Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Ibn Ömer, radiyallahu anh, Nebi s.a.v.'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Rüyamda misvak kullandığımı gördüm. Biri diğerinden daha büyük bir adam geldi. Ben misvağı küçük olanına verdim. Bana "büyük olanına ver" denildi. Ben de büyük olanına verdim."
Ebu'l-Esved şöyle dedi: Medine'ye geldim. Orada kötü bir hastalık yayılmıştı. (İnsanlar ölüyorlardı). Ömer İbnü'l-Hattab'ın yanına oturdum. Yanımızdan bir cenaze geçti, cenaze hayırla yad edildi. Bunun üzerine Ömer: "Vacib oldu" dedi. Daha sonra bir başka cenaze daha geçti, cenaze hayırla yad edildi. Ömer yine: "Vacip oldu" dedi. Sonra üçüncü bir cenaze geçti, sahibi kötü olarak anıldı, Ömer yine: "Vacib oldu" dedi. (Ebu'l-Esved şöyle dedi): Ömer'e şöyle dedim: "Ey mu'minlerin emiri! Ne vacib oldu?." Ömer şöyle dedi: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu sözünde olduğu gibi dedim: "Dört kişinin hayırla andığı her Müslümanı Allah cennete koyar. Biz: 'Ya üç kişi anarsa?' dedik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'Üç kişi de öyledir' buyurdu. Biz: Ya iki kişi?' dedik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'İki kişi de öyledir' buyurdu. Artık bir kişiyi sormadık. Tekrar: 2643
Ebu Hureyre r.a.'den nakledildiğine göre, Bir bedevî Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Bana uyguladığım zaman cennet'e gireceğim bir amel göster" demiştir. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Allah'a kulluk eder, ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, farz namazları kılar ve farz olan zekatı verirsin, Ramazan orucunu da tutarsın" buyurdu. Bedevî, "Nefsim elinde olan (Allah)'a yemin olsun ki bundan daha fazlasını yapmam" dedi. Adam gidince Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Cennetlik bir kimse görmekten hoşlanan, bu adama baksın" buyurdu.
Enes r.a.'den rivayet edilmiştir: Ebu Talha'nın evinde sakilik yapıyordum. O gün onların şarabı, hurma koruğu şarabıydı. Allah Resulü'nün emri üzerine tellal: "İyi biliniz ki şarap haram kılındı" diye seslendi. Ebu Talha (bana): "Çık ve bu şarabı dök" dedi. Ben de çıkıp döktüm. O gün, Medine sokaklarında şarap selleri aktı. İçimizden bazı kimseler: "İyi ama kimilerimiz karınlarında şarap dolu iken öldürüldü" dediler. Bunun günah yoktur"[Maide 93] ayetini indirdi. Tekrar: 4617,4620,5580,5572,5583,5584,5600,5622, 7253
Ebu Hureyre r.a.'den nakledilmiştir: Birisi Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Bana cihada denk bir amel söylesen" dedi. Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem: "Böyle bir amel bulamıyorum. Sen, mücahid sefere çıktığında mescide girip aralıksız namaz kılabilir ve hiç iftar etmeden oruç tutabilir misin?" buyurdu. Adam: "Buna kimin gücü yeter ki!" dedi. Ebu. Hureyre diyor ki: "Mücahidin atı, kazığa bağlanarak otlar ve o halde bile ona sevap yazılır."
Aişe'den: "Abdurrahman b. Ebi Bekr, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdi. O sırada ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i göğsüme dayamış bulunuyordum. Abdurrahman ile birlikte dişlerini misvakladığı nemli bir misvak bulunuyordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona uzunca bakmaya koyuldu. Bu sefer ben misvakı elime aldım, dişlerimle onu ısırıp kestim, onu silkeledim ve onunla misvaklanacak hale getirdim. Daha sonra onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e uzattım. O da onunla dişlerini misvakladı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bundan daha güzel dişlerini misvaklarken asla görmüş değildim. Dişlerini misvaklamayı bitirir bitirmez Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini ya da parmağını kaldırdıktan sonra üç defa: "er-Refiku'I-A'ICi arasında" diye buyurdu, sonra da ruhunu teslim etti. Aişe: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (ın başı) benim köprü cü k kemiğim ile çene kemiğim arasında iken vefat etti, derdi."
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir savaşının yapıldığı gün küçük bir çadırda şöyle dua etmiştir: "Allahım! Senden va'dini ve sözünü yerine getirmeni istiyorum. Allahım! Eğer sen dilersen bugünden sonra sana ibadet edilmez ... " Tam bu sırada Hz. Ebu. Bekir Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elini tuttu ve "Yeter Ey Allah'ın elçisi! Rabbine karşı ısrarcı oldun ... " dedi. O esnada Hz. Nebi zırhlı şekilde ayakta idi. Birden "O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklar," ayetini okuyarak dışarı çıktı.
Ebu Hureyre diyor ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hastalığın (kendiliğinden) bulaşması da yoktur. Uğursuzluk yoktur. Baykuşun ötüşü ile ilgili itikat batııdır. Safer diye bir şey yoktur. Arslandan kaçar gibi de cüzamlıdan kaç. " Bu Hadis 5717,5757,5773 ve 5775 numara ile de geçiyor
İbn Ömer şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerinden bazıları onun zamanında rüya görürlerdi de bunu kendisine anlatırlardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de o rüyalar hakkında Allah' ın dilediği tabirleri söylerdi. Ben ise o sırada yaşı küçük bir oğlan idim. Evlenmeden önce evim mescid idi. Kendi kendime 'Eğer sende bir hayır varsa, elbette bu adamların görmekte olduğu gibi rüya görürsün!' dedim. Nihayet bir gece yattıffi. "Allah'ım! Eğer bende bir hayır bilmekte isen bana bir rüya göster!" diye dua ettim. Ben böyle uyumakta iken birden yanıma iki melek geldi. Onlardan her birinin elinde demirden yapılmış, ucu çevgenli birer sopa vardı. Bunlar beni cehenneme yöneltip götürüyorlardı. Ben onların ikisi arasında iken "Ya Allah! Cehennemden sana sığınırım!" diye dua ediyordum. Sonra bana şöyle gösterildi: Beni elinde demirden yapılmış çevgenli bir sopası bulunan bir melek karşıladı ve bana "Sen asla korkutulmayacaksın! (Gece) namazını çok kıldığın takdirde ne iyi kişisin!" dedi. Sonra beni götürdüler ve nihayet cehennemin kenarına durdurdular. Bir de baktım ki cehennem kuyu duvarı gibi örülmüştü. Onun, örülü kuyunun yanları gibi birçok çıkıntılı yanları vardı. Her iki çıkıntı arasında elinde demirden yapılmış ucu çevgenli bir sopası bulunan melek vardı. Cehennemde başları önlerine eğik, zincirlerle asılmış birtakım insanlar gördüm. Orada Kureyş'ten birçok insanları tanıdım. Sonra melekler beni sağ taraftan götürdüler.
Ben (uyandıktan sonra) bu rüyamı kızkardeşim Hafsa'ya anlattım. Hafsa da bunu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e aktarmış. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şüphesiz Abdullah iyi bir adamdır" buyurmuş. Nafi şöyle der: Abdullah, bu olaydan sonra gece namazını çok çok kılmaya devam etti.
Zeyd b. Sabit'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescidde hasırdan bir oda edindi ve burada birkaç gece namaz kıldı. Sonunda insanlar onun etrafında toplanmaya başladılar. Sonra bir gece Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sesini duymaz oldular. Onun uyuduğunu zannettiler. Bazıları Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanlarına çıkması için boğazını temizlemeye ıhı ıhı demeye başladı. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yaptığınız hareketleri görüyorum. Ancak bunun sizefarz kılınacağından ve kılındığı takdirde ifa edemeyeceğinizden korktum. Ey insanlar! Namazı evlerinizde kılınız. Çünkü farz namaz hariç bir kimsenin en faziletli namazı evinde kıldığı namazdır. "
Ebu Said el-Hudrı, Mustalik oğulları gazvesinde kafirlerden pek çok esir cariye elde ettiklerini ve bu kadınlardan cima suretiyle fakat gebe kalmaksızın faydalanmak istediklerini Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e azlin hükmünü sorduklarını haber vermiştir. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bunu yapmanızda herhangi bir sakınca yoktur. Fakat Allah kıyamet gününe kadar yaratacak olduğu kimseleri muhakkak yazmıştır" dedi. Ebu Said şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yaratılması takdir edilmiş olan hiçbir nefis hariç olmamak üzere muhakkak Allah onların hepsini yaratacaktır" buyurmuştur.
Bana Ebu Bekr b. İshak da tahdis etti. (Dedi ki): Bize Affan rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vuheyb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Saîd, Ebu Zur'a'dan, o Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre; Bir bedevi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü bana yerine getirdiğim takdirde cennete gireceğim bir amel göster, dedi. Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem): ''Allah'a ona hiçbir şeyi ortak koşmamak şartıyla ibadet edersin yazılmış namazı dosdoğru kılarsın, farz olan zekatı eda edersin, ramazan orucunu tutarsın" buyurdu. Adam: Canım elinde olana yemin ederim ki, ebediyen bunlara bir şey katmayacağım ve bunlardan bir şey eksiltmeyeceğim, dedi. Arkasını dönüp gidince, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cennet ehlinden bir adamı görmekten memnun olacak bir kimse buna baksın" buyurdu.
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe (2/2a) ve İbnu'l-Müsenna, Muhammed b. Cafer'den tahdis etti. O Şube'den, o Mansur'dan (H) Bize İbn Numeyr de tahdis etti, bize Affan tahdis etti. Bize Şube, A'meş'ten, her ikisi de Ebu Vail'den, o Abdullah'tan, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den hadisi aynen nakletti.
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki): Bize Hammad rivayet etti. (Dediki): Bize Sabit, Enes'den naklen haber verdiki, Enes Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Yeryüzünde Allah Allah diyen kalmayıncaya kadar kıyamet kopmayacaktır. "
Bize Muhammed b. Beşşar rivayet etti. (Dediki): Bize Muaz b. Hişam rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. H. Bana Haccac b. eş-Şair de rivayet etti. (Dediki): Bize-Aftan b. Müslim rivayet etti. (Dediki): Bize Hemmam rivayet etti. Bunların ikiside Katade'den, o da Abdullah b. Şakik'ten naklen rivayet etmişlerdir. Abdullah demiş ki: Ebu Zerr'e: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i görseydim ona muhakkak soracaktım, dedim. Ebu Zerr: Ona neyi soracaktın, dedi. Ben: Rabbini gördün mü diye soracaktım, dedi. Ebu Zerr: Ben ona (bunu) sordum. O: "Ben bir nur gördüm" buyurdu, dedi. Tahric bilgisi 442 ile aynı. DAVUDOĞLU VE 431 – 446
Bunu bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti. Bize Affan tahdis etti. Bize Vuheyb tahdis etti. (H) Bunu bana Haccac b. eş-Şair de tahdis etti. Bize Amr b. Avn tahdis etti. Bize Halid haber verdi. Her ikisi (Vuheyb ile Halid) Amr b. Yahya'dan bu isnad ile rivayet edip: "Hayat denilen bir nehire atılırlar" demiş ve şüphe etmemişlerdir. Halid hadisi rivayetinde: "Selin kenarında getirdiği tanenin yetiştiği gibi" demiş, Vuheyb'in hadisi rivayetinde de: "Dere kenarındaki çamur" yahut "selin getirdikleri içinde tanenin bittiği gibi" demiştir.
462-310/3- Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. Bize Affan b. Müslim tahdis etti, bize Hammad b. Seleme tahdis etti. Bize Sabit, Enes'ten tahdis etti. O İbn Mesud'dan rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cennete son girecek kişi bir adamdır. O bazen yürüyecek, bazen tökezleyecek. Bazen ateş onun yüzünü yalayacak. Ateşi geçip geride bırakır bırakmaz, ona doğru dönecek ve şöyle diyecek: Beni senden kurtaranın şanı ne mübarektir! Andolsun Allah bana öncekilerden ve sonrakilerden hiç kimseye vermediği bir şey verdi. Derken ona bir ağaç gösterilecek, Rabbim beni bu ağaca yaklaştır da onun gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim diyecek. Aziz ve Celil Allah: Ey Ademoğlu, eğer onu sana verecek olursam benden ondan başkasını da isteyebileceksin, buyuracak. O: Hayır, Rabbim diyecek ve ondan o ağaçtan başka bir şey istemeyeceğine dair ona ahitler verecek. Rabbi ise onu mazur görecek çünkü o adam sabredip, dayanamayacağı bir şey görmüş olacaktır. Derken onu o ağaca yaklaştırır. O da gölgesinde gölgelenir, suyundan içer. Sonra ona birincisinden daha güzel bir ağaç gösterilir, bu sefer yine: Rabbim beni buna yakınlaştır da suyundan içeyim, gölgesinde gölgeleneyim. Ondan başka da senden bir şey istemeyeceğim diyecek. Yüce Allah: Ey Ademoğlu, sen bana benden başkasını istemeyeceğine dair ahitler vermemiş miydin, buyuracak. Ayrıca: Seni ona yaklaştıracak olursam sen benden başkasını isteyeceksin, diyecek. Adam Rabbine, başkasını ondan istemeyeceğine dair ahit verecek, Rabbi ise onu mazur görecek; çünkü adam sabredip, dayanamayacağı şeyler görecektir. Yüce Allah onu o ağaca yaklaştıracak, o da gölgesinde gölgelenip suyundan içecek sonra cennetin kapısının yanında ilk iki ağaçtan daha güzel bir başka ağaç ona gösterilecek. Rabbim, beni buna yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim. Senden ondan başka bir şey de istemeyeceğim, diyecek. Rabbi: Ey Ademoğlu, sen bana ondan başkasını benden istemeyeceğine dair ahit vermemiş miydin, buyuracak. Adam:Vermiştim Rabbim, son olarak bunu da ver, senden daha başkasını istemeyeceğim, diyecek. Rabbi onu yine mazur görecek; çünkü adam sabredip, dayanamayacağı bir şey görecek. Sonra onu o ağaca da yaklaştıracak. Onu ağaca yaklaştırınca cennetlikIerin seslerini işitecek, Rabbim, beni içine koy diyecek. Rabbi: Ey Ademoğlu sana daha ne versem de senin benden dileklerin son bulsa, sana dünyayı ve onunla birlikte onun mislini vermem seni razı eder mi, buyuracak. Adam: Rabbim sen alemlerin Rabbi iken benimle alay mı ediyorsun, diyecek." Hadisin burasında İbn Mesud güldü ve: Neden güldüğümü sormayacak mısınız, dedi. Meclisindekiler: Neden güldün, diye sordular. Abdullah: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de böyle güldü. Ashab: Neden gülüyorsun, ey Allah'ın Resulü, deyince şöyle buyurdu: '1\dam: Sen alemlerin Rabbi iken benimle alay mı ediyorsun ,deyince, yüce Rabbi ona: Ben seninle alay etmiyorum (3/13b) ama ben dilediğim her şeye kadir olanım, buyurup güleceğinden dolayı (ben de güldüm)" buyurdu.
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Affan rivayet etti. (Dediki): Bize Hammad b. Seleme, Sabitten, o da Enes'den naklen rivayet ettiki Bir adam: Ey Allah'ın Resulü babam nerededir, dedi. O: ''Ateştedir'' buyurdu. Adam arkasını dönüp gidince onu geri çağırarak: "Şüphesiz benim babam da, senin baban da ateştedir" buyurdu.
Bize Ebu Bekr b. EM Şeybe'de rivayet etti. (Dediki): Bize Affan rivayet etti. (Dediki): Bize Hammad b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bize Sabit Ebu Osman en-Nehdi'den, o da İbni Abbas'tan naklen rivayet ettiki: Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Cehennemlikler arasında azabı en hafif olacak kişi Ebu Talib'tir. O iki (tek) ayakkabı giyinecek ve bunlardan dolayı da beyni kaynayacaktır" buyurdu.
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti (Dediki): Bize Hemmam rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Cübâde rivayet etti. (Dediki): Bana Abdülcebbar b. Vail, Alkametü'bnü Vâil ile bir azadlılarından, o da Vâil b. Hucr'dan naklen rivayet etmişler ki, Vâil, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namaza başlarken ellerini kaldırdığını görmüş, tekbir almış (Hemmâm Resulullah (Sallallahu Aleyhi ye Sellem) 'in ellerini kulaklarının hizasına kadar kaldırdığını göstermiş) sonra elbisesine sarınmış, sonra sağ elini sol eli üzerine koymuş; rükua varmak isteyince ellerini elbisesinden çıkarmış, sonra ellerini kaldırmış; sonra tekbîr alarak rükua varmış, Semiallahu li-men hamideh dediği zaman yine ellerini kaldırmış, secdeye gittiğinde ellerinin arasına secde etmiş. İzah Buhârî'de bu bâbda Sehl b. Sa'd (Radiyallahu anh) 'dan şu hadîs rivayet edilmiştir: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında insanlara namaz kılarken sağ ellerin sol elleri üzerine koymaları emrolunurdu» gerek Buharî'nin, gerekse Müslim'in buradaki hadîsinde ellerin bağlanacağı yer tam tesbit edilmemişse de Vâil hadîsinin Ebu Dâvud ile Nesâi rivayetlerinde; «Sonra sağ elini sol elinin üzerine, kolun bilek kısmına bağladı» denilerek ellerin bağlanacağı yer gösterilmiştir. Hadîsi îbni Huzeyme ile diğer imamlar sahih bulmuşlardır. Namazda el bağlama meselesi bir kaç yönden tetkik edilebilir: 1- Ellerin bağlanıp bağlanmıyacağı ihtilaflıdır. Hanefîlerle, Şâfiîlere göre eller bağlanır. îmam Ahmed b. Hanbel ile ishâk'ın ve ekseriyetle ulemânın kavilleri de budur. Ashâb-ı kiramdan Ali b. Ebi Tâlib ile Ebu Hureyre (R.A.)'nın tabiînden İbrahim, Nesaî ve Süfyan-ı Sevrî'nin mezhebleri de budur. îbnül Münzir bu kavli îmam Mâlik 'ten de rivayet etmiştir. «el-Tevhid» nam eserde Saîd b. Cübeyr, Ebu Miclez, Ebu Sevr, Ebu Ubeyd, îbni Cerîr ve Davud-u Zahirî ile Ashâb-ı kiramdan Ebu Bekr ve Aişe (R.A.)nın ve keza Cumhur-u ulemânın buna kail oldukları zikrediliyor. Tirmizî: «Sahabe ile Tabiîn hazerâtı ve onlardan sonraki ulemâ bununla amel etmişlerdir» demiştir. Yine îbnu'l-Münzir î'nin rivayetine göre Abdullah b. Zübeyr, Hasan-ı Basrî ve îbni Sîrin (R.A.) namazda ellerini yanlara salarlarmış. İmam Mâlik 'den meşhur olan rivayet de budur. Ona göre namaz uzun sürerse istirahat için sağ eli sol el üzerine koymak caizdir. Leys İbni Sa'd'ın mezhebi de budur. Evzâî'ye göre namaz kılan kimse ellerini bağlamakla yana salmak arasında muhayyerdir. Hanefîler buradaki Müslim hadîsinden başka Buhârî rivayeti ile Ebu Dâvud, Nesaî ve Îbni Mâce'nin tahrîc ettikleri Abdullah îbni Mes'ud hadîsi ile Dâre Kutnî'nin tahrîc ettiği İbni Abbâs ve Ebu Hureyre rivayetleri ile de istidlal ederler. Mezkur rivayetlerin her birinde namazda el bağlanacağı beyân edilmektedir. Hattâ İbni Mes'ud hadisinde; Hz. İbni Mes'ud'un namazda sol elini sağ elinin üzerine bağladığı, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu görünce onun sağ elini sol elinin üzerine koyduğu tasrih edildiği gibi, İbni Abbâs hadîsinde de; «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : Biz Nebiler cemaatı namazda sağ ellerimizi sol ellerimiz üzerine bağlamakla me'muruz, buyurdular» denilmektedir. Yalnız bu hadîs zayıftır. 2- Ellerin nasıl bağlanacağı meselesi dahi ulemâ arasında mevzuu bahis olmuştur. Bunun sıfatı sağ avucunun içini sol bileğin üzerine koymak ve bileği avucun ortasında bulundurmaktır. İsbîcabî'nin Ebu Yusuf'tan rivayetine göre, sağ elle sol elin bileği tutulur. İmam Muhammed dahi ellerin böyle bağlanacağını ve bileğin avucun ortasına geleceğini söylemiştir. «el-Müfîd» nam eserde sol elin bileği sağ elin baş ve küçük parmakları ile tutulur diyorki muhtar olan da budur. «ed-Dirâye» de sol bileğin büküntüsü, sağ elin avucu ile tutulur denilmiştir. İmam Şafiî ile Ahmed b. Hanbel'in mezhepleri budur. İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'den bir rivayete göre, sağ elin orta parmakları bil»ğin üzerine uzunluğuna yatırılır. Bilek baş ve küçük parmaklarla tutulur. Ulemâmızdan birçokları bu kavli benimsemişlerdir. 3- Ellerin nereye bağlanacağı ihtilaflıdır. Hanefîlere göre; göbeğin altına, Şâfiîlere göre göğsün üstüne bağlanır. Şâfiîlerin «el-Hâvi», «el-Vasît» nam eserlerinde ellerin göğsün altına bağlanacağı bildirilmiştir. İmam Şafiî (Rahimehullah) İbni Huzeyme'nin «Sahîh» inde Hz.Vâil b. Hucr'dan rivayet ettiği şu hadîsle istidlal eder. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber namaz kıldım. Sağ elini sol eli üzerine bağlayarak göğsü üzerine koydu». Nevevî «el-Hülâsa» adlı eserinde bundan başka delil zikretmediği gibi, Şeyh Tâkiyiddîn dahî «el-Imam» nâm eserinde bundan başka birşey söylememiştir. Hanefilerden «el-Hidâye sahibi Burhaneddin Merginanî: Ulemâmız bu meselede Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İn sağ eli sol eli üzerine bağlayarak göbeğin altına koymak sünnettir, hadîsi ile ihticâc etmişlerdir» diyor. Ancak Aynî bu hadîsin Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)e isnadının doğru olmadığını, bu sözü Hz. Ali'nin söylediğini beyanla her iki vechin caiz olduğuna işaret ediyor. 4- Ellerin ne zaman bağlanacağı meselesine gelince; bu bâbda esas şudur: İçersinde mesnun zikir bulunan her kıyam halinde eller bağlanır. Zikr-i mesnun bulunmayan kıyamda eller salınır. Binâenaleyh kunut duası okurken ve cenaze namazı kılarken eller bağlanır. Fakat Rüku'dan doğrulduktan sonra ve bayram tekbirlerinin arasında eller yanlara salınır, sahih olan budur. Ebu Ali En-Nesefî ile îmam Ebu Abdullah ve diğer bazı zevata göre, Zikr-i mesnun bulunsun bulunmasın her kıyamda mutlak surette eller bağlanır. 5- Elleri göğsün üzerine veya göbeğin altına koymanın hikmeti ta'zimdir. Elleri göğsün üzerine koymak sünnettir, diyenler bunun huşua daha münâsip olduğunu söylerler ve; «Bunda îman nurunu muhafaza vardır. Binâenaleyh elleri göbeğin altına bağlayıp ta avret mahallini işaret etmektense bu şekil daha münâsiptir» derler. Hanefîler ise göbeğin altına koymak daha ziyâde ta'zim ifâde eder. Namaz kılanı ehl-i kitaba benzemekten uzaklaştırır. Avret mahallini örtmeğe ve elbiseyi düşmekten muhafazaya vesile olur. Nitekim hükümdarlar huzuruna girerken dahî aynı şekilde hareket etmek âdettir. Bir de elleri göğse bağlamak kadınlara benzemektir. Binâenaleyh elleri göğse değil, göbeğin altına koymak sünnettir.» derler.
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki) : Bize Hammâd b. Seleme Sabit'den o da Enes'den naklen rivayet ettiki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılıyormuş. Sonra: «Biz senin yüzünü semâya doğru çevirdiğini elbet görüyoruz. Seni, razı olacağın bir kıbleye mutlaka çevireceğiz! Şu hâlde artık yüzünü mescid-i Horam'a doğru çevir!» [ Bakara 144 ] âyeti kerimesi nazil olmuş. Beni Seleme'den bir zât, kabilesi sabah namazında rükû' hâlinde iken yanlarına uğramış. Henüz bir rekât kılmışlarmış. Uğrayan zât: Dikkat edin! Kıble çevirilmişdir, diye nida etmiş; onlar da oldukları vaziyette kıble tarafına dönmüşler.
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd rivayet etti. (Dediki): Bize Katâde ile Sabit ve Humeyd, Enes'den naklen haber verdilerki: Bir adam nefes nefese (mescide) gelerek saffa girmiş ve: Allah'a hayırlı, halisane çok hamd olsun! demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazını bitirince: «O sözleri söyleyen hanginizdi?» diye sormuş. Cemaat sükût etmişler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tekrar: «Bunları söyleyen hanginizdi? Zira zararlı bir şey söylemedi.» buyurmuşlar. Derken bir adam: — Soluk soluğa (koşarak) yetişdim de onları ben söyledim.» demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Gerçekten oniki Melek gördüm ki bunları hangisi Allah'a evvelâ arz edecek diye yarış ediyorlardı.» buyurmuş İzah
Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dediki): Bize Affân b. Müslim rivayet etti. (Dediki): Bize, Hemmâm rivayet etti. (Dediki): Bize, Enes b. Sîrîn rivayet etti. Dediki: Enes b. Mâlik'i Şam'a gittiği vakit (donüşde) karşıladık; onunla Ayn-ı Temir denilen yerde karşılaştık. Kendisini bir merkep üzerinde namaz kılarken gördüm. Yüzü şu tarafa doğru idi (râvî Hemmâm kıblenin soluna işaret etmiş.) Ben, kendisine : «Seni kıbleden başka tarafa doğru namaz kılarken gördüm!» dedim. Enes (Radiyallahû anh): «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in böyle yaptığını görmemiş olsaydım, ben de yapmazdım.» cevâbını verdi.
Bize, Osman b. Ebî Şeybe ile İshâk rivayet ettiler. Osman dediki: Bize Cerîr, Mansûr'dan, o da Ebû Vâil'den, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. Abdulah şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında, bir gece tâ sabaha kadar uyuyan bir adamın Iâfı edildi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Bu, öyle bir adamdır ki, şeytan onun kulaklarına.» yahut: «Kulağına bevl etmiştir,» buyurdular.
Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Bekr haber verdi, (Dediki): Bize Saîd b. Ebî Arûbe rivayet etti. H. Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki): Bize Ebânel-Attâr rivayet etti. Bunlar hep birden Katâde'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlar. Her ikisinin hadîslerinde de «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Şüphesiz ki Allah Kur'an'ı üç cüz'e taksim etmiş ve İhlâs sûresini Kur'ân'ın bu üç cüz'ünden biri yapmışdır; buyurdu.» ibaresi vardır.
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki): Bize Ebân b. Yezîd rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Ebî Kesîr, Ebû Seleme'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikde döndük ve Zâtü'r-Rika' denilen yere geldik. Gölgeli bir ağacın yanına geldiğimizde, onu Resûlullnh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bırakırdık. (Burada da öyle yaptık.) Derken müşriklerden bir adam çıkageldi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kılıcı ağaçta asılı îdi. Hemen Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kılıcını alarak, kınından çekti ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: — Benden korkuyormusun? dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hayır!» cevâbını verdi. Müşrik: — Şimdi seni benden kim koruyabilir? dedi. Efendimiz: «Beni, senden Allah korur.» cevâbını verdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabı bu adamı tehdîd ettiler. O da kılıcı, kınına sokarak (ağaca) astı. Az sonra riamaz için ezan okundu. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir taifeye iki rek'ât namaz kıldırdı. Sonra onlar geri çekildiler; öteki taifeye de iki rek'ât namaz kıldırdı Bu suretle Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dört rek'at, cemâat ise ikişer rek'ât kılmış oldular.
Bana Amrü'n-Nâkıd rivayet etti. (Dediki): Bize Afgânü'bnü Müslim rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâdü'bnü Seleme, Sâbit'den, o da Enes'den naklen rivayet ettiki, Ömerü'bnü'l-Hattâb yaralanınca (kızı) Hafsa yas ederek, ağlamış. Bunun üzerine Ömer şunları söylemiş: — Yâ Hafsa! Sen Resûlullah (Saîlallahu Aleyhi ve Sellem)'i --«Üzerine feryâd edilen kimse azöb görür.» buyururken işitmedin mi? dedi. Ömer İçin Suheyb de feryâd etti; Ömer ona dahi: — «Ey Suheyb! Bilmezmisinki üzerine feryâd edilen kimse azâb olunur.» dedi.
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (dediki): Bize Affân rivayet etti. (dediki): Bize Ebânü'bnü Zeyd rivayet etti H. Bana İshâk b. Mansûr da rivayet etti. Lâfız onundur. (dediki): Bize Habbânü'bnü Hilâl haber verdi (dediki): Bize Ebân rivayet etti. (dediki): Bize Yahya rivayet etti; ona da Zeyd rivayet etmiş. Zeyd'e Ebû Sellâm, ona da Ebû Mâlik-i Eş'arî rivayet etmişki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar: «Ümmetimde câhiliyet âdetlerinden kalma dört şey vardır ki, onları terk edemezler, (Bunlar): (1) Asaleti ile öğünme, (2) Neseplere ta'n, (3) Yıldızlarla yağmur isteme ve (4) Niyâha dır.» Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şunu da sözlerine ilâve buyurdular: «Yasçılık yapan kadın, ölmezden evvel tevbe etmezse, kıyamet gününde üzerinde katrandan bir elbise ve uyuzlu bir gömlek olduğu hâlde (kabrinden) kaldırılır.)
Bana İbni Beşşâr rivayet etti. (dediki): Bize Muâzü'bnü Hişâm rivayet etti. (dediki): Bana babam rivayet etti. (dediki): Bize İbnü'l - Müsenna rivayet etti. (dediki): Bize İbni Ebî Adiyy, Saîd'den naklen rivayet etti. H. Bana Züheyrü'bnü Harb da rivayet etti. (dediki): Bize Affân rivayet etti. (dediki): Bize Ebân rivayet etti. Bu râvîlerin hepsi bu isnâdla, bu hadîsin mislini Katâde'den rivayet etmişlerdir. Said ile Hişâm'ın hadislerinde: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kîrât soruldu da; —«Uhud Dağı gibidir; buyurdular.» ibaresi vardır.