Onlardan biri diğerinin elini ısırdı. -Ata dedi ki: Safvan bana kimin diğerinin eliniısırdığını söylemişti ama ben onu unuttum.- (Devamla) dedi ki: Eli ısınlan kişi ısıranın ağzından elini çekince ısıranın ön dişlerinden birisini söktü. Her ikisi de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidince Nebi onun dişinin karşılığında diyet ödenmeyeceğine hüküm verdi." Ata der ki: Onun şöyle dediğini de zannediyorum: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O elini senin ağzına bıraksın da sen de bir devenin ağzında imişcesine onun elini ısırasın diye bırakacak mıydı, diye buyurdu."
Abdurrahman b. Abdullah b. Ka'b b. Malik'den rivayete göre Abdullah b. Ka'b b. Malik -ki gözlerini kaybettikten sonra oğulları arasında Kab'ın yedicisi o idi- dedi ki: Ka'b b. Malik'in Tebuk kıssasını anlatırken gazaya çıkmaktan nasıl geri kaldığını anlatırken dinledim: "Ka'b dedi ki: Tebuk gazvesi dışında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in katıldığı hiçbir gazada ondan geri kalmış değilim. Şu kadar var ki ben Bedir gazvesinde de geri kalmıştım. Ancak o gazveden geri kalan hiç kimseye de sitem etmemişti. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece Kureyş kervanının önünü kesmek isteği ile çıkmıştı. Ancak yüce Allah onları bu hususta herhangi bir sözleşme olmaksızın düşmanlarıyla bir araya getirdi. Andolsun Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte İslam üzere ahitleştiğimiz vakit Akabe gecesinde hazır bulunmuştum. Her ne kadar insanlar arasında Bedir o geceden daha meşhur ise de ben o gecede bulunmayı Bedir'de bulunmaya değişmem. Benimle ilgili haberlerin bir kısmı şöyledir: O gazveden (Teblik'ten) geri kaldığım zamanda geri kaldığımdan asla daha güçlü ve daha bir bolluk içinde bulunmamıştım. Allah'a yemin ederim ondan önce yanımda iki binek, bir arada olmamıştı. Fakat o gazvede bir arada iki bineğim vardı. Resulullah s.a.v. bir gazaya çıkmak istedi mi de mutlaka başka yere gidecekmiş izlenimini verirdi. Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in çıktığı bu gazve çok aşırı sıcak bir zamana denk gelmişti. Uzak ve tehlikeli bir yolculuğa sayıca kalabalık bir düşmanla karşılaşmak üzere yola çıkmıştı. Bundan dolayı Müslümanların bu gazalarına gereği gibi hazırlanabilmeleri için onlara durumlarını açıkça beyan etti ve kendilerine gitmek istediği ciheti haber verdi. Reslillıllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikteki Müslümanlar da pek çoktu. Onların hepsinin ismini hiçbir kitap yani bir divan defteri, bir arada toplayamamıştır. Ka'b (devamla) dedi ki: Bir adam geri kalmak istedi mi hakkında vahiy inmediği sürece durumunun Allah Resulüne gizli kalacağını zannediyordu. Resulullah bu gazaya mahsullerin olgunlaştığı, gölgelerin hoş ve güzelolduğu bir zamanda çıkmıştı. Resulullah ve onunla birlikte Müslümanlar gaza için hazırlandılar. Ben de onlarla birlikte hazırlanayım diye çıktım. Fakat hiçbir şey yapmamış olarak geri dönüyordum. Kendi kendime: Benim buna gücüm yeter diyordum. Ama bu savsaklamam sürüp gitti. Fakat insanlar sıkı bir şekilde hazırlandılar. Bir sabah Resulullah Sallallahu henüz hiçbir hazırlık yapmamıştım. Ondan bir ya da iki gün sonra hazırlanır, sonra onlara yetişirim, dedim. Onlar ayrıldıktan sonra sabah vakti hazırlanmaya gittim. Fakat yine hiçbir iş görmeden geri döndüm. Daha sonra yine gittim, yine hiçbir şey yapmadan geri döndüm. Onlar iyice hızlan ıncaya ve gazaya katılmak imkanı adeta elimden kaçıncaya kadar bu halim devam edip gitti. İçimden deveme binip, onlara yetişeyim diye azmettim. Keşke yapmış olsaydım. Fakat bu da benim için mukadder olmadı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gazaya çıktıktan sonra insanlar arasına çıkınca aralarında dolaşıyordum. Ya münafıklık ile itham edilen bir adam yahut da Allah'ın mazeretli kabul ettiği güçsüz kimseler ile karşılaşıyor ve başkalarını görmediğim için üzüıüyordum. Resulullah s.a.v. Teblik'e varıncaya kadar benden sözetmemiş. Ashab arasında Teblik'te otururken: Ka'b ne yaptı, diye sormuş. Selime oğullarından bir adam: Ey Allah'ın Resulü, onun kıymetli iki burdesi ve kibirle iki tarafına bakınması onu alıkoydu, demiş. Muaz b. Cebel: Ne kötü söz söyledin! Allah'a yemin olsun ey Allah'ın Resulü biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz, demiş. Resulullah susmuş, sesini çıkarmamış. (Devamla) Ka'b b. Malik dedi ki: Onun Medine'ye geri dönmek üzere yola koyulduğu haberi bana ulaşınca hüzün ve kederim beni sardı. Nasıl bir yalan söyleyeceğimi düşünmeye koyuldum. Onun yarın öfkesinden nasıl kurtulabilirim demeye başladım. Bu hususta yakınlarım arasından görüş sahibi herkesin yardımını istedim. Resulullah artık Medine'ye çok yaklaştı denilince, her türlü batıl düşünce benden uzaklaştı ve ben onun gazabından yalan ihtiva eden hiçbir şey ile kurtulamayacağımı anladım. Bundan dolayı ona doğruyu söylemeye karar verdim. Resulullah s.a.v. bir sabah Medine'ye geldi. O bir seferden döndü mü önce mescide gider, orada iki rekat kılar, sonra da insanlartı dinlemek) için otururdu. Bu sefer de aynı işi yapınca geriye kalanlar onun yanına geldi. Ona mazeretierini beyan etmeye ve ona yemin etmeye koyuldular. -Bunlar seksen küsur kişi idi.- Resulullah s.a.v. onların açığa vurduğu hallerini kabul etti, onlarla bey'atleşti, onlar için mağfiret diledi. İçlerinde gizlediklerini de Allah'a havale etti. Ben de onun huzuruna vardım. Ona selam verince, kızgın bir eda ile banagülümsedikten sonra: Gel dedi. Ben de yürüyerek gittim ve nihayet önünde oturdum. Bana: Ne diye geri kaldın, diye sordu. Sen kendin için binek satın almamış mıydın dedi. Ben: Evet, Allah'a yemin ederim, dünya ehlinden senden başka birisinin huzurunda oturmuş olsaydım bir mazeret ileri sürerek onun öfkesinden kendimi kurtarabilirdim. Çünkü bana bir tartışma kabiliyeti verilmiş bulunuyor. Fakat Allah'a yemin ederim şunu da biliyorum ki, şayet bugün benden hoşnut olmana sebep teşkil edecek, yalan bir söz söyleyecek olursam aradan fazla zaman geçmeksizin yüce Allah üzerime senin öfkeni çekecektir.- Andolsun eğer ben sana doğru bir söz söylesem ve bundan dolayı sen de bana bir parça kızsan dahi bu sebepten ben yüce Allah'ın bu hususta beni affedeceğini ümit ederim. Hayır, Allah'a yemin ederim hiçbir mazeretim yoktu. Allah'a yemin ederim, senden geri kaldığım zamandan daha güçlü ve daha bolluk içinde de bulunmuş değilim, dedim. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bu doğru söylemiş bulunuyor. Haydi kalk, Allah senin hakkında hüküm verinceye kadar bekle. Ben de kalktım. Selime oğullarından bazı adamlar ayağa kalkıp arkamdan geldiler. Bana: Allah'a yemin ederiz, bundan önce senin bir günah işlediğini bilmiyoruz. Andolsun sen geri bırakılanların beyan ettikleri mazeretler ile Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e mazeret belirtmekten acze düşmüş bulunuyorsun. Gerçekten Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sana mağfiret dilemesi günahına karşılık (affedilmen için} sana yeterdi bile, dediler. Allah'a yemin ederim onlar bana serzenişlerini o kadar sürdürdüler ki, sonunda geri dönüp kendi kendimi yalanlamak istedim. Sonra onlara: Benimle birlikte aynı durumla başka bir kimse karşı karşıya kaldı mı, diye sordum. Onlar, evet iki adam daha senin dediğinin benzerini söylediler. O ikisine de sana söylenilenin benzeri söylendi, diye cevap verdiler. Ben: O ikisi kimdir diye sordum. Bana: Murara b. er-Rebi el-Amri ile Hilal b. Umeyye el-Vakıf! diyerek Bedir'e katılmış ve ikisi de bana örnek olabiiecek salih iki adamın adını verdiler. Bana bu ikisinin adını vermeleri üzerine ben dcı.rlılığımı sürdürdüm. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanlara bizlerle yani onunla savaşa katılmaktan geri kalan kimseler arasından üçümüzle konuşmayı yasakladı. Bu sebeple insanlar bizden uzaklaştı, bize karşı tutumları değişti. Hatta benim için yer bile tanınmaz bir hale geldi. Artık benim bildiğim yer değildi. Bu halde elli gece (gün) kaldık. Diğer iki arkadaşım kendi hallerine çekildiler, evlerinde oturup ağlamaya koyuldular. Bense onların en gençleri ve en güçlüleri idim. Dışarı çıkıyor, Müslümanlarla namazda bulunuyor, çarşı pazarda dolaşıyordum, ama benimle de kimse konuşmuyordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gidiyor, ona namazdan sonra oturduğu meclisinde selam veriyor, kendi içimden: Acaba selamımı almak için dudaklarını hareket ettirdi mi, ettirmedi mi diye soruyordum. Daha sonra ona yakın bir yerde namaza duruyor, gizliden gizliye ona bakıyordum. Namazıma kendimi verince o da dönüp bana bakıyordu. Ben ona doğru bakışımı yöneltecek olursam benden yüzünü çeviriyordu. Nihayet insanların benden uzaklaşmaları artık bana uzun gelmeye başlayınca yürüyüp Ebu Katade'nin (bahçe) duvarına tırmandım. O benim amcamın oğlu ve insanlar arasında en çok sevdiğim kişi idi. Ona selam verdim. Allah'a yemin ederim selamımı almadı. Ey Ebu Katade dedim. Allah adına sana söz veriyorum. Sen benim Allah'ı ve Resulünü sevdiğimi biliyorsun değil mi? O sustu, tekrar dönüp ona aynı sözü verdim yine sustu. Tekrar ona aynı sözü verdim, bu sefer: Allah ve Resulü daha iyi bilir dedi. Gözlerimden yaşlar boşaldı. Sonra gerisin geri dönüp yine duvardan geri tırmanıp gittim .• (Ka'b b. Malik devamla) dedi ki: Bir ara Medine pazarında dolaşıyorken Medine'de satmak üzere buğday getirmiş olan Şam halkı Nabatilerinden birinin: (Bana) Ka'b b. Malik'i kim gösterir dediğini gördüm. Herkes ona (beni) işaret etmeye koyuldu. Nihayet yanıma geldi ve bana Gassan hükümdarından bir mektup uzattı. Mektubun içinde şunlar yazılıydı: İmdi, bana ulaştığına göre senin arkadaş ın senden yüz çevirmiş bulunuyor. Halbuki Allah seni hakir düşürüleceğin ve zayi edileceğin bir yerde yaratmamıştır. Sen gel, bize katıL. Biz seni layık olduğun şekilde görür gözetiriz. Bu yazılanları okuyunca: Bu da belanın bir çeşididir, dedim ve o mektubu alıp tandıra atarak yaktım. Nihayet elli gecenin (günün) kırkı geçmişti. Baktım ki ResuluIlah s.a.v.'in elçisi yanıma geldi ve: ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sana hanımından uzak durmanı emrediyor, dedi. Ben: Onu boşayacak mıyım, ne yapacağım, dedim. O: Hayır, ondan uzak dur ve ona yaklaşma, dedi. Benim diğer iki arkadaşıma da bunun benzeri haberi gönderdi. Ben de hanımıma: Ailenin yanına git ve Allah bu iş hakkında hükmünü verinceye kadar onların yanında kal, dedim. Ka'b dedi ki: Hilal b. Umeyye'nin hanım ı ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e varıp: Ey Allah'ın Resulü Hilal b. Umeyye oldukça yaşlı ve aciz birisidir, hizmetçisi de yoktur. Ona hizmet etmem hoşlanmayacağın bir şey midir dedi. Allah Resulü: Hayır. Fakat sana yaklaşmasın diye buyurdu. Hanımı: Allah'a yemin ederim onun hiçbir şeye karşı hareket edecek bir hali yoktur. AIlah'a yemin ederim, o iş başına geldiği günden bugüne kadar ağlayıp duruyor, dedi. Bunun üzerine yakınlarından birisi bana: Sen de Hilal b. Umeyye'nin hanımına Hilal'e hizmet etmek üzere izin verdiği gibi ResuluIlah'tan hanım ın için izin istesen, dedi. Ben şu cevabı verdim: Allah'a yemin ederim, bu hususta ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den izin istemeyeceğim. Hem bu hususta hanımım için Resulullah'tan izin isteyecek olursam onun bana ne cevap vereceğini de bilemiyorum. Bundan sonra on gece (gün) daha kaldım ve nihayet Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in biziinle konuşmayı yasakladığı zamandan itibaren elli gecemiz tamamlanmış oldu. Ellinci gecenin sabahında sabah namazını kıldım. Bizim evlerimizden birinin damı üzerinde bulunuyordum. Yüce Allah'ın zikrettiği hal üzere nefsimin bana dar geldiği, bütün genişliğine rağmen yeryüzünün bana dar geldiği o halde oturmakta iken Sel' dağı üzerine çıkmış birisinin avazı çıktığı kadar şöyle bağırdığını duydum: Ey Ka'b b. Malik, sana müjdeler olsun. Hemen secdeye kapandım ve kurtuluşumuzun gerçekleştiğini anladım. Resuluilah s.a.v. da sabah namazını kıldıktan sonra Allah'ın bizim tevbemizi kabul ettiğini ilan etmişti. Bu sebeple insanlar bizi müjdelemeye geldiler. Diğer iki arkadaşıma da müjdeciler gitti. Bana da müjde vermek üzere bir adam, bir atı koşturmuştu. Eslemlilerden de birisi koşarak dağa çıkmıştı. (Bu sebeple) ses(in müjdesi) attan daha hızlı ulaştı. Sesini beni müjdelerken işittiğim şahıs yanıma gelince üzerimdeki (alt ve üst) iki elbisem i çıkartarak bana vı;rdiği müjde karşılığında ona verdim. Allah'a yemin ederim, o gün giyecek başka elbisem yoktu. Bu sebeple iğreti iki elbise alıp onları giyindim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gittim. İnsanlar fevc fevc beni karşılıyor, tevbemin kabulü dolayısıyla beni tebrik ederek: Allah'ın tevbeni kabul etmesi sana mübarek olsun, diyorlardı. Ka'b dedi ki: Nihayet mescide girdim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabı etrafında bulunduğu halde oturuyordu. Talha b. Ubeydullah benim için kalktı, koşarak yanıma geldi, benimle musafaha ederek beni tebrik etti. Allah'a yemin ederim, muhacirler arasından ondan başka benim için kimse ayağa kalkmadı ve ben Talha'nın bu halini asla unutmayacağım. Ka'b (devamla) dedi ki: Resulullah s.a.v.'e selam verince, Resulullah s.a.v. sevinçten yüzü parıldayarak şöyle buyurdu: Annenin seni doğurduğundan bu yana geçirdiğin bu en hayırlı gün dolayısıyla seni müjdeliyorum. Ka'b dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, bu (tevbemin kabulü) senden mi yoksa Allah'tan mı diye sordum. O: Hayır, Allah'tan diye buyurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sevindiği vakit yüzü nurlanıyor, adeta bir ay parçasını andmyordu ve biz onun bu halini biliyorduk. Onun önünde oturunca: Ey Allah'ın Resulü, tevbemin bir parçası da Allah'a ve Resulüne sadaka olmak üzere malımı vermektir dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Malının bir kısmını elinde tut. Bu senin için daha hayırlıdır diye buyurdu. Ben de: O zaman Hayber'deki payımı kendime bırakıyorum dedim. Sonra şunları söyledim: Ey Allah'ın Resulü, şüphesiz Allah beni doğrulukla kurtardı. Tevbemin bir gereği olarak da hayatta kaldığım sürece doğru sözden başka bir şey konuşmayacağım. (Ka'b dedi ki): Allah'a yemin ederim ben bunu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söylediğimden bu yana Allah Müslümanlardan hiçbirisini doğru söz söylemekle beni güzel bir şekilde imtihan ettiği kadar kimseyi imtihan etmiş olduğunu bilmiyorum. Ben o sözümü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söylediğimden bu güne kadar kasten bir yalan söylemiş değilim. Allah'ın hayatımın geri kalan bölümünde de beni koruyacağını ümit ederim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Andolsun ki Allah Nebiini muhacirlerle, ensarı tevbeye muvaffak etti. .. ve sadıklarla beraber olun." [Tevbe, 11 7-119] buyruklarını indirdi. Allah'a yemin ederim, Allah beni İslama hidayet eyledikten sonra bana göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e doğru söyleyip, yalan söylememiş olmamdan daha büyük bir nimet vermiş değildir. Eğer yalan söylemiş olsaydım, diğer yalancılar gibi ben de helak olacaktım. Çünkü yüce Allah vahyini indirerek yalan söyleyen kimseler için herhangi bir kimseye söylemiş olduğu en ağır sözleri söylemiştir. Şanı yüce ve mübarek olan Allah şöyle buyurmaktadır: "Yanlarına döndüğünüzde onlar ... size Allah adına yemin edeceklerdir ... Şüphesiz Allah o fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz."[Tevbe, 95] Ka'b dedi ki: Bizler yani biz bu üç kiş, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip huzurunda yemin edenlerin mazeretIerini kabul edip, kendilerine bey'at edip, mağfiret dilediği kimselerden geriye bırakılmış ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yüce Allah işimiz hakkında hüküm verinceye kadar işimizi sonraya bırakmıştı. Bundan dolayı yüce Allah: "Geri bırakılan üç kişinin de tevbesini kabul buyurdu."[Tevbe 18] diye buyurmuştur. Yoksa yüce Allah'ın sözkonusu ettiği (geri bırakılmışlık) gazadan geri bırakılmamız değildir. Onun bizi geriye bırakıp, işimizi huzurunda yemin edip, mazeret beyan eden ve yemin ile mazeretini kabul ettiği kimselerden sonraya bırakmış olmasıdır."
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hicr'den geçince: Kendilerine zulmedenlerin meskenlerine -onlara isabe eden size de gelip çatmasın diye- ancak ağlayarak giriniz, diye buyurdu. Sonra başını örterek o vadiyi geçinceye kadar yürüyüşünü hızlandırdı."
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hicr sahipleri için şöyle buyurdu: Azaba uğratılmış bu kimselerin yurduna onlara gelen musibetin benzeri size gelip çatmasın diye ancak ağlayanlar olarak giriniz."
Rivayet zinciri: Buhârî Yahyâ b. Bükeyr Mâlik b. Enes Abdullah b. Dînâr İbn Ömer
Muğire b. Şu'be dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ihtiyacını gidermek için gitti. Ben de kalktım, onun eline su döktüm. (Hadisi Muğire'den rivayet eden oğlu Urve) dedi ki: -Babamın bunu Tebuk gazvesinde diye naklettiğinden başka türlüsünü de bilmiyorum.- Yüzünü yıkadı, sonra kollarını yıkamak istedi. Üzerindeki cübbenin yenıeri ona dar gelince, ellerini cübbenin altından çıkartarak yıkadı. Sonra da mestlerinin üzerine mesh etti."
Ebu Humeyd dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Tebuk gazvesinden dönüyorduk. Nihayet yüksek bir yerden Medine'yi gördüğümüzde şöyle buyurdu: İşte bu Tabe'dir, bu da bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağ olan Uhud'dur."
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Tebuk gazvesinden dönüp de Medine'ye yaklaştığında şöyle buyurdu: Şüphesiz Medine'de öyle kimseler var ki her nerede yürüyüp yol almışsanız, hangi vadiyi kat edip geçmişseniz mutlaka onlar da sizinle beraberdi. Ashab: Ey Allah'ın Resulü onlar Medine'de bulundukları halde öyle mi deyince; o: (Evet) onlar Medine'de kaldıkları halde mazeretieri onları (sizinle beraber gelmekten) alıkoymuştu, diye buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî Ahmed b. Muhammed Abdullah Humeyd et-Tavîl Enes b. Mâlik
Ubeydullah b. Abdullah'tan rivayete göre İbn Abbas kendisine şunu haber vermiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Kisra'ya yazdığı mektubunu Abdullah b. Huzafe es-Sehmi ile birlikte gönderdi. Bu mektubunu Bahreyn'in büyüğüne teslim etmesini emretti. Bahreyn'in büyüğü de mektubu Kisra'ya ulaştırdl. Kisra mektubu okuyunca parçaladı. -Zannederim İbnu'l-Müseyyeb dedi ki:- Bunun üzerine Resulullah s.a.v. da onlara paramparça edilmeleri için beddua etti."
Ebu Bekre dedi ki: "Cemel vakası günlerinde Cemel savaşına katılmış bulunanlara yetişip, onlarla birlikte savaşmaya tam gidecekken, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işitmiş olduğum bir söz ile Allah beni faydalandırmıştır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şöyle buyurmuştu: İşlerini yönetmek üzere başlanna bir kadın getiren bir toplum asla iflah olmaz. " Bu Hadis 7099 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri: Buhârî Osman b. el-Heysem Avf Ebû Saîd Ebû Bekre
Saib b. Yezid dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i karşılamak üzere başka çocuklarla birlikte SeniyyetulI-Veda'a gittiğimi hatırlıyorum." Ravilerinden Süfyan bir defasında (çocuklar anlamındaki "gılman ile birlikte" yerine) "sabilerle birlikte" demiştir.
Zühri, o Saib'in şöyle dediğini nakletmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Teblik gazvesinden dönüşünde onu karşılamak üzere çocuklarla birlikte Seniyetu'l-Veda {Veda tepesi)'a çıktığım ı hatırlıyorum."
Aişe radıyalliıhu anhiı dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vefatıyla sonuçlanan hastalığı esnasında şöyle diyordu: Ey Aişe, hala Hayber'de yemiş olduğum o yemeğin acısını hissediyorum. İşte bu vakitler o zehirden kalp damarımın koptuğunu hissettiğim vakittir."
Abdullah b. Abbas r.a., Haris kızı Ümmü’l-Fadl rivayetle şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i akşam namazında Ve'l-murselati urfen (suresin)i okurken dinledim. Bundan sonra ise Allah onun ruhunu kabzedinceye kadar bize başka bir namaz kıldırmadı."
İbn Abbas dedi ki: "Ömer b. el-Hattab r.a. İbn Abbas'ı kendisine yakın bir mevkide tutardı. Abdurrahman b. Avf ona: Bizim onun gibi çocuklanmız var deyince, Ömer: Bu senin bildiğin bir sebep dolayısıyladır dedi. Sonra Ömer, İbn Abbas'a şu: "İza cae nasrullahi ve'[-feth: Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde" ayetine dair soru sordu. İbn Abbas: Bu yüce Allah'ın Resulullah'a bildirdiği ecelidir, dedi. Ömer: Ben de ona dair senin bildiğinden farklı bir şey bilmiyorum, dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Ar'are Şu'be b. el-Haccâc Ebû Bişr Saîd b. Cübeyr İbn Abbâs
Said b. Cubeyr: "İbn Abbas'tan rivayetle dedi ki: Perşembe günü, nedir o Perşembe günü! Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağrıları çokça artınca şöyle buyurmuştu: Bana (kalem kağıt) getirin de size bir yazı yaz(dır)ayım. Ondan sonra ebediyyen bir daha sapıtmayacaksınız. Huzurunda bulunanlar anlaşmazlığa düştüler. Halbuki hiçbir nebinin huzurunda anlaşmazlığa düşülmemesi gerekir. Yanında bulunanlar: Durumu nasıldır, yoksa gelişi güzel mi konuştu, onun ne demek istediğini iyice sorunuz, diyerek ona karşılık vermeye kalkıştılar. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Beni bırakınız, benim içinde bulunduğum bu hal sizin beni kendisine davet ettiğiniz halden daha hayırlıdır. Onlara üç hususu tavsiye ederek şöyle byurdu: Müşrikleri Arap yarımadasından çıkartınız. Gelen heyetlere benim kendilerine ikramda bulunduğum gibi siz de onlara ikramda bulununuz," (Ravi dedi ki:) Ancak (İbn Cübeyr) üçüncüsünü söylemedi ya da (İbn Cübeyrı: Onu ben unuttum, dedi.
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd İbn Uyeyne Süleymân el-Ahvel Saîd b. Cübeyr İbn Abbâs
İbn Abbas r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı yaklaşmış idi. Evde bazı adamlar da vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Haydi size bir kitap yaz(dır)ayım. Ondan sonra asla sapmayacaksınız, diye buyurdu. Hazır bulunanlardan birisi: Resulullah'ın hastalığı ağırlaşmış bulunuyor. Yanımızda da Kur'an vardır. Bize Allah'ın kitabı yeter dedi. Evde bulunanlar ihtilafa düştüler ve aralarında tartışmaya koyuldular. Kimisi: Yazı yazdıracağı malzemeyi getirin, size bir kitap (vasiyetname) yaz(dır)sın. Ondan sonra da yolunuzu şaşırmazsınız diyor, kimisi başka bir şey söylüyordu. Bu şekilde boş sözleri ve anlaşmazlıkları çoğaltınca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Kalkınız diye buyurdu." Ravi Ubeydullah dedi ki: "Bundan dolayı İbn Abbas şöyle derdi: Resulullah ile kendilerine yaz(dır)mak istediği o kitap arasına girmeleri pek büyük bir musibet oldu. Buna sebep ise aralarındaki anlaşmazlıkları ve seslerini yükseltmeleri idi."
Aişe r.anha dedi ki: "Nebi s.a.v. vefatı ile neticelenen rahatsızlığı sırasında Fatıma aleyhesselam'ı çağırdı. Ona gizlice bir şey söyledi, o da ağladı. Daha sonra yine onu çağırdı, yine ona gizlice bir şey söyledi. Fatıma bu sefer güldü. Biz de bunun sebebini sorduk. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gizlice bana vefatı ile sonuçlanan rahatsızlığında ruhunun kabzedileceğini söyledi, bundan dolayı ben de ağladım. Sonra bana yakınları arasında onun peşinden gidecek ilk kişinin ben olacağım i gizlice haber verince ben de güldüm."
Aişe r.anha dedi ki: "Nebi s.a.v. vefatı ile neticelenen rahatsızlığı sırasında Fatıma aleyhesselam'ı çağırdı. Ona gizlice bir şey söyledi, o da ağladı. Daha sonra yine onu çağırdı, yine ona gizlice bir şey söyledi. Fatıma bu sefer güldü. Biz de bunun sebebini sorduk. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gizlice bana vefatı ile sonuçlanan rahatsızlığında ruhunun kabzedileceğini söyledi, bundan dolayı ben de ağladım. Sonra bana yakınları arasında onun peşinden gidecek ilk kişinin ben olacağım i gizlice haber verince ben de güldüm."
Aişe dedi ki: "Ben şunu işitir dururdum: Hiçbir Nebi dünya ile ahiret arasında seçim yapmakta serbest bırakılmadıkça ölmez. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı ile neticelenen hastalığında sesi kısılmışken: "Allah'ın kendilerine nimet verdiği kimselerle beraber ... " [Nisa, 69] ayetini okuduğunu işitince, onun muhayyer bırakıldığın! anladım." Bu Hadis 4436,4437,4463,4586,6348 ve 6509 numara ile gelecektir.
Aişe dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefatı ile neticelenen hastalığa tutulunca er-Refiku'I-A'la arasında (en yüce dost ile birlikte), demeye başladı."
Aişe dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sağlıklı iken şöyle derdi: Hiçbir Nebiin ruhu cennette kalacağı yeri görmedikçe kabzedilmez. Sonra serbest bırakılır -yahut muhayyer bırakılır.- Resulullah rahatsızlanıp da ruhunun kabzedileceği vakit de yaklaşınca başı Aişe'nin (benim) dizi üzerinde iken bayıldı. Ayılmca gözleri evin tavanına doğru dikildi. Sonra: Allah'ım er-Refiku'I-A'la arasında, dedi. Bu sefer ben: O halde bizi tercih etmeyecektir dedim ve onun sağlıklı iken bize söylediği o hadisinin gerçekleşeceğini anladım."
Aişe'den: "Abdurrahman b. Ebi Bekr, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdi. O sırada ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i göğsüme dayamış bulunuyordum. Abdurrahman ile birlikte dişlerini misvakladığı nemli bir misvak bulunuyordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona uzunca bakmaya koyuldu. Bu sefer ben misvakı elime aldım, dişlerimle onu ısırıp kestim, onu silkeledim ve onunla misvaklanacak hale getirdim. Daha sonra onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e uzattım. O da onunla dişlerini misvakladı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bundan daha güzel dişlerini misvaklarken asla görmüş değildim. Dişlerini misvaklamayı bitirir bitirmez Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini ya da parmağını kaldırdıktan sonra üç defa: "er-Refiku'I-A'ICi arasında" diye buyurdu, sonra da ruhunu teslim etti. Aişe: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (ın başı) benim köprü cü k kemiğim ile çene kemiğim arasında iken vefat etti, derdi."
İbn Şihab dedi ki: Urve'nin bana haber verdiğine göre Aişe r.anha kendisine şunu haber vermiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hastalandı mı el-Muavizat (diye bilinen sureleri) kendisine okur, üfler ve eliyle vücudunu SIvaziardı. Vefatı ile neticelenen hastalığında rahatsızlanınca ben de onun okuyup üflediği el-Muavvizatı ona okuyup üflemeye ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eliyle onun bedenini sıvazlamaya başladım." Hadis 5016, 5735 ve 5751 numara ile gelecektir.
Ubade b. Abdullah b. Zubeyr'den rivayete göre Aişe kendisine şunu haber vermiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e vefat etmeden önce o bana sırtını dayamış iken ona kulak verdim, şunları söylediğini işittim: Allah'ım, bana mağfiret et, bana rahmetini ihsan eyle ve beni er-Refik(u'l-A'la)'ya kat." Bu Hadis 5674 numara ile gelecektir. Diğer tahric edenler: Tirmizî, Deavat; Müslim, Zikir […]
Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir daha şifa bulup ayağa kalkmadığı hastalığında şöyle buyurdu: Allah Yahudilerle Nasranilere lanet etsin. Onlar nebilerihin kabirlerini mescid edindiler. Aişe dedi ki: Eğer bu halolmasaydı, onun kabri açıkta bırakılırdı. Ancak o kabrinin mescid edinilmesinden korktu."
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığı ağırlaşıp, ağrıları çoğalınca diğer zevcelerinden hastalığını benim evimde geçirip, bakımının orada yapılması için izin istedi. Onlar da ona izin verdiler. Ayakları yerde sürüklendiği halde iki kişi onun yanlarından tutmuş olarak çıktı. Onu yanlarından tutanlardan birisi Abbas b. Abdulmuttalib idi. Diğeri de bir başka kişi idi. Ubeydullah dedi ki: Ben Abdullah'a Aişe'nin dediklerini söyleyince, Abdullah b. Abbas bana dedi ki: Aişe'nin adını vermediği diğer adamın kim olduğunu biliyor musun? Ubeydullah dedi ki: Ben hayır dedim. İbn Abbas: O Ali'dir dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in.zevcesi Aişe radıyallShu anhS şunu anlatırdı: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim evime girip, rahatsızlığı ağırlaşınca şöyle buyurdu: Bana ağızları çözülmemiş yedi kırbadan su dökün. Belki insanlara bir tausiyede bulunurum. Bunun üzerine biz de onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Hafsa'ya ait büyükçe bir leğene oturttuk. Sonra da o kırbalardan üzerine su dökmeye koyulduk. Nihayet o bize: Yaptığınız bu kadarı yeter, diye işaret etti. Aişe dedi ki: Sonra insanların (ashabın) yanına çıktı, onlara namaz kıldırdı ve hutbe verdi."
Aişe ile Abdullah b. Abbas r.a. dediler ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığı ağırlaşınca çizgili yün bir örtüsünü yüzüne atmaya koyuldu. Bundan sıkılınca o örtüyü yüzünün üzerinden çeker, açardı. Bu halde iken: Allah Yahudilerle hristiyanlara lanet etsin. Onlar pey'gamberlerinin kabirlerini mescidler edindiler, diyor ve onların […]
Aişe ile Abdullah b. Abbas r.a. dediler ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığı ağırlaşınca çizgili yün bir örtüsünü yüzüne atmaya koyuldu. Bundan sıkılınca o örtüyü yüzünün üzerinden çeker, açardı. Bu halde iken: Allah Yahudilerle hristiyanlara lanet etsin. Onlar pey'gamberlerinin kabirlerini mescidler edindiler, diyor ve onların […]
Aişe dedi ki: "Bu hususta Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e (vazgeçmesi için) müracaat etmiştim. Beni ona çokça müracaat etmeye iten tek sebep ise, kalbime insanların ondan sonra onun yerinde ayakta duracak bir kimseyi ebediyyen sevmeyeceklerine dair kalbime yerleşen kanaat olmuştu. Benim görüşüme göre bir kimse onun ayakta durduğu yerde duracak olursa mutlaka insanlar onun bu halini uğursuz kabul ederlerdi. Bu sebepten dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu işi Ebu Bekr'den başkasına havale etmesini istemiştim."
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeydullah b. Abdullah Âişe (Nebî'nin zevcesi)
Aişe dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde o(nun başı) benim çene kemiğim ile köprücük kemiğim arasında idi. Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra hiç kimse için ölümün zorluklarından ötürü hoşlanmayışım sözkonusu değildir."
Zühri dedi ki: Bana Abdullah b. Ka'b b. Malik el-Ensarı-ki Ka'b b. Malik tevbeleri kabulolunan üç kişiden birisi idi- haber verdiğine göre Abdullah b. Abbas kendisine şunu haber vermiştir: Ali b. Ebi Talib r.a. vefatı ile sonuçlanan rahatsızlığında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından çıktı. İnsanlar: Ey Ebu'l-Hasen, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem nasıl sabahı etti, diye sordular. Ali: Allah'a hamdolsun iyileşmiş olarak sabahladı, dedi. Abbas b. Abdulmuttalib elinden yakalayarak ona dedi ki: Allah'a yemin ederim üç gün sonra sen asanın kölesi olacaksın. Allah'a yemin ederim ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu hastalığından iyileşmeden vefat edeceği görüşündeyim. Çünkü ben andolsun ki ölüm esnasında Abdulmuttalib oğullarının yüzlerinin nasıl bir hal aldığını çok iyi biliyorum. Kalk da beraberce Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidelim ve ona bu işin (yönetim işinin) kimler arasında olacağını soralım. Eğer bizde olacaksa bunu öğrenmiş oluruz. Bizden başkasının eline geçecekse bunu da öğrenmiş oluruz. Bizim hakkımızda da tavsiyede bulunur. Ali dedi ki: Allah'a yemin ederim eğer biz bu işi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den (bize vermesini) isteyecek olup da o bize onu vermezse ondan sonra insanlar onu bize asla vermeyeceklerdir. Allah'a yemin ederim ki ben bu işi Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellemden asla istemeyeceğim." Bu Hadis 6266 numara ile gelecektir.
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Müslümanlar pazartesi günü sabah namazını kılmakta ve Ebu Bekr onlara namaz kıldırmakta iken aniden Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Aişe'nin adasının kapısı üzerindeki örtüyü açtığını gördüler. Onlar namaz için saf halinde durmuş oldukları halde onlara baktı. Sonra gülercesine tebessüm etti. Ebu Bekr, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gelişine sevinerek safın arasına girmek üzere gerisin geri çekilince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem eliyle onlara: Namazınızı tamamlayın ız diye işaret buyurdu, sonra odaya girip perdeyi indir- […]
Aişe'nin azatlısı Zekvan'dan rivayete göre "Aişe şöyle derdi: Allah'ın üzerimdeki nimetleri arasında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evinde benim nöbet günümde ve başı göğsümün üstünde ve gerdanımın arasında olduğu halde vefat etmesi de vardır ve Allah vefatı esnasında benim tükürüğüm ile onun tükürüğünü bir araya getirmiştir. (Şöyle ki) Abdurrahman elinde misvak olduğu halde yanıma geldi. Ben de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i (göğsüme) dayamış bulunuyordum. Onun o misvaka baktığını görünce misvakı da çok sevdiğini bildiğimden ötürü o misvakı senin için alayım mı diye sordum. Başıyla evet diye işaret buyurdu. Misvakı aldım. Fakat ona sert geldi. Onu sana biraz yumuşatayım mı dedim. Başıyla evet diye işaret buyurdu. Ben de ona misvakı yumuşattım. O da misvakı alıp, dişleri arasında götürüp getirdi. Önünde deriden yahut ağaçtan -şüphe eden ravi Ömer b. Said'dir- içinde su bulunan bir kap vardı. Elini suya sokarak sonra ellerini yüzüne sürmeye başladı. Bu arada: La, ilahe illallah, şüphesiz ölümün sekeratı vardır diyordu. Sonra elini kaldırdı, ruhu kabzedilinceye kadar: Allah'ım er-Refiku'l-A'la arasında, demeye koyuldu. Sonunda eli düştü."
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefatı ile sonuçlanan hastalığı arasında yarın neredeyim, yarın ben neredeyim, diye sorup duruyordu. Maksadı Aişeinin sırasının geleceği günü öğrenmekti. Hanımları ona dilediği yerde kalması hususunda izin verdiler. O da yanında vefat ettiği vkte kadar Aişe'nin evinde kaldı. Aişe dedi ki: Allah Resulü evimde bulunma sırasının geldiği günde vefat etti. Yüce Allah onun ruhunu kabzettiğinde başı benim göğsüm ile gerdanım arasında idi. Onun tükürüğü tükürüğüme karıştı. Sonra dedi ki: (Kardeşim) Abdurrahman b. Ebi Bekr, beraberinde dişlerini temizlediği bir misvak bulunduğu halde yanıma girdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona baktı. Ben de ona: Ey Abdurrahman o misvakı bana ver dedim. O da onu bana verdi. Onu alıp ısırdıktan sonra (yumuşatmak üzere) çiğnedim ve misvakı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e verdim. O da göğsüme dayanmış olduğu halde o misvakla dişlerini temizledi."
Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim evimde, benim nöbet günümde ve (başı) gerdamm ile göğsüm arasında bulunduğu halde vefat etti. Hastalandığı vakit bizden herhangi birisi ona bir dua okurdu. Ben de ona dua okumaya koyulunca, başını semaya kaldırarak: Refiku'I-A'la arasında diye buyurdu. Bu esnada (kardeşim) Abdurrahman b. Ebi Bekr elinde soyulmuş nemli bir ağaç parçası bulunduğu halde geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona baktı. Onun o soyulmuş ağaç parçasına ihtiyacının olduğunu anladım. Onu alıp, uç tarafını çiğnedim ve onu yumuşatarak ona verdim. Allah Resulü onunla daha önce dişlerini misvaklayarak temizlediği en güzel şekilde misvakladı. Sonra onu bana uzattı. Eli düştü -ya da misvak elinden düştü.- Böylelikle Allah onun dünyadaki son günü ile ahiretteki ilk gününde benim tükürüğümü, onun tükürüğü ile bir araya getirmiş oldu."
Aişe ona (Ebu Seleme'ye) şöyle haber vermiştir: "Ebu Bekr r.a. es-Sunh denilen yerdeki meskeninden bir at üzerinde geldi ve atından inip, mescide girdi. Hiç kimseyle konuşmadan Aişe'nin evine girdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e doğru gitti. Resulullahın yüzü bir Yemen bezi ile örtülü idi. Yüzünü açtı, sonra üzerine kapandı. Onu öpüp ağladı, sonra: Babam-anam sana feda olsun. Allah'a yemin ederim, Allah senin üzerinde ölümü iki defa bir araya getirmeyecektir. Senin hakkında yazılmış olan o ölümü ise işte tatmış bulunuyorsun, dedi,"
Aişe ona (Ebu Seleme'ye) şöyle haber vermiştir: "Ebu Bekr r.a. es-Sunh denilen yerdeki meskeninden bir at üzerinde geldi ve atından inip, mescide girdi. Hiç kimseyle konuşmadan Aişe'nin evine girdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e doğru gitti. Resulullahın yüzü bir Yemen bezi ile örtülü idi. Yüzünü açtı, sonra üzerine kapandı. Onu öpüp ağladı, sonra: Babam-anam sana feda olsun. Allah'a yemin ederim, Allah senin üzerinde ölümü iki defa bir araya getirmeyecektir. Senin hakkında yazılmış olan o ölümü ise işte tatmış bulunuyorsun, dedi,"
Abdullah b. Abbas'tan rivayete göre "Ebu Bekr dışarı çıktığında Ömer insanlarla konuşuyordu. Ebu Bekr: Otur ey Ömer dedi. Fakat Ömer oturmak istemedi. Ancak insanlar Ömer'i bırakıp, Ebu Bekr'e doğru gittiler. Ebu Bekr dedi ki: İmdi, aranızdan kim Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ibadet ediyor idiyse şüphesiz Muhammed ölmüş bulunuyor. Aranızdan kim Allah'a ibadet ediyor idiyse şüphesiz Allah haydır, asla ölmez. "Muhammed ancak bir Rasuldür. Ondan önce nice rasuller gelip geçmiştir ... Allah şükredenlere mükafat verecektir. "[Ali İmran, 144] diye buyurmaktadır." (İbn Abbas) ayrıca dedi ki: "Allah'a yemin ederim, sanki insanlar Ebu Bekr bu ayeti okuyuncaya kadar Allah'ın bu ayeti indirdiğini bilmiyorlardı da insanların hepsi bu ayeti ondan öğrenmiş gibi oldular. İnsanlardan kimi duydumsa mutlaka bu ayeti okuyordu. (Zühri dedi ki): Said b. el-Müseyyeb'in bana haber verdiğine göre Ömer şöyle dedi: Allah'a yemin ederim, Ebu Bekr'in bu ayeti okuduğunu işitir işitmez derhal helak oluverdim. Öyle ki ayaklarım beni taşıyamıyordu. Onun bu ayeti okuduğunu işitince yere kapandım, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefat ettiğini kesinlikle öğrenmiş oldum."
Aişe ve İbn Abbas'tan rivayete göre "Ebu Bekr r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i vefatından sonra öptü." Bu Hadis 5709 numara ile gelecektir.
Aişe ve İbn Abbas'tan rivayete göre "Ebu Bekr r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i vefatından sonra öptü." Bu Hadis 5709 numara ile gelecektir.
Aişe ve İbn Abbas'tan rivayete göre "Ebu Bekr r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i vefatından sonra öptü." Bu Hadis 5709 numara ile gelecektir.
Bize Ali anlattı, bize Yahya anlattı ve şunları ekledi: "Aişe dedi ki: Hastalığı esnasında ağzına ilaç koymuştuk. O bize ağzıma ilaç koymayın diye işaret etmeye başlayınca, biz de: Bu hastanın ilaçtan hoşlanmayışından dolayıdır, dedik. Kendisine gelince: Ben size ağzıma ilaç koymaktan vazgeçmenizi işaret etmedim mi, dedi. Biz: Ama bu hastanın ilaçtan hoşlanmayışından dolayıdır diye düşünmüştük, dedik. Bunun üzerine: el-Abbas hariç gözümün önünde bu evde ağzına ilaç konulmadık kimse kalmasın. Çünkü el-Abbas bunu yaparken yanınızda değildi, diye buyurdu." Bu Hadis 5712, 6886 ve 6897 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî Ali Yahyâ
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî Âişe (Nebî'nin zevcesi)
İbrahim, el-Esved'den rivayetle dedi ki: "Aişe'nin huzurunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ali'ye vasiyette bulunmuş olduğundan sözedilinee:' Bunu kim söyledi? Andolsun ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i göğsüme dayamış olduğum halde gördüm. Bir leğen getirilmesini istedi ve akabinde kucağımda bütün vücudu sarkıverdi. Ölmüş de ben fark etmemiştim. Nasıloldu da Ali'ye vasiyet etti, dedi."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Muhammed Ezher b. Sa'd İbn Avn İbrâhîm el-Esved b. Yezîd
Talha dedi ki: "Ben Abdullah b. Ebi Evfa r.a.'ya: Nebi vasiyette bulundu mu, diye sordum. O: hayır dedi. Bu sefer: Peki, nasılolur da insanlara vasiyette bulunmaları (farz olarak) yazıldı ya da bunu yapmaları emredildi diye sordum. Bu sefer: 0, Allah'ın Kitabını vasiyet etti, dedi."
Amr b. el-Haris dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne bir dinar, ne bir dirhem, ne bir köle, ne bir cariye bıraktı. Sadece hayatta iken bindiği beyaz katırını ve silahını bir de yolculara sadaka olarak bağışladığı bir araziyi bıraktı."
Rivayet zinciri: Buhârî Kuteybe b. Saîd Ebü'l-Ahvas Ebû İshâk Amr b. el-Hâris
Enes dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığı ağırlaşınca sık sık bayılmaya başladı. Fatıma aleyhesselam: Vay babamın ızdırabına, dedi. Allah Resulü ona: Bugünden sonra baban için bir ızdırap kalmayacaktır, diye buyurdu. Allah Resulü vefat edince: Vay babacığım! Kendisini çağıran Rabbinin davetine icabet etti. Vay babacığım! Firdevs cennetinde barınağı vardır. Vay babacığım! Ölüm haberini Cibril'e veriyoruz, diye ağıt yaktı. Allah Resulü defnedildikten sonra Fatıma aleyhesselam: Ey Enes, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerine toprak dökmeye gönlünüz nasıl elverdi, diye sordu."
Rivayet zinciri: Buhârî Süleymân b. Harb Hammâd b. Zeyd Sâbit el-Bünânî Enes b. Mâlik
Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sağlıklı iken şöyle derdi: Hiçbir Nebiin ruhu cennette kalacağı yeri görmeden kabzedilmez. Sonra seçmekte serbest bırakılır. Sonra o hastalanıp da başı dizimin üzerinde iken bayıldı. Sonra ayılınca, gözünü evin tavanına dikerek: Allah'ım, er-Refiku'I-A'la diye buyurdu. Bunun üzerine ben: O halde o bizi seçmeyecektir dedim ve sağlıklı iken bize söylediği hadisinin bu hali dile getirdiğini anladım. (Devamla) dedi ki: İşte bu onun söylediği son söz: Allah'ım er-Refiku'l-A'la, demek oldu. "
Aişe ve İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de kaldığı on yıl boyunca Kur'an-ı Kerim üzerine nazil oluyordu. Medine'de de on yıl kaldı." Bu Hadis 4978 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri: Buhârî Ebû Nuaym Şeybân Ebû Muâviye Yahyâ Ebû Seleme Âişe Vâbni Abbâs
Aişe ve İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de kaldığı on yıl boyunca Kur'an-ı Kerim üzerine nazil oluyordu. Medine'de de on yıl kaldı." Bu Hadis 4978 numara ile gelecektir.
Rivayet zinciri: Buhârî Ebû Nuaym Şeybân Ebû Muâviye Yahyâ Ebû Seleme Âişe Vâbni Abbâs
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, altmışüç yaşında iken vefat etti."
Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde zırhı bir yahudinin elinde otuza yani bir sa' arpaya karşılık olarak rehin bulunuyordu."
Salim, babasından rivayet ettiğine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Usame'yi kumandan olarak tayin etti. Onun hakkında ileri geri konuştular . Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sizin Usame hakkında ileri geri konuştuğunuz haberi bana ulaştı. Şüphesiz ki o, insanlar arasında en sevdiğim kişidir."
Rivayet zinciri: Buhârî Ebû Âsım Fudayl b. Süleymân Mûsâ b. Ukbe Sâlim b. Abdullah İbn Ömer
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seriyye gönderdi ve onlara Usame b. Zeyd'i kumandan tayin etti. İnsanlar onun kumandanlığı hakkında ileri geri konuştular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalkarak şöyle buyurdu: "Eğer siz bunun kumandanlığına dil uzatıyor iseniz gerçek şu ki bundan önce babasının kumandanlığını da tenkit etmiş idiniz. Allah'a yemin ederim ki o kumandanlığa layık bir kimse idi ve şüphesiz ki o insanlar arasında en sevdiğim kimselerdendi ve elbette bu, ondan sonra insanlar arasında en sevdiğim kimselerdendir."
Rivayet zinciri: Buhârî İsmâil b. Mûsâ Mâlik b. Enes Abdullah b. Dînâr İbn Ömer
Ebu'I-Hayr, es-Sunabihi'den rivayet ettiğine göre Ebu'I-Hayr (kendisine): Ne zaman hicret ettin, diye sordu, o şu cevabı verdi: Yemen'den hicret edenler olarak çıktık el-Cuhfe'ye geldiğimizde karşıdan bir süvari geldi. Ben ona: Ne haber diye sordum. O: Beş gün önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i defnettik dedi. Ben: Kadir gecesi hakkında bir şey dinledin mi diye sordum. O: Evet, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müezzini Bilal'in bana haber verdiğine göre Kadir gecesi Ramazanın son on gecesindeki yedinci gecedir, dedi."
Ebu İshak dedi ki: "Zeyd b. Erkam radıyallahuanh'a: Resuluilah ile birlikte kaç gazada bulundun, diye sordum. O, onyedi dedi. Peki, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kaç gaza yaptı diye sordum,andokuz ?iye cevap verdi."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Recâ' İsrâîl b. Yûnus Ebû İshâk
Ebu İshak: Bize Bera r.a. anlatarak dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte onbeş gazaya katıldım."
Rivayet zinciri: Buhârî Abdullah b. Recâ' İsrâîl b. Yûnus Ebû İshâk Berâ b. Âzib
Bureyde'den rivayete göre babası "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte onaltı gazaya katıldığını söylemiştir."