

Zincir musanniften sözün kaynağına doğru okunur; her halka bir sonrakinden aktarır. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir.

"Andolsun biz Nuh'u kavmine (Resulolarak) gönderdik. " [Hud, 25] buyruğu ile ilgili olarak İbn Cerir'in naklettiğine göre, Nuh'un doğumu Adem'in vefatından 126 yıl sonra olmuştur. 350 yaşında iken Nebi olarak gönderilmiştir. Başka görüşler de ileri sürülmüştür. Tufandan sonra 350 yıl yaşadığı söylendiği gibi, onun Nebi olarak gönderilmeden önce, gönderildikten sonra ve tufandan sonra 950 yıl yaşadığı da söylenmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
İbn Hibban'ın Sahih'inde Ebu Umame yoluyla gelen hadiste belirtildiği ne göre: "Bir adam, ey Allah'ın Resulü dedi. Adem bir nebi mi idi? Allah Resulü, evet diye cevap verdi. Peki onun ile Nuh arasında ne kadar vardı, diye sorunca Allah Resulü: On karn (nesil), diye buyurdu." "Kıyamet gününde ben insanların efendisiyim" sözlerinde özellikle efendi (seyyid) oluşunu sözkonusu etmesi, o gün onun bu özelliğinin açıkça ortaya çıkacak olacağından dolayıdır. Çünkü bütün nebiler onun sancağı altında olacaklardır. İleride Rikak bahsinde geleceği üzere Allah onu Makam-ı Mahmud'a ulaştıracaktır. Orada hadisin geri kalan bölümlerinin açıklaması da -yüce Allah'ın izniyle- gelecektir. Bu başlıkta hadisin asıl dikkat çekilmek istenen bölümü, "Ey Nuh, sen yeryüzündekilere gönderilen ilk Resulsün ve Allah senden şükreden bir kul diye söz etmiştir" bölümüdür. Onun ilk Resuloluşu, Adem'in bir nebi oluşu dolayısıyla açıklanması zor görülmüştür.
Çünkü zorunlu olarak şunu biliyoruz ki, o belli bir şeriate göre ibadet ediyordu. Onun çocukları da bunu ondan öğrenmişlerdi. Buna göre o, çocuklarına gönderilmiş bir Resuldü. Bu durumda ilk Resul, Adem olmaktadır. O halde hesap için Mevkıfde bekleyecek olanların Nuh'a "yeryüzündekilere" kaydı ile hitap etmelerinin gerekçesi şu olabilir: Adem zamanında yeryüzünde yerleşik insanlar yoktu. Yahut da Adem'in çocuklarına Resul olarak gönderilmesi, bir bakıma çocuklarını terbiye etmek kabilinden idi.
Nuh'un risaletinden kastın şu olma ihtimali de vardır: O hem kendi çocuklarına, hem de çeşitli ülkelere dağılmış bulunan diğer ümmetlere de Resulolarak gönderilmişti. Adem ise sadece kendi çocuklarına Resulolarak gönderilmişti ve çocukları tek bir ülkede (şehirde) bir arada bulunuyorlardı. 4. "MUHAKKAK İLYAS DA GÖNDERİLMİŞ RESULLERDENDİ. HANİ KAVMİNE: KORKMAZ MISINIZ? DEMİŞTİ. .. SONRA GELENLER ARASINDA ÜZERİNE (GÜZEL ÖVGÜ) BlRAKTIK." [Saffat,123-130] {وإن إلياس لمن المرسلين.
إذ قال لقومه ألا تتقون. أتدعون بعلا وتذرون أحسن الخالقين. الله ربكم ورب آبائكم الأولين. فكذبوه فإنهم لمحضرون. إلا عباد الله المخلصين. وتركنا عليه في الآخرين} قال ابن عباس: يذكر بخير {سلام على أهل ياسين. إنا كذلك نجزي المحسنين. إنه من عبادنا المؤمنين} /الصافات: 123 - 132/. يذكر عن ابن مسعود وابن عباس: أن إلياس هو إدريس. İbn Abbas dedi ki: Ondan hayırla söz edilmektedir. "İlyas'a selam olsun. Biz ihsan edicileri muhakkak böyle mükafatlandırırız. Gerçekten o iman eden kullarımızdandı. "[Saffat,130] İbn Mes'ud ile İbn Abbas'dan zikredildiğine göre İlyas, İdris'in kendisidir.
5. NUH'UN BABASININ DEDESİ OLAN İDRİS ALEYHISSELAM, -Kİ NUH'UN DEDESİ OLDUĞU DA SÖYLENİR (İKİSİNE DE SELAM OLSUN)- VE YÜCE ALLAH'IN: "BİZ ONU YÜCE BİR MAKAMA YÜKSELTTİK."[Meryem, 57] AYETİ قال عبدان: أخبرنا عبد الله: أخبرنا يونس، عن الزهري (ح). حدثنا أحمد بن صالح: حدثنا عنبسة: حدثنا يونس، عن ابن شهاب قال: قال أنس: كان أبو ذر رضي الله عنه يحدث: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (فرج سقف بيتي وأنا بمكة، فنزل جبريل ففرج صدري، ثم غسله بماء زمزم، ثم جاء بطست من ذهب، ممتلئ حكمة وإيمانا، فأفرغها في صدري، ثم أطبقه، ثم أخذ بيدي فعرج بي إلى السماء، فلما جاء إلى السماء الدنيا قال جبريل لخازن السماء: افتح، قال: من هذا؟ قال: هذا جبريل، قال: معك أحد؟ قال: معي محمد، قال: أرسل إليه؟ قال: نعم فافتح، فلما علونا إلى السماء إذا رجل عن يمينه أسودة وعن يساره أسودة، فإذا نظر قبل يمينه ضحك، وإذا نظر قبل شماله بكى، فقال: مرحبا بالنبي الصالح والابن الصالح، قلت: من هذا يا جبريل؟ قال: هذا آدم، وهذه الأسودة عن يمينه وعن شماله نسم بنيه، فأهل اليمين منهم أهل الجنة، والأسودة التي عن شماله أهل النار، فإذا نظر قبل يمينه ضحك، وإذا نظر قبل شماله بكى، ثم عرج بي جبريل حتى أتى السماء الثانية، فقال لخازنها: افتح، فقال له خازنها مثل ما قال الأول ففتح).
قال أنس: فذكر أنه وجد في السماوات إدريس وموسى وعيسى وإبراهيم، ولم يثبت لي كيف منازلهم، غير أنه قد ذكر: أنه وجد آدم في السماء الدنيا، وإبراهيم في السادسة. وقال أنس: (فلما مر جبريل بإدريس قال: مرحبا بالنبي الصالح والأخ الصالح، فقلت: من هذا؟ قال: هذا إدريس، ثم مررت بموسى، ثم مررت بعيسى، فقال: مرحبا بالنبي الصالح والأخ الصالح، قلت: من هذا؟ قال: عيسى، ثم مررت بإبراهيم فقال: مرحبا بالنبي الصالح، والابن الصالح، قلت: من هذا؟ قال: هذا إبراهيم).
قال: وأخبرني ابن حزم: أن ابن عباس وأبا حبة الأنصاري كانا يقولان: قال النبي صلى الله عليه وسلم: (ثم عرج بي، حتى ظهرت لمستوى أسمع صريف الأقلام). قال ابن حزم وأنس بن مالك رضي الله عنهما: قال النبي صلى الله عليه وسلم: (ففرض الله علي خمسين صلاة، فرجعت بذلك، حتى أمر بموسى، فقال موسى: ما الذي فرض على أمتك؟ قلت: فرض عليهم خمسين صلاة، قال: فراجع ربك، فإن أمتك لا تطيق ذلك، فرجعت فراجعت ربي فوضع شطرها، فرجعت إلى موسى، فقال: راجع ربك، فذكر مثله فوضع شطرها، فرجعت إلى موسى فأخبرته فقال: راجع ربك، فإن أمتك لا تطيق ذلك، فرجعت فراجعت ربي، فقال: هي خمس وهي خمسون، لا يبدل القول لدي، فرجعت إلى موسى، فقال: راجع ربك، فقلت: قد استحييت من ربي، ثم انطلق حتى أتى السدرة المنتهى، فغشيها ألوان لا أدري ما هي، ثم دخلت الجنة، فإذا فيها جنابذ اللؤلؤ، وإذا ترابها المسك).
"Ad kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik" buyruğunda yüce Allah'ın ondan "kardeşleri" diye söz etmesi, onların kabilesinden oluşundan dolayı idi. Yoksa din kardeşliği cihetiyle böyle buyurmamıştır. "Hani o kavmini Ahkaf denilen yerde ... Biz günahkarlar topluluğunu işte böyle cezalandırırız."[Ahkaf,21-25] buyruğunda geçen "el-Ahkaf' kelimesi "hıkf"in çoğulu olup, eğriliği bulunan kum yığınları demektir. Burada kasıt, Ad kavminin meskenleridir.
İkinci hadis, Ebu Saıd el-Hudri'nin rivayet ettiği ve Haricileri söz konusu eden bir hadistir. (Hadisin senedinin başında yer alan) "İbn Kesir, Süfyan'dan naklen dedi ki ... " ile ilgili olarak, yüce Allah'ın izniyle Meğazi bölümünde yeteri kadar açıklamalar gelecektir. Burada hadisin konu ile ilgili olan kısmı: "Eğer onlara yetişecek olursam andolsun onları A.d'ın öldürüldüğü gibi öldürürüm" bölümüdür. Yani onlardan kimse geri kalmayacak şekilde öldürürüm. Bununla yüce Allah'ın: "Şimdi onlardan geriye kalanı görüyor musun?"[Hakka, 8] buyruğudur. Yoksa onları Ad' ın öldürüldüğü aracın aynısıyla onları öldüreceğini kastetmiş değildir.