Yahyâ b. Saîd b. Hayyân
- Künye
- Ebû Hayyân
- Nisbe
- et-Teymî, el-Kûfî, el-Âbid
- Tabaka
- 6. tabaka
- Vefat kaydı
- h. 145 (bazı kaynaklarda 143)
- Cerh-ta'dîl
- sika (güvenilir)
Babası Sa'id bin Hyan al-Tymy. Yaşadığı yerler: al-Kufa.
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış, kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir; eşleşmeyen yazımlar ayrı kayıt olarak kalabilir.
Ebu Hureyre Radiyallahu anh şöyle demiştir: Bir gün Resulullâh sallallahu aleyhi ve sellem açıkta oturuyordu. (yanına) biri gelip: "İman nedir?" diye sordu. "iman; Allâha, Meleklerine, Allâh`a kavuşmaya, Nebilerine inanmak, kezâlik (öldükten sonra) dirilmeğe inanmaktır." cevâbını verdi. "Ya İslâm nedir?" dedi. "İslâm; Allâh`a ibâdet edip (hiçbir şeyi) O`na şerîk ittihâz etmemek, namazı ikâme ve farz edilmiş zekâtı edâ etmek, Ramazanda da oruç tutmaktır." buyurdu. (Ondan sonra) "Ya ihsân nedir?" diye sordu. "Allâh`a sanki görüyormuş gibi ibâdet etmendir. Eğer sen, Allâh`ı görmüyorsan şüphesiz O, seni görür." buyurdu. "Kıyâmet ne zaman?" dedi. (Bunun üzerine) buyurdu ki: "Bu mes`elede sorulan, sorandan daha âlim değildir. (Şu kadar var ki Kıyâmet`den evvel zuhur edecek) alâmetlerini sana haber vereyim: Ne zaman (satılmış) câriye, sâhibini (yâni efendisini) doğurur, kim idikleri belirsiz deve çobanları (yüksek) binâ kurmakta birbiriyle yarışa çıkarlarsa (Kıyâmet`den evvelki alâmetler görünmüş olur. Kıyâmet`in vakti) Allâh`dan başka kimsenin bilmediği beş şeyden biridir. " Ondan sonra Nebiyy-i Muhterem salla`llahu aleyhi ve sellem إِنَّ اللَّهَ عِندَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَّاذَا تَكْسِبُ غَداً وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَيِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ {34} Âyet-i Kerîme`sini tilâvet buyurdu. Sonra (gelen adam) arkasını döndü (gitti). Resulu`llâh salla`llahu aleyhi ve selem: "Onu çevirin." diye emrettiyse de izini bulamadılar. Bunun üzerine buyurdu ki işte bu, Cibrîl (a.s.)dır. Halka dinlerini öğretmek için geldi. Ebu Abdullah (Buhârî) şöyle demiştir: Nebi (s.a.v.) bunların tümünü din olarak kabul etmiştir. Yukarıda Hadis-i şerif’in içinde geçen ayet-i kerime: Lokman suresi 34. ayet’tir. Meali şöyledir: Şüphesiz ki, kıyamet saatinin bilgisi Allah yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne varsa (erkek veya dişi oluşunu, renk ve özelliklerini) O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır. Lokman 34 Tekrar:
4777 Diğer tahric edenler: Tirmizi İman; Müslim, İman; Nesâî, İman
Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sabah namazında Bilal'e şöyle dedi: "Bilal! Müslüman olduktan sonra yaptığın ve en çok umut bağladığın amelini bana söyle. Zira ben cennet'te senin ayakkabılarının sesini benim önümde duydum". Bilal: "Benim en çok umut bağladığım amelim şudur: Ben gece veya gündüzün hangi vaktinde abdest alsam mutlaka bu abdest ile benim için takdir edildiği kadar (nafile) namaz kılarım" dedi.
Ebu Hureyre r.a.'den nakledildiğine göre, Bir bedevî Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Bana uyguladığım zaman cennet'e gireceğim bir amel göster" demiştir. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Allah'a kulluk eder, ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, farz namazları kılar ve farz olan zekatı verirsin, Ramazan orucunu da tutarsın" buyurdu. Bedevî, "Nefsim elinde olan (Allah)'a yemin olsun ki bundan daha fazlasını yapmam" dedi. Adam gidince Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Cennetlik bir kimse görmekten hoşlanan, bu adama baksın" buyurdu.
Nu'man b. Beşır r.a.'den rivayet edilmiştir: Annem babamdan malının bir kısmını bana bağışlamasını istemişti. Bir süre sonra babam bunu uygun görerek malının bir kısmını bana bağışladı. Annem "Hz. Nebi'i buna şahit tutmadıkça razı olmam" dedi. Bunun üzerine babam -ben küçükken- elimden tuttu ve birlikte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gittik. Babam Rasulullah'a: "Bunun annesi Bintu Revaha benden malımın bir kısmını buna bağışlamamı istedi" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Başka çocuğun var mı?" diye sordu. Babam "evet" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Beni zulme şahit tutma" buyurdu. Ebu Hureyz, Şa'bi kanalıyla "Ben zulme şahit olmam" şeklinde bir başka ibare ile nakletmiştir.
Ebu Hureyre r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir defasında ayağa kalkıp bize hitap ederek ganimetten mal aşırma konusunu anlattı ve bunun çok çirkin bir günah olduğunu söyleyerek şöyle buyurdu: "Kıyamet günü geldiğinde hiçbirinizin boynunda meleyen bir koyun veya kişneyen bir at taşıyarak geldiğini ve bana: "Ey Allah'ın Resulü, medet, yetiş imdadıma!" dediğini görmeyeyim. Benim bu kişiye cevabım: "Senin için yapacak bir şeyim yok, elimden bir şey gelmez. Ben sana zamanında (Allah'ın emir ve yasaklarını) tebliğ etmiştim" olacaktır. İçinizden hiç kimse boynunda taşıdığı anıran bir deve ile kıyamet gününde karşıma çıkmasın. Bu kişi yalvarıp: "Ey Allah'ın Resulü, yetiş imdadıma, yardım et!" dese bile ona: "Senin için yapacak bir şeyim yok, elimden bir şey gelmez. Ben sana zamanında (Allah'ın emir ve yasaklarını) tebliğ etmiştim" derim. Kiminizi de boynuna yüklendiği altın ve gümüşlerle karşıma çıkıp "Ey Allah'ın Resulü, yetiş imdadıma, yardım et!" derken görmeyeyim. Ona da aynı şekilde: "Senin için yapacak bir şeyim yok, elimden bir şey gelmez. Ben sana zamanında (Allah'ın emir ve yasaklarını) tebliğ etmiştim" diye cevap veririm. Bazılarınızın da boynuna yüklenen parlak kumaşlarla karşıma çıkıp: "Ey Allah'ın Resulü, yetiş imdadıma, yardım et!" diye yalvardığını görmek istemiyorum. Bu durumda birisiyle karşılaşırsam ona cevabım da aynı olur: "Senin için yapacak bir şeyim yok, elimden bir şey gelmez. Ben sana zamanında (Allah'ın emir ve yasaklarını) tebliğ etmiştim. "
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir davette idik. Ona kol düştü -kolu da severdi-, ondan bir miktar sıyırıp aldı ve şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde insanların efendisi benim. Neden biliyor musunuz? Allah öncekileri de, sonrakileri de aynı düzlükte bir araya toplayacaktır. Bakan herkes onları görür, davetçi onlara sesini işittirir, güneş onlara oldukça yaklaşır. Bazı kimseler şöyle diyecektir: İçinde bulunduğunuz bu durumu, ne hale vardığınızı görmüyor musunuz? Niçin Rabbinizin huzurunda sizin için şefaatte bulunacak kimse araştırmıyorsunuz? Aralarından kimisi, babanız Adem (bu işi yapar) diyecek. Bunun üzerine yanına gidecekler. Ey Adem diyecekler, sen insanların babasısın. Allah seni eliyle yarattı ve sana ruhundan üfledi, meleklere emir verdi, onlar da sana secde ettiler. Seni de kendi cennetine yerleştirdi. Rabbinin huzurunda bize şefaat etmez misin? İçinde bulunduğumuz durumumuzu, ne hale geldiğimizi görmez misin? O şöyle diyecek: Rabbim daha önce benzeri görülmedik bir şekilde gazap etmiştir. Bundan sonra da bu şekilde gazap etmeyecektir. O bana ağacı yasakladığı halde ben ona itaat etmedim. Kendimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi. Benden başkasına gidiniz. Nuh'un yanına gidiniz. Kalkıp Nuh'a giderler, ey Nuh derler. Sen yeryüzündekilere gönderilen ilk Resulsün. Allah seni çok şükreden bir kul diye nitelendirdi. İçinde bulunduğumuz bu durumumuzu, ne hale geldiğimizi görmez misin? Rabbinin huzurunda bize şefaat etmeyecek misin? Nuh şu cevabı verir: Rabbim bugün öyle bir gazap etti ki, bundan önce böyle gazap etmediği gibi, bundan sonra da bu şekilde gazap etmeyecektir. Ben canımı kurtarmaya bakıyorum, canımı. Haydi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidin. Bunun üzerine yanıma gelirler. Ben de Arş'ın altında secdeye kapanırım. Ey Muhammed başını kaldır, şefaat et, şefaatin kabul edilecek, iste, istediğin verilecek, denilir." (Ravilerden) Muhammed b. Ubeyd dedi ki: Hadisin geri kalan bölümleri hıfzımda değildir. Tekrar:
3361,
4712Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir gün bir miktar et getirildi. Şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah kıyamet gününde öncekileri de, sonrakileri de aynı düzlükte bir araya getirecektir. Davetçi onlara sözlerini işittirir, göz de onları görür. Güneş onlara yaklaşır -deyip, şefaat hadisini zikretti. Devamında dedi ki-: İbrahim'e giderler ve sen Allah'ın Nebisi, yeryüzündeki halilisin, Rabbinin huzurunda bizim için şefaat et, derler. O da onlara der ki: - ... deyip, kendisinin onlara vaktiyle söylemiş olduğu yalanları zikretti-: "Ben kendimi kurtarmaya bakıyorum kendimi. Siz Musa'nın yanına gidiniz." Bu rivayette, Enes de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diyerek ona (Ebu Hureyre'ye) mutabaat etmiştir.
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Hz. Ömer'in Allah Resölü'nün sallallahu aleyhi ve sellem minberinde şöyle söylediğini duymuştum: Ey İnsanlar! Şarabın haram olduğunu gösteren ayet inmiştir. Şarap şu beş şeyden yapılır: 1- Üzüm. 2- Hurma. 3- Bal. 4- Buğday. 5- Arpa. Aklı giderip (işlemez hale getiren) herşey, şaraptır.132 Hadisin geçtiği diğer yerler: 5581, 5588, 5589, 7337.
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygarnber'e et getirildi. Bir but ona sunuldu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem etin bu kısmını çok severdi. Sonra Hz. Nebi eti bir kez ısırdl. Ardından şöyle buyurdu: Ben, kıyamet günü insanların efendisi olacağım. Peki bunun sebebini biliyor musunuz? Kıyamet günü Allah Teala bir düzlükte ilk ve son insanları bir araya getirir. Bir tellal sesini herkese işittirecek. Herkes göz önünde olacak. Güneş de yaklaşacak. İnsanlar güç yetiremeyecekleri ve kaldıramayacakları üzüntü ve kedere boğulacaklar. Birbirlerine: "Geldiğiniz şu duruma bir bakın! Rabbinize karşı size şefaat edecek birine baksanıza!" diyecekler. Bunun üzerine bazı insanlar diğerlerine; "Hz. Adem'i bulmalısınız" derler, Bundan dolayı insanlar Hz. Adem'e gidip; "Sen, insanların atasısın. Allah Teala seni kendi eliyle yarattı, sana ruhundan üfledi ve meleklerin sana secde etmesini emretti. Bu yüzden melekler sana secde etti. [Şimdi] bize Rabbinin huzurunda şefaat et! İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? Ne hale düştük bir bakmıyor musun?" derler. O da "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır. O, bana bir ağaca yaklaşmayı yasaklamıştı. Ben de ona isyan etmiştim. [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim ... Siz başkasına gidin! Nuh'a gidin!" şeklinde cevap verir. Bunun üzerine insanlar Nuh Nebie gidip; "Ey Nuh! Kuşkusuz sen yeryüzüne gönderilmiş ilk Resul! elçisin. Allah Teala sana 'çok şükreden kul' adını verdi. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da; "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır. Benim gerçekleşmesi kesin olan bir dua hakkım vardı. Onu da halkıma beddua ederek kullandım ... [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Siz başkasına gidin! İbrahim'e gidin," diye karşılık verecektir. Bunun üzerine insanlar İbrahim Nebie gidip; "Ey İbrahim! Sen Allah'ın Nebii ve yeryüzünde yaşayan insanlar içerisinde O'nun halilisin. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da, "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır. Ben daha önce üç kez yalan söylemiştim. (Ravi Ebu Hayyan hadiste bunları anlatmıştır.) [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Siz başkasına gidip! Musa'ya gidin!" diye karşılık verecektir. Bunun üzerine insanlar, Musa Nebie gelip; "Ey Musa! Sen Allah'ın elçisisin! Allah Teala risaleti ve konuşması ile seni diğer insanlardan üstün kılmıştır. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da; "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha aslakızmayacaktır. Ben bir adamı öldürdüm. Halbuki onu öldürmem bana emredilmemişti. [Hal böyleyken nasıl şefaat edebilirim ki! Aslında] Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefs im muhtaç ... Siz başkasına gidin! Meryem'in oğlu İsa Nebie gidin," diye karşılık verecektir. Bunun üzerine insanlar, İsa Nebie gidip; "Ey İsa! Sen Allah'ın elçisi, Meryem'e ilka ettiği kelimesi ve O'ndan gelen bir ruhsun. Daha beşikteki bir bebekken insanlarla konuştun. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. O da; "Kuşkusuz Rabbim bugün, daha önce hıç olmadığı kadar çok kızdı. Bundan sonra da bu şekilde bir daha asla kızmayacaktır," diyecek ve herhangi bir günahtan söz etmeden şunları ekleyecektir: "Şefaate benim nefsim muhtaç ... Şefaate benim nefsim muhtaç ... Siz başkasına gidin! Muhammed'e gidin!" Bunun üzerine insanlar, Muhammed'e gidip; "Ey Muhammed! Sen Allah'ın elçisi ve Nebilerin sonuncususun. Hak TeaıCı senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladı. Şimdi bize Rabbinin huzurunda şefaat et! Bak ne hallere düştük," diyecekler. Bunun üzerine gidip Arş'ın altına varacağım. Orada hemen Yüce Rabbim için secdeye kapanacağım. Sonra Allah Teala benden önce hiç kimseye nasip etmediği güzel sena ve hamdi bana ilham edecek. Ardından bana şöyle denilecek: "Ey Muhammed! Başını kaldır! Dile! Ne dilersen sana verilecek. Şefaat et! Şefaatin kabul edilecek." Bunun üzerine başımı secden kaldırıp; "Ey Rabbim! Ümmetim ... Ey Rabbim! Ümmetim ... Ey Rabbim! Ümmetim ... " diye yalvaracağım. O vakit şöyle denecek: "Ey Muhammed! Ümmetinden hesabı olmayan kullarını Cennetin sağ kapısından içeri sak! Ayrıca onlar, Cennetin diğer kapılarından girme konusunda diğer insanlarla aynı hakka sahiptirler." Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki; Cennet kapılarının iki kanadının arası, Mekke ile Hımyer veya Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadardır."
Ebu Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların arasında iken, bir adam çıkageldi. 'Ey Allah'ın Resulü! İman nedir?' diye sordu. Hz. Nebi de, 'İman; Allah'a, meleklerine, Nebilerine, ahiret gününe ve son dirilişe iman etmendir,' şeklinde cevap verdi. Bu defa 'Ey Allah'ın Elçisi! İslam nedir?' diye sordu. Hz. Nebi 'İslam; Allah'a ibadet edip ona hiçbir şeyi ortak koşmaman, namaz kı/man, farz olan zekatı vermen ve Ramazan orucunu tutmandır,' şeklinde cevap verdi. Bu kez, 'Ey Allah'ın Elçisi! İhsan nedir?' diye sordu. Hz. Nebi 'İhsan; Allah'ı görüyormuşçasına O'na ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da, elbette o seni görüyor,' şeklinde cevap verdi. Adam son olarak 'Ey Allah'ın Elçisi! Kıyamet ne zaman kopacak?' diye sordu. Hz. Nebi de şöyle cevap verdi: Bu konuda soru sorulan, soru sorandan daha bilgili değildir. Ancak sana kıyametin alametlerinden bahsedebilirim: Bir kadın efendisini doğurursa, bu, kıyamet alametlerindendir. Yalın ayaklı, baldm çıplak kimseler, insanları yönetmeye başlarsa, bu da, kıyamet aıametidir. Kıyametin ne zaman kopacağı konusu, Allah'tan başka hiç kimsenin bilmediği konular arasındadır: 'Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir.'(Lukman 34) Sonra adam Hz. Nebi'in yanından ayrıldı. Bir müddet sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'O adamı bana geri getirin!' dedi. Ashabı kiram onu geri getirmek için aramaya koyuldular. Fakat kimse ondan bir ize rastlayamadı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: O, Cebrafl'di. İnsanlara dinlerini öğretmek için gelmişti."
İbn Ömer r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ömer minbere çıkarak dedi ki: İmdi, hamrı haram kılan buyruk indiğinde beş şeyden yapılırdı: Üzümden, kuru hurmadan, baldan, buğdaydan, arpadan. Hamr, aklı örten her şeydir."
İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Ömer, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in minberi üzerinde bir hutbe vererek şunları söyledi: Hamrın (içkinin) haram edilmesi ile ilgili buyruk nazil olduğunda içki beş şeyden yapılıyordu: Üzüm, hurma, buğday, arpa ve bal. Hamr ise aklı örtüp perdeleyen şeydir. Üç husus vardır ki Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onlara dair açıklayıcı hükmünü bize açıklamadan bizden ayrılmamasIni çok arzu ederdim. Bunlar dede ile kelale(nin mirası) ve ribaya (faize) dair bazı hususlardır." (Ebu Hayyan et-Teyml) dedi ki: Ben (Amir eş-Şa'bi'ye): Ey Ebu Amr, Sind denilen ülkede pirinçten yapılan bir şey (içki) var. (Onun hükmü nedir?) diye sordum. O: O dediğin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde yoktu -yahut da: Ömer döneminde yoktu- diye cevap verdi. Haccac da, Hammad'dan, o Ebu Hayyan'dan rivayetinde "üzüm" yerine "kuru üzüm" lafzInI kullanmıştır.
İbn Ömer, Ömer b. el-Hattab'tan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in minberi üzerinde (konuşma yaparken) işittim, demiştir.