el-Misver b. Mahreme

Ebû Abdurrahman, Ebû Abdullah · Sahâbî, İbn Zübeyr'in danışmanı

el-Misver b. Mahreme b. Nevfel b. Üheyb b. Abdümenâf b. Zühre b. Kilâb b. Mürre b. Ka'b b. Lüey

Doğumh. 2 · Mekke
Vefath. 64 · Medine
KünyeEbû Abdurrahman, Ebû Abdullah
Nisbeez-Zührî, el-Mekkî, el-Medenî, el-Kureşî
Yaşadığı yerlerMedine
TabakaKendisi ve babası sahâbîdir
Cerh-ta'dîlsika (güvenilir)

Hakkında

Tam adı Ebû Abdirrahman el-Misver b. Mahreme b. Nevfel el-Kureşî ez-Zührî'dir. Kureyş'in Benî Zühre koluna mensuptur ve hicretin ikinci yılında (m. 623-624) Mekke'de doğmuştur. Babası Mahreme b. Nevfel, Mekke'nin fethi sırasında Müslüman olmuş, kısa süre sonra da küçük yaştaki oğlu Misver'i alıp Medine'ye gelmiştir. Annesi Âtike (bazı rivayetlerde Şifâ), aşere-i mübeşşereden Abdurrahman b. Avf'ın kız kardeşidir; dolayısıyla Abdurrahman b. Avf onun dayısıdır.

Çok küçük yaşta Hz. Peygamber'i görmüş olmakla birlikte ilminin büyük bölümünü Râşid halifelerden, özellikle uzun süre yanında bulunduğu Hz. Ömer'den edinmiştir. Ayrıca Abdullah b. Abbas, Ebû Hüreyre, Muhammed b. Mesleme ve Mugîre b. Şu'be gibi sahâbîlerden rivayette bulunmuştur. Kütüb-i Sitte'deki rivayetlerinin toplam sayısı on ikidir; bunların ikisi üzerinde Buhârî ile Müslim ittifak etmiş, biri yalnız Buhârî'de, dördü ise yalnız Müslim'de yer almıştır. İbadete düşkünlüğüyle bilinirdi; bir gün dahi Mekke dışında kalıp döndüğünde Kâbe'yi yedi defa tavaf edip iki rekât namaz kıldığı nakledilir.

Harre Savaşı'ndan sonra Emevîler'e karşı Abdullah b. Zübeyr'in yanında yer aldı ve onun başdanışmanı oldu. Emevî ordusunun Mekke'yi kuşatması sırasında Kâbe'ye atılan mancınık taşlarından biriyle yaralandı; beş gün sonra h. 64 / m. 683'te vefat etti. Cenaze namazını İbn Zübeyr kıldırdı ve Cennetü'l-muallâ'ya defnedildi.

Ailesi

Babası
Makhrama bin Nawfal
Annesi
'Atika bint 'Awf
Kardeşleri
al-Salat bin Makhrama bin Nawfal, Safwan bin Makhrama bin Nawfal, Umm Safwan, 'Amir bin Makhrama bin Nawfal
Çocukları
Umm Bakr bint al-Miswar bin Makhrama, 'Abdur Rahman bin al-Miswar

Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.

Zincirde geçtiği hadisler

Misver İbn Mahreme şöyle demiştir: "Resûl-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalkmıştı ve ben onun şehadet getirdikten sonra: " Emma ba'du (bunlardan sonra...-Esas konuya gelince-). dediğini işitmiştim. Tekrar: 3110, 3714, 3729, 3767, 5230 ve 5278.
(İbn Abbas r.a.'ın kölesi Kureyb'den rivayet edilmiştir): İbn Abbas, Misver İbn Mahreme ve Abdurrahman İbn Ezher r.a. (Kureyb'i) Aişe r.anha'ya göndererek şöyle dediler: "Ona hepimizden selam söyle ve ona ikindi namazından sonra kılınan iki rekatı sor. Ona de ki: Bize senin bunu kıldığın anlatılıyor, oysa bize Nebi'in bunu yasakladığı haberi ulaşmıştı. (İbn Abbas dedi ki: "Ben, Ömer İbn el-Hattab ile birlikte halk'tan bu iki rekat namazı kılanları döverdim)." Kureyb dedi ki: Aişe r.anha'nın yanına gittim ve ona bana söyledikleri şeyi ilettim. Aişe: "Bunları Ümmü Seleme'ye sor" dedi. Ben onun yanından çıkarak beni gönderenlerin yanına geri döndüm ve Aişe'nin sözünü onlara söyledim. Onlar da beni Aişe r.anha'ya sormamı istedikleri şeyleri Ümmü Seleme r.anha'ya sormam için geri gönderdiler. Ümmü Seleme r.anha şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu yasakladığını duydum. Sonra onun ikindiyi kıldıktan sonra bu iki rekat'ı kıldığını da gördüm. Sonra yanımda ensardan Benî Haram kabilesinden kadınlar var iken Nebi s.a.v. odama girdi. Ben cariyemi onun yanına göndererek şöyle dedim: Onun yanında durarak ona şunu söyle: "Ey Allah'ın Resulü! Ümmü Seleme sana diyor ki: Senin bu iki rekatı kılmayı yasakladığını duydum, oysa sen bunları kılıyorsun." Bunu söyledikten sonra eliyle işaret ederse onun gerisinde dur. (Ümmü Seleme dedi ki) Cariye bunları yaptı, Nebi s.a.v. de eliyle işaret etti. Cariye geride durdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem namazını bitirince şöyle dedi: "Ey Ebû Ümeyye'nin kızı! İkindiden sonra kıldığım iki rekatı sordun. Bana Abdülkays kabilesinden bazı kimseler geldiler. Ben onlarla meşgul olduğumdan öğle namazından sonra kıldığım iki rekatı kılamadım. İşte (ikindiden sonra kıldığım) o iki rekat bu (öğle namazından sonra kılmam gerektiği halde kılamadığım) iki rekattır. Tekrar: 4370.
Misver İbn Mahrame ve Mervan şöyle demişlerdir: " Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı yıl, bir kaç onluk yüzer kişilik on civarında sahabî grubu ile birlikte yola çıkmıştı. Zu'l-Huleyfe'ye geldikleri zaman Resulullah kurbanlık hayvana gerdanlık takmış, bellik koymuş sonra da ihrama girmişti." 1694’ün Geçtiği diğer yerler: 1694, 1811, 2712, 2731, 4158, 4178, 4181. 1695’in geçtiği diğer yerler: 2711, 2732, 4157, 4179, 4180.
Misver İbn Mahrame ve Mervan şöyle demişlerdir: " Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı yıl, bir kaç onluk yüzer kişilik on civarında sahabî grubu ile birlikte yola çıkmıştı. Zu'l-Huleyfe'ye geldikleri zaman Resulullah kurbanlık hayvana gerdanlık takmış, bellik koymuş sonra da ihrama girmişti." 1694’ün Geçtiği diğer yerler: 1694, 1811, 2712, 2731, 4158, 4178, 4181. 1695’in geçtiği diğer yerler: 2711, 2732, 4157, 4179, 4180.
Misver r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçını kazıtmadan önce kurbanını kesti ve ashabına da böyle yapmalarını emretti.
Abdullah İbn Abbas ve Misver İbn Mahreme r.a. Ebva'da görüş ayrılığına düştüler: Abdullah İbn Abbas "ihramlı kişi başını yıkayabilir" dedi. Misver "İhramlı kişi başını yıkayamaz" dedi. (Ravi Abdullah İbn Huneyn dedi ki): İbn Abbas beni bu konuyu sormak üzere Ebu Eyyub el-Ensarî'ye gönderdi. Onu kuyu başında iki direk arasına gerilmiş perde gerisinde yıkanırken buldum. Selam verdim. "Kimsin?" diye sordu. Ben: "Abdullah İbn Huneyn'im. Beni Abdullah İbn Abbas, Resulullah'ın ihramlı iken başını nasıl yıkadığını sormak için gönderdi" dedim. Bunun üzerine Ebu Eyyub elini perdenin üzerine bastırdı, başı göründü. Kendisine su döken birine "dök" dedi. Adam onun başına su döktü. Sonra Ebu Eyyub iki elini başının üzerinde öne ve arkaya hareket ettirdi. Sonra "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle yaptığını gördüm" dedi.
Mervan İbnü'l-Hakem ve el-Misver İbnü'l-Mahreme şöyle nakleder: Hevazin kabilesinden bir grup Müslüman olup da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek kendisinden, mallarını ve esirlerini iade etmesini istediklerinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara, "Bana en sevimli gelen söz, en doğrusudur. İkisinden birini seçin, ya esirler, ya da mallar. Aslmda ben (sizi) beklemiştim" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif'ten döndüğü zaman, (paylaştırmayı yapmadan önce) on küsür gece onları beklemişti. Resulullah'ın, onlara iki seçenekten yalnız birini geri vereceği ortaya çıkınca onlar, "Esirlerimizi geri almayı tercih ediyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların arasında ayağa kalktı, Allah'a (C.C.) hamd ve senada bulunduktan sonra; "İmdi, bu kardeşleriniz tevbe ederek bize gelmişler. Ben de esirlerini geri vermeyi uygun gördüm, İçinizden, gönül hoşluğu ile ücretsiz olarak (bunlardan) alınan esiri vermek isterse hemen versin. Kim de kendisine düşen payı elinde tutmak isterse, ona, bize Allah'ın ihsan edeceği ilk ganimet malından ödemek üzere yine kendisinde bulunan esirleri versin" buyurdu. Sahabiler, "Allah Resulü için bunu seve seve yaparız" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Şimdi biz, kimin bu söylediğim şeye izin verip kimin vermediğini bilemiyoruz. Gidin, akıl danıştığınız insanlara durumu arzedin, bize son durumu onlar söylesin" buyurdu. Gidip durumu sözü geçer kişilerle konuştular ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geri döndüler, gönül hoşluğu içinde esirleri geri vermeyi ve bu konuda rızalarının bulunduğunu haber verdiler. 2307 Tekrarı: 2539, 2607, 3131, 4318, 7176. 2308 Tekrarı: 2540, 2608, 3132, 4319, 7177.
Mervan İbnü'l-Hakem ve el-Misver İbnü'l-Mahreme şöyle nakleder: Hevazin kabilesinden bir grup Müslüman olup da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek kendisinden, mallarını ve esirlerini iade etmesini istediklerinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara, "Bana en sevimli gelen söz, en doğrusudur. İkisinden birini seçin, ya esirler, ya da mallar. Aslmda ben (sizi) beklemiştim" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif'ten döndüğü zaman, (paylaştırmayı yapmadan önce) on küsür gece onları beklemişti. Resulullah'ın, onlara iki seçenekten yalnız birini geri vereceği ortaya çıkınca onlar, "Esirlerimizi geri almayı tercih ediyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların arasında ayağa kalktı, Allah'a (C.C.) hamd ve senada bulunduktan sonra; "İmdi, bu kardeşleriniz tevbe ederek bize gelmişler. Ben de esirlerini geri vermeyi uygun gördüm, İçinizden, gönül hoşluğu ile ücretsiz olarak (bunlardan) alınan esiri vermek isterse hemen versin. Kim de kendisine düşen payı elinde tutmak isterse, ona, bize Allah'ın ihsan edeceği ilk ganimet malından ödemek üzere yine kendisinde bulunan esirleri versin" buyurdu. Sahabiler, "Allah Resulü için bunu seve seve yaparız" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Şimdi biz, kimin bu söylediğim şeye izin verip kimin vermediğini bilemiyoruz. Gidin, akıl danıştığınız insanlara durumu arzedin, bize son durumu onlar söylesin" buyurdu. Gidip durumu sözü geçer kişilerle konuştular ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geri döndüler, gönül hoşluğu içinde esirleri geri vermeyi ve bu konuda rızalarının bulunduğunu haber verdiler. 2307 Tekrarı: 2539, 2607, 3131, 4318, 7176. 2308 Tekrarı: 2540, 2608, 3132, 4319, 7177.
İbn Şihab'dan rivayet edildiğine göre: Urve, Mervan ile Misver İbn huzuruna gelince ayağa kalktı. Heyet O'ndan mallarını ve esirlerini kendilerine vermesini istediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Yanımda olanı görüyorsunuz. Benim en çok sevdiğim şey en doğru sözdür. Gelin şu iki şıktan birini seçin: ya mallar, ya da esirler. Bunları uzun bir süre gelmeniz için beklettim" buyurdu. -Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif dönüşü, onları yaklaşık on gece beklemişti- Hz. Nebi'in onlara bu iki gruptan yalnızca birini geri vereceğini anlayınca "O halde biz esirlerimizi seçiyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlar içinde doğruldu, Allah'a layık olduğu şekilde sena etti. Sonra şöyle buyurdu: "Kardeşleriniz tövbe etmiş, bize gelmişler. Ben esirlerini onlara vermeyi uygun buldum. Hakkından vazgeçmek isteyen buyursun yapsın. Fakat ganimet payını seçen ve Allah'ın bu ilk ganimetlerinden payını vermemizi isteyen de hakkını alabilir." Orada bulunanlar hep birlikte "Hakkımızdan senin için vazgeçiyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Biz sizden kimin izin verdiğini, kimin vermediğini bilemeyiz. Siz varın gidin, kararınızı bize sözcüleriniz iletsin" buyurdu. Ashab dağıldı ve sözcüleri onlarla konuştu. Sonra Hz. Nebi'in huzuruna gelerek insanların haklarını helal ettiklerini ve istediği gibi yapmasına izin verdiklerini bildirdiler. Hevazin esirleri hakkında bize gelen haber budur. Enes şöyle demiştir: Abbas Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Akil'in fidyesini ödedim" dedi.
İbn Şihab'dan rivayet edildiğine göre: Urve, Mervan ile Misver İbn huzuruna gelince ayağa kalktı. Heyet O'ndan mallarını ve esirlerini kendilerine vermesini istediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Yanımda olanı görüyorsunuz. Benim en çok sevdiğim şey en doğru sözdür. Gelin şu iki şıktan birini seçin: ya mallar, ya da esirler. Bunları uzun bir süre gelmeniz için beklettim" buyurdu. -Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif dönüşü, onları yaklaşık on gece beklemişti- Hz. Nebi'in onlara bu iki gruptan yalnızca birini geri vereceğini anlayınca "O halde biz esirlerimizi seçiyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlar içinde doğruldu, Allah'a layık olduğu şekilde sena etti. Sonra şöyle buyurdu: "Kardeşleriniz tövbe etmiş, bize gelmişler. Ben esirlerini onlara vermeyi uygun buldum. Hakkından vazgeçmek isteyen buyursun yapsın. Fakat ganimet payını seçen ve Allah'ın bu ilk ganimetlerinden payını vermemizi isteyen de hakkını alabilir." Orada bulunanlar hep birlikte "Hakkımızdan senin için vazgeçiyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Biz sizden kimin izin verdiğini, kimin vermediğini bilemeyiz. Siz varın gidin, kararınızı bize sözcüleriniz iletsin" buyurdu. Ashab dağıldı ve sözcüleri onlarla konuştu. Sonra Hz. Nebi'in huzuruna gelerek insanların haklarını helal ettiklerini ve istediği gibi yapmasına izin verdiklerini bildirdiler. Hevazin esirleri hakkında bize gelen haber budur. Enes şöyle demiştir: Abbas Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Akil'in fidyesini ödedim" dedi.
Urve, Misver b. Mahrame ile Mervan'ın kendisine şöyle haber verdiklerini nakletmiştir: Hevazin heyeti Hz. Nebi'in huzuruna gelmişlerdi. Hz. Nebi insanlar içinde ayağa kalktı, Allah'a layık olduğu biçimde hamdetti. Sonra: "Konuya gelelim. Kardeşleriniz tövbe etmiş ve bize gelmişler; ben esirlerini kendilerine geri vermeyi uygun görüyorum. Hakkından vazgeçecek kimler varsa bunu yapsın. Hakkını almak isteyenlerin hakkını ise ilk ganimetlerden verelim" buyurdu. Bunun üzerine insanlar: "Biz hakkımızdan vazgeçiyoruz" dediler.
Urve, Misver b. Mahrame ile Mervan'ın kendisine şöyle haber verdiklerini nakletmiştir: Hevazin heyeti Hz. Nebi'in huzuruna gelmişlerdi. Hz. Nebi insanlar içinde ayağa kalktı, Allah'a layık olduğu biçimde hamdetti. Sonra: "Konuya gelelim. Kardeşleriniz tövbe etmiş ve bize gelmişler; ben esirlerini kendilerine geri vermeyi uygun görüyorum. Hakkından vazgeçecek kimler varsa bunu yapsın. Hakkını almak isteyenlerin hakkını ise ilk ganimetlerden verelim" buyurdu. Bunun üzerine insanlar: "Biz hakkımızdan vazgeçiyoruz" dediler.
Misver b. Mahreme r.a.'den rivayet edilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem birkaç kaftan dağıtmıştı ama Mahreme'ye bir şey vermemişti. Mahreme "Oğlum! Hadi Allah Resulü'nün yanına gidelim" dedi. Birlikte gittik. "İçeri gir de, Hz. Nebi'e dışarı çıkmasını arz et" dedi. Ben de Hz. Nebi'i babamın yanına çağırdım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem üzerinde bir kaftanla dışarı çıkarak: "Bunu senin için sakladık" buyurdu. Mahreme kaftana baktı. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Mahreme memnun oldu mu?" buyurdu. Tekrar: 2657, 3127, 5800, 5862, 6132
Rivayet zinciri: Buhârî ← Kuteybe b. Saîd ← Leys b. Sa'd ← İbn Ebî Müleyke ← el-Misver b. Mahreme
Urve'den rivayet edilmiştir: Ona Mervan b. Hakem ve Misver b. Mahreme haber vermişlerdir: Hevazin halkı Müslüman olup Hz. Nebi'e gelerek mallarını ve esirlerini kendilerine geri vermesini isteyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Benim yanımda gördüğünüz kimseler vardır. Ben sözün en doğrusunu severim. Bu iki gruptan birini seçin: ya esirler, ya mallar. Ben zaten sizi bekliyordum" buyurdu. -Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif seferinden dönüşünde onları on gece kadar beklemişti.- Hevazinliler: "Biz esirlerimizi seçiyoruz" dediler. Bunun üzerine Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların arasında doğrularak Allah'a layık olduğu biçimde sena etti. Sonra şöyle buyurdu: "Kardeşleriniz tövbe edip bize gelmişler. Ben esirlerini kendilerine geri vermeyi uygun görüyorum. Bunu gönül hoşluğu ile yapacak olanlar yapsınlar. Her kim de payını almak isterse ona Allah'ın bize ganimet olarak vereceği ilk mallardan hakkını verelim" buyurdu. Ashab: "Ey Allah'ın Resulü! Biz gönül hoşluğu ile teklifini kabul ediyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Biz içinizden kimlerin izin verdiğini, kimlerin vermediğini bilemeyiz. Varın gidin de kararınızı bize sözcüleriniz bildirsin" buyurdu. Sonra Hz. Nebi'in yanına geri geldiler ve gönül hoşluğu ile esirlerin serbest bırakılmasına izin verdiklerini haber verdiler. Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan bilgi budur. Bu (yani Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan bilgi budur) sözü, Zührı'nin söylediği son sözdür. KİTABU’L-HİBE VE FADLİHA EK SAYFA – 1137-2
Urve'den rivayet edilmiştir: Ona Mervan b. Hakem ve Misver b. Mahreme haber vermişlerdir: Hevazin halkı Müslüman olup Hz. Nebi'e gelerek mallarını ve esirlerini kendilerine geri vermesini isteyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Benim yanımda gördüğünüz kimseler vardır. Ben sözün en doğrusunu severim. Bu iki gruptan birini seçin: ya esirler, ya mallar. Ben zaten sizi bekliyordum" buyurdu. -Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif seferinden dönüşünde onları on gece kadar beklemişti.- Hevazinliler: "Biz esirlerimizi seçiyoruz" dediler. Bunun üzerine Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların arasında doğrularak Allah'a layık olduğu biçimde sena etti. Sonra şöyle buyurdu: "Kardeşleriniz tövbe edip bize gelmişler. Ben esirlerini kendilerine geri vermeyi uygun görüyorum. Bunu gönül hoşluğu ile yapacak olanlar yapsınlar. Her kim de payını almak isterse ona Allah'ın bize ganimet olarak vereceği ilk mallardan hakkını verelim" buyurdu. Ashab: "Ey Allah'ın Resulü! Biz gönül hoşluğu ile teklifini kabul ediyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Biz içinizden kimlerin izin verdiğini, kimlerin vermediğini bilemeyiz. Varın gidin de kararınızı bize sözcüleriniz bildirsin" buyurdu. Sonra Hz. Nebi'in yanına geri geldiler ve gönül hoşluğu ile esirlerin serbest bırakılmasına izin verdiklerini haber verdiler. Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan bilgi budur. Bu (yani Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan bilgi budur) sözü, Zührı'nin söylediği son sözdür. KİTABU’L-HİBE VE FADLİHA EK SAYFA – 1137-2
Misver b. Mahreme'den rivayet edilmiştir: Nebi'e Sallallahu Aleyhi ve Sellem birkaç elbise getirilmişti. Babam Mahreme bana "Kalk gidelim; belki Allah Resulü bize de bu elbiselerden verir" dedi. Babam Hz. Nebi'in kapısında ayakta durdu ve bir şeyler söyledi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun sesini tanıdı ve elinde bir takım elbise ile birlikte dışarı çıktı. Elbisenin güzelliklerini ona gösteriyordu, bir yandan da: "Bunu senin için sakladım; bunu senin için sakladım" diyordu.
Allah Resu!ü'nün ashabından nakledilmiştir: Süheyl İbn Amr o gün (Hudeybiye günü) anlaşma imzaladığında Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e koştuğu şartlardan biri de şuydu: "Biz'den biri sana geldiğinde, senin dininden olsa bile onu bize iade edeceksin ve onunla bizim aramıza girmeyeceksin." Mu'minler bu şarttan rahatsız oldular ve öfkelendiler. Ama Süheyl bu şartta ısrarcı oldu. Hz. Nebi o gün Ebu Cendel'i babası Süheyl İbn Amr'a iade etti ve anlaşma süresince kendisine her kim geldiyse Müslüman olanlar da dahil hepsini iade etti. Sonra mu'min kadınlar hicret ederek Hz.Nebi'in yanına geldiler. Ümmü Gülsüm bint-i Ukbe İbn Ebı Muayt da bu gelen kadınlar arasında bulunuyordu. Henüz genç bir kızdı. Ailesi gelerek kızlarını kendilerine teslim etmesini istediler. Ama Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu onlara teslim etmedi. Çünkü Allah (c.c.): "Ey iman edenler! Mu'min kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kafirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar"[Mümtehine 10] ayetini indirmişti. [-2713-] Urve şöyle anlatır: Aişe bana, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kadınları şu ayete göre imtihan ettiğini bildirmişti: "Ey Nebi! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana bey'at etmeye geldikleri zaman, bey'atlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir" [Mümtehine 12] Urve, Aişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: Bu şartları kabul edenlere Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece sözle "Senden bey'at aldım" diyordu. Allah'a yemin ederim ki, bey'at alırken O'nun eli hiçbir kadının eline dokunmamıştı.
Allah Resu!ü'nün ashabından nakledilmiştir: Süheyl İbn Amr o gün (Hudeybiye günü) anlaşma imzaladığında Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e koştuğu şartlardan biri de şuydu: "Biz'den biri sana geldiğinde, senin dininden olsa bile onu bize iade edeceksin ve onunla bizim aramıza girmeyeceksin." Mu'minler bu şarttan rahatsız oldular ve öfkelendiler. Ama Süheyl bu şartta ısrarcı oldu. Hz. Nebi o gün Ebu Cendel'i babası Süheyl İbn Amr'a iade etti ve anlaşma süresince kendisine her kim geldiyse Müslüman olanlar da dahil hepsini iade etti. Sonra mu'min kadınlar hicret ederek Hz.Nebi'in yanına geldiler. Ümmü Gülsüm bint-i Ukbe İbn Ebı Muayt da bu gelen kadınlar arasında bulunuyordu. Henüz genç bir kızdı. Ailesi gelerek kızlarını kendilerine teslim etmesini istediler. Ama Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu onlara teslim etmedi. Çünkü Allah (c.c.): "Ey iman edenler! Mu'min kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kafirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar"[Mümtehine 10] ayetini indirmişti. [-2713-] Urve şöyle anlatır: Aişe bana, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kadınları şu ayete göre imtihan ettiğini bildirmişti: "Ey Nebi! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana bey'at etmeye geldikleri zaman, bey'atlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir" [Mümtehine 12] Urve, Aişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: Bu şartları kabul edenlere Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece sözle "Senden bey'at aldım" diyordu. Allah'a yemin ederim ki, bey'at alırken O'nun eli hiçbir kadının eline dokunmamıştı.
Misver İbn Mahreme ve Mervan'dan nakledilmiş ve her ikisi de birbirinin sözünü doğrulamıştır: Hudeybiye gününde Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkmıştı. Bir yol ayrımına geldiklerinde "Halid İbn Velid, Kureyş'in atlı birlikleriyle Gamfm mevkiinde bulunuyor. Sağdan gidelim" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki Halid, bir anda Müslüman ordusunun çıkardığı toz bulutuyla karşılaştı. Kureyş'i uyarmak için hemen atlarını topukladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yoluna devam ederek Mekke'ye inilen tepeye gelince devesi çöktü. Ashab deveyi yerinden kaldırmaya çabaladılar ama başaramayıp "Kusva yorulmuş" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kusva yorulmaz, bu onun yapageldiği bir şey değil. Fil ordusunu Mekke'ye sokmayan güç onu da sokmadı" buyurdu. Sonra: "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, Allah'ın Mukaddes kıldığı mekanlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurdu. Sonra devesini çekip kaldırdı. Topluluktan ayrılıp küçük bir su birikintisinin bulunduğu bir eşiğe indi. Ashabı da oradan azar azar su alıyorlardı. Derken ne kadar su varsa hepsini çekip bitirdiler. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e susuz olduklarını ilettiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sadağından bir ok alıp onu su'yun çıktığı yere koymalarını emretti. Allah'a yemin ederim ki onlar tamamen su'ya kanıncaya kadar su kaynamaya devam etti. Onlar bu halde iken Huzaalı Büdeyl İbn Zerka, kavminden bir grupla çıkageldi. Bunlar, Tihame halkından Hz. Nebi'in güvendiği kişilerdi. Dedi ki: "Ben geride Ka'b İbn Luey'i ve Amir İbn Luey'i gördüm. Hudeybiye’deki su kaynaklarını tutmuşlar, yanlarında da yeni doğum yapmış süt!ü develeri var. Seninle savaşacaklar ve Mekke'ye girmene izin vermeyecekler" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz buraya kimseyle savaşmak için gelmedik. Umre yapmak amacıyla geldik. Kureyş savaşmaktan yoruldu ve zayıf düştü. Dilerlerse bir süreliğine onlarla anlaşma yapalım ve benimle insanları baş başa bıraksınlar. Ben başarısız olursam, onlar insanların girmek istediği bu dine girmek isterlerse girerler. Yok eğer istemezlerse de bu süre zarfında dinlenmiş olurlar. Bu anlaşmayı kabul etmeyecek olurlarsa canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki başım bedenimden ayrılıncaya kadar bu dava uğruna onlarla savaşırım. Kuşkusuz Allah davasını yürütecektir" buyurdu. Büdeyl, "Bu sözünü onlara ileteceğim" diyerek ayrılıp Kureyş'le görüşmek üzere gitti. Kureyş'e şöyle dedi:. "Biz şu adamın yanından geliyoruz, bazı sözler söylediğini duyduk. İsterseniz duyduklarımızı size söyleriz" dedi. Kureyş'ten ayak takımından kimseler: "Onlar hakkında bize bir haber vermenize gerek yok" dediler. Ancak Kureyş'in akıllı ve tecrübelileri: "Duyduklarını söyle bakalım" dediler. O da "Şöyle şöyle diyor" diyerek Hz. Nebi'in sözünü onlara aktardı. Bunun üzerine Urve İbn Mesud es-Sakafi: "Kavmim!" dedi, "Siz beni baba gibi sevmez misiniz?" "Elbette" dediler. "Ben sizin iyiliğinizi isteyen oğlunuz yerinde değil miyim?" dedi. "Elbette" dediler. "(Görüşümü söylersem) beni suçlar mısınız?" dedi. "Hayır" dediler. "Bilmez misiniz ki ben Ukazlıları savaşa davet etmiştim de onlar katılmaktan kaçınmışlardı. Ben de ailemi, çocuklarımı ve sözümü tutanları alıp sizin yanınıza gelmiştirn" dedi. "Bilmez olur muyuz?" dediler. "Bu adam size güzel bir öneri sunuyor. Dediğini kabul edin ve bana müsaade edin de onun yanına bir gideyim" dedi. "Var git" dediler. (Gitti ve) Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Büdeyl'e söylediğine yaklaşık şeyleri ona da söyledi. O zaman Urve: "Muhammed!" dedi, "Diyelim ki kavminin kökünü kazıdın. Araplardan hiç kimsenin kavminin kökünü kazıdığını duydun mu? Şayet diğeri olursan ki Allah'a yemin ederim ben burada tanıdık yüzler göremiyorum. Kaçacak ve seni ortalık yerde bırakacak kalabalıklar görüyorum" dedi. Ebu Bekir, kendini tutamayarak "lat'ın bilmem neresini somurasıca! Biz hiç kaçar da onu ortalık yerde bırakır mıyız?" deyiverdi. Urve, "Bunu söyleyen de kim!" dedi. "Ebu Bekir" dediler. Urve "Şayet sana minnet borçlu olduğum iyiliğin olmayaydı senin cevabını verirdim" dedi ve Hz. Nebi'le konuşmaya devam etti. Bir şey söyledikçe sakalını tutuyordu. Muğire İbn Şu'be de, kılıcı elinde ve başında miğfer Hz. Nebi'in yanı başında duruyordu. Urve, elini Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sakalına uzattıkça Muğire kılıcın kınını onun eline vurarak "Elini Allah Resulü'nün sakalından çek" diyordu. Urve başını kaldırarak "Bu da kim?" dedi. "Muğire İbn Şu'be" dediler. Urve "Seni gaddar!" dedi, "Başın dara düştüğünde sana yardım eden ben değil miydim?" (Muğire, Müslüman olmadan önce bir toplulukla birlikte yolculuk etmiş ve onları öldürerek mallarını almıştı. Sonra da gelip Müslüman olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Müslümanlığını kabul ederim ama borcun için yapacağım bir şey yok" buyurmuştu.) Sonra Urve, Hz. Nebi'in arkadaşlarını gözüyle şöyle bir süzdü. Allah'a yemin olsun ki Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor, o da onu yüzüne ve derisine sürüyordu. Bir şey yapmalarını emretse hemencecik yapıveriyorlardı. Abdest alsa abdest suyu için birbiriyle neredeyse kavgaya tutuşuyorlardı. Onun yanında konuştuklarında seslerini kısıyorlardı ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlardı. Urve, arkadaşlarının yanına döndü ve "Ey kavmim!" dedi, "Bir çok kralın yanında elçi olarak bulundum, Kayser'in, Kisra'nın ve Necaşi'nin yanında bulundum. Ama Allah'a yemin olsun ki, Muhammed'in arkadaşlarının Muhammed'i yücelttiği gibi, hiçbir hükümdarın kendi adamlarından böylesine saygı gördüğünü ve yüceltildiğini görmedim. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor ve onu yüzüne ve derisine sürüyor. Onlara bir emir verdi mi derhal yapıyorlar. Abdest aldığı zaman abdest suyu için neredeyse birbirini çiğneyecek oluyorlar. Onun yanında konuşurlarken seslerini kısıyorlar ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlar. O size güzel bir anlaşma önermiş. Bana kalırsa onun bu teklifini kabul edin." Kinane oğullarından biri "Müsaade edin de ben de gidip bir göreyirn" dedi. "Git bakalım" dediler. Hz. Nebi'e ve arkadaşlarına gözükünce Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu falanca kişidir. Bunun kavmi kurbanlık deveye saygı duyar. Ona şu deveyi gönderin" buyurdu. Deve gönderildi ve insanlar onu telbiyelerle karşıladılar. Adam bunu görünce "Subhanallah, Allah Allah!" dedi, "Bunların Beytullah'tan alıkonulması doğru değiL." Arkadaşlarının yanına dönünce "Develerin kurban edilmek için işaretlendiğini gördüm. Ben bunların Beytullah'tan alıkonulmasını uygun bulmuyorum" dedi. Aralarından Mikrez İbn Hafs adında bir adam ayağa kalkarak "Bana da müsaade edin. Bir de gidip ben göreyirn" dedi. "Haydi, sen de git" dediler. Adam onlara gözükünce Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu Mikrez. İşe yaramaz biridir" dedi. Adam Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Onlar konuşurlarken Süheyl İbn Amr çıkageldi. Süheyl gelince Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İşiniz kolaylaştı" buyurdu. Zührı'nin rivayetine göre "Süheyl gelince "Gelin aramızda bir barış anlaşması imzalayalım" dedi." Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yazıcıyı çağırdı ve "Bismillahirrahmanirrahim yaz" dedi. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki, ben Rahman'ın ne olduğunu bilmem. Bunun yerine, bizim yazdığımız gibi Bismikellahümme! (Allahım! Senin adınla) yaz" dedi. Bunun üzerine Müslümanlar "Allah'a yemin ederiz ki biz "Bismillahirrahmanirrahim'den başka bir şey yazmayız" dediler. Hz. Nebi "Öyle olsun, Bismikellahümme! yaz" buyurdu. Sonra Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in anlaşmasıdır" buyurdu. Süheyl, "Allah'a yemin olsun ki, biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bileydik seni Beytullah'tan alıkoymaz ve seninle savaşmazdık. Sen bunun yerine Abdullah'ın oğlu Muhammed, yazdır" dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a yeminle söylüyorum ki ben Allah'ın Resulü'yüm. Siz yalanlasanız da" buyurdu ve yazıcıya "Abdullah'ın oğlu Muhammed" yazmasını emretti. Zührı'nin şöyle dediği kaydedilir: Hz. Nebi'in onların bu isteklerini kabul etmesi, "Canım elinde olana yemin ederim ki, Allah'ın haramlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurmuş olmasından dolayıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl'e: "Beytullah'ı tavaf etmemize izin vermeniz şartıyla" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin ederim ki, Arapların bizim baskına uğradığımızı konuşmaları doğru olmaz. Bu ancak gelecek yıl olabilir" dedi. Bu da böyle yazıldı. Süheyl, "Bizden biri sana gelirse, senin dininden dahi olsa onu bize iade edeceksin" dedi. Müslümanlar "Allah Allah! Müslüman olup gelen kişi müşriklere nasıl iade edilir!" dediler. Tam bu sırada Ebu Cendel İbn Süheyl İbn Amr ayağındaki bukağılarla kuş gibi sekerek geliverdi. Mekke'nin aşağısından çıkmış ve kendini Müslümanların kucağına atıvermişti. Süheyl "İşte Muhammed!" dedi, "Bize iade etmeni istediğim ilk kişi bu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz anlaşmayı henüz sonuçlandırmadık" buyurdu. Süheyl "O taktirde seninle kesinlikle anlaşamam" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Buna benim için izin ver" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki buna izin veremem" dedi. Hz. Nebi "Hayır, bunu yapabilirsin" buyurdu. Süheyl"A1lah'a yemin olsun ki yapamam" dedi. Mikrez, "Hayır, biz buna senin için izin veriyoruz" dedi. Ebu Cendel, "Ey Müslümanlar!" dedi, "Müslüman olup gelmişim. Yine müşriklerin eline mi bırakılacağım. Ne halde olduğumu görmüyor musunuz?" dedi. Ebu Cendel'e Allah için ne işkenceler etmişlerdi! Ömer İbnü'I-Hattab bu sahneyi şöyle anlatıyor: Hz. Nebi'in yanına geldim ve "Sen Allah'ın Nebi'i değil misin?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Öyleyse dinimizi niye böyle alçaltıyoruz?" dedim. "Ben Allah'ın Resulü'yüm ve asla O'na karşı çıkacak değilim. O bana yardım edecektir" buyurdu. "Bizim Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydun?" dedim. "Elbette. Ama ben sana bu yıl geleceğiz, demiş miydim?" buyurdu. "Hayır" dedim. "(Yinesöylüyorum), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" buyurdu. Sonra Ebu Bekir'in yanına gittim ve "Ebu Bekir! Bu, Allah'ın Nebi'i değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Öyleyse biz dinimizi niye böyle alçaltıyoruz" dedim. Bunun üzerine Ebu Bekir "Yahu!" dedi, "O Allah'ın Nebiidir. Ona asla karşı çıkmaz. Allah Ona yardım edecektir. Sen onun eteğine tutun. (Gerisini merak etme) Allah'a yemin ederim ki, O hak yoldadır." "Bize Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydu?" dedim. "Sana bu yıl geleceğini söyledi mi?" dedi. "Hayır" dedim. "(Kuşkun olmasın), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" dedi. Sonra ben bu yaptığımın bağışlanması için ne ibadetler ettim! Anlaşmaya konu olan yazı metnini bitirdikten sonra Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına "Kalkıp kurban kesin ve saçlarınızı tıraş edin" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki, onlardan tek bir kişi bile yerinden kalkmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözünü tam üç kez tekrarladı. Hiç kimse yerinden kalkmayınca Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme'nin yanına girip olanları ona anlattı. Ümmü Seleme, "Ey Allah'ın Nebii! Bunu gerçekten istiyor musun? Dışarı çık ve kurbanını kesip berberini çağırarak saçını tıraş ettirinceye kadar kimseyle konuşma" dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışarı çıktı ve bunları yapıncaya kadar kimseyle konuşmadı. Kurbanını kesip saçını tıraş ettirdi. İnsanlar onu görünce kalkıp kurbanlarını kestiler ve birbirinin saçlarını kestiler. Üzüntüden neredeyse birbirini çiğneyeceklerdi. Sonra mümin kadınlar geldi ve Allah Teala, "Ey iman edenler! Mü'min kadınlar size geldiği zaman onları imtihan edin ... " [Mümtehine 10] ayetini indirdi. Ömer İbnü'I-Hattab, o gün müşrikken evli olduğu iki hanımını boşadı. Onlardan biriyle Muaviye İbn Ebu Süfyan; diğeriyle de Safvan İbn Ümeyye evlendi. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Medine'ye döndü. Ardından Kureyşten Ebu Basir adında bir kişi Müslüman olarak geldi. Kureyşliler onu istemek için iki kişiyi Medine'ye gönderdiler. Adamlar "Bize verdiğin sözü hatırla" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Basir'i onlara teslim etti. Onu yanlarına alıp yola koyuldular: Zülhuleyfe'ye vardıklarında kendilerine ait bir hurmalıktan yemek için konaklamışlardı. Ebu Basir, adamlardan birine" Senin kılıcın bayağı keskin galiba" dedi. Diğeri kılıcı kınından çekerek "Evet, Allah'a yemin olsun ki çok keskindir. Ben bunu nice defalar birilerinde denedim" dedi. Ebu Basir "Hele ver bir bakayım" dedi. Adam kılıcını onun eline verdi. Ebu Basir kılıcı aldığı gibi adamın boynunu vurdu ve adam oracıkta buz kesiliverdi. Öteki de kaçıp Medine'ye gitti. Koşarak mescide girdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce "Bu korkunç bir şey görmüş" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelince "Allah'a yemin ederim ki arkadaşım öldürüldü. Ben de öldürüleceğim" dedi. Ebu Basir gelerek "Ey Allah'ın Nebisi! Allah senin sözünü tutmanı sağladı. Beni onlara verdin. Sonra Allah beni onların elinden kurtardı" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vay be bu yaman biri! Savaş başlatan adam. Bir de destekçisi olsa." buyurdu. Ebu Basir O'nun bu sözünü duyunca kendisini onlara iade edeceğini anladı ve çıkıp Seyfülbahr denilen yere giderek yerleşti. Ebu Cendel İbn Süheyl de onların elinden kaçarak Ebu Basir'e katıldı. Artık Kureyş'ten kim Müslüman olup çıksa Ebu Basır'e katılıyordu. Böylelikle onlar büyük bir grup oluşturdular. Kureyşlilerin Şama gidecek bir kervanlarının haberini aldıklarında önünü kesip kervandakileri öldürüyor ve mallarını alıyordular. Bunun üzerine Kureyş Hz. Nebi'e "Allah aşkına şunlara haber gönder de kim sana gelirse güvende olsun" diye haber yolladılar. Gerçekten Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara birini gönderdi ve Allah (c.c.) "O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin içinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan Haram'! ziyaretinizi ve bekletilen kurbanlarınızrn yerlerine ulaşmasını engelleyenlerdir ... O zaman inkar edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi." [feth 24-26] ayetlerini indirdi. Onların taassubu Hz. Nebi'in gerçek Nebi olduğunu itiraf etmemeleri, Bismillahirrahmanirrahim'i tanımamaları ve Müslümanların Beytullah'ı tavaf etmelerine engel olmalarıydl.
Misver İbn Mahreme ve Mervan'dan nakledilmiş ve her ikisi de birbirinin sözünü doğrulamıştır: Hudeybiye gününde Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkmıştı. Bir yol ayrımına geldiklerinde "Halid İbn Velid, Kureyş'in atlı birlikleriyle Gamfm mevkiinde bulunuyor. Sağdan gidelim" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki Halid, bir anda Müslüman ordusunun çıkardığı toz bulutuyla karşılaştı. Kureyş'i uyarmak için hemen atlarını topukladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yoluna devam ederek Mekke'ye inilen tepeye gelince devesi çöktü. Ashab deveyi yerinden kaldırmaya çabaladılar ama başaramayıp "Kusva yorulmuş" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kusva yorulmaz, bu onun yapageldiği bir şey değil. Fil ordusunu Mekke'ye sokmayan güç onu da sokmadı" buyurdu. Sonra: "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, Allah'ın Mukaddes kıldığı mekanlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurdu. Sonra devesini çekip kaldırdı. Topluluktan ayrılıp küçük bir su birikintisinin bulunduğu bir eşiğe indi. Ashabı da oradan azar azar su alıyorlardı. Derken ne kadar su varsa hepsini çekip bitirdiler. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e susuz olduklarını ilettiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sadağından bir ok alıp onu su'yun çıktığı yere koymalarını emretti. Allah'a yemin ederim ki onlar tamamen su'ya kanıncaya kadar su kaynamaya devam etti. Onlar bu halde iken Huzaalı Büdeyl İbn Zerka, kavminden bir grupla çıkageldi. Bunlar, Tihame halkından Hz. Nebi'in güvendiği kişilerdi. Dedi ki: "Ben geride Ka'b İbn Luey'i ve Amir İbn Luey'i gördüm. Hudeybiye’deki su kaynaklarını tutmuşlar, yanlarında da yeni doğum yapmış süt!ü develeri var. Seninle savaşacaklar ve Mekke'ye girmene izin vermeyecekler" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz buraya kimseyle savaşmak için gelmedik. Umre yapmak amacıyla geldik. Kureyş savaşmaktan yoruldu ve zayıf düştü. Dilerlerse bir süreliğine onlarla anlaşma yapalım ve benimle insanları baş başa bıraksınlar. Ben başarısız olursam, onlar insanların girmek istediği bu dine girmek isterlerse girerler. Yok eğer istemezlerse de bu süre zarfında dinlenmiş olurlar. Bu anlaşmayı kabul etmeyecek olurlarsa canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki başım bedenimden ayrılıncaya kadar bu dava uğruna onlarla savaşırım. Kuşkusuz Allah davasını yürütecektir" buyurdu. Büdeyl, "Bu sözünü onlara ileteceğim" diyerek ayrılıp Kureyş'le görüşmek üzere gitti. Kureyş'e şöyle dedi:. "Biz şu adamın yanından geliyoruz, bazı sözler söylediğini duyduk. İsterseniz duyduklarımızı size söyleriz" dedi. Kureyş'ten ayak takımından kimseler: "Onlar hakkında bize bir haber vermenize gerek yok" dediler. Ancak Kureyş'in akıllı ve tecrübelileri: "Duyduklarını söyle bakalım" dediler. O da "Şöyle şöyle diyor" diyerek Hz. Nebi'in sözünü onlara aktardı. Bunun üzerine Urve İbn Mesud es-Sakafi: "Kavmim!" dedi, "Siz beni baba gibi sevmez misiniz?" "Elbette" dediler. "Ben sizin iyiliğinizi isteyen oğlunuz yerinde değil miyim?" dedi. "Elbette" dediler. "(Görüşümü söylersem) beni suçlar mısınız?" dedi. "Hayır" dediler. "Bilmez misiniz ki ben Ukazlıları savaşa davet etmiştim de onlar katılmaktan kaçınmışlardı. Ben de ailemi, çocuklarımı ve sözümü tutanları alıp sizin yanınıza gelmiştirn" dedi. "Bilmez olur muyuz?" dediler. "Bu adam size güzel bir öneri sunuyor. Dediğini kabul edin ve bana müsaade edin de onun yanına bir gideyim" dedi. "Var git" dediler. (Gitti ve) Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Büdeyl'e söylediğine yaklaşık şeyleri ona da söyledi. O zaman Urve: "Muhammed!" dedi, "Diyelim ki kavminin kökünü kazıdın. Araplardan hiç kimsenin kavminin kökünü kazıdığını duydun mu? Şayet diğeri olursan ki Allah'a yemin ederim ben burada tanıdık yüzler göremiyorum. Kaçacak ve seni ortalık yerde bırakacak kalabalıklar görüyorum" dedi. Ebu Bekir, kendini tutamayarak "lat'ın bilmem neresini somurasıca! Biz hiç kaçar da onu ortalık yerde bırakır mıyız?" deyiverdi. Urve, "Bunu söyleyen de kim!" dedi. "Ebu Bekir" dediler. Urve "Şayet sana minnet borçlu olduğum iyiliğin olmayaydı senin cevabını verirdim" dedi ve Hz. Nebi'le konuşmaya devam etti. Bir şey söyledikçe sakalını tutuyordu. Muğire İbn Şu'be de, kılıcı elinde ve başında miğfer Hz. Nebi'in yanı başında duruyordu. Urve, elini Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sakalına uzattıkça Muğire kılıcın kınını onun eline vurarak "Elini Allah Resulü'nün sakalından çek" diyordu. Urve başını kaldırarak "Bu da kim?" dedi. "Muğire İbn Şu'be" dediler. Urve "Seni gaddar!" dedi, "Başın dara düştüğünde sana yardım eden ben değil miydim?" (Muğire, Müslüman olmadan önce bir toplulukla birlikte yolculuk etmiş ve onları öldürerek mallarını almıştı. Sonra da gelip Müslüman olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Müslümanlığını kabul ederim ama borcun için yapacağım bir şey yok" buyurmuştu.) Sonra Urve, Hz. Nebi'in arkadaşlarını gözüyle şöyle bir süzdü. Allah'a yemin olsun ki Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor, o da onu yüzüne ve derisine sürüyordu. Bir şey yapmalarını emretse hemencecik yapıveriyorlardı. Abdest alsa abdest suyu için birbiriyle neredeyse kavgaya tutuşuyorlardı. Onun yanında konuştuklarında seslerini kısıyorlardı ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlardı. Urve, arkadaşlarının yanına döndü ve "Ey kavmim!" dedi, "Bir çok kralın yanında elçi olarak bulundum, Kayser'in, Kisra'nın ve Necaşi'nin yanında bulundum. Ama Allah'a yemin olsun ki, Muhammed'in arkadaşlarının Muhammed'i yücelttiği gibi, hiçbir hükümdarın kendi adamlarından böylesine saygı gördüğünü ve yüceltildiğini görmedim. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor ve onu yüzüne ve derisine sürüyor. Onlara bir emir verdi mi derhal yapıyorlar. Abdest aldığı zaman abdest suyu için neredeyse birbirini çiğneyecek oluyorlar. Onun yanında konuşurlarken seslerini kısıyorlar ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlar. O size güzel bir anlaşma önermiş. Bana kalırsa onun bu teklifini kabul edin." Kinane oğullarından biri "Müsaade edin de ben de gidip bir göreyirn" dedi. "Git bakalım" dediler. Hz. Nebi'e ve arkadaşlarına gözükünce Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu falanca kişidir. Bunun kavmi kurbanlık deveye saygı duyar. Ona şu deveyi gönderin" buyurdu. Deve gönderildi ve insanlar onu telbiyelerle karşıladılar. Adam bunu görünce "Subhanallah, Allah Allah!" dedi, "Bunların Beytullah'tan alıkonulması doğru değiL." Arkadaşlarının yanına dönünce "Develerin kurban edilmek için işaretlendiğini gördüm. Ben bunların Beytullah'tan alıkonulmasını uygun bulmuyorum" dedi. Aralarından Mikrez İbn Hafs adında bir adam ayağa kalkarak "Bana da müsaade edin. Bir de gidip ben göreyirn" dedi. "Haydi, sen de git" dediler. Adam onlara gözükünce Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu Mikrez. İşe yaramaz biridir" dedi. Adam Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Onlar konuşurlarken Süheyl İbn Amr çıkageldi. Süheyl gelince Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İşiniz kolaylaştı" buyurdu. Zührı'nin rivayetine göre "Süheyl gelince "Gelin aramızda bir barış anlaşması imzalayalım" dedi." Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yazıcıyı çağırdı ve "Bismillahirrahmanirrahim yaz" dedi. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki, ben Rahman'ın ne olduğunu bilmem. Bunun yerine, bizim yazdığımız gibi Bismikellahümme! (Allahım! Senin adınla) yaz" dedi. Bunun üzerine Müslümanlar "Allah'a yemin ederiz ki biz "Bismillahirrahmanirrahim'den başka bir şey yazmayız" dediler. Hz. Nebi "Öyle olsun, Bismikellahümme! yaz" buyurdu. Sonra Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in anlaşmasıdır" buyurdu. Süheyl, "Allah'a yemin olsun ki, biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bileydik seni Beytullah'tan alıkoymaz ve seninle savaşmazdık. Sen bunun yerine Abdullah'ın oğlu Muhammed, yazdır" dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a yeminle söylüyorum ki ben Allah'ın Resulü'yüm. Siz yalanlasanız da" buyurdu ve yazıcıya "Abdullah'ın oğlu Muhammed" yazmasını emretti. Zührı'nin şöyle dediği kaydedilir: Hz. Nebi'in onların bu isteklerini kabul etmesi, "Canım elinde olana yemin ederim ki, Allah'ın haramlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurmuş olmasından dolayıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl'e: "Beytullah'ı tavaf etmemize izin vermeniz şartıyla" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin ederim ki, Arapların bizim baskına uğradığımızı konuşmaları doğru olmaz. Bu ancak gelecek yıl olabilir" dedi. Bu da böyle yazıldı. Süheyl, "Bizden biri sana gelirse, senin dininden dahi olsa onu bize iade edeceksin" dedi. Müslümanlar "Allah Allah! Müslüman olup gelen kişi müşriklere nasıl iade edilir!" dediler. Tam bu sırada Ebu Cendel İbn Süheyl İbn Amr ayağındaki bukağılarla kuş gibi sekerek geliverdi. Mekke'nin aşağısından çıkmış ve kendini Müslümanların kucağına atıvermişti. Süheyl "İşte Muhammed!" dedi, "Bize iade etmeni istediğim ilk kişi bu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz anlaşmayı henüz sonuçlandırmadık" buyurdu. Süheyl "O taktirde seninle kesinlikle anlaşamam" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Buna benim için izin ver" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki buna izin veremem" dedi. Hz. Nebi "Hayır, bunu yapabilirsin" buyurdu. Süheyl"A1lah'a yemin olsun ki yapamam" dedi. Mikrez, "Hayır, biz buna senin için izin veriyoruz" dedi. Ebu Cendel, "Ey Müslümanlar!" dedi, "Müslüman olup gelmişim. Yine müşriklerin eline mi bırakılacağım. Ne halde olduğumu görmüyor musunuz?" dedi. Ebu Cendel'e Allah için ne işkenceler etmişlerdi! Ömer İbnü'I-Hattab bu sahneyi şöyle anlatıyor: Hz. Nebi'in yanına geldim ve "Sen Allah'ın Nebi'i değil misin?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Öyleyse dinimizi niye böyle alçaltıyoruz?" dedim. "Ben Allah'ın Resulü'yüm ve asla O'na karşı çıkacak değilim. O bana yardım edecektir" buyurdu. "Bizim Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydun?" dedim. "Elbette. Ama ben sana bu yıl geleceğiz, demiş miydim?" buyurdu. "Hayır" dedim. "(Yinesöylüyorum), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" buyurdu. Sonra Ebu Bekir'in yanına gittim ve "Ebu Bekir! Bu, Allah'ın Nebi'i değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Öyleyse biz dinimizi niye böyle alçaltıyoruz" dedim. Bunun üzerine Ebu Bekir "Yahu!" dedi, "O Allah'ın Nebiidir. Ona asla karşı çıkmaz. Allah Ona yardım edecektir. Sen onun eteğine tutun. (Gerisini merak etme) Allah'a yemin ederim ki, O hak yoldadır." "Bize Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydu?" dedim. "Sana bu yıl geleceğini söyledi mi?" dedi. "Hayır" dedim. "(Kuşkun olmasın), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" dedi. Sonra ben bu yaptığımın bağışlanması için ne ibadetler ettim! Anlaşmaya konu olan yazı metnini bitirdikten sonra Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına "Kalkıp kurban kesin ve saçlarınızı tıraş edin" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki, onlardan tek bir kişi bile yerinden kalkmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözünü tam üç kez tekrarladı. Hiç kimse yerinden kalkmayınca Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme'nin yanına girip olanları ona anlattı. Ümmü Seleme, "Ey Allah'ın Nebii! Bunu gerçekten istiyor musun? Dışarı çık ve kurbanını kesip berberini çağırarak saçını tıraş ettirinceye kadar kimseyle konuşma" dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışarı çıktı ve bunları yapıncaya kadar kimseyle konuşmadı. Kurbanını kesip saçını tıraş ettirdi. İnsanlar onu görünce kalkıp kurbanlarını kestiler ve birbirinin saçlarını kestiler. Üzüntüden neredeyse birbirini çiğneyeceklerdi. Sonra mümin kadınlar geldi ve Allah Teala, "Ey iman edenler! Mü'min kadınlar size geldiği zaman onları imtihan edin ... " [Mümtehine 10] ayetini indirdi. Ömer İbnü'I-Hattab, o gün müşrikken evli olduğu iki hanımını boşadı. Onlardan biriyle Muaviye İbn Ebu Süfyan; diğeriyle de Safvan İbn Ümeyye evlendi. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Medine'ye döndü. Ardından Kureyşten Ebu Basir adında bir kişi Müslüman olarak geldi. Kureyşliler onu istemek için iki kişiyi Medine'ye gönderdiler. Adamlar "Bize verdiğin sözü hatırla" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Basir'i onlara teslim etti. Onu yanlarına alıp yola koyuldular: Zülhuleyfe'ye vardıklarında kendilerine ait bir hurmalıktan yemek için konaklamışlardı. Ebu Basir, adamlardan birine" Senin kılıcın bayağı keskin galiba" dedi. Diğeri kılıcı kınından çekerek "Evet, Allah'a yemin olsun ki çok keskindir. Ben bunu nice defalar birilerinde denedim" dedi. Ebu Basir "Hele ver bir bakayım" dedi. Adam kılıcını onun eline verdi. Ebu Basir kılıcı aldığı gibi adamın boynunu vurdu ve adam oracıkta buz kesiliverdi. Öteki de kaçıp Medine'ye gitti. Koşarak mescide girdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce "Bu korkunç bir şey görmüş" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelince "Allah'a yemin ederim ki arkadaşım öldürüldü. Ben de öldürüleceğim" dedi. Ebu Basir gelerek "Ey Allah'ın Nebisi! Allah senin sözünü tutmanı sağladı. Beni onlara verdin. Sonra Allah beni onların elinden kurtardı" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vay be bu yaman biri! Savaş başlatan adam. Bir de destekçisi olsa." buyurdu. Ebu Basir O'nun bu sözünü duyunca kendisini onlara iade edeceğini anladı ve çıkıp Seyfülbahr denilen yere giderek yerleşti. Ebu Cendel İbn Süheyl de onların elinden kaçarak Ebu Basir'e katıldı. Artık Kureyş'ten kim Müslüman olup çıksa Ebu Basır'e katılıyordu. Böylelikle onlar büyük bir grup oluşturdular. Kureyşlilerin Şama gidecek bir kervanlarının haberini aldıklarında önünü kesip kervandakileri öldürüyor ve mallarını alıyordular. Bunun üzerine Kureyş Hz. Nebi'e "Allah aşkına şunlara haber gönder de kim sana gelirse güvende olsun" diye haber yolladılar. Gerçekten Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara birini gönderdi ve Allah (c.c.) "O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin içinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan Haram'! ziyaretinizi ve bekletilen kurbanlarınızrn yerlerine ulaşmasını engelleyenlerdir ... O zaman inkar edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi." [feth 24-26] ayetlerini indirdi. Onların taassubu Hz. Nebi'in gerçek Nebi olduğunu itiraf etmemeleri, Bismillahirrahmanirrahim'i tanımamaları ve Müslümanların Beytullah'ı tavaf etmelerine engel olmalarıydl.
Mervan İbnü'l-Hakem ile Misver İbn Mahreme'den nakledilmiştir: "Hevazin kabilesi heyeti Müslüman olup mallarının ve esir alınan üyelerinin geri verilmesini talep etmek üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldiğinde Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle dedi: "Benim en çok hoşuma giden söz doğru olanıdır. Şimdi ya esirlerinizi seçin ya da mallarınızı!" Ben bu heyetinizin bu şekilde İslam'a girmiş olarak gelmesini bekledim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Taif'ten döndüğünde onların karar vermelerini on günden daha fazla bekledi. Hevazin kabilesi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hem malları hem de esirleri vermek yerine sadece bunlardan birisini vereceğini anlayınca: "Biz esir alınan üyelerimizi seçiyoruz" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O anda kalkıp ve müslümanlara yönelip Allah Teala'yı layık olduğu şekilde övdükten ve hamd-ü senadan sonra şunları söyledi: "Şimdi asıl konuyu arz ediyorum. İşte sizin şu kardeşleriniz tevbe edip Müslüman olarak bize geldiler. Ben de esirlerini onlara iade etmeyi uygun gördüm. İsteyen gönül rızası ve herhangi bir bedel talep etmeksizin elindeki esiri iade etsin. Buna yanaşmayan ve kendi payını elinde tutmak isteyen varsa yine de iade etsin. Ancak Allah'ın bize lütfedeceği ilk feyden ona bunun karşılığını vereceğiz." Bunun üzerine orada bulunanlar: "Biz gönül rızası içinde esirleri onlara veriyoruz ey Allah'ın Resulü!" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara: "Bu şekilde içinizden kimin buna izin verdiğini kimin vermediğini tam olarak anlayamayız. Bu yüzden dönün ve önde gelenleriniz durumunuzu bize arz etsin" dedi. Onlar da döndüler ve kabilelerinin ihtiyaçlarını daha iyi bilen liderleriyle konuştuktan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip esirlerin iade edilmesine razı olduklarını ve buna izin verdiklerini söylediler. Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan haber budur."
Mervan İbnü'l-Hakem ile Misver İbn Mahreme'den nakledilmiştir: "Hevazin kabilesi heyeti Müslüman olup mallarının ve esir alınan üyelerinin geri verilmesini talep etmek üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldiğinde Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle dedi: "Benim en çok hoşuma giden söz doğru olanıdır. Şimdi ya esirlerinizi seçin ya da mallarınızı!" Ben bu heyetinizin bu şekilde İslam'a girmiş olarak gelmesini bekledim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Taif'ten döndüğünde onların karar vermelerini on günden daha fazla bekledi. Hevazin kabilesi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hem malları hem de esirleri vermek yerine sadece bunlardan birisini vereceğini anlayınca: "Biz esir alınan üyelerimizi seçiyoruz" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O anda kalkıp ve müslümanlara yönelip Allah Teala'yı layık olduğu şekilde övdükten ve hamd-ü senadan sonra şunları söyledi: "Şimdi asıl konuyu arz ediyorum. İşte sizin şu kardeşleriniz tevbe edip Müslüman olarak bize geldiler. Ben de esirlerini onlara iade etmeyi uygun gördüm. İsteyen gönül rızası ve herhangi bir bedel talep etmeksizin elindeki esiri iade etsin. Buna yanaşmayan ve kendi payını elinde tutmak isteyen varsa yine de iade etsin. Ancak Allah'ın bize lütfedeceği ilk feyden ona bunun karşılığını vereceğiz." Bunun üzerine orada bulunanlar: "Biz gönül rızası içinde esirleri onlara veriyoruz ey Allah'ın Resulü!" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara: "Bu şekilde içinizden kimin buna izin verdiğini kimin vermediğini tam olarak anlayamayız. Bu yüzden dönün ve önde gelenleriniz durumunuzu bize arz etsin" dedi. Onlar da döndüler ve kabilelerinin ihtiyaçlarını daha iyi bilen liderleriyle konuştuktan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip esirlerin iade edilmesine razı olduklarını ve buna izin verdiklerini söylediler. Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan haber budur."
Amr İbn Avf'ın -Amir İbn Luey oğullarının müttefikidir ve Amr Bedir savaşına katılmıştır - şöyle dediği nakledilmektedir: «Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Ubeyde İbnü'l-Cerrah'ı cizyeleri toplayıp getirmesi için Bahreyn'e göndermişti. O sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Bahreyn halkı ile anlaşması bulunuyordu. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bahreyn yöneticisi (emir) olarak Ala İbnü'l-Hadramı'yi atamıştı. Ebu Ubeyde Bahreyn'den topladığı mallarla sabah namazı vaktinde Medine'ye döndü. Onun döndüğünü ensar da duymuş ve sabah namazı için mescide gelmişti. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem cemaate sabah namazını kıldırdıktan sonra döndü gidiyordu. Orada bulunanlar hemen O'na s.a.v. doğru koşuşturup önünde durdular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da onları görünce tebessüm etti ve şöyle dedi: "Sanırım, Ebu Ubeyde'nin bir şeyler getirdiğini duydunuz!" Onlar da: "Evet, ey Allah'ın Resulü" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Müjdeler olsun size, bundan böyle sizi sevindirecek şeyleri de umabilirsiniz. Vallahi, sizin hakkınızda beni endişeye sevk eden fakirlik değildir. Ancak dünyanın sizden öncekilere olduğu gibi size de olanca genişliği ile açılmasından, onların bu dünyalığı elde etmek için birbirleriyle kıran kırana sizi de helak etmesinden korkuyorum" Tekrar: 4015, 6425
Misver b. Mahreme dedi ki: "Ömer hançerlenince acı çekmeye başladı. İbn Abbas -onun acılarını hafifletmeye çalışmak ister gibi- ona dedi ki: Ey Mu'minlerin emiri, varsın böyle olsun. Andolsun sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arkadaşlık ettin. Hem de onunla güzel arkadaşlık yaptın. Sonra o senden razı olduğu halde ondan ayrıldın. Daha sonra Ebu Bekir ile arkadaşlık ettiğin halde ondan ayrıldın. Arkasından onların (diğer) arkadaşlarıyla arkadaşlık ettin, onlarla da arkadaşlığın güzel oldu. Şayet kendilerinden ayrılacak olursan şüphesiz onlar senden razı oldukları halde onlardan ayrılmış olacaksın. (Ömer) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkadaşlığı ve onun hoşnutluğu ile ilgili olarak söylediklerin, hiç şüphesiz Yüce Allah'tan bana bir lutuftur. Ebu Bekir'in sözünü ettiğin arkadaşlığı ve hoşnutluğu da hiç şüphesiz o da Allah'ın bana ihsan ettiği bir lutfudur. Gördüğün şu acı ve ızdırabıma gelince, o senin için ve senin arkadaşların içindir. Allah'a yemin ederim, eğer yeryüzünü dolduracak kadar altınım olsa şüphesiz Allah'ın azabından kurtulmak için -daha onu görmeden önce- fidye olarak verirdim." Ebu Muleyke, İbn Abbas'tan "Ömer'in yanına girdim ... " diyerek bu hadisi (böylece) zikretmiştir.
(Ubeydullah b. Adiy b. el-Hiyar'ın ona -yani Urve'ye- haber verdiğine göre) Misver b. Mahreme ile Abdurrahman b. Esved b. Abdi Yeğus, (Ubeydullah'a) dediler ki: "Senin (Osman'ın anne bir) kardeşi Velid hakkında Osman ile konuşmana engel olan nedir? Çünkü insanlar onun hakkında çokça konuşmaya başladılar. Bunun üzerine ben de Osman'a gittim. Onun namaza çıkmasını bekledim. Sana bir ihtiyacım var ve bu aynı zamanda senin için bir nasihattir, dedim. O: Ey adam senden ... -Ma'mer dedi ki: Zannederim senden Allah'a sığınırım,- dedi. Ben de geri dönüp ikisinin yanına gittim. Bu sırada Osman'ın elçisi geldi. Bunun üzerine onun yanına gidince, nasihatin nedir diye sordu. Dedim ki: Şüphesiz şanı yüce Allah-Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hak ile göndermiştir. Ona kitabı indirmiştir. Sen de Allah'ın ve Resulünün davetini kabul edenlerden oldun, iki defa hicret ettin. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından oldun. Onun hidayet usulünü gördün. İnsanlar ise Velid hakkında çokça konuşmaya başladılar. Dedi ki: Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yetiştin mi? Ben: Hayır, dedim fakat bana örtüleri arkasında bulunan bakire kız'a ulaştığı kadar onun ilminden bir şeyler ulaştı, dedim. Dedi ki: Şüphesiz Allah Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hak ile göndermiştir. Ben de Allah'ın ve Resulünün davetini kabul edenlerden oldum. Onunla gönderilenlere iman ettim. Dediğin gibi iki defa hicret ettim, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sohbetinde bulundum, ona bey'at ettim. Allah'a yemin olsun ki ona isyan etmedim. Allah onun ruhunu kabzedinceye kadar onu aldatmadım. Daha sonra Ebu Bekir'e karşı durumum da böyle idi. Sonra Ömer'e karşı durumum da bu oldu. Bundan sonra ben halifeliğe getirildim. Onların sahip oldukları hak kadar benim hakkım yok mu? Ben: Elbette vardır dedim. Dedi ki: O halde sizden bana kadar gelen bu konuşmalar ne oluyor? Velid ile ilgili söylediklerine gelince, inşallah bu hususta hakka uygun ne ise onu yapacağız. Sonra Ali'yi çağırdı, celde vurmasını emretti, o da ona seksen celde vurdu." Tekrar: 3872 ve 3927
Misver b. Mahreme'den rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Fatıma benim bir parçamdır. Onu kızdıran beni de kızdırmış olur
Misver b. Mahreme dedi ki: Ali, Ebu Cehil'in kızına talip oldu. Fatıma bunu işitti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına giderek dedi ki: Senin kavmin, kızların için kızıp öfkelenmediğini ileri sürüyorlar. İşte Ali, Ebu Cehil'in kızıyla evlenecek. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalktı. Teşehhüd getirdikten sonra onun şöyle dediğini dinledim: Ben Ebu'I-As b. er-Rabi'e kızımı nikahladım. O bana ne söylediyse sözünde durdu, doğru söyledi. Şüphesiz ki Fatıma da benim bir parçamdır ve şüphesiz onun hoşuna gitmeyen bir şeyden ben de hoşlanmam. Allah'a yemin ederim, Resulullah'ın kızı ile Allah'ın düşmanının kızı aynı adamın yanında (nikahla) bir araya gelmeyeceklerdir. Bunun üzerine Ali ona talip olmaktan vazgeçti." Misver'den (şöyle dediği rivayet edilmiştir): "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Abd-i Şems oğullarından bir damadını sözkonusu ettiğini, bu akrabalığı hususunda ondan övgüyle bahsedip, güzel bir şekilde onu yad ettiğini, sonra da şunları eklediğini dinledim: O, konuştuğunda bana doğruyu söyledi, söz verdiğinde sözünde durdu."
Misver b. Mahreme radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Fâtıma benden bir parçadır; onu öfkelendiren beni öfkelendirmiş olur.” [Bu rivayetin tercümesi kaynak nüshada bulunmadığından Arapça aslından çevrilmiştir.]
Urve b. Zubeyr'den rivayete göre; Ubeydullah b. Adiy b. el-Hiyar'ın kendisine Misver b. Mahreme ile Abdurrahman b. el-Esved b. Abdi Yeğus'dan şöyle dediklerini haber vermektedir: Dayın Osman ile (onun anne bir) kardeşi Velid b. Ukbe hakkında konuşmaktan seni alıkoyan nedir? Çünkü Ubeydullah dedi ki: Bunun üzerine ben de Osman namaza çıkıp giderken önüne çıktım ve, seninle görülecek bir işim var. Bu iş bir nasihattir, dedim. Ey adam senden Allah'a sığınırım dedi. Bunun üzerine ben de ayrılıp gittim. Namazı bitirdikten sonra el-Misver ile İbn Abdi Yeğus'un yanına oturdum. Ben de onlara Osman'a söylediğimi, onun da bana verdiği cevabı aktardım. Her ikisi de bana, sen üzerine düşeni yaptın, dediler. Ben onlarla birlikte oturuyorken, Osman'ın elçisi yanıma geldi. Bana: Allah seni sınıyor, dediler. Gittim ve Osman'ın yanına girdim. Bana, az önce sözünü ettiğin nasihatin neydi, dedi. (Ubeydullah) dedi ki: Önce kelime-i şahadet getirdim, sonra şunları söyledim: Şüphesiz Allah Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Nebi olarak gönderdi. Üzerine Kitabı indirdi. Sen de Allah'ın ve Resulünün davetini kabul edip, ona iman edenlerden oldun. İlk iki hicrette bulundun. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sahabilik ettin, onun hareket ve tutumlarını gördün. İnsanlar ise Velid b. Ukbe hakkında çokça konuşur oldular. Dolayısıyla senin ona had uygulamak senin üzerinde bir hak oldu. Bana dedi ki: Kardeşimin oğlu, sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yetiştinmi? Ben: Hayır dedim fakat örtüsünün arkasındaki bakire kıza kadar ulaşan ilmi bana da ulaştı. (Ubeydullah) dedi ki: Osman da kelime-i şahadet getirdikten sonra dedi ki: Şüphesiz Allah Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hak ile gönderdi. Üzerine Kitabı indirdi, ben de Allah ve Resulünün davetini kabul edenlerden oldum. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile gönderilenlere iman ettim. Senin de dediğin gibi ilk iki hicrette bulundum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sahabelik ettim, ona bey'at ettim. Allah'a yemin ederim, Allah onun ruhunu kabzedinceye kadar ona itaatsizlik etmedim, onu aldatmadım. Daha sonra Yüce Allah Ebu Bekir'e halifelik verdi. Allah'a yemin ederim, ona da karşı gelmedim ve onu da aldatmadım. Sonra Ömer halife oldu. Allah'a yemin ederim ona da karşı gelmedim, onu da aldatmadım. Arkasından ben halifelik makamına getirildim, onların benim üzerimdeki hakları ne idiyse, benim de sizin üzerinizde öyle hakkım yok mudur? (Ubeydullah), evet dedi. (Osman) dedi ki: O halde sizden bana ulaşan bu sözler (dedikodular) ne oluyor? el-Velid b. Ukbe'nin durumu ile ilgili olarak söylediklerine gelince, inşallah bu hususta biz hak olan ne ise onu yapacağız. (Ubeydullah) dedi ki: Velid'e de kırk celde vurdu. Ali'ye celdeyi vurması için emir verdi, ona celde vuran o oldu." Yunus ile Zühri'nin kardeşinin oğlu, Zühri'den şöyle dediğini nakletmektedirler: "(Osman dedi ki): Onların hakkı gibi benim de sizin üzerinizde hakkım yok mu?" Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: "Rabbinizden bir bela" yani sizin müptela olduğunuz sıkıntılar demektir. Bela, ibtila ve tamhıs (arındırmak) demek olup, "belevtuhu ve mahhastuhu" onda olanı açığa çıkardım, demektir. "Yeblu" sınar demektir. "Mubtellkum" sizi sınayacaktır. "Belaun azim"den kasıt, nimetlerdir.
Zühri'den rivayete göre Urve b. Zübeyr kendisine şunu haber vermiştir: el-Misver b. Mahreme'nin kendisine haber verdiğine göre "Ömer b. Avf -ki bu Amir b. Luey oğulları ile antlaşmalı ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Bedir'de bulunmuş birisi idi- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Ubeyde b. el-Cerrah'ı Bahreyn'e oranın cizyesini getirmek üzere göndermişti. Bahreynlilerle bizzat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sulh yapmış ve onlara el-Ala b. el-Hadrami'yi emir tayin etmişti. Ebu Ubeyde Bahreyn'den bir miktar mal getirip geldi. Ensar Ebu Ubeyde'nin gelişini duydu. Sabah namazını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte kıldılar. (Namazdan sonra) kalkıp gidince onun karşısına çıktılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları görünce gülümsedi, sonra şöyle buyurdu: Zannaderim Ebu Ubeyde'nin bir şeyler getirerek geldiğini duydunuz. Onlar: Evet ey Allah'ın Resulü, dediler. O şöyle buyurdu: Size müjdeler veriyorum. Sizi sevindirecek şeyleri ümit edebilirsiniz. Allah'a yemin ederim ben sizin için fakirlikten korkmuyorum,. Fakat sizden öncekilere bolca yayıldığı gibi dünyanın sizin de önünüze yayılacağından, onların bu dünyalıkta yarışacağınızdan, Allah'ın onları helak ettiği gibi sizi de helak edeceğinden korkuyorum."